İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (5)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (5)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (5)
    Rate this post

     

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (5)

    – Sunucu: Rahman Rahim Allah’ın Adıyla, Hamd Allah’a özgüdür. Salat ve Selam Allah’ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a), tertemiz Âl’ine, seçkin ve değerli sahabelerine olsun.

    Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Değerli izleyicilerimizi selamların en güzeliyle selamlıyoruz. Allah’ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. Sizinle ‘Mehdilik Meselesi’ programının yeni bir bölümünde ‘Sened ve Delalet Açısından Sakaleyn Hadisi’ konusunun beşinci kısmında birlikteyiz. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey’i selamlıyoruz. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!

    – Hoş bulduk.

    – Efendim, önceki programda Sekaleyn hadisinin geçtiği kaynakların bir bölümünü sundunuz. Ayrıca bir grup bilginin adını da andınız. Acaba Sekaleyn veya Halifeteyn hadisinin sahih olduğunu belirten başka bilginler de bulunmakta mıdır?

    – Koğulmuş şeytandan Allah’a sığınır ve Rahman Rahim olan adıyla ve O’nun yardımıyla başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve tertemiz Âl’ine olsun.

    Bu gece programımızın vaktinin elverdiği ölçüde düşünsel, inançsal ve fıkhi farklı yönelişlere sahip olan bazı mütekaddimun dönem bilginlerine, hem de büyük bazı çağdaş bilginlere işaret etmek istiyorum. Ayrıca hem bu bilginlere işaret etmek hem de önceki programlarda geçtiği gibi Sekaleyn veya Halifeteyn hadisinin sahih olduğunu belirten bu bilginlerin tümünü açıklamak arzusundayım.

    Zira son derece üzüntü vericidir ki hem bazı mütekaddimun dönem bilginlerinin, hem de son dönemdeki bazı akademisyenlerin yazdıkları eserlerde Hz. Resul-u Azam’ın (s.a.a) buyruğunda varid olan  ‘Kitab ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ ibarelerinin bulunduğu metnin sened açısından problemli ve zayıf olduğunu dillendirdiklerini görmekteyiz. Bu hadisi zayıf sayan birtakım alimlerin açıklamalarına işaret edeceğiz. Ancak önceki programda Sekaleyn veya Halifeteyn hadisinin sahih olduğunu belirten bir grup alime işaret etmiştik. Bu akşamki programımızda ise inşallah bazı başka alimlere daha işaret etmeye çalışacağız.

    Önceki programda işaret etmediğimiz ilk kaynak Hafız İbn Hacer Ahmed İbn Ali el-Askalani’nin el-Metalibü’l-Aliye bi-Zevaidi’l-Mesanidi’s-Semaniyye adlı eseridir.

    Rivayet şöyledir: “Hz. Peygamber (s.a.a) Gadir-i Hum denen yerde bir ağaçlığın altında konakladı. Sonrasında Ali’nin (a.s) elini tutarak hutbe okudu. Şöyle buyurdu: Allah-u Teala’nın rabbiniz olduğuna şehadet etmez misiniz?

    Onlar ‘Elbette şehadet ederiz’ dediler.

    Resulullah (s.a.a) ‘Allah ve Resulünün size nefislerinizden daha evla olduğuna, mevlanız olduğuna şehadet etmiyor musunuz?’ diye sorunca onlar ‘Şehadet ederiz’ dediler. Bunun üzerine Hz. Resulullah (s.a.a)  ‘Allah-u Teala ve Resulü kimin mevlası ise işte şu da onun mevlasıdır’ diye buyurdu ve Ali’nin (a.s) elini tuttu.

    Ey İnsanlar! Ben aranızda tutundukça sapmayacağınız bir emanet bıraktım. Bu da Allah’ın Kitabıdır. O’nun bir ucu Allah-u Teala’nın diğer ucu de sizin elinizdedir. Bir de Ehl-i Beytim’ buyurdu.”

    Bu hadisin isnadı sahihtir. (1)

    Açıkçası Müslümanların Allah-u Teala ve Resulü karşısında takınılması gereken tavrı açıklayan hadisin ‘Allah-u Teala ve Resulü kimin mevlası ise işte şu da onun mevlasıdır’ şeklindeki ifadeleri karşısında, görevin sadece sevgi mi yoksa itaat ve ittiba edişin vücubu mu olduğu bağlamında ortaya konan düşüncelere hayret etmemek elde değil. Kimileri düşünmeyi tamamen devre dışı bırakıyorlar. Hz. Resulullah (s.a.a) bu tür ayetlerle ve ‘Allah ve Resulünün size nefislerinizden daha evla olduğuna, mevlanız olduğuna şehadet etmiyor musunuz?

    Ve Allah-u Teala ve Resulü kimin mevlası ise işte şu da onun mevlasıdır’ ifadeleriyle istişhad ederken Sekaleyn hadisinin itaat ve ittiba edişin vacipliğine delalet etmediği, hadiste geçen “velayet” sözcüğünün ancak sevgi ve yardıma işaret ettiğinin dile getirilmesi veya bu görüşün aktarılması nasıl mümkün olabilir?

    Hz. Resulullah’ın (s.a.a) müminlere ve Müslümanlara evleviyeti (önceliği) acaba sadece sevgi düzleminde midir, yoksa taat ve ‘temessük’ (sımsıkı sarılma) anlamında mı kavranmalıdır? Her neyse ‘Mutarahatün fi’l-Akide’ isimli programlarımızda bu konuyu detaylıca inceleyeceğiz. İbn Teymiyye ‘Ben kimin mevlası isem işte Ali (a.s) de onun mevlasıdır’ ifadelerinin zayıf olduğunu ispat etmeye çalışır.

