İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Detaylı Araştırma: Ehlisünnet ve Ehlibeyt Ekolünde Teravih Namazı (2)

    Detaylı Araştırma: Ehlisünnet ve Ehlibeyt Ekolünde Teravih Namazı (2)

    Detaylı Araştırma: Ehlisünnet ve Ehlibeyt Ekolünde Teravih Namazı (2)
    Rate this post

    Detaylı Araştırma: Ehlisünnet ve Ehlibeyt Ekolünde Teravih Namazı (2)
    Namaz, insanın diğer amel ve ibadetlerinin kabul veya reddedilmesini sağlayan en önemli ibadettir. Bu ibadette insan, rabbiyle münacat ve huzu ile meşgul olmaktadır. Namaz tüm zaman ve mekanlarda özel öneme haizdir.
    Ancak namaz, ibadet ve kulluk ayı olan Ramazan Ayında daha başka bir öneme sahiptir… Eğer teravih namazını cemaatle kılmak iyiydi ise neden Allah ve peygamberi onu açıklamamıştır?
    Bu konu iki hal dışında değildir: Ya teravih namazını cemaatle kılmak iyi ve maslahat gereğiydi, ancak neuzibillah (Allah’a sığınırız)
    Allah ve peygamberi bunu açıklamamış ve hataya düşmüşlerdir! (ancak Ömer, Allah ve resulünden daha iyi bilerek onu cemaatleştirmiştir) veya cemaatle kılmak iyi ve maslahat gereği olmadığı için bunu teşri etmemiş ve emir buyurmamıştır.
    Ehlibeyt Haber Ajansı ABNA- Müslümanların Ramazan Ayı’nda kıldıkları namazlardan bir diğeri de “Teravih Namazı”dır. Her ne kadar bu namazın özü tüm mezheplerde kabul edilmiş olsa da, cemaatle kılınıp kılınmaması ve kaç rekat olduğu konusu ihtilaf ve tartışma konusu olmuştur.
    Teravih Namazı, Müslümanların Ramazan Ayında kıldıkları müstahap bir namaz çeşididir. Biz bu makalede üç noktaya temas edeceğiz:
    1- Bu Namazın Adı
    Ramazan Ayında geceleri kılınan nafile namazlardan biride teravih namazıdır. “Teravih” kelimesi “Tervihe” kelimesinin çoğulu ve sözlük anlamı olarak oturmak anlamına gelmektedir, ancak Ramazan Ayında kılınan nafile namazlardan dört rekatın ardından dinlenme ve istirahat edildiğinden bu adla anılmıştır. Zira namaz kılanlar dört rekat namaz kıldıktan sonra biraz dinlenmektedirler.
    2- Teravih Namazının Meşruiyeti ve Fazileti
    a) Fakihlerin sözleri:
    Ramazan Ayının gecelerinde kılınan Teravih Namazının caiz olması ve meşruiyeti konusunda tüm İslam mezhepleri fakihleri arasında ittifak vardır ve onun hakkında önemli bir ihtilaf bulunmamaktadır. Hanafilerin büyük fakihlerinden Şemseddin Serehsi bu konu hakkında şunları söylemiştir: “Ümmet bu namazın meşru olması ve caizliğinde ittifak etmiştir.”
    Aynı şekilde Şafii Nevevi şöyle yazmıştır: “Ulema bu namazın müstahap olmasında ittifak etmiştir.” Yine Şia’nın büyük fakihlerinden Cevahir kitabının yazarı şöyle yazmıştır: “Fetva ve rivayet açısından meşhur görüş bu nafilenin müstahap olduğudur. Hatta Şeyh Saduk’tan başka hiçbir fakih bu konu hakkında ihtilaf etmediğinden icma haddindedir.”
    b) Bu namazın müstahap olması hakkında mezhep büyüklerinin açıklama ve beyanlarının yanı sıra bir çok hadiste nakledilmiştir. Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim Ramazan Ayında ihlas ve inanç üzere kıyam ederse (namaz kılarsa) tüm geçmiş günahları bağışlanır.”
    Ebu Cafer İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Resulullah (s.a.a) Şaban Ayının son Cuma’sı hutbe okuyarak şöyle buyurdu: “Allah Teala, Ramazan Ayında oruç tutmayı farz karar kılmış ve gecelerinde kıyam edip müstahap namaz kılmanın sevabını öteki normal gecelerde kılınan yetmiş gecenin müstahap namazına eşit olarak saymıştır.”
