MÜÇTEHİTLER HZ. AYETULLAH UZMA HACI SEYIT ALI HUSEYNÎ HAMANEÎ
Hz. Ayetullah uzma Hacı Seyit Ali Huseynî Hamaneî çok büyük ve değerli bir fakih olması yanında rical, tarih ve edebiyat ilminde de sayılı bilirkişilerden birisidir. Şu anda çok önemli ve değerli bir vazife olan; toplumun ve camianın rehberliğinin yanında, çok üst düzeyde fıkıh ilminin öğretimi ile meşguldür. Değişik konularda birçok değerli eseri çap edilmiştir.
Mezhebi ve ruhani bir ailede, mukaddes Meşhet şehrinde h.ş 1318 yılında dünyaya geldi.
Değerli babası; Ayetullah Seyit Cevat, Meşhet şehrinin önemli müçtehitlerden birisidir. Değerli ceddi ise; Ayetullah Seyit Hüseyin Huseynî Hamaneî Azerbaycan âlimlerinden olup Necef’te ikamet etmekteydi.
Çocukluk dönemini birçok zorluklar içinde geçirdi. Beş yaşında büyük kardeşi Seyit Muhammed ile birlikte Mektep haneye daha sonra ise İslami medreseye (Daru’t-Talim-i Diyanet) gitti.
Altıncı sınıfın diplomasını aldıktan sonra Liseye başladı. İki yıl içinde de Liseyi bitirip, lise diplomasını almaya hak kazandı.
Havza ilmini, Lüm’e kitabının dörtte üçünü babasının yanında öğrenim gördü. Diğer kitapları ise Mirza Ahmet Muderris-i Tebrizi’den aldı. Resail ve Mekasip kitaplarının öğrenimini ise Hacı Şeyh Haşim Kazvini’den aldı. Havza ilimlerinde okunan kitapların hepsini çok kısa bir zamanda, beş buçuk yıl içerisinde bitirdi. Daha sonra Hz. Ayetullah uzma Milanî’nin müçtehitliğin ilk basamağı olan ve ders-i hariç diye bilinen derslerine katıldı.
1333 yılında Necef’e yolculuk etti. Kısa bir dönem Hekim, Hoi ve Şahrudi hazretlerinin derslerine katıldı.
İran’a döndüğünde Hz. Ayetullah uzma Burucerdi ve Hz. Ayetullah uzma Murtaza Hairî’nin derslerine katıldı. Aynı zamanda fıkıh ve usul derslerinde Hz. Ayetullah uzma Humeyni’nin derslerine katıldı.
h.ş 1334 yılından itibaren Pehlevi hükümetinin aleyhine mücadeleye başladı. İran İslam İnkilabı’nın zafere ulaşmasına kadar defalarca, değişik nedenlerden dolayı yakalandı ve sürüldü.
İran İslam İnkilabı’nın zafere ulaşmasından sonra birçok mesuliyetler üstlendi: İnkilap Şurası, İnkilap şurasının temsilciliği, Savunma Bakanlığı, Tahran Cuma İmamlığı, Tahran milletvekilliği, iki dönem İran İslam Cumhuriyeti cumhur başkanlığı…
İran İslam İnkilabı’nın yüce rehberi Hz. Ayetullah uzma Humeyni’nin (r.a) vefatından sonra, Seçkin insanlar şurasının çok isabetli, dirayetli ve akıllıca kararı ile İran İslam Cumhuriyeti’nin Rehberliğine seçildi.

AYETULLAH UZMA SEYİT ALİ HÜSEYNİ SİSTANÎ
(Dame Zilluh)
Rahmetli Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un minberi, yarım yüzyıl içerisinde İslam düşünce coğrafyasında tüm ilimlerde ve İslamın her alanında; çok değerli, büyük, faziletli pak meyveler vermiştir. Öyle ki; onun eliyle; İslam, ilim ve toplum içinde fedakarlıkla hizmet eden yüzlerce fakih, müçtehit ve değerli alimler yetişmiştir. Bu gün onlardan bir çoğu ilmi merkezlerde, özellikle Necef-i Eşref ve mukaddes Kum şehrinde üstad olarak faaliyetlerini sürdürmekteler. Bazıları ise günümüzde ilmi ve sosyal alanların zirvesinde; eğitim, sosyal hizmetler, mercaiyet ve ümmetin liderliği mesuliyetlerini icra etmekteler.
Bunların içerisinde en önemlisi ve önde geleni üstadımız; “Ayetullah Uzma Seyyid Ali Hüseyni Sistani” Dame zilluh’dur.
O, rahmetli Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un en büyük, en bariz tanınan; ilim, fazilet, ehliyet ve dehalıkta en önde gelen seçkin öğrencisidir.
Şimdi bu değerli şahsiyetin yaşamına bazı başlıklarla kısaca değineceğiz:
1. DOĞUMU VE EĞİTİMİ
1349 (Hicri  – Kameri) yılının Rebi’ul evvel ayında imam Rıza Aleyhi’s Selam’ın şereflendirdiği mübarek Meşhed şehri yakınlarında dindar bir ailede; ilim, takva, keramet ve seyyidler ocağında dünyaya geldi. Ve bu kutsal mekanda faziletler içinde yetişti, olgunlaştı.
İlk ve orta eğitimini (Arab edebiyatı, belagat ilmi, temek akli ve dini ilimler) değerli üstatlar huzurunda gerçekleştirdi.
Yüksek derecede Usul, Fıkıh, akli ilimler ve ilahiyat bilimleri eğitimini o mübarek belde de Muhakkik Mirza Mehdi İsfahani Rahmetullahi Aleyhi gibi değerli üstatlar huzurunda tamamlayarak tahsilinin gelişimi, kemali ve bazı değerli alimlerden istifade edebilmek için 1368 (H.K) yılında mukaddes Kum şehri ilim merkezine hicret ettiler. O günlerde bu mukaddes ilim merkezi eğitimini; Ayetullah Uzma Seyyid Hüseyin Burucerdi Kuddise Sırruh’un emeği ve mercaiyetinin gölgesi altında sürdürmekteydi.
