İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ahlakın Öğrenimdeki Rolü

    Ahlakın Öğrenimdeki Rolü

    • necefi
    • islamic-sources
    Ahlakın Öğrenimdeki Rolü
    Rate this post

     

    RUHİ ARINDIRMANIN İLİM VE MARİFETTEKİ ROLÜ
    İlim ve öğrenim uğruna yapılan çabayı, İslam mektebi devamlı teşvik etmiş, Kur’an-ı Kerim ve hadisler ilmi, değer ve üstünlük ölçüsü olarak söz konusu etmişlerdir. Kur’an-ı Kerim, ilmin üstünlük ölçüsü olduğunu şu şekilde beyan ediyor:
    De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Hiç şüphesiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünmektedir.(1) Ve diğer bir yerde insanın her iki âlemde yüce insani derecelere erişmesinin ilmin nuruyla gerçekleşeceğini şöyle açıklamıştır:
    Allah, sizden iman etmekte olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltir. Allah, sizin yaptıklarınızdan haberdardır.(2)
    İslam dininde ilmin değeri ve üstünlük ölçüsü oluşu, şu iki özelliğe sahip olmasına bağlıdır.
    a) İlim sahibi güzel ahlak sahibi de olmalıdır.
    b) İlim yüce insani değerler doğrultusunda kullanılmalıdır.
    Bu ikisinden her birinin olmayışıyla ilim, bataklığa dökülen tatlı ve berrak suya benzer ki, bir nevi en güzel yaratılış zirvesinden aşağıların aşağısına(3) doğru çöküştür. İşte bu yüzden ilahi maariflerin hazinesi olan Kur’an-ı Kerim, Resul-i Ekrem’in (s.a.a) peygamberliğe gönderilişinin hedefini açıklarken, ilim ve tezkiyeyi (ruhu pisliklerden arındırmayı) bir arada ve yanyana zikretmiştir.(4) Bu gerçeğe Resulullah’ın (s.a.a) buyruklarında da rast¬lanmaktadır. Çünkü Resulullah (s.a.a) Ben öğretmek için gönderildim(5) diye ilan ediyorsa, Ben ahlaki erdemleri tamamlamak için gönderildim(6) diye de buyurmuştur ve yine Rabbim bana ilim öğretti; ne de güzel ilim şeklinde buyuruyorsa bununla birlikte Rabbim beni terbiye etti; ne de güzel terbiye(7) sözünü de dile getirmiştir.
    Dolayısıyla ilim, ahlaki değerlerle ve insani hedeflerle birlikte olursa değer kazanır ve İslam’da olan üstün değerlerin kapsamına giriverir; yine âlimin makam ve değeri, ilim ve bilgi edinmeye çaba harcamanın yanı sıra kendi nefsini temizlemeye daha fazla önem göstermesine bağlıdır.
    Bahsimize Unvan-i Basri’den rivayet edilen bir hadisle başlıyoruz:
    Şemsuddin Muhammed b. Mekki, Ahmed Ferahani’den (r.a) ve o da Unvan-i Basri’den * şöyle dediğini rivayet ediyor:
    Yıllardı ilim edinmek için Malik b. Enes’in dersine gidiyordum. Medine’de İmam Sadık’ın (a.s) huzuruna gittim, Malik’ten edindiğim gibi imam Cafer Sadık’tan (a.s) da ilim edinmek istiyordum. İmam Sadık (a.s) bana şöyle buyurdu: Ben gözaltındayım; ayrıca gece gündüz dua ve zikirle meşgulüm. Beni işimden alıkoyma; önceki gibi Malik’e giderek ondan istifade et.
    Unvan der ki: İmam Sadık’tan (a.s) duyduğum bu söze çok üzüldüm. Huzurundan çıkarak kendi kendime: Eğer bende bir hayır olsaydı İmam beni yanına gidip gelmekten ve kendisinden feyz almaktan alıkoymazdı, dedim.
    Daha sonra Mescid-i Nebi’ye giderek Resulullah’a (s.a.a) selam verdim. İki rekât namaz kıldıktan sonra ellerimi dua için kaldırarak şöyle dedim: Ey Allah! Ey Allah! İmam Sadık’ın (a.s) kalbini bana karşı şefkatli kıl ve onun ilminden bana nasip eyle! Ki senin doğru yoluna hidayet olayım.
