1- Genel açıklamalar
1- Dua çağrı demektir. Çağrılan Allah’dır. Yardıma, imdada çağrılır. Çağı-ran; Allah’ın yarattığı ve yaratıcısına baş-vurma bilinci verdiği insandir.
2- Allah; Mutlak varlıkdır. Varlığını inkâr etmeye imkân yoktur. Varlığı; var olmak için başkasına ihtiyacı olmayan yegâne varlıktır. Insan kendi varlığını inkâr ede-mez. Böyle olunca Varlığı, dolayısı ile Allah-‘ı inkâr edemez.
3-  Allah mutlak, sonsuz ve sınırsız nûr sonsuz ve sınırsız iyidir.
4-  “Kötü”, “iyi”nin karşısında eşdeğer bir ikinci “ilke” değildir. “Kötü”nün kay-nağı Allah değildir. Şu halde “kötü”nün kaynağı Allah olmadığına göre, bir de Kötülük Tanrısı mi vardir? Hayır, aslâ böyle değildir! Şu halde “kötü” Allah’ın bazı yarattıklarına irade serbestisi, seçme yeteneği vermesinden, on-larm da Allah’a yönelmeyip başkalarını da
ayartmaya çalışmalarından, ayrıca, güçleri ölçüsünde başkalarına zarar vermelerinden doğmaktadır.
5- Şu halde Allah niçin şerrin, kötünün de kaynağı olabilen bu seçme yeteneğini, irade serbestîsini insana vermiştir? Vermese idi, insan kötüyü seçmez ve dolayısı ile “kötü” de var olmazdı. Nitekim “melekler”e bu ye-teneği vermemiştir, melekler de O’nu sever, O’na hamdederler, O’nun verdiği görevleri yaparlar. Fakat Allah meleklerden başka bir de meleklerle eş olmasa bile benzer yapida olan, “cinn”leri yaratmış, onlara da irade ser-bestîsi vermiş, “cinn”denen varlıkların reisi olan İblis ve ona bağlı olan “cinn”ler de melekler ile birlikte Allah’a yönelmeyi seçmiş-lerdir.
Ancak, Allah, yarattığı Kâinat’daki Arz” üzerinde yer verdiği “beşer”e, Adem öncesi insan nesline bir örnek insan göndererek onlarda ahlâkî bilinci uyandırmayı ve onla-
ra Yeryüzü’nde “Allah’ın halîfesi” olma gö-revini vermeyi murad edince, Iblis; “Allah’m halîfesi” olarak yaratılan Adem’e itaat et-meyi, O’na yardımcı olmayı kabul etmedi ve bu yiizden Allah’m yakınlığından yoksun kaldi.
Bu sebeple Adem’e ve insan cinsine kin duyarak onlan ayartmaya ve kendisi gibi, Allah’m yakınlığından onları da yoksun kılmak için uğraşmaya ahd etti. Böylece; bu ayartmalara kapılmayarak Allah’ı se-venlerin değeri ve Allah katmda sevgileri büsbütün çoğaldı. “Kötü”-nün temsilcisinin varlığı bile, Sevgi Nuru’nun temsilcileri olan Allah elçilerini izleyip Iblis’in yolunu izle-meyenler için bir “hayir vesilesi” oldu. “Cinn” cinsinden mahlûkların tümü de Ib-lis’e tabi olmayı sürdürmediler. Bir kismi da Allah’m çağırdığı yola girdiler. Allah’a iman yamnda “Allah’m halifesi”ni de sevdi-ler.
6- Iblis; henüz Yeryüzü’ne gönderilme-miş olan Âdem’i ve eşini “günah” yolunda ayartmış değildir. Daha açık bir deyişle: Adem’in günahı; bizim düzeyimizde bir gü-nah olmadığı gibi, hele “büyük günah” hiç değildir. Sadece; kendisine eş olarak yara-tılan ve helâl kılınan Havvâ ile, Yeryüzü’ne gönderilmeden önce cinsî ilişkiye girme ey-lemidir.1 Günah değil, mübah olan bir ey-lemdir, ne var ki sabretme konusunda Al-lah’ın emrine uyulmamıştır.
7-Âdem bu eyieminden dolayi büyük bir nedamet duymuş, fakat Allah O’nun töv-besini kabul etmiştir. Bugün kullandığımız takvim ile, Milâtdan önce 5594 yılının yak-laşık olarak Ekim ayı başlarında Yeryüzü’-ne gönderilen Âdem, indiği Arafat tepesi-nin yakınındaki Mekke vadisinde, medeni-
1- Kur’ân-ı Kerim’de, yasaklanan şeyin ne oldu-ğu net olarak belirtilmemiştir. Tefsirciler arasında da farklı görüşler söz konusudur. (Yayıncı)
yet ve tarihi başlatmış, kendisine uyan in-sanlarda ahlâk bilincini uyandırmış, Âdem-‘in kızları ve oğulları bu insanların oğulları ve kızları ile evlenerek, Âdem, kendisinden sonraki insan neslinin atası olmuştur.
8- Âdem’den 1000 yıl sonra insanlık tek gerçek Tanrı (Ilâh) olan Allah’ın yanında bazı bâtıl ilâhlara tapmaya başlayarak Al-lah’ın yolundan çıkmışlar, Tufan ile ceza-landırılmışlardır.
9-  Ibrahim Peygamber’e kadar tek ger-çek dînin özel bir adı yoktur. Milât-dan ön-ceki 15. yüzyılda Ibrahim Peygamber tek gerçek dîne “Islam” adını verdi. Ibrahim Peygamber’in “insanlık önderi” kılınma-smdan sonra oğulları Is-hak ve Ismail so-yundan da nice elçiler geldi. Ibrahim Peygamber, sevgisi ile sınandığı büyük oğlu Ismail ile birlikte, Tufan’da harap olmuş ilk gerçek din mabedi Kabe’yi yeniden inşa et-ti. Milâtdan önce 1300-1230 yillannda
Musa Peygamber, bin yılı geçen bir sure sonra gelen Isa Mesih; tek gerçek dinin yü-ce pey-gamberlerindendir.
10-  Nihayet; M.S. 569 yilinm 24 Mayis gecesi; son Peygamber Muhammed (s.a.) dünyaya geldi. Son Peygamber olduğu için de O’nun tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerîm artık bozulamayacak, sadece yorumu konusun-da insanların aklı çelinebilecektir.
11-  İşte “dua” konusundaki temel kay-nağımız Son İlâhî Kitap’tır. Kur’an-ı Kerîm’-dir. Başkalarının yanılmasına ve sürçmesi-ne vesile olmayip, tarn aksîne, bu Ilâhî Ki-tap’taki ilâhîsevgi yolunda insan sevgisi ile yardımlaşma ve öğütleşme buyruğunun kapsamına girmeyi Al-lah’dan niyaz ede-rim.
2- ALLAH DUA ETMEMİZİ İSTİYOR MU?

NASIL DUA EDİLİR?
1-Yaradılış bir sevgi tecellîsidir.
En güzel isimlerin sahibi olan Allah; Vedûd’dur. Sonsuz ve sınırsız sevgi kayna-ğıdır. “Seven ve Sevilen”dir. Sevgi yönünde yolculuğa çıkmak, gitgide Allah’a daha ya-kınlaşmak yerine, bencil hırslarına esir ol-mak ve Allah’i da bazı “sihirli formüller” okuyarak ihtiraslanmizm gerçekleşmesine yardımcı kılacağını sanmak, başlıbaşına bir şeytan aldatmasıdır. Allah’m bizden is-tediği ilk şey; “eylem” değil “O’nu sev-mek”tir. Bu sevgiye erişemedi isek “ey-lem”lerimizde de hayir olmaz veya çok az olur. Duayı, bazı bazı büyülü formüllerle
mekanik olarak isteğimizi elde etme yolu olarak aslâ anlamamalıyız.
Ilâhî sevgiye kavuşamadı isek kavuşa-bilmemiz, kavuştu isek bu sevgiyi koruya-bilmemiz için, Yeryüzü’nde Ilâhî sevginin yansıdığı odak olarak yaratılan “Rahmeten IN- Âlemîn” olan Resûl-i Ekrem’i (s.a.) ve Ehl-i Beyt’ini sevmemiz, onlarm sevgi dairesine girebilmemiz gerekir. Allah, her ân, Resul-i Ekrem’i (s.a.), melekler vâsıtası ile, çok güçlü sevgi akımını gönderir. Bu akima “salât” denir. Resûl-i Ekrem de bu “salâf’ı kendisini ve Allah’ı sevenlerin dahil olduğu sevgi dairesine yaydiktan sonra, tekrar Resul-i Ekrem’in kutlu kalbine dönen bu sevgi akimini Allah’a gönderir. Insanlarin Allah’a sevgisinin başlıca ifadesi “namaz” anla-mında “salâf’dır. Bu da geniş anlamda “dua” kapsamına girse dahî, dar anlamda “dua” demek değildir. Gerektiği gibi yerine getirilirse; insani “yoga”, “ki-kong”, “reiki”
vs.den müstagnî kılan, bunlara ihtiyaç bı-rakmayan bir ibadetdir. Mü’minin mi’racıdır.
Sevgisiz zâlimler tarafından riya için kı-limrsa, “vay hâline o namaz kılanların!” âyeti kapsamına giren çok acı bir durum söz ko-nusudur.
2- Iblis ve ona aldananlar, insamn iç ale-mi nde şu vesveseyi de doğurarak, Allah’ı çağırmadan alıkoymak isterler: Allah’dan bir şey istemek, küstahlıktır. Allah her şeyi takdir etmiştir. Kader dua ile değişmez. Yazılan bozulmaz. Şu halde duâ, Allah’m gazabına maruz kalmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. Allah bu dualan dinlemez bile!
