Ahlak Dersleri:
Tevhidi Vasıtasız Allah’tan Alan Büyük Arif Ayetullah Ensari Hemedani (1)
Önemli Bir Uyarı: Değerli ve muhterem okuyucularımız, burada hayatını konu alacağımız çağımızın en büyük Ariflerinden olan Ayetullah Ensari Hemedani’nin yaşamında yaptığı amel ve çalışmalar kişiye has amellerdir.
Dolayısıyla burada geçen olaylar kişiyle alakalıdır. Allah’a ulaşmak için hiç kimse bu şekilde ameller yapmaya çalışmamalıdır.
İnsanların birinci görevi maksada ulaşmak için seyr- suluk üzerine uzman bir üstat bulmak ve yaşamının tüm alanlarında onun dediklerini yaparak onun iznine göre amel etmektir. Hatta söyleyeceği zikri bile ona danışmaktır. Zira bazı zikir ve amaller ilaç gibidir; bazıları için şifa ve deva olabildiği gibi bazıları için de dert ve hastalık olabilmektedir.
Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA-
Büyük Üstat Arif-i Billah Ayetullah Ensari Hemedani (r.a)
Ayetullah Ensari Hemedani, çok ağır zahmetler çekmiş, uzun yıllar boyunca haram ve mekruh günler dışında tüm günlerini oruçla geçirmiştir.
Geceleri ise gecenin ilk saatinde iki saat yatıp dinlendikten sonra kalkar, abdestini alır ve nafileleri yerine getirirdi.
Kaç rekat nafile namazı kıldıktan ve Kur’an tilavet ettikten sonra tekrar uyurdu. Tekrar biraz dinlendikten sonra kalkar abdestini alır,
nafile namazını kılar ve Kur’an okurdu. Sonra tekrar uyur ve sabah ezanına bir saat kadar kala tekrar uyanır ta sabah ezanına kadar nafile kılar, Kur’an okur ve münacat, zikir, tevessül, tefekkür ederek uzun secdeler ederdi.
Ayetullah Ensari Hemedani’nin Manevi Dönüşümü
Ayetullah Ensari Hemedani, içsel dönüşümünü ve Seyr-i Suluk yoluna girmesini şu şekilde açıklamıştır:
Ben Hemedan ulemasının teşviki ile Kum’a gelmiştim. O zamana kadar irfan ve seyr-i suluk’a karşıydım. Şeriatı emredilen zahiri şeyler olarak algılamaktaydım. Bu durum başımdan bir olay geçene kadar devam etti. Bir gün gençliğimde Hemedan’a gitmiştim.
Bana çok değerli bir kişinin Hemedan’a geldiğini ve bir çok kişiyi kendisine hayran bıraktığını söylediler. Ben, o kişinin olduğu toplantıya gittim. Gördüm ki Hemedan’ın tanınmış seçkin alim ve kişileri da bu kişinin etrafına toplanmışlar.
O kişi ise ortada sessizce oturmakta. Kendi kendime şöyle düşündüm ve dedim ki bu kişiler çok önemli ve yüksek öğrenim sahibi kişilerdir, ancak onları irşat edip doğru yola sevk etmekte benim şer’i vazifemdir.
Dolayısıyla vazifeme amel edip onlara iki saat kadar konuşma yaparak onları irşat ettim! Konuşmamda irfanı tam anlamıyla reddederek ariflerin söylediği seyr-i suluk-u ilallah’ı inkar ettim. Konuşmam bittikten sonra o ilahi velinin başını yere eğerek kimseyle konuşmadığın gördüm.
Bir süre geçtikten sonra başını kaldırarak, derin bir bakışla bana bakarak şöyle dedi: “an garib est ki tu hud ateşi be suhtekan alem hahi zed.” (Çok yakındır ki senin kendinde alemin yanmışlarına bir ateş vuracaksın)
Ben, onun konuşmasından bir şey anlamamış, ancak içimde çok büyük bir dönüşümün olduğunu hissederek ayağa kalktım ve oradaki topluluktan ayrılarak dışarı çıktım. Sanki tüm bedenimi bir hararetin kapladığını hissediyordum.
Eve vardığımda ikindi vaktiydi, hararet ve sıcaklığım artmaktaydı. Akşamın ilk saatinde akşam ve yatsı namazlarımı kıldım. Akşam yemeğini yemeden yatağıma giderek yattım. Gecenin yarısı uyandım, yarı uyanık bir halde birisi bana şöyle diyordu: “Arif bir kişi bizim aramızda ay gibidir, yıldızlar ve melekler arasında Cebrail gibidir.”
Kendime baktığımda artık ders okuma istek ve hevesim kalmamıştı. Yavaş yavaş başka şeylere ihtiyaç duyduğumu hissettim ve tekrar Kum’a geri döndüm. Kum’da değerli bir kitap olan “Urvetu’l Vuska” kitabına haşiye yazmaya başladım. Öyle ki bir gece kendi kendime benim haşiyeme ihtiyaç mı var? Hamdolsun ki bir çok ulema bu kitaba haşiyeler yazmışlar.
Benim haşiyeme ihtiyaç yok diyerek haşiye yazmaktan vazgeçtim. Aynı gece rüyamda çok büyük rengarenk bir havuz gördüm. Havuzun etrafında bir sürü büyük kaseler vardı. O kaselere Allah’ın adları ve şu ayet-i kerime yazılıydı:
“Zalike fazlullahi yutihi men yeşau” (Bu Allah’ın her kime isterse verdiği lütfudur. (Maide Suresi, 56. Ayet)” ben havuzun yakınına geldiğimde havuzun suyundan dolu bir fincan bana içirdiler. Uykudan sıçrayarak kalktım. Kendimde çok büyük bir dönüşümün yaşandığını hissettim ve beni benden alan ilahi kutsi nesim rüzgarları ve yüce alemin çekiciliği adeta kalbime akmıştı. Kendi bedenimi ateşten bir şule olarak gördüm.
