İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Bakara Suresinin Tefsiri (26 – 36) (4)

    Bakara Suresinin Tefsiri (26 – 36) (4)

    Bakara Suresinin Tefsiri (26 – 36) (4)
    Rate this post

    Bakara Suresinin Tefsiri (26 – 36) (4)

    إِنَّ اللَّهَ لاَ يَسْتَحْيِي أَن يَضْرِبَ مَثَلاً مَّا بَعُوضَةً فَمَا فَوْقَهَا فَأَمَّا الَّذِينَ آمَنُواْ فَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ الْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَأَمَّا الَّذِينَ كَفَرُواْ فَيَقُولُونَ مَاذَا أَرَادَ اللَّهُ بِهَـذَا مَثَلاً يُضِلُّ بِهِ كَثِيراً وَيَهْدِي بِهِ كَثِيراً وَمَا يُضِلُّ بِهِ إِلاَّ الْفَاسِقِينَ (26)

    26- “Allah sivrisineği ve onun küçüğünü bile misal olarak vermekten haya etmez. İman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. İnkâr edenler ise “Allah bu misalle neyi murat etti?”derler. O, bu misalle bir çoğunu saptırır, bir çoğuna da hidayet eder. . Onunla saptırdığı yalnız fâsıklardır. ”

    Tefsir

    Mantıklı bir davranıştan ve Kur’an’ın bir benzerini getirmekten aciz olan İslam düşmanları Kur’an’daki misalleri bahane ederek şöyle dediler: “Neden Ankebut suresinde ilahi olmayan güçler örümcek evine benzetilmiştir? [1] Hakeza Hac suresinde başkalarının bir sinek bile yaratamayacağı ifade edilmiştir.

    [2] Hakeza Bakara Suresi’nde münafıklar, karanlıklarda yağmur, gök gürültüsü yıldırım ve korkuya düçar kalan çöl yolcusuna benzetilmiştir. Bu misaller Allah’ın ve vahyin makamıyla uyuşmamaktadır. ” Onlar bu sözleriyle Kur’an ayetleri hakkında şüphe yaratmak istemişlerdi. Allah da bu ayeti nazil buyurarak onların bahanelerine cevap vermiş oldu.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Haya ve utanç örf, akıl veya şer’i açıdan kötü olan yerlerde geçebilir. Hakikatleri beyan noktasında utanmanın yeri yoktur.  [3]

    2- Hakikatleri arayan bir insan her ışıktan yolunu bulur. Ama bahane peşinde koşan birisi her ışığı eleştirir, bahane bulur.

    3- Yüce ve önemli gerçekleri sade bir dille beyan etmek mümkündür.

    4- Hakikatleri beyan ederken haya etmek caiz değildir. “Haya etmez”

    5- Kur’an’ın misalleri haktır.  [4] “şüphesiz ki o haktır. ”

    6- Mü’min Allah’ın kelamına iman eder ve itaat eder.

    7- Küfür ve inat bahaneciliğin ve şaşkınlığa düşmenin nedenidir. “Allah bu misalle neyi kastetmiştir. ”

    8- Fısk, gerçekleri tanıyamamanın ve sapıklığa düşmenin en büyük nedenidir. “Onunla sadece fasıkları saptırır. ”

    9- Kur’an’daki misaller imtihan vesilesidir.

    10- Farklı algılamalar/anlayışlar, farklı ruhi haletler sebebiyledir. “Onunla bir çoğunu saptırır bir çoğuna hidayet eder. ” Bir grup insan için hareket ve tanıma aracı olan misaller başka bir grup için duraklama ve sapıklık aracı olmaktadır.

    الَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الأَرْضِ أُولَـئِكَ هُمُ الْخَاسِرُونَ (27)

    27- “Onlar Allah’la yapılan sözleşmeyi kabulden sonra bozarlar. Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar ve yeryüzünde fesat çıkarırlar; zarara uğrayanlar işte onlardır. ”

    Tefsir

    Bu ayetin bir benzeri Ra’d suresinde de yer almıştır.  [5] Hakeza şöyle buyurmaktadır: “peygamberlerden söz almıştık. ” [6] Hakeza alimlerden de gerçekleri gizlememe hususunda söz alınmıştır: “Allah, Kitab verilenlerden, onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz, diye ahid almıştı. ” [7] İslam’da da ahde vefa etmek farzdır. Hatta kafirlerle yapılan anlaşmalara bile riayet edilmesi istenmiştir. Kur’an namaz ehli bile olsa ahdini bozanları münafık diye tanıtmaktadır. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ahdi olmayanın dini de yoktur. ”

    Görüldüğü gibi bu ayet-i şerifede de Allah, ahdini bozanları fasık diye tanıtmaktadır. Hakeza Allah’ın (Allah, Allah’ın velileri, yakınlar ve müminlerle) kurmayı emrettiği ilişkileri kesenleri, yeryüzünde fesat çıkaranları, Allah’ın emirlerini çiğneyenleri; Mü’minler, akrabalar ve ilahi önderlerle ilişkisini kesenleri ve şahsi şehvet ve lezzetlerine ulaşma dışında hiçbir hedefi olmayanları da zarar edenlerden saymaktadır. Gerçekten de Allah vergisi kabiliyetlerinin tümünü zayi etmekten ve ilahi önderlerle olan ilişkisini kesmekten daha büyük bir zarar ne olabilir!