Oysa bunun bir Şeytan vesvesesi oldu-ğunu bilmemiz ve şöyle düşünmemiz ge-rekir: Allah dua etmemizi istiyor, dua et-memizden hoşnut oluyor. Allah’dan başka-smdan, ona mutlak ve bağımsız bir kudret atfederek bir şey istemek doğru değildir,
yoksa Allah’dan istemeyeceğiz de kimden isteyeceğiz?
3- Dualanmizda meşru olmayan, ahlâkî olmayan bir şey istememeliyiz. Meselâ “hased” hissi Me bir başkasının bir ni’metden mahrum kalmasim istemek, in-sanı sevgi yolunda tekâmûlden alıkoyan eylemlerdendir.
4-   Allah’dan genel olarak diinya ve â hi ret güzelliği değil de belirli bir şey isti-yorsak, sonunda “Hayirh olam sen bilirsin Rabbim! Sana tevekkiil ettim!” demeliyiz. Bu seviyeye gelebilmiş isek, isteğimiz ger-çekleşmediğinde “demek ki hayırlısı bu değilmiş” inancı ile, huzurumuzu bozmayiz Allah’dan belirli bir şey, meselâ “hayırlı bir kismet” değil de “belirli bir kimse ile evli-lik” istenmesinin doğru olmadığını söyle-miyorum. Ne var ki bu gibi istekler “Allah-‘ım! Benim için hayırlı olam Sen bilirsin, Bazı şeyler bana hayir gibi görünse de ger-
çekte kötü olabilir. Bu sebeple sana tevek-kül ettim, hayırlı ise bu isteğimi bana ver, değilse bu tutkudan kurtulmamda bana yardımcı ol, bana hayırlısmı ver!” diye ifade edilmelidir.
Bu şekilde istenmediği takdirde Dünya irade serbestîsi ve imtihan âlemi olduğu için; insan kendisi için hayırlı olmayan bir şeyi de isteğine uygun olarak elde edebilir. Ne var ki daha sonra da elde ettiği şeyden kurtulmak için dua etmek zorunda kalabi-lir. Sonsuz ve sınırsız Iyilik ve Güzellik, son-suz ve sınırsız Sevgi, Kudret ve Hikmet Sa-hibi olan Rabbimize tevekkül edelim, hak-kımızda hayırlı olanı O’ndan isteyelim.
5) Kader inancını; yine şeytan vesvese-sine kapılarak; dua etmemizi engelleyen bir “determinizim” hâline getirmeyelim. Allah’dan “kötülük” sadır olmaz. Bu aklen imkânsızdır, muhaldir. Fakat Allah sonsuz kudreti, rahmeti, inayeti ve lütfu Me, her an
duamızı kabul eder. “Yazılmış olanı artık ben de bozamam” demez.
6- Allah’a saf bir sevgi ve güvenle bağ-lanahm. Dua, Allah’m varlığını sınama ara-cı değildir. Allah’m varlığı aklî bir apaçıklık-tır. Şeytanî vesveselerin, iç âlemimize bu-laşan bu “virüs”lerin etkisinden kurtulmak için dua edebiliriz ve etmeliyiz de! Kur’an-i Kerim’in son sûresi olan Nâs Suresi’ni oku-yunuz.
7-  Dua edebilmek ve sonuç alabilmek için dar anlamda “İslânV’a, diğer bir deyişle Son Peygamber’ e (s.a.) îman etmek şart mıdır?
Buna biraz aynntih bir cevap vermemiz gerekiyor: Dar anlamda Muslim (Müslü-man) olmayan insanlar ikiye aynhrlar: Bir kısmı “kaasir”, bir kısmı “mukassir”dir. Kaasir olanlar, Resûl-i Ekrem’e iman için yeterli imkânlara sahip olmayanlardir. Bunlar; Allah’a, önceki Hak Peygamberden
birisine sevgi ve inanç ile bağlananlar, Ahiret’e de îman edenler ve Dünya hayatmi iyi niyetli ve iyi eylemlerle geçirenler, baş-kalarına zulmetmeyenler, ellerinden gelen iyiliği esirgemeyeceklerdir. Bunlar Tann katında mükâfatlarını alacaklardır.
“Mukassir”ler, Dünya hayatında Ilâhî sevgi yoluna girmemiş benliklerine, “nefs”lerine çekici görünen nesneleri put-laştıran ve bu sebeple Son Peygamber’i (s.a.) kabul edecek imkanlara sahip olduk-lan halde O’nu veya Son Peygamber olu-şunu reddeden kimselerdir. Bunlar da Âhiret hayatında “cehennem” adı verilen arinma ve manevî tedavî merkezinden ge-çeceklerdir.
8- Duânın muhatabı Allah’dır. Fakat dua eden; Allah’m Yeryüzü’nde sevgi odağı kıl-dığı Resûl-i Ekrem’i (s.a.); O’nun Ehl-i Bey-ti’ni, bu sevgi dairesinin merkezinde yer alan sevgi odağı çevresindeki diğer Allah
elçilerini sevmiyorsa, onları incitecek söz-ler söylüyorsa, kin dairesinden gelen bir istek, sevgi akımı dairesine aktanlamaz ve bu istek Allah’a ulaşmaz. Meğer ki bu dai-reye dahil kimselerden hiç değilse birisi sevilsin ve diğerlerini sevmeyen; “mukassir” değil “kaasir” durumunda ol-sun. Böylece; Ehl-i Beyt’i sevmeyen bir “Müslüman”ın duası kabul edilmez iken; Isa Mesih’i ve Meryem’i gönülden seven ve son Peygamber ve Ehl-i Beyt’i açısından “kaasir” durumunda olan bir Hiristiyamn duasi kabul edilebilir.
9- Allah’dan Dünya ve Ahiret iyiligini ve güzelliğini dilemek, sadece izin verilen bir şey olmakla kalmayıp aynı zamanda en değerli, Allah katinda en makbul bir iba-dettir de! Allah; kendisine dua edilmesini ister. O’na dua eden O’na îman ediyor, 0′-na giiveniyor demektir. Yukanda da söyle-diğimiz gibi, “dua etmek yararsızdır, kade-
rimiz belirlenmiştir” demek doğru değildir. Ehl-i Beyt İmamları’ndan altıncısı Jmâm-ı Sâdık: bu sözün doğru olmadığını söyle-miş, “İste ki verilsin!” buyurmuştur, “çalı-nan kapı açılır.” demiştir.1
Incil’de Hazret-i İsa Mesih de aynı tavsi-yeyi yapmaktadır. Jmâm-ı Sâdık; dua ile, takdir edilmiş olanın değişeceğini de buyu-rur.2
10- Dua ettikten sonra, isteğimizi derhal elde edemediğimiz için şüphe ve ümitsizli-ğe kapılmamız doğru olmaz. Allah’a te-vekkül etmeli, duaya devam etmeli ve Allah’a güvenerek beklemeliyiz. Gecikme-sinde hayır olan istekler de vardır.
11- Duanın tek başına veya başkalarına ilân edilmeden yapılması daha iyidir. Toplu halde yapılan dualarda da gösterişe kaç-
1- Güzîde-i Kâfî, c.l, s.302, N.447. 2-Aynı kaynak, s.304, N.451-454
maksızın, saygı ve sevgi Me, tek başına dua ediyor gibi dua etmeli, diğer katılanlar da “Âmin!” demelidir. Duadan once sadaka verilmesi, insanın güzel koku sürerek ma-neviyâtını düzeltmesi, bu imkân bulunduk-ça, daha iyidir.
12- Isteğini Rabbine söylemeden önce; insamn Rabbi’ne hamdetmesi, O’nun ulu adi olan Allah adını ve diğer güzel adlarmi zikretmesi, Son Peygamber ve Ehl-i Beyt’e selâm ve sevgilerini göndermesi, Resûl-i Ekrem’e “Allahumme salli alâ Muhammed ve alâ Âlihi” demesi de daha iyidir. Daha sonra da Allah’dan bağışlanma ve rahmeti di-lenmeli, sonra istenen şey açıklanmalı, yi-ne hamd ile duâ bitirilmelidir.
Anî bir tehlike durumunda dudaklardan dökülen çağrı feryadları dışında, eller göğe açılarak huzurlu bir ortamda yapilan bütün dualarda “Rahmeten lil-âlemîn” olan, “Alemlere Rahmet” olarak gönderilen ve
bu vasfi daimî olan Son Peygamber’e, kızı Fâtıma’ya, Emîr-ul- Mü’minîn AM ve Ehl-i Beyt imamlari’na kısaca; ÂI-İ Muhammed’e (s.a.) “salavât” terk edilmemelidir. Kasden terk edilirse bu dualar makbul olmaz.1
Bir Müslüman, Son Peygamber’i ve Ehl-i Beyt’ini sevmedikçe gerçek mü’min ola-maz ve kaasir durumda değilse bu sevgi-sizlikten sorumlu olur. Kur’an-ı Kerîm; “ni’metlerden sorulacağımızı” belirtir. Bu ni’metlerin birincisi, Fatiha Suresi’ndeki “en’amte aleyhim”in birincisi ve dolayisi ile bizzat en büyük ni’met ve âlemlere rahmet olan Resul-i Ekrem’dir (s.a.). Allah ile karşı-lıklı sevgi ilişkisine girebilmek için Resûl-i Ekrem’i (s.a.), Ehl-i Beyt’i, önceki tertemiz Tanrı elçilerini sevmek gerekir.
Ehl-i Beyt Imamlan’ndan birisini, meselâ “Büyük Kurban” olan imam Huseyn’i se-
1- Güzîde-i Kâfî, s.315, N.472
vebilen, sevgisi lâfda kalmıyor-sa, bütün peygamberleri, Resûli Ekrem’i (s.a.) bütün Ehl-i Beyt Jmamlan’m sever. Sevgisinin bengisu kaynağına ulaşır, insanları, hay-vanları, canlıları da sever.
