İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ahlak ve Tevekkül İlişkisi

    Ahlak ve Tevekkül İlişkisi

    • necefi
    • islamic-sources
    Ahlak ve Tevekkül İlişkisi
    Rate this post

     

    Ahlak, “huluk” ve “hulk” kelimelerinin çoğuludur. Bu ikisi, insanın nefsinde ‘meleke’ haline gelen sıfat manasına gelmektedir. Meleke ise, insanın ruhunda nüfuz eden öyle bir sıfattır ki, o sıfata uygun amel ve davranışlar kendiliğinden yapılır. Örneğin tevazu sıfatı bir insanda meleke haline gelse insan yeri geldiğinde kendiliğinden ve otomatik olarak tevazu eder. Hulk, iyi olursa fazilet, kötü olursa rezalettir.
    Dolayısıyla ahlak, insanda meleke haline gelen iyi (fazilet) ve kötü (rezalet) sıfatların tümüne denir.[1]
    Hulk ve ahlak nefsani bir halet olup amel kategorisinden değildir. Zira ahlak, iyi ve kötü davranışların doğurduğu insanın içindeki halet ve kudrettir; davranışlar ahlakın kendisi değil onun sonucudur. Bu yüzden birinin cömertlik melekesi olsa ama fakirlik veya başka bir engelden dolayı bağışta bulunma imkânı olmazsa yine de cömert sayılır. Ama biri cömert olmazsa ve riyakârlık vb. amaçlarla bağışta bulunursa ona cömert denmez.
    Gerçekte insanın tesadüfi olarak yaptığı iyi ya da kötü haletlere “hulk” denmez. Ruhta nüfuz eden ve insandaki sabit hallere “hulk” denir.[2]
    Tevekkülün Tanımı
    Tevekkül, nefsani sıfata yönelik ve insanla Allah arasındaki ilişkiyi belirleyen İslam ahlakının genel kavramlarından biridir. Tevekkül Allah’a yürüyen saliklerin menzillerinden, muvahhitlerin makamlarından biri ve yakin ehlinin en yüksek derecelerindendir.[3]
    Tevekkül, kulun bütün işlerinde Allah’a güvenmesi, işlerini Ona havale etmesi, ilahi güç ve kudrete dayanmak demektir.[4]
    Resul-i Ekrem (s.a.a) buyuruyor:
    ‘Cebrail’den ‘Tevekkül nedir?’ diye sorduğumda şöyle cevap verdi: ‘Yaratılmışların, zarar veremeyeceğini, bağışta bulunamayacağını ve engel olamayacağını bilmektir. Gözünü insanların eline dikmemektir. Kul böyle olunca Allah’tan başkasına iş yapmaz ve Ondan başkasına ümidini bağlamaz. Bütün bunlar tevekkülün gerçeği ve sınırlarıdır.’[5] Bu önemli sıfat, insanın varlık âleminde gerçekleşen bütün işlerin Allah’tan olduğunu bildiği, Onunla birlikte hiçbir gücü kabul etmediği ve Onun dışında kudretin olmadığına inandığı zaman gerçekleşir. Tam manasıyla böyle bir inanca sahip olan kimse, kalbinde Allah’a güvenecek ve Ona dayanacaktır.[6]
    Ancak bu tevekkülün en yüksek mertebesidir. Tevekkülün mertebeleri şunlardır:
    a) Tevekkülün en düşük mertebesi, insanın Allah’a olan güveni avukatlara olan güveni gibi olan mertebedir. Bu mertebede daha çok işin halledilmesi amaçlanmaktadır.
    b) Orta mertebe: Allah’tan başkasını tanımamak ve Ondan başkasına sığınmamak. Bu mertebe çocuğun anneye bağlı olması gibidir.
    c) Tevekkülün en üst mertebesi, insanın yüzde yüz Allah’a bağlanmasıdır. Tıpkı ölünün, ölü yıkayıcıya bağlı olması gibi.[7]
    Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Allah’a tevekkül etmek, tevessül etmeye engel değildir. Zira maddi âlem sebep ve sonuçlar üzerine kuruludur. Olan ve olmayan her şey maddi sebeplerin varlık ve yokluğuna bağlıdır. Ama bütün bu sebepler ilk sebebe dönmekteler. Ve bütün sebepler O’nun istek ve iradesiyle görevlerini yerine getiriler.
    Tevhit konusunun bölümlerinden biri, fiillerde tevhid’dir; onun manası şudur: Muvahhit insan, varlık âleminin tümünde bağımsız tek bir sebebe inanır. O sebepte Allah’tır. Diğer sebeplerin hepsi O’na bağımlıdır.
    Allah’a tevekkül ve O’ndan yardım dilemek fiilde tevhidin dallarından biri olup tevekkül eden her makam ve mekanda gerçek sebebin Allah olduğunu bilir.
    Tevekkül, beğenilen bir özellik olarak ayet ve rivayetlerde gelmiştir. Aşağıda onlardan birkaçını örnek olarak getiriyoruz:
    ‘İmanınız varsa Allah’a tevekkül edin.’[8]
    ‘Allah tevekkül edenleri sever.’[9]
    ‘Kim Allah’a tevekkül ederse Allah ona yeter.’[10]
    İmam Bakır (a.s) şöyle buyuruyor:
    ‘Kim Allah’a tevekkül ederse yenilmez ve kim ona sığınırsa kaybetmez.’[11]Hz. Ali (a.s)’da buyuruyor: ‘Allah’a tevekkül etmek, her türlü kötülükten kurtulmanın ve her türlü düşmandan korunmanın kaynağıdır.’[12]
    Yukarıda anlatılanlardan anlaşıldı ki, tevekkül ahlaki faziletlerden ve onun mısdaklarından biridir. Tevekkülle ahlak arasındaki ilişki budur.
    ——————————————————–
    [1] -Muhsin Garaviyan, Felsefe-i Ahlak Ez Didgah İslam, s.11, Müessese-i Ferhengi-i Yemin, 2. Baskı, h.ş.1380
    [2] -Mehdi Nilipuri, Beheşt-i Ahlak, c.1, s.28, İntişarat-ı Müessese-i Tahkikati-i Hazreti Veliyy-i Asr, Çaphane-i Şeriat, Kum, h.ş.1385.
    [3] -Mehdi Nilipuri, a.g.e. c.1, s.28 ve c.2, s.701.
    [4] -Molla Ahmed Neraki, Mirac-us Saadet, s.758, İntişarat-ı Hicret, 8. Baskı, h.ş.1381.
    [5] -99. Dizin (Site: 2385), Kısa Cevap.
    [6] -Molla Ahmed Neraki, a.g.e. az bir değişiklikle.
    [7] -Molla Ahmed Neraki, a.g.e. s.764-765.
    [8] -Maide/23
    [9] -Al-i İmran/159.
    [10] -Talak/3.
    [11] -Mirza Hüseyin Nuri, Müstedrek-ul Vesail, c.2, s.288, Müesseset-u Al-il Beyt Li İhya-it Teras, 1. Baskı, h.k.1408.
    [12] -Müntahab-ı Mizan-ul Hikme, Derleyen: Seyid Hamid Hüseyni, Bab-ı Tevekkül, Müessese-i İlmi ve Ferhengi-i Dar-ul Hadis, h.ş.1385.