İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Bakara Suresinin Tefsiri (58 – 69) (6)

    Bakara Suresinin Tefsiri (58 – 69) (6)

    Bakara Suresinin Tefsiri (58 – 69) (6)
    Rate this post

    Ayetullah Muhsin Kıraati, Nur Tefsiri

    Bakara Suresinin Tefsiri (58 – 69) (6)

    وَإِذْ قُلْنَا ادْخُلُواْ هَـذِهِ الْقَرْيَةَ فَكُلُواْ مِنْهَا حَيْثُ شِئْتُمْ رَغَداً وَادْخُلُواْ الْبَابَ سُجَّداً وَقُولُواْ حِطَّةٌ نَّغْفِرْ لَكُمْ خَطَايَاكُمْ وَسَنَزِيدُ الْمُحْسِنِينَ (58)

    58- “Şu kasabaya(Beyt’ul-Mukaddes’e) girin, orada dilediğiniz gibi, bol bol yiyin, (tapınağın) kapısından secde ederek girin, “günahlarımızı dök” deyin, biz de hatalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız” demiştik.

    Tefsir

    Kariye (kasaba), Maide[1] suresinde zikredilen Beyt’ul-Mukaddes’tir. İsrailoğulları’na Beyt’ul-Mukaddes kasabasına gitmeleri, mabede girmeleri ve girerken mübarek “Hitte” kelimesini söylemeleri emredilmişti. “Hitte” kelimesi, günahların dökülmesi, af ve tövbe anlamındadır. Etyeb’ul-Beyan tefsirinde şöyle yazılmaktadır: “Bab”dan maksat, şehrin kapısı değildir, aksine şu anda “Bab’ul-Hitte” diye ün kazanan mabed kapısıdır. “Secde ederek”ten maksat ise mescide girdikten sonra yapılan şükür secdesidir. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Bir grup insan için, manevi meselelerden önce refah ve yaşam konusunda konuşmak gerekir. “Dilediğiniz gibi bol bol yiyin. ”

    2- Mukaddes yerler ve mekanlara, özel bir saygı gereklidir.

    3- Bağışlama O’na mahsustur, ama istiğfar ve bağışlanma dilemek, bizden olmalıdır.

    4- İstiğfar, günahkar için bağışlanma vesilesidir; iyi insan için ise derecesinin yükselmesidir. “Biz de hatalarınızı bağışlarız, iyilere daha da artırırız. ”

    5- Dua ve bağışlanma dilemenin metodunu Allah’tan öğrenmek gerekir. “(tapınağın) kapısından secde ederek girin, “günahlarımızı dök” deyin”

    6- Tövbe, hem amelledir; hem de sözle: “Secde ederek girin, “günahlarımızı dök” deyin”

    فَبَدَّلَ الَّذِينَ ظَلَمُواْ قَوْلاً غَيْرَ الَّذِي قِيلَ لَهُمْ فَأَنزَلْنَا عَلَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ رِجْزاً مِّنَ السَّمَاء بِمَا كَانُواْ يَفْسُقُونَ (59)

    59- “Ama zulmedenler, kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle değiştirdiler. Biz de, zalimlere, yoldan çıkmalarından dolayı gökten azab indirdik. ”

    Tefsir

    Bir-iki kelime dışında bu ve önceki ayetin tıpatıp benzeri olan A’raf suresinde iki ayet vardır. “Ricz” kelimesi azap, perişanlık ve veba hastalığı anlamındadır.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Zulüm ve günah kanunların tahrifi ve değiştirilmesi için ortam sağlar. “Zulüm edenler değiştirdiler. ”

    2- Hatta eğer inatçılık ve ihanet kastı bile olmasa, ilahi emirlere gereğince uyulması gerekir. “kendilerine söylenmiş olan sözü başka sözle”

    3- İlahi emirleri değiştirenlerin ve tahrif edenlerin cezası, kahır ve azaptır.

    4- Sapma, bir grup için sürekli alışkanlık haline gelmiştir. “Yoldan çıkmalarından”

    5- Bir işin yapılış metodu söylenmediği müddetçe, insan o işi kendi görüşünce yapmak konusunda özgürdür, ama metod ve yöntem söylendikten sonra onu değiştirmek için hiç bir özür kabul edilmez. “Kendilerine söylenmiş”

    6- Bütün ceza ve mükafatlar ahirete özgü değildir, aksine bazıları bu dünyada gerçekleşmektedir.