    Hadiste geçen ‘O’nun bir ucu Allah-u Teala’nın diğer ucu de sizin elinizdedir’ ifadeleri bir ipi anımsatmaktadır.  ‘Hep birlikte Allah’ın ipine (İslâm’a) sımsıkı yapışın.’ (3/Al-i İmran/103) İpin iki ucundan birisi Allah-u Teala’nın dest-i kudretinde diğeri ise sizin elinizdedir. Allah azze ve celleye ulaşmanız için bu ipe sımsıkı tutunmalısınız.

    ‘O’na ancak güzel sözler yükselir (ulaşır). Onları da Allah’a amel-i sâlih ulaştırır.’ (35/el-Fatır/10) Hangi kanalla Allah-u Teala’ya yükseleceğiz. Allah-u Teala ve Ehl-i Beyt-i Mutahhara kanalıyla tabii. Hazret, ‘Ey İnsanlar! Ben aranızda tutundukça sapmayacağınız bir emanet bıraktım. Bu da Allah’ın Kitabı. O’nun bir ucu Allah-u Teala’nın diğer ucu de sizin elinizdedir. Bir de Ehl-i Beytim’ buyurmaktadır.

    İmam İbn Hacer el-Askalani hadisin isnadının sahih olduğunu dile getirmektedir. Öyleyse bu şahidlikten sonra hadisin ‘tutundukça sapmayacağınız’ bulunduğu bölümünün isnadının zayıf senedli olduğunu dile getirenlerin iddiası doğru değildir. Hadisin bu varyantının geçtiği ilk kaynak bu eserdir.

    Hadisin bu varyantının geçtiği işaret edilmesi gereken ikinci kaynak İbn Kesir’in Tefsirü’l-Kur’ani’l-Azim adlı eseridir.

    İbn Kesir der ki: Sahih (hadis)te şöyle geçmektedir: Hz. Resulullah (s.a.a) bir gün, Humm adlı bir suyun kenarında bize hutbe okudu. Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Ancak aranızda iki şey bırakıyorum: Birincisi Allah’ın kitabı ve İtretim. Bu ikisi Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır. (2)

    Hadisin bazı varyantlarında ‘Lem yefterika/ayrılmamışlardır’ şeklinde geçmekteyken bir bölümünde ise ‘Len yefterika/ayrılmayacaklardır’ şeklinde geçmektedir. Öyleyse Kur’an ve İtret-i Tahire ayrılmazlığı ne mazide, ne şimdiki zamanda ne de istikbalde gerçekleşecektir. Değerli izleyicilerin Hafız İbn Kesir’in bu hadis hakkında ‘Sahih (hadis)te’ ifadesini kullandığına dikkat etmelerini istiyorum. Ancak bazıları İmam İbn Kesir’e, ‘Bu hadisi Sahihü’l-Buhari ve Sahihü’l-Müslim’de göremiyoruz.

    Öyleyse Sahihayn’da bulunmadığı halde İbn Kesir nasıl olur da sahih (hadis)te ifadelerini kullanır’ şeklinde itiraz etmeye çalışmışlardır. Değerli izleyicilerin bilimsel bir nükteye dikkat etmelerini istiyorum. İbn Kesir ve benzeri kimi bilginler ‘Sahihte’ ifadesini kullandıkları zaman Sahihayn’a veya Sahihayn’dan birisinde mevcut olduğunu işaret etmemekte ve bunu kasdetmemektedirler.

    Onlar bu sözleriyle rivayetin sahih bir isnada sahip olduğunu kasdetmektedirler ki kimse  ‘Bizler Sahihayn’a müracaat ettiğimizde bu varyantı ne Sahihü’l-Buhari’de ne de Sahihü’l-Müslim’de görebildik’ tarzında bir itirazda bulunmasınlar. Bu yargımızın kanıtı sahih sözcüğünün Sahihayn’da geçiyor anlamında değil de sahih bir rivayettir veya sahih bir hadistir anlamında kullanımının varlığıdır.

    Bakınız Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye’nin kendisi Kaidetün Celiletün fi’t-Tevessüli ve’l-Vesileti adlı eserinde şöyle demektedir: ‘Hz. Peygamber’den (s.a.a) aktarılan sahih (hadis)te Allah-u Teala’ya dua eden hiçbir kimse olmamış olsun ki…’ (3)  İbn Teymiyye’nin ifadelerinde geçen ‘Sahih (hadis)te’ sözcükleri hakkında bakınız muhakkik haşiyesinde ne demektedir: Müellif bununla rivayetin Sahihayn’da geçtiğini ifade etmek istemiyor. Yazar bununla ancak rivayetin sahihliğini dile getirmek istiyor. (4)

    Buna göre hiçbir kimse İmam İbn Kesir’e ‘Sahihayn’da geçmediği halde niçin sahihte ifadesini kullanmaktadır’ şeklinde itiraz yöneltemez. Zira İbn Kesir’in bu ifadeyi kullanmaktaki ereği hadisin sahih bir isnad zincirine sahip oluşudur.

    Hadisin bu varyantının geçtiği işaret edilmesi gereken üçüncü kaynak önceki programlarda değinmediğimiz el-Münteheb min Müsned-i Abd İbn Humeyd adlı eserdir.

