İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (7)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (7)

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (7)
    Rate this post

     

    Ayetullah Kemal Haydari’den Sekaleyn Hadisi Dersleri (7)

    Sunucu: Rahman ve Rahim olan Allah’ın Adıyla, Hamd Allah’a özgüdür. Salat ve Selam Allah’ın güvenilir elçisi Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a), tertemiz Âline, seçkin değerli sahabelerine olsun.

    Allah’ın selam, rahmet ve bereketi değerli izleyicilerimize olsun. Sizinle ‘Mehdilik Meselesi’ programının yeni bir bölümünde ‘Sened ve Delalet Açısından Sekaleyn Hadisi’ konusunun yedinci kısmında birlikteyiz. Sizin adınıza değerli konuğumuz Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey’i selamlıyoruz. Hoş geldiniz Seyyid Kemal Haydari Bey!

    – Hoş bulduk.

    – Efendim, programın girişinde Zat-ı Alilerinize kardeşlerin Sekaleyn hadisi ile Mehdilik Meselesi arasındaki bağın niteliğiyle ilgili çokça sordukları bir soruyu yöneltmek istiyorum. Bana öyle geliyor ki değerli izleyiciler ‘Utruhetü’l-Mehdeviyye/Mehdilik Meselesi’ programının İmam Mehdi’ye özel olduğunu tasavvur etmektedirler. Dolayısıyla da değerli seyircilerimizin düşüncelerinde Seyyid, Sekaleyn hadisinin üzerinde neden bu kadar detaylı bir şekilde duruyor şeklinde bir algı oluşmaktadır.

    – Ayetullah Seyyid Kemal Haydari: Koğulmuş şeytandan Allah’a sığınır ve Rahman Rahim olan adıyla ve O’nun yardımıyla başlarım. Salat ve selam Hz. Muhammed Mustafa’ya (s.a.a) ve tertemiz Âline olsun.

    Önceki programlarda bu soruyu defalarca cevaplandırdığımızı hatırlatalım. Ancak hatırlatma müminlere yarar verir kabilinden bu yanıtı bir defa daha üstüne basa basa açıklamaya çalışalım. Bizler ‘Mehdilik Meselesi’ programını sunmaktayız.

    Mehdilik konusuyla ilgili incelemelerimizin iki bölümden oluştuğunu açıklamıştık. İlk bölüm bütün Müslüman bilginler arasında ittifak edilen noktalardan oluşmaktadır. Ahirzamanda dünyayı adalet ve hakkaniyetle dolduracak bir şahsın varlığının gerekliliğini,

    bu şahsın Hz. Resul-u Azam’ın (s.a.a) müjdelediği on iki şahıstan birisi olduğunu, O’nun (s.a.a) soyundan geldiğini, Hz. Fatıma evladlarından olduğunu detaylı bir şekilde sunmuştuk. Bu bilgi hakkında, aykırı görüş serdeden son derece az bir grup hariç Müslüman bilginler arasında herhangi bir görüş ayrılığının bulunmadığını dillendirmiştik.

    Sonrasında Mehdilik konusuyla ilgili incelemelerimizin ikinci bölümüne geçmiştik. Bu bölümde ele alınacak olan meseleler Ehl-i Beyt Medresesi’ne bağlı bilginler ile Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı Müslüman bilginler arasında görüş ayrılıklarının bulunduğu konulardı.

    Ehl-i Beyt Medresesi’ne bağlı bilginler Ehl-i Beyt İmamlarının (a.s) pak buyrukları gereğince İmam Mehdi’nin (a.s) ilerde dünyaya gelecek bir şahıs değil de şu an hayatta olduğu görüşündeyken, Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı Müslüman bilginler ise İmam Mehdi’nin (a.s) şu an hayatta olmayan ilerde dünyaya gelecek bir şahıs olduğu kanaatindedirler. Ehl-i Beyt Medresesi’ne bağlı bilginler ile Ehl-i Sünnet mezhebine bağlı Müslüman bilginler arasındaki ilk temel görüş ayrılığı bu konudur.

     

    İkinci görüş ayrılığının gerçekleştiği konu İmam Mehdi’nin (a.s) masum olup olmadığı meselesidir. Bizler Sekaleyn hadisinin veya önceki programlarda ifade ettiğimiz Halifeteyn hadisinin, zamanın her diliminde İtret-i Tahire’den olan masum bir yaşayan imamın varlığının gerekliliğini ispat ettiğini kabul etmekteyiz. Sekaleyn hadisi hakkındaki bu kabul, bizim inancımızı oluşturmaktadır. Bizler Ehl-i Sünnet düşünce tarzının aksine Sekaleyn hadisinin masum, rızıklanıp diri olan bir şahsın varlığını ispatladığına inanmaktayız. Zira onlar böyle bir şahsın varlığına inanmadıkları gibi masum oluşunu da kabul etmemektedirler.

    Hatta Sekaleyn hadisi konusu bundan daha fazlasını içermektedir. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim. Zira araştırmalarımızın neticesinde değerli izleyiciler Sekaleyn veya Halifeteyn hadisinin ‘Utruhetü’l-Mehdeviyyet/Mehdilik Meselesi’ adlı programdaki incelemelerin özünü oluşturduğunu anlayacaklardır. Hatta Sekaleyn hadisinin delaletinin aralanmasıyla, İmam Mehdi-yi Muntazar’ın 12. imam olduğu açığa çıkacağı gibi O’nun hayatta ve masum olduğu da anlaşılacaktır.