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Ahdini bozmak münafıkların sürekli metodudur. “Allah’ın ahdini bozarlar. ”

    2- Siyahtan öte renk yoktur. Allah’la yaptığı sözleşmeyi kabulden sonra bozan kimse büyük bir küstahlık yapmıştır ve artık ondan öte hiçbir anlaşmaya bağlı kalmayacağını göstermiştir.

    3- İnsan Allah karşısında sorumludur. Çünkü dini hükümlerle amel edeceğine dair Allah’la sözleşmiştir.

    4- Ahdini bozma ve fıtratın aksine davranmak tüm günahların başıdır. “Allah’ın ahdini bozarlar… Allah’ın emrettiğini keserler. ”

    5- Allah’ın hükümlerini ve salim fıtratı kaybetmek gerçek ziyandır.

    6- Allah’ın emirlerine itaat eden halktan ve önderlikten uzak kalmak büyük bir ziyandır.

    7- İlahi rehberlik de Allah’ın ahdidir. Dolayısıyla onu da bozmamak gerekir: “Ahdime zalimler ulaşamaz. ”

    8- Akrabalardan uzaklaşmak Mü’minler ve komşularla dostluğunu kesmek, Cuma ve cemaat namazlarına katılmaktan geri kalmak da yasaklanmıştır.

    9- İlahi sözleşme; bütün fıtri, akli, şer’i ve itibari sözleşmeleri haizdir.

    10- İslam inzivaya karşıdır. “birleşmesini”

    11- Allame Meclisi Bihar’ul-Envar’da sıla-i rahim hakkında 110’dan fazla hadis nakletmiştir ve hepsinden önce “Allah’ın birleşmesini emrettiği şeyleri keserler. ” ayetini incelemiştir.  [8] Biz burada o rivayetlerde yer alan bazı ilginç nükteleri nakletmek istiyoruz:

    Akrabalarınızla görüşün; her ne kadar bir yudum su içmekle de olsa.

    Sıla-i rahimde bulunursanız rızkınız artar.

    En iyi adımlar sıla-i rahim için atılan adımlardır.

    Sıla-i rahim sebebiyle adil önderler dışında hiç kimsenin ulaşamayacağı cennetteki özel makamlara ulaşırsınız.

    Onlar itina etmese bile siz yakınlarınızı ziyaret ediniz.

    Akrabalarınız iyilerden olmasa bile sıla-i rahimde bulununuz.

    Selam vermekle de olsa sıla-i rahimde bulununuz.

    Sıla-i rahim ölüm ve kıyamet günü hesabını kolaylaştırmaktadır.

    Sıla-i rahim etmemek ölümü yaklaştırır ve bu insan cennetin kokusunu alamaz.

    Sıla-i rahim malların çoğalmasına ve amellerin temizlenmesine neden olur.

    Akrabalara mali yardımda bulunmanın sevabı, sıradan yardımların sevabından yirmi dört kat fazladır.

    Sıla-i rahim etmemekle akrabalarının bir ehli eksilir. Ama buna karşılık seni destekleyen bir çok elin himayesinden mahrum kalırsın.

    Bir yıllık yürümekle de olsa sıla-i rahimde bulununuz.

    كَيْفَ تَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَكُنتُمْ أَمْوَاتاً فَأَحْيَاكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ (28)

    28- “Allah’a nasıl küfredersiniz? Halbuki ölü idiniz sizleri diriltti, sonra öldürecek, sonra tekrar diriltecek ve sonunda O’na döneceksiniz. ”

    Tefsir

    Allah’ı tanımanın en iyi yolu insanın kendi yaratılışını ve evrenin hilkatini düşünmesidir. Hz. İbrahim Allah’ı başkalarına ispat makamında şöyle buyurmaktadır: “Rabbim, dirilten ve öldürendir” Hayatı düşünmek, hayatın insanla ilişkisini ve ölümü tefekkür etmek insana şu gerçeği hatırlatmaktadır ki eğer hayat insanın kendisinden olsaydı sürekli olurdu. Neden önce yoktu da sonra vücuda geldi ve daha sonra da insandan geri alınacaktır. Allah şöyle buyuruyor: “Cansız varlıkların nasıl canlandığını görüyorsunuz. Kıyamet günü dirilişiniz de aynı şekilde olacaktır. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Azarlama ile birlikte olan fıtrat ve akıl sorgusu tebliğ ve irşadın en iyi metodudur.

    2- Hayat ve ölüm hakkında tefekkür Allah’ın ispatının en iyi delilidir.

    3- Kendini tanımak Allah’ı tanımanın şartıdır.

    4- İlahi dünya görüşünde hayat ve ölümün hedefi kemal kaynağına dönüş ve tekamüldür.

    “Cansızdım, öldüm, bitki oldum.

    Bitkiyken öldüm, hayvan oldum.

    Hayvanken öldüm, insan oldum.

