İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (12)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (12)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (12)
    Rate this post

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (12)

    75 dersin çevirisine kaldığımız yerden devam ediyoruz…

    Rahman Rahim Allah’ın Adıyla, Hamd Allah’a özgüdür. Salat ve Selam Allah’ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a), tertemiz Âline, değerli ve seçkin sahabelerine olsun.

    Yeryüzünün bütününü zulüm ve despotizm sarıp sarmaladıktan sonra dünyadaki zulmü bertaraf edip adalet ve hakkaniyetle dolduracak Hz. Resulullah’ın (s.a.a.) pak evladı Hz. Bakiyatullahi’l-Azam İmam Mehdi’nin (a.s) viladet tarihi olan Şaban ayının on beşinin yaklaşması münasebetiyle sizlere Allah-u Teala’dan saadet ve bahtiyarlık diliyoruz.

     Allah-u Teala O’nun (a.f.) zuhurunu tacil eylesin. Soru şudur: Allame Albani, Sekaleyn hadisinin ‘Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyantına karşı nasıl bir tavır ortaya koymakta ve nasıl bir duruş sergilemektedir?

    – Koğulmuş şeytandan Allah’a sığınır ve Rahman Rahim olan Allah’ın adıyla ve O’nun yardımıyla programımıza başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a.) ve tertemiz Âline olsun.

    Öncelikle şu hakikate dikkat çekmek istiyorum. Ben “cerh ve tadil” ilminde henüz tilmiz sayılabilecek seviyede olanlar tarafından yazılan bazı eserler gördüm. Söz konusu eserlerin müellifleri hakkında onların ilim ehlinden olduklarını belirten bir takım şaşaalı lakaplar, doktor, üstad, dekan, muhakkik gibi unvanlar kullanıldığını mütalaa ettim.

    Gerçekteyse bunlar cerh ve tadil ilminde ancak tilmiz olabilecek kapasitedeler. Bu yazarların Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının sahihliğini ispat sadedinde Allame Albani’nin açıklamalarına dayandıklarını gördüm.

     Kendilerine bu varyantın sahih bir isnad zincirinin olduğuna dair deliliniz nedir, sorusu yöneltildiğinde ‘Allame Albani bu hadisin hasen olduğunu belirtiyor’ veya ‘Allame Albani bu hadisin sahih olduğunu söylüyor’ şeklinde cevap verirler. Bizler bu geceki programda bu iddianın sahih olup olmadığını açıklamak istiyoruz.

    Önceki programlarda defaatle şu hususa açıklamak getirmeye çalıştık: Allame Albani’yi ya da Allame Arnavut’u veya başka bir muhakkiki otorite olarak kabul edişimiz onunla her konuda uzlaştığımız ve açıklamalarının bütününü onayladığımız anlamına gelmemektedir. Değerli canlar ve izleyiciler şu nokta hiçbir zaman gözden kaçırılmamalıdır.

     Ümmet arasında merciiyet noktasında en azından bir grup tarafından otorite olarak hüsn-ü kabul görmüş büyük çaplı bilginlerin, mütekaddimun ve müteahhirun dönem imamlarının açıklamalarına dayanmamız, onların kendi kendilerini ilzam ettikleri noktalar üzerinden kendilerini ilzam etmek türündendir. Yoksa onların dile getirdikleri açıklamalara zorunlu olarak muvafakat göstereceğim anlamına gelmemektedir. İnşallah bu hakikat bu akşam gün yüzüne çıkacaktır. Allame Albani’nin Sekaleyn hadisinin bu varyantının hasen veya sahih olduğunu ilişkin açıklamalarının değerini ve doğruya ulaşıp ulaşmadığını görebilmek için cerh ve tadil ilmine ait ilmi ölçütler sunarak ortaya koyacağız.

     O maalesef bu değerlendirmesinde yanılgıya düşmüştür. Konunun ara ara ilmi yönünün ağır basmasından dolayı şimdiden değerli izleyicilerden özür diliyorum. Zira konunun bir boyutu özel uzmanlık alanını gerektirmektedir. Bu bağlamda değerli izleyicilerin beni çok dikkatle ve özenle dinlemelerini kendilerinden istirham ediyorum.

    Belirtmem gereken diğer bir husus da şudur. Benim Allame Albani, falanca Allame, filanca İmam, filan Hafız şeklindeki kullanımlarımın gerekçesi, öncelikle Kur’an-ı Kerim’den ve ikincil olarak da Ehl-i Beyt-i Mutahhara’dan edindiğimiz edeptir. Bizler her ne kadar diğer Müslümanlarla ihtilaf halindeysek de mantıki bir dil kullanmamız, ilmi emanet sorumluluğu gereğince hareket etmemiz ve edebi hiçbir şekilde terketmememiz gerekmektedir. Bütün Müslümanları kardeş kılan Allah-u Teala’ya çokça hamd-ü senalar olsun.

