İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Allame Gazi’nin irfan üstadı Seyyid Ahmet Kerbelai’den ahlaki tavsiyeler

    Allame Gazi’nin irfan üstadı Seyyid Ahmet Kerbelai’den ahlaki tavsiyeler

    Allame Gazi’nin irfan üstadı Seyyid Ahmet Kerbelai’den ahlaki tavsiyeler
    Rate this post

    Allame Gazi’nin irfan üstadı Seyyid Ahmet Kerbelai’den ahlaki tavsiyeler
    Hz. Hak Teala’ya Ulaşmak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz
    Hz. Hak Celle ve A’la talibi bilmelidir ki Allah dışındaki tüm eşya ve varlıklar yokluk ve fena kapsamındadırlar. Dolayısıyla talep edilmeye layık değillerdir. Mümkün, mümkün olduğu sürece ona Hz. Hak Celle ve A’la dışında hiçbir varlığın fayda ve yararı yoktur.
    O’nun dışındaki her şeyi nasıl tasavvur edersen et, mümkün olduğu için tüm yönlerden Hz. Hak Celle ve A’la’ya muhtaçtır ve O’nun kudret elindedir. Dolayısıyla O’nun dışındaki tüm varlıklar ne yeryüzünde, ne gökyüzünde, ne dünyada ve ne de ahrette akıllı ve mantıklı birisi için talep edilmeye layık değillerdir.
    Kendinden ve kendin olan şeylerden el çekmen düsturulameldir. Kurtuluş ve felah yolunun ilahi zikirde boğulmak, marifet-i nefs için tefekkür etmek ve kendini tanımakla olduğunu söylemekten canım ağzıma geldi. Zikir ve fikrin (tefekkür etmek) kendisi senin kılavuzun olacaktır.
    يا من اسمه دواء و ذكره شفاء
    Ey ismi dertlere deva olan ve ey şifa verici! Onun böyle olduğunu görmüyor musun ve senin ilacın da yine kendi yanındadır, anlamıyor musun?!
    Ey Hafız sen aradan çık, senin kendin kendine hicapsın. Her şeye önem veren sen sadece bir kelimeye önem vermiyorsun. Durum böyle ise… bu ahret yolu öğrenmekle olmaz, bilakis içilmelidir (tadılmalıdır).
    Hz. Hak Celle ve Ala’nın talibi için uygun olan şey yatmaya koyulduğunda, senden sadır olan amellerinin, fiil ve eylemlerinin, hareket ve hareketsizliklerinin bir önceki gün uyandığından o saate kadar muhasebesini tam ve eksiksiz olarak yapman ve işlediğin günahlar ve uygunsuz şeyler için pişman olarak hakiki tövbe etmen ve inşallah artık bir daha yapmamaya gayret sarf etmen gerekir. Bilmelidir ki
    النوم اخ الموت
    “Uyku ölümün kardeşidir.” [1]
    الله يتوفى الانفس حين موتها و التى لم تمت فى منامها
    “Allah, ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar). (Zümer, 42) [2]
    İman, şahadeteyn (Allah ve Peygamberine tanıklık) ve hak akaide ahdini yenileyerek taharetle (zahiri taharet abdesttir, batını taharet ise yanlış inanç ve günahlardan temiz olmaktır) kıbleye doğru (ölülerin kabirlerinde oldukları gibi)
    Allah’ın adıyla uzanarak dinlen ve ayeti şerifenin iktiza ettiği gibi ruhunu Hz. Dost Celle ve A’la’ya teslim etme haletini alarak şöyle söyle: bu can emanet olarak bana verilmiştir…
    Hz. Hak Celle ve A’la’ya teveccüh ederek O’na teslim olundu. Uyuduktan sonra ruh ve bedenin tamamı baştan ayağa, Hz. Hak Celle ve A’la’nın kudret elindedir. Öyle ki hatta kendinden bile gafil ve şuursuz olarak öylece yatmaktadır. Ve eğer ruhu bedene iade etmeyecek olursa, gerçek ölüm gerçekleşmiş olacaktır. Bu ayette buyurduğu gibi:
    فيمسك التى قضى عليها الموت و يرسل الاخرى الى اجل مسمى
    “Ölümüne hükmettiği canı alır, ötekini muayyen bir vakte kadar bırakır. (Zümer, 42)”
    Bir çok insanlar uyudular ve artık kıyamete kadar bir daha uyanamayacaklardır. (Uyuyan birisinin) artık dünyaya bir daha geri gelme ümidi olmamalıdır. Meğer Hz. Hak Celle ve A’la, ruhunu bedenine geri getirerek yeni bir lütufta bulunursa ve hal ve söz diliyle şu gerçekleşirse:
    رب ارجعون لعلى اعمل صالحا فيما تركت
    “Rabbim, beni geri çevirin.” «Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.» (Muminun, 99-100)”
    Dolayısıyla uykudan uyandığında ilk olarak: Yeni bir hayat anlamına gelen ruhun bedene iade nimetini hatırlayarak Hz. Hak Celle ve A’la’ya bu nimeti için şükür ve hamt etmelidir. Bu nimet için şükür secdesi yapmalıdır. Hz. Peygamberin (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehlibeytine olsun) bu buyruğunu yerine getirerek bu (dünyaya yeniden gelme) isteğini
    O’ndan kaç bin defa dilediğini hatırlamalıdır ancak كلا انها كلمه هوقائلها “Hayır! Bu onun ağzından çıkan (boş) bir laftan ibarettir.” [3] Bir cevap alamamışlardır!  Hz. Hak Celle ve A’la’dan ona en üstün merhamette bulunulmuş ve onun bu
    (dünyaya yeniden gelme) isteğini yerine getirerek onu yeniden dünyaya döndürmüştür. Bu yeni hayatı ganimet saymalı ve tüm gayretini -inşallah Teala- karlı bir ticaret (manevi olarak) elde etmek için harcamalıdır ki bir dahaki sefere onun için ebedi hayatı elde edebilmesi için infakta bulunulsun.
    Hz. Hak Celle ve A’la talibine gizli kalmamalıdır ki Hz. Hak Celle ve A’la dışındaki tüm eşya ve varlıklar yokluk ve fena kapsamındadırlar.
    Dolayısıyla talep edilmeye layık değillerdir. Mümkün [4], mümkün olduğu sürece ona Hz. Hak Celle ve A’la dışında hiçbir varlığın fayda ve yararı yoktur. O’nun dışındaki her şeyi nasıl tasavvur edersen et, mümkün olduğu için tüm yönlerden Hz. Hak Celle ve A’la’ya muhtaçtır ve O, Celle ve A’la’nın kudret elindedir.
    Dolayısıyla O’nun dışındaki tüm varlıklar ne yeryüzünde, ne gökyüzünde, ne dünyada ve ne de ahrette akıllı ve mantıklı birisi için talep edilmeye layık değillerdir. Sadece O hazret Celle ve A’la. Ve eğer akıllı birinin O’nun dışında birisini talep ettiği farz edilirse zorunlu ve yakini olarak zati bir matlup olmadığı kesindir. Bilakis O’nun dışında, gayri matlup olacaktır.
    Örneğin Hz. Hak Celle ve A’la’ya din, iman, ahret, muhabbet ve marifet matlupluğu ve Peygamber (salallahu aleyhi ve alihi ve selem) ve hidayet imamları (aleyhimu’s selam) gibi Onun dostları, rıza, teslimiyet, öteki sevilmiş ahlakı sıfatlar ve övülmüş melekeler ki bunların sevilmiş, matlup, istenilen ve yararlı olmalarının sebebi Hz. Hak Celle ve A’la’ya izafe olmalarından ötürüdür. Bu da zati ve nefsi olarak değildir. (bilgayridir.) [5]
    Dolayısıyla, akıllı birisi için uygun ve şayeste olan O’nun (Allah’ın) dışındaki her şeyden sarfı nazar etmesidir. Ve “sen «Allah» de, sonra onları bırak” [6] ayeti gereği himmetini O’na mahsus kıl ve zati ve nefsi olarak Onda karar kıl.
    (Bizim senden başkasından temennamız yoktur
    Sen muhabbet tatmayanlara tatlı ver
    Dost bizim olsun; Firdevs’in tüm nimetleri sizin.)
    Öyleyse bu yeni hayat ganimetini Celle ve A’la’yı talep etmekten başka bir şeyde kullanma ve tüm anlarında, lahza, hareket, sükununda Celle ve A’la’yı nazarında tut ve bir sonraki gece yatana kadar O’nu tüm vakitlerde hazır ve nazır olarak bil.
    Bu açıklamalardan böyle bir insan için en çirkin şeyin lezzet ve şehvetleri talep etmek ve mide ve cinsellik ve gayrisinin peşi sıra gitmek olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bir defa bile olsun mezkur şeylerden gaflet etmemeli ve asla adı geçen şeylere ilgi göstermemelidir.