    Ölümle azalmaktan neden korkayım!”

    5- Diriliş cismanidir.

    6- Hayatın hakikati meçhul, ama etkileri insanın vücudunda açıkça görülmektedir. Bu hayatın yaratıcısının da künhü ve hakikati derk edilemez. Ama etkileri her şeyde apaçık ortadadır.

    7- Bir ruhun defalarca nesiller ve asırlar boyu geri döndüğünü ifade eden tenasüh (reankarnasyon) inancı batıldır. Zira her insanın iki hayatı ve iki de ölümü vardır.  [9]

    هُوَ الَّذِي خَلَقَ لَكُم مَّا فِي الأَرْضِ جَمِيعاً ثُمَّ اسْتَوَى إِلَى السَّمَاء فَسَوَّاهُنَّ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ وَهُوَ بِكُلِّ شَيْءٍ عَلِيمٌ (29)

    29- “Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O’dur. Sonra, göğe doğru yönelerek onları yedi gök olarak düzenledi. O her şeyi bilir. ”

    Tefsir

    “Sema” kavramı yeryüzünün üst kısımları hakkında kullanılmaktadır. Bazen yerden birkaç metre yükseklikteki ağaç dalları hakkında da “sema”kelimesi kullanılmaktadır: “Dalları göğe doğru olan” [10] Hakeza bulutların bulunduğu yüksekliğe de “sema denilmektedir: “Gökten bereketli bir su indirdik” [11] Hakeza yeryüzünün etrafındaki atmosfere de “sema”denmektedir: “Göğü karışıklıktan korunmuş bir tavan kıldık; ” [12]

    Mesajlar ve Nükteler

    1- İnsan yeryüzündeki bütün varlıkların en üstünü ve yaratılış düzeninin son hedefidir: “Yeryüzünde bulunan her şeyi sizler için yarattı. ”

    2- Yaratılış aleminin bir hedefi vardır. “Sizler için yarattı. ”(Hedef delili)

    3- Evrenin yaratılışında hekimane bir program ve tedbir söz konusudur: “Sizler için yarattı. ”

    4- Temelde her şey insan için helaldir. Elbette özel bir delille red edilenler hariç: “Yeryüzünde bulunan her şeyi sizler için yarattı. ”

    5- Yeryüzünün yaratılışı göklerden öncedir. Ama yayılması ve düzenlenmesi göklerin yaratılışından sonra olmuştur. “Ardından yeri düzenlemiştir. ”  [13]

    6- İnsan tabiatı incelerken tabiat ötesine ulaşmaktadır.

    7- Alemde hiçbir şey boşuna yaratılmamıştır; her ne kadar ondan istifade etme imkanımız yoksa da. “Sizler için”

    8- Varlık insan içindir; insan dünya için değil. “Sizler için yarattı. ”

    9- Biz yedi kat göklerin sırrından haberdar değiliz. Allah o sırlardan haberdardır. (Neden göklerin sayısı altı veya sekiz değildir de yedidir?)

    10- İnsan ilmi açıdan bütün tabiat nimetlerinden istifade edebilecek, sırrını keşfedebilecek ve onu kendine musahhar kılabilecek bir makama ulaşabilir.

    وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي جَاعِلٌ فِي الأَرْضِ خَلِيفَةً قَالُواْ أَتَجْعَلُ فِيهَا مَن يُفْسِدُ فِيهَا وَيَسْفِكُ الدِّمَاء وَنَحْنُ نُسَبِّحُ بِحَمْدِكَ وَنُقَدِّسُ لَكَ قَالَ إِنِّي أَعْلَمُ مَا لاَ تَعْلَمُونَ

    30- “Hani Rabbin meleklere “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” demişti de melekler, “Orada fesat yapacak, kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? Oysa biz Seni överek yüceltiyor ve seni devamlı takdis ediyoruz” dediler. Allah “Ben şüphesiz sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi. ”

    Tefsir

    Önceki ayette okuduğumuz gibi Allah yeryüzündeki bütün nimetleri insan için yaratmıştır. Bu ve sonraki ayetlerde ise rehberlik ve hilafet [14] meselesi söz konusu edilmiştir. Ayrıca Allah’ın meleklere Adem’i yaratacağını haber vermesine, “meleklerin insanın fesatları hakkındaki endişesine, Allah’ın bu konudaki açıklamasına, meleklerin ilk insana secdesine, insanın cennetteki hayatına ve cennetten kovulmasına neden olan olaylara işaret etmektedir:

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Allah’ın yaratılıştan önce meleklerle konuştuğu tek konu insanın yaratılışıdır.

    2- Allah, meleklerle direkt ilişkidedir. “Rabbin Meleklere dedi”

    3- Halife ve ilahi hakimi seçmek Allah’a mahsustur. “Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim”

    4- İnsan, Allah’ın yeryüzündeki daimi halifesidir [15].