    Ebu Basir, İmam Cafer Sadık’a şöyle bir soru sordu: “Ramazan Ayındaki namazlar hakkında ne buyurursunuz?” Hz. Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Ramazan Ayının hiçbir ayda olmayan saygınlık ve hakkı vardır. Ramazan Ayının gece ve gündüzünde kılabildiğin kadar müstahap namaz kıl ve eğer yapabilirsen her gün bin rekat namaz kıl. Çünkü Hz. Ali (a.s) ömrünün sonlarında bir günde bin rekat namaz kılıyordu.”
    c) Ehlisünnet Ekolünün Görüşü
    Ehlisünnet mezhebine göre teravih namazının vakti, yatsı namazından sonra ta fecir vaktine kadardır. Elbette ehlisünnetin dört mezhebi arasında bazı ihtilaflar vardır.
    d) Ehlibeyt Ekolünün Görüşü
    Şia fakihlerinin yanında teravih namazının vakti konusu direk olarak tartışma konusu olmamıştır. Ancak fakihlerin söz aralarında ve bazı rivayetlerden edinilen bilgilere göre onun ilk sekiz rekatı akşam namazından sonra ve on iki rekatlık kalan kısmı yatsı namazından sonradır. Bu vakit fecirin doğuşuna kadar devam eder.
    Seyyid Murtaza, bu konu hakkında şöyle yazmıştır: “Ramazan Ayının her gecesinde kılınması gereken yirmi rekatlık nafile namazın ilk sekiz rekatı akşam namazının ardından kalan on iki rekatlık ikinci kısmı yatsı namazından sonra kılınır.
    3- Teravih Namazı Kaç Rekattır?
    a) Şia’nın Görüşü
    Şia mezhebine göre Ramazan Ayının nafile namazlarının sayısı 1000 rekattır. Şu şekilde ki: ilk yirmi gece her gece yirmi rekat kılınmakta ve ayın son on gecesi her gece otuz rekat kılınmaktadır. Buraya kadar yedi yüz rekat oldu, ancak geriye kalan üç yüz rekat şu şekildedir: Kadir geceleri olarak bilinen on dokuzuncu gece, yirmi birinci gece ve yirmi üçüncü gece yüz rekat fazla kılınmaktadır. Bunların toplamı 1000 rekat etmektedir.
    b) Ehli Sünnetin Görüşü
    Hanefi, Şafii ve Hanbeli mezheplerine göre bu namazın sayısı yirmi rekattır. Ancak Maliki Mezhebine göre iki görüş bulunmaktadır: bir rivayete göre bu sayı yirmidir, ancak başka bir rivayete göre bu sayı 36’dır.
    c) Ehli Sünnetin Konu Hakkındaki Delili
    1. Ehlisünnetin delillerinden biri ikinci halife Ömer ibni Hattab’ın fiilidir. İbni Kudame şöyle yazmıştır: Bizim için Ömer’in İbni Ke’bi insanların önüne çıkararak onlara yirmi rekat namaz kıldırma emri vermesidir.”
    2. Medine Ehlinin Fiili
    Malik, 36 rekatın doğruluğunu Medine halkının fiiline dayandırmıştır.
    İkinci halifenin fiili konusunda dikkat edilmesi gereken nokta şudur: “Fiilin, sözün aksine lisanı yoktur ve onun bu yönü malûm değildir. Ve gerçekte onun delâletinin istimrara yol açtığını kabul etmek imkânsızdır.
    Örneğin bu cümlede olduğu gibi: Ömer, yirmi rekat namaz kıldı. Ancak bunun neresinden istimrar anlaşılmaktadır? Şayet bu sebepten dolayı ehli sünnetin büyük fakihlerinden Şevkani teravih namazının kaç rekat olduğu hakkında bir sünnetin olmadığını söylemiştir.
    4. Teravih Namazının Cemaatle Kılınmasının Hükmü
    Teravih namazının cemaatle kılınmasının tarihçesi
    Teravih namazının Peygamberimizin zamanında cemaatle kılınmadığı kesindir. Bu konu hakkında da hiçbir rivayet nakledilmemiştir. Aynı şekilde birinci halife Ebu Bekir’in zamanında da cemaatle kılınmamıştır.