Ayetullah Seyyid Burucerdi Kuddise Sırruh’un Usul ve Fıkıh dersleri özel bir metot ile tahkik ve tatbik üzere bütün fıkhi hadisler ve islami görüşleri kapsayıcı, oldukça ciddi idi.
Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh, bu kaynaktan kamilen yararlanmanın yanı sıra Hadis ve Rical ilminde de kemale erişmiş, Ayetullah Hüccet gibi faziletli, büyük üstatlardan da önemli ölçüde yararlanmıştır.
Seyyid Ali Hüseyni Sistani Dame zilluh 1371 (H.K) yılında Alevi feyzinin kaynağına ulaşmak, Necef-i Eşref’in meşhur, eski ilim merkezinde bulunan üstatlardan da yararlanmak, ilahi kabir ve Peygamber ilminin pak kapısı Hazreti Emir el müminin Ali Aleyhi’s Selam’ın yakınında olabilmek için Kum’dan ayrılarak Irak’a gitti.
Onun Necef’e geldiğini o günlerde, orada bulunan ilim merkezlerinin dersleri; verim coşku, heyecanın doruğuna ulaşmıştı. O bütün gücü ile kendini ilmi esaslara ve fakihliğe verdi. O diyarın büyük, meşhur, tecrübeli üstatlarından çok derin istifadeler etti.
Bu değerli şahsiyet, on yıldan fazla fakih ve müçtehitlerin üstadı Ayetullah Uzma Seyyid Hui Kuddise Sırruh’un derslerine katıldı ve o günlerde Necef ilim merkezinin değerli büyüğü  ve mesulü olan Hazreti Ayetullah Uzma Seyyid Hekim’den de büyük ölçüde yararlandı.
Derslerinde çok titiz, derin görüşlere sahip olmasıyla meşhur olan Ayetullah Uzma Şeyh Hüseyin Hilli’nin huzurunda bir devre bütün Usul derslerini okudu.
O Meşhed, Kum ve Necef gibi mukaddes ilim merkezlerinde yıllarca eğitim görerek Usul ve Fıkıh’ta öğrenim ve öğretim de bulunmuş ayrıca bir çok ilim dalında büyük tecrübe, derin ilim sahibi olmuştur.
1381 (H.K) yılında Şeyh Ensari Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’i üzerinden içtihat derslerine başladı bu kaynak üzere yıllarca içtihat dersleri verdi. Daha üst düzeyde içtihat derslerini şerhi unvanı ile Seyyid Muhammed Kazım Tabatabai Yezdi Rahmetullahi Aleyh’in Urvet’ul Vuska’sıyla sürdürdü. Bu dönemde Taharet, Humus, Namaz ve Namazla ilgili bir çok konuda geniş içerikli dersler verdi.
Bu değerli şahsiyet 1384 (H.K) yılının Şaban ayında yüksek içtihat derecesinde Usul dersleri vermeye başladı. Bu dersilerin üçüncü devresini 1411 yılının Şaban ayında tamamladı; Onun yetiştirdiği bir çok alim üstatlarından kazandıkları Usul ve Fıkıh derslerindeki değerli bilgileri ders olarak vermeye başladılar.
2. İLMİ DEHASI
Hazreti Ayetullah Uzma Seyyid Ali Sistani Dame Zilluh, üstatların yetiştiği ilmi merkezlerdeki derslerde hızla parladı.
Ders arkadaşları ve üstatları arasında; araştırma, tahkik, eleştirme, değerlendirme kudretinin kuşatıcılığı, konulara hakim olması, ilmi iradesi, bir çok ilmi konularda özellikle Fıkıh, Usul ve Rical ilmindeki derinliği ve başarısından dolayı tanınıyor ve övülüyordu.
… O değerli şahsiyetin üstünlüğü herkes tarafından açıkça bilinmekteydi. O, genç yaşta üstadı (Ayetullah Uzma Seyyid Hui) tarafından yazılı olarak içtihat izni alan ender şahsiyetlerdendir. Diğer üstadı olan Hazreti Ayetullah Şeyh Hüseyin Hilli’de içtihat şahadetnamesini 1380 (H.K) yılında yazılı olarak vererek onun faziletlerini, ilmi derinliğini ve üstünlüğünü övmüştür.
İyen aynı yıl içerisinde Fakir, Muhaddis, Rical uzmanı büyük araştırmacı Allame Hacı Ağa Bozorgi Tehrani yazılı olarak verdiği şahadetinde onun Rical ve Hadis’teki ilmi maharetini özellikle belirterek onun yüksek ilim makamını övmüştür.
Şunu da belirtmemiz gerekir ki, bu değerli şahsiyetin ilmi makamının göstergesi olan izin ve şahadetnameleri alması ve bu denli övgülerle şahsiyetinin tanınması, onun henüz otuz bir yaşını doldurmadığı günlere rastlamaktadır.
3. DÜŞÜNCE VE ESERLERİ
Ayetullah Uzma Sistani Dame zilluh otuz dört yıl boyunca üst düzey Fıkıh, Usul ve Rical eğitimi vererek çok büyük hizmetler göstermiştir. Onun bu ilmi cihadı, Fıkhi çabaları ve araştırmalarının meyveleri oldukça fazladır. Bunlardan bazısına işaret edeceğiz.
Daha öncede değindiğimiz gibi Şeyh Ensari Rahmetullahi Aleyh’in Mekasib’ini üst düzey dersi olarak verdi, bu öğretimini sona erdirdiği dönemde Taharet, Kaza, Humus, Fıkıh’ın bazı kaide ve bahislerini (Faiz, Takiyye, ilzam, kaidesi … gibi) ders olarak verdi. Bu derslerinin bir kısmı kitap olarak da basıldı. Ayrıca üç devre kamil olarak Usul dersi verdi bu derslerindeki bazı bahisleri kitap olarak yayınlandı. Bu değerli şahsiyetin bazı öğrencileri  de üstadlarınının bu derslerini beyan ederek yayınladılar.