    Rivayet şöyledir: Zeyd İbn Sabit’ten rivayet edildiğine göre o şöyle demektedir: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Aranızda, tutunduğunuz müddetçe asla sapmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum: Birincisi Allah’ın kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim. Bu ikisi Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır.

    Diyor ki; hadis sahih li-ğayrihidir. Öyleyse hadisi li-ğayrihi olsa da sahihtir.

    Hadisin bu varyantının geçtiği işaret edilmesi gereken dördüncü kaynak Hakim en-Nisaburi’nin el-Müstedrek ala’s-Sahihayn adlı eserdir. Rivayet Zeyd İbn Erkam’dandır. O şöyle demektedir: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: aranızda Sekaleyni bırakıyorum… Bu hadis Buhari ve Müslim’in şartlarına göre sahih olduğu halde tahriç etmemişlerdir.

    İmam Zehebi ise bu hadise şu taliki düşer: Hasan İbn Ubeyd en-Nehai, Müslim İbn Sabiyh’den o da Zeyd İbn Erkam’dan merfu olarak rivayet eder ki: Aranızda tutunduğunuz müddetçe asla sapmayacağınız iki ağır şeyi bırakıyorum: Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beytim. (h.m) (6)  Bu rivayetin merfu oluşu veya olmayışı inşallah ilerde açıklığa kavuşacaktır.

    Metinde geçen ‘h.’ve ‘m.’ işaretleri Buhari ve Müslim’i göstermektedir. Yani bu rivayet Buhari ve Müslim’de bulunmaktadır anlamına gelmektedir. Rivayet hakkında doğru olan şöyle denilmesidir: Bu rivayet zincirinde bulunan bazı kimselerden ötürü Buhari hadisi tahriç etmemiştir. Rivayet sadece Müslim’in şartlarına göre sahihtir.

    Değerli izleyicilerin meselenin bütün çıplaklığıyla ortaya çıkması için azıcık sabretmelerini istiyorum. Sekaleyn ve Halifeteyn rivayetleri Müslüman bilginlerin eserlerinde, hatta çaplı bilginlerin eserlerinde oldukça geniş bir yer tutmaktadır. İnşallah ilerde bu hadislere bazı notlar düşülecektir.

    Hadisin bu varyantının geçtiği işaret edilmesi gereken beşinci kaynak Hafız Sehavi’nin İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf adlı eseridir. Hz. Ali’nin (a.s) hadisine gelince İshak İbn Rahuveyh’in Müsned’inde Kesir İbn Zeyd’den, o da Muhammed İbn Ömer İbn Ali İbn Ebu Talib’den, o babasından, o da kendi babası Ali’den (a.s) şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular: Aranızda tutunduğunuz müddetçe asla sapmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum….

    Muhakkik Halid İbn Ahmed Babteyn şöyle der: Hadisin isnadı sahihtir.

    Altıncı kaynak Allame Albani’nin Sahihü’l-Camii’s-Sağir adlı eseridir. Rivayet şöyledir: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Şüphesiz ben, sizlere iki halife bırakıyorum. Yerle semanın arasında uzatılmış sağlam bir ip olan Allah’ın kitabı ve İtretim olan Ehli Beytim. Bu iki halife, (kıyamet günü) havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar.’

    Allame Albani ne diyor; hadis sahihtir. (8)

    Hadisin bu kanalı da sahihtir.

    Şu ana kadar 20 veya 30 dolaylarında bütünü sahih olan ve farklı kanallarla Hz. Resulullah’ın (s.a.a) sahabelerinden gelen hadis metinleri okuduk. Hemen hemen bütününde ‘havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar’ ifadeleri bulunmaktadır.

    Aynı eserde geçen sahih senede ve bir başka isnad zincirine sahip diğer bir hadisimiz daha bulunmaktadır. ‘Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Ey insanlar! Şüphesiz ben, sizlere tutundukça asla sapmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum. Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehli Beytim.’

    Allame Albani der ki; hadis sahihtir. (9)

    Aynı eserden başka bir rivayet de şöyledir: Ey insanlar! Şüphesiz ben, sizlere … şey/ler/i bırakıyorum. Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehli beytim.’ Allame Albani der ki; hadis sahihtir. (10)

    Bu rivayetin sahih veya hasen olduğunu doğrulayan başka bilginler de bulunmaktadır. Bu kaynaklardan birisi önceki programlarda işaret ettiğimiz Ebu Cafer et-Tahavi’nin (h.321) Şerh-ü Müşkili’l-Asar adlı eseridir. ‘Hz. Peygamber (s.a.a) Gadir-i Hum denen yerde bir ağaçlığın altında…’ rivayetini Ali’den (a.s) naklettikten sonra şöyle der: Hadisin isnadı hasendir. (11)

    Hadis Metalibü’l-Aliye’den okuduğumuz rivayetin aynısıdır. Allame Arnavut da Tahavi’nin değerlendirmesini doğru bularak hadisin hasen olduğunu belirtir. (12)

    Hadisin bu varyantının senedinin hasen olduğunu söyleyenlerden bir diğeri İmam Ahmed’in Müsned’ine şerh yazıp fihristini düzenleyen Hamza Ahmed Zeyd’dir. Hamza Ahmed  ‘Aranızda iki emanet bırakıyorum… Birisi diğerinden daha büyüktür. Allah’ın Kitabı ve İtretim Ehli Beytim. Bunlar birbirlerinden asla ayrılmayacaklardır’ rivayetini aktardıktan sonra ‘hadisin isnadı hasendir’ der. (13)

    Bu rivayeti sunup hasen veya sahih olduğunu belirten bir diğer kaynak İmam Ebubekir Ahmed İbn Ömer İbn Ebu Asım’ın (h.287) es-Sünnet adlı eseridir. Hadisi naklettikten sonra ‘Hadisin isnadı hasendir’ değerlendirmesinde bulunur. (14) Buraya kadar yapılan açıklamalarla ya muhaddislerin kendilerinin veya talik ve tahkik düşenlerden oluşan en az on bilginin Hz. Peygamber’den  (s.a.a) sadır olan Sekaleyn hadisinin bu varyantının sahih veya hasen olduğunu belirttikleri açıklığa kavuştu.

