Herkesin kafasındaki şüpheleri giderecek hadisler:
Allah, kullarına karşı en iyi şeyleri mi yapar?
Enes, Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve alih) Peygamber Cebrail’den o da Allah Azze ve Celle’den şöyle nakletmiştir:
“Her kim benim dostuma hakaret ederse, hiç şüphesiz bana karşı savaşa kalkışmıştır ve ben ölümden hoşlanmayan müminin ruhunu kabzetmek kadar hiçbir şeyden tereddüt etmem (yani bir taraftan ölüm haktır, diğer taraftan dünyada kalmak isteyen müminin duasına icabet etmek gerekir.) ve ben onun kötülüğünü istemem, ama ölüme çare yoktur.
Kulum, ona farz ettiğim şeyleri yerine getirmesi kadar hiçbir şeyle bana yakınlaşmaz ve devamlı olarak benim için müstehapları yerine getirir öyle ki onu seveyim ve ben onu sevdiğim de onun kulağı, gözü, eli ve yaveri olurum. Eğer bana dua ederse ona icabet ederim, eğer benden bir şey isterse ona veririm.
Allah, kullarına karşı en iyi şeyleri mi yapar?
Hakikaten benim mümin kullarımın içinden bazıları bazı ibadetleri yerine getirmek istemektedirler, ama ben onları bozup yoldan çıkaracak gurura (ucb’a) kapılmamaları için bu işten sakındırırım. Ve keza benim mümin kullarımın bazılarının imanı fakirlikle düzelir,
eğer onu zenginleştirirsem mutlaka onunla bozulacak ve yoldan çıkacaktır. Benim mümin kullarımın bazılarının imanı sadece zenginlikle düzelir, eğer onu fakirleştirirsem mutlaka onunla bozulacak ve yoldan çıkacaktır. Ve ayrıca benim mümin kullarımın bazılarının imanı sadece hastalıkla düzelir, eğer onun cismini sağlıklı edersem,
o sağlık ve sıhhat mutlaka onu yoldan çıkarır ve bozar. Ve yine benim mümin kullarımın bazılarının imanı sadece sağlık ve sıhhatle düzelir, eğer ona hastalık verirsem mutlaka onunla yoldan çıkar ve bozulur. Gerçekten kullarımın kalplerine olan ilmimle onları tasarlayıp düzene sokmaktayım. Hiç şüphesiz ben hakkıyla bilen, hakkıyla haberdar olanım.”
Muhammed b. El- Munkedir, şöyle rivayet etmiştir:
Abdullah İbn Mesut’un oğlu Avn hastalandığında geçmiş olsun ziyareti için yanına gittiğimde bana, Abdullah İbn Mesut’tan bir hadis diyebilir miyim? Diye sordu, ben de tabi ki söyleyebilirsin dedim. Bana Abdullah İbn Mesut’tan bu hadisi nakletti:
“Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alih) yanındaydık bir ara Resulullah (sallallahu aleyhi ve alih) tebessüm etti. Ben size ne oldu ya Resulullah! Diye sordum. Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyurdu: “Ben mümin ve onun hastalığa olan sabırsızlığına şaşırıyorum.
Eğer o, bu hastalıktan dolayı ona ne gibi sevaplar verileceğini bilseydi, asla iyileşmeyi istemez ve o şekilde rabbi Azze ve Celle’yle buluşmayı isterdi. (yani bu şekilde iyileşmeden hasta olarak ölmeyi isterdi.)
Hişam b. Sâlim, Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
İmam Sadık (aleyhi selâm) şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk Peygamberlerinin yanına gelerek, şöyle dediler: “Dua et de Rabbin ölümü bizden kaldırsın.” Allah Tebarek ve Teâlâ ölümü onlardan kaldırdı.
Ama sayıları hızla arttı, evleri kendilerine dar gelmeye, nesilleri çoğalmaya başladı. Öyle ki sabah olduğunda evin erkeği babasına, annesine, büyük babasına ve büyük babasının babasına yemek vermek ve onları hoşnut etmek (veya temizlemek) ve onlara iyi bakmak zorunda kalıyordu.
Bu yüzden de işinden gücünden oluyordu. İşte bu yüzden yeniden Peygamberlerinin yanına gelip şöyle dediler: “Rabbinden dile de bizi sahip olduğumuz ömürlerimize geri çevirsin.” Peygamberleri de aziz ve celil olan rabbinden bunu diledi. Allah da onları (tayin edilmiş) ömürlerinin müddetlerine geri çevirdi.”