    وَإِذِ اسْتَسْقَى مُوسَى لِقَوْمِهِ فَقُلْنَا اضْرِب بِّعَصَاكَ الْحَجَرَ فَانفَجَرَتْ مِنْهُ اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً قَدْ عَلِمَ كُلُّ أُنَاسٍ مَّشْرَبَهُمْ كُلُواْ وَاشْرَبُواْ مِن رِّزْقِ اللَّهِ وَلاَ تَعْثَوْاْ فِي الأَرْضِ مُفْسِدِينَ (60)

    60-“Mûsa, milleti için su aramıştı; “Asanla taşa vur” dedik; ondan on iki pınar fışkırdı, herkes içeceği yeri bildi. Allah’ın rızkından yiyin, için, yalnız yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Allah bazen sebep yaratır, bazen de sebepleri yok eder, bazen bir asayla bir suyu kurutur, bazen de su akıtır.

    2- Asayı taşa vurup suyu akıtması bir mucizedir, on iki kabile için oniki pınar yaratması da ayrı bir mucizedir.

    3- peygamberler insanların maddi ihtiyaçlarını temin etmeye çalışırlar. -“Mûsa, milleti için su aramıştı”

    4- İlahi nimetlerden faydalanma, fesad için bir ortam oluşturmamalıdır. “Yiyin, fesat çıkarmayın. ”

    5- Mucize öyle açık olmalıdır ki insanların içinde hiçbir şek ve şüphe bırakmamalıdır.

    6- Allah’ın nimetlerini fesad yolunda kullanmayınız. “Fesat çıkarmayınız. ”

    7- Oniki sayısında birçok sır vardır; örneğin ayların sayısı, İsrailoğulları başkanlarının sayısı, Havariler ve Ehl-i Beyt imamlarının sayısı…

    8- Hesaplanmış, adilane ve düzgün bir şekilde yapılan dağıtım, emniyet ve sefa oluşturur. “Herkes içeceği yeri bildi”

    9- Herşeyi, hatta su içmeyi bile Allah’tan dilemeliyiz. “Su istemişti. ”

    10- Doğal kanunlar Allah’ın elindedir ve onun iradesiyle değişir (asa taşa değmekte ve ondan pınarlar akmaktadır. )

    11- Allah’ın lütfu ve rahmetinden; fesadı önlemek ve hakka davet etmek için yararlanın. “Yiyiniz, içiniz…fesad çıkarmayınız.

    وَإِذْ قُلْتُمْ يَا مُوسَى لَن نَّصْبِرَ عَلَىَ طَعَامٍ وَاحِدٍ فَادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنبِتُ الأَرْضُ مِن بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ الَّذِي هُوَ أَدْنَى بِالَّذِي هُوَ خَيْرٌ اهْبِطُواْ مِصْراً فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ الذِّلَّةُ وَالْمَسْكَنَةُ وَبَآؤُوْاْ بِغَضَبٍ مِّنَ اللَّهِ ذَلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُواْ يَكْفُرُونَ بِآيَاتِ اللَّهِ وَيَقْتُلُونَ النَّبِيِّينَ بِغَيْرِ الْحَقِّ ذَلِكَ بِمَا عَصَواْ وَّكَانُواْ يَعْتَدُونَ (61)

    61- “Hani “Ey Mûsa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin” demiştiniz de, “Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır” demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah’ın gazabına uğradılar. Bu, Allah’ın ayetlerini inkâr etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.

    Tefsir

    İsrailoğulları kudret helvası ve bıldırcın nimetine şükredeceğine çeşitlilik ve aşırı isteklere kapıldılar. Toprakta yetişen sebze, mercimek, salatalık, soğan, sarımsak gibi yiyecekler istediler. Hz. Musa onların daha iyi nimetleri bırakıp sade nimetler peşinde koşmalarına üzülerek şöyle dedi: “Eğer her şey istiyorsanız şehre ininiz düşmanla savaşınız. Siz bir taraftan cihat etmekten acizsiniz, bir taraftan da şehirde yetişen bütün nimetlerden yemek istiyorsunuz. ” Allah’ın da haber verdiği üzere bu özelliklere sahip kimseler ziller ve horluğa düçar oldu ve ilahi azaba uğradı.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Önceki nimetlere şükretmeden, çaba ve cihatta bulunmadan fazladan isteklerde bulunmak doğru değildir.

    2- Özgürlük ve takvanın yok olmasına neden olan bol heveslilik ve aşırı istekler doğru değildir.

