“SİYASİ, ASKERİ VE DİNİ LİDER”
“Allah, bedir savaşında size yardım etti, halbu ki güçsüz idiniz onun için Allah’tan korkun ve şükredenlerden olunuz”
Medine halkı, Peygamber (s.a.a)in Mekke’den çıktığını haber etmişti. Bu yüzden her gün sabah namazından sonra, şehrin girişine gelerek o hazretin yolunu bekliyor ve öğleye doğru hava ısındığında, artık Peygamber (s.a.a)in o sıcakta yolculuk yapmayacağına ihtimal vererek evlerine geri dönüyorlardı.
Bir gün, şehrin erkekleri, Peygamber (s.a.a)i karşılamak için uzun bir yolu kat ettiler. Hava iyice ısınmıştı ama Peygamber (s.a.a)den bir haber yoktu. Mecburen dönmek zorunda kalmışlardı ki, aniden bir ses; Allah’ın Peygamberi geldi, Allah’ın Resulü geldi diye bağırdı.
Halk hızla Peygamber (s.a.a)i karşılamaya yönelerek sevinçle Allah’ın Peygamber’i geldi Allah’ın Peygamberi geldi diye bağırmaya başladı. Peygamber (s.a.a) halkın arasından geçmekte ve etraftakiler O’nu selamlamaktaydılar, Binaların üzerine çıkan kadınlar, Peygamber hangisidir diye soruyorlar ve “Allah Ekber” sesleri bütün şehri çınlatıyordu.
Allah’u Ekber, Peygamber geldi, Allah’u Ekber, Muhammed geldi, Allah’u Ekber Peygamber geldi, Allah’u Ekber, Muhammed geldi diye bağırıyorlardı, Medine’nin kadın ve çocukları topluca aşağıdaki şiiri okuyor. Ay doğdu üstümüze şükür bize vacip oldu.
Her zaman için, Allah’tan bize gelen, senin emrine gönülden itaat edeceğiz.
Hz. Muhammed (s.a.a) binlerce kadın ve erkeğin kalabalığı arasında Medine şehrine girdi. Yesrip diye anılan Medine şehri o günden sonra (Medine-ur Resul) Peygamber Şehri diye anılmaya başladı. Kabile büyükleri ve Medine’nin zenginleri, Peygamber (s.a.a)in yanına gelerek o Hazreti kendi evlerine davet ettiler. Ama Peygamber (s.a.a) hiç birinin davetini kabul etmedi. O “devem nerede durursa orda”, diye buyurdu. Peygamber (s.a.a)in devesi yoluna devam ederek, şehrin aşağısında hurma kurutulan-(meydan) bir yerde durdu. Peygamber (s.a.a) deveden indi sevinç ve mutlulukla; Allah, bana mübarek bir yer verdi ve bu mekan benim evim ve sığındığım olacaktır diye buyurdu. Bu yer iki yetim çocuğun idi. O çocukların bakıcısı “Maaz” orasını Peygamber (s.a.a)e hediye etmek istedi. Ama O, hediyeye kabul etmeyerek yerin parasını ödedi.
Müslümanlar, Peygamber’in yardım ve görüşleri doğrultusunda aynı yerde bir mescid yaptılar. Mescidin kenarında Medinelilerin evi ve hemen yanında Peygamber (s.a.a) için küçük bir ev yapıldı. Peygamber (s.a.a) ömrünün sonuna kadar orda yaşadı.
2- Hicret edenler, Medine halkının misafirperverliği ile karşılaştılar ve Peygamber (s.a.a) bu ilgi ve alakadan dolayı onları, Ensar (dostlar), Mekke’den gelenleri ise Muhacirin (hicret edenler) diye adlandırdı. Bunlar arasında İslami bir kardeşlik bağı oluşturdu ve Aliyi kendine kardeş olarak seçti. Bu kardeşlik ahdi ile müslümanlar arasında sağlam bir bağ oluşmuş oldu. Medine halkı, Mekke muhacirlerini, şehirde yerleşip bir iş buluncaya kadar kendi evlerinde barındırarak, hizmet ediyorlardı.(1)
Hz. Muhammed (s.a.a) Medine halkının dini, ve siyasi liderliğini üzerine aldı. İslam dini kurallarınca “Sahife”a oluşturdu. Bu anayasada, kabilelik ve milli düzen yerine, aslı Allah’a ve ahiret gününe iman olan ve din özgürlüğüne dayanan tek ümmet düzenini oluşturdu. Bu anayasa “Beni Kurayza, Beni Kayka ve Beni Nezir”denen Yahudi kabilelerinin onayını da aldı.