    Sonra üzgün bir halde eve döndüm. Kalbim İmam Sadık’ın (a.s) muhab¬betiyle dolduğu için artık Malik’in yanına da gitmedim; zaruri ihtiyaçlarım dışında evden dışarı çıkmadım. Nihayet sabrım tükendi. Bir gün ikindi namazından sonra İmam’ın evine gitmek üzere dışarı çıktım. İmam’ın evine varınca içeri girmek için izin istedim. İmam’ın hizmetçisi dışarı çıkarak: Ne istiyorsun? dedi. İmam’a selam vermek istiyorum dedim. Hizmetçi: İmam namaz halindedir dedi ve geri döndü; ben kapının arkasında oturdum; henüz çok geçmemişti ki hizmetçi gelerek: Allah’ın bereketiyle gir dedi. İçeri girerek selam verdim. İmam Sadık (a.s) selamımı aldıktan sonra Otur; Allah affetsin seni diye buyurdular. Oturdum. İmam bir müddet başını aşağı eğerek öylece sessiz kaldı. Sonra başını doğrultarak: Künyen nedir? diye buyurdu. Eba Abdullah’tır dedim. İmam Allah bu künyeyi sende sabit kılsın ve seni muvaffak etsin. Ey Eba Abdullah, benden isteğin nedir? buyurdu. Ben kendi kendime dedim ki: İmam’ı ziyaretimin, bu duasından başka bir faydası olmasa da, bu duasındaki hayır yeter bana. İmam ikinci kere ne istiyorsun? buyur¬du. Ben, Allah Teâlâ’dan sizin kalbinizi bana karşı yumuşatmasını ve şefkatli kılmasını, sizin ilminizden beni faydalandırmasını istedim. “İnşallah Allah ka¬bul etmiştir” dedim.
    İmam o zaman şöyle buyurdu: Ey Eba Abdullah, ilim, öğrenmekle edinil¬mez. İlim ancak bir nurdur ki, Allah Teâlâ onu hidayet etmek iste¬diği kimsenin kalbine yerleştirir. O halde, eğer ilim istiyorsan ilk önce kulluğun hakikatini kendi nefsinde ara! İlimi kullanarak (amel ederek) edin ve Allah Teâlâ’dan idrak etmeyi iste; o seni bilgin eder.(8)
    Şimdi bu hadisin ışığında ilmin hakikatini ve ona ulaşmanın şartlarını beyan etmeğe çalışalım.
    İlmin Hakikati
    İlim, öğrenme yoluyla edinilmez; ilim ancak bir nurdur ki, Allah Teâlâ onu hidayet etmek istediği kişinin kalbine yerleştirir.
    Bu söze dikkat ettiğimizde bu ilmin, medrese veya okullarda tahsil edilerek elde edilen ilimlerden veya ders olarak, kitap okuyarak ve bilginlerin eserlerini araştırarak edinilen ilimden farklı olduğu açıklığa kavuşmaktadır. Çünkü okul ve medreselerde olan ilim sadece anlama ve anlatma için kullanılan sözcük ve terimlere dayalıdır; ancak hakiki ilim bunların dışında bir şeydir. Ama bu söz, bu iki tür ilmin arasında bir irtibatın olmadığı anlamına değildir; çünkü ke¬lime ve terimlere dayalı olan ilim ilmin hakikati dediğimiz nura kavuşmak için gerekli olan ortamı hazırlamaktadır.
    Âlim, ilmin hakikati ışığında açıkça hakikati bulur, hidayete kavuşur. İmam Cafer-i Sadık’ın (a.s) tabiriyle nur olan bu ilmin iki özelliği vardır:
    a) Nurda meçhul bir nokta yoktur. Yine ilim, şek ve şüphe olması bir yana, ancak yakin haddine ulaştığı zaman hakikat olur.