    3- Bol heveslilik ve aşırı istekler insanın esarete düşmesine neden olur. Sömürgeciler de halkın bu elbise, ev, araba ve diğer lüks tüketim arzularını kamçılayarak onları esarete sürüklemektedir .

    4- Sözlerdeki edepsizlik insanlardaki isyankarlık ruhunun belirtisidir: Halbuki onlar “Sabredemeyiz”, yerine, “her gün aynı yemeği yemek bize ağır geliyor. ”diyebilir ve “Rabb’ine yalvar”, yerine de “Rabbimize yalvar” diye edeplice isteklerini ifade edebilirlerdi.

    5- İsrailoğulları bol hevesli ve aşırı istekli bir kavimdir. “Rabb’ine bizim için yalvar… bizim için yetiştirsin”

    6- Örnekleri beyan etmek ve teferruata inmek tabiatın düşüklüğü ve aşırı tutkusunun göstergesidir. “sarımsak, soğan, mercimek, hıyar sebze”

    7- Oburluk ve lüks hayat düşkünlüğü insanların iniş/çöküş nedenidir. “inin”

    8- Aşırı günah ve tecavüz küfre neden olur ve küfür de her türlü cinayetin sebebidir: “Küfrettiler-taşkınlık ettiler”

    9- Yahudilere zillet damgası vurulmuştur. Küçük bir ülke, az bir cemiyet, sürekli ıstırap ve endişe bu zilletin göstergesidir.

    10- Zillet ve sefalet soyla ilgili bir şey değildir; insanların özellikleri, inançları ve amelleriyle ilgilidir. “Bu onların küfretmelerindendi. ”

    11- Şehirde yaşamak ve her tür imkana sahip olmak rüşt ve tekamülün göstergesi değildir. Hatta bazen insanın inişine/çöküşüne neden olmaktadır. “Şehre inin. ”

    12- Tehlikeli işler sapık ve tehlikeli düşüncelere bağlıdır: “küfrettiler-öldürdüler”

    13- peygamberlerin tarihi Allah yolunda şahadetle adeta düğümlenmiştir. “peygamberleri öldürdüler.

    14- Eğer bir grup günah işler, diğer bir grup da buna razı olursa her ikisi de bu günaha ortaktır. “peygamberleri öldürdüler”

    إِنَّ الَّذِينَ آمَنُواْ وَالَّذِينَ هَادُواْ وَالنَّصَارَى وَالصَّابِئِينَ مَنْ آمَنَ بِاللَّهِ وَالْيَوْمِ الآخِرِ وَعَمِلَ صَالِحاً فَلَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ وَلاَ خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ (62)

    62- “şüphesiz, İman edenler, Yahûdiler, Hıristiyanlar ve Sabiiler’den Allah’a ve ahiret gününe inanıp yararlı salih iş yapanların ecirleri Rablerinin katındadır. Onlar için artık korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir. ”

    Tefsir

    Tefsir-i Nümune’de Cami’ul Beyan’dan naklen bu ayetin nüzulü hakkında şöyle rivayet edilmektedir: “Selman, Peygamber’e şöyle dedi: “Biz birkaç arkadaş sizin gelişiniz. bekliyorduk, benim dışımda hepsi çölde kayboldular. Ama iman ve namaz ehli idiler. Onların hükmü nedir?” Oradakilerden biri, “cehennem ehlidirler. ” dedi. Bunun üzerine bu ayet nazil oldu.

    Önceki iman ve din sahiplerinin de ilahi emir üzere hareket ettikleri taktirde Allah’ın mükafatına nail olacakları beyan edildi. Elbette bu ayet Yahudilik ve Hıristiyanlık’ta kalma hususunda ısrar edenler için bir bahane olamaz. Zira Kur’an “Ey Ehl-i Kitap” diyerek onları İslam’a davet etmiştir.

    Ayrıca bilinçli bir şekilde’ İslam’dan başka dine yönelenlerin kabul edilmeyeceğini beyan etmiştir. [2] Bu ayetteki “Ellezine hadu”dan maksat Yahudilerdir. Bu adlandırma ya onların “…biz Sana hidayet olduk…”[3] tabiriyle ifade ettikleri tövbe izharı sebebiyledir, ya da Hz. Yakub’un çocuklarından biri olan Yahud’a intisapları sebebiyledir.

