İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (3)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (3)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (3)
    Rate this post

     

    Şia’nın bu sorularına kimse cevap veremiyor…

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (3)

    -Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla, Hamd Allah’a özgüdür. Salat ve Selam Allah’ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a), tertemiz âline, değerli seçkin sahabelerine olsun.

    Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Sizlere bütün alemlerin ve cennet ehli hanımların yücesi Mevlamız Hz. Fatımetü’z-Zehra’in (s.a) vefatının bu günlere denk gelmesi münasebetiyle taziyelerimizi sunarız. Allah’ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun.

    Sizleri selamların en güzeliyle selamlıyoruz. ‘Mehdilik Meselesi’ adlı programımızın yeni bir bölümüyle yine karşınızdayız. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey’i selamlıyoruz. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!

    – Hoş bulduk.

    – Efendim, önceki programda hadisin Hz. Resulullah’dan (s.a.a) ‘İnni tarikün fiküm halifeteyni/aranızda iki halife bırakıyorum’ şeklinde rivayet edilen varyantının geçtiği bazı kaynakları belirttiniz. Acaba bu varyantın geçtiği başka kaynaklar da söz konusu mu?

    – Koğulmuş şeytandan Allah’a sığınır ve Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla ve O’nun yardımıyla başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve tertemiz âline olsun.

    Sekaleyn hadisinin çeşitli varyantlarının olduğunu belirtmiştik. Sekaleyn hadisinin içeriği ve delalet ettiği anlama ilişkin konuya vardığımızda bu hadisin varyantlarından her birinin bize çokça fayda sağlayacak noktalar içerdiğini de belirtmiştik.

    Allah’a hamd olsun ki ilk iki programda rivayetin iki varyantını ele almıştık. Hadisin ikinci varyantına göre Hz. Resul-u Azam (s.a.a), ‘İnni tarikün fiküm es-Sekaleyni veya Sikleyni’ şeklindeki ilk varyantın yerine ‘İnni tarikün fiküm halifeteyni/Aranızda iki halife bırakıyorum’ buyurmaktadır.

    Allah-u Teala’ya hamdü senalar olsun ki önceki programda bu hadisin sahih oluşunu önemli kaynaklardan oluşan bir takım eserlerle ispat ettik. Hadisin ‘İnni tarikün fiküm halifeteyni/Aranızda iki halife bırakıyorum’ varyantı sahihlik açısından şu dört gruptan birisinin kapsamına girmektedir.

    Hadd-i zatında sahih, sahih li-ğayrihi, hadd-i zatında hasen, hasen li-ğayrihi. Önceki programda bu hususu da açıklığa kavuşturmuştuk. Hadisin bu varyantını ispat eden konuyla ilgili başka eserler de bulunmaktadır. Bu eserlerden birisi –ki daha önce bu esere işaret etmemiştik- İmam Ebubekir Ahmed b. Ömer b. Asım’ın (h.287) es-Sünnet adlı eseridir.

    Müellifimiz söz konusu eserinde iki rivayete işaret eder. İlk rivayet Zeyd b. Sabit’tendir. O hadisi ref’ ederek aktarır ve şöyle der: ‘İnni Teraktü fiküm el-Halifeteyni/Aranızda iki halife bıraktım’ ve ‘İnni Kad Teraktü fikümü’l-Halifeteyni ba’di/Kuşkusuz ben benden sonra aranızda iki halife bıraktım’ (1) Hadisin ilk bölümü önceki metinlerle aynilik göstermektedir.

    Ancak hadisin bu varyantında birtakım fazlalıklar vardır ki bu fazlalıklar gerçekten son derece önemlidir. Gerçi halife sözcüğünün kendisinde de bu fazladan anlam bulunmaktadır. Zira halife bir insanın kendisinden sonra yerine geçecek kimsedir. Öyleyse bazı büyük bilginlerin ‘Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla olan konumuna sahipsin’ hadisiyle ilgili olarak Hz. Resulullah’ın (s.a.a) vefatından sonra halife bulunmadığı,

    ancak O hayattayken halife olacağını söylemelerinin geçerli bir gerekçesi kalmamaktadır. Söz konusu bu bilginler halife tayin etmenin Hz. Resulullah’ın (s.a.a) hayatta bulunduğu dönemle alakalı olduğunu ileri sürmektedirler.

    Ancak bu olasılık hadisin bu varyantı için geçerli değildir. Zira hadisin ifadeleri şu şekildedir: ‘Kuşkusuz ben benden sonra aranızda iki halife bıraktım. Allah’ın Kitabı ve İtretim. Bunlar havuzun başında bana gelinceye kadar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır.’ (2)

    1594 no’lu hadis de aynı şekildedir. Bu hadiste Hz. Resulullah (saa) şöyle buyurmaktadır: Kuşkusuz ben benden sonra aranızda iki halife bırakıcıyım. Allah’ın Kitabı ve İtretim. Bunlar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır. (3)

    Hadisin zeylinde eserin muhakkiki Basım b. Faysal el-Cevabire şöyle demektedir: Bu hadisin isnadı hasendir. Hadisin isnadında Şerik b. Abdullah ile Kasım b. Hasan bulunmaktadır. Şerik saduk (4) bir ravidir.

    Bu iki ravi hakkındaki değerlendirme inşallah ilerleyen bölümlerde gelecektir.

    Bu hadisin geçtiği ikinci kaynak ‘İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf Bi-hübbi Akribai’r-Rasul ve Ehli’ş-Şeraf’ adlı eserdir.

    Hadisi Zeyd’den rivayet edilmiştir. Hadisi eserine alan İmam Ahmed’dir. İmam Ahmed, Müsned’inde rivayeti tahriç eder.