    Ve eğer nefsin zaafından ötürü adı geçen şeylere ilgi gösterirse Hz. Hak Celle ve A’la dışında ne onun nede başkalarının elinden bir şey gelmez. Bundan dolayı kendi işlerini O hazret Celle ve A’la’ya teslim ederek tefviz (havale) etmelidir.
    Hak talibine lazım ve farzdır ki tam bir dikkatle itaat ve kullukla huzura çıkmalı ve Onun dergâhına Celle ve A’la tam bir şevk, niyaz, yakarı ve yakarışla yönelmelidir. O hazrete teveccüh kalpledir. Celle ve A’la’nın huzur, zuhur ve cilvegâhı kalptir. Belki Hz. Celle ve A’la için tüm varlıkların kamil ve eksiksiz mazhar ve tezahürü müminin kalbinden başka bir şey değildir:
    Yer ve göklerimin beni kabul edecek güç ve kapasitesi yoktur, ancak mümin kulumun kalbinin buna güç ve kapasitesi vardır.” “Gerçek şu ki, biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan (sorumluluğundan) korktular.
    Onu insan yüklendi.” [7] Zikir diye tabir edilen Hz. Hak Celle ve A’la’ya teveccüh ettikten sonra talibin tüm çabası nefiste tefekkür denilen kalp ve nefis marifeti olmalıdır: “Kim nefsini tanırsa, fakat rabbini tanır.” [8]
    “Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?” [9] “Biz ayetlerimizi hem afakta, hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun.” [10] Dolayısıyla Hak talibinin kalp ve dilberden başka bir işi yoktur. Evet, mukaddime olarak kalbini “ricslerden” [11] ve “necislerden” [12] temiz ve pak etmesi gereklidir. Bundan maksat rezil ve alçak ahlak denilen kötü ahlaktır.
    Hatta Hak Celle ve A’la tarafından ona “tağliye” ve kalbin süslenmesidir. Onu parlatıp cilalamak ise itaat, ibadet, güzel sıfatlar ve kerim ahlaktır.
    Böylelikle Hz. Hak Celle ve A’la’nın zuhuruna kabiliyeti olmuş olsun bunun içinde “tecliye” ve “tahliye” tabirleri kullanılmaktadır. “Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmayı irade etmektedir. (böylelikle insanlara model olasınız.) (Ahzab Suresi, 33. Ayet)”
    Feda olayım! Eğer amel edersen, bu kadarı yeterlidir. Ve eğer amel eden olmazsa, kalpte dert ve tasa olması, “abes” şeyleri izhar etmekten ve başkalarının onun kalp derdine kulak vermesinden daha üstündür.
    ABNA.İR
    —————-
    [1] – Mizanu’l Hikmet, 10 / 259.
    [2] – Mecmeu’l Beyan tefsirinde “teveffa”nın (öldürmek) anlamı hakkında şöyle denilmiştir: Bir şeyin tam ve eksiksiz olarak alınması demektir. Bu ayetten ölümün uyumak, uyumanın da ölüm gibi olduğu anlaşılmaktadır. Şöyle bir farkla ki
    eğer ruh Allah’ın emriyle yeniden bedene geri gelirse, ona uyuyordu derler. Ve eğer geri gelmezse öldü derler. Ayetten alınması gereken önemli nokta şudur: Uyku sırasında ruh Allah’ın katına ve kendi asıl makamına doğru yukarı çıkmaktadır. Arif olan şahıs uyumadan önce nakledilen zikir ve duaları anlamlarına teveccüh ederek okumalıdır…
    [3] – Muminun Suresi, 100. Ayet.
    [4] – Felsefe ilmindeki mümkün kastedilmiştir. Varlıklar üçe ayrılır: ya vücutları zorunludur: Vacibu’l Vücut (Allah), ya vücutları zorunlu değildir. olmaları veya olmamaları aynıdır. (İnsan ve var olan öteki canlılar) Mümkünü’l Vücut. Veya vücutlarının olması imkansızdır. (tezat bir şeyin aynı anda olması gibi. Bir şeyin aynı anda hem kara ve hem beyaz olmasının imkansız olması gibi…)
    [5] – Kendiliklerinden değil de Allah’tan dolayı sevilmektedirler.
    [6] – En’am suresi, 91. Ayet.
    [7] – Ahzap Suresi, 72. Ayet.
    [8] – Gureru’l Hikem, c. 5/208
    [9] – Zariat Suresi, 21. Ayet.
    [10] – Fussilet suresi, 53. Ayet.
    [11] – Kir ve çirkinlikler.
    [12] – Murdar gibi.