13- Ânî bir tehlike durumu hâriç, dua etmeye başlarken önce Allah’a hamd edilmesi ve güzel isimlerinin zikredilmesi, -meselâ Kur’an-ı Kerîm’in Hazret-i Yunus’dan naklettiği duada olduğu gibi; “Va Allah! Yâ Erhamerrâhimîn! Lâ ilâhe ilia Ente, Subhaneke” denmesinin uygun ola-cağını söylemiştim.
Duadan önce, Fatiha, Âyet-ul-Kürsî,1 İh-lâs Sûresi, şeytanî etkilerden, aklî ve ruhî huzursuzluklardan kurtulmak isteniyorsa son iki sure olan Felak ve Nas surelerinin, Haşr Suresi’nin son âyetlerinin2 okunması
1- Bakara Suresi, 2/255
2- 59/20-24
da uygundur.
14- Kur’an-ı Kerim’in duaya ilişkin âyetlerini burada zikredelim ve daha sonra bazi kısa, öğrenilmesi ve hatırlanması kolay olan dualan nakledelim:
a) Önce de belirttiğimiz gibi: Fâtiha Su-resi esasen Islâm’ın temel duasıdır. Kur’an-i Kerim bu sure ile başlar. Kur’a-n-ı Kerîm dualarını daha sonra nakledeceğiz. Burada naklettiğimiz âyet meâlleri; duaya ilişkin-dir.
b)  “Rabbiniz buyurdu ki: Beni çağırın, bana dua edin ki size cevap vereyim, duam-zi yamtlayayim.”1
c)  “Kullanm benden sorarlarsa: Ben şüp-hesiz yakimm, Kaıîbim! Çağıranın çağrısını (duasını) yanıtlanm. Onlar da benim çağrıma uysunlar ve bana inansinlar, iman etsinler ki (iyiye, doğruya) erişmiş, yolu bulmuş olsun-
1- 40/60
Bu âyete dikkat edilmelidir: Allah’m ya-nitim duymak, gönüllerinde bulmak, duala-rimn kabul edildiğini görmek isteyenler, iç âlemlerini “kötü”den korumaya ve îman ve ahlâkı yaşamaya önem vermelidirler. Allah’m; Yaratıcı’mn insana yakınlığı; 50. Su-renin 16. âyetinde de belirtilir: “Biz ona şahdamarından daha yakınız!”
Duada; isteğini söylemeden önce, “Ey bana yakın olan, çağrımı cevaplandıraca-ğını vaad eden Rahman, Rahîm, Ve-dûd Rabbim, Allah’ım! Senden başka Tanrı yok-tur, sen her şeye kaadirsin. Resulün ve Habîbin Muhammed’e ve Ehl-i Beyt’ine, âline salât ve selâın olsun.” gibi bir baş-langıç yapılması uygun olur.
d) “Yoksa darda kalıp bunalana; çağırdığın-da yanıtlayan ve kötülüğü gideren.. mi hayır-
1- 2/186
11?”1 (Allah yerine başkalarını çağırmanın yararsızlığı belirtiliyor.)
Bu âyet; duada isteğimizi söylemeden önce okunabilir ve kendi gönlümüzü duâ-nın yanıtına hazır hale getirmek için tekrar-lanabilir:
“Em-men yucîb’ul-muztarra izâ deâhu ve yekşifus-su?
Bu âyet-i kerîme; eller göğe açılarak, Rahman ve diğer güzel isimleri Me Allah çağırıldıktan (dua edildikten) sonra, duanın devamında, istenen şey açıklanmadan once okunmalıdır.
15-  “Salât” namaz anlamında kullanıl-dığında; belli şekli vardır ve burada değin-meyeceğimiz gerekçeler ile namaz Arapça ibareleri ile kılınmalıdır.
16-  Buna karşılık; duâ bütün dillerde olabilir. Belli bir şekli de yoktur. Sonradan
1- 27/62
bu kitapçığı genişleterek uzun “münacat ve dualar” koyabiliriz. Ne var ki bu kitap-çıktaki amacımız; dua kitaplarında bulabi-leceğiniz duaları ve Kur’an-ı Kerim’deki su-releri burada nakletmek değildir. Duanın önemine ve Allah Me dua ilişkisi kurup -vahiy değil!- duamıza yanıt almanın müm-kün olduğuna dikkati çekmek ve insanları dua etmeye çağır-maktır. “Ben duâ etmeye lâyık değilim! Allah benim duamı nasıl olsa kabul etmez!” demek de, “Allah Me şahsi ilişki kurulamaz, Allah sadece Yaratıcıdır, kurduğu mekanizmanın işleyişine sonra-dan bu anlamda karışmaz” demek de şey-tanî vesvesedir. Allah Kur’an-ı Kerîm’de bi-ze buyuruyor ki:
“Ey kendi kendilerine taşkın ve kötü dav-ranışları ile zarar veren kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Şüphesiz Allah bütün günahları örter ve o Gafûrdur,
Rahîmdir.”1
İşte ünlü “bâz â! Bâz â!” (Dön! Yine gel!) Rubaîsinin ilhamı bu âyetdendir.
Günahın yükünü ve karanlığını hisse-denler duadan vazgeçmeyip önce tövbe etmeli, Allah’dan bağışlanma dilemeli, gü-nahlarının başkasına zarar veren sonuçla-rını elinden geldiğince gidermeye ve günahda ısrar etmemeye ahd etmeli, fakat duayı aslâ bırakmamalıdır.
17- En büyük günah; Resûl-i Ekrem’in (s.a.) gönlünü inciten günahdır. Bir mazlû-mun âhını almak bu gibi günahlardandır. Resûl-i Ekrem’i (s.a.), Ehl-i Beyt ve önceki peygamberlere, Meryem’e say-gısızlık, Al-lah’ın seçkin ve sevgili kullarına dil uzatma da böyledir. Bu gibi kim-selerin duası, töv-be etmedikçe gönülden, içten nedamet ge-tirmedikçe Allah’a yü-celmez.
1- Zümer, 39/53
18- Resûl-i Ekrem (s.a.) ve Ehl-i Beyt sevgisi, önceki peygamberlerin sevgisi, en büyük mutluluk vesîlesidir. Bu sevgi olma-dıkça, dualarımıza gelen yanıtı du-yamayız veyâ -Allah saklasın!- gazab yanıtını duya-rız. Resûl-i Ekrem’i (s.a.) ve Ehl-i Beyt’i sevmedikçe, takındığımız “Muslim, mü’min, alevî vs.” gibi isimler havada kalır ve bize hiçbir yararı olmaz. Meğer ki insan önceki peygamberlerden birisini sevmekte olsun, ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.) karşısında da “kaasır” durumda olsun! Bu gibilerin duası makbul olabilir, ne var ki mutluluğun en yüce mertebesine ancak Resûl-i Ekrem (s.a.) sevgisi ile erişilebilir.1 Resûl-i Ekrem’in (s.a.) ve O’nun sevgi dairesine dâhil di-ğer Sevgililer’in gönlüne girmedikçe, Yara-tıcı ile Sevgi ilişkisi kurulamaz. Fakat Allah-
1- Kur’an-ı Kerîm’den: Bakara 2/62, Şûra 42/23, Bakara 2/165, Ahzâb 33/6, Ahzâb 33/56. ayetlerini okuyunuz.
‘in Rahmeten-lil-Âlemîn olması dolayısı Me, bu Sevgililerin gönlü incin-memiş ise, dun-yew istek dualarından meşru olanları ka-bul edilebilir.
19- Bu kitapçık dışında; daha uzun mii-nâcât ve dua kitaplarına başvurmak iste-diğinizde, bu kitaplara dikkat edin: Iç âle-minize şeytanî vesvese ve kasvet bulaştı-racak olan kitaplan, büyü öğreten, garip cin isimleri ve şekiller ihtivâ eden kitapları sakm almaym! Esasen dua için “dilekçe ve resmî mektup örnekleri” gibi bir kitaba ih-tiyacimz yoktur. Fakat; Sev-gililer’den biri-sinin dualari elinize geçer-se, metnine yine şeytanî bir katkı yapıl-mış olmadıkça, bu gibi dualari okumaniz elbette iyidir. Özellik-le Resul-i Ekrem’-den (s.a) ve Ehl-i Beyt imamlari’ndan gelen dualar gibi. Ehl-i Beyt Jmamlan’n-dan dördüncüsü; ve Şehitler Ulusu, Bü-yük Kurban Huseyn’in oğlu Imam Zeyn-ul-Âbidîn’in (Seccâd) “Sahîfe-i Kâmile-i
Seccadiyye”si, yine bu Sevgili’den riva-yet edilen Cevşen-i Kebîr duası da bu ciimle-dendir.
Bir kez daha tekrarhyorum: Sakın bü-yüyü bozma bahanesi ile dahî büyüye, bü-yücüye, üfürükçüye, medyum vs.ye baş-vurmayın! Mü’min, doğrudan doğruya Al-lah’a başvurur, O’nu çağırır!
Büyü, medyum, ruhçuluk, reenkar-nasyon vs. gibi vasıta ve öğretilerden kaç-maz, bu çevreden birisinden yardım ister-seniz, yardım etmesi şöyle dursun, iç âle-minize bulaştırdığı akıl ve ruh hastalığı vi-rüslerinden belki de ömür boyu kendinizi kurtaramayacak bir duruma düşebilirsiniz! Fal ve kehanet de böyledir. “Pandora’nın Kutusu” üzerinde bu terimler yazar. Üze-rinde bu terimler yazan kutulardan -Hind koku ve renklerine bürünse dahî- kesin olarak kaçının!