    Rivayetin lafzı şöyledir: Şüphesiz ben, sizlere iki halife bırakıyorum. Yerle semanın arasında veya sema ile yer arasında uzatılmış sağlam bir ip olan Allah’ın kitabı ve İtretim olan Ehli Beytim. Bu iki halife, (kıyamet günü) havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar. (5)

    Bu eserin muhakkiki Halid Babteyn şöyle der: “Bu hadisin isnadı şahidleriyle (6) birlikte hasendir. Rivayeti İmam Ahmed, Abd İbn Humeyd Müsne’inde 240 nolu rakamda tahriç etmiştir. İbn Ebu Şeybe de Musannef’inde tahriç etmiştir.

    Taberani, Mucemü’l-Kebir’inde tahriç etmiştir. İbn Ebu Asım es-Sünne adlı eserinde, el-Fesevi el-Marife ve’t-Tarih adlı eserinde ve İbn Enbari tahriç etmişlerdir. Nitekim Müttaki el-Hindi ise Kenzü’l-Ummal adlı kitabında bu rivayetlerin bütününü Şerik’ten O da Rekiyn İbn Rebi’den O da Kasım İbn Hassan’dan O da Zeyd İbn Sabit’ten merfu olarak rivayet eder. İşte bu makamda aktarılan ikinci kaynaktır.

    Rivayetin geçtiği işaret edilmesi gereken üçüncü kaynak İmam Hafız Ebubekir Abdullah İbn Ebu Şeybe’nin (h.235) Müsned-ü İbn Ebi Şeybe’dir. Önceki programlarda bu esere değinmedik.

    Rivayet şu şekildedir: Hz. Resulullah(s.a.a) şöyle buyurdular: İnni teraktü fiküm el-Halifeteyni Kamileteyni/Aranızda tam iki halife bıraktım’ (7) Bu fazla nükte önceki hadislerde bulunmamaktaydı.

    Bakınız muhakkik ne diyor: “Bu hadisin kendisi sahih olduğu halde isnadı zayıftır. Zira Şerik en-Nehai hakkında sorun bulunmaktadır.”

    Biz ilerde bilginlerin Şerik en-Nehai hakkında niçin kuşku oluşturduklarına işaret etmeye çalışacağız. Önemli olan nokta şudur ki muhakkik konunun sonunda şöyle demektedir: “Ben diyorum ki hadis sahihtir ve sahih olduğuna dair şahidler söz konusudur. Albani’nin es-Silsiletü’s-Sahiha adlı eserine bakınız. (8)”

    Her ne kadar bu isnad zincirinde sıkıntı varsa da değerli izleyicilerin dikkatini şu noktaya çekmek istiyorum ki hadisin bu metnine ait isnad zincirlerinin bütünü sorunlu değildir. Asla! Bu isnad zincirinde kendilerine ilerde işaret edeceğimiz iki şahıs bulunmaktadır. Bunlar Şerik en-Nehai ile Kasım İbn Hasan. Bu iki şahıs hakkındaki değerlendirmeler inşallah ilerde gelecektir.

    Bu hadise işaret eden dördüncü kaynak İbn Ebu Şeybe’nin el-Musannef’idir. İbn Ebu Şeybe aynı zamanda yukarıda geçen el-Müsned’in sahibidir de.

    Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: İnni tarikün fiküm el-Halifeteyni min ba’di/Aranızda benden sonra iki halife bırakıyorum. Allah-u Teala’nın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim. Bunlar Havuzun başında bana varıncaya kadar asla birbirinden ayrılmayacaklardır’ (9)

    Bir önceki rivayetten farklı olarak bu rivayette ‘kamileteyni’ fazlalığı bulunmamakta, ancak ‘Min Ba’di/benden sonra’ ifadeleri mevcuttur.

    Öyleyse bu kaynaklar önceki kaynaklara ek olarak hadisin bu metninin Hz. Resul-u Azam’den (s.a.a) rivayet edilen bu metinden daha fazlasının olmadığını bize ispat etmektedir. Bu rivayetler de fazladan bulunan iki kelime ‘Halifetani ve min ba’di’ ve ‘Halifetani kamiletani’ ifadeleridir.

    Değerli izleyicilerimiz için şu hususu açıklamak istiyorum. Acaba bu hadis şahidler ve mutebaatlar (10) kanalıyla sahih olduğu halde bilginler neden bu hadisin zayıf olduğunu dile getirmişlerdir?

    Hadisin zayıf olmasını belirtmelerinin gerekçesi hadiste iki problemli şahsın bulunuşudur. Bunlar Şerik İbn Abdullah en-Nehai ile Kasım İbn Hasan’dır.

    İbn Asım eş-Şeybani’ye ait olan es-Sünnet adlı eserinin iki tahkikli basımı vardır. Biri Allame Albani’ye diğeri ise Üstad Cevabire’ye aittir.

    Eserin Allame Albani tarafından yapılmış tahkikli basımında o şöyle der: Hadis, isnadda Şerik İbn Abdullah en-Nehai’nin bulunması nedeniyle zayıftır.” Allame’nin hadisi nakl ettikten sonra eserdeki ifadeleri şu şekildedir: “Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır: ‘İnni tarikün fiküm el-Halifeteyni min ba’di/Aranızda benden sonra iki halife bırakıyorum.’

    Bu hadis sahihtir. Ancak hadisin isnadında bulunan Şerik’in kötü bir hafızaya sahip olmasından ve Kasım İbn Hassan’ın ise meçhulü’l-hal olmasından ötürü hadisin isnadı zayıftır. (11) Öyleyse bu iki şahıs hakkında problem bulunmaktadır.

    İşte tam bu noktada bir soru ortaya çıkmaktadır. Acaba ravimiz yalancı olduğundan dolayı mı hadis zayıf sayılmıştır?