    b) Nur aydınlatıcıdır. Hakiki ilim de hakikatleri batıl şeylerden ayırt ettire¬cek derecede aydınlatıcı olmalıdır. İnsanın sapmasına ve helak olmasına sebep olan fikri karanlıkları yok etmeli, inanç temellerini gevşeten şek ve şüpheyi âlimden uzaklaştırmalıdır; o âlime ilim ve fikir sebatı vermelidir. Ve yine hi¬dayet yolunu ona aydınlatıp onu hak ve hakikatlere doğru yönlendirmeli(9) ve sonucu kurtuluş olan insani kemale ulaştırmalıdır.(10)
    Dolayısıyla hadislerde, hidayet ilmin ayrılmaz özelliği olarak tanıtılmıştır ve hidayetin ancak ilmin ışığı altında gerçekleşebileceği bildirilmiş(11) ve ilimden mahrum olan kimse hidayet yolundan uzak olarak tanıtılmıştır.(12)
    Gerçekten ilim, bu iki özelliğiyle Allah Teâlâ’nın, doğru yolu, kemal yolu¬nu bulup toplumu cehalet ve delaletten kurtarmaları için liyakatli kimselere bağışladığı bir nurdur. İlmin Hakikatine Ulaşmanın Şartları:
    Önceden zikrettiğimiz hadisin ilk bölümünün ışığında ilmin hakikatiyle tanıştık. Şimdi ilmin hakikatine ulaşmanın yollarını bize öğreten ikinci bölüme dikkatinizi çekiyoruz. İmam Sadık bu hususta ubudiyet ve kulluk mese¬lesini beyan edip, aynı zamanda fiiliyatta ilimden yararlanma ve Allah Teâlâ’dan yardım istemeye işaret etmektedir. Şimdi biz bu iki olgu üzerinde duralım:
    a) Ubudiyet ve Kulluk
    İlk önce kendinde kulluğun hakikatini ara
    Şüphesiz hakikatleri şüphelerden arınmış bir şekilde âlime gösteren, karan¬lık ve zulmetlerde yolları aydınlatan ilim; dünya hayatını kemal yatağı ve ahiret yurdunu doğruluk ve kurtuluş mekânı kılan ilim ve mezkûr hadisin tabirince kendisi nur olan ve nura hidayet eden ilim, sözcüklerde biten nakli ve akli öğrenimlerden kaynaklanamaz. Bu özellikteki bir ilim kitapları mütalaa etme ve araştırma yoluyla edinilemez. Böyle bir ilim Allah tarafından liyakatli kulların kalbine indirilen bir nurdur. Dolayısıyla, İmam Sadık’ın (a.s) buyruğundan ilham alarak şu neticeye varıyoruz ki, bu ilme sahip olmak, kulluğun hakikatine ulaşmaya bağlıdır. Yani ilim edinmek isteyen kimsenin kelime ve ıstılahları öğrenirken aynı zamanda yaratıcısına kulluk etmesine ve kulluğun yüce makamına erişmesine bağlıdır. Öyle bir makam ki, ilahi ol¬mayan bütün bağlardan koparır, iç ve dış hayatında Allah’ın hâkimiyetini tespit eder. Böyle bir insan bütün değerlerin, ana değer olan kulluk ok¬yanusuna bağlı olmasıyla değer kazandığına inanır ve onları bu mihver ekse¬nin¬de arar. Böyle olunca da Allah’ın nurundan yaralanmak için illet-i tamme olan kulluk eşliğindeki öğrenim gerçekleşir ve insan ilmin hakikatine kavuşur.
    Bu konuda, ilmin hakikatine ulaşanlardan olan büyük âlim Seyyid Haydar Âmuli (r.a) şöyle yazmaktadır:
    Mekke yolculuğundan döndükten sonra Necef şehrinde ikamet ettim ve imkân dâhilinde olan en çok, en zor ve en yüce bir riyazet ve ibadete koyul¬dum. Dolayısıyla o zor şartlardaki riyazet ve ibadetin peşinden, bu müddet zarfında Allah tarafından açıklanması mümkün olmayan bir takım maarif, hakikat ve dakik noktalar kalbime aktı.(13)
    Birçok ayet ve hadislerde muhtelif tabirlerle ilmin Allah’a kulluk sayesinde elde edileceğine işaret edilmiştir. İlim nuruna kavuşmak için bazı ayet ve hadislerde takva, bazılarında ihlas ve bazılarında da Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak şart bilinmiştir. Fakat gerçekte bunların her biri Unvan-ı Basri’nin hadisinde kulluğun hakikati olarak ifade edilen gerçeğin cil¬veleridir. Bunun açıklığa kavuşması için ubudiyet ve kulluğun bu cilvelerini şart bilen bazı ayet ve hadisleri zikrediyoruz:
    Kulluğun Takva Cilvesi