    Sunucu: Efendim bu sunumdan sonra Sekaleyn hakkındaki bu hadislerin ahad haberler mi yoksa mütevatir hadisler mi olduğu konusunda bir soru gelmektedir.

    – Bu soruya cevap vermeden önce değerli izleyicilerin bana biraz sabretmelerini ve dile getirdiğim açıklamalar hakkında düşünmelerini istirham ediyorum. Özetle şu üç noktaya işaret etmek istiyorum;

    a- Mütevatir hadisin tanımı. Diğer bir ifadeyle mütevatir veya ahad hadis kavramlarını kullandığımızda neyi murad etmekteyiz? Bu konuya daha önce değinmiştik. Ancak şu anda bu konuyu hatırlamaya gereksinim duymaktayız.

    b- Mütevatir hadis neyi ifade etmektedir? Herhangi bir hadisin mütevatirliği kesinleşirse bu neyi ifade eder? Hadisin mütevatir olmasının sonucu nedir? Mütevatir hadis ile mütevatir olmayan ahad hadis arasında, terettüp eden sonuç açısından ne fark vardır?

    c- Tevatür nasıl gerçekleşir? Hangi koşullar oluştuğunda bir hadis hakkında bu hadis mütevatirdir veya ahaddır diyebiliriz?

    Tevatürün tanımı ve ifade ettiği anlam hakkında bu sahada söz sahibi olan bazı bilginlerin açıklamalarına işaret edeceğiz.

    Allame Muhammed İbn Salih el-Useymin, Mustalahü’l-Hadis eserinde şöyle der: Adeten yalan söylemek üzere birbirleriyle anlaşmaları imkansız bir topluluğun rivayet ettiği ve maddi bir şeye isnad ettikleri rivayettir. Mütevatir, hem lafız, hem anlam itibariyle mütevatir ve sadece manasıyla mütevatir olmak üzere iki kısma ayrılır.

    Hz. Peygamber’in (s.a.a): ‘Kim benim aleyhime kasten yalan uydurursa cehennemdeki yerine hazırlansın’ buyruğu ilk gruba örnektir. (15)

    Şu an incelediğimiz Sekaleyn hadisinin öyle lafızları vardır ki lafız ve anlam yönünden üzerinde ittifak edilmiştir.

    ‘Tarikün fiküm/aranızda bırakıyorum’, ‘Ma in temessektüm/tutunduğunuz müddetçe’, ‘Ma in ehaztüm bihi/sımsıkı sarıldığınız müddetçe’, ‘Len tadillu ba’di ebeda/benden sonra asla sapıtmayacaksınız’, ‘Kitaballah ve İtreti Ehl-i Beyti.

    İnnehüma len yeftiraka/Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim. Bu ikisi asla birbirinden ayrılmayacaklardır’; okumuş olduğumuz bütün hadis metinlerinde bu ifadeler mevcuttu. Ancak ‘Sekaleyn’ veya ‘Halifeteyn’ sözcüklerinin metinden metine farklılık arz ettiğini görmüştük. ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim. Bu ikisi (kıyamet günü) havuzun yanına gelinceye kadar, birbirlerinden ayrılmayacaklar’ ifadeleriyse okumuş olduğumuz bütün hadis metinlerinde ortaktır.

    Tevatür neyi ifade etmektedir? Her iki kısmıyla da tevatür -ister lafzen ve manen olsun ister sadece manen olsun- ilk olarak bilgi ifade etmektedir. Bu da kendisinden nakledildiği zata nisbetinin sahih olduğunun kat’i (kesin) olması demektir. Başka bir ifadeyle Sekaleyn ve Halifeteyn hadisinin mütevatir oluşu kesinleştiğinde bizler kesinlikle bu hadisin

    Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ağzından çıktığını, hevasından konuşmayan ve konuşmasının vahiy olduğu Zat’ın mübarek dillerinden döküldüğünü anlayacağız. Bu özelliğiyle mütevatir hadis ahad haberden ayrılmaktadır. Zira ahad haber mütevatirin aksine sadece zann ifade etmektedir. Oysa mütevatir haber Hz. Resulullah’ın (s.a.a) ağzından çıktığı noktasında kesinlik ve yakin söz konusudur.

    İkinci nokta da mütevatir haberin delalet ettiği anlam gereğince amel ediştir. Bir haberin tevatüre sahip oluşu kesinleştiğinde, özellikle de inanca dayalı konularda, içerdiği anlama inanmak ve tasdik etmek şart olmaktadır. Eğer amele dayalı konularla ilgili ise içerdiği anlamı dışsal olarak uygulamak gerekmektedir.