     O, Müslümanları kardeşlik bağıyla birbirine bağlamıştır. Bundan dolayı bazı kanallarda müşahede ettiğiniz ‘şunlar yalancıdırlar’, ‘onlar insanların en yalancılarıdır’, ‘bunlar taşerondurlar’, ‘Yahudilerle işbirliği içindedirler’ şeklinde beyanatlarda bulunanların mantığından ve kullandıkları dilden elimden geldiğince uzak durmaya çalışacağım.

    Ben bu mantığa asla prim vermeyeceğim, problemleri ve konuları bu mantıkla sunmayacağım. Haklarında “Allame”, “İmam”, “Hafız” sözcüklerini kullandığım yahut da bir imam veya ilim ehli olduğunu itiraf ettiğim kimselerin bütün açıklamalarına katılmak zorunda değilim. Bir konuda ilmi bir yanılgı, ilmi bir ihanet ya da bir karıştırma söz konusu ise bunu ortaya koymalı ve açıklamalıyız.

    Giriş bağlamında değinmem gereken diğer bir gerçeklik şudur: Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beyt’im’ şeklindeki varyantının sahih oluşunu ispat sadedinde en ileri düzeyde savunma ameliyesini gerçekleştiren şahıslardan birisi Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha adlı eseriyle Allame Albani’dir. Ben bu ‘İtret’ kavramının Ehl-i Beyt kavramının ötesinde daha özel hususiyetlere sahip olduğuna inanmaktayım. Bu nokta ilerde inşallah “Ehl-i Beyt” başlığı altında detaylı bir şekilde incelenecektir.

    Allame Albani, Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha adlı eserinde ‘İtret Hadisi ve Bazı Geliş Kanalları’ başlığı altında ilk önce 1761 numaralı şu hadisi derc eder. Hz. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır: Ey insanlar! Ben sizin aranızda sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla ve kata sapmayacağınız bir şey bırakıyorum: Bunlar Allah’ın Kitabı ve itretim olan Ehlibeyt’imdir.

    Ardından hadisin geliş kanallarına ilişkin birtakım açıklamalarda bulunur. Sekaleyn hadisinin bu varyantının kanıt olmadığını savunmaya çalışanları kıyasıya eleştirdikten sonra sonunda 357. sayfada şöyle yazar:

    “İlk Olarak; Sekaleyn hadisinin şevahid ve mütebaetlarla hasen veya sahih kategorisine yükselmiş olması bir yana, hadisin hadd-i zatında sahih veya hasen olan geliş kanallarının ve isnad zincirlerinin çoğunluğu maalesef gözden kaçırılmıştır. Bu hüküm benim burada tahriç ettiğim geliş kanallarına bakan herkesin anlayacağı bir açıklıktadır.

    İkinci Olarak; bunlar hadisi sahih kabul eden bilginlerin açıklamalarını ve Mustalahü’l-Hadis ilmi sahasında belirtilen ‘zayıf hadisin geliş kanallarının çok oluşu zayıf hadise kuvvet kazandırtarak onu hasen hadise veya sahih hadise yükseltir’ şeklindeki kaideyi göz ardı etmişlerdir.[1]”

    Allame Albani, bu açıklamalarından önce Sekaleyn hadisinin ‘ve İtretim’ şeklindeki varyantının sahih bir isnad zincirine sahip olmadığını belirten bazı çağdaş yazarçizeri çok şiddetli bir şekilde eleştirir. Ayrıca onun bu açıklamalarından, Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının değil de ‘ve İtretim’ şeklindeki naklinin geliş kanalının İslam ulemasının ekserisi tarafından sahih sayıldığı anlaşılıyor. Bu açıklamalar Allame Albani’nin Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ şeklindeki varyantının sahih ve hasen kanallara sahip olduğunu açıkça dile getirdiğini ortaya koymaktadır.

    Ayrıca bunun yanında şevahid ve mütabeatlarla hasen kategorisine yükselen kanalları da eklemektedir. Bu açıklamalar aralarında Allame Salus’un da bulunduğu Sekaleyn hadisinin ‘ve İtretim’ şeklindeki varyantının isnad zincirinin zayıf olduğunu eserlerinde yazıp savunan bir grup çağdaş bilginin nazariyesini çürütmektedir. Bu varyantın zayıf olduğunu savunan çağdaş bilginlerden birisi Muhakkık Adil İbn Muhammed’dir.