    İmam Mehdi (a.s) Ehl-i Beyt İmamlarının on ikincisidir. Nesebi İmam Hasan ve İmam Hüseyin’e (a.s) birlikte dayanmaktadır. Bu nükte ilerde inşallah gelecektir. Zira onlar İmam Mehdi’nin (a.s) soy itibariyle baba tarafından Hasani olduğunda ısrar ederken bizler de Hüseyni olduğunu dile getirmekteyiz. İnşallah programların ilerleyen bölümlerinde İmam Mehdi’nin (a.s) soy bakımından hem Hasani hem de Hüseyni olduğu vuzuha kavuşacaktır. Şu kadar var ki İmam Mehdi (a.s) baba tarafından İmam Hüseyin’in (a.s), anne tarafından ise İmam Hasan’ın (a.s) neslindendir. Soyunun İmam Hasan’a veya İmam Hüseyin’e dayanması noktasında bir çelişki bulunmamaktadır.

    – Sunumunu yaptığınız ‘Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ şeklindeki Sekaleyn hadisinin senedinin zayıf olduğu görüşünde olan çağdaş bilgin veya bilginler bulunmakta mıdır?

    – Değerli izleyiciler geçen altı programda Hz. Resul-u Azam’dan (s.a.a) aktarılan Sekaleyn veya Halifeteyn hadisini ispat etme gayretimizi hatırlayacaklardır. Sizin de belirttiğiniz gibi Sekaleyn hadisinin bu varyantını eserlerine alan ve sahihliğini belirten onlarca kaynak saydık. ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ şeklindeki hadis metin/ler/inin senedleri hakkında kuşku oluşturmaya çalışan İlelü’l-Mütenahiye adlı eserin müellifi gibi bazı mütekaddimun dönem bilginlerinin bulunduğunu belirtmiştik.

    Çağdaş bilginler arasında da ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ şeklindeki hadis metin/ler/inin senedlerinin sahihliği hakkında kuşku oluşturmaya çalışan ve sahih olanın ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının olduğunu dile getirmeye ve ispatlamaya çalışan bilginler bulunmaktadır. Şimdi bu soruya ve uğraşa cevap vermeye çalışacağız.

    Sizleri Allame Albani’nin Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha adlı eserinde yaptığı değerlendirmeleri gözden geçirmeye davet ediyorum. Allame, diyor ki: “Ben bu hadisi tahriç ettikten uzun bir müddet sonra h.1402. yılının ilk dönemlerinde Şam’dan Umman’a, oradan da Birleşik Arap Emirlikleri’ne yolculukta bulunmamı teklif eden bir mektup aldım.

    Yolculuğum esnasında Katar’da bir takım saygıdeğer hocalar ve doktorasını yapmış zevatla sohbet etme olanağı buldum. İçlerinden birisi bana Sekaleyn hadisinin zayıflığını ispat etmeye çalışan basılı bir eser verdi. Eseri gözden geçirdiğimde müellifinin hadis ve rical ilmi sahasında yetkinliği bulunmayan toy bir şahıs olduğunu anladım. Bu noktayı iki yönden kendilerine açıklamaya çalıştım.

    İlk olarak; yazar hadislerin tahrici noktasında sadece elde bulunan yaygın bazı kaynaklarla yetinmiştir. Bundan dolayı konu hakkında son derece fahiş hatalar yapmıştır. Dolayısıyla bırakalım şevahid ve mütebaatlarla sahih veya hasen olan hadisleri, bizzat sahih isnad zincirlerine sahip olan rivayetlerin birçoğunu dahi gözden kaçırmıştır.

    İkincisi; hadisin sahih olduğunu bildiren bilginlerin sözlerini hiç nazara almamıştır. Diğer taraftan değerlendirmesinde, hadis ve rical ilminde uzman ve bilgin olanların belirttikleri kaidelere de dikkat etmemiştir… Bu kaidelerden birine göre zayıf olan bir rivayet geliş kanallarının ve isnadlarının çok oluşu nedeniyle kuvvet kazanabilir. Dolayısıyla yazar sahih hadisi zayıf saymakla fahiş bir hataya düşmüştür.” (1)

    Yani Allame söz konusu çalışmanın sıkıntılar içerdiğini, müellifinin hadis ve rical ilminden çok az haberdar olduğunu belirtiyor. Çalışmanın müellifi hadisin senedinin sahih olup olmadığının anlaşılabilmesi noktasında rivayetin geçtiği bütün hadis mecmualarını gözden geçirmemiştir.

    Allame Albani değindiği ikinci noktada ise yazarın hadis ilimleri terminolojisinden uzak olduğunu belirtmektedir. Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ varyantının senedlerinin bir bölümünün zayıf olduğunu kabul etsek dahi, diğer bölümünün sahih olması nedeniyle birbirlerinin eksikliklerini gidermektedirler.

    Hadisin geliş kanalları sayı itibariyle çok olursa, hadisin sahih olan kanalları zayıf olan kanallarıını kuvvetlendirir. Sahih, hasen, sahih li-ğayrihi ve hasen li-ğayrihi türlerine sahip olan Sekaleyn hadisi hakkında ‘hadis zayıftır’ türünden itirazlar ve düşünceler nasıl ileri sürülebilir? Ancak Allame sahih hadisi zayıf sayan kimsenin kimliğine dair bir açıklamada bulunmamaktadır.

    ‘İtretim’ şeklindeki ibareyi kendisinde barındıran Sekaleyn hadisine itiraz eden diğer çağdaş bir bilgine, Hafız Sehavi’nin ‘İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf Bi-hübbi Akribai’r-Rasul ve Ehli’ş-Şeraf” (2) adlı eserinin mukaddime bölümünün talikinde rastlamaktayız.