    Ancak ikinci halife Ömer ibni Hattap, cemaatle kılma emrini vermiştir!!! İmam Şerefuddin teravih namazının cemaatle kılınmasının tarihçesi hakkında şunları yazmaktadır:
    “İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.a) Ramazan Ayının gecelerinde kılınan sünnet ve nafileleri cemaatle kılmamıştır. Halktan bu aya önem vermesini istemiş ve halkta bu çağrıya uymuştur. Ebu Bekir’in döneminde de halk sünnet namazları cemaatle kılmamıştır.
    Ondan sonra Ömer ibni Hattap hilafeti ele geçirince hicri 13’üncü yılında Ramazan ayında yine bir değişiklik yapmamıştır. Ancak 14. Hicri yılında bazı yakınları ile birlikte camiye girdiğinde halkın Ramazan Ayının nafilesini kıldığını gördü.
    Ancak bazılarının ruku halinde, bazılarının secde halinde, bazılarının kıyam halinde, bazılarının tekbir aldığını, bazılarının kıraat ettiğini… gördü. Bu durum karşısında kendi vazifesinin bu durumu düzletmek olduğunu sandı!!! S
    onra halkı bir araya toplayarak namazı cemaat halinde kılmalarını istedi, halkta onun bu emrine uydu!!! Sonra Ömer bu hükmü tüm İslam topraklarına yazarak herkesten teravih namazını bu şekilde kılmalarını istedi!!!
    Ömer Medine halkı için biri erkeklere ötekisi kadınlara olmak üzere iki cemaat imamı kararlaştırarak onlardan cemaat halinde teravih namazını kıldırmasını istedi.” Bu konu mütavatir haddindedir.
    Yukarıda da görüldüğü gibi Ömer bu işi yaparken dağınıklığı önlemek için bu işi yaptığını ve bu iş için Allah Resulünün söz veya fiiline istinat etmediği açıkça görülmektedir.
    a) Şia Mezhebinin Bu Konudaki Görüşü
    Teravih namazının en önemli konusu onun cemaatle kılınıp kılınmaması konusudur. Şia açısından Ramazan Ayının sünnet namazlarının furada, yani ferdi olarak cemaat dışında kılınmasıdır. Onun cemaatle kılınması Şia açısından haram ve bidattir.
    Şeyh Tusi konu hakkında şöyle yazmıştır: “Ramazan Ayının nafilesi furada olarak kılınmalıdır, onun cemaatle kılınması bidattir.” Şehid-i Evvel ise şöyle yazmıştır: “Bizim yanımızda Teravih namazını cemaatle kılmak bidat ve haramdır.”
    Elbette Şia fakihlerinin yanı sıra Malik, Ebu Yusuf ve bazı Şafii alimleri teravih namazının ferdi olarak evde kılınmasının efdal ve faziletli olduğunu söylemişlerdir.
    Ancak ehli sünnetin ekseriyeti bu namazın cemaatle kılınmasını caiz, hatta müstahap bilmektedirler!!! Hanefi mezhebi, teravih namazının cemaatle kılınmasını kifayi sünnet olarak bilmiştir!
    b) Şia Mezhebinin Delili
    Şia fakihlerinin dayandığı hadisler iki kısımdır. Birinci kısım rivayetler, müstahap ve sünnet namazların cemaatle kılınmasını yasaklayan hadisler.
    İkinci kısım rivayetler ise teravih namazının cemaatle kılınmasının caiz olmadığına dair naklolunan hadisler. Ayrıca ehli sünnetin önemli kitaplarında bu konu hakkında deliller yer almaktadır.
    1) Müstehap Namazların Cemaatle Kılınmasının Caiz Olmadığına Dair Deliller
    Şia açısından sünnet namazlar ferdi olarak kılınmalı ve eğer cemaat halinde kılınırsa namaz batıl olur. Bu konuda iki istisna vardır birincisi yağmur namazı ikincisi ise bayram namazı. (bayram namazı imam mehdi’nin zuhuruyla birlikte farz olacaktır.)
    İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Müstahap namazlar cemaat halinde kılınamaz, zira bu bidattir ve her bidat insanın sapmasına ve her sapma insanın cehennem ateşine düşmesine sebep olur.”