     Muhakkik, Şerh-ü Mezahibi Ehli’s-Sünneti ve Marifeti Şeraii’d-Dini ve’t-Temessüki bi’s-Sünen adlı eserinde şöyle der: “Bu haberi Zeyd İbn Hasan el-Enmati, Cafer İbn Muhammed’den, o babasından, o da Cabir’den, Cabir ise Hz. Peygamber’den rivayet etmiştir. Rivayette ‘ve İtretim olan Ehl-i Beytim fazlalığı bulunmaktadır. Bu fazlalık münkerdir.'[2]”

    Muhakkik devamla şöyle der: “Bu fazlalık kesinlikle ve kesinlikle münkerdir. Nitekim İmam Ahmed de bu fazlalığın kanıt olarak kullanılamayacağını ve kuvvet kazanıp da sahihlik kazanacak türden olmadığını belirtmiştir. Bu bilgi hadis usulü ilminde bilinmektedir ve şöhret kazanmıştır. Öyle ki bu fazlalık Zeyd İbn Erkam’ın rivayet ettiği hadiste de geçmektedir. Fakat kesinlik kazanamamıştır. Hadis, bu ifadeyi dışta tutacak olursak sahihtir.[3]”

    Değerli izleyiciler Albani’nin bu hadis sadedinde açıklamalarını görmüş ve öğrenmiştik.

    Muhakkik devamında şöyle yazıyor: “Bu fazlalığın geliş kanallarının en sahih olanı bu tariktir, bununla birlikte görüldüğü gibi bu da zayıflıktan kurtulamamıştır.[4]”

    Halbuki bizler Albani’nin Sekaleyn hadisinin bu varyantına ilişkin açıklamalarını, bu varyantın sahih ve hasen isnad zincirlerine sahip olduğunu, zayıf senetli kanallarının dahi birbirini kuvvetlendirdiğini ve zayıflıktan kurtardığını belirtmiştik.

    Öyleyse Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ şeklindeki varyantının sahih isnad zincirine sahip oluşunu tartışacak bir alan bulunmamaktadır. Tartışılacak bir konu varsa o da şudur: Albani acaba Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının sahih bir isnad zincirine sahip olup olmadığını belirtmiş midir, yoksa belirtmemiş midir? İşte bu geceki konumuz budur.

    Allame Albani’nin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantın sahih olduğunu ispat etmek noktasında dayanak olarak kullandığı bazı eserler/noktalar bulunmaktadır.

    İlk nokta; Tahkiki Allame Albani tarafından yapılan Mişkatü’l-Mesabih adlı eserdir. Yazar Tebrizi 186. hadiste şöyle diyor: “Malik İbn Enes’den mürsel olarak rivayet edildiğine göre o şöyle der: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Aranızda tutunduğunuz müddetçe asla sapmayacağınız iki şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti.

    Bu rivayeti Malik el-Muvatta adlı eserinde tahriç etmiştir. [5]”

    Bu açıklamalar Hatib et-Tebrizi’ye aittir. Bakınız Allame Albani bu hadise nasıl dipnot düşüyor: “Hadis görüldüğü gibi mu’daldır. Ebu Hüreyre hadisinde bu ifadeler geçmektedir.[6] Ancak bu rivayetin Hakim en-Nisaburi’nin el-Müstedrek adlı eserinde İbn Abbas’tan hasen olarak rivayet ettiği şahidi bulunmaktadır.[7]”

    Öncelikle mudal hadis kanıt değildir. Mudal hadisten terimsel olarak ne kasd edildiğini birazdan açıklayacağız. Belirtmiş olduğu İmam Malik tarafından tahriç edilen ‘ve Sünnetim’ şeklindeki rivayet mu’dal ve mürsel bir rivayettir.

    Bu senedi sahih kılan şahid nedir? Allame, İbn Abbas’ın ve Ebu Hüreyre’nin rivayetlerini şahid olarak gösteriyor. İzleyiciler Ebu Hüreyre’ye varan kanalda, metrukü’l-hadis olduğu konusunda ittifak edilen Salih İbn Musa et-Talhi’nin bulunduğunu hatırlayacaklardır.

    Mu’dal hadis nedir, bunu öğrenelim. Suyuti, Tedribü’r-Ravi adlı eserinde mudal hadis hakkında şunları söyler: “11. kısım Mudal Hadis; isnad zincirinden iki veya daha fazla ravisi düşen hadistir. Mudal hadis munkatı olarak da isimlendirilir. Bu hadis türü için, fıkıh bilginleri ile onların dışındaki diğer bazı bilginler tarafından mürsel hadis lafzı da kullanılır. [8]”

    Yani ravinin kendisi ile rivayeti Hz. Resulullah’tan (s.a.a) aktaran kimse arasındaki birden fazla ravinin düştüğü hadistir, mudal hadis. Bu ifadeler mudal hadisin mürsel olduğunu da göstermektedir. Gerçi ayırt edici olarak iki veya daha fazla ravisinin düşmesi özelliğine sahiptir. Bu hadis türü ne kanıt olma özelliğine sahiptir, ne de kendisine dayanılıp güvenilebilir.

