Şiirin ikinci bölümü

Ehlibeyt (a.s) Şairi Hüseyin Yalçın Kerbelai

Resulullah’ın Gadiri Hum’daki Dünkü Emri ve Yaşananlar

Sakife’den Kerbela’ya (2)

Peygamber cenazesi kalmışken orta yerde

Sayıklıyor diyenler düşmüştü başka derde

Başka adı varmı ki böyle bir davranışın

Makam için iblise o kadar aldanışın

Resulü incitenler Sakifede toplandı

Aslında, Ali Asğar o isyanda oklandı

Göçmüştü aşk sultanı, sarsıldı güneşle ay

Ağlatıyor cihanı hala o korkunç olay

Sakife’den Kerbela’ya (2)

Allah’ın Habibine son görevler yapıldı

Bağıranlar yok idi, sadece Ali kaldı

Ayrılmazdı Ali’si Muhammedin izinden

Sonsuz aşkın elçisi o rahmet denizinden….

Makam-ı Mahmud şahı, en sevilen peygamber

Veda etti aleme kalbinde elem keder

Kalbi kırık veda’na can kurban Habibullah

En güzel selam sana Mihriban Rasulullah…..

Sakifeden Cemel’e…Çok ocaklar yıkıldı

Taa oradan temele bozuk harç bırakıldı

Sıffinde’ki fitneler Kur’an’ı yaman vurdu

O Sakife darbesi Nehrevanlar doğurdu

Açıkça gasp-edildi Peygamberin mirası

Kur’an’ın çok yerinde varken miras kıssası

Ters yüzünden giydiler hilafet cüppesini

Çökerttiler İslam’ın yükselen kubbesini

Ali’siz bir şeriat karanlıkla birleşti

Tarihin kulağına yalan yanlış yerleşti

Herşeyin anlamını tersine çevirdiler

Peygamberin evine ateş ile girdiler

Bir velvele kopardı o Sakife fitnesi

Alem dehşette kaldı, çöktü Nurun sinesi

Fedeki zaptederek hukuku reddettiler

Masum kanlar dökerek zalimce hükmettiler

Bir kapı yaktılar ki güneş ordan doğardı

Bir sine çökerttiler rahmet ordan yağardı

Tutuldu Fatıma’ya sanki kanlı bir düğün

Başladı kan yağmaya Muhsin’in düştüğü gün….

Dine kefen biçerek baktılar icabına

Sardılar Fatıma’nın o kanlı hicabına

Ona can vermek için vakit çoktan geçmişti

Zehra’yı katledenler bilerek kan içmişti….

Ağlatan darbelerle kılıçların kınları

Başı çeken iblis’le o inkar çılgınları

Hayasızca vurdular Hakkı saran kollara

Bin tehdit savurdular O günahsız kullara

Vurulmuştu Fatıma ezanlar okunurken

Muhammed Resul sözü gönüle dokunurken

Hiç dinmesin gözyaşım, dinmiyor dinmeyecek

Ya Zehra feryadımız bayraktır inmeyecek

Zeynebi’de vurdular esaret yollarında

Sürgünde can verirken iz vardı kollarında

Sakife’de örüldü o şaklayan kırbaçlar

Şam yolunda, Kufede kan ağlayan kırbaçlar…..

Zalim ve adaletsiz bir saltanat kuruldu

Sakife hakim oldu, dine darbe vuruldu

İnsafsızca çiğnendi insanlığın belgesi

Onlardan çok iğrendi insanlık abidesi…

Sapkınlık Sakifesi ne güneşler kararttı

Hakka isyan kalesi Şam’ı onlar yarattı

Oradan kudurttular Ebu Sufyan soyu’nu

El üstünde tuttular Şam’daki kan boyu’nu…

O seçim hakikate, Vahye karşı isyandı

Güya başsızdı ümmet, bu kılıf bir yalandı

Oldu bitti diyerek toplumu yanılttılar

Hasanın suyuna da o gün zehir kattılar

Din adına yapıldı asılsız içtihatlar

Ve öylece başladı akıl almaz fesatlar

Yeni doğmuş İslam’ın fatihası okundu

İnsanoğlu nasıl da kör nefsine tutkundu…

Bugünkü ayrılığın kökü ta oralarda

Bin parça İslam’lığın vebali var onlarda

Din afyondur diyenler böyle bir dini görmüş

Gerçekten de Sakife örümcek ağı örmüş….

İslam’ın en bilgesi yirmibeş yıl dışlandı

Cahiller alim oldu, cehalet alkışlandı

Muhammed’in sözleri yasaklandı her-yerde

Mazlum edildi Ali, yas vardı gönüllerde

İlim Medine’sinde başlatıldı yasaklar

Kur’an’ın sinesine vuruldu ilk mızraklar

Hadis yasak, söz yasak, Ali yasak, öz yasak

Ali’nin dostlarına işkence ve dayak hak…

Uyduruk şahsiyetler yüceltildi baskıyla

Nice yalan hadisler dizildi sırasıyla

Saçma-sapan bir inanç sistemi yaratıldı

Din ağladı o hale yüreği kanatıldı…

O günlerde kuruldu Kerb-u Bela sehpası

Çok namertçe vuruldu özgürlerin mevlası

Hüseyin katledildi esasen Sakife’de

Kerbela’dan çok önce, hem de taa Medine’de

Şirkin gizli ilahı boy gösterdi Kabe’de

Çekildi kin silahı evlad-ı Muhammed’e

Vahşi bir daha vurdu o ağlayan mızrağı

Dökülen bir kandı ki utandırdı toprağı

İş başa düştü yine Muhammed hanesinde

Hüseyn aşka pervane şehadet sahnesinde

Aşk Ona aşık oldu, O da aşkına kurban

Sunarak sevgiliye kanlı sinede bir can…

O Tevhid sevdalısı, şirke karşı direndi

Attı aşk kemendini, ölüm aşkı öğrendi

Açmıştı kerbela’da solmayan aşk lalesi

Yakılmıştı orada özgürlük meşalesi

Hakk rengine boyandı yetmişiki kahraman

Ölmek sanki bayram’dı aşıklara o zaman

Yar yoluna can feda her tasa’yı attılar

Aşura kıyamıyla bir destan yarattılar

Yıkarak Sakife’nin o uğursuz evini

Yendiler o fitnenin kudurttuğu Devi’ni

Ölümsüzlük sırrını tarihe öğrettiler

Gökler öptü elini Onların birer- birer…

 

 


more post like this