Bu değerli üstad, tahkikat ve çalışmalarında çok ciddi, dayanıklı, yorulmak bilmezdi. Bütün bu çalışmaları, eğitimini yanı sıra birçok konularda araştırmalar da bulunmuş ve çok sayıda değerli eserler yazmıştır. Onlardan bir kısmını burada kısaca sıralıyoruz:
1- Şerhi Urvet’ul Vuska
2- El Buhus’ul Usuliye
3- Kitab’ul Kaza
4- Kitab’ul Bey’i ve’l Hıyarat
5- Fi’l Libas’il Meşkuk fihi
6- Fi Kaidet’il Yed
7- Fi Salat’il Misafir
8- Fi Kaidet’il Tecavüz ve’l Firag
9- El Kıble
10- Et Takiyye
11- Kaidet’ul ilzam
12- İçtihat ve Taklit
13- Fevaid’ul Ğareviyye
14- Er Riba
15- Hücciyetu Merasili Ibn-i Ebi Umeyr
16- Nakdi Risalet’u Tashih’il Esanid’il Erdebili
17- Şerhi Meşiyet’ut Tehzibeyn
18- Kaidet’il Kur’a
19- Tarihi Tedvini’il Hadis fi’l İslam
20- Fevaid’ul Fıkhiyye
21- Risalet’un fi Hukmi ma iza … ihtilaf’ul
22- Müctehidan’il Mutasaviyan Fi’l Fetva
Ayrıca ilmihal kitabı olan Tevzih’il Mesail kitabı Türkçe de olmak üzere bir çok dilde yayınlanmıştır.
4. EĞİTİM METODU
Onun eğitimdeki metodu ilmi merkezlerdeki bir çok üst düzey dersleri veren üstatların metodundan farklı ve ayrıcalıklıdır. Bu ayrıcalık ve imtiyazın başka göstergesi şunlardır:
(a)   Bir Konuyu Beyan Ederken Onun Tarihini ve Temellerini Tanıtır:
Bu beyan felsefeyle ilgili olsun; “Müştak’ın terkibi, özellikleri gibi veya Akaidi olsun, Teâdül ve Terâcih gibi. O böylece hadislerde meydana gelen ihtilafların imamların zamanında düşünsel ve akaidi mücadeleler ve siyasi ortamlardan kaynaklandığını ispatlar. Bur konunun tarihsel yönünü çok iyi bilmek doğal olarak o konunun tüm yönleriyle anlaşılmasına, sorunların halline büyük ölçüde yardımcı olmaktadır.
(b)   İlmi Merkezdeki Düşüncelerle Çağdaş Kültürlerin Arasında Bağlantı Kurmak:  İsim ile edatın arasındaki fark zati midir yoksa arazi midir? Konusunda “Kifayet’ul Usul” kitabının yazarının görüşünü tercih etmekle beraber kendi görüşünün temelleri, yeni felsefi teoriye dayanmaktadır. Yani zihin bir konuyu iki şekilde tasavvur edebilir. Eğer konuyu müstakil ve net bir şekilde düşünüyorsa buna isim denir. Eğer konuyu bazı vesileler sayesinde düşünüyorsa buna edat denir.
Örneğin; “Emir” cümlesinin ne manaya geldiğini bazı sosyologların tanımladığı gibi beyan eder ve şöyle buyurur: “ Taleb veya emir, ya rica ya da istek manasına gelir; insanın toplumdaki konumuna göre değişir.”
(c)   Özel Fıkhı İlgilendiren Usûllere Önem Vermek:  İlmi Merkezlerdeki öğrenci, Fıkıhta bir çok pratik bir sonucu olmayan bazı konuların üstatları tarafından aşırı bir şekilde bahsedildiğini görmektedir. Örneğin “Va’z (Karar kılma) itibari midir, tekvini mi? Veya ilmin konusu nedir? … gibi.
Ama üstad Sistani istinbat (hüküm çıkarma) ile ilgili olan usullerde (usül-ü ameliye, teadül-teracih, umum-husus gibi) gerçek ilmi temele ulaşmak için çaba harcamakta, pratik neticesi olduğu kadar o konu hakkında beyanda bulunmakta.
(d)  Yenilik:
İlmi Merkezlerin bir çok üstatları maharetli olmalarına rağmen yenilik ruhuna sahip değildiler. Öyle ki; işlenen konunun cevherine inmekten ziyade sadece görüşlerine bağlı kalmakta konuyu dipnotlarla geçiştirmektedir. Üstad ise; mevcut görüşleri öne sürer, kendisine göre daha güçlü olan görüşü belirterek düşün ve sonuca ulaş gibi cümleleri kullanır.
(e)   Müşriklerle Evlenmenin Caiz Olması Meselesinde ve Aynı Şekilde Tezahüm Kuralında (usulde bir kaidedir):
Fakihler bunu sadece akli bir konu olarak ele alır. Ama Seyyid Sistani  bu kaideyi  şu şekil açıklanan “iztirar” (zorunluluk) kaidesi ile birlikte ele alır: Allah-u Teala bir şeyi haram kıldıysa, zorunlu olanlar için ve iztirar kaideleri uygulamada aynı neticeyi verir. Bazen bu gibi konuların uygulama alanını genişletir. Tıpkı “Namaz beş durum dışında tekrar kılınmaz” kaidesinde olduğu gibi. Fakihler bunu normalde sadece namaz konusunda uygulasalar da Seyyid Sistani bu rivayeti şu rivayet ile birlikte neticelendirir: “Sünnet farzın sıhhatini bozmaz” gibi. Namazda ölçü farzın sünnetten öne geçmesidir. Aynı ölçü vakit ve kıble de uygulanabilir. Diğer farzlar ve sünnetlerde böyledir. Vakit ve kıble de namazın farzlarındandır.
(f)   Nassa Geniş Açıdan Bakmak:
Bazı fakihler nassın sadece kelimelerinin sınırlarına bakarak hiçbir zaman nassın delâletinin kapsamına dikkat etmezler ama bazı  fakihler rivayet ve nassın söylendiği ortam ve şartlara dahi dikkat ederek, hadisin de delâlet ettiği hükme etki eden diğer etkenleri de göz önüne alırlar. Örneğin: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Alih evcil eşeklerin etinin yenilmesini Hayber gününde haram etmiştir. Eğer nassın sadece kelimelerini göz önünde bulundurursak evcil eşek etinin yenilmesinin haram veya mekruh olduğunu söyleriz. Ama ayrı rivayete geniş açıdan bakarsak görürüz ki Hayber günü Yahudilere karşı bir savaş vardı; savaşta da silah ve diğer gereksinimlerin taşınması için o günkü hayvanlara ihtiyaçtan dolayı idi. Bu rivayet maslahat nedeni ile söylenmiş olup, haram veya mekruha delâlet etmez. İşte üstadımız Seyyid Sistani bu grup alimlerdendir.