    Birçok ayet-i kerime, Allah Teâlâ’nın, takvalılara gerçek ve hakikatleri id¬rak edebilecekleri bir güç verdiğini bildirmektedir. Örneğin, Allah Teâlâ Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
    Ey iman edenler, Allah’tan korkup sakınırsanız (takvalı olursanız),
    Size doğruyu yanlıştan ayıran (bir nur ve anlayış) verir(14)
    İnsan kemale erişmek için sarf ettiği çaba, hareket ve davranışlarında ilahî bir hidayet meşalesine muhtaçtır. Doğrular ve yanlışlar çoğu kez normal düşünceyle ayırt edilemez. İnsan, hak düşünceli olmak için de Allah’ın hidayet edici gücüne muhtaçtır. Mezkur ayetten ve diğer ayetlerden(15) anlaşılıyor ki, bu güç takva ve Allah’a kulluk etmenin sayesinde kazanılır. Hadisler de bu konuyu açıkça beyan etmektedirler. Hz. Hızır’ın, Hz. Musa’ya (a.s) hikmetli buyruklarında şunları görüyoruz:
    Ey Musa! Kendini sabır için hazırla ki ilim edinesin, kalbini takva için şuurlandır ki, ilmin hakikatine erişesin.(16)
    Kulluğun İhlas Cilvesi
    Birçok hadiste, ilim ve hikmetin ihlas sayesinde elde edilebileceğine işaret edilmektedir. Başka bir tabirle ihlas, ilmin (hikmetin) hakikatine ulaşmanın şartı bilinmiştir. Şimdi bu hadislerden iki örnek zikredelim:
    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurur:
    Her kim kırk gün kendini Allah için halis ve muhlis ederse, Allah Teâla hikmet çeşmelerini onun kalbinden diline akıtır.(17)
    İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmaktadır:
    Her kim kırk gün Allah’a olan imanını halis ederse Allah Teala onu dünyaya nispet zahit eder, dünyanın dert ve dermanını ona gösterir, kal-bine hikmet yerleştirir ve dilini hikmetle konuşturur.(18)
    Kulluk ve Ahlak
    İlmin hakikatinin yeri, düşünce ve akıl değildir. Bilakis onun yeri, doğru bir ahlaki metotla cilalanmış, zulmet ve çirkinliklerin pasının giderilmiş olduğu tertemiz kalplerdir (insan varlığının özü olan ruhudur). Dolayısıyla ilmin hakikatini elde etmek için ahlaki değerlere dikkat etmek başrolü oynamaktadır. Çünkü nefsi temiz tutmak ve kalbe yakışmayan şeytani sıfatlardan temiz¬le¬mekle, kalp ilahi nuru kabullenmeye hazır olur ve böylece insan bu nura kavuşma liyakatini kazanır. Bu konuda İmam Ali (a.s) şöyle buyurmaktadır:
    İlim gökyüzünde değildir ki, sizin için iniversin ve yerde de saklanmış değil ki sizin için çıkıversin; bilakis ilim sizin kalplerinizde gizlidir. İlmin size zahir olması için ruhani (manevi) kişilerin edebiyle edeplenin.(19)
    Bu hadiste edepten maksat ahlaki değer ve faziletlerle kuşanmaktır. Bu konuda merhum Tureyhi şöyle yazmıştır: Bu hadisle Hz. Ali (a.s) ashabını eğitmek ve ahlaki değer ve faziletleri öğretmek istiyor.(20) Ve ruhaniler (manevi kişiler)den maksat da Allah’ın melekleridir. Binaenaleyh, bu hadiste Hz. Ali (a.s), Allah’ın meleklerinin ahlak ve edebiyle kuşanın buyuruyor. Melekler¬in yaratılışlarında şu sıfatlar vardır:
    1- Şehvetin tuğyan etmesinden, istek ve heveslere uymaktan uzaktırlar.
    2- Allah’ın emretmediği bir ameli yapmazlar.
    3- Sadece Allah Teâlâ’nın kutlu zatına teslim olarak, O’na itaat ve halis olarak kulluk ederler.
    Dolayısıyla, hakiki ilmi isteyen bir kimse, İlahî nurun kalbinde parlaması ve Allah’ın ilminin tecelligâhı olması için bu sıfatları nefsine yerleştirmelidir. Bu takdirde, onun ilmi Allah’ın bağışı olacak ve o kimse, dinde sebatlı olan büyük âlimlerin safında yer alacaktır. Zira din âlimi, ilim ve maarif tahsil et¬mek yolunda çaba göstermesi ile birlikte ilahî sıfatlarla kuşanıp, ilmin hakikatini Rabbinden alır.