    Cevap: Hayır. Aksine ravimiz cerh ve tadil bilginlerinin de açıkça belirttikleri gibi saduktur. Ancak hakkında hafızasının kötü oluşuna dair bir sıkıntı bulunmaktadır. Belleği iyi değildir. Allame İmam İbn Hacer de bu hususa işaret etmektedir. (12)

    İşte ifadeleri: Şerik İbn Abdullah en-Nehai el-Kufi. Vasıt ve ardından da Kufe’de kadılık yapmıştır. Saduktur. Ancak çokça yanılgıya düşer. Kufe’de kadılık görevine geldikten sonra hafızası değişti. Ancak, adil, fazıl, abid ve bidat ehline karşı son derece katı idi. (13)

    Görüldüğü gibi Şerik, ne yalancıdır ne de hadis uydurucusudur. Biz de bu hususa dikkat çekmek istedik ki izleyicinin zihnine Şerik’in bir hadis uydurucusu olduğu gelmesin. Belleğinin zayıf oluşuna dair bir sıkıntısı söz konusudur.

    Gerçi Müslim’in kendisinden rivayeti bulunmaktadır. Müslim onun hakkında herhangi bir tereddüde düşmüş değildir. Müslim şahidler ve mutebaatlarla kendisinden rivayet eder. Yani Müslim onunla yetinmemiştir anlamına gelmektedir.

    Onun rivayet ettiği hadislere başkasını da ekleyerek hadisinde yanılma olasılığını minimize etmeye çalışmıştır. Öyleyse hakkında zayıftır denilen bu şahıs aslında zayıf değildir. Aksine doğru ve saduktur, yani adaletinde bir sıkıntı sözkonusu değildir. Sadece belleği kötüdür. Müslim de kendisinden rivayette bulunmuştur.

    İkinci şahıs Kasım İbn Hassandır. Son derece üzüntü vericidir ki Allame Albani Onun meçhulü’l-hal (14) olduğunu söyler. Ancak gerekli kaynaklara müracaat ettiğimizde Allame’nin bu değerlendirmesinin dakik olmadığının farkına varıyoruz.

    Örneğin İbn Hibban’ın (h.354) es-Sikat adlı eserine müracaat edelim. İbn Hibban bu eserini sika kişiler hakkında telif etmiştir. İbn Hibban eserinde ona işaret eder ve şöyle der: Kasım İbn Hassan, Zeyd İbn Sabit’den rivayet eder. Kendisinden de Rekiyn İbn er-Rabiy’ rivayet eder. (15)

    Öyleyse meçhulü’l-hal olduğu iddiası geçerli olmadığı gibi sika kişilerdendir. Galiba Allame ya bu bilgiye ulaşamamıştır veya dalgınlığına gelmiştir ya da unutmuştur. Zira İbn Hibban onun sika kişilerden olduğunu açıkça belirtmektedir.

    Hatta ravimizin konumu bundan da ileri gibidir. Bakın el-Musannef kitabının muhakkiki Muhammed Avvame gibi yüce bir şahsiyet ne demektedir: “Kasım İbn Hassan da sikadır. Ne mechulü’l-haldir, ne de gayri makbuldür.

    İbn Hibban onu es-Sikat adlı eserinde zikr ettiği gibi İbn Şahiyn de es-Sikat adlı kitabında zikreder. İmam Ahmed İbn Salih el-Mısri’nin onun hakkında “sikadır” (güvenilirdir) şeklinde değerlendirmesini de nakleder.

    Öyleyse yukarıda geçen ibarelerle birlikte değerlendirildiğinde hadis hakkında Şeriyk hariç hiçbir sıkıntı yok gibidir. Şerik’in de bir hadis uydurucusu ve bir yalancı olmadığını belirtmiştik. Gerçekten bu nokta dikkat edilmesi gereken önemli bir husustur.

    Elimizin altındaki bu kaynaklara göre hadisin bu ikinci varyantında kuşku için hiçbir alanın olmadığı metnin sabit olduğu vuzuha kavuşmaktadır. Hadisin ikinci metni ‘İnni tarikün fiküm el-halifeteyni min ba’di/Benden sonra aranızda iki halife bırakıyorum’

    Hadisin bu varyantı da Sekaleyn hadisinin sabit metinlerindendir.

    Bir kişi şöyle diyebilir: Efendimiz sonuçta ilk metni mi kullanmıştır, yoksa ikinci metni mi dile getirmiştir? Cevap; bu hadis Hz. Peygamber’den (s.a.a) çeşitli münasebetlerle, farklı mekanlarda ve atmosferlerde sadır olmuştur. Öyleyse Sekaleyn hadisinin farklı metinleri/varyantları bulunmaktadır. Bu metinler arasında bir çelişki söz konusu değildir ki hadisler arasında tearuzu giderme yollarına başvuralım.

    – Sunucu: Bütün rivayetler ikinci rivayeti tefsir etmektedir yani?

    – Allah-u Teala hayrınızı versin. Bu nokta başat bir öneme haizdir. Bu rivayetlerden her birisi diğer rivayeti/metni tefsir etmektedir. Yani Sekaleyn halifeteyndir, halifeteyn de Sekaleyndir.

    – Takdim ettiğiniz ve sunduğunuz gibi hadisin ikinci varyantı da açıklığa kavuştu. Ancak hadisin bu ikinci varyantının önemi nerede gizlidir?

    – Hadisin bu ikinci varyantının delalet ettiği anlama ve içeriğe şu an girmek istemiyorum. Ancak sadece bu varyantın önemine iki noktada işaret etmek istiyorum.

    İlk Nokta: Dünden günümüze kadar birileri bazı televizyon kanallarında ve internet sitelerinde cehalet içerisinde hareket edip durmaktadır ve şöyle demektedirler: Şayet Hz. Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra bir imam ve bir halife tayin etmek isteseydi kuşkusuz ‘falanca benim halifemdir’ derdi.

    Onlar, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) “halife” sözcüğünü telaffuz etmediğini, Hazret’in (s.a.a) ‘Ben kimin mevlasıysam işte şu Ali (a.s.) da Onun mevlasıdır’ ve ‘Ben size bir şey bırakacağım ki’ buyurduğunu dile getirmektedirler.