(g)  Hüküm Çıkarmak İçin Gerekli İlimlerdeki Uzmanlığı:
Seyyid Sistani’nin görüşüne göre bir fakihin gerçek ve kamil fakih olabilmesi için; Arap edebiyatını, şiirini, Arapların sözlerini iyi bilmesi ve böylece nassın delâletini mevzu yönünden anlaması gerekir. Ayrıca lügat kitaplarını, yazılış uslüblarını, bilmelidir. Çünkü bütün bu bilgiler, fakihin lügat aliminin sözüne güvenebilmesinde veya güvenmemesinde önemli etkendir. Ayrıca Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’in hadislerini ve ravilerini çok iyi bilmelidir. Hadisin senedinin sağlam olduğuna güvenebilmek için rical ilmi bir müçtehit için zaruridir. Seyyid Sistani’nin bu konuda meşhur alimlerdin farklı bazı görüşleri vardır. Örneğin meşhur olan görüşte, ibn’ul Fezari’nin Rical kitabına, kitabı ona ait olmadığı veya tam güvenilir olmadığı gerekçesiyle pek güvenmezler ama üstad Seyyid Sistani bunu yeterli görmeyerek onun kitabının Şeyh Tusi ve Necaşi’nin kitaplarından daha güvenilir olduğunu belirtmektedir. Ayrıca bir hadisin mürsel veya müsned olup olmadığı ve ravinin hangi tabakandan olduğu konusunda Seyyid Burucerdi’nin görüşlerine güvenir. Aynı şekilde hadislerin ve ravilerin; kaydı ve tespiti, asıl nüshaların ihtilaflarını iyice araştırmak gerektiğine inanır. Bu konuda Şeyh Saduk’un Tusi’den daha dikkatli olduğu şeklinde yaygın görüşü kabullenmez. Bazı sebeplerden dolayı Şeyh Tusi’nin daha emin olduğuna inanır. Bu uzmanlık yönlerini fakihlerin bir çoğu hüküm çıkarma esnasında pek önemsemezler hatta bazen bir kelimenin manasını bir lügatcıdan naklederken müellif ve telif üslubu hakkında pek araştırma yapmazlar. Bazı fakihler ise, Rical ilminde ve hadis kitapların hakkında fazla bilgi sahibi değildiler. Ancak  üstad Seyyid Sistani ile Seyyid Şehit Sadr bu konuda farklıdırlar, her ikisi de konuya yeni bir açıdan bakmışlardır. Konuyu günün ihtiyaçlarına göre değerlendirmektedirler. Örneğin; Seyyid Sistani bir lafzın kaç manaya delâlet etmesi konusunda, diğer fakihlerin acaba böyle bir şey felsefi açıdan mümkün müdür? Şeklinde hiçbir pratik faydası olmayan bahislerinden ziyade böyle bir durumun vuku bulup bulmadığından bahseder. Çünkü bir şey vuku bulmuşsa demek ki o şey mümkündür.
Teadül ve Teracih adlı usulü fıkıh konusundaki ihtilafların sebebinin de hadislerin muhtelif olmasından ileri geldiğini belirtir. Şerî nasları, ihtilaf sebebinin sınırlarını belirler; Bu konudan bahsedersek Ehl-i Beyt hadislerinden istifade eden fakihin karşılaştığı sorunların da çözmüş oluruz. Böylece; Kifayet’ul Usul kitabının yazarının müstahaptır hükmünün aksine değişiklik ve tercihlere gereksinim kalmaz. Aynı konuyu Seyyid Şehit Sadr’da sırf akli açıdan Seyyid Sistani gibi inceler. Ama Seyyid Sistani tarihi ve hadisle şahitlerle bu ihtilafın yok edilmesini sağlayarak önemli bir kaideyi ortaya koymuş ve fıkıh derslerinde de bunu uygulamıştır.
(h)  Çeşitli Mekteplere Yaklaşımı:

Bir çok üstatların belirli bir mektep üzere ve tek yönlü bahisler ettiği maruftur ama Seyyid Sistani; Meşhed, Kum ve Necef medreselerinin fikirlerini birleştirir. O Meşhed alimlerinden Mirza Mehdi  İsfahani  (r.a) Kum medresesi fikir üstadı Seyyid Burucerdi (r.a), Hilli (r.a), Seyyid Hui (r.a) ve Şehit Seyyid Sadr (r.a)’in görüşlerini öne sürer. Böylece konunun çeşitli açılardan geniş olarak gözler önüne serilmesine yardımcı olur.
Fıkhi üslubu ise: onun fıkhi derslerindeki üslubu diğerlerinden çeşitli yönleriyle ayrıcalıklıdır.
1.      Şia Fıkhı İle Diğer Mezheplerin Fıkhını Yaklaştırmak:  Nass ile aynı zamanda yaşayan Sünni fakihlerin görüşünü öğrenmek –örneğin Muvatta-i Malik, Hırâc-ı Ebu Yusuf ve emsallerinde olduğu gibi- İmamlarımız Aleyhimusselam’in nassı buyururken neyi göz önünde bulundurduklarını öğrenmeye yardımcı olur.
2.      Bazı Fıkhı Konumlarda Yeni Kaidelerden Yararlanmak: Örneğin: Alış-Veriş ve muamelenin iptali   konularında Irak, Mısır, Fransız kanunlarına müracaatı.
Çağdaş kanunların fikrine vakıf olmak, insanda kanunla ilgili uzmanlık yaratır. Dolayısıyla fıkhi kanunların analizi senetlerinin genişletilmesi ve pratiğe dökülmesi daha da kolaylaşır.