     Bu gerekçeden dolayıdır ki Allame Albani ‘Bu hadisin onu kuvvetlendirecek şahidi vardır’ ifadelerini kullanmaktadır. Zira mudal hadis dayanıp güvenilemeyen ve üzerine bir kanıtlandırma inşa edilemeyen zayıf rivayet konumundadır. Allame bu bağlamda Hakim en-Nişaburi’nin nazarında hasen olan İbn Abbas hadisine dayanmaktadır.

    Değerli izleyiciler, geliniz Hakim en-Nişaburi’nin hasen bir isnad zincirine sahip olduğunu belirttiği İbn Abbas rivayetini irdeleyelim. Biz bu rivayeti daha önce okumuştuk. Rivayet şöyledir: “Bana İsmail İbn Muhammed İbn Fadl eş-Şarani haber verdi ve dedi ki; bize dedem rivayet etti ve dedi ki; bize İbn Ebu Üveys rivayet etti ve dedi ki; babamın bana Sevr İbn Yezid ed-Dili’den, onun İkrime’den, İkrime’nin de İbn Abbas’tan rivayet ettiğine göre Hz. Resulullah (s.a.a.) Veda Haccında insanlara şöyle hitap etti: …Aranızda sımsıkı sarılıp tutundukça asla sapıtmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti.[9]”

    Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: İbn Abbas’tan aktarılan rivayetin metninde ‘Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ ifadeleri bulunmamaktadır. ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim.

    Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ şeklindeki ifadeler sadece ve sadece isnad zincirinde Salih İbn Musa et-Talhi’nin bulunduğu Ebu Hüreyre’de sonlanan rivayette geçmektedir. Değerli izleyiciler, rivayete ‘Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ şeklindeki ifadelerin eklendiğini söyleyen bazı eserlerle karşılaştım. Öyle anlaşılıyor ki Ebu Hüreyre ile İbn Abbas’ın rivayetleri birbirine eklemlenerek sunulmuştur.

    Halbuki ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim, Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ şeklindeki ifadelerin geçtiği nakil Ebu Hüreyre rivayetidir. İki rivayet ile iki kanalı birbirine karıştırmamak gerekmektedir. Allame Albani’nin Mişkatü’l-Mesabih adlı eserde sahih bir isnad zinciri ifadelerini kullanarak işaret ettiği ilk nokta burasıdır.

    Rivayetin isnad zincirinde belirttiğimiz gibi İsmail İbn Ebu Üveys bulunmaktadır. Allame Albani rivayet hakkında ‘sahih’ değerlendirmesini yapamamış, sadece ‘hasendir’ diyebilmiştir.

    İkinci nokta; Allame Albani’nin sahih veya hasen olduğuna dair değerlendirmede bulunduğu ikinci kaynak Sahihü’l-Camii’s-Sağir adlı eserdir.

    Müellifi bizzat kendisidir. Allame rivayeti şöyle aktarır: “Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Size geriye asla sapmayacağınız iki şeyi bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim. Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.[10]”

    Bu rivayet İbn Abbas’ın değil Ebu Hüreyre’nindir. ‘Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ ifadeleri isnad zincirinde İsmail İbn Ebu Üveys’in bulunduğu İbn Abbas’tan aktarılan rivayette bulunmamaktadır.

    Bu ifadeler isnad zincirinde Salih İbn Musa et-Talhi’nin bulunduğu Ebu Hüreyre’den aktarılan rivayette bulunmaktadır. Söz konusu et-Talhi’nin de “metrukü’l-hadis” olduğu noktasında ittifak bulunmaktadır. İsnad kritiği açısından böyle bir rivayet hakkında Albani nasıl sahih ifadesini kullanabilmektedir, şaşılacak şey doğrusu!

    Şu noktaya dikkat ediniz: Allame Albani hadisin altına şu notu düşer: “Ebubekir eş-Şafii bu rivayeti el-Ğaylaniyat’ta Ebu Hüreyre’den nakletmektedir.[11]”

    Bu ifadeler de rivayetin İbn Abbas’tan değil Ebu Hüreyre’den aktarıldığını ortaya koymaktadır. Zaten kaynak olarak gösterdiği el-Ğaylaniyat adlı esere müracaat edildiğinde açık ve net bir şekilde rivayetin bu şekli görülür.

    Rivayeti el-Ğeylaniyat adlı eserden okuyalım. Hadis şöyledir: “Bize Salih İbn Musa et-Talhi, Abdülaziz İbn Rufey’den, o Ebu Salih’ten, onun da Ebu Hüreyre’den rivayet ettiğine göre o şöyle der: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: …Allah’ın Kitabı ve Sünnetim, Havuz başında bana varıncaya kadar birbirlerinden ayrılmayacaklardır.[12]”

    Eserin tahkikini yapan zat bu rivayet hakkında şöyle der: “İsnadı son derece zayıftır. İsnad zincirinde metruk olan Salih İbn Musa et-Talhi bulunmaktadır.[13]”

    Buna rağmen Allame Albani rivayetin sahih olduğunu söyleyebiliyor. Buna cevap aramamız gerekiyor. Albani’nin bu rivayetin Ebu Hüreyre’ye ait olduğundan bihaber olacağını tasavvur edemiyorum. Kendisi de bunu açıkça belirtmiş zaten. Rivayetin isnad zincirinde “metrukü’l-hadis” olan et-Talhi bulunmaktadır. Öyleyse Albani nasıl oluyor da bu rivayet hakkında sahihtir ifadesini kullanabiliyor? Bunu inceleyeceğiz inşallah.