    2) Teravih Namazının Cemaatle Kılınmasının Caiz Olmadığı
    Teravih namazının cemaatle kılınmasının bidat olduğuna dair bir çok hadis vardır. Bu rivayetlerin sayısı o kadar fazladır ki tevatür haddine varmıştır.
    Sahibi Cevahir şöyle yazmıştır: “Teravih namazı peygamberimizin zamanında olmasına rağmen Şia açısından onun cemaatle kılınması bidattir.
    Çünkü cemaatle kılınması peygamberimizden sonra olmuştur. Zira teşri hakkı (kanun koyma hakkı) sadece Allah’a mahsustur ve onun açıklayıcısı ise peygamberdir ve hiç kimse Allah’ın hükümlerinde tasarruf etme hakkına sahip değildir.
    Muhammed b. Ali b. Hasan, Zurare, Muhammed b. Müslim ve Fudayl’dan şöyle rivayet etmiştir: Ebu Cafer Muhammed Bakır ve Ebu Abdullah Sadık’tan (a.s) Ramazan Ayının nafile namazlarının cemaatle kılınıp kılınmadığını sorduk. İmam (a.s) şöyle buyurdu:
    “Resulullah yatsı namazını kıldıktan sonra evine gitti ve gecenin sonunda camiye dönerek namaz kıldı… Ramazan Ayında namaz kılmak için camiye geldiğinde halk peşi sıra safa girerek namaz kılmak istedi. Resulullah onlardan kaçarak evine gitti ve üç gün kimseye gözükmedi.
    Üçüncü gün minbere çıkarak Allah’a hamdı senalar ettikten sonra şöyle buyurdu: “Ey insanlar Ramazan Ayında geceleri kılınan nafile namazlarını cemaatle kılmak bidattir… Asla geceleri Ramazan ayının nafilesini kılmak için toplanmayın…
    Bu bir günahtır. Tüm bidatler delâlet ve sapıklıktır ve her delâletin yolu ateştir. Sonra aşağı inerek şöyle buyurdu: “Az sünnet çok bidatten daha hayırlıdır.”
    Bu hadisten Resulü Ekrem’in ilk önce teravih namazının cemaatle kılınmasına muhalefet ettiği ve ameli olarak göstermenin yetersiz olduğunu görünce sözlü olarak uyarıya geçtiği ve bu işin günah olduğunu söyleyerek açıkça “isyan” tabirini kullanmıştır.
    Allah Resulünün ardından Müminlerin Emiri Hz. Ali de İslam toplumundaki bu bidate muhalefet etmiş, ancak o asrın insanlarının çoğunluğunun itirazına maruz kalmıştır.
    Musaddak b. Sadaka, Ebu Abdullah’tan Ramazan Ayında camide namaz kılmanın hükmünü sorduğunu İmam’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
    “Müminlerin Emiri Küfe’ye yerleştiğinde oğlu imam Hasan’a insanlara Ramazan Ayının namazının cemaatle kılmanın bidat olduğunu söylemesini emretti. İmam Hasan bu işi yaptığında halk İmam Hasan’a itiraz ederek üzerine yürüyerek bağırmaya başladılar!…
    Hz. Ali (a.s) başka bir rivayette onların bu itirazlarına karşı gelmemesini ordusu arasında çıkabilecek ihtilaftan çekindiği yönündedir.
    Başka bir rivayette İmam Rıza (a.s) açık bir şekilde teravih namazının cemaatle kılınmasını yasaklamış ve şöyle buyurmuştur: “Teravih Namazını cemaatle kılmak caiz değildir.”
    Üçüncü kısım rivayetler de müstahap namazların evde kılınması tekitle vurgulanmıştır.
    Ehli sünnetin muteber hadis kitaplarında teravih namazlarının cemaatle kılınmasının caiz olmadığına dair hadisler yer almıştır. Onlardan bir kaçına değineceğiz:
    Zeyd ibni Sabit, Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “… Ey insanlar! Namazlarınızı evlerinizde kılın. Hiç şüphesiz erkeklerin en üstün namazı yazılmayan (farz namazlar dışında) namazlar dışında evlerinde kıldıkları namazlardır.