Müslümanlar cemaat namazına geç kalmamak için, namazdan önce mescid’de hazır oluyorlardı. O zaman namaz vaktini bildirecek bir araç olmadığından, müslümanlar Peygamber’e gelerek; Yahudiler gibi halkı düdük sesiyle namaza çağırmalarını teklif ettiler. Ama Peygamber (s.a.a) bu teklifi sevmemiş ve onaylamamıştı. Başka birileri Peygamber (s.a.a)’e halkı, aynen Hıristiyanlar gibi çan sesiyle namaza çağıralım dedi. O anda içeri giren biri, görmüş olduğu rüyanın etkisiyle ezan okunmasını teklif etti. Bu teklifi Peygamber (s.a.a) kabul etti. Çünkü ezan, düdük ve çan sesinin aksine, kalpten çıkıp kalbe oturuyordu. Onlar ise sadece cisimden çıkıyorlardı. Böylece Peygamber (s.a.a)’in emriyle Bilal, Mescidin üzerine çıkarak ezan okumaya başladı.
4- Mekke müşriklerinin rehberi Ebu Süfyan’ın, Şam seferinden geri döndüğü, Peygamber (s.a.a)e haber verildi. Kureyş kafirleri Peygamber (s.a.a) ve ashabına eziyet ettiği, mal ve evlerini yağmaladığı ve Mekke’den attıkları için, Peygamber (s.a.a) Ashabına hitaben; “Bu mallar Kureyş’indir. Onda sizinde hakkınız var onlara saldırıp hakkınızı geri alınız diye buyurdu.”
Muhacir ve Ensar’dan bir grup, Kureyş’lilere kaptırdıkları mallarını geri alabilmek için, Ebu Sufyan’ın önderliğindeki kafileyi muhasara etmek istiyorlardı. Ebu Süfyan ise, Muhammed (s.a.a)in kendisiyle savaşmasından korkuyordu. Bu yüzden devamlı O’nun nerede olduğunu soruşturuyordu. Sonunda Peygamber (s.a.a)in kendisiyle savaşmak için yola çıktığı haberini aldı.
Ebu Süfyan hiç geciktirmeden Mekkelilere, mallarının tehlikede olduğunu haber vermesi için, birini Mekke’ye gönderdi. Haberi Mekke’ye getiren adam yetiştiğinde; Bu Kureyş’liler; Ebu Süfyan’ın yanında olan mallarınız, Muhammed (s.a.a) ve dostlarının saldırısına uğramış ve onlarla tekrar olmanızın mümkün olmadığını düşünüyorum diye bağırdı. Kureyş erkekleri, kılıç ve kalkanlarını alarak mallarını korumak için hazırlandılar. Ebu Leheb hariç, Kureyşin büyükleri yaklaşık 250 yaya ve 200 atlı davullar eşliğinde hareket ettiler. Öte taraftan, Allah’ın Peygamber (s.a.a)i, biri Ali Bin Ebu Talibin elinde, diğeri Ensar’dan birinin elinde olmak üzere iki siyah bayrakla, Medine’den hareket ettiler. Müslümanların sadece iki tane atları vardı. Biri Zübeyr İbni Evam’ın, diğeri ise, Mikdad’ın idi. Ve 70 tane develeri vardı. Her üç kişi bir deveden istifade ediyordu. Hz. Peygamber (s.a.a)’e Kureyş’in, Ebu Süfyan’ın kervanını savunmak için hareket ettiği haberi verildi. Peygamber ve beraberindekiler, savaş için değil Kureyş’e kaptırdıkları mallarını geri almaya gelmişlerdi. Halk, ne yapmaları gerektiğini düşünmeğe koyuldu. Bu arada birisi kalkarak; bu Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i Allah (c.c) sana hangi yolu göstermişse onu uygula. Biz seninle beraberiz. Biz, Musa’ya, sen ve Allah’ın düşmanla savaşınız biz burada oturalım diyen, Beni İsrail gibi olmayacağız. Biz diyoruz ki; Sen ve Allah’ın savaşınız, bizde sizinle beraber savaşalım. Bu adam muhacirlerdendi. Ama Peygamber (s.a.a) Ensar’ın da görüşünü dinlemek istiyordu. Bu yüzden görüş belirtmeğe devam ediniz diye buyurdular. Ensar’ın büyüklerinden “Saad İbni Maaz”; Bu konu hakkında bizim görüşümüzü mü istiyorsunuz dedi. Peygamber “Evet” dedi.