    Hadisin bu ifadelerinin bulunmadığını tasavvur edelim. Kalbi olan veya hazır bulunup da kulak veren, insaflı olan, Arap diline göre ve Hz. Peygamber’in (s.a.a) açıklamaları hakkında düşünen bir kimse O’nun (s.a.a) ümmeti kendisinden sonra halife tayin etmeksizin başıboş bırakmadığı kanaatine varır.

    Zira Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: ‘Şüphesiz ben, sizler için benden sonra yerime geçecek iki halife bırakıyorum. Bunlar Allah’ın kitabı ve İtretim olan Ehli Beytimdir’ veya başka bir ifadeyle de şöyle buyurmuştur:

    ‘Şüphesiz ben, sizler için yerime geçecek iki kamil halife bıraktım.’ Öyleyse Hz. Resulullah’ın (s.a.a) geriye halife bırakmaksızın ümmeti terk etmesi nazariyesi Allah-u Teala’ya hamd olsun ki Sekaleyn hadisinin bu ifadeleriyle değerden düşmektedir.

    Gerçi bir kişi “İtret”ten muradın kim veya kimler olduğunu sorabilir. Bu konu ilerde gelecektir. Önemli olan Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ümmeti imamsız, halifesiz ve bir kişiyi belirleyip atamaksızın başıboş bırakması nazariyesinin yeterli bir kanıta sahip olmayışıdır. Geçerli ve gerçek nazariye Hz. Resulullah’ın (s.a.a) geriye halife bırakmasıdır.

    Bazen şöyle de diyebiliyorlar: Hz. Resulullah (s.a.a) geriye Ali’yi (a.s) halife bırakmadı. Ancak şu anda bizim için önemli olan ilkesel olarak Hz. Resulullah’ın (s.a.a) geriye halife bırakıp bırakmadığı konusudur.

    Öyleyse onlar bize Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ümmeti sahabeye terk ettiğini, onların seçeceği imam ve halifenin Hz. Resulullah’ın (s.a.a) halifesi olduğunu söylemesinler. Bizler önceki programlarda Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ümmeti için halife tayin etmesinin ayrı,

    ümmetin bir şahsı seçip onu Hz. Resulullah’ın (s.a.a) halifesi olarak belirlemelerinin ayrı bir olgu olduğunu açıklamıştık. Ümmetin bu seçişi bazen isabet edebilir, bazen de yanılabilir. Bilginler Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sahabesinin masum olmadığı konusunda görüş birliğine varmışlardır. Ancak Hz. Resulullah’ın (s.a.a) halife tayin etmesi, Allah-u Teala’nın halife tayinidir ve bu tayin Masum tarafından gerçekleştirilen bir tayindir.

    Bu ele geçirilen ilk nüktedir. Sekaleyn hadisinin bu varyantının bereketiyle şura nazariyesi ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ümmeti halifesiz başıboş bırakması nazariyesi itibarden düşmekte, nass nazariyesi ve Hz. Resulullah’ın (s.a.a) kendisinden sonra iki halife –ki bunlar Kur’an ve İtrettir- istihlaf ettiği nazariyesi kesinleşmektedir.

    Gerçi değerli izleyicilerin bizden itretin kimliği hakkında açıklama yapmamızı isteme hakları bulunmaktadır. Bu konu ilerde gelecektir. Acaba İtret, Abbasoğulları, Abdülmuttalib oğulları, falancanın ailesi midir? Ya da bunların dışında kimseler midir? Veya falancaların hanımları ve kadınları mıdır? Yahut da İtretten kasıt özel bir tabaka mıdır? Bu konu ilerde gelecektir. Bu ilk nüktedir.

    İkinci nükte; Değerli izleyicilerin dikkatlerini buna vermelerini istiyorum. Bu nükte son derece hayati öneme haiz bir konudur. Yani, Hz. Resul-u Azam’ın (s.a.a) dilinden aktarılan ‘Şüphesiz ben, sizler için benden sonra yerime geçecek iki halife bıraktım’ sözünün,

    bu mübarek ifadelerin bütün Müslüman bilginler arasında ittifak edilen ‘Aleyküm bi-sünneti ve sünneti’l-hulefai’l-mehdiyyine’r-raşidine min ba’di/Benim sünnetime ve benden sonraki doğruya iletilmiş hulefa-i raşidinin sünnetine yapışın’ hadisinde geçen halifelerin kimliğini bize açıklıyor olmasıdır.

    Bu hadiste de ‘benden sonra’ ifadesi geçmektedir. Öyleyse Sekaleyn hadisinin bu varyantı bizlere Hülefa-i’r-raşidiyne’l-mehdiyyin sözünü açıklamaktadır. Zira Hz. Resulullah (s.a.a) bunları halife olarak bırakmak istemiştir.

    Eğer durum Hz. Resul-u Azam’ın (s.a.a) kendisinden sonra halife bırakmasıyla ümmetin hilafet için seçtiği kimse arasında kalmışsa, ümmetin seçiminin Resul-u Azam’ın (s.a.a) seçimine tercih edilmesi gerektiğini iddia edecek hiçbir insaf sahibi bir Müslümanın bulunabileceğini tasavvur edemiyorum.

    Öyleyse ‘Şüphesiz ben, sizler için benden sonra yerime geçecek iki halife bırakıyorum’ buyruğu, ‘Aleykümbi-sünneti ve sünnetü’l-hulefai’ hadislerini bize tefsir etmektedir.

    Şöyle bir soru yöneltme hakkın bulunmaktadır: Efendim, Hz. Resul-u Azam (s.a.a) bu hadiste ‘Halifeteyni/iki halife’ ifadesini kullanırken diğer rivayette niçin ‘Halifelerimin sünneti’ ifadesini kullanmaktadır.