    Yazar İbn Useymin şöyle der: “Eğer haber anlamını ihtiva ediyorsa, tasdik edilmesi, eğer istek (emir ve yasak) ihtiva ederse uygulanması suretiyle neye delalet ediyorsa gereğince amel etmeyi de ifade eder.” Tevatürle ilgili açıklamalarını sunduğumuz ilk kaynak budur.

    Sahayla ilgili ikinci kaynak Hafız İbn Hacer el-Askalani’nin en-Nüketü ala Nüzheti’n-Nazar fi Tevdihi Nuhbeti’l-Fiker adlı eseridir.

    Yazar ilk olarak tevatür için gerekli olan şartları açıklar ve ardından şöyle der: “Mütevatir kesin ilim ifade eder. (18)”

    Mütevatir haberin doğurduğu sonuç hakkında ne dediğine dikkatlice bakınız. İzleyiciye belirtmek istediğimiz husus şudur: Sekaleyn ve Halifeteyn hadisin mütevatir oluşu kesinlik kazanınca söz konusu hadis ilm-i yakini ifade eder.

    Bu konuda üzerinde durmamız gereken üçüncü soru tevatürün nasıl gerçekleşeceğidir. Bir grup bilgin tevatürün 10 adet sahabinin nakletmesiyle gerçekleşeceğini dile getirmektedirler. Bir hadis metnini 10 sahabi rivayet ederse rivayet mütevatir haber kategorisine girer.

    Kettani, Nazmü’l-Mütenasir mine’l-Hadisi’l-Mütevatir adlı eserinde bu bilginlere işaret eder ve şöyle der: “Hafız Suyuti el-Ezharü’l-Mütenasire fi’l-Ahbari’l-Mütevatire adlı eserinde şöyle der: Kanaatimize göre 10 sahabinin rivayet ettiği her hadis mütevatirdir. (19)” Öyleyse bir rivayet 10 sahabi tarafından aktarılırsa tevatürlüğü kesinleşir.

    Diğer bazı bilginlerin rivayetin 5 sahabi tarafından nakl edilmesi halinde mütevatir rivayete dönüşeceğini dile getirdiklerini görmekteyiz.

    Bu görüş Doktor Muhammed Ahmed İsmail el-Mukaddem’in el-Mehdi ve Fıkhü Eşrati’s-Saat adlı eserinde geçmektedir. Yazar şöyle der: “Aralarında İbn Hazm’ın da bulunduğu bir grup bilgin bir hadisin beş sahabi tarafından rivayet edilmesi halinde mütevatir rivayet kategorisine gireceğini kararlaştırmışlardır.

    Onların bu konudaki bakış ve düşünceleri doğrudur. (20)” Zira sahabe özellikle de ileri gelenleri ve bilginleri zabt, iman ve takva olgusuyla tanınıp bilinmektedirler. Sahabenin geneli bu özellikleri taşımaktaydı. Delille istisna edilenler hariç. Ayrıca bu düşünce Ehl-i Beyt Medresesinin sahabe hakkındaki inancıdır. Delille münafık olduğu tescillenip dışta bırakılanlar hariç sahabe belirtilen özelliklere sahip idi. Bu ayrı bir araştırma konusudur.

    Konuyla ilgili üçüncü kaynak İbn Hazm’ın el-Muhalla adlı eseridir. O’na göre tevatür dört sahabenin rivayet etmesiyle de gerçekleşir.

    Müellif şöyle demektedir: “Bir haber müsned olarak dört sahabi tarafından rivayet edilirse bu rivayet mütevatir haber kategorisine girer ve muhalefet edilmesi de caiz olmaz. (21)”

    Hatta bunun daha ileri seviyesi söz konusudur. Şeyh İbn Teymiye’nin İlmü’l-Hadis adlı eserinde ‘Tevatürde belirli bir sayı şart olarak ileri sürülemez… Bir veya iki sahabinin rivayet ettiği haber ümmet tarafından da hüsn-ü kabulle karşılanır ve tasdik edilirse Müslüman bilginlerin genelinin nazarında ilim ifade etmektedir’ ifadelerini kullandığını görmekteyiz. (22)

    Demek ki tevatürde sayının şart olduğunu ileri süren bazılarına göre bir veya iki sahabinin rivayet etmesiyle bile tevatür gerçekleşebilir. Bu konuda doğru olan görüş budur. İbn Teymiyye’nin ifadelerine göre sadece 2 sahabi bize haber nakletmiş olsa nakledilen bu haber ilim ifade eder. Hatta bazen bu ilim ifade eden haber tek bir sahabiden dahi aktarılmış olabilir. İbn Teymiyye’nin gerekçesi sahabinin yüce bir konuma sahip olmasıdır.

    Teymiyye, “Bundan dolayıdır ki Sahiheyn’de geçen metinlerin çoğunluğunun sahih olduğu bilinmektedir” der.(23) Halbuki Buhari ve Müslim sahabeden değillerdir. Ancak Şeyh İbn Teymiyye, Buhari ve Müslim’in azametine ve ululuğuna inanmakta dolayısıyla da bu ikisinin naklettiği bir rivayetle ilim hasıl olduğunu söylemektedir.

    Ancak anlayamıyorum, Fatıma ve Ali (a.s) gibi iki yüce sahabinin Fedek konusundaki şehadetleri neden kabul edilmedi? Yani Fatıma ve Ali (a.s) sahabenin yücelerinden ve Allah-u Teala’nın kendilerini tertemiz kılarak arındırdığı Ehl-i Beyt’ten değil midirler? Bunlar Sekaleyn ve Halifeteyn hadisinin kapsamına girenlerden değil midirler? Sahabi hanımları içerisinde dünya hanımlarının efendisinden daha üstünü mü vardı?