    Söz konusu bölüme müracaat ettiğimizde esere talik düşen Halid İbn Ahmed Babteyn’in şu ifadeleriyle karşılaşmaktayız: “Doktor Ali Ahmed es-Salus ‘Hadisü’s-Sekaleyn ve Fıkhuhu’ adlı eserinde Sekaleyn hadisinin geliş kanallarının çok oluşuna rağmen zayıf olduğunu söyler.” (3) Ancak esere talik düşen Halid İbn Ahmed Babteyn, Salus’un bu değerlendirmelerinin geçersiz olduğunu belirtir (4). Babteyn de, Allame Albani de Salus’un bu değerlendirmelerinin sahaya ilişkin bilgisinin azlığından kaynaklandığını belirtirler.

    Akademisyendir, üniversitede hocadır denilen her kişinin sözüne ve değerlendirmelerine aldanılmaması gerekliliğine dikkat çekmek istiyorum. Bu payeler onun ihtisas ehli olduğunu ifade etmemektedir. Bu tür hakikatler hakkında konuşan özelde de bu türden konularda da değerlendirmelerde bulunan kimselerin ihtisas ehli ve ilmiye sınıfından olmaları gerekmektedir.

    Ancak son derece üzüntü vericidir ki bu günlerde televizyon kanallarına çıkıp da kendilerini ilmiye sınıfından birisi olarak takdim eden nicelerini görmekteyiz.  Halbuki Allame Albani gibi çaplı bilginlerin de tanıklıklarıyla bu tür kişiler ilmiye sınıfından değillerdir.

    Şu ana kadar yapılan açıklamalarla ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ şeklindeki Sekaleyn veya Halifeteyn hadisinde ne bir kuşku, ne bir tereddüt ne de bir zayıflık bulunduğu anlaşılmaktadır. Hadis hakkında ileri geri konuşanlar ya ilim ehli değildirler veya bilemediğimiz bir dertleri bulunmaktadır.

    – Allah’a hamdü senalar olsun ki ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ şeklindeki Sekaleyn hadisinin sahih oluşu kesindir. Acaba Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ şeklindeki varyantından farklı olan başka hadisler bulunmakta mıdır?

    – Öncelikli olarak bazı değerlendirmelerde bulunmak istiyorum. Açıktır ki günümüzde bizler, televizyona çıkıp dini konularda açıklamalarda bulunanlara, Cuma imamlarına veya sohbet halkalarında sohbet yapanlara, ya da münazaralarda ve ilmi araştırmalarda yer alanlara kulak verdiğimizde Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’

    ‘Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünneti’ şeklinde varid oluşunun daha kuvvetli olduğu izlenimini ediniriz. Ancak her şeyden önce Sekaleyn hadisinin bu varyantının bir senedinin bulunup bulunmadığına işaret etmek istiyorum. Konuyla ilgili olarak değerli izleyicilerin son derece dikkat etmelerini istediğim bazı mülahazalarda bulunmak istiyorum.

    İlk mülahaza; şu an sadece Sekaleyn hadisinin ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyantını incelemekteyiz. Hadisin iki varyantı arasında delalet noktasında bir çatışma ve aykırılık söz konusu olup olmadığını incelemiyoruz. Varsayalım ki hadisin ikinci varyantı da ilk varyantı gibi sahih olmuş olsun. Hadisin bu varyantının mazmununu ve delaletini anlamaya ilişkin bir çalışmamız bulunmaktadır.

    Bu çalışma ilerleyen programlarda gelecektir. Hadisin metin tenkidini ve incelemesini şu an için ileriki programlarda ele almak üzere erteliyoruz. Bizler şu an bu hadisin senedini incelemek istiyoruz. Acaba ‘Kitabullah ve İtreti’ şeklindeki varyantının karşılığında, elimizde hadisin Hz. Resul-u Azam’dan (s.a.a) sadır olduğuna dair sahih bir isnad ve sahih bir isnada sahip bir rivayet bulunmakta mıdır ki hadisin bu varyantının diğer varyantına muarız olduğunu dile getirebilelim ve bu senedin sunumunu diğer sened/ler/le karşılaştırma faaliyetine girişelim. Bundan dolayı şu anki konumuz hadisin metninin delaleti değil de senedinin incelenmesidir.

    İkinci mülahaza, hadisin sahih bir senedinin olmaması durumunda ortaya çıkacak olasılıklar hakkındadır. Zira Sekaleyn hadisinin bu varyantının ya sahih bir isnad zinciri bulunmaktadır ya da bulunmamaktadır. Her iki olasılık da söz konusudur.

    Biz öncelikli olarak hadisin ispatı ve nefyi sadedinde değiliz. İlk olasılık, hadisin sahih bir senedinin olmamasıdır. Biz inşallah ilerleyen programlarda bu konuyu ele alacağız. Eğer hadisin sahih bir isnad zinciri söz konusu değilse neden televizyon kanallarına çıkıp dini konularda açıklamalarda bulunanlar, hatipler ve inanca dayalı konularda sunumlar yapanlar ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyant hakkında ısrar etmektedirler?

    Böyle bir gerçeklik söz konusu ise şu iki olasılıktan birisi bulunmaktadır. İlk olasılığa göre bu kişilerin, dini konularda ilmi emanet ve sorumluluk bilincinde olmadığını anlarız. Değerli izleyicilerin açıklamalarıma dikkat etmelerini istiyorum. ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ şeklindeki varyantın sahih bir senetten yoksun olması halinde insan bu tür kişilerin ilmi sorumluluk anlayışlarından kuşkuya düşecektir. Öyleyse bunlar ya cahildirler ki bu gerçekten de uzak bir olasılıktır.