    5- İnsan varlıkların en şereflisi ve ilahi hilafet makamına en layık varlıktır.  [16]

    6- Meleklerin ilim ve bilgileri sınırlıdır. “bilmedikleriniz”

    7- İtiraz ve bahane meleklere yakışmayan bir günahtır. Ama sormak ve anlaşılmazlığı gidermek bir değerdir.  [17]

    8- Melekler, ilahi haberler veya diğer alemler veya bu alemdeki Adem’den önce yaşayan insanların kötü geçmişi veya maddi ve toprak insan ile doğal izdihamları hakkındaki sahih öngörüsü üzere insanın kan dökeceğini ve fesat çıkaracağını önceden tahmin etmişlerdir.

    9- Melekler kan dökücülük ve fesadın insanın sürekli işi olduğunu biliyorlardı. “Fesat çıkaracaklar…kan dökecekler. ” [18]

    10- İlahi halife adil olmalıdır; fasık ve fasit değil. (Halife yeryüzünde fesat çıkarmamalıdır. )

    11- Kendi liyakatini ortaya koymak hasadet için olmazsa bir engeli yoktur. “Biz tesbih ediyoruz. ”

    12- Birçok inanılmazlıklar olaylara tek boyutlu bakıştan kaynaklanmaktadır. (Melekler tek hedefin tesbih olduğunu sanıyorlardı. )

    13- Hüküm vermek için bütün hayır ve şerleri yan yana koymak gerekir. Hemen hüküm vermemek icab eder.

    14- Sakin bir ortamda yapılan tesbih ve ibadet, liyakatin yegane ölçüsü değildir.

    15- Herkes kendi bilgisi ve algılaması üzere konuşur. Meleklerin dünya görüşünde, yaratılışın tek hedefi tesbih ve övgüdür. Melekler tesbih ve hamdlerinin insandan daha çok olduğunu biliyordu. İblis de işin başlangıcını görerek “Ben ateştenim Adem ise topraktan. ”diyerek gerekeni yapmamıştır. Ama her şeyi bütün boyutlarıyla gören Allah insanın daha iyi olduğunu bildiği için şöyle buyurmaktadır: “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim. ”

    16- Bir grubun fesat ve sapıklığı yüzünden diğerlerinin gelişmesine engel olmamak gerekir. (Zira bir grup fesat çıkarmaktadır; herkes değil)

    17- Meleklerin yaratılışı Adem’den öncedir.

    18- Allah önceden yaşam imkanlarını hazırlamakta, sonra insanı yaratmaktadır. “Yeryüzünde olan her şeyi sizler için yarattı…Hani Rabbin meleklere dedi. ” Hakeza Nehc’ül-Belağa’da da Hz. Ali şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünü yayıp emrini uygulayınca insanı yarattı. ”

    19- İtaat ve teslim içinde olmak, anlaşılmazlığı gidermek için sormakla çelişki teşkil etmemektedir.

    20- Allah insanın fesadını ve kan dökücülüğünü red etmemiştir, ama daha önemli bir maslahatı ve daha üstün bir liyakatı söz konusu etmiştir.

    21- Fesad ve kan dökücülüğün çirkinliği en başta da herkes için açık ve belliydi.

    22- Bütün insanlar Allah’ın halifesi değildir. Zira bazıları hakkında şöyle buyurulmuştur: “Onlar hayvanlar gibidirler, hatta daha da aşağıdırlar. ”

    23- Bu halifenin karargahı yeryüzüdür, ama liyakatı “Araları iki yay aralığı kadar belki daha da yakın oldu. ” makamına ulaşıncaya kadardır.

    24- Başkalarına soru sormalarına izin veriniz. Allah da meleklere soru sormaları için izin verdi. Melekler asla izin almadan konuşmazlar.

    25- Bütün insanların sorgusuz sualsiz her yaptığınızı kabul etmesini beklemeyiniz. Zira melekler bile Allah’tan sordular.

    26- Meleklerin problemi insanın hilafeti hakkındaydı; yaratılış ilkesinde değil. Nitekim Kur’an’da şöyle yer almıştır: “Rabbin meleklere şöyle demişti: “Ben çamurdan bir insan yaratacağım. Onu yapıp ruhumdan ona üflediğim zaman ona secdeye kapanın. İblis’ten başka bütün melekler secde etmişlerdi. ” [19]

    27- “Halife” terimi “Ceale” kelimesiyle birlikte kullanılmıştır.

    28- Delil üzere konuşmaya çalışın. “överek tesbih ediyoruz… yeryüzünde fesad çıkarıyorlar. ”

    İki Soru

    Birinci Soru: Allah-u Teala niçin yalnızca insanın yaratılışını meleklere açıklamıştır?

    Cevap: İnsan, maddi yapısı en iyi maddelerden oluşan özel bir varlıktır. “En güzel surette” Onun yaratılışına ilahi ruhdan üflenmiş ve onun yaratılışından sonra Allah kendini övmüştür. “Allah pek yücedir. ” [20] ve insan göklerin, yerlerin ve dağların bile kabul etmediği emaneti kabul etmiştir, bütün semavi cisimler onun görüş/bakış güzelliği ve süsü içindir, o ilk günden itibaren İblis’i rezil ve zelil etmiş, melekleri kendine secde edenlerden kılmıştır.