    Albani Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının İbn Abbas’tan aktarılan kanalı hakkında Mişkatü’l-Mesabih adlı eserde “hasen” ifadesini kullanırken, Ebu Hüreyre’den aktarılan kanalı hakkında Sahihü’l-Camii’s-Sağir’de “sahihtir” demektedir.

    Üçüncü nokta; kendisi tarafından telif edilen Sahihü’t-Terğiyb ve’t-Terhib adlı eseridir.

    O bu eserinde şöyle der: “Yine İbn Abbas’tan rivayet edildiğine göre Hz. Resulullah şöyle buyurmuştur: Hz. Resulullah (s.a.a.) Veda Haccı’nda insanlara şöyle hitap etti: Şeytan artık kendisine ibadet edilmesinden ümitsizliğe düşmüştür. Fakat bunun dışındaki bazı şeylerde ona uymanızdan memnun olur. Öyleyse bunlardan da sakınınız …Aranızda sımsıkı sarılıp tutundukça asla sapıtmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve peygamberinin Sünneti.

    Rivayet sahihtir.[14]”

    Sonuç olarak Allame üç tane farklı yerde Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının sahih olduğunu söylüyor: Mişkatü’l-Mesabiyh’de ‘İbn Abbas’tan hasen bir isnadla’, Sahihü’l-Camii’s-Sağir’de ‘Ebu Hüreyre’den sahih olarak’ ve Sahihü’t-Terğib ve’t-Terhib’de de ‘İbn Abbas’tan sahih şekilde’ ifadelerini kullanmaktadır.

    Şimdi şu soru doğrudan ortaya çıkmaktadır. Albani, İsmail İbn Ebu Üveys’in bulunduğu bir isnad zincirini nasıl sahih sayabilmektedir? İsmail İbn Ebu Üveys’in tercüme-i halini öğrenmek için “cerh ve tadil” sahasında telif edilen eserlere müracaat ettiğimizde onun adil ve sika bir ravi olduğunu ifade eden bazı ibarelerle karşılaşmaktayız.

    Ancak onu adil sayarak sika/güvenilir kabul edenler hem sayı bakımından oldukça azdır, hem de zayıf sayanların ilmi şehametleri ve azametleri karşısında cılızdırlar. Daha net bir ifadeyle açıklayacak olursak “cerh ve tadil” alimlerinin İbn Ebu Üveys hakkındaki açıklamalarına müracaat ettiğimizde, zayıf ve aşırı yalancı bir kişiliğe sahip olduğunu ve hadis çaldığını belirten bir yaklaşımın karşısında yine kendisini sika sayan, sakıncasız olduğunu belirten bir eğilime de tanık olmaktayız.

    Özetle rical alimlerinin açıklamalarına değinmeliyiz ki Albani’nin niçin “tadil” (adil bulma) ifadelerini “cerh” (kusur bulma) ifadelerine öncelediğini ve tercih ettiğini görelim. Bu önceleme ve tercih etme doğru ve geçerli nedenlere dayanıyorsa rivayet duruma göre ya “hasen”, ya da “sahih” olur. En azından kendisiyle kanıtlandırma yapılabilecek bir seviyeye ulaşarak “hasen” hadis kategorisine girmiş olur.

    Geliniz Hafız Askalani’nin Tehzibü’t-Tehzib adlı eserinden İsmail İbn Ebu Üveys’in tercüme-i haline bakalım. Onu adil sayanların kimler olduğunu ve nasıl ibareler kullandıklarını bir görelim:

    İsmail İbn Abdullah İbn Abdullah İbn Üveys İbn Malik el-Esbahi…

    Ebu Talib, Ahmed’in ‘İsmail La be’se bih[15]/zararsızdır’ dediğini aktarır.[16] Ahmed, İsmail hakkında sika sözcüğünü kullanmıyor ancak zararsız olduğunu belirtiyor.

    Osman ed-Darimi, İbn Main’den şöyle aktarır: İbn Ebu Hayseme, İsmail hakkında ‘O, saduktur,[17] ancak aklı zayıftır'[18] ifadelerini kullanır. Bunlar İsmail hakkında kullanılan tadil ifadeleridir.