    Zira bunların çoğunluğu hadis sahasındaki ulemanın ileri gelenleri arasında yer alırlar. Yahut da bildikleri halde hakkı gizlemektedirler. Her iki durumda da insan bunların ilmi sorumluluğa sahip oldukları noktasında kuşkuya düşmektedir.

     

    İkinci olasılık geçerliyse bu durumda da büyük bir tehlikenin farkına varıyoruz. Bunlar Nebiyy-i Ekrem’e (s.a.a) ya hürmet göstermekte ya da göstermemektedirler. Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ buyururken bunlar ‘Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ sözlerinde ısrar etmektedirler.

    Bu davranışları onların sünnete ittiba etmedikleri anlamına gelmektedir. Bizzat kendim bunlardan hadis sahasında yetkin olan birisinin Sahihü’l-Buhari, Sahih-ü Müslim veya herhangi bir hadis mecmuasından hadis okuyup da ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ ifadesini barındıran Sekaleyn hadisinin çeşitli metinlerine gelince ‘hadis şöyle şöyle varid olmuştur’ diyerek geçiştirdiklerini görmüşümdür.

    Kardeşim, en azından  ‘Sünnetim şeklindeki hadis metni sened bakımından sahih olduğu gibi İtretim şeklindeki hadis metni de sened bakımından sahihtir’ deyiniz. İnsaf ehli birisine yaraşan ve yakışan davranış budur. Sünnet-i Nebeviyye’ye tabi olduğu iddiasında bulunan birisi böyle davranmalıdır. Hz. Peygamber’e sımsıkı sarılmaya saygı gösteren birisi ilmi sorumluluğu ve emaneti yerine getirmeli ve hadisin her iki varyantına birlikte işaret etmelidir.

    Hadis ‘İtretim’ sığasıyla da varid olmuştur, ‘Sünnetim’ sığasıyla da varid olmuştur diyebilmelidir. ‘Sünnetim’ sığası üzerinde bu kadar ısrar etmemelidir. Ancak hadisin ‘ve İtretim’ şeklinde varid olduğunu söyleyen kimseleri beyinsizlikle suçlamamalı, hadisin “İtretim” şeklindeki varyantının zayıf senedli olduğunu söylememelidir. Çağrım genelde dünyadaki bütün Müslümanlara, özelde de ihtisas ehli ve aydın bütün müminleredir.

    Bu hadisi nebevi sünnete bağlılık iddiasında bulunan bilginler ile Ehl-i Beyt Okulu’na bağlılık iddiasında bulunan bilginler arasında ilmi emanetin anlaşılabilmesinin kıstası olarak belirlesinler. Yani bu hakikate son derece dikkat etsinler.

    Baksınlar bakayım eğer hadis, sünnet-i nebeviyye sözcükleriyle varid olmuşsa biz kendi kendimizi sınırlandıralım ve kendimize bir çeki düzen verelim. Eğer bu olasılık söz konusu değilse onlar sünneti mi değiştirmektedirler? Hadis ‘ve İtretim olan Ehl-i Beytim’ sözcükleriyle varid olduğu halde, onlar hiçbir sahih senede sahip değilken ‘ve sünnetim’ sözcüğü hakkında ısrar mı etmektedirler, buna dikkat etsinler.

    Hangi mezhep ve meşrepten olursa olsun programı izleyen dünyadaki bütün değerli izleyicilerden bir istekte bulunuyorum. Sizler Müslüman bilginlerin inanç veya fıkhi konularda aynı düşünce tarzına sahip olmadıklarını bilmektesiniz.

    Müslüman alimler fıkhi konularda farklı farklı yaklaşımlara ve mezheplere sahiptirler. Kelami konularda farklı farklı dayanaklara, mezhep ve meşreplere sahiptirler. Bu konunun ayrıntılarına girmek istemiyorum. Ancak bütün izleyicilere bir çağrıda bulunuyorum. Hz. Resul-u Azam’dan  (s.a.a) aktarılan ve ister

    “Sekaleyn hadisi” olarak adlandırılsın ister “Halifeteyn hadisi” olarak aktarılsın konuyla ilgili bütün herkesin ittifak ettiği hadis metnine baksınlar. Acaba ilmi emanet ve sorumluluk Ehl-i Beyt Medresesi’ne bağlı bilginlerde mi bulunmaktadır yoksa hadisin ‘ve sünnetim’ şeklinde varid olduğu hususunda ısrar eden diğerlerinde mi mevcuttur?

    Bu inceleme Ehl-i Beyt Medresesi bilginleri ve bağlılarının haklılığı noktasında bize bazı ip uçları verecektir. Diğer taraftan Ehl-i Beytin ve İtretin zikredilmemesi gerekliliğine dair bu ısrar da neyin nesidir? Yani olabildiğince Ehl-i Beyt’ten uzaklaşmalıyız tarzında bir tutum mu sergileniyor? Bu tür davranışlarda ısrar eden söz konusu hastalıklı kişilerin içine düştükleri bu halet-i ruhiye nasıl açıklanabilir?

    Daha öncesinde belirttiğimiz gibi bu hadis sened açısından ya zayıf bir isnad zincirine sahiptir veya herhangi bir isnad zincirine sahip olmadığından zayıf bir hadistir ya da sahih bir isnad zincirine sahip güçlü bir hadistir. Eğer hadisin senedi zayıf ise minberlerinizde, sohbetlerinizde ve televizyon programlarınızdaki bunca ısrarın nedeni nedir? Yok eğer hadis sahih bir senede sahip ise niçin sadece bu varyantla yetiniyorsunuz da hadisin diğer varyantını zikretmiyorsunuz?