3.      Fıkhi Kanunları Öne Sürmede Yenilik: Büyük alimlerimizin çoğu fıkhi kanunu öne sürerken eski alimlerin fıkhi üslubunu hiç değiştirmez, konuya hiçbir şey eklemezler sadece konunun dayandığı delilin var olup olmadığı veya sağlam olup olmadığındın bahsederler ama Seyyid Sistani bazı fıkhi kaidelerin öne sürülmesinde önemli değişiklikler yapmıştır. Mesela Seyyid Sistani  -daha öncede açıkladığımız gibi diğer fakihlerin ilzam olarak öne sürdükleri kaideyi diğer mezheplerin kanun ve görüşlerine “saygı” olarak niteler- Her kavmin kendisine nikahı vardır hadisi de bu üslubu onaylar.
5. ŞAHSİYETİ
Şüphesiz Seyyid Sistani ile birlikte olan, onu tanıyan onunla irtibatı olanlar; onun Ehl-i Beyt Aleyhimusselam’in buyurduğu manevi özelliklere sahip, örnek bir şahsiyet olduğunu bilirler. İşte o ve onun gibi büyük alimler “Rabbani Alim” kelimesinin ve imam Aleyhisselam’in “işlerin yürümesi Allah’ın helali ve haramında emini olan alimler eliyledir” sözünün tecellisidir.
Konuyu tamamlamak için derslerine katıldığımda kendi gördüğüm özelliklerinden bazılarını naklediyorum:
A\ İNSAF VE KARŞI GÖRÜŞLERE SAYGI
Seyyid Sistani, ilim ve maarif aşkı ile dolu, hakikate ulaşmaya istekli, yapıcı görüşlerin özgürlüğüne inançlı olduğu için çok okuyup araştırır, çeşitli görüşlere hatta ilmi seviyede kendisi ile aynı düzeyde olanların görüşlerini de öğrenmeye çalışır; bazen derslerde kendi üstadı olmayanların dahi önemli görüşlerini belirterek naklederdi. Örneğin, Muhammed Rıza Muzaffer’in “Usul-ü Fıkh” kitabındaki görüşünü nakleder.
Onun bu tavrı başkalarının görüşlerine uygun olan saygısını gösterir.
B\ SÖYLEŞİDE EDEP
Necef şehrinin üstatları ile talebeleri arasındaki ilmi bahislerin ciddiyeti meşhurdur. Bu talebenin ilminde güçlü olduğunun da göstergesidir. Ama bazen bu söyleşiler, boş mücadeleye dönüşmekte, hedefe ulaşmamakla birlikte talebeyi ilmi havadan uzaklaştırmaktadır. Seyyid Sistani’nin bahisleri ise cedel, susturma, saygısızlıktan kesinlikle uzaktır. O, üstatların veya başkalarının görüşleri konusunda alimlerin ve büyük şahsiyetlerin saygınlığını koruyan edepli, olgun kelimeler kullanır. Hatta karşı tarafın görüşleri bariz bir şekilde zaaf içinde olsa dahi. Hatta talebesine cevap verirken ona yol gösterici, irşat edici cevaplar verir. Eğer talebe içerikden uzak bir münakaşaya doğru gitse dahi. Seyyid cevabı ilmi bir şekilde tekrarlar, talebenin ısrarı karşısında ise susmayı konuşmaya tercih eder.
C\ EĞİTİM AHLAKI
Eğitim, resmi bir görev veya bir miktar mal karşısında yerine getirilen bir memuriyet değildir. Bu durumda üstad, öğrencisini hiçbir zaman istenilen ilmi seviyeye ulaştıramaz, öğrenci eğitimde beklenen başarıyı elde edemez. Aynı şekilde eğitim sadece öğrenciye yol göstermek için ilmi bir çaba da değildir. Aksine eğitim, incelikli – hassas bir Risalet olup öğrenciye muhabbet, şefkat, merhamet ruhu vererek ilme ve ilmi edeplere teşvik etmektir. Eğer ilmi merkezlerde ve buraların dışında eğitim ve öğrenim konusunda bazı ihlaslı olmayan kimselere rastlanılsa da bu ilmi merkezlerde bir çok ihlaslı üstad eğitimi bir semavi risalet olarak bilirler; öğrenciye teorik ve pratik olarak kamil bir inayet gösterirler. Eğitim ahlâkına sahip en büyük örneklerden biri Seyyid Hekim (r.a)’dir. Seyyid Hui (r.a)’de aynı ahlâka sahiptir. Ben aynı huyu Seyyid Sistani’nin şahsiyetinde de gördüm. O öğrencilerine; üstatlara, alimlere ve fakihlere saygı göstermelerini öğütler tartışmalarında üstatları karşısında tavırlarına dikkat ederek saygılı olmalarını tavsiye eder ayrıca kendi üstatlarının ruhi hallerini, ahlaki yapılarını onlara anlatırdı.
Bütün bunlar onun şahsiyetinin göstergesidir.

D\ TAKVA
Necef’in bir çok büyük alimlerinin ilmi bahisleri, fitne ve karmaşalardan uzaktır. Ayrıca bu durum bazılarına göre menfi olup, gerçeklerden ve kutsal şeriatın tavrını ortaya koymaktan kaçış olarak nitelenmektedir. Ama biraz düşünecek olursak bu durumun müspet genel maslahat için kaçınılmaz ve şeriatın tavrı olduğunu anlarız. Şeriatın asıl tavrını ortaya koymak için uygun şartların varlığı zaruridir.
İslami bi toplumda veya ilmi merkezlerde ortaya çıkan bazı karmaşalar, İslam şeriatındaki bazı temel mefhumların asıl manasını gizliyorsa ilk önce İslam alimleri şüpheleri gidermek ve gerçekleri ortaya koymak zorundadır. Eğer ortaya bid’atlar çıkarsa İslam uleması ilmini ortaya koymalıdır. Aksi takdirde hadiste zikredildiği  gibi iman nuru ondan çıkar gider. Ama eğer bu günde olduğu gibi fitneler ve taassuplar bir merciin üzerinde toplanmış ve sadece onun hedef almışsa, İslam alimleri ve bu cümleden Seyyid Sistani sukütu, vakarı, bu karmaşalardan uzak durmayı tercih ederler. Tıpkı Seyyid Burucerdi (r.a) ve Seyyid Hekim (r.a)’in vefatlarından sonraki durumlar gibi.