    İkinci Soru: Daima hazır, nazır ve kayyum olan Allah, halifeye niçin gereksinim duymuştur?

    Cevap: İnsanın halifeliği Allah’ın gereksinimi ve acizliğinden kaynaklanmamaktadır, aksine bu makam insanın keramet ve fazilet mertebesindendir. Ayrıca yaratılış düzeni araçlarla gerçekleşmektedir. Yani Allah, herşeyi direkt yaratmaya kadir olduğu halde işleri idare etmek için vasıtalar karar kılmıştır ve bu araçlardan bazısı şunlardır:

    a: Her ne kadar gerçek müdebbir Allah ise de “Allah idare eder”, melekleri varlığı idare etmekle görevlendirmiştir: “emri idare edenler”

    b: Her ne kadar şifa bağışlayan O ise de “şüphesiz ki o şifa verir”, balda da şifa bağışlayıcı bir özellik karar kılmıştır: “Onda şifa vardır”

    c: Her ne kadar gayb ilmi O’na mahsussa da “Gaybi sadece o bilir”, o ilimden bir bölümünü bazı salih kullarına da vermiştir. “Resullerden seçtiği dışında”

    O zaman insan, Allah’ın halifesi olabilir ve ona itaat, Allah’a itaat gibidir. “Kim Peygambere itaat ederse şüphesiz ki Allah’a itaat etmiştir. ”, ona biat etmek de Allah’a biat gibidir. “Şüphesiz ki sana biat edenler Allah’a biat etmiştir. ” ve ona muhabbet de Allah’a muhabbet gibidir. “Sizi seven Allah’ı sevmiştir. ”

    وَعَلَّمَ آدَمَ الأَسْمَاء كُلَّهَا ثُمَّ عَرَضَهُمْ عَلَى الْمَلاَئِكَةِ فَقَالَ أَنبِئُونِي بِأَسْمَاء هَـؤُلاء إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ (31)

    31- “Ve Adem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterdi. “Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin” dedi. ”

    Tefsir

    Allah-u Teala tüm esmayı [21](hakikatler ve varlık aleminin esrarı) Adem’e öğretti. Mecme’ul-Beyan’da İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Tüm yerler, dağlar, vadiler, nehir yatakları ve hatta altımızda bulunan şu sergi bile Adem’e tanıtıldı ve sonra Allah onları meleklere göstererek şöyle buyurdu: . “Eğer sözünüzde samimi iseniz bunların isimlerini bana söyleyin”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Başkalarını aydınlatmak için en iyi metot, farklılıklar ve liyakatleri göstermektir.

    2- İnsanın tüm ilimleri öğrenmek için, yeterli liyakati vardır. “Hepsini”

    3- İnsanın üstünlüğü sadece ibadetle değil, ilimle de olabilir. “Ve Adem’e öğretti. ”

    4- Melekler daha fazla ibadet ediyordu, Adem’in ise daha fazla ilmi vardı. Allah’ın halifelisi olma makamının ibadetten çok ilimle ilişkisi vardır.

    5- Hakiki öğretmen Allah’tır ve kalem, beyan, üstat ve kitap ise eğitim ve öğretimin araçlarıdırlar.

    6- Melekler kendilerini ilahi hilafet makamına daha çok layık görüyorlardı. “Doğru sözlü iseniz” [22]

    قَالُواْ سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا إِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ (32)

    32- “Cevap verdiler “Sen münezzehsin, öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. şüphesiz Sen hem bilensin, hem Hekim’sin. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- İlimsiz sorudan dolayı hemen özür dilemek bir değerdir. “Sen münezzehsin. ”

    2- Kendini yüksek ve yüce görmek dengeli olmalıdır. “Tespih ve takdis ediyoruz. ” diyenler bile şöyle dediler: “Hiçbir ilmimiz yoktur. ”

    3- Melekler, en yüce edep türünü sergilediler. “Sen münezzehsin, ilmimiz yoktur, sadece bize öğrettiklerin, şüphesiz ki sen, hikmet ve ilim sahibi sensin… ” gibi kelimeler hep edebin göstergesidir.

    4- Cehaletinizi ikrar ediniz. “Hiçbir ilmimiz yoktur. ”

    5- İlmi sadece O’ndan biliniz. “Bize öğrettiğin. ”

    6- Hem diğerlerinin sözlerine ikrar ediniz ve hem de her şeyi tesadüf kabul etmeyiniz. “Sen ilim ve hikmet sahibisin. ”

    7- Allah’a tespih, tövbenin giriş kapısıdır. “Sen münezzehsin. Bizi ateşin azabından koru” [23] ve “Yarabbi, münezzehsin, sana tövbe ettim” [24]

    8- Kibir ve inatçılık bedbahtlığın sırrıdır, ama hata sonrası özür dilemek insanı kurtarıcıdır. İblis “Ben ondan hayırlıyım” dedi ve itaatsizlik etti. Melekler dediler: “Biz tespih ediyoruz. ” Ama hakikat aydınlanınca özür dileyerek şöyle dediler: “Sen münezzehsin, bir ilmimiz yok”

    قَالَ يَا آدَمُ أَنبِئْهُم بِأَسْمَآئِهِمْ فَلَمَّا أَنبَأَهُمْ بِأَسْمَآئِهِمْ قَالَ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ إِنِّي أَعْلَمُ غَيْبَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَأَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا كُنتُمْ تَكْتُمُونَ (33)

    33- “Allah “Ey Adem onlara isimlerini söyle. ” dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah “Ben göklerin ve yerin gaybini biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?” dedi. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Layık olan kabiliyetlere ortaya çıkma fırsatı veriniz. “onlara isimlerini söyle”

    2- Meleklerin ilmi sınırlıdır. Müfessirlere göre, “Size söylememiş miydim” cümlesi “Öğrettiğinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. ” cümlesiyle aynı konuyu ifade etmektedir.