    Bu hadisten anlaşılan resulullah’ın insanları evlerinde namaz kılmaya emrettiği ve onlara farz namazlar dışında namazlarını evlerinde kılmalarını teşvik etmekteydi. Ancak buna rağmen bir çok insan bu emre önem vermemiştir!!! Ehli sünnetin büyük alimlerinden Suyuti bu hadisin açıklaması hakkında şunları yazmıştır:
    Bu hadis Ramazan Ayındaki namaz hakkında nakledilmiştir. Ramazan Ayının namazını evde kılmak camide kılmaktan daha hayırlıdır…
    Ehli Sünnet Mezhebinin Delili
    Ehli sünnet, teravih namazının cemaatle kılınmasının caiz olduğuna iki delil getirmektedir. Birincisi sahih olmayan ve Buhari ve Müslim’in kabul etmediği bir hadiste Resulullah’ın cemaatle kılınmasını tavsiye ettiği rivayet. İkinci delili ise ikinci halife Ömer’in fiili!!!
    İkinci halifenin fiili
    Bir çok rivayetten ikinci halifenin teravih namazını cemaatle kılmayı emrettiği ve ondan önce böyle bir uygulamanın olmadığı ortadadır. Ömer, bu işin bidat olduğunu, ama güzel bir bidat olduğuna inanmaktaydı! İkinci halifenin kendisi bu işin bidat olduğunu itiraf etmiş,
    ancak bu bidatin güzel ve iyi olduğunu iddia etmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması için bidatin ne olduğunu ve hükmünün neleri kapsadığını anlamamız daha iyi olacaktır, o yüzden bu konuya değineceğiz.
    1. Sözlük Açısından Bidat Nedir?
    “Bidat” geçmişi ve öncesi olmayan yeni bir şeyin ortaya çıkması anlamına gelmektedir. Bu yenilik her ne konuda olursa olsun sözlük açısından bidat anlamına gelmektedir.
    2. Şia ve Sünni Ulema Açısından Bidatin Istılahı Anlamı
    Istılah açısından bidat sözlük anlamına göre daha has bir anlama sahiptir. Zira bidatin ıstılah anlamı genel olarak dinin muhtevasında yenilik getirmek anlamındadır.
    Bu yenilik getirme bazen ibadet veya alış veriş hükümlerinde bir cüzün veya şartın arttırılmasında ortaya çıkar veya dinde olmayan bir amelin dine eklenmesiyle kendisini gösterir ve bazen de dini konuların bazı bölümlerinin eksiltilmesinde görülür. Burada Sünni ve Şia ulemanın bidat hakkındaki bazı sözlerine değineceğiz:
    Seyyid Murtaza şöyle yazmaktadır: “Bidat, dine bir şeyi eklemek veya ondan dine dayandırılmadan bir şeyin eksiltilmesi anlamına gelir.” Allame Meclisi ise şöyle yazmaktadır:
    “Allah Resulünden sonra ortaya çıkmış olup, hakkında has bir nassın veya umumlarda gelmeyen şeydir.” İbni Abidin şöyle yazmaktadır:
    “Bidat, Resulullah’tan maruf olmayan hilaf şeye inanmaktır. Buda müşahede üzerine değil, bilâkis şüphe üzerine olur.” İbni Hacer Askalani şöyle yazmakta: “… Ortaya çıkmış olup da şeriatta yeri olmayan şeye dini açıdan bidat derler…”
    3. Bidatin Erkanı
    Bidatin iki ana rüknü vardır: Dini hudutlar içindeki bidat haramdır. Bu esas üzerine insanların çeşitli yaşam alanlarında ortaya çıkan yenilikler bu kaidenin dışındadır.
    Günümüzde teknolojinin gelişmesinden kaynaklanan gözle görülür biçimde olağanüstü ilerleme ve gelişmeler kaydedilmiştir. Bunların hiçbirinin bidatle uzaktan yakından bir ilişkisi yoktur.
    Elbette bazı dini kavrayamayan kişiler bu tür ilerlemelere haram ve bidat damgası vurmaktadırlar. Ancak onlar büyük bir yanlış ve hata içindedirler. Çünkü İslam dini insanların refah ve mutluluğu için olan maddi ilerlemelere muhalif değildir.