Süleyman b. Halit Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) O da atalarından şöyle rivayet etmiştir:
“Bir gün Allah Resulü (sallallahu aleyhi ve alih) azı dişleri görülecek kadar güldü. Daha sonra şöyle buyurdu: “Acaba neden güldüğümü sormayacak mısınız?” Dediler ki evet ya Resulullah! Allah Resulü şöyle buyurdu: “Müslüman kişiye şaşırıyorum ki Allah Azze ve Celle’nin onun için sonu iyi ve hayırlı olmayan hiçbir şeyi yapmamış olsun.” (yani Allah onun için her ne yaparsa o işin sonunu mutlaka hayırlı kılar)
Aban el- Ahmer Cafer b. Muhammed’den (aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
“Ceddimi (sallallahu aleyhi ve alih) hak üzere peygamberliğe seçene andolsun ki Allah Tebareke ve Teâlâ kuluna mürüvvet ve mertliği ölçüsünde rızık, geçimi ve harcaması kadar destek, belâ ve imtihanın şiddeti oranında ise sabır indirir.”
Cabir b. Yezid el- Cu’fi, Ebu Cafer Muhammed b. Ali Bakır’dan (aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
Musa b. İmran Allah’a şöyle arz etti: “Ey rabbim! Senin kaza ve isteklerine razıyım, yaşlıları öldürür çocukları yaşatırsın.” Allah Azze ve Celle şöyle buyurdu: “Ey Musa! Acaba onların rızık vericisi ve kefili olduğum için benden razı değil misin? Musa dedi ki: evet, ey rabbim! Sen en üstün vekil ve en üstün kefilsin.”
Ali b. Hasan Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle duyduğunu rivayet etmiştir:
“Allah Azze ve Celle müminlerin rızkını hiç düşünmedikleri yerden verir ve bunu kulu gelen rızkın yönünü bilmediği için çok dua etmesi için yapar.”
Abdullah b. Fadl el- Haşimi Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
İmam Sadık’a (aleyhi selâm) “Neden en yüce melekût âleminde bulunun ruhlar, sonradan bedenlerde karar kılındı?” diye sordum. İmam Cafer Sadık (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Çünkü Allah Tebarek ve Teâlâ ruhların o şekilde yüce ve şerefli oldukları halde kendi hallerine bırakıldığında birçoklarının Allah’ın karşısında rububiyyet ve ilâhlık iddiasında bulunacaklarını biliyordu.
Bu sebepten dolayı takdirinin başlangıcında onlara olan teveccüh ve rahmetiyle kudretiyle onları bedenlerde karar kıldı. Bazılarını bazılarına ihtiyaç duyan, bazılarını bazılarına bağlı, bazılarını bazılarından derece açısından üstün, bazılarını bazılarına yeterli karar kıldı.
Onlara elçiler gönderdi ve müjdeleyici ve uyarıcı olmaları için kendi hüccetlerini onlara ulaştırdı. (Allah’a) Kulluk çerçevesinde ibadet etmeleri ve Allah’ın onlar için uygun gördüğü çeşitli ibadetleri tevazu ve alçak gönüllülükle yerine getirmeleri için onlara emirlerde bulundu.
Onlar için dünya ve ahirette azap ve sevap karar kıldı, böylelikle onları hayra teşvik ederek şerden uzaklaştırmış olsun, geçim ve (helâl) kazanç peşinde koşmaları için onları zorlayarak, bununla yetiştirilmiş ve yaratılmış kullar olduklarını bilmeleri sağlanarak kulluğa yönelmeleri, böylelikle onunla (ibadetle) ebedi nimetlere ve kalıcı cennetlere kavuşmaları sağlansın ve hakları olmayan şeyleri istemekten güvende kalmış olsunlar.
” Daha sonra imam (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Ey İbn Fadl! Hakikaten Allah Tebareke ve Teâlâ, kullarına kendi nefislerinden daha iyidir.
Acaba onları görmüyor musun? Her biri diğerlerine karşı üstün olmaktan hoşlanmakta öyle ki onlardan bazıları ilâhlık, bazıları hakları olmadığı halde nübüvvet ve bazıları da hakları olmadığı halde imamlık iddiasında bulunarak niza ederek tartışırlar.
Hâlbuki nefislerinde eksiklik, acizlik, zayıflık, düşüklük, ihtiyaç, fakirlik, peş peşe gelen dertler ve kendilerine galip gelerek hepsini kahredecek ölümü görmektedirler.
Ey İbn Fadl! Allah Tebareke ve Teâlâ, kullarının menfaati ve faydası olan şeylerin dışında bir şey yapmaz. İnsanlara en ufak bir zulümde bulunmaz, insanların kendileri kendilerine zulümde bulunurlar.”
ABNA.İR


more post like this