    Bu sorunun cevabı şudur: İtret, tek bir birey değildir. Bir taneden fazladır. Bundan dolayı Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Aleyküm bi-sünneti ve sünneti’l-hulefai’r-Raşidiyne’l-mehdiyyine min ba’di/Benim sünnetime ve benden sonraki doğruya iletilmiş hulefa-i raşidinin sünnetine yapışın’ ifadesini kullanmıştır.

    ‘Raşid’ ve ‘doğruya iletilmiş’ ifadeleri ancak Kur’an’dan ayrılmayan ve Kur’an’ın da kendisinden ayrılmadığı, Kur’an’ın denkleri olarak kabul edilen kimseler hakkında kullanılabilir. Biz bu soruyu bütün İslam alemine yönelterek soruyoruz.

    Bütün Müslüman bilginler arasında ittifak edilmiş olması koşuluyla bize Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından atanmış, ondan sonra yerine geçecek kimseleri ispat edecek açık bir nassı getirebiliyorlarsa sunsunlar. İnsanların kendisine yöneldiği, halife olmalarını istediği veya ümmetin haklarında görüş birliğine vardığı kimselerin durumunu ortaya koymaktadır bu hadis.

    Bunların ‘Aleyküm bi-sünneti ve sünneti’l-hulefai’r-Raşidiyne’l-mehdiyyine min ba’di/Benim sünnetime ve benden sonraki doğruya iletilmiş hulefa-i raşidinin sünnetine yapışın’ hadisinin kapsamında yer almış olması olası mıdır yoksa değil midir?

    Zira Hz. Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra yerine geçecek raşid, doğruya iletilmiş halifelerin kimler olduğunu açıklamıştır. Bunlar Allah’ın Kitab’ı ve Hz. Peygamber’in (s.a.a.) itretidir (soyudur). İtret kimlerdir peki? Bu konunun açıklaması ilerde gelecektir. Bu nokta son derece önemlidir.

    – Sunucu: Halifeler 12 tanedir hadisine varıncaya kadar…

    – İlerde şu konu gelecektir. Hz. Resulullah’ın (s.a.a) haklarında ‘Şüphesiz ben, sizler için benden sonra yerime geçecek iki halife bırakıyorum’ ve ‘Aleyküm bi-sünneti ve sünneti’l-hulefai’l-hadiyne’l-mehdiyyine min ba’di/Benim sünnetime ve benden sonraki doğruya ileten ve doğruya iletilmiş olan halifelerimin sünnetine yapışın’ buyurduğu kimseler kimlerdir? Acaba Hz. Resulullah (s.a.a) bunların sayılarını tayin etmiş mi etmemiş mi?

    Cevap; Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Benden sonra halifeler 12 tanedir’ ‘Benden sonra imamlar 12 tanedir’ ‘Benden sonra emirler 12 tanedir’ buyurmuş ve özelliklerini belirtmiştir. Bu özellikler ancak Kur’an’dan ayrılmayan ve Kur’an’ın da kendisinden ayrılmadığı,

    Kur’an’ın dengi olan kimselerle uyum göstermektedir. Bunlar da İtret’tir. Öyleyse Hz. Resulullah’ın (s.a.a) halife bırakmak istediği kimseleri, yukarıda geçen açıklamalar çerçevesinde ve Sekaleyn hadisinin ifadeleriyle de Kur’an’dan ayrılmayan ve Kur’an’ın da kendisinden ayrılmadığı itreti araştırmamız ve tanımamız gerekmektedir.

    İnsanların ellerindeki bu hakikatlere parmak basmak istiyorum. Yaklaşık olarak bundan yedi sekiz ay öncesinde bu incelemelerin başlarında dile getirdiğimiz bir hakikati tekrar vurgulamak istiyorum. O zamanlar şöyle demiştik:

    Bizler Ehl-i Beyt medresesinin inançlarının temellerini ve bütün hakikatleri Kafi, Biharü’l-Envar gibi sadece Ehl-i Beyt medresesinin kaynaklarından birisine dayanarak değil, Müslümanların bütünü nazarında muteber olan kaynaklardan ve eserlerden açıklamaya çalışacağız.

    Zira bizler ihtiyaç duyulan her şeyin Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından açıklandığına kanaat getirmekteyiz. Allah’a hamdü senalar olsun ki ihtiyaç duyulan bu veriler Müslüman bilginlerin ve Sahabe medresesinin kaynaklarında aktarılmaktadır.

    Gerçi Emevici tavır ve bağlıları bu hakikatleri zayi etme çabası içine girmişlerdir. Allah’a hamdü senalar olsun ki Müslümanlar bu tavrı ortaya koymamışlardır. Müslümanların geneli onlar gibi değildirler.

    Bu konu bundan sonra ayrıntılı olarak gelecektir. İbn Teymiye, Minhacü’s-Sünneti’n-Nebeviyye adlı eserinde ilk önce Sekaleyn hadisini naklediyor. Sahihü’l-Müslim’de geçen hadisin lafzı Zeyd b. Erkam’dandır. Zeyd şöyle demektedir: Bir gün Hz. Resulullah (s.a.a) Mekke ile Medine arasında Hum denilen bir suyun başında aramızda hutbe okumak üzere ayağa kalktı ve sonra şöyle buyurdu:

    ‘Bundan sonra, dikkat edin ey cemaat! Ben ancak bir insanım. Rabbimin resulü gelip de ona icabet etmem yakındır. Ben size iki ağır yük bırakıyorum. Bunların birincisi içinde doğru yol ve nur bulunan Kitabullah’dır. Kitabullah’ı alın ve ona sımsıkı sarılın!’ Ardından Kitabullah’a rağbet ettirdi ve özendirdi. Sonra:

    ‘Bir de Ehl-i Beytimi (bırakıyorum)… Ehl-i Beytim hakkında size Allah’ı hatırlatırım!’ (16)

    Bakınız bu rivayete nasıl not düşmekte: Bu lafız bize tutunmamız emredilen ve tutunanın sapmayacağı yegane kaynağın Kur’an olduğuna delalet etmektedir. Bu rivayetin lafızları İtret-i Tahire hakkında ise sadece sevgi duymamızı tavsiye etmektedir. (17)

    İbn Teymiye işaret ettiğimiz bütün bu konuları devre dışı bırakmış ve atmıştır. İşte Emevici metod böyledir.