    İkinci rükün ise o yenilik hakkında şer’i has veya umum bir delilin olmamasıdır. Zira bu durumda herhangi bir yenilik söz konusu değildir, bilakis önceki konu tekrarlanmış veya tekit edilmiştir.
    4. Bidatin Hükmü
    Bir çok ayet ve hadisten Allah’ın dininde bidat çıkarmanın haram olduğu kesin ve kati bir durum olduğu anlaşılmaktadır.
    Zira Allah’ın kendisi dini hükümleri maslahat ve zararlar ölçüsüne göre düzenleyerek tanzim etmiştir ve bir çok konuda insan aklı bu hükümlerin ölçü ve miyarını kavrayamamaktadır. Bu yüzden beşer, ilahi hükümlerde kendi istek ve keyfine göre değişiklik yaparak onda oynayamaz. Burada bazı ayetlerin açıklamasında getirilen bazı hadislere ehli sünnet ve Şia gözüyle bakacağız:
    قُلْ اَرَاَيْتُمْ مَا اَنْزَلَ اللّٰهُ لَكُمْ مِنْ رِزْقٍ فَجَعَلْتُمْ مِنْهُ حَرَامًا وَحَلَالًا قُلْ اٰللّٰهُ اَذِنَ لَكُمْ اَمْ عَلَى اللّٰهِ تَفْتَرُونَ
    (Ey Peygamber! Arap müşriklerine) De ki: Allah’ın size indirdiği rızıktan bir kısmını helâl, bir kısmını da haram bulmanıza ne dersiniz? De ki: Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz? (Yunus Suresi, 59. Ayet)
    Aşağıdaki iki hadiste bu rivayetlere birer örnektir:
    رسول خدا(ص) فرمود: من غش امتی فعلیه لعنة الله و الملائکة و الناس أجمعین، قالوا یا رسول الله و ما الغش؟ قال(ص) أن یبتدع لهم بدعة فیعلموا بها
    Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Her kim benim ümmetimi aldatır ve kandırırsa Allah’ın, meleklerin ve tüm insanların laneti onun üzerine olsun!” Ashap ey Resulullah! Aldatma ve kandırma nedir? diye sorduklarında. Resulullah şöyle buyurdu: “Birinin halk için bidat çıkarması ve halkın da o bidate amel etmesidir.” [1]
    İmam Cafer Sadık (a.s) bidat ehline şöyle buyurmuştur: “Bidat ehliyle görüşmeyin, onlarla oturup kalkmayın, sonra halkın yanında onlar gibi olursunuz.”
    Sonuç
    Anlatılanlar ışığında bidatin dinden bir şeyin azaltılması veya dine bir şeyin eklenmesi anlamına geldiği net bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bidat ayet ve hadislerde şiddetle yasaklanmış ve kınanmış bir eylemdir. Bu esas üzerine “teravih namazını” cemaatle kılmak bir çeşit bidat sayılmaktadır ve Kur’an ve sünnete göre haramdır. Ve ayrıca yasaklanarak nehyedildiği için onun fesat ve batıl olduğu ortaya çıkmaktadır.
    Faydasız Çaba
    Bazı sihah şarihleri ve fakihler ikinci halifenin bidatine gerekçe bulma peşine düşmüş ve tüm bidatlerin haram olmadığını söylemişlerdir! Ve bidati de haram, farz, müstahap, mekruh ve mubah olmak üzere beş kısma ayırmışlardır!
    Askalani, İrşad-ı Sari kitabında şöyle yazmaktadır: “Bidat, beş kısımdır. Farz, müstahap, haram, mekruh ve mubah… evet Ömer’in yaptığı bidattir… Ancak Ramazan namazı (teravih) bidat değildir. Çünkü O (Allah Resulü) benden sonra Ebu Bekir’e ve Ömer’e bağlanın buyurmuştur!!! ve sahabe Ömer’le birlikte bu işi yapmışsa eğer o zaman bidat ismi ondan kaldırılır!!!”
    İbn Abidin’de bidati beş kısma ayırmıştır. Açıklamayı ise “her kim bidat ehli olursa kafir değildir” başlığı altında yapmıştır.
    Birinci Cevap
    Bir taksimin sahih olmasının şartlarından biri maksamın bir anlamda tüm kısımlara uygulanabilir olmasıdır. Zira maksam, çeşitli fert ve mısdaklara bir anlamda ıtlak olunan genel bir emirdir. Halbuki bu taksimde bidat, beş şer’i hükme lügat ve ıstılah anlamlarında karıştırılmıştır.