    Bir de hakkında kullanılan cerh ve taz’if (zayıf bulma) ifadelerine bakınız. İbn Main, İsmail’in ve babasının sirkatü’l-hadis (hadis hırsızlığı) yaptıklarını belirtir. İbn İbn Cüneyd ‘O yalan söyler. Leyse bi-şey/ beş kuruş etmez’, Nesai de ‘İsmail, zayıftır’ der.

     Lalekai ‘Nesai’nin İsmail hakkındaki yargısı son derece ağırdır ve o aşırıya kaçmıştır. Bu yargısı onu İsmail’i terk etmeye, kendisinden hadis almamaya ve rivayet etmemeye kadar götürmüştür. Belki de Nesai, İsmail hakkında başkasının ulaşamadığı bazı özel şeylere ulaşmış olabilir’ yorumunda bulunur.[19]

    İsmail’in tercüme-i halinin başlığında geçen cerh ifadelerinde şu sözcükler geçtiği ortaya çıkmaktadır: sirkatü’l-hadis/hadis hırsızlığı, yalan söylemek, zayıf oluş, metrukü’l-hadis oluş ve hadis uyduruculuğu.

    İbn Hazm el-Muhalla adlı eserinde şöyle der: Ebü’l-Feth el-Ezdi der ki; Seyf İbn Muhammed bana İbn Ebu Üveys’in hadis uydurduğunu rivayet etti.

    Ben, Medine ehli kendi aralarında bir konuda ihtilafa düştüklerinde onlar için hadis uydururum.[20]

    Soru: İsmail hakkında biri ‘zararsızdır’, diğeri de ‘metruk, hırsız, hadis uydurucusu, çokça yalancı’ diyen iki yaklaşıma sahibiz. Onu çokça yalancı, hadis uydurucusu addedenlerden birisi de Nesai’dir. Nesai kimdir peki?

    Nesai’yi tanıyabilmek için İmam Zehebi’nin Siyer-ü Alami’n-Nübela adlı eserine müracaat edelim. O şöyle demektedir: “Hicri 3. asrın başlarında Nesai’den daha hafız bir bilgin bulunmamaktaydı. O hadis, hadisin illetleri ve ricali konusunda Müslim’den, Ebu Davud’dan, Tirmizi ve diğerlerinden daha maharetliydi. Ancak kendisinde az da olsa Şiilik tezahürü vardı.[21]”

    Neden acaba, bu şahıstaki Şiilik tezahürünün gerekçesi nedir, nereden kaynaklanmaktadır? Bakın neymiş: “O, İmam Ali’nin Muaviye, Amr gibi hasımlarından sapmıştır, onlara prim vermemiştir. Allah onu affetsin.[22]”

    İşte Emevi din anlayışı. Eğer Nesai’nin sapışı Ali (a.s) karşısında olsaydı, Ali’ye sevgisizliğe dayanmış olsaydı “sika, sebt, mütedeyyin” gibi övgü dolu sözlerden hiçbirisini yine de kaybetmezdi. Ancak sapış Muaviye’ye ve Amr’a karşı gerçekleştiğinde ‘Allah onu affetsin’ cümlesi kullanılmaktadır.

     Emevi mantığı işte budur! Muhakkiklere, ilim ehline, öğrencilere ve tahkik erbabına şu çağrıda bulunuyorum: Eserlerini okuduğunuz müelliflerin inançsal, kelami düşüncelerini belirlemeye çalışınız. Bu zat, Ali’ye (a.s) düşman olan Muaviye’ye karşı sevgi tezahüründe bulunmadığından dolayı hakkında “Allah onu affetsin” ifadeleri kullanılan birisidir. Muaviye nasıbidir, Ali’ye (a.s) karşı hınç duyan, hakaret ve sövgülerde bulunan bir şahsiyettir.

    Yukarıda, Allame Albani’nin bu şahıs hakkında tadili mi yoksa cerh yönünü mü önceleyip takdim ettiği şeklinde ortaya atılan sorunun cevabını değerli izleyiciler anlamışlardır. Allame Albani’nin, Mişkatü’l-Mesabih’te İbn Abbas hadisinin hasen, Sahihü’t-Terğib’de de sahih olduğunu söylemesi tadil yönünü tercih ettiğine delildir. Öyleyse o, İsmail İbn Ebu Üveys’in adil sayılmasını cerh edilmesine öncelemiştir.

    Allame Albani, İbn Abbas’tan aktarılan rivayetin isnad zincirinde İsmail İbn Ebu Üveys’in olduğunu bilmesine rağmen rivayet hakkında bir defasında hasen tanımlamasını kullanırken başka bir defasında da sahih tanımlamasını kullanmaktadır.

     Bu adımı hangi esasa göre atmıştır? Cerh ve tadilin çatışması halinde uygulanacak kaide nedir? Bu sözleri ilim ehline, tahkik erbabına, mütalaa edenlere ve hakikat taliplilerine yöneltiyorum. Ta ki bu mesele özelinde, işin içinde bir kasıt söz konusu değilse Allame Albani’nin yaptığı hatanın ve yanılgısının büyük olduğunu anlasınlar.