    İbn Teymiyye sonra şöyle devam ediyor: Hz. Resulullah’ın (s.a.a) Tirmizi’nin rivayet ettiği ‘İtretim olan Ehl-i Beytim. Bunlar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır’ buyruğuna gelince ise bu rivayet Ahmed İbn Hanbel’den sorulduğunda O bu rivayeti zayıf saymıştır. İlim ehlinden çeşitli kişiler de bu rivayeti zayıf saymışlardır. (18)

    Bizler önceki iki programda onlarca kaynağı saymıştık. İşte bu bir aldatmadır, apaçık bir yalandır. Bu tavırda iki olasılık vardır. Ya bu insan Şeyhü’l-İslam olarak isimlendirilse de cahildir, mutaassıptır.

    Vakıa da bu şahıs Şeyhü’l-Cuheladır (cahillerin şeyhi). Bu rivayetin Müslüman bilginler arasında ittifak edilen sahih onlarca kanalının olduğunu hala bilmemektedir, öğrenememiştir.

    Yahut da bu şahıs Emevici bir metodun bağımlısıdır. Ehl-i Beyt Okuluyla bağlantılı bulunan her şeyi ya yalan ya da uydurma olarak nitelendirmektedir.

    Bizler defalarca İbn Teymiyye, İbn Hacer, İbn Kayyım ve İbn Kesir gibi Emevici bir yaklaşıma ve akla sahip olan bilginleri diğerlerinden ayrı tuttuk. Bu tabakada olanlar Ümeyyeoğulları (Emeviler) ile birlikte diriltileceklerdir.

    Zira bir kavmi seven onlarla birlikte haşredilecektir. Bunlar eserlerinde Ümeyyeoğulları sevgisi üzere bulunduklarını dile getirmişlerdir. Bizler ise Hz.Muhammed (s.a.a) ve Kur’an’dan ayrılmayan, Kur’an’ın da kendilerinden ayrılmadığı, O’nun dengi olan Ehl-i Beyt (a.s) ile haşredilmeyi istiyoruz.

    İbn Teymiyye’nin Ahmed İbn Hanbel’in ve ilim ehli bazı kişilerin bu rivayeti zayıf saydığı iddiası da doğru değildir. Okuduğumuz rivayetler ve isimlerini belirttiğimiz İbn Ebu Şeybe ve İbn Hibban gibi bilginlerin bütünü cahil cühela kimseler de ancak İbn Teymiyye bunu anlamış sanki!

    Onu ululayanlar ve kendisine Şeyhü’l-İslam lakabını takanlar! O gerçekte Emevici bir yaklaşımın şeyhdir. Ona bazı bilginler de yanıt vermişlerdir.

    Değerli izleyiciler ilerde Buhari’nin Sekaleyn hadisini ve bu hadisle bağlantılı bulunan bir ifadeyi niçin aktarmadığını anlayacaklardır. Bu soru tarih boyunca sorulmuş bir sorudur. Buhari’ye uyanların ve Buhari emsallerinin bu soruyu yanıtlandırmaları gerekmektedir.

    Bu derece kuvvete haiz ve çeşitli muteber sahih kanalları bulunan bir rivayet Buhari’nin gözünden nasıl kaçmış olabilir? Buhari acaba bu rivayeti niçin görmedi? Sıkıntı nedir? Bu soruya cevap vermek istemiyoruz. Ancak bazı hakikatlere de parmak basmak istiyoruz.

    Niçin Müslim sadece bu varyantı rivayet etmiştir? Kur’an ile Ehl-i Beyt’i birbirinden ayıran, “Kur’an’a tutununuz ve Ehl-i Beytim hakkında da size Allah’ı hatırlatırım” diyen varyant nereden geldi? Sekaleyn hadisinin karşısında zikredilen engeller ve problemler bölümüne ulaştığımızda bu sorular da cevaplarını bulacaktır.

    – Sunucu: Efendim, sizler Sekaleyn hadisinin iki varyantını sundunuz. Acaba Sekaleyn hadisinin bir üçüncü varyantı da var mı?

    – Değerli izleyicilerin dikkatlerini hadisin üçüncü varyantına ve bu varyantla ilgili noktalara çekmek istiyorum. Bu varyant sadece başat ilkelerden kabul edilmemekte, aynı zamanda Sekaleyn hadisiyle bağlantılı hayati bir öğeyi de barındırmaktadır.

    Bu hayati öğe ‘Ey insanlar, sizin aranızda, sarıldığınız takdirde asla sapmayacağınız şeyi bıraktım’ ifadeleridir. Sadece ‘ona tutunur ve sarılırsanız’ ifadeleri bulunmaktadır. Sevgi, saygı, hatırlama ve ululama ifadeleri değil.

    Rivayetlere müracaat ettiğimizde şöyle demektedir: ‘Uzanmış ip’

    Yani siz bu ipe sımsıkı sarılırsanız -severseniz değil-.

    Şimdi kimileri meşum tv kanallarına çıkmakta ve şöyle demektedirler: Bizler Ehl-i Beyt’i (a.s) seviyoruz. Ancak sizler Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sünnetine uymuyorsunuz.

    Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sünneti İtret’i temel almaktır. İtret’i sevmediğinizde Müslüman bilginlerin uyum içindeki açıklamalarının ittifakıyla din dışına çıkmaktasınız. Acaba bu konuda bir serbestlik mi söz konusu, tarafınızdan bir lütuf ve ihsan mı söz konusu?