    “Bidat” beş şer’i hükme; geçmişi ve öncesi olmayan yeni bir şeyin ortaya çıkması anlamında taksim edilir (lügat anlamı açısından) ancak bidat ıstılah açısından dini emirlerin eksiltilmesi veya arttırılması anlamındadır. Ayıplanılacak bir şeydir ve haram dışında bir başka hükmü bulunmamaktadır.
    Çünkü bidat ıstılah ve terimsel olarak Allah’a ve peygamberine yalan isnat etmek anlamındadır ve günahı kebireden (büyük günah) sayılmaktadır.
    Şatibi gibi bazı ehli sünnet fakihleri bidatin beş şer’i hükme taksim edilmesine muhalefet etmiş ve kabul etmemiştir.
    Buna ilave olarak bidat hakkındaki nebevi hadis, umumi ve mutlaktır. Umumi ve genelliği her türlü tahsis ve kayıta engeldir.
    Cabir, Resulullah’ın bir hutbe okuyarak şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “… Tüm bidatler delalettir.” [2]
    Hanbeli mezhebinin büyüklerinden İbn Receb Hanbeli, Resulullah’ın “Tüm bidatler delalettir.” cümlesinin tüm bidat kısımlarını kapsadığını ve bu konu hakkında istisna bulunmadığını söylemiştir.
    İkinci Cevap
    Bidatin haram olduğu ve ibadeti batıl ettiği konusu sorulması gereken bir noktadır. Eğer teravih namazını cemaatle kılmak iyiydi ise neden Allah ve peygamberi onu açıklamamıştır? Bu konu iki hal dışında değildir: Ya teravih namazını cemaatle kılmak iyi ve maslahat gereğiydi, ancak neuzibillah (Allah’a sığınırız) Allah ve peygamberi bunu açıklamamış ve hataya düşmüşlerdir!
    (ancak Ömer, Allah ve resulünden daha iyi bilerek onu cemaatleştirmiştir) veya cemaatle kılmak iyi ve maslahat gereği olmadığı için ve hatta bazen ümmetin sıkıntı ve zorluğa düşmesine sebep olduğu için (yani maslahat olmadığı ve ümmetin sıkıntıya düşmemesi için) bunu teşri etmemiş ve emir buyurmamıştır. Bu durumda da teravih namazını cemaat halinde kılmanın teşrii edilmemiş olması maslahat gereğidir.
    Üçüncü Cevap
    müstahapların aslı gizlilik ve kimsenin bilmemesi üzerine, farzların aslı ise aleni ve açık olması üzerine kurulmuştur. Zira müstahapların yerine getirilmesi nefsin kemalinden kaynaklandığından ihlas için en azından insanların gözünden uzak bir yerde yapılması icap eder. Müstahap namazları cemaatle kılmak da ihlasın korunması ve hıfzedilmesiyle çelişmektedir.
    Dördüncü Cevap
    Ömer’in teravih namazını cemaatle kıldırma girişimi bazı sahabelerin tutumuyla da çelişmektedir. Hz. Ali (a.s), Abdullah ibn Ömer, imam Hasan ve bazı sahabelerde teravih namazını cemaatle kılmıyorlardı.
    Beşinci Cevap
    Ömer’in teravih namazını cemaatle kılma emrini vermesi kendisiyle de çelişmektedir. Şöyle ki Ömer genel olarak müstahap namazların evlerde kılınmasını söylemiştir. Örnek olarak şu rivayet: Muaviye bin Kurra, şöyle rivayet etmiştir: Ömer’e namazların evde mi yoksa camide mi kılınmasının hükmü soruldu. Ömer dedi ki: Resulullah buyurmuştur ki “Farz namazları camide, müstahap namazları da evde kılın.” [3]
    ABNA.İR

    ________________________________________
    [1] – İbni Esir, Camiu’l Usul, c. 9, s. 566; Kenzu’l Ummal, c. 1, s. 221.
    [2] – Ahmet bin Hanbel, Müsned-i ahmed, c. 3, s. 310.
    [3] – Kenzu’l Ummal, c. 8, 7. Bab salatu’l nakl, s. 384.