20- Duada istediginizi belirtmeden önce
“mâşâallah, la havle ve lâ kuvvete illâ billâh” demek isabetli olur. Bu cümleyi; gönlünü-zün huzura kavuşması için, belirli bir iste-ğiniz olmasa dahî yetmiş kez tekrarlayabi-lirsiniz. Istekten önce bir kez söylemek ye-terlidir. Tekrarı; gönlünüzün huzuru için bir “zikr” olarak yararlıdır.
Istek kısmını aynı dua sırasında çok kez tekrarlamak doğru değildir. Fakat “zikr” kısmını tekrar gönlün huzur bulmasına se-bep olur. Kısaca: tekrar bizim içindir, her şeyi işiten, bilen, gören Rabbimiz için değil!
3- ÖRNEK DUALAR
1-Sabah olunca yataktan kalktığımız-da kendi dilimizce şöyle dua edebiliriz:
“Allah’im! Yarattiklarmdan bana kötü-lüğü dokunabilecek olanların kö-tülüğünden sana sığınırım. Allah’im! Ce-lâlin, cemâlin, fazlın ve keremin hakki için Resûlü’ne ve Âline salât ve selâm Net ve bugün benden rahmet, lütuf ve himâyeni esirgeme!”
Özel ve meşru isteğiniz varsa bunu da elbette duânızda söylersiniz.
Uyumadan önce de ezbere biliyorsamz Ayet-ul-Kürsfyi okuduktan sonra, bilmiyor-sanızsadece bu duayı okuyabilirsiniz:
Allah’a îman ettim ve Tâgût’u reddet-
tim. (Tağut burada insanı kötüye çekme-
ye çalışan Şeytan anlamındadır). Allah-
‘ım! Beni uykumda ve uyanıklığımda ko-
ru!”
2- Esasen Allah’dan belirli bir isteğiniz olmasa dahî, Allah’ın güzel isimleri ile O’nu zikretmek, Ilâhî sevginin gönlümüzde yer etmesine ve Allah’a doğru tekâmûl etme-mize, gönlümüzün yatışmasına, huzur bulmasına, “kötü”nün gönlümüze bulaş-tırmak istediği “virüs”-lere, “vesvese”lere karşı bir anti-virüs programı oluşmasına yol açar.
Şu halde bir taşıma aracmda iseniz, bir şey ile meşgul değil iseniz, o andaki işiniz “zikr”e engel değil ise, “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah’il-Aliyy’il-Azım”. “Subhanallah, velhamdulillah, ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber” cümleleri ile zikredebilirsiniz. “Selâmun kavlen min Rab-bin Rahîm” âyetini okuyup sonra “Alla-humme entes-selâm, ve minkes-selâm! Tebârekte yâ Zelcelâli vel-İkram” diyebilirsiniz.
Bu zikirlerle gönlünüz huzur bulduktan sonra Resûl-i Ekrem’e (s.a.) ve Ehl-i Beyt’e salât ve selâm göndermek de Resûl-i Ek-rem’in (s.a.) sevgi dairesine dâhil olmamı-za, dahil isek bağımızın güçlenmesine yol açar.
Kur’an-ı Kerim’de Allah’m zikri ile gönül-lerin yatışacağı, huzur bulacağı1 bildirilir ve Allah’m ve melâikenin Resûl-i Ekrem’e (s.a.) salât ilettiği belirtilir.2 Buradaki “sa-lâf’ın anlamı elbette “namaz” değil, Yeryü-zü’nde Sevgi Odağı olan Resûl-i Ekrem’in (s.a.) gönlüne yönelen, Vedûd olan Allah’dan gelen çok güçlü sevgi akımıdır. Resûl-i Ekrem (s.a.) de, kendi sevgi dairesine dahil olan mü’minlerin gönderdikleri salavât ile birlikte, kendisinin Allah’a yö-nelttiği, tekrar kaynağına döndürdüğü sevgi akımını, salâtı Allah’a sunar. Bu sevgi
1- Ra’d, 13/28
2- Ahzâb Suresi
devresi devamlıdır.1
Resûl-i Ekrem’in (s.a.) bu sevgi akımı devresine dahil olabilmek, Iblis’in bu devre ile bağlantımızı kesmek için devamlı yap-tığı bozucu yayinlarm etkisinde kalmamak için günlük namazlara dikkat etmeye gay-ret gösterelim, ayrıca, yukarıda geçen “zikr” cümleleri ile, Allah’m giizel isimle-rinden herhangi biriyle, “zikr” ederek, iblis’in parazit yaymlarmdan ve virüslerinden kendimizi koruyalım. Iç huzuru ve beden sağlığının kaynağı da ancak Allah’dadır.
Namaz (salât) insanı fahşâ ve mün-kerden, bagy’den, ahlâken çok çirkin dav-ranışlara yol açan şeytanî etkilerden, gü-nahlardan, sevgi akımı devresinin dışına çıkmaya yol açan şeytanî vesvese sonucu davranışlardan korur.2
1- Kevser Suresi 2-Nahl,16/90
Şeytanın etkilerinden gelen şu kötü alış-kanlık ve davranışlardan da kendimizi ko-ruyalım ki Resûl-i Ekrem’in (s.a.) sevgi dai-resi dışında kalmayalım:
a)  Alkollü içkiler ve bağımlılık yaratıp insanın aklını izale eden, sonuçta şeytanın oyuncağı kılan eroin, kokain, esrar, afyon vs. gibi bütün uyuşturuculardan
b) Kumarın her çeşidinden
c)  “Allah’dan başkasına tapınma” diye nitelenebilecek olan putlaştırma ve putlar-dan
d)  Gelecekten haber verenlere başvu-rup, medyum, cinci, üfürükçü, muskacı, is-kambil veya kahve fall, suya bakma vs. gibi kişi veya araçların yardımı ile gelecekten veya gaybden haber almaya kalkış-maktan.1
Şimdi önce Kur’an-ı Kerîm’in kısa duala-
1- Maide Suresi, 5/90
rını nakletmeye çalışacağım. Daha sonra da özellikle Ehl-i Beyt’den gelen bazı kısa dua rivayetlerini vereceğim. Bu kitapçık in-san kardeşlerimizin ilgisini çeker de daha geniş bir dua kitabi isterlerse ileri de bunu da Allah’m izni ve tevfîkî ile yapmaya çalı-şırım. Şimdilik amacım yaklaşan 2004 yılı Ramazam’nda insan kardeşlerimi ve bu arada kendimi; Allah’a dua etmeye ve kar-şılıklı dua etmeye, biribirleri ve bütün in-sanlığın hayrı için dua etmeye çağırmaktır.
3- Kur’an-ı Kerîm’den Dualar

Bu bölümde Kur’an-ı Kerim’den 19 örnek sunacağız:
1) Rabbenâ zalemnâ enfusenâ ve in lem tağfir lenâ ve terhemnâ lenekûnenne min-el hâsirîn.
Dua olarak okunduğunda söylenebile-cek olan Türkçe meali:
“Rabbimiz! Biz kendi kendimize, ken-
di nefsimize zulmettik (günah işle-dik). Sen bizi bağışlamaz, yarlıgamaz, suçla-rımızı örtüp silmez isen, hüsrâna düşen-lerde oluruzşüphesiz!”
Arkasmdan şu Türkçe ibareler de ekle-nebilir:
“Allah’im! Sen Erhamur-Rahimîn-sin. Senden başka Tanrı yoktur. Sen her türlü eksiklikten münezzeh ulu ve yüce Sübhansın! Resulün Muhammed ve Ehl-i Beyt’i hakkı için, zalimlerden olan, kendi kendisine zulmeden bizleri bağışla, yar-hga, sevginden mahrum etme! Velhamdu lillahi Rabbil-âle-mîn!”
Bu dua, tövbe ve istiğfar için, başımıza bir musîbet geldiğinde ondan korunmak ve kurtulmak için okunabilir.1
Hazret-i âdem, ilk insan değil, Yeryü-zü’ndeki ahlâkî sorumluluk bilinci henüz uyanmamış insanların soyundan yaratıl-
1-A’râfSuresi, 7/23
mayip ayri olarak yaratilan ve eşi Havvâ Me birlikte Yeryüzü’ne gönderilecek olan ilk Tanrı elçisi idi. Yeryüzü’ne gönderilmeden önce; esasen kendisine eş olarak yaratil-mış Havva Me temasa geçmesi; insanlığı la’netli kılan bir “Ilk Günah” değil, bir nev’i “terk-i evlâ” idi. Adem ve Havvâ bu “terk-i evlâ”yı, “daha iyi olan seçeneği terk etme” kusurunu Iblis’in kışkırtmasına kapılarak işleyince Allah’a bu şekilde dua etmişler ve bağışlanmışlardı.
2) Rabbi innî eûzu bike en es’eieke mâ Ieyse IÎ bihi ilm, ve illâ tagfir lî ve terhamnî ekün min’el-hâsirîn.
Anlamı: “Rabbim! (Benim için hayırlı ol-duğunu) bilmediğim bir şeyi senden iste-mekten sana sığınırım. Beni bağışla-maz, yarlıgamaz, suçlarımı örtmez isen hüsrâna uğrayanlardan olurum.”1
1-HûdSuresi, 11-47
Bu dua da, hayırlı olup olmadığında te-reddüt ettiğimiz bir şeyi Allah’dan istedik-ten sonra, hayırlı olmadığını anladığımızda, yahut dua da istegimizi aciklamadan once, veyâ istegimizi elde edemediğimizde içi-mizden bir üzüntü geçmiş ise okunabilir. Büyük Tanrı elçilerinden Nuh’un; ogullarin-dan birisinin Tufan’da boğulması üzerine, bunun sebebi kendisine vahyedildiğinde Rabbi’ne duasıdır.
3)    Rabb-ic’alnî mukıym’es-salâti ve min zurriyyetî, Rabbenâ ve tekabbel duâi.