    ‘Allah-u Teala O’nun hışım duymasıyla hışma gelir’ şeklinde Peygamber tarafından makamı tescillenen bir hanımefendinin Fedek arazilerinin kendisine geri verilmesi konusundaki şehadeti yeterli değil miydi? Bu şehadete Müminlerin Emiri Ali’nin (a.s) şehadetini de ekleyelim.

    Onlar bir veya iki sahabi tarafından rivayet edilen haberin Müslüman bilginlerin genelinin nazarında ilim ifade ettiğini dile getirmemişler mi? Bu kural niçin diğer sahabiler hakkında uygulanır da Ali (a.s) ve Fatıma (a.s) hakkında uygulanmaz? İşte tam bu noktada değerli izleyicilerin değerlendirmelerine ve insafına bırakacağım bir soru sormak istiyorum. Acaba niçin Ehl-i Beyt’in (a.s) haklarını elde etmelerini engellemeye çalıştılar?

    Yapılan bu açıklamalarla tevatürün ne anlama geldiği, neyi ifade ettiği ve hangi şartların oluşmasıyla tevatürün gerçekleştiği soruları cevaplarını buldu. İşte şimdi sorularınıza cevap vermeye çalışacağız

    Soru; Sekaleyn hadisini ve Halifeteyn hadisini bize nakleden erkek ve hanım sahabilerin adedi kaçtır? Acaba bunlar dört, beş, on, yirmi mi, kaç kişidirler? Sayıları kaçtır?

    Sunduğumuz bilgilerden, 4 kişi tarafından rivayet edilen haberin İbn Hazm’e göre mütevatir, 1 veya 2 sahabi tarafından rivayet edilen haberin İbn Teymiyye’ye göre ilim ifade ettiği konusunun açıklığa kavuştuğunu düşünüyorum. Biz İbn Hazm’ın başka bir sözünde 5 kişinin aktardığı rivayetin de ilim ifade ettiğini, Suyuti’nin de bu sayıyı 10 olarak belirlediğini zikretmiştik.

    Değerli izleyiciler geliniz bizzat kendimiz gözlerimizle ve kulaklarımızla Sekaleyn hadisini, yani ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ sözlerini rivayet eden sahabilerin sayısını belirleyelim..

    İlk kaynak İmam Semhudi’nin Cevahirü’l-Akdeyn fi Fadli’ş-Şerafeyn Şerefi’l-İlmi’l-Celiyy ve’n-Nesebi’n-Nebeviyy adlı eseridir.

    Ey Müslümanlar dikkat ediniz ne diyor: “Sekaleyn hakkında bir bab; Sekaleyn hadisini Hz. Peygamber’den (s.a.a) rivayet eden sahabi sayısı 20’den fazladır. (24)” Yani İbn Teymiyye’yi ölçüt olarak alacak olursak on katından fazladır. İbn Hazm’ı ölçüt olarak alacak olursak beş katından fazla, Suyuti’yi ölçüt olarak alacak olursak ise ikiye katlamaktadır.

    Yazar daha sonra ‘Cabir’den, Huzeyfe’den…’ diyerek Sekaleyn hadisini rivayet edenleri birer birer sayar.

    İkinci kaynak, İbn Hacer el-Heytemi’nin es-Savaiku’l-Muhrika ala Ehli’r-Rafdi, ve’d-Dalali ve’z-Zendaka adlı eseridir.

    O şöyle der: “Ayrıca bil ki bu kanallarla aktarılan temessük hadisi yirmi küsür sahabiden rivayet edilmiştir… Hadisin bazı varyantlarında Hz. Resulullah’ın (s.a.a) bu nebevi buyruğu Veda Haccı’nda Arafat’ta, diğer bazılarında ise sahabelerinin odasına doluştuğu bir esnada Medine’de vefat hastalığına tutulduğu zaman diliminde, bazı varyantlarında Gadir-i Hum’da, bir diğer bölümünde ise Taif’ten ayrıldıktan sonra dile getirdiği görülmektedir. Rivayetlerin bu farklılığı çelişki olarak kabul edilemez. (25)”

    Sekaleyn hadisine söz konusu eserde temessük hadisi denildiğini önceki programlarda belirtmiştik. Rivayetlerin bu farklılığının çelişki olarak değerlendirilmemesinin nedeni ve gerekçesi nedir acaba? Zira Hz. Resulullah (s.a.a) her uygun ortamda bu prensibi kuvvetlendirmeye çalışmıştır. Acaba konu sadece İtret’e sevgi duyma mıdır? Sevgi zaten Kur’an ile sabit olmuştur.

    ‘De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.'(42/eş-Şura/23) Hz. Resulullah (s.a.a) kendisinden sonra bir metod tesis etme arzusundaydı. İşte Sekaleyn hadisinin metinlerinin farklılığı bize bu gerçeği açıklamaktadır.

    Zira bu hadis sadece tek bir yerde söylenilmiş değildir ki sahabenin hadisi mana ile rivayet ettiğini dile getirelim. Asla! Sahabe hadis metnini Hz. Resulullah’dan (s.a.a) varid olduğu şekilde aktarmıştır. Ancak Hz. Resulullah (s.a.a) bir defasında “Halifeteyn” kelimesini kullanırken başka bir defasında “Sekaleyn” ifadesini kullanmakta, bazen ‘Asla ayrılmayacaklardır’ derken bazen de ‘hiç ayrılmamışlardır’ diye buyurmaktadır.