Bugün de aynı hal lakap, şöhret, makam, cüzi ihtilaflar devam etmektedir; Seyyid Sistani züht ve tevazu içinde kiralık evinde sade eşyaları olduğu halde Irak’ta yaşamını sürdürmektedir.

E\ DÜŞÜNSEL NETİCE
Seyyid Sistani, sadece bir fakih değil aynı zamanda bir kültür adamı olup çağdaş kültürleri yakından tanıyan ve çok iyi bilen bir kimsedir. Çeşitli medeni düşünceleri öğrenmiş, dünya düşünce sistemleri arasıda hem siyasi hem de ekonomik açıdan basiretli bir görüşe sahip olmuştur. Onun toplumsal ve idari konularda olgun görüşleri vardır.
Ve Seyyid Sistani’ye göre, fetva, İslam toplumunun hayır ve salâhı için bir yoldur.
6. MERCİLİĞİ
Necef-i Eşref’in bazı üstatlarının naklettiğine göre, Ayetullah Seyyid Nasrullah Müstenbit’in vefatından sonra bazı fazilet sahipleri Seyyid Hui (r.a)’in merciliğinde toplanmış ve ilmi merkezlerdeki faaliyetleri yapıcı bir şekilde ilerleterek bir platform aramışlardı. Seyyid Hui (r.a) de ilmi faziletleri, hattı ve safhası nedeniyle Seyyid Sistani’yi seçti. Seyyid Sistani, İmam Hui (r.a)’nin mihrabında namaz kılmaya, onun medresesinde dersler vermeye ve onun kitaplarına dipnotlar yazmaya başladı.
Seyyid Hui (r.a)’nin vefatından sonra onun cenazesini geceleyin toprağa veren altı kişiden biri olup onun pak cenazesinin namazını kıldırmıştır.
Daha sonra mercii taklitlik görevini ve ilmi merkezlerin liderliğini  üstlenerek icazeler veremeye, hukuk dağıtmaya ve Hadra mescidinde İmam Hui (r.a)’nin minberinde dersler vermeye başlamıştır. Onun merciliği Irak’ta diğer ülkelerde hızla yayılmaya başlamıştır. Örneğin; İran körfezi, Hindistan, Afrika…
Özellikle de onun kültürel alandaki çağdaş fikirlerini bilen ilmi merkezlerdeki faziletli alimler, ilmi derecelere sahip kimseler, gençler arasında … yaygındır.
O, A’lemliğin etrafında döndüğü birkaç büyük fakihten birisidir; Buna hem Necef-i Eşref hem de mukaddes Kum şehrinin birçok ilmi merkezlerindeki uzman ve üstatlar şahittirler.
Allah-u Teala onun gölgesini üzerimizden eksik etmesin.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammed Fazil Lenkeranî
[email protected]       www.lankarani.org
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammed Fazil Lenkeranî  1931 yılında mukaddes kum şehrinde çok değerli ilim ve takva ailesinde doğdu. Babası ehli Beyt fıkhı ilimler havzasının üstatlarından annesi çok şerif peygamber (s.a.a) soyundandır.
İlköğrenimini bitirdikten sonra kendisinden gösterdiği başarı, üstün zekâsıyla ve sonsuz aşk ile İslami ilimleri öğrenmeğe başladı. 6 yılda mukaddime ve satıh derslerini bitirdi.
Daha 19 yaşındayken usul ve fıkıh derlerinde zamanın taklit mercii ve müçtehitlerin üstadı olan Ayetullah Burucerdi’nin derslerine katıldı.
Tahsil döneminde en samimi arkadaşı İmam Humeyni’nin  oğlu Şehit Ayetullah Mustafa Humeyni idiler.
11 yıl Ayetullah Burucerdi’nin 9 yıl ise Ayetullah İmam Humeyni’nin fıkıh ve usul derslerine katıldı.
Yıllarca felsefe ve tefsir dersini Allame Tabatabai’nin bereketli sofrasından faydalandı.
25 yaşında değerli üstadı Ayetullah Burucerdi’nin onayıyla yüce içtihat (müçtehitlik) derecesine ulaştı.
Talebeliğinin daha ilk yıllarından satıh derslerini vermeye başladı. 35 yıldan daha fazla hariç dersleri vermektedir..
Ehli Beyt Fıkhının yayılması ve Şia mektebinin yücelmesi, fıkhın genişlemesi ve fakihlerin yetişmesi için Ehli Beyt Fıkhi Merkezi kurmuştur.
ESERLERİ:
1- TESİL-İ ŞERİA
2- ÜRVE KİTABINA HAŞİYE
3- NİHAYETU’T-TAKRİR
4- MİSBAHU’L-FAKİH KİTABINA HAŞİYE
5- İÇTİHAT VE TAKLİT
6- ORUÇ
7- YARGI
8- GÜNCEL MESELELER
9- NAMAZ HAKKINDA RİSALE
10- HAC VE UMREYİ BOZAN ŞEYLER HAKKINDA RİSALE
11- HACC HÜKÜMLERİ
12- AÇIK HÜKÜMLER
13- FIKIH KANUNLARI
14- MU’TEMADU’L-USUL
15- TİBYANU’L-USUL
16- TAKRİRAT-I USUL
17- FERAĞ VE TECAVÜZ (BAŞKASININ HAKKINI ÇİĞNEME) HAKKINDA RİSALE
18- USUL DERSLERİNİN TAKRİRATI
19- TAM İLMİHAL
20- HAC AMELLERİ
21- TEFSERİ GİRİŞ
22- HAMD SURESİNİN TEFSİRİ
23- TAKİYYE
24- HZ. İMAM ALİ (A.S) AÇISINDAN YÖNETİM
25- ENBİYA’NIN (A.S) İSMETİ
26- MECMAU’L-FEHARİS
27- TATHİR AYETİNDE EHL-İ BEYT (A.S)
28- EHL-İ BEYT (A.S) VAHYİN KORUYUCULARI
29- HAC HAKKINDA SORULAR.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Taki Behcet Fumenî
[email protected]
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Taki Behcet h.k. 1334 yılının sonlarında Fumen şehrinde dünyaya geldi.