    “Nasara”dan maksat ise Hıristiyanlardır. Zira Hz. İsa “Men Ensari” (yardımcılarım kimdir?) diye sorunca onlar “nehnu ensarullah”[4] (Biz Allah’ın yardımcılarıyız. ) dediler. Ya da “nasara” diye adlandırılmaları Hz. İsa’nın doğum yeri olan “Nasire” bölgesinde yaşadıkları sebebiyledir.

    “Sabiin” ise “Sabii”nin çoğuludur ve Allah’a ve ahirete iman edip kendini Hz. Yahya’ya mensup bilenlerdir. Bu grup yıldızların tedbir gücü olduğuna inanmışlardır. Tefsir’ul-Mizan’da yer aldığına göre Sabiiler sabah sekiz, öğlen beş rekat namaz kılıyor ve her rekatta üç defa secde ediyorlardı.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Bütün semavi dinlerin bir takım ortak ilkeleri vardır: tevhide ve ahirete iman ile salih amel.

    2- İnsanlar sadece Allah’a iman, ahirete ve aydın geleceğe ümit sayesinde huzur bulabilirler. “Onlara korku yoktur. ”

    3- İnsana fayda verecek olan ameldir; söz değil: “Allah’a iman eden ve salih amel işleyen” Aksi taktirde diğer insanlar gibi Yahudiler de kendileri için bir takım şeyler iddia etmektedirler.

    4- İslam’dan önce veya sonra diğer din sahipleri de İslam’dan habersiz olduklar taktirde, eğer kendi semavi dinlerine iman eder, salih amel işler ve bu bilgisizliklerinde suçlu olmazlarsa kurtuluş ehlidirler.

    5- Saadet ve keramet iman ve salih amelle ilgilidir; isimler değil. (Müslüman Yahudi Mesihi, Sabii)

    6- Tevhitten sonra en önemli temel inanç ahirettir.

    7- “Ellezine” (o kimseler ki) kelimesinin tekrar edilmesiyle Müminlerin ve Müslümanların hesabı diğer din mensuplarından ayırt edilmiştir.

    Sabiiler kimlerdir?

    Bu grubun adı Bakara Maide ve Hac suresinde yer almıştır. [5] Hac suresinde Sabiiler; Yahudi, Nasrani, Mecusi ve müşriklerle birlikte zikredilmiştir. Buradan da anlaşıldığı üzere Sabiiler diğer dört gruptan ayrıdır. Bu dinin mensupları da diğer

    Ehl-i Kitap gibi İslam’a davet edilmişlerdir. Bunlar özel bir inançları sebebiyle azınlıktır ve dinlerini de tebliğ etmezler. Onlar daha çok nehir ve deniz kenarlarında yaşarlar. Yıldızlara inanır ve inziva hayatı yaşarlar. Alman İsveç ve Fransız oryantalistleri bu din hakkında geniş araştırmalar yapmışlardır ki, hepsinin isimleri “İslam ve Akait ve Ara-i Beşeri” kitabında yer almıştır.

    “Sabiin” terimini bazıları Arapça bir kelime olarak bir dinden çıkıp diğer dine girmek olarak tanımlamışlardır. Bazıları da İbranice bir kelime olarak bedenini suya sokmak olarak tanımlamışlardır. Bu konuda edebiyatçılar, müfessirler ve fakihler arasında farklı görüşler vardır. Bu din mensuplarının yaz kış nehir veya akar sularda yapmaları gereken çok çeşitli gusülleri vardır. Mezkur kitapta onlar nezdinde mukaddes olan on kitap ismi de zikredilmiştir.

    Şimdi de beş binden fazla Sabii Huzistan denilen bölgede Karun nehrinin kenarında ve diğer illerde yaşamaktadır. Irak’ta da sekiz binden fazla Sabii Dicle nehrinin kenarında ve diğer şehirlerde yaşamaktadırlar.

    وَإِذْ أَخَذْنَا مِيثَاقَكُمْ وَرَفَعْنَا فَوْقَكُمُ الطُّورَ خُذُواْ مَا آتَيْنَاكُم بِقُوَّةٍ وَاذْكُرُواْ مَا فِيهِ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ (63)

    63- “Hani sizden kesin söz almıştık. Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. “takva sahibi olabilmeniz için, (ilahi ayet ve emirlerden) size verdiklerimize kuvvetle sarılın, onda bulunanları hatırda tutun” demiştik. ”

    Tefsir

    Tur dağının yerinden sökülüp Yahudilerin başına dikilmesi Bakara, Nisa ve A’raf suresinde de yer almıştır. [6] Belki de buradaki alınan kesin sözden maksat Bakara ve Maide suresinde zikredilen sözdür. [7]

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Allah kullarına hücceti tamamlamaktadır. “Tepenize Tur’u diktik. ” ve “Üstün hüccet Allah’ın delilidir”

    2- Söz almak amelin etkenlerinden biridir.