    Yazar şöyle diyor:

    “Kitab-ı Aziz’in ve İtret-i Tahire’nin önemine binaen Hz. Resulullah (s.a.a) hem adı geçen yerlerde hem de başka ortamlarda bu konuyu defalarca tekrarlamıştır. (26)”

    Üçüncü kaynak Allame Münavi’nin Feyzü’l-Kadir Şerh-ü Şerhi’l-Camii’s-Sağir adlı eseridir. Konuyla ilgili olarak yirmiyi aşkın sahabinin ismini verir. (27) Öyleyse Sekaleyn ve Halifeteyn hadisleri, Hz. Resul-u Azam’dan (s.a.a) mütevatir olarak aktarılışı kesin olan hadislerdendir.

    Bu bölümde iki önemli noktaya işaret etmek istiyorum. Bakınız bu hacimde sahih isnada, sahih hatta mütevatir delillerden olan Sekaleyn hadisine rağmen maalesef mütekaddimun döneminin bazı bilginlerinin üzüntü verici açıklamalarına rastlıyoruz.

    Bakınız İmam Ebül-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi (h.597) el-İlelü’l-Mütenahiye fi’l-Ehadisi’l-Vahiye adlı eserinde ne tür açıklamalarda bulunmaktadır: İbn Cevzi ‘Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: Aranızda bırakıyorum…’ şeklindeki Sekaleyn hadisini rivayet ettikten sonra şöyle der: Bu hadis sahih değildir. (28)

    Ben İbn Cevzi’nin bu açıklamalarına nasıl not düşeceğimi bilemiyorum. Bu durum kendilerine ilim payesi verilen kimselerden bazılarının rivayeti bilmemezlikten ve görmemezlikten gelme davranışının kaynağıdır. Bu konu inşallah ilerde gelecektir.

    İbn Cevzi ‘Bu hadis sahih değildir’ ifadelerini kullanmakta, sonra da hadisin metnine işaret etmektedir:

    “Atiyye’ye gelince ise Ahmed, Yahya ve bazı cerh ve tadil bilginleri onu zayıf saymışlardır.

    Abdülkuddus’a gelince ise Yahya onun hakkında şöyle demektedir: Yahya bir şeye değmez, beş para etmez pis bir rafizidir.

    Abdullah İbn Dar’a gelince ise Ahmed ve Yahya onun hakkında ‘Beş para etmez. Kendisinde hayır bulunan bir kimse ondan hadis yazmaz’ demektedir.” (29)

    Sanki Sekaleyn hadisi sadece bütünü zayıf, tedlis yapan ve habis olan bu raviler tarafından aktarılmıştır.

    Sekaleyn hadisine eleştirel gözle bakan ikinci açıklamalar Şeyh İbn Teymiyye’den gelmektedir. Kimileri Şeyh İbn Teymiyye’nin bütün hadisleri ezbere bilen bir kişilik olduğu noktasında tanıklıkta bulunmaktadırlar.

    İbn Teymiyye Mecmuatü’l-Fetava adlı eserinde şöyle der: “Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: Aranızda iki ağır şey bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim. Bu ikisi Havz-ı Kevser’e gelinceye kadar asla birbirlerinden ayrılmayacaklardır. Tirmizi bu hadisi rivayet etmiş ve hasen hadis olduğunu belirtmiştir. Tirmizi’nin bu değerlendirmesi çok su götürür. (30) ”

    Sanki Sekaleyn hadisi ile ilgili olarak sahih hiçbir hadis yok da sadece bir tek bu hasen hadis bulunmakta. Beri taraftan Tirmizi’nin hadisi hasen görüşünü de Şeyh İbn Teymiyye kabul etmemektedir. Şeyh İbn Teymiyye’nin Ehl-i Beyt’e (a.s) ilişkin hadisler hakkındaki emaneti ve tutumu işte görüldüğü gibidir. Defaatle belirttiğimiz gibi Emevici İslam’ın Şeyhi İbn Teymiyye Ehl-i Beyt’in ve İtret-i Tahire’nin derecelerini ortaya koyan, menkıbelerini aktaran ve faziletlerini sunan bir hadisle karşılaştığında her ne pahasına olursa olsun hadise karşı tavır almaya çalışır.

    Ancak ‘Muterahat fi’l-Akide’ adlı programlarda da açığa kavuşacağı gibi konu Muaviye olduğunda hemen menkıbelerini ve faziletlerini ispat etmeye girişir. Halbuki Muaviye bin Ebu Süfyan’ın faziletleri hakkında sahih hiçbir rivayet olmadığını bütün İslam alimleri açıkça dile getirmişlerdir. Kendisi ise yirmiyi aşkın sahabi tarafından rivayet edilen bu sahih, hasen mütevatir rivayetler karşısında ‘bu hadis çok su götürür’ sözünü söyleyebilme cesaretini gösterebilmektedir.

    Bu bölümde Sekaleyn hadisini aktaran sahabenin isimlerine işaret edeceğiz. İnşallah önümüzdeki hafta bu sahabelerin tercüme-i hallerine etraflıca değineceğiz.