    Bu hakikatin tadını alan merhum Şehid-i Sanî Kitab-ul Kâza’da içtihadın tanımını yaparken şöyle yazıyor:
    Evet, bütün bunlarla birlikte fakih, füruun (ahkamın), hangi temel ilkelerin kapsamına girdiğini anlayabilecek ve temel ilkelere dayanarak füruu (ahkamı) ispat edebilecek bir güce sahip olmalıdır. Bu konuda önemli olan da ve idrak gücüdür. Yoksa günümüzde şeyleri edinmek kolaydır. Çünkü âlim ve fakihler¬in bu mukaddimeler ve bunlardan yararlanma tarzı hakkındaki tahkikleri oldukça çoktur. Fakat bu güç ve kuvvet Allah’ın elindedir ve Allah Teâlâ onu kendi hikmetiyle liyakatli kimselere bağışlar. Elbette öğrenim ve öğretim uğruna çaba harcayanların çaba ve gayretlerinin bu gücü elde etmede önemli rolü vardır.(21)
    Bizim uğrumuzda cihat edenlere şüphesiz biz onlara yollarımızı gösteririz; Gerçek şu ki Allah, ihsan edenlerle beraberdir.(22)
    Evet, muhtelif ilim dallarında, bahis ve tartışmalarla ömür çürüten ancak ruhî arınma için çaba göstermeyen âlimlere baktığımızda onların düşünceleri¬nin gerçek ve hakikatten uzak olduğunu görürüz.
    Şimdi sen, kendi hevesini kendine tanrı edinen ve bu yüzden bilerek Allah, kendisini saptırdığı, kulağı ve kalbi üzerine damga vurduğu ve gözü üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah’tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz?(23)
    Bu ayete göre, kulluğun hakikatinden yoksun bir bilgin iki tür bedbahtlığa duçar olabilir.
    1- Saadet ve kurtuluş yolunu bulmaya vesile olması gereken ilmi, hayvani arzulara ve insaniyetle çelişen hedeflere kavuşma vesilesi olur ve nihayet böyle bir ilim onu kurtuluşa değil çöküşe götürür. Bu konuda Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: Birçok âlimler vardır ki, cehaletleri onları öldürmüştür ve ilimlerinin onlara bir faydası olmaz.(24)
    Sadece kendisi bu girdapta boğulmakla kalmaz, hatta bazen bir toplumu da kendisiyle birlikte çöküşe sürükler. Öyle ki, bu konuda Hz. Ali (a.s) şöyle buyurur. Âlimin ayağının kayması dünyayı bozar.(25)
    2- Duyu organları ve bilincin kaynağı olan kalbi mühürlenir ve hakikatleri bulmak için temel şart olan ilahi nurdan mahrum kalır. Ama kitapları araştırma yoluyla edinilen zihni bilgiler güven verici ve yakini olmaz; bilakis çoğu zaman serap gibi insanı aldatır ve bir nevi cehl-i mürekkebe sokar.
    b) İlimden Yararlanma
    İlimden yararlanmak için öğrenin Bir işin değeri, o işin bilinçli olmasına bağlı olduğu gibi bilincin de değeri pratikte kendini gösterir.(26) Çünkü hakiki ilim arkasından ameli de getiren ilimdir. Ve değer de, böyle bir ilim için söz konusudur.(27) Zira insan bir şey hakkında ilim edinince ve ona yakin edince, bu yakin onu ilmine uygun amele zorlar. Dolayısıyla beraberinde amel ol¬mayan bir ilim, hakiki bir ilim sayılmaz.(28) Bilakis, o ilim insanın şüphe ve tereddüde düşmesine ve amele girişmekten çekinmesine sebep olan bir düşüncedir. Hakiki ilim, beraberinde ameli de getirdiği gibi, amel de ilimi doğurur ve onu artırır. Çünkü insan amel doğrultusunda her ne kadar adım atarsa o miktar da Allah Teâlâ onun ilim ve bilgisini artırır. Bu konuda Resulul¬lah (s.a.a) şöyle buyurur: Her kim bildiğiyle (ilmiyle) amel ederse Allah Teâlâ ona bilmediği şeylerin ilmini verir(29)
    c) Allah’tan İstemek (Dua)
    Allah’tan bilinç iste, sana anlama gücü versin
    İlmin hakikatine kavuşmak için şart bilinen diğer bir etken de dua ve Allah’tan istemektir. Bu konu ubudiyetin bir tecellisi olmasına rağmen mez¬kur hadiste özel olarak zikredilmiştir.