Değerli babası Mahmut Behcet Kerbelaî yaşadığı bölgede güvenilir ve saygın insanlardan birisi idi.
İlköğrenimini Fumen mektep hanesinde gördü. Öğrenimini 1348 yılında bitirdikten sonra dini ilimler öğrenmeye başladı.
Edebiyatı bitirdikten sonra Kum şehrine gitti. Kısa bir süre burada ikamet ettikten sonra Kerbela şehrine gitti. Ve Hz. Ayetullah uzma Seyit Ebu’l-Kasım Hoî’nin yüce ilminden istifade etti.
Öğrenimine devam etmek amacıyla h.k 1352 yılında Necef-i Eşref şehrine sefer etti. Ahund Horosanî’nin öğrencilerinin birinin dersine katıldı. Hacı Ziya Irakî ve Mirza Nainî’nin derslerine katıldıktan sonra Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Garavi İsfahanî (Kumpani) derslerine katıldı.
Aynı şekilde Ayetullah uzma Hacı Seyit Ebu’l-Kasım İsfahanî ve Hacı Şeyh Muhammet Kazım Şirazî’nin derslerine katılarak ilmi alanda istifade etti.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Taki Behcet  fıkıh ve usul ilimlerinin yanında Seyit Hüseyin Badkubeî’den İbn-i Sina’nın İşarat ve Molla Sadra’nın Esfar kitaplarının derslerini aldı.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Taki Behcet h.k 1364 yılında İran’a döndü. Kum şehrinde Hz. Ayetullah uzma Kuh Kemerî’nin derslerine katıldı. Fıkıh ve usul derslerini Ayetullah uzma Burucerdî’nin derslerine katılarak devam ettirdi.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Muhammet Taki Behcet elli yıldan fazla usul ve fıkıh derslerinin üst düzey öğretimi ile meşguldür. Genellikle derslerini kendi evinde vermektedir.
ESERLERİ:
1-                 ZAHİRETÜ’L- İBAD’A HAŞİYE
2-                 TAM İLMİHAL
3-                 HAC AMELLERİ
4-                 USUL
5-                 Ş. ENSARİ’Nİ MEKASİB KİTABINA HAŞİYE
6-                 TAHARET KİTABI
7-                 NAMAZ KİTABI
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Nasir Mekarim Şirazî
Kum şehrinin meşhur fakihlerindendir. Fıkıh ilminin üst düzeyde öğretimi ile meşguldür. İslam alemine birçok eser sunmuştur. Bu eserler arasında en meşhuru Tefsir-i Numune’dir.
[email protected]      makaremshirazi.org
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Nasir Mekarim Şirazî h.k 1345 yılında Şiraz şehrinde dünyaya geldi.
İlk ve orta öğretimini Şiraz şehrinde bitirdi. On dört yaşında dini ilimleri Ağa Babahan Şiraz’ın medresesinde başladı. On sekiz yaşında ise kum ilim havzasına gelerek Hz. Ayetullah uzma Burucerdî’nin derslerine katıldı. Aynı zamanda diğer müçtehitlerin derslerine de katılarak ilmi istifadeler de bulundu.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Nasir Mekarim Şirazî h.k 1369 yılında Necef-i Eşref ilim havzasına gitti. Hekim, Hoî, Seyit Abdu’l-Hadi Şirazi hazretlerinin derslerine katıldı. Şaban ayı h.k 1370 yılında İran’a döndü. Ve burada usul, fıkıh derlerinin üst düzeyde öğretimi ile meşgul oldu.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Nasir Mekarim Şirazî’nin sunmuş olduğu hizmetler arasında İmam Emirü’l-Müminin (a.s) medresesi, İmam Hasan Mücteba (a.s) medresesi ve İmam Hüseyin (a.s) medresesinin tesisini sayabiliriz.
ESERLERİ:
1-     ENVARU’L-USUL
2-     ENVARU’L-FEKAHET
3-     TEFSİR-İ NUMUNE
4-     URFETİ’L-VUSKA KİTABINA HAŞİYE
5-     TAM İLMİHAL
6-     HAC AMELLERİ
7-     UMRE AMELLERİ
8-     İSLAM’DA KOMUTANLIK VE MÜDÜRİYET
9-     AHKAMDAN SEÇMELER
10- İSTİFTAÂT
11- KURAN MESAJI
12- GENÇLER İÇİN HÜKÜMLER
13- KÖLELERİN ÖZGÜRLÜĞÜ VE İSLAM
14- MEAD VE ÖLÜMDEN SONRA CİHAN
15- USUL-U AKAİT
16- İTİKADIMIZ
17- AHLAK IŞIĞINDA YAŞAM
18- ZEHRA (A.S) CİHAN KADINLARININ HANIM EFENDİSİ
19- EVRENSEL HÜKÜMET
20- GENÇLERİN CİNSEL ZORLUKLARI
21- VARLIK BİLMECESİ
22- ALLAH’I ARAMAK
23- BİR MÜSLÜMANIN İNANCI
24- HAKKIN CİLVESİ
25- HAYATIN YÜZ ELLİ DERSİ
26- TAKİYE
27- İSLAM HÜKÜMETİNİN PLANI
28- HİDAYET NURLARI
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Mirza Cevat Tebrizî
Kum şehrinin meşhur fakihlerindendir. Şu an yüksek fıkıh ilmi tedrisi ile meşguldür.
[email protected]             www.tabrizi.org
Tebriz şehrinde h.ş 1305 yılında dünyaya geldi.
On sekiz yaşında Tebriz’de okulunu bitirdikten sonra h.ş 1323 yılında yine Tebriz’de bulunan Talibiye Medrese’sine gitti. Dört yıl içinde mukaddime ve bir kısım dersleri bitirdi.
Daha sonra h.ş 1327 yılında Kum ilim havzasına gitti. Derslerini bitirdikten sonra Hz. Ayetullah uzma Hüccet ve Hz. Ayetullah uzma Burucerdî’nin müçtehitliğin ilk basamağı olan ve ders-i hariç diye adlandırılan derslerine katıldı. Bunun yanında da değişik dallarda öğretim ile meşgul oldu.