O zaman Saad; Biz önceden sana iman ettik ve doğruladık ve getirdiğinin hak olduğuna şahadet ettik, biz seninle, vereceğin bütün emirlere itaat etmek şartıyla ahitte bulunduk. Peygamber (s.a.a) (müslümanların askeri rehberliğinde üzerine alarak ashabı ile beraber, “Bedir” denen mıntıkaya yerleşti. Orda bir havuz yaparak, su ile doldurdular. Peygamber (a.s) Kureyş ordusunu uzaktan görünce, Allah (c.c)’a dua etmeye başladı. Allah’ım: Bunlar, Kureyş ve askerleridir. Seninle savaşmak ve senin gönderdiğini yalanlamak için gurur ve kibirle bize doğru gelmekteler.
Allah’ım; Şimdi, bana söz verdiğin yardımının zamanıdır.
Allah’ım; Eğer bu topluluğu (İslam askerlerini) yok edersen, yer yüzünde sana ibadet eden kalmayacak.
Allah’ım; Bize vermiş olduğun sözü yerine getir.
Allah’ım; Senin yardım ve zaferin ümidiyle.
Müslümanlarla Kureyş karşı karşıya geldiler. Kureyş askerlerinden birisi, Müslümanların havuzunu kullanacağına yada bozacağına dair yemin ederek havuza doğru hücum etti. Buna karşılık Abdulmüttalibin oğlu “Hamza” O’na saldırarak önce kolunu kesti, sonrada öldürdü. İşte o anda, Kureyşin büyüklerinden üç tanesi, savaş meydanına gelerek bağırdılar. Ey Muhammed (s.a.a) bize layık olacak rakiplerden gönder. Peygamber (s.a.a)ani bir kararla üç kişi hakkında savaş emri verdi. Hamza İbn-i Abdulmuttalib, Ali İbn-i Ebu Talib ve Ubeyde İbn-i Haris. Bunlar savaşa başladılar. Hamza kendi rakibini öldürdü, Ali (a.s) de rakibine aman vermeyerek bir kılıç darbesiyle onun kılıcını uzaklara fırlattı ve daha sonra öldürdü. Ubeyd’de kendi rakibini yenerek öldürdü. Böylece her üçü de rakipleri karşısında başarılı oldular. Bu teke tek savaştan sonra, Müslümanlarla Kureyş’liler toplu halde savaşa başladılar.
Peygamber (s.a.a) dostlarına şöyle buyurdu; Muhammed (s.a.a)’in canı elinde olan, Allah’a and olsun ki; Bu gün müşriklerle savaşıp zorluklara tahammül eden ve düşmana arkasını dönmeyerek, öldürülen herkesi Allah cennete gönderecek.
Daha toplu savaş başladı. her iki taraf birbirlerine saldırdılar. Bu arada Ebu Cehil öldürüldü. Ve İslam erleri kahramanca savaştılar. Mekkeliler, büyüklerinin öldürüldüğünü görünce, kaçmayı kalmaya tercih ettiler. Müslümanlar ise onları kovalayarak bir çoğunu yakaladılar. Onlardan birisi Bilalin sahibi, (köle edinen) efendisi “Ümeyye ibni Halef” idi. Bilal onu görünce, Mekke’de kendisine yapmış olduğu işkence ve zorlukları hatırladı. Bilal’ı Sahraya götürüyor, göğsüne büyük taslar koyarak, O’ndan Hz. Muhammed (s.a.a) ve onun Allah’ından uzaklaşmasını istiyordu.
Bilal, aniden; Kafirlerin başı Ümeyye İbni haleftir. Eğer o bırakılırsa ben özgürlüğüme erişmemiş olurum diyerek ona hükmetti ve öldürdü. İşte Ümeyye, Bedir savaşında öldürülenlerin sonuncusudur. Müslümanlar, Kureyş cenazelerini defin ettiler. Hz. Peygamber (s.a.a) cesetlerin üzerinde durarak, şöyle buyurdu; “Bu Bedir Ehli Acaba Allah’ınızın size vaad etmiş olduğu şeyleri gördünüz mü? Ben, Allah’ımın bana vaad ettiği şeyleri buldum,”
Müslümanlar;Bu Allah’ın Peygamber (s.a.a) ölen kavimleri konuşuyorsunuz? diye sordular.
Peygamber (s.a.a): Onlar, benim konuştuklarımı, sizden daha iyi  işitiyorlar, dedi. Böylece bedir savaşı müslümanların başarısıyla sonuçlanmış oldu. Bu savaş Kureyş’lilere büyük bir darbe, Hz. Muhammed (s.a.a) ve müslümanlara ise büyük bir başarı idi.
Bu savaşta müslümanlar şunu öğrendiler ki, Allah’ın yardımı olursa az bir güçle, büyük bir ordu yok edilebilir.
Allah, (c.c) Kur’an’da bedir savaşı hakkında;
“Allah Bedir savaşında size yardım etti, halbuki güçsüz idiniz. Onun için Allah’tan korkun ve şükredenlerden olunuz” SON


more post like this