    İnsan ilmin nurunu elde etme liyakatini kazanmak için lafız ve ıstılahları öğrenmenin yanında ellerini bütün sır ve hakikatlerden haberdar olan Allah’a açarak o hakiki ilme kavuşmayı O’ndan istemelidir. Büyük şahsiyetler bu konuya çok önem vermiş ve bu vesileyle birçok hakikatleri idrak etmişlerdir.
    Bütün bunlarla birlikte, ilim ve maarif edinme, kalp ve ruh temizliğini gerektirdiği gibi, onu öğrenme için gayret ve ciddiyeti de gerektirdiği unutul¬mamalıdır. Dolayısıyla ilim peşinde koşan bir şahıs maneviyata önem vermesi yanında öğrenim ve benzeri ilmi meşguliyetler için de bütün gayretini sarf etmelidir. Büyük âlimlerin her birinin ilmi hayatlarına bir göz attığımızda bu gerçeği tasdik etmemiz kolaylaşır. Çünkü onlar nefislerini temizlemede ve Allah’a yaklaşma yolunda bütün gayretleriyle birlikte araştırma ve mütalaaya da büyük önem vermiş ve bu yolda birçok ıstırap ve zorluklara katlan¬mışlardır. Gece gündüz demeden ilmin nuruna kavuşmak için ömürlerini aramayla geçirmişlerdir. Yine ilim ve bilgi edinmek hakkındaki rivayetlere de göz atacak olursak bu gerçeği açıkça görürüz. Zira hadisler bizleri, ibadet ve takvaya vs. davet ettiği gibi ilim edinmek için çaba ve gayret göstermeğe de teşvik etmektedir. İmam Sadık (a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır: Derin okyanuslara dalmakla ve kendinizi zorluklara atmakla da olsa ilim öğrenin.(30) Hz. Ali de şöyle buyurur: İlim rahatlık içinde olmakla öğrenilmez.(31)
    İlim talep edenlerin bu hakikatlere dikkat edip ilmin hakikat ve nurundan yararlanarak kendilerini ve toplumu hidayet ve kemale doğru sevk etmeleri umuduyla.
    _________________________________________
    1- Zümer/9.
    2- Mücadele/11.
    3- Tin/4 ve 5.
    4- Bakara/129 ve 152, Al-i İmran/164, Cuma/2.
    5- el Hayat, c.1, s.35.
    6- Mişkat-ul Envar, s.243 (Necef baskısı.)
    7- Nur-us Sekaleyn, c.5, s.392.
    8- Bihar, c.1, s.224.
    9- Gurer-ul Hikem, c.2, s.7, (üniversite baskısı)
    10- Gurer-ul Hikem, c.2, s.63.
    11-Kenz-ul Ummal, H:2883, Gurer-ul Hikem, c.1, s.188, 212 ve c.3, s.210.
    12- Nehc-ül Belağa (Feyz-u Kaşani), Hikmetli sözler/280, Gurer-ul Hikem, c.2, s.125, c.4, s.624, c.6, s.403 ve Tuhef-ul Ukul/266.
    13- Esrar-uş Şeriat ve Etvar-ut Tarikat/18.
    14- Enfal/29.
    15- Talak/2; Enkebut/69; Kehf/65.
    16- Bihar, c.1, s.226.
    17- Uddet-ud Dâi, s.218.
    18- Kâfi, c.2, s.16. Diğer rivayetler için Uyun-u Ahbar-ir Rıza, 258’e, Hakaik-ül Feyz, s.438’e ve İhya-ul Ulum, s.191’e müracaat edilsin.
    19- Hakaik-ul Feyz, 439, Beyrut baskısı.
    20- Mecma-ul Bahreyn, c.2, s.5.
    21- Lümet-ül Dimeşkiyye, c.3, s.66.
    22- Gurer-ul Hikem. c.4, s.77.
    23- Casiye/23.
    24- Nehc-ül Belaga (Feyz-ul Kaşani), Hikmetli sözler, 107.
    25- Gurer-ul Hikem, c.4, s.109.
    26- Gurer-ul Hikem, c.2, s.422.
    27- Gurer-ul Hikem, c.6, s.117.
    28- Gurer-ul Hikem, c.4, s.582.
    29- el Hayat, c.1, s.284.
    30- el Hayat, c.1, s.40.
    31- Gurer-ul Hikem, c.6, s.387.
    * – Unvan-i Basri ilim öğrenmeğe çalışan doksan dört yaşında bir adamdı