    Konuyla ilgili çok hoşuma giden bir olay var. Çağdaş üstadlardan birisine ait bir söz. Doktor Muhammed Ali el-Barr’ın el-İmam Ali er-Rıza ve Risaletühu fi’t-Tıbbı’n-Nebevi er-Risale ez-Zehebiyye adlı eserinde geçen şu açıklamalar: “Son derece gariptir ki;

    Sekaleyn hadisi Sahih-i Müslim’de, Sünenü’t-Tirmizi’de -ki Tirmizi hadisin sahih ve hasen olduğunu belirtir- el-Müstedrek’te, Müsned-ü İmam Ahmed’de, Taberani’nin el-Mucemü’l-Kebir’inde geçtiği ve isnadı sahih olduğu halde çağdaş âlim ve hatiplerin büyük bir çoğunluğu ya hadisi bilmiyor veya bilmemezlikten geliyor. Sekaleyn hadisinin “İtretim”

    sözcüğünü içeren hadis metninin yerine şu hadisi zikretmektedirler: Aranızda, benden sonra tutundukça asla sapmayacağınız şey/ler/i bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim. Hadisin bu varyantı İmam Malik’in el-Muvatta adlı eserinde geçmektedir. Bu hadis her ne kadar metin ve içerik itibariyle doğru ise de hadisin senedinde kopukluk ve zayıflık bulunmaktadır. Bu meyanda önemine binaen her iki hadisi birlikte sunmaları gerekirdi. Bu sahih hadisin gizlenilmesi davranışı, Allah-u Teala’nın ve Resulünün tehdit ettiği ilmi gizlemek davranışının ta kendisidir. (5)”

    İşte tam burada şu sorunun sorulması gerekiyor: Acaba bunlar neden bu hadisi ve hadisin bu varyantını bilmiyormuşçasına davranıyorlar? İnsan onların cahil olduklarını söyleyebilir mi? Ben bunu kabul etmiyorum. Zira bu alimler arasında her ne kadar kendileriyle bazı konularda ihtilaf etsek de ilimlerine hürmet gösterdiğimiz kadri yüce bilginler bulunmaktadır. Hadisin senede sahip olup olmadığı ilerde incelenecek ve konu vuzuha kavuşacaktır.

    Belki de hadis mürseldir. Ancak bizi ilgilendiren nokta Doktor’un ilmi emanete riayet edip hadisin her iki varyantını da birlikte sunmasıdır. Hadisin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantının sahih olduğunu varsaysak dahi Hz. Resulullah’tan (s.a.a) ‘ve İtretim’ şeklinde aktarıldığını da dile getirmemiz gerekmektedir.

    Bizzat ben kendim, Buhari’den bir hadis aktarımında bulunacağı zaman, hadiste ‘min’ veya ‘ala’ harfi cerri geçtiğinde, metni bir kez ‘min’ harfiyle, diğer defasında da ‘ala’ ile rivayet edecek kadar ilmi emanete riayet eden ve ihtiyatlı davrananları gördüm.

    Ancak Sekaleyn hadisi söz konusu olduğunda Doktor’un da belirttiği gibi ‘ve İtretim’ şeklindeki varyantı ya unutuyorlar ya da kendilerini unutkanlığa vuruyorlar, hiç bilmiyorlarmış gibi davranıyorlar. ‘İndirdiğimiz açık delilleri ve kitapta insanlara apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzeltenler ve gerçeği açıkça ortaya koyanlar başkadır. Zira ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeyi çokça kabul eden ve çokça esirgeyenim.'(el-Bakara/159)  (6)

    Hadisin ‘ve İtretim’ varyantını gizleyenler ne yaptıklarının farkındalar mı acaba? Allah-u Teala’nın ve meleklerinin lanetlediği bir konuma düşmektedirler.

    Tehlikenin son derece büyük olduğunu akılları almıyor mu? Takdiri değerli izleyicilere bırakıp kendileri durumu ve ortaya konan bu tavrı değerlendirsinler. Bu düştüğü tehlikeli konumdan kurtulmak isteyen birisinin ‘Şu ana kadar hadisin sahih varyantını bilemiyordum. Şimdi ise hatamı düzeltmek istiyorum’ deyip de gidip öğrencilerinden birkaç kişiye doğru olan varyantı göstermesi yeterli değildir.

    Hatayı gerçekleştirdiği pozisyona uygun bir yere çıkıp gerçeği açıklamalıdır. Eğer Mescid-i Nebi’de gerçekleştirmişse Mescid-i Nebi’ye gidip “Ey İnsanlar! Ben size Sekaleyn hadisini ‘ve Sünnetim’ şeklinde söylemiştim. Biliniz ki hadisin ‘ve Sünnetim’ şeklindeki varyantı olduğu gibi ‘ve İtreti’ şeklindeki varyantı da bulunmaktadır” demelidir, diyebilmelidir.

    Bunu televizyon kanallarında gerçekleştirenler burada seyircilerine hakikati açıklamalı ve hatalarını tashih etmelidirler. Mescid-i Haram’da bu hatayı yapan oraya gidip hakikati açıklamalı ve konuyu tashih etmelidir. Aksi takdirde ‘Apaçık gösterdiğimiz hidayet yolunu gizleyenlere hem Allah hem de bütün lânet ediciler lânet eder’ şeklindeki ilahi hükmün kapsamına girerler.