Anlamı: “(Allah’im), Rabbim beni sa-lât ile mukiym kil (Seninle olan sevgi bağı ve ibadetinde devamh kil), soyumu da, ve Rabbimiz duami kabul et!”1
Bu, Hazret-i Ibrahim’in (a.s.) dualarm-dandir.
4)   Rabbenâ-iğfir lî ve li-vâlideyye ve lil-
1- ibrahim Suresi, 14/40
mu’minîyne yevme yekuum-ul-hisâb.”1
Anlamı: “Rabbimiz! Beni, anne ve ba-bamı ve mü’minleri bağışla, suçlarını ört hesabın görüldüğü (ilâhî mahkeme) gü-nünde!”
Bu dua, namazların son rek’atlerinde, otururken ve selâm vermezden önce, Ba-kara Suresi’nin 201. âyetindeki duâ ile bir-leştirilerek namazda okunur:
Rabbenâ atinâ fid-dünyâ haseneten ve fil-âhireti haseneh, ve kınâ azâbennâr (bi-rahmetike yâ Erhamerrahimîn).
Hanefî Mezhebinde namaz sırasında okunan bu duâ, İmamiyye Mezhebinde de ikinci rek’atde, kunut duası olarak rüku’-dan önce okunabilir.
Anlamı: “Rabbimiz! Bize Dünya’da güzel-lik, Ahiret’de güzellik, iyilik ver ve ateş aza-bından koru (rahmetinle ey Erha-mer-Râhimîn!).”
1- İbrahîm Suresi, 14/41
Ibrahim Suresi’nin 41. âyetinde yer alan dua bölümü; Hazret-i Ibrahim’in du-asimn devamıdır. Bakara Suresinin 201. âyetin-deki dua kısmı genel bir duadır. Özellikle bu âyet-i kerîmedeki duâ namaz dışında da her vesîle ile genel bir dua olarak dile getirilebilir: Rabbimiz! Bize Diinya’da da Âhiret’de de iyi ve giizeli ver!
5) Rabbenâ aleyke tevekkelnâ ve ileyke enebnâ ve ileykel-masîr!
Anlamı: “Rabbimiz! Sana tevekkiil ettik ve sana yönelip sana dayandik! Dönüş de sanadir… Sen Aziz ve Hakîmsin! (Ululuk, iz-zet ve hikmet, mutlak bilgelik ıssısın).”1
Duamn bu kısmı; yukanda belirtilen amaçla, bir zorba gücün tehdidi altmda olup da korkanlar tarafmdan okunabilir. Hazret-i Ibrahim elbette korkmamistir, fa-kat tâkati bu tehlikeyi sükûnetle karşıla-maya elverişli olmayanlar, bu âyet-i kerîme
1- Mumtahine, 60/5
Me duâ edebilirler.
6)   Rabbi heb lî min ledünke zürriyyeten tayyibeten inneke Semi’ud-duâ!
Anlamı: “Rabbim bana katmdan iyi bir zürriyet (evlâd) bağışla, şüphesiz sen dua-ları işitensin.”1
Zekeriyya Peygamber’in bu duası, Enbi-ya Suresi, 21/89 âyeti ile birlikte, çocuk is-teyenler için, dua sırasında kendi istekleri-nin ifadesi olarak veya özel isteklerini açık-lamadan önce okunabilir:
Rabbi lâ tezernî ferden ve Ente Hayr’ul-Vârisîn!
Anlamı: “Rabbim beni tek, çocuksuz bı-rakma, Sen Varislerin en Hayırlısısın!”
7) Yâ Allah! Yâ Erhamer-Râhimîn! Lâ ilâhe illâ ente, subhâneke innî küntü mi-n’ez-zâlimîn!
Anlamı: “Ey Erhamer-Râhimîn (en yüce merhamet ıssı) Allah! Senden başka Tanrı yok! Sen Subhansin (Seni her türlü noksan-
l-AI-i İmrân,3/38
lık düşüncesinden an bilir, seni ulularim). Şüphesiz ben zâlimlerden (doğru davran-mayanlardan) oldum.”1
Yunus Peygamber’in bu duasi; bir tehli-ke içinde bulunduğumuz zaman okunursa, inşallah kabul edilir ve bu tehlike bertaraf edilir. Yunus Peygamber, Ninova ahalisi’nin cezalandırılacağı tebliğinden sonra Allah onların tövbesini kabul edince görev yerini terk etmiş, böylece yine “terk-i evlâ” yap-mış, (peygamberler için söz konusu olabi-lecek) bir nev’i vazife kusuru), bahk tara-fmdan yutulduktan sonra bu dua Me Allah’i çağırmış ve kurtulmuştur.
8) Bir hastalıktan şifâ bulmak için de Hazret-i Eyyûb’un şu duasını ayrı olarak ve-ya kendi dileğinin ifadesi olarak okumak inşallah insanı dileğine kavuşturur:
1- Enbiya Suresi, 21/87
“İnnî messenîye’z-zurru ve Ente Erha-m’ur-Râhimîn!1
Anlamı: “Şüphesiz ben bir musîbete uğ-radım, Sen Erham’ur-Rahimînsin”
Bu âyet ile birlikte ve önce, bu âyet de okunabilir:
“İnnî messenîyeş-Şeytânu bi-nusbin ve azâb!”
Anlamı: “Gerçekten Şeytan bana zah-met ve azap verdi.”2
9) Rabbişrah lî sadrî ve yessir lî emrî, vahlul ukdeten min lisanî, yefkahuu kavlî.
Anlamı: “Rabbim iç âlemime genişlik, ferahlık ver, bu işimi bana kolay ve müyes-ser kıl, dilimdeki bağı, düğümü çöz de sö-zümü anlasınlar.”3
Hazret-i Musa Aleyhisselâm ulu Islam peygamberlerindendir. Fir’avun’a gönderil-diğinden Allah’a böyle dua etmiş, duası
1- Enbiya, 21/83
2-Sâd,38/41
3- Tâhâ Suresi 20/25-28
kabul edilmiştir. Çetin, zorba, zalim birisine bir hakkı, bir mazlûmu savunmak için gi-decek olanlar, ders anlatmaya, mahkeme önüne, bir tebliğ vermeye çıkacak olanlar bu duayı okuyabilirler.
Yine tedirginlik duyduğu bir yere, bir makama gidenler, Resûl-i Ekrem’e (s.a.) tavsiye edilen şu duayı okuyabilirler:
Rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ehrıc-nî muhrace sıdkın, vec’al lî min ledünke sultânen nasîrâ.
Anlamı: “Rabbim beni gerçek, doğru ola-rak girdir ve gerçeklikle, doğrulukla, ona-yınla çıkar ve bana katından yardımcı bir güç ver!”1
10) Rabbi eûzu bike min hemezât’iş-şeyâtiyni ve eûzu bike Rabbi en yahzurûn.
Anlamı: “Rabbim sana sığınırım şeytan-ların (Iblis’e tâbi olan cin cinsinden varhk-larla, yine ona tâbi olan insan cinsinden
1- İsrâ Suresi, 17/80
kötüyü seçenlerin), (insanların iç âleminde travmaya sebep olup zarar veren) vesvese ve kötü eylemlerinden, darbelerinden ve Sana sığınırım onların yammda bulunma-larmdan (ve iç âlemimi etkilemelerin-den).”1
Özellikle, gaflete düşüp “Run çağırma” celselerine katılanlar, “tasallut” dolayısı ile, “vesvese” virüsleri ile rahatsız edilebilirler. Yahut kötü bir insanin bulundugu bir çev-rede büyüyen bir çocuk, cinsel taciz gibi bir sebeple, küçük yaşta bir travmaya uğramış olabilir. Insan ile Nur arasina girmeyi başa-ran bir şeytan, inatçı ve dirençli bir engel gibi, bu kimsenin “Sevgi Devresi”ne katil-masim engelleyebilir.2
Bu durumdaki bir insan, kendisi okuya-biliyorsa, bu âyet-i kerîmeyi, Felak ve Nas
1- Mü’minûn 23/97-98
2-  Hacc Suresi’nin üçüncü ve Saffat Suresi’nin yedinci âyetlerine bakınız.
surelerini, son bölümde Ehl-i Beyt’den nak-lettiğimiz dualar arasında yer alan, şeytan tacizlerine karşı okunacak duayı okumalı-dir. Iblis’in Allah karşısında hiçbir gücü ol-madığı için, kurtulacağına îman etmeli, Hazret-i Eyyub’un “Rabbim! Şeytan beni zahmet ve azâba uğrattı!” imdada çağırma duasını da okumalıdır. Hazret-i Eyyub, pey-gamberdir. Iblis’in Allah’ın seçkin görevlile-ri üzerinde akıl veya ruh hastalığı davranış bozukluğu gibi bir etkisi olamaz.
Bu imdada çağırma duası diğer Kur’-an-ı Kerîm âyet=duâları okunurken, bunlar “başkasının beyanlan” olarak değil, yürek-ten kopan bir çığlık, bir imdad çağrısı olarak benimsenmeli ve dua edenin kendi di-linden ifade edilmelidir. Yahut bunlar okunduktan sonra bir de kendi içinden geldiği gibi, kendi dilince, Allah’a dileğini açıklamak gerekir.
Önemi dolayısı ile tekrar belirtiyorum:
“Şeytan hemezâtı”na, travmalara, ruhî darbelere uğramamak için, her türlü büyü, ruh çağırma, ruhçuluk, yeniden bedenlenme, Uzak Doğu dinleri perdesi al-tındaki hokkabazlik ve dolandinciliklardan, medyum ve kâhinlerden kaçınmalı, sa-kınmalıyız.1 Bunlardan kaçınarak Resûl-i Ekrem’in (s.a.) sevgi devresi akimina girer, O’nu izlersek, gönlümüze ilâhî sevgi yerle-şirse, artık ne şeytanî travmalara, ne on-lardan kalan izlere, dolayısı ile ne akil has-talığı sebebine (bakhs), ne de ruh hastahk-lan (rehak) sebebine yer kahr.2
11) Bakara Suresi’nin (2.Sure), son iki âyeti olan 285-286. âyetlerindeki duâ da, özellikle toplu ve genel dualar sirasmda okunabilir. [Bu âyet-i kerîmeleri, duâ ola-
1-  En’am Suresi, 6/12 Âyet-i Kerîmeyi ve Cinn Suresi, 72/6. âyet-i kerîmeyi okuyunuz.