     Bir şahıs hakkında hem cerh ifadeleri hem de tadil söz konusuysa cerh yönünü baz alıp rivayeti itibarden düşürecek miyiz, yoksa tadil yönünü baz alıp rivayetin muteber, hasen ve sahih olduğunu mu söyleyeceğiz?

    Cevap; Allame Albani’nin bizzat kendisinin de aralarında bulunduğu tahkik ehlinin bu konu hakkında nasıl davranılması gerektiğine ilişkin açıklamalarını dikkatlice dinleyiniz.

    Şöyle diyorlar: Bir ravinin yalan, uydurma, zayıflık, zapt edemeyiş, karıştırma gibi cerh yönleri açıklanmış ve belirtilmiş ise bu cerh Nesai gibi kendisine dayanılıp güvenilebilen alim bir kişi tarafından yapılmışsa, elimizde nedeni belirtilmiş bir cerh ve diğer taraftan da bir tadilin olması durumunda, cerh tadile takdim edilir.

    Bu kaideye Hafız İbn Hacer el-Askalani en-Nüket adlı eserinde şöyle işaret eder: “Cerh, cerh ediliş nedenini bilen birisi tarafından açıklanırsa tadil yönüne takdim edilir.[23]” Eserin şarihi ise şöyle der: “Cerh tadile öncelenir. Bir grup mutlak olarak böyle anlamışlardır. Ancak bu kural cerh ediliş sebebini bilen tarafından cerh edilme yönünün açıklandığı yerler için geçerlidir.

    Zira adaleti sabit olan bir ravi hakkında nedeni belirtilmeksizin cerh edilmesi ve cerh sebeblerini bilmeyen bir kişi tarafından gerçekleşen cerh muteber değildir.[24]” Acaba Allame Albani bu kaideyi kabul ediyor mu yoksa kabul etmiyor mu?

    Allame Albani Silsiletü’l-Ehadisi’z-Zaife ve’l-Mevdua adlı eserinde şöyle der: “Bu ifadeler kişinin, konuyu ezberlemiş olmasına rağmen aşırı derecede yalancılığına delalet etmektedir. Zira yalan cerh sebeplerinin en kuvvetlilerinden ve en açık olanlarındandır. Şeyh, tadili nedeni açıklanmış cerhe nasıl takdim edebilmektedir?[25]”

    Kendisine gösterdiğimiz saygıdan ödün vermeyerek bir soru sormak istiyoruz: Ey Allame! Bu kaideyi bu konu özelinde uygulamaktan neden caydın? İsmail İbn Ebu Üveys hakkında nedeni açıklanmış ve belirtilmiş cerh olduğu halde niçin tadili cerhe tercih ettin? İlmi emanet bilinci budur. Değerli izleyiciler şu hususu defalarca belirttik: Bir kişinin son derece bilgili bir âlim oluşunu doğrulamamız onun bütün söylediklerini kabul ettiğimiz anlamına gelmemektedir.

    İşte bu yargının en güzel örneklerinden birisi de budur. Allame Albani’nin Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının bu kanalına ilişkin ‘sahih ve hasen’ nitelendirmelerinde yanıldığını görüyoruz.

    İsmail’in mecruh olduğunu söyleyen de, cerh ve tadil sahasında âlim olması bir yana, bu alanda “imam” sayılan Nesai’dir. İşte bu konu Allame Albani’nin yanılgılarından birisidir.

    – Sunucu: Britanya’dan Va’d hatta…

    – Selamün Aleyküm. Ben programda belirtilen hususlara bazı eklemelerde bulunmak istiyorum. Piyasaya Mukbil İbn Abdülvedai’ye ait beş ciltlik bir eser çıktı. ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki rivayetin geliş kanallarına ilişkin bu eserden bir bölüm aktarmak istiyorum: “Bu hadis zayıftır, zira isnad zincirinde İsmail İbn Ebu Üveys ve babası bulunmaktadır. Her ikisi hakkında bazı sözler söylenmiştir.

     Diğer geliş kanalının zayıf oluşunun kanıtı metruk olan Salih İbn Musa et-Talhi’nin bulunuşudur.” Öyleyse Albani’nin bu hadis özelinde ilmi bir ihanet gerçekleştirdiğini anlayabiliyoruz. Bu ilk nokta.

    İkinci nokta; el-Muvatta’da geçen ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki rivayeti Suyuti ve el-Muvatta’ya talik düşen Beşşar Avvad Maruf zayıf olarak kabul etmişlerdir.

    – Bahreyn’den Hasan hatta.