    Tevbenin kabul şartı budur. Yani hata ve günah işlediğini sadece kendi içinden geçirip ikrar etmesi yeterli değildir. Bir örnek verecek olursak hutbede ve televizyon kanallarında birisine hakaret edip sövgülerde bulunacak olursan geceleyin yanına varıp gizlice ondan özür dilemen yeterli değildir. Sövgüde bulunup hakaret ettiğin pozisyonun aynısıyla hatanı tamir etmelisin. İlmi gizleyip de sapkınlığa neden olmuşsan ve tevbe etme arzusundaysan, dalalete neden olduğun pozisyonu aynen sağlayıp hatanı tamir etmelisin.

    Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmaktadır: “Bir bilgiyi gizleyen kimse kıyamet gününde ateşten bir gemle gemlenir.”

    O’nun Ehl-i Beyti’nin faziletlerini gizleyenler ve bunları inkar edenler, Yahudi Bilginlerin kıskançlık ve kinlerinden dolayı Hz. Resulullah’ın (s.a.a) risaletini gizleyip de apaçık hüsrana uğramaları gibi bir duruma düşmekten sakınsınlar. (7)

    Eğer bunlar ‘ve İtretim’ şeklindeki varyantı daha önce bilmiyor idiyseler şimdi öğrendiler. Eğer hadisin bu varyantının kesin olmadığını ve kuşkulu olduğunu dile getiriyorlar ise televizyon kanallarına çıksınlar,

    okuduğumuz bu metinlerin zayıf senedli olduğunu belirtsinler ve bizim de izleyicileri aldattığımızı, hadisin işaret ettiğimiz hiçbir kaynakta geçmediğini belirtsinler. Bu bir ilmi münazaradır, sayın seyirciler. Aylardır kendilerini ilmi münazaraya davet ediyoruz.

    Maalesef çıkamıyorlar. Evet televizyona çıkıp da ‘ve İtretim’ ifadesinin de bulunduğunu söyleyebilme cüretini gösteremeyenler, Hz. Resulullah’ın (s.a.a) risaletini gizleme pozisyonuna düşen Yahudilerle paralellik göstermektedirler. Bunlar değinmek istediğimiz bazı konulardır.

    Bu açıklamalardan sonra soruya geçmek istiyorum: Acaba Sekaleyn hadisinin başka bir varyantı söz konusu mudur?

    Evet, Sekaleyn hadisinin başka bir varyantı da bulunmaktadır. Galiba bu varyanta ilk işaret eden İmam Malik’tir (h.179). İmam, bu hadise el-Muvatta adlı eserinde işaret eder. El-Muvatta’ın ravisi Yahya der ki; bana Malik’ten tahdis edildi.

    Kendisine de Hz. Resulullah’tan (s.a.a) ulaştı ki Hz. Resulullah (s.a.a) ‘Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı bağlandığınız sürece, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allah’ın Kitabı ve Peygamberinin Sünnetidir’ buyurmuştur. (8)

    Görüldüğü gibi rivayetin senedi bulunmamaktadır ve rivayet mürseldir. Rivayetin İmam Malik’ten önce başka bir isnad zinciriyle mevcud olduğunu iddia eden varsa kendilerinden istifade etmeye hazırım. Ancak ben araştırmalarım sonucunda bu rivayetin İmam Malik’ten önce herhangi bir senedi olduğuna rastlayamadım. Hadisin bu varyantının isnadı el-Muvatta adlı eserde ortaya konulmuştur. Ben hadisin daha sonra vaz edilmiş olduğunu söylemiyorum, asla. Belirtmek istediğim husus hadisin isnad zincirinin bundan sonra ortaya çıktığıdır.

    El-Muvatta’nın tahkik ve tahricini yapan Doktor Beşşar Avvad Maruf şöyle der: “Bu hadis ilim ehli nazarında Hz. Peygamber’den aktarılmış mahfuz, meşhur ve maruf bir hadistir. Buradan da bu rivayetin isnada gereksinim duymadığı sonucu ortaya çıkmaktadır. (9)” Muhakkikin değerlendirmesi aslında İbn Abdülberr’in et-Temhid adlı eserinden alıntıdır.

    Neden acaba? Konu ‘ve Sünneti’ varyantı olduğunda neden ‘ve itreti’ varyantı devre dışı bırakılıp isnada gereksinim kalmıyor? Ehl-i Beyt ile ne sıkıntınız var acaba! İtret kavramından ne istiyorsunuz? “İtret”ten kimlerin kasdedilmiş olduğu konusu üzerinde ilerde detaylıca duracağımızdan şimdi buna girmek istemiyorum.

    “İtretim olan Ehl-i Beytim” kavramının kimilerinin dillerine pelesenk ettikleri gibi Hz. Peygamber’in (s.a.a) hanımlarını kapsayıp kapsamadığı konusunu da ilerde etraflıca inceleyeceğiz ve o bölümlere ulaştığımızda konunun Sadr-ı İslam’da açık olduğunu değerli izleyiciler anlayacaklardır. Sekaleyn hadisi örneğinde de söz konusu olduğu gibi

    “Ehl-i Beyt” ve “İtret” kavramı hakkındaki bunca karmaşa Sadr-ı İslam’dan sonra gerçekleşmiştir. ‘Allah’ın Kitabı ve İtretim’ varyantı o derece yaygındır ki tarih kitaplarında, hadis mecmualarında, mucemlerde ve tefsir kaynaklarında hep bu varyantla karşılaşırız. ‘Ve Sünneti’ rivayeti son derece nadir olarak zikredilir. Sadr-ı İslam’dan uzaklaştıkça hadisin metniyle oynamaların başladığını ve artık ‘ve Sünneti’ metninin kullanılmaya başladığını görürüz.