2- Cinn Sûresi, 72/13. âyeti okuyunuz.
rak okumak isterseniz, Türkçe meâli ile okuyabilirsiniz.]
12) Aynı şekilde, Âl-i İmrân, 3/8. âyet-i kerîmesindeki, genel hidayet talebi duası-na bakınız!
Hidâyet talebi için, esasen namazlarda her gün tekrarlanan Fatiha Sûresi başlı ba-şına bir duâdır:
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Elhamdu lillahi Rabbil-âlemîn. Er-Rah-mân’ir-Rahîm. Maliki yevmid-dîn. İyyâke na’budü ve iyyake nesta’în. İhdinas-sırâ-t’el-mustakıym. Sırâtelleziyne en’amte aleyhim, gayr’il-magdzûbi aleyhim ve led-zaallîn.
Anlamı: “Rahman ve Rahîm Allah Adıyla! Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır. Rahman, Rahîm, Din Günü’nün Mâliki! Ancak sana ibadet eder, ancak Senden yardım di-leriz. Bizi doğru yola Met! Kendilerini ni’metlendirdiğin (seçkinlerinin) yoluna, öfkene uğrayanların ve sapmışların yoluna değil!”
Fatiha başlı başına bize, insanlığa eşsiz değerde bir ni’metdir. Bu ilâhî ihsânı, sa-dece namazlarda değil, her vesîle ile oku-yabilirsiniz. Duâ olarak namazlar dışında da okunur.
13)  Âl-i İmrân, 3/16,191-194. âyetleri de, Mu’minûn, 109, Furkan 65-;66,74 Ahkaaf 15; Haşr 10. âyetleri de dua olarak okunacak âyetlerdendir.
14)  Hem genel bir dua, hem de tekrarla-nacak bir zikr (vird) olarak okunabilecek, özellikle sabah namazından sonra günün başlangıcında okunması tavsiye edilen bir âyet-i kerîme:
Hasbiyallâhu lâ ilâhe illâ hû. Aleyhi te-vekkeltu ve huve Rabb’ul-Arş’il-Azîm.
Bu “zikr” Resûl-i Ekrem’e (s.a.) bizzat Al-lah’ın Kur’an-ı Kerim’de verdiği bir “zikr”dir. Meâli şudur:
“Allah yeter bana! O’ndan başka Tanrı
yok! O’na tevekkül ettim ve O’dur Ulu Arş’ın Rabbi!”1
Bir musîbet ile karşılaşan, bir “cinn” ve-ya “insan” “şeytanı”nın bir “travma”smdan, bir tehlikeden korkan, şöyle dua edebilir:
Hasbiyallahu ve kefâ! Semi’allâhu li-men deâ! Leyse veraallahi muntehâ!
Acil bir tehlike söz konusu değilse, vakti varsa, Resûl-i Ekrem’in (s.a.) tavsiye ettiği bu kısa duadan önce, yukarıdaki âyet-i ke-rîmeyi okumalıdır. Bu kisa duamn meâli de şudur:
“Allah’a dayandim, 0 yeter bana! Allah çağıranı, dua edeni duyar. O’ndan öte varılacak (kişi veya makam) yoktur!” 15) Bir ölüm haberi ile veya ölüm ile kar-şılaşan bir kimse; îman ve metânetini mu-hafaza için, “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” zikrini yapabilir.
Anlamı: “Biz Allah’imz, (O’nun hikmet,
1- Tevbe Suresi, 9/129
ilim ve iradesi ile, sevgi ve kudreti ile yara-tıldık) ve şüphesiz O’na dönücüleriz (dönü-şümüz O’nadır, O’na döneceğiz).”1
Resûl-i Ekrem’in (s.a.) sevgi akımı dev-resi’ne girebilenler için ölüm bir “şeb-i urs” olur. Mevlâna için olduğu gibi.
16) Âyet’ul-Kürsî bir “duâ” değildir. Fakat “zikr” olarak okunacak ve duaların başında da okunmasi çok uygun olan bir âyet-i ke-rîmedir:
Allahu lâ ilâhe illâ hû! EI-Hayy’ul-Kay-yûm. Lâ te’huzühü sinetun ve lâ nevm. Le-hu ma fîs-semâvâti ve mâ fîl-arz. Men zel-leziy yeşfe’u indehu illâ biiznih, ya’lemu mâ beyne eydiyhim ve mâ halfehum, ve lâ yu-hitûne bi-şey’in min ilmihi illâ bi-mâ şâ, ve-si’a kürsiyyuhus- semâvâti vel-arz(d), ve lâ yeûduhû hıfzuhumâ ve Huvel-Aliyy’ul-Azîm.
Anlamı: “Ondan başka Tanrı olmayan Allah! Hayy’dır (hayatı veren, mutlak hayat
1- Bakare, 2/156
kaynağıdır), Kayyum’dur (zevali olmayan kudret sahibi, mutlak ve sınırsız, ezelî ve ebedî hüküm sahibidir) 0! O’nun için ne gaflet, kendinden geçme, ne uyku (söz ko-nusudur) vardır, Göklerde ve Yer’de ne var-sa O’nun! Kimdir izni olmadıkça O’nun ya-nında şefaat edecek? Önlerindekini (şim-diki hallerini ve geleceklerini) de bilir, ardlarındakini de! O’nun ilminden, diledi-ğinden başka hiçbir şeyi kimse kavraya-maz. Kürsîsi gökleri de, Yeri de kapsar. Bunları korumak-gözetmek O’na aslâ ağır gelmez. 0 Alî ve Azîm’dir (ulu ve yücedir).”
Uyumadan önce ve her fırsatta “zikr” olarak bu âyet-i kerîmenin okunmasında çok yarar ve manevî feyz vardır.
17) İhlâs Suresi de Âyet’ul-Kürsî gibi Al-lah’ın sıfatlarını bizzat Allah’ın belirtmekte olduğu bir kısa suredir. Bu sûre; namazın ikinci rek’atinde de Fatiha’dan sonra oku-nabilir. Böylece, sâdece Fâtiha ve Ihlâs Su-
releri ile namazdaki Kur’an kırâati şartı ye-rine getirilmiş olabilir.
Bismillâhirrahmânirrahîm. Kulhuvallahu Ahad. Allahus-samed. Lem yelid ve lem yûled. Ve lem yekün lehu küfüven ahad.
Anlami: “Rahman ve Rahîm Allah Adi ile. De: 0, Tek Allah’dir. Samed Allah’dir. (Var-lığı için hiçbir şeye muhtaç olmayan, tek ve vacibul-vücud, başka ilâhlara varlık verme-yen Allah’dir). Doğma ve doğurma O’nun için aslâ yoktur. O’na hiçbir şey denk, eşit, benzer olamaz.”
18) Felak ve Nâs Sureleri; sihir (büyü), şeytan vesvesesi gibi “kötü”den gelen ta-cizlere karşı Allah’a sığınma dualarını içe-rir. Kur’anı-ı Kerîm’in son iki sûreleri bun-lardır.
a) Felak Suresi (113):
Bismillâhirrahmânirrahîm. Kul eûzü bi-Rabbil-felak. Min şerri mâ halak. Ve min şerri gaasıkin izâ vekab. Ve min şerrin-
neffâsâti fil-ukad. Ve min şerri hâsidin izâ hased.
Anlamı: “Rahman ve Rahîm Allah adıyla.
De: Sığınırım felak’m Rabbi’ne (zulmeti, karanlığı yarıp nuru ışıtan Rabbe), yarattık-larının şerrinden, bastırıp kapladığında (koyu) karanlığın şerrinden, ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden, ve hased ettiğinde hased edenin şerrinden.”
b) Nâs Sûresi (114)
Bismillâhirrahmânirrahîm.
Kul eûzü bi-Rabbin-nâsi Melikin-in-nâsi İlâhinnâs. Min şerr-il- vesvâsil-hannâsi minel cin-neti ven-nâs.
Anlamı: “Rahman ve Rahîm Allah adıyla.
De: Sığınırım insanların Rabbine, insan-ların Melikine (insanlığın hakimine, ege-menlik ıssına), insanlığın tanrısına. Vesvâs-il Hannâs’ın şerrinden (İblis’e tâbi olup in-sanlara sinsice vesvese veren şeytanların şerrinden). 0 (Vesvâs-il Hannas), insanların iç âlemine vesvese sokar, cinden ve insan-
dan (olan bu şeytanların şerrinden).”
19) Haşr Suresi’nin son âyetleri: Bu âyet-i kerîmeler de özellikle sabah namazlarmdan sonra, aynca her zaman “zikr” olarak, veyâ dualarda istek belirtil-meden once okunabilir:
La yesteviy ashâbun-nâri ve ashâbul-cenneh, ashabul-cenneti hum’ul-fâizûn. Lev enzelnâ hâzel-Kur’âne alâ cebelin le-reeytehu hâşi’an mutesaddi’an min haşye-tillah. Ve tilkel-emsâlu nazribuhâ lin-nâsi leallehum yetezekkerûn. Huvallahulleziy lâ ilâhe illâ hû! Âlim’ul-gaybi veş-şehâdeh.          Ve          Huver-Rahmân’ur-Rahîm.