    3- İlahi ayet ve hükümleri algılamak kudret, ciddiyet, aşk ve kararlılığı gerektirir; şaka adet, şek ve teşrifatı değil.

    4- İlahi ayetleri hatırlatmak ve düşünmek takva için gerekli ortamı sağlar.

    5- Gururlu ve inatçı insanların ruhi yapısını ezmek için savrulan tehditler birer terbiye metodudur: “Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik.

    6- Devrimin elde ettiği değerleri (Firavundan ve esaretten kurtuluş) korumak korku ıstırap ve tehdit pahasına da olsa gereklidir. “Tur dağını yükselterek tepenize dikmiştik. ”

    7- Dini öğretiler; eğitim, hatırlatma ve tebliği yoluyla insanların zihninde ihya edilmelidir. Onda bulunanları hatırda tutun”

    8- Dindarlık güçsüzlükle olmaz, “size verdiklerimize kuvvetle sarılın”

    9- Dindar; düşmanların tehdit, şüpheye düşürme ve tamahlandırma metotlarından etkilenmeyen kimsedir, “size verdiklerimizi kuvvetle sarılın”

    ثُمَّ تَوَلَّيْتُم مِّن بَعْدِ ذَلِكَ فَلَوْلاَ فَضْلُ اللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُ لَكُنتُم مِّنَ الْخَاسِرِينَ (64)

    64- “Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; eğer Allah’ın size fazlı ve rahmeti olmasaydı, muhakkak zarara uğrayanlardan olurdunuz. ”

    Tefsir

    Asr suresinde ziyanlardan yegane kurtuluş yolunun iman ve salih amel olduğu belirtilmektedir. Allah bu ayette de ziyanlardan kurtuluşun Allah’ın rahmeti ve fazlı olduğunu belirtmektedir. Dolayısıyla buradan da anlaşılmaktadır ki ilahi rahmet ve lütuf iman ve salih amelin nedenidir ya da bizzat kendisidir.

    Mesajlar ve Nükteler.

    1- İnsan en önemli tehditleri bile unutmaktadır. “Bundan sonra yine yüz çevirdiniz; ”

    2- Allah muhaliflerine de lütfü ve rahmetiyle davranmaktadır. “Eğer Allah’ın size fazlı… ”

    3- Zararlardan kurtuluş Allah’ın fazlı ve rahmeti sayesindedir.

    4- Allah’ın fazlı rahmetle birlikte olduğu taktirde saadete sebep olmaktadır; aksi taktirde isyan ve gaflete neden olmaktadır.

    وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ الَّذِينَ اعْتَدَواْ مِنكُمْ فِي السَّبْتِ فَقُلْنَا لَهُمْ كُونُواْ قِرَدَةً خَاسِئِينَ (65)

    65- “İçinizden cumartesi günü azgınlık edenleri elbette biliyorsunuz. Onlara “Aşağılık birer maymun olunuz” dedik”[8]

    Tefsir

    Bir grup inatçı Yahudi’nin şekil açısından değiştirilmesi ve maymun haline getirilmesi bu ayetten ayrıca A’raf suresinde de yer almıştır. [9] İsrailoğulları’nın hikayelerinden biri de hırs ve tamahlarının sebep olduğu Cumartesi gününün farz olarak tatil edilmesidir. Ama onlar sonradan zikredeceğimiz hilelerle Cumartesi günü de çalışıyorlardı.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Tarihi hikayelerden ibret alınız, “elbette biliyorsunuz. ”

    2- Allah’ın hükmünü nesh edenler, kendilerini mesh etmişlerdir. (şeklen değiştirmişlerdir. ) dini tahrif etmek de insanlığın yüzünün tahrifine ve değişimine sebep olmaktadır.