“Bir defa kalbimin yanması o kadar şiddetlenmişti ki ölümümün yakın olduğunu düşünmeye başladım. Ben yanmıştım ve artık kalma ümidim kalmamıştı. Gerisini getiremeyeceğime emindim, yanıyordum yanıyordum… birden bir nurun görüldüğünü ve kalbime çarptığını hissettim ve o anda kalbim sakinleşti ve harareti söndü.”
Ayetullah Ensari Hemedani’nin öğrencilerinden biri Ayetullah Ensari Hemedani’nin şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Merhum Gıbar Hemedani’yi ilahi cezbe tutmuş ve yanmış. Ben de eğer ilahi inayet olmasaydı onun gibi yanacaktım.”
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ın sevgisi her yeri yakarak geçer. Allah’ın nuru aydınlatmadığı hiçbir şeye ışık vermez. (Misbahu’ş Şeria, c. 2, s. 239)”
Üstadın konuşmasının devamı: o günden sonra şayet elim kamil bir veliye ulaşır ve ondan istifade ederim diye bir o yana bir buyana bir çok yere başvurdum. o zaman güçlü alim ilahi veli olan Ayetullah uzma Şeyh Mirza Cevad Meliki Tebrizi (r.a) vefat etmişti. Her ne kadar öğrencilerinin yanına da gitsem yangınlığım sönmemişti. Öyle ki kendimi yalnız, çaresiz ve zavallı olarak görmeye başladım. Başımı alıp Kum’un etrafında bulunan çöl ve dağlarına doğru gittim. Sabahları gidiyor, ikindi vakitleri geliyordum. Öyle ki kırk ya elli gün boyunca Hz. Masumlara (a.s) tazarru ve tevessül ettikten sonra çaresizlik ve ıstırarım zirveye çıkmıştı. Artık yemekten içmekten kesilmiş uyku uyuyamaz olmuştum. Birden gözümün önündeki perdeler kaldırıldı ve ilahi kutsi tarafından can veren rahmet nesimleri esmeye başladı ve ilahi lütuf beni kapsamına almıştı. Kendi amacıma peygamberlerin sonuncusu Hz. Muhammed’in (s.a.a) mukaddes vücudundan aldım. Gördüm ki bu konuda hatemul enbiyanın vücudu insanın elinden tutmaktadır. O günden sonra Hz. Muhammed’in mukaddes makamına tevessül ettim ve ondan bir çok faydalar elde ettim.
Yine üstadın kendisi şöyle buyurmuştur: “O günden sonra her nerede mükaşafat veya zihni bazı şeyler oluştuğunda ve cevabını bilmediğimde Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) mütevessil olur ve cevabını ondan aldırdım.
Ayetullah Ensari Hemedani’nin kendisi, Allame Gazi ve öğrencileri şöyle demektedirler:
“Onun bu yolda üstadı yoktu. Tevhidi direk olarak Allah’tan öğrenmiştir.”
Üstadının olmaması, ağır ve zorlu riyazatlar ve ibadetlere tahammül etmesinden dolayı çok zayıf bir bedene sahipti. Şayet bu sebeplerden dolayı 59 gibi erken bir yaşta hayatını kaybetmiştir.
Üstadın kendisinden şöyle nakletmişlerdir: “Eğer ben tıp bilmeseydim şu ana kadar 70 defa ölmüştüm!”
Üstadın annesi şöyle buyurmuştur: “Oğlum bu yola düşmeden önce çok dolgun ve beyaz bir yüze sahipti.”
Elbette üstat şöyle buyurmuştur: “Eğer şimdi genç olsam bu yolda nasıl gitmem gerektiğini ve yaptığımdan ziyade yolun ne kadar da kolay olduğunu bilirdim.” Bu dediklerimiz üstat Ayetullah Ensari Hemedani’nin daha yolun başında hakikatlere nasıl bağlandığına dair durumuydu.
Terminoloji açısından bu tür ariflere “Meczub-u salik” derler. Ayetullah Ensari Hemedani, seyr-i suluk mesirinde önemli bir yolu kendi ifadesiyle üstatsız olarak gitmiştir. Sadece yolun başında kısa bir süreliğine bazı ilahi evliyalardan istifade etmiştir. Onlardan biri de ilk kıvılcımı kalbine atan kişidir. Daha sonra “mecnun” adıyla ünlü olan ve sonraları “atik” diye meşhur olan seçkin insan “Hacı Molla Ağacan Zencani”yle karşılaşır. O değerli insan Zencan’da onunla görüşür ve Ayetullah Ensari Hemedani’ye hitaben şöyle der: “Bize yolun bir miktarını bizimle gelmeniz konusunda emir geldiğini size duyurmamız söylendi.” Bu yolda kısa süreliğine de olsa bu zorlu yolda ona yardımcı olması için bir başka kişide Ayetullah Mirza Cevad Ağa Meliki Tebrizi’nin öğrencilerinden olan “Hacı Ağa Hüseyin Kummi’dir. Elbette onun üstatlık konumu bulunmamaktaydı, sadece Ayetullah Mirza Cevad’ın konuşmalarını ve sözlerini ona nakleder oda bu konuşmalardan yararlanırdı. Sonraları üstat Ensari Hemedani ondan iyilik ve saygıyla bahsetmiştir.
En kısa zamanda ikinci bölümünü yayınlayacağız…
ABNA.İR


more post like this