    ‘De ki: Müslümanlığınızı benim başıma kakmayın. Eğer doğru kimselerseniz bilesiniz ki, sizi imana erdirdiği için asıl Allah size lütufta bulunmuştur.’ (49/el-Hucurat/17) Aksine Kur’an size lütufta bulunmaktadır.

    Hz. Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt’i (a.s) size lütufta bulunmaktadır. Onu sevmediğiniz müddetçe din dışındasınız. Ona uyma ve masumiyete sahip oluşu ise ayrı bir inceleme konusudur.

    Sevgi bağlamında ‘Hepimiz Ehl-i Beyt’i seviyoruz. Sizler de Ehl-i Beyt’i seviyorsunuz’ sözlerini dile getirmekte ve bize niçin falanca ve filanca halifenin isimlerini kullanmıyorsunuz diyerek problem yaratmaya çalışıyorsunuz.

    Sizler (Vahhabiler) niçin Ehl-i Beyt’in (a.s) isimlerini kullanmıyorsunuz peki? Bana onların arasında Cevad, Taki ve Rıza isimlerinden birisini kullananı gösteriniz. Gerçi Hasan ve Hüseyin isimlerini kimi zaman kullanmaktadırlar. Yezid ve Ebu Süfyan isimlerini kullanıyorsunuz! İsimlerinize bakınız…

    Konumuza dönüyor ve Emevici metodun bağlıları hakkında açıklamalarda bulunmaya devam ediyoruz. Onlardan birisi bana şöyle diyemez. Mısır, Kuzey Afrika ve Fas bölgelerine bakınız. Hayır, hayır.

    Bunlar Sahabe Ekolüne bağlıdır ve Ehl-i Sünnet’tirler. Bizler onlarla birçok konuda zaten aynı düşünmekteyiz. Bizim ihtilafımız Ümeyyeci tavırla ve İbn Teymiyye’nin metoduyladır. Onun düşüncelerini yaymaya çalışanlarladır.

    İşte şu tam olgun bir örnektir: ‘Sımsıkı sarılmakla emr olunduğumuz yegane şey Kitaptır. Ehl-i Beyt’e gelince ise Peygamber’in evladları, itreti ve Ehl-i Beyt’i olmaları itibariyle sevilmeleri tavsiye edilmektedir.’

    Bu sahayla ilgili kaynaklara bakınız. Bu kaynaklara işaret edecek vakit genişliği bulunmamaktadır. Allame Albani’nin Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha adlı eserinde aktarılan haber bu kaynaklardandır.

    Allame’nin ifadeleri şöyledir: “Ey İnsanlar! Ben tutundukça sapmayacağınız aranızda bir emanet bıraktım. Bu da Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim.” Ben derim ki; bu hadis sahihtir (19).

    Ancak İbn Teymiye hadisi aleyhimize tahriç etmiş ve şöyle demiştir: Bu rivayeti ilim ehli zayıf olarak görmektedir. Kur’an ve Ehl-i Beyt’im asla ayrılmayacaklardır ibaresinin bir gerçekliği bulunmamaktadır.

    Sevdikleriniz sözcüğü geçmemektedir. Ehaztüm/tutunduğunuz sözcüğü geçmektedir. Ancak şu kadar var ki ‘ehaze’ sözcüğü Arapçada muhabbet anlamına gelmektedir.

    İbn Teymiyye’nin ifadelerine bir müracaat edelim. O şöyle demektedir: “Tirmizi’nin rivayet ettiği hadiste geçen ‘İtretim olan Ehl-i Beytim. Onlar bana varıncaya kadar asla birbirlerinden ayrılamazlar’ ifadelerine gelince ise falanca, falanca ve filanca bilginler rivayeti zayıf olarak kabul etmektedirler.”

    Diyor ki; bu lafız bize tutunmamızı emreden ve tutunanın sapmayacağı yegane kaynağın Kur’an olduğuna delalet etmektedir. (20)

    Halbuki beri taraftan Allame Albani hadisin sahih olduğunu belirtmektedir. Rivayetin geçtiği ilk kaynak bu eserdir.

    Rivayetin geçtiği ikinci kaynak İmam Ahmed el-Busayri’nin İthafü’l-Hiyreti’l-Mühret bi-Zevaidi’l-Mesanidi’l-Aşere’dir.

    Rivayet şöyledir: Allah Resulü (s.a.a) ‘Allah-u Teala’nın rabbiniz olduğuna şehadet etmiyor musun’ diye sorunca onlar ‘Şehadet ederiz’ dediler.

    Resulullah (s.a.a) ‘Allah ve Resulünün size nefislerinizden daha evla olduğuna, mevlanız olduğuna şehadet etmiyor musunuz?’ diye sorunca onlar ‘Şehadet ederiz’ dediler.

    Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Ben kimin mevlası isem bu da onun mevlasıdır. Size, onlara sarıldığınız takdirde dalalete düşmeyeceğiniz şey(ler) bırakıyorum bunlar: Allah’ın kitabı -ki Kitabın bir ucu O’nun elinde diğer ucu da sizin elinizdedir- ve Ehl-i Beytimdir’ buyurdu.

    Diyor ki; bu haberi İshak sahih bir senedle rivayet etti. (21)

    Ey Müslümanlar! Bakınız, Emevi mantığına sahip olan dalavereci İbn Teymiyye rivayetin sahih bir senedle aktarılmadığını söylemekte ve ilim ehlinin bu rivayeti zayıf saydığını belirtmektedir. Halbuki Ahmed el-Busayri, İshak’ın rivayeti sahih bir senedle aktardığını söylemektedir.

    Ey Müslümanlar bu İbn Teymiyye, ya cahildir ve cahillerin şeyhidir, ya da Ehl-i Beyt düşmanı nasıbilerin ve Ümeyyeci dini anlayışın şeyhidir. Ey Ali! Sana ancak münafık kimse buğz edebilir.

    Rivayetin geçtiği bir diğer kaynak Tirmizi’nin el-Camiü’l-Kebiyr’idir.