    3- İnsanın ilmi kapasitesi sınırlı değildir. Her ne biliyorsa, yeniden ve daha fazla şeyler öğrenebilir.

    4- Melekler dediklerinden ayrı bazı şeyleri de gizlediler. “gizlediklerinizi de”

    وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلاَئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى وَاسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِرِينَ (34)

    34- “Meleklere, “Adem’e secde edin” demiştik, iblis müstesna hepsi secde ettiler, o ise kaçındı, büyüklük tasladı ve kafirlerden oldu. ”

    Birkaç Açıklama

    1- Gerçek ibadet Allah’ın istediği ameldir; kendi meylimize göre olan iş değil. İblis asırlarca secde etmeyi kabul etmiş, ama Adem’e secde etmeye yanaşmamıştı.

    2- Tüm melekler insana secde ettikten sonra, insanın Allah’a secde etmemesi çok yazıktır.

    3- Kur’an’ın deyimiyle İblis, meleklerin arasında ibadet eden cinlerin soyundan biriydi.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Melekler de insanlar gibi emir ve yasaklara muhataptır. “secde edin”

    2- İblis’in tekebbür ve cesareti onun tüm sefaletinin kaynağı oldu.

    3- Amelde itaatsizlikten daha tehlikeli iş, emre inanmamaktır. “Kaçındı, büyüklük tasladı. ”

    4- Adem’e secde Allah’ın emri olduğu için aslında Allah’a kulluk ve ibadettir.  [25]

    5- İblis üç hataya düçar oldu.

    a: Ameli hata: “O ise kaçındı” ki onun fıskına (Allah’ın emrinden çıkmasına) sebep oldu.  [26]

    b: Ahlaki hata: “büyüklük tasladı” ki cennetten çıkmasına ve cehennemlik olmasına sebep oldu.  [27]

    c: Akidevi hata: “kafirlerden oldu” ki ilahi adaleti inkar etti.

    6- Liyakat geçmişten daha önemlidir. (Önceden yaratılan melekler layık ve yeni yaratılmış insana secde etmek zorunda kaldı. )

    7- Adem’e secde sadece onun şahsına değil, soyu ve evlatları için de geçerlidir.  [28] İmam Seccad şöyle buyuruyor: “Peygamber şöyle buyurmuştur: “Adem’e secdenin felsefesi onun soyu içindi. ” [29]

    8- Adem’e secde onun cismi için değil, ilahi ruhu içindi. “Onu yapıp ruhumdan üflediğimde ona secdeye kapanın. ” [30](Dolayısıyla secde, isimlerin öğretildiği için değil, ilahi bir ruhun üfürüldüğü içindi. )

    9- İblis ibadet ediyordu; ama ubudiyet ve teslimiyet ruhuna sahip değildi. “o ise kaçındı, büyüklük tasladı” (Evet ibadet ve şekil önemli değildir. Ubudiyet ve kalp önemlidir. )

    Meleklerin secdesi geçiciydi. Ama diğer ayetlerden anlaşıldığı üzere meleklerin müminlere nazil olması ve onlar için istiğfar etmesi süreklidir.  [31]

    وَقُلْنَا يَا آدَمُ اسْكُنْ أَنتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلاَ مِنْهَا رَغَداً حَيْثُ شِئْتُمَا وَلاَ تَقْرَبَا هَـذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الْظَّالِمِينَ (35)

    35- “Ey Adem! Eşin ve sen cennette kal, orada olandan istediğinizden bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zalimlerden olursunuz” dedik. ”

    Tefsir

    Adem’e secde ve iblisin bundan kaçınması konusu Kur’anda yedi defa zikredilmiştir. Ama Adem’in cennetten çıkması üç yerde beyan edilmiştir:

    1- Bakara suresi

    2- A’raf suresi

    3- Ta-Ha suresi

    Söylenmesi gereken önemli bir konu da şudur: Kur’an kültürü ve istilahında bitkiler için de “ağaç” (şecere) kelimesi kullanılmaktadır. Rivayetlerde Cennetteki ağaçtan maksadın buğday olduğunun ifade edilmesi de bu sebepledir. Hakeza dünyevi bağ ve bahçelere de “cennet” denmektedir. Nitekim Kalem suresinde şöyle buyurulmaktadır: “Bahçe sahiplerini denediğimiz gibi. ” Kur’anın diğer ayetleri ve rivayetlerden de istifade edildiği gibi Adem’in bulunduğu cennet vadedilen cennet değildi. Zira:

    1- Vadedilen cennet mükafat yeridir. Adem bu mükafatı hak edecek henüz hiçbir şey yapmış değildi: “Yoksa Allah, içinizden cihat edenleri ve sabredenleri belirtmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”  [32]

    2- Vadedilmiş cennete giren ondan bir daha çıkmaz. “Oradan çıkarılacak da değillerdir. ”  [33]

    3- Vadedilmiş cennette emir yasak ve teklif diye bir şey yoktur. Oysa Adem nehyedilmiştir. Ayrıca Ehl-i Beyt’ten (a.s) nakledilen rivayetlerde de Adem’in bulunduğu cennetin vadedilmiş cennet olmadığı belirtilmiştir.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Mesken konusunda kadın erkeğe bağlıdır. “Sen ve eşin”  [34]

    2- Bir yol kapatılmadan önce doğru yollar açılmalı, sonra nehyedilmelidir. Önce “istediğinizden bol bol yiyin” derken daha sonra “yaklaşmayınız”denmiştir.

    3- Hz. Adem için yapılan bu yasaklama, yapılması haram olan teklifle ilgili bir yasaklama değildi; tavsiye ve kılavuzluk mahiyetindeydi.

    4- Tehlikeye yaklaşmak, tehlikenin kucağına düşmek anlamındadır. “yaklaşmayınız”

    5- İlahi kılavuzluğa itaatsizlik insanın kendine zulmetmesidir. “Zalimlerden olursunuz. ” Başka bir yerde ise Adem ve eşi şöyle demiştir: “Nefislerimize zulmettik” (Elbette peygamberler masum olduğu için buradaki zulumden maksat da evla olanı terketmektir. )

    6- Ağacın adını bilmek önemli değildir; önemli olan kanunlara saygıdır.

    فَأَزَلَّهُمَا الشَّيْطَانُ عَنْهَا فَأَخْرَجَهُمَا مِمَّا كَانَا فِيهِ وَقُلْنَا اهْبِطُواْ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ وَلَكُمْ فِي الأَرْضِ مُسْتَقَرٌّ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ (36)

    36- “Şeytan oradan ikisinin de ayaklarını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı, onlara “Birbirinize düşman olarak inin, yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz” dedik. ”

    Tefsir

    Önceki ayette şöyle buyurulmuştur: “şüphesiz ki ben yeryüzünde bir halife var edeceğim” Bu ayetten de anlaşıldığı üzere Adem’in yaratılmasından asıl maksat onun yeryüzünde yaşaması idi. Yeryüzünde yaşamak ise bir tür hazırlığı gerektirir. Dolayısıyla Adem bilmelidir ki:

    1- Özgürlük mutlak değildir.

    2- Hayatta bir takım emir, yasak, teklif ve mahrumiyetler vardır.

    3- İblis insanın düşmanıdır ve hak görüntüsü, yemin, yalan, vade ve binlerce oyunla insanı kandırabilir.

    4- Şeytana uymak insanın düşmesine sebep olur.

    5- Tövbe telafi etme vesilesidir.

    İşte Adem bu bilgiler ve tecrübelerle yeryüzüne yaşamaya hazırlandı.

    İmam Rıza (a.s) şöyle buyuruyor: “Adem’in sürçmesi Peygamberlik makamından öncedir; ayrıca bu affedilir cinsten bir sürçmeydi. ”  [35]

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Şeytanın nüfuzu altına girmek insanın ilahi makamdan çıkışı ve mahrumiyetiyle eş anlamlıdır. “Onları bulundukları yerden çıkardı”

    2- İblisin vesveselerinden ve acı neticelerinden ibret alınız.

    3- Şeytanın saptırması yemekle değil, tatmakla bile bir anda gerçekleşmektedir. “Ağaçtan tattıklarında”

    4- İnsan bizzat hata ile maluldur.

    5- Yeryüzünde hayat geçicidir. “Bir müddet”

    6- Şeytan sürçtürmek için her tür ruhsal ve propaganda tekniklerini kullandı. Bu cümleden yemin: “Yemin etti”, öğüt verenlerden ve olduğunu söylemek: “Doğrusu ben size öğüt verenlerdenim” Ebediyet vadetmek: “Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?” dedi” Yalan ve Allah’a iftira: “Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi melek olmanız veya burada temelli kalmanızı önlemek içindir. ”

    7- Şeytan büyük insanlar için de tehlikelidir.

    8- Şeytan insanın en eski düşmanıdır.

    9- Düşmanlıklar bir gün sona erecek ve ilahi adalet mahkemesi kurulacaktır. “bir müddet”

    10- Her insan sahip olduğu kabiliyetler ve liyakatler sebebiyle cennet ehlidir. Ama bizzat yaptığı hatalar onu cennetten uzaklara atmaktadır.