    “Diyor ki; bu raviler şunlardır: Cabir el-Ensari, Huzeyfe İbn Üseyd, Huzeyme İbn Sabit, Zeyd İbn Sabit, Sehl İbn Sa’d, Üeyre, Amir İbn Leyla, Abdurrahman İbn Avf, Abdullah İbn Abbas, Abdullah İbn Ömer, Adiyy İbn Hatem, Ukbe İbn Amir, Ali İbn Ebu Talib (a.s), Ebu Zerr, Ebu Rafii, Ebu Şureyh el-Huzai, Ebu Kudame el-Ensari, Ebu Hüreyre, Ebü’l-Heysem İbn et-Teyyihan,Ümm-ü Seleme, Ümm-ü Hani bint Ebu Talib. (31)”

    Bütün bunlara rağmen İbn Teymiyye ‘Bu hadis çok su götürür’ diyebilmiştir.

    – Teşekkürler, Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey. Bir sonraki programda görüşmek üzere. Es-Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

    1- Ahmed İbn Ali el-Askalani’nin el-Metalibü’l-Aliye bi-Zevaidi’l-Mesanidi’s-Semaniyye, c.4, s.65, Hadis No.3972, Tahkik Muhaddis Habibürrahman el-Azami, Darü’l-Marife, Beyrut, 1414

    2- Hafız İmaddüdin Ebü’l-Fida İbn Kesir ed-Dımaşki, Tefsirü’l-Kur’ani’l-Aziym, c.12, s.271, Tahkik Mustafa Seyyid Muhammed, Muhammed Seyyid Reşad, Muhammed Fazıl Acmavi, Ali Ahmed Abdülbaki, Hasan Abbas Kutub, 1. Basım, 1425, Suudi Arabistan.

    3- Şeyhü’l-İslam İbn Teymiyye, Kaidetün Celiletün fi’t-Tevessüli ve’l-Vesileti, s.108, Tahkik ve Tahriç Abdülkadir Arnavut, Darü’l-Kasım,1. Basım, 1421, Riyad.

    4-Age, agy.

    5-el-Münteheb Min Müsned-i Abd İbn Humeyd, c.1, s.214, Hadis no:240, Tahkik ve Talik, Ebu Abdullah Mustafa İbn el-Adevi, Riyad, 2. Basım,1423

    6- el-Müstedrek Ala’s-Sahihayn, c.3, s.148, Darü’l-Fikr

    7-Hafız Sehavi, İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf c.1, s.357

    8-Allame Albani, Sahihü’l-Camii’s-Sağiyr, c.1, s.482, 2457 Nolu hadis. El-Mektebü’l-İslamiyy.

    9- Age, c.1, s.533, 2748 nolu hadis.

    10- Age, c.2, s.1303, Hadis No:7877

    11-Tahavi, Şerh-ü Müşkili’l-Asar, c.5, s.13, Hadis No:1760,Tahkik, tahriç ve talik Allame Şuayb el-Arnavut.

    12- Age, agy.

    13-Müsned-ü İmam Ahmed İbn Hanbel, c.10, s.48, s.58 ve 86. Hadis No:11046, 11073 ve 11154 nolu hadis; Darü’l-Hadis, Kahire

    14-Ebubekir Ahmed İbn Ömer İbn Ebu Asım, es-Sünnet, Tahkik ve Tahriç Doktor Basım İbn Faysal el-Cevabire, Riyad

    15- İbn Useymin, Mustalahü’l-Hadis.10,-1, Dar-ü İbn Cevzi

    16- Age, agy.

    17-Age, agy

    18- İbn Hacer el-Askalani, en-Nüketü Ala Nüzheti’n-Nazar fi Tavdihi Nuhbeti’l-Fiker, s.56 ve 58 Ali İbn Hüseyn İbn Abdülhamiyd el-Halebi’nin kalemiyle, İbnü’l-Cevzi yayınevi. S.10

    19-Kettani, Nazmü’l-Mütenasir mine’l-Hadisi’l-Mütevatir,

    20-Doktor Muhammed Ahmed İsmail el-Mukaddem, el-Mehdi ve Fıkhü Eşrati’s-Saat, s.133

    21- İbn Hazm, el-Muhalla,  c.7, 1511.Mesele, Tahkik Lecnetü İhyai’t-Türasi’l-Arabi, Beyrut,

    22-İbn Teymiye, İlmü’l-Hadis, s.58, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye, Beyrut.

    23- Age, agy

    24-Semhudi, Cevahirü’l-Akdeyn fi Fadli’ş-Şerafeyn Şerefi’l-İlmi’l-Celiyy ve’n-Nesebi’n-Nebeviyy, s.234, Dirase ve Talik Mustafa Abdülkadir  Ata, Darü’l-Kütübi’l-İlmiyye,

    25- İbn Hacer el-Heytemi, es-Savaiku’l-Muhrika Ala Ehli’r-Rafdi, Ve’d-Dalali ve’z-Zandaka, c.2, s.440, Tahkik Abdurrahman İbn Abdullah et-Türki ve Kamil Muhammed el-Harrat

    26- Age, agy.

    27- Allame Münavi, Feyzü’l-Kadir Şerh-ü Şerhi’l-Camii’s-Sağiyr, c.3, s.20

    28-İmam Ebül-Ferec Abdurrahman İbnü’l-Cevzi (h.597) el-İlelü’l-Mütenahiye fi’l-Ehadisi’l-Vahiye, Takdim ve zabt Şeyh Halil el-Meys, 1424, Lübnan

    29- Age, agy.

    30- İbn Teymiyye, Mecmuatü’l-Fetava, c.14, s.269, Tahriç Amir Cezzar ve Envar Baz, Darü’l-Vefa

    31-Cevahirü’l-Akdeyn, s.234

    Çev: Cevher Caduk

    medyasafak.com