Huvallâhul-leziy lâ ilâhe illâ Hû! El-Melik’ul-Kuddûs’us-Selâm’ul-Mu’min’ul-Muheymin’ul-Azîz’ul-Cebbâr’ul-Mutekebbir. Subhânallâhi am-mâ yuşrikuun. Huvallah’ul-Hâlık’ul-Bâri’ul-Musavvir. Lehul-Esma’ul-Husnâ! Yusebbi-hu lehu mâ fis-semâvâti vel-arz(d). Ve Hu-vel-Aziz’ul-Hakîm.
Türkçe meâli: “Cennet ve ateş ehli eş de-ğildir. Kurtuluşa erişenler cennet ehlidir.
Biz bu Kur’an’ı bir dağ üzerine indirse idik, o dağı Allah korkusundan eğilmiş, parça-lanmış olarak görürdün. Işte insanlara bu örnekleri getirmekteyiz ki düşünsünler! 0 Allah’dir ki O’ndan başka Tanri yok! Gizliyi ve açığı bilir, 0 Rahman ve Rahîmdir. 0 Allah’dir ki O’ndan başka Tanri yok! Melik, Kuddûs, Selâm, Mümîn, Muheymin, Aziz, Cebbar ve Mutekebbirdir. (Allah’a) ortak ve benzer koştukları, şirke düştükleri şeyler-den Allah münezzeh, Subhandır. 0; Hâlik, (Yaradan) Barî ve Musavvir Allah’dir. Güzel isimler O’nundur. Göklerde ve Yeryüzü’nde olanlar O’nu ulular, tesbih ederler. 0, Azîz ve Hakîm’dir.”1
jşte bu kutlu âyetler; dar anlamda istek dualarımızdan önce, yahut “zikr” olarak sabah namazlarından sonra veya her fır-satta okumamız çok tavsiye edilir.
1- Haşr, 59/20-24
Kur’an-ı Kerîm’in değerini bilelim. Kur’an-ı Kerîm’i aslında ve ma’nâsını bile-re k okumaya çalışalım. Bunu yapamı-yorsak, kısa namaz surelerini, hiç değilse Fatiha ve Ihlâs surelerini Kur’an-ı Kerîm dili ile öğrenelim ve manasını da bilelim. Bu iki sure ile bütün günlük namazlarımızı kı-labiliriz. Ayrıca, yukarıda zikredilen kısa ve özlü “zikr” ve “dua” âyetlerini ezberleyebi-lir, istek dualarımızdan önce okuyabiliriz. Yahut dua ayetlerinin meâlini, istek dua-mız olarak, kendi ana dilimizde de dile ge-tirebiliriz.
Haşr Suresi’nin son ayetlerindeki Güzel Isimler’i, tercümeleri aslın tam karşılığı olmayacağı için, Türkçe okuyuşunda da “Allah’ın güzel isimleri” olarak aslî metinde olduğu gibi söylemek daha doğrudur. Ceb-bar, Mütekebbir isimlerine, günlük dilden sezdiğimiz anlamları elbette vermeyeceğiz. Mü’min ismi de böyledir.
Ilâhî sevgi yolunda ilerledikçe bu isim-lerden bitmez ve tükenmez feyizler alırız. Şimdilik bu isimleri Allah’ın kendisini nite-lediği isimler olarak, saygı ile, huşu’ ile, sevgi ile, aşk ile tekrar edelim, zikrimiz, virdimiz kılalım. “Subhanallah, velhamdu lillah, ve lâ ilâhe illallahu vallahu ekber” zikr ve virdi de, dar anlamda duadan önce veya her an, her fırsatta iç âlemimiz de Allah ile olarak tekrarlayacağımız çok feyizli ve mübarek ibarelerdendir.
4- Ehl-i Beyt Kaynağından Rivâyet Edilen Dua Örnekleri
Ehl-i Beyt; Ahzab Suresi’nin 33. âyet-i kerîmesi’nde belirtilen, Resûl-i Ekrem’in (s.a.) yakınlığındaki seçkin ve tertemiz kişi-lerdir. Başda Resûl-i Ekrem (s.a.), Resûl-i Ekrem’in (s.a.) Ehl-i Beytinin reisidir. Musa Peygamber’in duası ile nasıl kardeşi Hârun ona yardımcı kılındı ise, Emîr-ul-Mü’minîn
Ali de Resûl-i Ekrem’in (s.a.) vezîri, yardım-cısı, velisi, vasîsidir. (Buradaki veli ve vasî Hukuk’taki anlamı ile değildir.)
Emîr-ul-Mü’minîn’in eşi olan Resûl-i Ekrem’in (s.a.) kızı Fâtıma; Resûl-i Ekrem’den (s.a.) bir parça hükmündedir. Hasan ve Hüseyn de Emîr-ul-Mü’minîn ve Resûl-i Ekrem’in (s.a.) kızı Fatima’mn çocukları ve ma’sum (günahsız) imamlardandır. Bütün Oniki Imam hanedanı; başta Emîr-ul-Mü’minîn Ali, sonra Hasan, sonra Hüseyn ve Hüseyn’in soyundan gelen Resûl-i Ekrem’den (s.a.) sonra hidayet nurunu sürdlire n ma’sum Ehl-i Beyt İmamlan’dır.
Resûl-i Ekrem (s.a.) Veda Hacci’nda bize iki ağır emanet, iki çok değerli ni’met bı-raktı: Kur’an-ı Kerim ve Resûl-i Ekrem (s.a.) güzel örneğini sürdüren Ehl-i Beyt!
jşte şimdi Ehl-i Beyt İmamları’ndan gelen bazı kısa ve özlü duaları da burada in-san kardeşlerime aktarmak istiyorum.
Yankı bulursa ve Allah izin verirse; daha uzun münâcât metinleri, dua ve “zikr”ler, Ehl-i Beyt’i “ziyaret” sirasmda onlarm nasil selâmlanacağı, onlar için Allah’dan ne is-teneceği, onlarm sevgi dairesine -ki bu sevgi dairesi tektir ve Ehl-i Beyt Jmamla-n’ndan birisini gerçekten seven, Resul-i Ek-rem (s.a.) sevgi dairesine girer ve bütün Ehl-i Beyt’in ve önceki peygamberlerin sev-gisi, bu kişinin gönül evini nûra gark eder-nasıl girileceğine ilişkin açıklamalar içeren daha ayrıntılı bir kitap derlemek nasîp olur.
1) Evden çıkınca, şu dua okunabilir: Once “Bismillah, tevekkeltu alellah, lâ havle ve lâ kuv-vete illâ billah” zikrinden sonra:
“Allah’ım senden hayırlı rızk, hayırlı kazanç diliyorum ve bilmediğim şeyler-den, kötülüklerden sana sığınıyorum, be-ni yolumdan ayırma, Senin ve Resûlü’nün yolunda olmayı nasîb et”!
Bu istekten önce ve sonra Allah’a hamd
edilmesi (elhamdu lillâhi Rabbil-âlemin) ve salavat getirilmesi uygun olur. (Allahumme salli alâ Muhammed ve ÂI-İ Muhammed)1
2) Allah’dan her an, her darhk halinde, Allah, Erhamur-rahimîn, Rezzak, Rahman isimleri ile zikrederek helâl ve geniş rizk is-tenebilir. Istek kısmı şöyle ifade edilebilir:
“Ey kendisinden bir şey istenenlerin ve verenlerin en Yüce ve Hayırlısı! Beni ve ailemi rızıklandır, geniş ve helâl rizk ver, Senin lûtuf ve inayetin geniştir, şüp-hesiz Sen Zul-Fazl’il-Azim’sin!”2
3)  Birisine borçlu olmamız ve borç yü-zünden çok sıkıntı çekmemiz, çok rastlanı-lan bir durumdur. Bu gibi durumlarda Allah’dan şu tarzda yardım istenebilir.
“Allah’ım! Senin sonsuz rahmetinin
1- Güzîde-i Kâfî, c.l, s.326, N. 492’ye bakınız 2-Güzîde-i Kâfî, c.l, N. 497
bir tecellîsi beni bu sıkıntıdan kurtanr, sen Rahman ve Rahîm, Kerîm, Zul-Fazl’il-Azim’sin. Sen herşeye kaadirsin!” Tekrar edelim: Allah’a hamd ve salavât, isteğin başında ve sonunda, çok münasip olur. Allah’m ihsanma guvenmeli ve duanin kabul edileceğine inanmalıdır.
4) Bize kötülük yapabilecek bir kimse-den korktuğumuzda, Jmam-ı Sadık’ın Re-sûl-i Ekrem’den (s.a.) naklettiği şu du-ayı okumalıyız:
“Ey gam çekenlerin, korkanların im-dadına, feryâdına yetişen Allah’ım! Ey muztarr (darda, bunalımda, çaresiz) ka-lanların duasını yanıtlayan Allah’im! Bu korkuyu, kederi gönlümden gider, benden bu endişeyi tasayı, garni gider, Allah’im! Sen halimi bilirsin!”
Bundan sonra hamd ve salavât söylenir. Bu gibi durumlarda, isteğimizi belirtmeden önce Kur’an dua ve zikrlerinde aktardığı-miz “em-men yucîb’ul-muztarra izâ deâh, ve
yekşif’us-sû?” (Yoksa dua ettiğinde darda kalana yetişen ve kötülüğü gideren (Allah) mı?) âyet-i kerimesi okunabilir ve tekrarla-nabilir.1
5)  Bir istek duasından önce ve özellikle bir kötünün kötülüğünden korktuğumuzda şu duayı okuyabilir, hatta bütün duaların başında bu duayı bir “zikr” olarak da oku-yabiliriz:
Hasbiyallahu ve kefâ. Semi’allahu li-men deâ. Leyse verâallahi muntehâ.