    3- Hayvanlar da Allah’ın rahmetinden uzak değildir. Tehlikeli ve düşündürücü olan Allah’ın kahır ve gazabıdır. “Aşağılıklar”

    4- Yüzü değiştirmek Allah’ın gazaplarından ve azabının tahakkukundan sadece biridir. Hıristiyanlar da gök sofrasının inmesinden sonra küfrettikleri için maymun ve domuz şekline dönüştürüldüler. “Onlardan maymunlar, domuzlar kıldı, ”[10]

    5- Kurnazlığın sonu rezilliktir. (Onlar Cumartesi günü çalışmak için hile yaptılar ve güya şeri hileye başvurdular. )

    6- Hırslı ve tamahkar insan, hayvan gibidir.

    7- Allah’ın kahır ve gazabı ruh ve gerçeklere bakar; tevcih ve zahire değil. (Balık yakalama hikayesine bakıldığında bu mesaj anlam kazanmaktadır)

    8- Bilen insan daha çok tehdit ve tehlikeye muhataptır. “Elbette

    biliyorsunuz. ”

    9- Allah’ın kanunlarına hakaret insanın bizzat kendisine hakarettir. “Aşağılıklar”

    10- Her kim Allah’ın yolunu terk ederse maymun sıfatlı ve başkalarını taklitçi olur. [11]

    فَجَعَلْنَاهَا نَكَالاً لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهَا وَمَا خَلْفَهَا وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ (66)

    66- “Bunu çağdaşlarına ve sonradan geleceklere bir ibret dersi ve muttakiler için de bir öğüt vesilesi kıldık. ”

    Tefsir

    “Nekal”; etkisi zahir ve baki olan azap demektir. “Fecealnaha” cümlesindeki “Ha” zamiri önceki ayette söz konusu edilen cezaya dönmektedir.

    İmam Sadık(a.s) şöyle buyurmaktadır: “Lima beyne yedeyha” kelimesinden maksat bu bela zamanında yaşayan insanlardır. “vema halfeha” kelimesinden maksat da biz Müslümanlara da şamil olan nüzulden sonraki ümmetlerdir. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Öğüt almak takva ruhunu gerektirir. “Muttakilere öğüt”

    2- Yenilgiler ve zaferler hem bugün için “çağdaşlar” ve hem de gelecektekiler için “sonradan gelecekler” ders olmalıdır.

    وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ إِنَّ اللّهَ يَأْمُرُكُمْ أَنْ تَذْبَحُواْ بَقَرَةً قَالُواْ أَتَتَّخِذُنَا هُزُواً قَالَ أَعُوذُ بِاللّهِ أَنْ أَكُونَ مِنَ الْجَاهِلِينَ (67)

    67- “Mûsa milletine: “Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor” demişti; “Bizi alaya mı alıyorsun?” Dediklerinde de: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım” dedi. ”

    Tefsir

    Bu surenin adı bu hikaye yüzünden, “Bakara” olarak adlandırıldı. Tevrat[12]’ta sığır kesme olayı adli bir kanun olarak söz konusu edilmiştir. İsrailoğulları arasında katili belli olmayan bir ceset bulundu. Bu sebeple aralarında ihtilaf çıktı. Her birisi cinayeti bir taife ve kabileye isnat ediyor, kendilerini temize çıkarıyorlardı. Sonunda meseleyi halletmek için Hz. Musa’nın yanına gittiler.

    Zira bu olayın aydınlatılması hiç de öyle kolay değildi. Hz. Musa olayı bir mucizeyle açığa çıkardı. Musa onlara şöyle dedi: “Allah size bir sığır boğazlamanızı ve bir parça etinin ölüye yapıştırılmasını emrediyor. Böylece ölü dirilecek ve katilini ifşa edecektir. ” Onlar bu cevabı duyunca, “Bizimle aya mı ediyorsun?” dediler. Musa şöyle dedi: “Cahillerden olmaktan Allah’a sığınırım. Alay etmek cahillerin işidir. ”

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Allah’ın emri her ne kadar zihin ve zevkimize uymasa da inkar etmemeliyiz. Allah dilerse iki ölüyü birbirine katarak bir canlı yaratır.

    2- Alay etmek cahil insanların işidir.

    3- Sığır kesimiyle aynı zamanda inekperestlik reddedilmektedir. Tıpkı İbrahim’in putları kırması ve Samiri’nin altından buzağısının yakılması gibi.

    4- İnsanların peygamberlerine iman derecesi onların peygamberin emirlerine karşı tutumundan anlaşılmaktadır. “Bizi alaya mı alıyorsun?”