    – Hasan: Selamün Aleyküm. Şeyhim, sunduğunuz tertemiz programdan dolayı size teşekkürlerimizi arz ediyoruz. Şeyhi sadece tek yönden dinleyebiliyoruz. Adnan Arur gibi Ehl-i Sünnet Bilginleriyle bir münazara etse ve Şeyhi bu boyutuyla da dinleyebilsek ve görebilsek ne kadar güzel olur.

    – Ayetullah Haydari: Bu programdaki amacımız hakikate ulaşabilmektir. Hakikat açığa çıktığında, Allah-u Teala’nın kalplerini mühürlediği son derece az bir grup hariç Müslümanların çoğunluğu bize hak vereceklerdir. Bizler hakikatleri herhangi bir ismi zikretmeksizin açıklamaktayız.

     Bizler bu akşam Allame Albani’nin bir görüşünü inceledik ve bu görüşünün en azından ilmi kaideler ve ilmi emanet sorumluluğuyla uyuşmadığını gördük. Onlar hangi programda olursa olsun bir görüş ve karşılık verebiliyorlarsa, bizler de onların bu eleştirilerine cevap verebiliriz. Ben öyle inanıyorum ki ne kadar farklı düşünürse düşünsünler Müslümanların %95 dile getirdiğim görüşleri kabul edeceklerdir.

    Ayrıca münazara etmek isteyen kimse bırakın bizim kitaplarımızı, önce kendi eserlerine vakıf olmalıdır. Şu ana kadar şu televizyon kanallarına çıkıp sövgü, töhmet ve hakaretlerde bulunanlar arasında, bırakalım kitaplarımızı kendi kitaplarından bile ilmi bir eseri kanıt olarak ortaya koyabilecek kapasitede olan birisini göremedim. Bizler ilmi kaynaklara müracaat edebilme kudretine sahip olan bir kişi gördüğümüzde bizimle tartıştığı bir şekilde kendisiyle tartışırız.

    – Teşekkürler, Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey. Siz sayın seyircilerimize de teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bir sonraki programda görüşmek üzere

    Es-Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

    ——————————————————————————–

    [1] Allame Albani, c.4, s.355-8

    [2] Ebu Hafs Ömer İbn Ahmed İbn Osman İbn Şahın, Şerh-ü Mezahibi Ehli’s-Sünneti ve Marifeti Şeraii’d-Dini ve’t-Temessüki bi’s-Sünen, s.41-2, Tahkik Adil İbn Muhammed, Müessesetü Kurtuba, Cidde

    [3] Age, agy.

    [4] Age, s.43

    [5] Muhammed İbn Abdullah el-Hatiyb et-Tebrizi,Mişkatü’l-Mesabih, c.1, s.66, Hadis No:186, Tahkik Muhammed Nasırüddin Albani,el-Mektebü’l-İslamiyy, 3. Basım, 1405.

    [6] Mudal hadis isnad zincirinde iki veya daha fazla ravisi düşen hadise denir. Çev.

    [7] Age, agy.

    [8] Hafız Suyuti, Tedribü’r-Ravi fi Şerhi Takribi’n-Nevavi, c.1, s.324, Takdim ve talik Doktor Şeyh Ahmed Mubed Abdülkerim, 1. Basım 1424, Suud-i Arabistan.

    [9] El-Müstedrek Ala’s-Sahihayn, c.1, s.93

    [10] Muhammed Nasırüddin Albani, Sahihü’l-Camii’s-Sağir, c.1, s.615, 3232 nolu hadis,

    [11] Age, agy.

    [12] Hafız Ebubekir İbn İbrahim eş-Şafii, El-Fevaidü’ş-Şehir bi’l-Ğaylaniyat, s.510, 632 nolu rivayet.

    [13] Age, agy.

    [14] Muhammed Nasırüddin Albani, Sahihü’t-Terğib ve’t-Terhib, s.124

    [15] Bu ifade bir tadil ifadesidir. Böyle bir kişinin hadisleri yazılıp gözden geçirilir. Çev.

    [16] Hafız Askalani, Tehzibü’t-Tehzib, c.1, s.157

    [17] Bir tadil ifadesidir. Böyle bir kişinin hadisleri yazılıp gözden geçirilir. Çev.

    [18] Hafız Askalani, Tehzibü’t-Tehzib, c.1, s.157

    [19] Age, agy.

    [20] Age, agy.

    [21] Siyer-ü Alami’n-Nübela, c.14, s.133.

    [22] Age, agy.

    [23] Hafız İbn Hacer el-Askalani, en-Nüket Ala Nüzheti’n-Nazar, s.193, Şerh Aliİbn Hasan İbn Ali İbn Abdülhamiyd el-Halebi el-Eseri, Darü İbni’l-Cevzi.

    [24] Age, agy.

    [25] Allame Albani, Silsiletü’l-Ehadisi’z-Zaife ve’l-Mevdua, c.1, s.93

    Çeviren: Cevher Caduk

    medyasafak.com