    Ayetullah Muhsin Kıraati

    ABNA.İR

     

    ________________________________________

    [1] Ankebut suresi, 41. ayet

    [2] Hacc suresi, 73. ayet

    [3] Örneğin neden sivrisinek misali ayıp olsun? Sivrisineği yaratmak ayıp mıdır ki onu örnek vermek ayıp olsun. Misalin küçüklüğü bahane edilmemelidir. Bu sivrisinek filin sahip olduğu bütün organlara küçük ölçüde sahiptir. Ayrıca ikide anteni vardır. İçi boş hortumu da en dakik ve zarif enjektöre benzemektedir. Bu küçük sivrisinek en büyük hayvanları bile aciz bırakacak özelliklere sahiptir.

    [4] Kur’an’ın misalleri bütün insanlar içindir ve her türlü misal Kur’an’da yer almıştır. “Andolsun ki bu Kur’an’da insanlar için her türlü misali vermişizdir”(Rum suresi, 58. ayet) Bu misalleri sade düşünmemek gerekir.

    Bilginler bunun künhünü ve hakikatini derk etmektedirler. “Biz bu misalleri insanlara veriyoruz, onları ancak bilenler anlayabilir.

    ” (Ankebut suresi, 43. ayet) Misal vermekte bir çok hatırlatma, takrir, talim ve beyan sanatı, gerçekleri açığa çıkarma ve düşmanı ezme gibi özellikler vardır. Tevrat ve İncil gibi önceki Semavi kitaplar ile peygamberlerin, Hz. Muhammed’in (s. a. v) ve Ehl-i Beyt İmamları’nın sözlerinde de bir çok misaller görülmektedir. Hatta Tevrat’da “Süleyman’ın misalleri”adında bir bölüm vardır.

    [5] Ra’d suresi, 25. ayet

    [6] Ahzap suresi, 7. ayet

    [7] Al-i İmran suresi, 187. ayet

    [8] Bihar’ul-Envar c. 71 s. 87’den sonra

    [9] Dönüş (Ric’at) meselesinin genel bir kanunu yoktur. Sadece özel kimselerle ilgilidir.

    [10] İbrahim suresi, 24. ayet

    [11] Kaf suresi, 9. ayet

    [12] Enbiya suresi, 32. ayet

    [13] Naziat suresi, 30. ayet

    [14] “Helf”kelimesi “kötü halife”, “Halef” kelimesi ise “iyi halife” manasınadır. “Halife” ise birinin yerine geçen kimsedir. Kelimenin sonundaki “Ta”harfi abartma içindir. (Sihah ve Tıbyan)

    [15] “Cail” kelimesi ism-i fail(özne)’dir ve sürekliliğin sembolüdür.

    [16] Elbette zalimler bundan mahrumdur. “Zalimler ahdine erişmez. ”

    [17] Zira Nisa Suresi 172. ayette şöyle buyurulmaktadır: “Mesih de, gözde melekler de Allah’a kul olmaktan asla çekinmezler. ”.

    [18] Hal ve İstikbale delalet eden bu fiil cümlesi devamlılığın göstergesidir.

    [19] Sad suresi, 71-73. ayet

    [20] Mü’minun suresi, 14. ayet

    [21] “İsim”bizim örfümüzde sadece isim ve alamet manasınadır. Ama Kur’an kültüründe “isim” derin bir muhtevaya sahiptir. “En güzel isimler O’nundur. ” Yani Allah’ın yüce sıfatları vardır

    [22] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Doğru sözlü iseniz”, yani “eğer daha layık olduğunuz hakkında doğru sözlü iseniz”(Tefsir-u Nur’is-Sekaleyn)

    [23] Al-i İmran suresi, 191. ayet

    [24] A’raf suresi, 143. ayet

    [25]Uyun’ul-Ahbar’ir-Rıza

    [26] “Rabbinin buyruğu dışına çıktı”(Kehf suresi, 50. ayet)

    [27] “Böbürlenenlerin durağı ne kötüdür. ” (Zümer suresi, 72. ayet)

    [28] Andolsun ki, sizi yarattık, sonra şekil verdik, sonra meleklere, “Adem’e secde edin” dedik. ” (A’raf suresi, 11. ayet)

    [29] Tefsir-i Safi, İlgili ayetin tefsirinde.

    [30] Hicr suresi, 29. ayet

    [31] “Şüphesiz, “Rabbimiz Allah’tır” deyip sonra da doğrulukta devam edenlerin üzerine melekler iner. ”(Fussilet suresi, 30. ayet) Başka bir yerde ise şöyle buyurulmaktadır: “Müminler için bağışlanma dilerler. ” (Mümin suresi, 7. ayet)

    [32] Al-i İmran suresi, 142. ayet

    [33] Hicr suresi, 48. ayet

    [34] Emir ve nehiy, vesvese ve cennetten çıkarılma konusunda Adem ile eşi aynı şekilde muhatap tutulmuştur. “yiyiniz, istediğiniz, yaklaşmayınız, olursunuz, ayaklarını kaydırttı, onları bulundukları yerden çıkardı. ”gibi konularda ikisine de hitap edilmiştir. Ama mesken konusunda “uskuna” (ikiniz kalın) yerine “uskun” (kal) denmiştir. “Eşin ve sen cennette kal”

    [35] Nur’us-Sekaleyn, c. 1, s. 50