    – Acaba bu açıklamalar ‘ve Sünneti’ şeklindeki varyantın bir isnad zincirine sahip olmadığı anlamına mı gelmektedir?

    – Hayır, durum asla bu şekilde değildir. Kimileri bizim bu açıklamalarımızdan Sekaleyn hadisinin bu varyantının herhangi bir isnad zincirine sahip olmadığını dile getirmek istediğimizi düşünmektedirler. Sonra da bazı internet sitelerinde ve televizyon kanallarına çıkıp bu varyantın çeşitli isnad zincirlerine sahip olduğunu haykırmaktadırlar.

    Bizler kaynakların en kadimi olan İmam Malik’in el-Muvatta adlı eserinde söz konusu hadisin isnad zincirinin olmadığını ifade ediyoruz. Galiba bu rivayete işaret eden en eski kaynak budur. Ben en azından İmam Malik’in el-Muvatta’sından önce bu metne işaret eden hiçbir esere rastlamadım. Azizlerim! Bazı büyük bilginler bu metin için çeşitli isnadlar sayıp dökmeye çalışmışlardır. İmam Hafız İbn Abdülberr el-Endülüsi (h.463) Et-Temhid li-ma fi’l-Muvattai Mine’l-Meani ve’l-Esanid eserinde hadise isnad zikredenler arasında yerini alır.

    Ebu Ömer İbn Abdülberr der ki: “Bu hadis ehl-i ilim nazarında Hz. Peygamber’den aktarılmış mahfuz, meşhur ve maruf bir hadistir. Bu hadis, ehl-i ilim nazarında neredeyse isnada mahal bırakmayacak bir şekilde şöhrete ulaşmıştır. (10)” Müellif hadisin maruf ve meşhur olduğunu nereden nasıl elde etti, bilemiyorum. Hadis çeşitli isnad zincirlerine sahiptir, biz onlardan bazılarını sunacağız.

    Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünneti’ şeklindeki ilk senedi; der ki, … Salih İbn Musa et-Talhi tahdis etti dedi ki; bize Abdülaziz Ebu Salih’ten onun da Ebu Hüreyre’den rivayet ettiğine göre Ebu Hüreyre şöyle dedi: Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: Benden sonra, asla sapmayacağınız iki şeyi geriye bıraktım: Allah’ın Kitabı ve Sünnetimi. (11)

    Bu hadisin isnad zinciri üzerinde fazlaca durmayacağım. Sadece Salih İbn Musa et-Talhi hakkında rical bilginlerinin açıklamalarını sunacağım. Hafız Zehebi Mizanü’l-İtidal adlı eserinde bu şahıs hakkında şöyle der: “Salih … İbn Ubeydullah el-Kureşi et-Talhi; Kufelidir ve zayıftır. (12) ”

    Bakınız Zehebi, rical sahasının bilginlerinden olup şunları aktarmaktadır. Yahya der ki: Salih İbn Musa, beş para etmez, bir şeye değmez ve hadisi yazılmaz.

    Buhari ise onun hakkında ‘hadisleri münkerdir’ (13) der.

    Nesai ise  metruk (14) olduğunu belirtir. (15)

    İşin güzel tarafı söz konusu eserin kendisi, Talhi’nin Ebu Hüreyre’den rivayet ettiği bu haberin uydurma olduğuna tanıklık etmekte ve haberi Talhi’nin uydurduğu rivayetlere örnek olarak zikretmektedir. (16)

    Hafız el-Askalani’nin Tehzibü’t-Tehzib adlı eserinde ise söz konusu ravi hakkında şu bilgiler verilmektedir: Salih İbn Musa, İbn İshak İbn Talha İbn Ubeydullah et-Talhi el-Kufi.

    İbn Main der ki: Beş para etmez, bir şeye değmez. İbn Ebu Hatem ise ‘Hadisleri zayıftır ve münkerdir. Sika ravilerden çokça münker rivayet aktarır’ der.

    Buhari ‘münkerü’l-hadistir’ der. Nesai ise bir yerde ‘Hadisleri yazılmaz, zayıftır’ derken başka bir yerde ise ‘Hadisleri terk edilmiştir (metruktur)’ ifadesini kullanır.

    Enu Nuaym ise ‘Metruktur/terk edilmiştir. Münker hadisleri rivayet eder’ kaydını düşer. (17)

    Sadedinde bulunduğumuz Sekaleyn hadisinin ‘ve Sünneti’ şeklindeki varyantının bu rivayetinin et-Talhi’nin münker rivayetlerinden olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

    Hadis mecmualarına talik ve tahkik düşen bütün bilginlerin talik,tahkik ve tahriçlerine baktığınızda hepsinin de Salih et-Talhi kanalıyla Ebu Hüreyre’den rivayet edilen bu hadisin zayıf olduğuna tanıklıkta bulunduklarını göreceksiniz. Yani hadisin sahih olduğunu belirten hiçbir kimse bulunmamaktadır.

    Hadisin zayıf olduğunu belirten bilginlerden birisi Beyhaki’nin es-Sünenü’l-Kübra’sının tahkikini yapan İslam Mansur Abdülhamid’dir. Muhakkık hadisin haşiyesinde şöyle der: “Rivayet zayıftır. Zayıf olmasının nedeni metrukü’l-hadis olan Salih’tir.” (18)

    Hadisin zayıf olduğunu belirtenlerden bir diğeri de İmam Hafız el-Lalekai’nin (h.418) Şerh-u Usuli İtikad-i Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaati mine’l-Kitabi ve’s-Sünneti ve İcmai’s-Sahabeti adlı eserinin tahkikini yapan Doktor Ahmed İbn Sa’d İbn Hamdan el-Ğamidi’dir.