    5- Musa edebe riayet ve teslim olmaları açısından ineği kesme emrini Allah’a isnat etmektedir. Ama onlar yine de bahane aradılar. “Şüphesi Allah size emrediyor. ”

    6- Bir olayda Allah’ın gücü (tevhid) Musa’nın doğruluğu (nübüvvet) ve ölünün dirilişi, (ahiret) ispat edilmiştir.

    7- Eğer Allah’ın hükmünün sırlarını bilmiyorsak, alay olarak nitelendirmemeliyiz.

    8- Allah’a yersiz isnatlarda bulunan cahildir.

    9- Cehalet akıl karşısındadır; ilim değil. Çünkü alim başkasıyla alay edebilir; ama akıllı insan asla.

    10- Enbiyanın ismeti Allah’a sığınma ve benzeri durumlar sayesindedir; “Sığınırım”

    قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لّنَا مَا هِيَ قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنَّهَا بَقَرَةٌ لاَّ فَارِضٌ وَلاَ بِكْرٌ عَوَانٌ بَيْنَ ذَلِكَ فَافْعَلُواْ مَا تُؤْمَرونَ (68)

    68- “Rabbine bizim adımıza yalvar da onun mahiyetini bize bildirsin” dediler, “O, onun ne pek kart, ne pek körpe, ikisi ortası bir sığır olduğunu söylüyor, size emrolunanı yapın” dedi.

    Tefsir

    İsrailoğulları konunun ciddi olduğunu anlayınca bahanelere sarıldılar. Bazı müfessirlerin verdiği ihtimale göre de bu bahaneler bizzat gerçek katil tarafından insanlara ilka ediliyor, böylece ifşa olmaktan korunmaya çalışıyordu. [13]Gerçi soru anlayışın anahtarıdır ama, soru sorma metodu insanların ruhi yapısını göstermektedir. Ayette buna işaret edilmiş ve gerçekler ortaya çıkarılmıştır.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- peygamberler vahyin eminidirler. “Dedi: … şüphesiz Allah diyor ki…”

    2- Allah’ın emrini çabuk ve seri bir şekilde gerçekleştirin. Şek ve şüpheden kaçının.

    “şüphesiz Allah emrediyor…emredileni hemen yapın. ”

    3- Yersiz sorularla işi zorlaştırmayın.

    4- Edeple soru sorunuz. Bu ayette “lena” (bizim için) kelimesi iki defa tekrar edilmiş; “Rebbena” (Rabbimiz) kelimesinin yerine ise “Rebbeke” (Rabbin) kelimesi ifade edilmiştir. Bu da onların tekebbür ruhunun göstergesidir.

    قَالُواْ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ يُبَيِّن لَّنَا مَا لَوْنُهَا قَالَ إِنَّهُ يَقُولُ إِنّهَا بَقَرَةٌ صَفْرَاء فَاقِـعٌ لَّوْنُهَا تَسُرُّ النَّاظِرِينَ (69)

    69- “Rabbine bizim adımıza yalvar da ne renk olduğunu bize bildirsin” dediler. “O, onun, bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu söylüyor” dedi. ”

    Tefsir

    İnek boğazlama emri iki defa verildiği halde onlar yine de emri yerine getirmek istemiyorlardı. Belki de bazıları katili tanıdıkları için ifşa olmasını istemiyorlardı. Bu yüzden bahanelere sarılarak inatla soru soruyorlardı. Sonunda bir de ineğin rengini sordular. Allah onlara cevap olarak “bakanların içini açan parlak sarı renkli bir sığır olduğunu”buyurdu. Yani güzel endamlı sağlıklı, özel bir renk ve güzelliği olan bir inek olmalıdır. Velhasıl bahane peşinde koşanlar bazen yaşını, bazen de rengini sordular. Kim bilir belki tartı olsaydı, kilosunu da soracaklardı.

    Mesajlar ve Nükteler

    1- Yersiz sorular sormayınız, nitekim Maide suresinde şöyle buyurulmaktadır: “Ey iman edenler! Size açıklanınca hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın. ”[14]

    Peygamber bir gün haccın önemi hakkında konuşuyordu. Birisi kalkıp, “bu hüküm her yıl geçerli midir. ?”diye sordu, Peygamber cevap vermedi. O şahıs yeniden sorusunu tekrarladı. Peygamber rahatsız olarak şöyle buyurdu: “Neden ısrar ediyorsun? Eğer”evet” dersem işiniz zorlaşır. Benim sustuğumu görürseniz ısrar etmeyiniz. Önceki kavimlerin helak sebeplerinden biri de sordukları bu yersiz sorulardı. ” Bazen sormak gerekir: “1Zikir ehline sorun. ” Bazen de susmak gerekir. Tıpkı hastasından hastalığını gizleyen doktor gibi”[15]