Bu dua özellikle “cinn” cinsinden “kö-tü”lerin vesvese ve “hemezât”ından ko-runmak ve kurtulmak için de okunur. Re-sûl-i Ekrem (s.a.) tavsiye etmiştir.2
6)  “Kötü”nün tasallutu dolayısı ile akıl veya ruh hastalığı tezahürleri gösteren biri-sine yardım için kendisi dua edecek du-rumda değilse, şöyle dua edilebilir:
1- bk. Güzîde-i Kâfî, c.l, N. 502, s.330
2- Bâkıyât-us-Sâlihât
Allah’im! Şüphesiz ki Iblis senin kulca-ğızlarından bir kuldur, 0 beni (bizi) görür de ben (biz) onu göremem (göremeyiz). Sen onu görürsün, o Seni göremez. Sen onun her işinde ona karşı üstün kuwet sahibi iken, onun Sana karşı hiçbir kuweti yoktur. (La havle ve lâ kuwete ilia billahil-Aliyyil-Azîm!)
Allah’im! Seni çağırıyor, ona karşı yar-dımını diliyorum. (İyyâke na’budu ve iyyâke nesta’în) Ya Rabbi! Benim O’na karşı gücüm yok, ancak Senin yardimm-la onun etkisinden kurtulur ve Senden ancak kuwet dileriz. (La havle ve lâ kuv-vete illâ billahil-Aliyyil-Azîm!)
Ya Rabbi! Allahümme! 0 bana (bize, bu kuluna) kötülük yapmak diliyorsa Sen onu def et, ber-taraf et, beni ondan kur-tar (bu kulunu kurtar), tuzak kuruyorsa onu kendi tuzağına düşür, düzenini boz, tuzağını boz, onun şerrinden bizi (beni ve bu kulunu) koru, imdada yetiş (yâ Kâfî! Ya Gıyâs-el-Mustagıysîn!), tuzağını, ke-
mendini onun kendi boynuna dola, bi-rahmetike ya Erham’er-Râhimîn! Ve salli alâ Mu-hammedin ve Âlihit-tâhirîn! Bu duadan once Felak ve Nâs Sureleri-nin okunmasi uygun olur. Iblis; bir Şer Tan-rısı olarak görülürse -neûzu billah- ve hele “Satanizm” batağına düşülürse, Iblis ve yardimcilarimn azgınlığı artar. Buna karşı-hk ondan bu şekilde korkmaksizm Vâhid, Ahad, Kahhar, Cebbar, Zul-Celâli vel-lkrâm, Mütekebbir olan Rabbimiz Allah imdâda çağrılırsa, İblis’e ve onun yardımcılarına süklüm püklüm tası tarağı toplama düşer. Sakm ve aslâ, zinhâr, iblis’e karşı “cinler” yardıma çağrılmamalıdır. -Batı’da “exorcisme” uygulamalarimn uzun sürmesi ve bazen başarısız olmanın başlıca sebebi; herhalde Iblis’den gereğinden fazla kor-kulması ve onda üstün bir güç vehmedil-mesidir. Bizde de cinlerin yardıma çağrıl-masıdır.
Bu duadan sonra, “hasbiyallahu ve kefa…”
duasını da okuyabiliriz.
7) Yine Resûl-i Ekrem’in (s.a.) tavsiye et-tiği, daha önce değindiğimiz bir “zikr”i bu-rada tekrar edelim:
Bismillâlirrahmân’ir-rahîm. Hasbiyallah. Lâ İlâhe Illâ Hû. Aleyhi tevekkeltu ve Huve Rabbul-Arş’il-Aziym.
Bu zikrin her firsatta tekrarlanmasi; in-sam insan ve cinn cinsinden “kötü”ler-den korur.
8) Özel isteklerimizi duada açıklamadan önce:
“Allahümme innî es’eluke bi-celâlike ve bi-cemâlike ve keremike..”;
Yahut Türkçe olarak:
“Allah’im! Senden celâlin, cemalin ve
keremin hakkı için dilerim ki, niyaz eder,
isterim ki…”
dedikten sonra, “en tusalliye alâ Muhammed ve AM Muhammed” (Muhammed’e ve Âline salât ilet) diyerek, bundan sonra özel dile-
ğimizi açıklayabiliriz.1
Genel dua edecek isek, salavat dileğin-den sonra şöyle diyebiliriz:
Beni Muhammed ve Âli Muhammed’i
dahil ettiğin hayırlara dahil et ve onları
çıkardığın şerlerden beni de çıkar!
Veya şöyle diyebiliriz:
Allahümme innî es’elüke hayre mâ se-leke bihi ibâdukes-sâlihûn ve mimmesteâ-ze minhu ibâdukel-muhlesûn
Anlamı: “Allah’ım! Senden salih kulları-nın istediği hayrı diler, seçkin ve ih-lâslı kullarmm onlardan Sana sığındıkları kötü-lüklerden ben de sana sığınırım.”
9) Resûl-i Ekrem’ in (s.a.) Emîr’ül-Mü’minin Ali’ye öğrettiği bir kısa dua da, özellikle birsıkıntı, bir kederden kurtulmak için okunur:
Allahumme innî es’elüke bi-hakk-ı Muhammed ve Âli Muhammed, en tusalliye alâ Mu-
1- Bakıyât-us-Sâlihât
hammed ve Âli Muhammed ve en tunciyenî min hâzel-gam m.
Anlami: Allah’im! Senden Muhammed ve Âl-i Muhammed hakkı için dilerim, niyaz ederim ki Muhammed ve Âline salât ilet ve beni bu gamdan kurtar!
10) Yine Resûl-i Ekrem’ den (s.a.) gelen bir dua:
Allahumme innî es’eluke’l-emne v’el-îmane vet-tasdıyke bi-Nebiyyike vel-âfiye-te min cemi’il-belâi veş-şukre alel-âfiyeti vel-gınâe an şirâr’in-Nas.
Melekler arasında bilinen ve büyük sa-habeden Ebuzer’in virdi olan bu duânın meâli şöyledir:
“Allah’im! Senden güvenlik ve iman
ve Nebi’ni tasdik, bütün belâlardan âfi-
yet, âfiyete şükür ve kötülere muhtaç
olmayış diler, niyaz ederim.”1
11)  Resûl-i Ekrem’in (s.a.) , gözbebeği
1- Bakıyât-us-Sâlihât
Fâtıma’ya tavsiye ettiği bir duâ ile bu kita-ba son verelim:
Bismillâhirrahmânirrahîm. Yâ Hay-yu Yâ Kayyûm! Bi-rahmetike estagıysu, fe-agısnî ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete aynin ebedâ, ve aslih lî şe’nîkulleh(u).
Anlamı: “Ya Hayyu yâ Kayyûm! Senin rahmetine iltica ediyor, rahmetinle, rahme-tin hakkı için Senden rahmetini ve yardı-mını diliyorum, imdâdıma yetiş ve beni bir lahza dahî kendime terk etme ve bütün iş ve davranışımı ıslah et, yararlı, hayırlı kıl!”
Özellikle bu duanın her fırsatta tekrar-
lanmasının çok feyzi görülür.
* * *
Bu genel dualar, her fırsatta, “zikr” ola-rak, “vird” olarak tekrarlanabilir ve insanı Nur kaynağından, Sevgi akımı Devresi’n-den uzak bırakmayıp Nûr’a iletirler. Allah’a hamdolsun ki insan kardeşlerime sunulan bu kitapçık burada tamamlandı.
Bu kitapçık hakkında her türlü görüş,
düzeltme, genişletme tekliflerini bildirme-niz de şükranla karşılanacaktır.
Âlemlerin yegane Rabbi, Rahman, Ra-him Allah’a hamd olsun! Allahumme salli alâ Muhammed ve Âlihit-tâhirîn.
Istanbul, 12 Ekim 2004 Hüseyin Hatemi
21- Duada önce başkaları hakkında is-tekte bulunmak daha uygundur. Imam Hasan şöyle anlatır: “Anam Fatıma’yı, bir cu-ma gecesi mihrabinda ibadet ederken gördüm. Şafak sökünceye kadar sürekli rükua gitti, secde etti ve hep mü’min er-keklerle mü’min kadınlara isim vererek dua ettiğini duydum. Uzun uzun dua edi-yordu. Kendisi için hiç dua etmiyordu. De-dim ki: Anneciğim! Niçin başkaları için dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun? Dedi ki: Yavrucuğum! Önce komşu, sonra ev.”
11) Gece bastırıp karanlık iyice çökün-ce mih-rabında ayağa kalkar, ayaklarını birleştirir ve her şeyden alakasını keserek Rabbine yönelirdi. O’na yakarır, münacat ve ibadet eder, namaz kılardı. Herkesten ilgisini kesmiş bir dille Allah’a dua ederdi.
Onun dualarından birisi, şu ünlü Nur dua-sıdır:
“Nur olan Allah’ın adıyla. Nurun nuru olan Allah’ın adıyla. Nur üstüne nur olan Al-lah’ın adıyla. Işleri evirip çeviren Allah’ın adiyla. Nuru nurdan yaratan Allah’ın adıyla. Nuru nurdan yaratan, nuru Tur dağına, sa-tır satır yazılmış bir kitap hâlinde, yayılmış ince deri üzerine, ölçülmüş bir miktarda, bezenmiş elçiye indiren Allah’a hamdol-sun. Izzetiyle anılan, övüncüyle ünlenen, darlıkta ve bollukta şükredilen Allah’a hamdolsun. Allah’ın salât ve selâmı efen-dimiz Muhammed’e ve O’nun yoluna tâbi olanlara olsun.”1
1- Biharu’l-Envar, c.43, s.66
Prof: Hüseyin HATEMİ

Yaymevi: Kevser Telif hakkı saklıdır.

 
——————–
www.islamkutuphanesi.com
www.mizantefsiri.com
[YUKARI GIT]


more post like this