    Muhakkik, Lalekai’nin eserine aldığı ‘Salih İbn Musa et-Talhi, Abdülaziz’den, o da Ebu Hüreyre’den şöyle rivayet etmektedir: Benden sonra aranızda sapmayacağınız iki şeyi bırakıyorum: Allah’ın Kitabı ve Sünnetim’ hadisine şu tahkiki düşer: Rivayetin senedi zayıftır. Rivayetin isnad zincirinde Zehebi’nin ‘zayıftır’, Yahya’nın ‘beş para etmez, bir şeye değmez ve hadisi yazılmaz’ dediği Salih İbn Musa et-Talhi bulunmaktadır.  (19)

    Rivayetin zayıf olduğuna işaret eden üçüncü bir şahıs Hatiyb el-Bağdadi’nin (h.462) el-Fakih ve’l-Mütefakkih adlı eserinin tahkikini yapan Ebu Abdurrahman ve Adil İbn Yusuf el-Azazi’dir. Muhakkik hadisi naklettikten sonra ‘İsnadı zayıftır’ der. Yani hadisin geçtiği eserlerin tahkikini yapan muhakkikların bütünü hadisin zayıf bir isnada sahip olduğunu belirtmişlerdir. Gerçi zayıf olduğunu belirttikten sonra rivayetin hasen li-ğayrihi olduğunu belirtenler de bulunmaktadır. Ancak bu konu ilerde gelecektir.

    Rivayetin zayıf olduğuna işaret eden dördüncü bir şahıs da İbn Kayyım el-Cevziyye’nin İlamü’l-Muvakkıın an Rabbi’l-Alemin adlı eserine talik düşen Ebu Ubeyde Meşhur İbn Hasan Al-i Selman’dır. Selman, eserinde, hadis aktarıldıktan sonra rivayete dipnot düşer ve şöyle der: “Hadis son derece zayıf bir isnada sahiptir. Hadisin isnad zincirinde Yahya’nın ‘beş para etmez, bir şeye değmez ve hadisi yazılmaz’ dediği Salih İbn Musa et-Talhi bulunmaktadır. (21)”

    Hadise tahkik ve talik düşenlerin hepsi aynı noktada, yani et-Talhi’nin zayıflığında birleşmektedirler.

    – Teşekkürler, Ayetullah Seyyid Kemal Haydari Bey. Siz sayın seyircilerimize de teşekkürlerimizi sunuyoruz.

    Es-Selamü Aleyküm ve Rahmetullahi ve Berekatühü.

    Kaynaklar:

    1-Silsiletü’l-Ehadisi’s-Sahiha, c.4, s.358

    2- İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf Bi-hübbi Akribai’r-Rasul ve Ehli’ş-Şeraf, c.1, s.13

    3-Söz konusu eser Abudabi’de basılmıştır. Basımevi Darü’l-İslahtır.

    4- İsticlabü İrtikai’l-Ğuraf c.1, s.13

    5- Doktor Muhammed Ali el-Barr ‘el-İmam Ali er-Rıza ve Risaletühu fi’t-Tıbbı’n-Nebevi er-Risale ez-Zehebiyye, s.21, ed-Darü’s-Suudiyye, Suudi Arabistan,

    6- Age, s.21-2

    7-Age, s.22

    8-İmam Malik, el-Muvatta, c.2, s.480, 2618 nolu hadis. Yahya İbn Yahya el-Leysiel-Endülüsi’nin rivayetiyle, Tahkik tahriç ve talik; Doktor Beşar Avvad Maruf, Darü’l-Garbi’l-İslamiyy.

    9-Age, agy.

    10- İmam Hafız İbn Abdülberr el-Endülüsi (h.463) Et-Temhid li-ma fi’l-Muvattai Mine’l-Meani ve’l-Esanid, c.14, s. 284 Tahkik Üsame İbn İbrahim, Hatem Ebu Zeyd.

    11- Age, agy.

    12- Zehebi, Mizanü’l-İtidal, c.2, s.378, 3648 nolu tercüme-i hal

    13-Buhari’nin, “hadisleri terk edilir” anlamına gelen “metruku’l-hadis” kavramı yerine “münkerü’l-hadis” kavramını

    14- Terk edilmiş ve bırakılmış anlamına gelen bir cerh terimidir. çev

    15- Zehebi, Mizanü’l-İtidal, c.2, s.277, 3648 nolu tercüme-i hal

    16- Age, agy.

    17- Tehzibü’t-Tehzib, c.2, s.201

    18- Beyhaki’nin es-Sünenü’l-Kübra, c.10, s.220, Hadis No: 20337

    19- İmam Hafız el-Lalekai, Şerh-u Usuli İtikad-i Ehli’s-Sünneti ve’l-Cemaati mine’l-Kitabi ve’s-Sünneti ve İcmai’s-Sahabeti, c.1, s.89, Hadis No: 90, Tahkik Doktor Ahmed İbn Sa’d İbn Hamdan el-Ğamidi, Dar-ü Tayyibe.

    20- Hatiyb el-Bağdadi, el-Fakih ve’l-Mütefakkih, s.212, Hadis No:274Tahkik; Ebu Abdurrahman ve Adil İbn Yusuf el-Azazi

    21- İbn Kayyım el-Cevziyye, İlamü’l-Muvakkıın An Rabbi’l-Alemin, c.4, s.84, Ebu Ubeyde Meşhur İbn Hasan Al-i Selman, Dar-ü İbni’l-Cevzi

    Çeviren: Cevher Caduk

    medyasafak.com