    Hz. Ali Nehc’ul-Belağa’da şöyle buyuruyor: “Allah bazı şeyleri sizlere beyan etmemiştir. Bu unutkanlıktan değildir. Aksine sizin amelde genişlik içinde olmanız içindir. Bu yüzen sorularınızla zorlaştırmayın. ”[16]

    2- Renklerin insan ruhunda etkisi vardır. Nitekim sarı renk hakkında bir çok hadis nakledilmiştir.

     

    ABNA.İR

    [1] Maide suresi, 21. ayet

    [2] Al-i İmran suresi, 85. ayet

    [3] A’raf suresi, 156. ayet

    [4] Saf suresi, 14. ayet

    [5] Bakara suresi, 62. ayet, . Maide suresi, 69. ayet ve Hac suresi, 17. ayet

    [6] Bakara suresi, 93. ayet, Nisa suresi, 154. ayet ve A’raf suresi, 171. ayet

    [7] Bakara suresi, 40-82. ayet ve Maide suresi, 12. ayet

    [8] “Hasiin” kelimesi “Hesee” kökünden türemiştir ve tardetmek aşağılamak manasınadır. önceleri köpeği tardetme için kullanılırken sonraları genel olarak kullanılmıştır. Ayette “Kırdeten hasie” denileceğine, “Hasiin” denmiştir. Halbuki “Hasiin” kelimesi akıl sahibi çoğul erkekler için kullanılmaktadır.

    (Akılsız maymunlar için değil. müt. ) belki de bunun nedeni onların cisim açısından maymuna dönüşmeleridir; ruh ve insani akılları değil. Zira bu taktirde azabın manası daha da şiddet arz etmektedir. Gerçi bazı Tefsir-i Meraği gibi bazı tefsir kitapları bu “maymunlaşma”nın bir benzetme ve teşbih olduğunu söylemektedirler. Onlara göre bu ayette “eşekler gibi” , “hayvanlar gibi” ayetlerinin bir benzeridir. Yani burada şekli ve zahiri bir değişim yoktur. Manevi bir değişim söz konusudur. Ama Etyeb’ul Beyan Tefsirinde Peygamberden şöyle bir rivayet nakledilmektedir: “Allah tarihte yedi yüz ümmeti küfürleri sebebiyle şekil olarak değiştirdi ve on üç çeşit hayvana çevirdi. ”(Etyeb’ul-Beyan; Bihar’ul-Envar c. 14, s. 787’den naklen)

    “Sebt” kelimesi de işten el çekmek ve dinlenmek manasınadır. Nebe suresi 9. ayette şöyle buyurulmaktadır: “Uykunuzu dinlenme vakti kıldık” Yahudilerin tatil günü olan Cumartesi günü de “Yevmussebt” olarak adlandırılmıştır.

    [9] A’raf suresi, 163 ila166. ayet

    [10] Maide suresi, 60. ayet

    [11] Rivayette de yer aldığı üzere insanların ruhi özelliklerine teveccühen bu şekli değişimin boyutları daha da genişleyecektir. Kıyamette insanlar on şekilde haşr olacaktır: Söylenti çıkaranlar, maymun şeklinde; haram yiyenler domuz şeklinde; faiz yiyenler baş aşağı bir şekilde; adil olmayan kör bir şekilde; mağrur benciller kör ve dilsiz olarak; amelsiz alimler dillerini çiğneyerek; komşusuna eziyet edenler eli ve kolu kesik; laf taşıyanlar ateşten dallara asılarak; ayyaşlar leşten daha kötü kokarak; müstekbirler ateşlere bürünerek haşr olacaktır. Bu hadis Tefsir-u Mecme’il-Beyan, Nur’us-Sekaleyn ve Safi tefsirinde, Nebe Suresi 18. ayetin tefsirinde yer almıştır.

    [12] Tevrat, Tesniye Seferi 21. Fasıl

    [13] Tefsir-u Fahr-u Razi, ilgili ayetin tefsirinde

    [14] Maide suresi, 101. ayet

    [15] Tefsir-i Numune, c. 5, s. 96

    [16] Nehc’ul-Belağa Şerh-u İbn-i Eb’il Hadid, c. 18, s. 102, 102. Hikmet.