    Tirmizi’nin Cabir İbn Abdullah’tan aktardığına göre o şöyle demektedir: “Hz. Resulullah’ı (s.a.a) hacda Arefe günü Kasva isimli devesine binmiş hutbe verirken gördüm, şöyle diyordu: Ey İnsanlar! Size iki şey bırakıyorum ki onlara uyarsanız asla sapıtmazsınız, Allah’ın kitabı ve İtretim olan Ehl-i beytim. Rivayet sahih li-ğayrihidir. (22)”

    Sindi ‘İtretim’ sözcüğünün tefsiri hakkında şöyle demektedir: “Sanki Hz. Resulullah (s.a.a) hayattayken Kur’an kendi makamına kaim olduğu gibi, Ehl-i Beyt’i de kendi makamına yerleştirmiş gibidir. Peygamberin vefatından sonra da Kur’an ve Ehl-i Beyti O’nun makamına geçmiş gibidir. Ancak İtret-i Nebi’nin (s.a.a) Peygamber makamına geçmesi sevginin vacip oluşu konusundadır.#”

    Yani Peygamber’in (s.a.a) rolü neyse itretin rolü de odur. Anlayamıyorum, yazar peygamberin makamına geçişin sadece sevgi duymaya özgü olduğunu neye dayanarak ortaya koydu. Anlamı nasıl da dejenere ettiklerine bir bakınız.

    Peygamber (s.a.a) yaşamı boyunca ümmetin ve bütün herkesin imamıdır. Bundan dolayıdır ki bizim Usul-u Kafi’de geçen rivayette İmam Ali’ye (a.s) ‘Öyleyse sen peygamber misin?’ şeklindeki sorulan soruya İmam şöyle cevap vermektedir: Annen yasına otursun! Ben ancak Hz. Muhammed’in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim. Bizim Peygamber (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) hakkındaki inancımız bu şekildedir.

    Sunucu: Teşekkürler, Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey. Bir sonraki programda görüşmek üzere. Es-Selamu Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatuhû

    1- Ebubekir Ahmed İbn Ömer İbn Asım, es-Sünnet,c.2, s.1021, Tahkik ve Tahriç Doktor Basım İbn Faysal el-Cevabire, Riyad, 3. Basım, 1426

    2-Age, agy, Hadis No:1593

    3- Age, agy, Hadis No:1594

    4-Bir cerh ilmi kavramı olarak saduk sadece adalete yönelik bir değerlendirmedir. Ravinin zaptını içermez. Ancak bir tadil ifadesidir. (Çev.)

    5- Hafız Sehavi, İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf Bi-hübbi Akribai’r-Rasul ve Ehli’ş-Şeraf, Tahkik Halid İbn Ahmed Babteyn, Darü’l-Beşairi’l-İslamiyye, c.1, s.350

    6-Bu sözcükle ilgili açıklama birazdan tarafımızdan açıklanacaktır. (Çev)

    7- İmam Hafız Ebubekir Abdullah İbn Ebu Şeybe, Müsned-ü İbn Ebi Şeybe, c.1, s.108 Tahkik Adil İbn Yusuf el-Azazi ve Ahmed İbn Ferid el-Mezidi, Darü’l-Vatan, Riyad, 1418, 1. basım

    8-Age, c.1, s.108

    9- El-Musannef, c.16, s.426,Tahkik Muhammed Avvame

    10- Şahid ve mutebaat hadis ilminde hemen hemen birbirine yakın anlamları ifade etmektedir.

    Şöyle ki bazen bir hadis tek bir ravi tarafından rivayet edilir. Bir hadisin ravisi rivayette yalnız kalmış olabilir. Bu hadisin başka bir kanal veya kanallardan gelmediği muhaddis tarafından hadis mecmualarında araştırılır. Bu araştırmaya hadis metodolojisinde itibar adı verilir. Söz konusu araştırma sonucunda hadisin başka bir ravi tarafından da rivayet edildiği elde edilince araştırma amacına ulaşmış olur. Çev.

    11- İbn Asım, es-Sünnet, c.2, s.1021, Tahkik ve Tahriç Allame Albani, s.345,

    12-Allame İbn Hacer el-Askalani, Takribü’t-Tehzib, s.436, Tahkik ve Talik Ebü’l-Eşbal

    Sağiyr Ahmed Şağif el-Bakistani, Takdim Bekr İbn Abdullah Ebu Zeyd, Darü’l-Asıme, 1416, 1. Basım, Suudi Arabistan

    13- Age, agy.

    14-Sadece bir tek ravisi olduğu için (mukill) meçhul kalmış iken ismini açıklayarak iki veya daha fazla adalet sahibi ravinin rivayette bulunduğu ancak ne kendisinden rivayette bulunanlar ne de başka kimseler tarafından terkiye ve tevsik edilmemiş raviye mechûlu’l-hal denir.

    15-İbn Hibban, es-Sikat, c.2, s.439, Eseri haşiyelendiren İbrahim Şemsüddin ve Türki Ferhan el-Mustafa, Muhammed AliBaydun yayınlarından, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1. Basım, 1419

    16-Sahih-ü Müslim, Kitabü Fazaili’s-Sahabe, Bab-ü Fezaili Ali, 36 ve 37.

    17-Minhacü’s-Sünneti’n-Nebeviyye, c.4, s.300

    18- Age, agy

    19-Albani, Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha, c.4, s.355

    20- Minhacü’s-Sünne, c.4, s.300

    21- Ahmed el-Busayri, İthafü’l-Hiyreti’l-Mühret bi-Zevaidi’l-Mesanidi’l-Aşere, Tahkik Adil İbn Sa’d, c.9, s.279,

    22-Tirmizi, el-Camiü’l-Kebiyr, Tahkik Şuayb el-Arnavut, c.6, s.335, er-Risaletü’l-Alemiyye, Basımı.

    23-Age, agy.

    Çeviren: Cevher Caduk

    medyasafak.com