Tahsilâtına devam etmek amacıyla h.ş 1332 yılında Necef-i Eşref şehrine yolculuk etti. Burada Ayetullah Seyit Ebu’l-Kasım Hoî ve Ayetullah Seyit Abud’l-Hadi Şirazi’nin derslerine katıldı.
Ayetullah Mirza Cevat Tebrizî, Ayetullah Hoî’nin seçkin öğrencilerindendir. Aralıksız yirmi üç yıl Necef havzasında bulunduktan sonra h.ş 1355 yılında İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaretten sonra Necef’e dönmek isterken Irak hükümeti tarafından yakalanıp İran’a gönderildi.
İran’a döndükten sonra kum ilim havzasında yüksek fıkıh ve usul derslerinin öğretimi ile meşgul oldu. Şu anda vermiş olduğu fıkıh ve usul dersleri en çok öğrenci katılımı olan derslerden birisidir.
ESERLERİ:
1- TAM İLMİHAL
2- BAYANLAR İÇİN HAC AMELLERİ
3- HAC AMELLERİ
4- EBEGAT-İ VELAİYE
5- SEHV-İ NEBİ’NİN (S.A.A) İNKÂRI
6- ÖZET İLMİHAL
7- SEÇİLMİŞ MESELELER
8- HUDUT VE TAZİRİN ESASLARI
9- KURTULUŞ YOLU
10- ŞEHADET VE HÜKMETME ESASLARI
Hz. Ayetullah uzma Hacı Şeyh Mirza Cevat Tebrizî
Kum şehrinin meşhur fakihlerindendir. Şu an yüksek fıkıh ilmi tedrisi ile meşguldür.
[email protected]             www.tabrizi.org
Tebriz şehrinde h.ş 1305 yılında dünyaya geldi.
On sekiz yaşında Tebriz’de okulunu bitirdikten sonra h.ş 1323 yılında yine Tebriz’de bulunan Talibiye Medrese’sine gitti. Dört yıl içinde mukaddime ve bir kısım dersleri bitirdi.
Daha sonra h.ş 1327 yılında Kum ilim havzasına gitti. Derslerini bitirdikten sonra Hz. Ayetullah uzma Hüccet ve Hz. Ayetullah uzma Burucerdî’nin müçtehitliğin ilk basamağı olan ve ders-i hariç diye adlandırılan derslerine katıldı. Bunun yanında da değişik dallarda öğretim ile meşgul oldu.
Tahsilâtına devam etmek amacıyla h.ş 1332 yılında Necef-i Eşref şehrine yolculuk etti. Burada Ayetullah Seyit Ebu’l-Kasım Hoî ve Ayetullah Seyit Abud’l-Hadi Şirazi’nin derslerine katıldı.
Ayetullah Mirza Cevat Tebrizî, Ayetullah Hoî’nin seçkin öğrencilerindendir. Aralıksız yirmi üç yıl Necef havzasında bulunduktan sonra h.ş 1355 yılında İmam Hüseyin’i (a.s) ziyaretten sonra Necef’e dönmek isterken Irak hükümeti tarafından yakalanıp İran’a gönderildi.
İran’a döndükten sonra kum ilim havzasında yüksek fıkıh ve usul derslerinin öğretimi ile meşgul oldu. Şu anda vermiş olduğu fıkıh ve usul dersleri en çok öğrenci katılımı olan derslerden birisidir.
ESERLERİ:
1- TAM İLMİHAL
2- BAYANLAR İÇİN HAC AMELLERİ
3- HAC AMELLERİ
4- EBEGAT-İ VELAİYE
5- SEHV-İ NEBİ’NİN (S.A.A) İNKÂRI
6- ÖZET İLMİHAL
7- SEÇİLMİŞ MESELELER
8- HUDUT VE TAZİRİN ESASLARI
9- KURTULUŞ YOLU
10- ŞEHADET VE HÜKMETME ESASLARI

Hz. Ayetullah uzma Hacı Seyit Musa Şubeyrî Zencanî
Fıkıh hükümlerinde ki dikkati ile meşhurdur. Usul, rical, tarih, şiir ve edebiyat ilimlerinde söz sahibi olan sayılı kimselerdendir.
[email protected]
Hz. Ayetullah uzma Hacı Seyit Musa Şubeyrî Zencanî, h.k. 1347 yılında mukaddes Kum şehrinde mezhebi bir ailede dünyaya geldi.
Değerli babası Ayetullah uzma Hacı Seyit Ahmet Zencanî ilim havzasının faziletli âlimlerinden birisidir.
Hz. Ayetullah uzma Hacı Seyit Musa Şubeyrî Zencanî edebiyat ve mukaddime ilimlerini bitirdikten sonra. Değerli babası, Ayetullah uzma Muhakkik Damat ve Ayetullah uzma Burucerdî’nin fıkıh ve usul derslerine katıldı.
Şu anda Kum ilim havzasında üst düzey ilimlerin öğretimi ile meşguldür.
ALİMLER

ALİ BİN İBRAHİM KUMMÎ
Doğumu
Ebul Hasan, Ali bin İbrahim bin Haşim Kummî, Şianın 3. asır ravilerindendir. İmam Hasan Askerî’nin (a.s)  yareninden ve Sıkat’ul-İslam Kuleynî’nin muteber üstatlarındandır.
Çocukluk Dönemi
Ali, çok dindar ve Ehl-i Beyt aşkıyla dolu sımsıcak bir ailede doğdu. Babası Şianın büyük ravilerindendir. O daha  küçük yaştan babasının yanında Muhammed (s.a.a) ve soyunun (Allah’ın selamı onlara olsun) maarif ve ilimlerini  öğrenmeye başladı. Birçok raviden hadis aldı ve kendisi de raviler arasına girdi.
Babası
Şeyh Abbas Kummî el-Kina ve’l-Elkab adlı kitabında Ali bin İbrahim’in babası İbrahim bin Haşim’in ilmi ve fazileti  hakkında şöyle diyor: “O, Kum’un en büyük ve en kıymetli ravilerindendir. O, Kûfelilerin ravilerini Kum’da yayan  ve nakleden ilk ravidir. Hakikatte o, Kumluların şeyhi ve ünlüsüdür.”
Şahsiyeti
Ali bin İbrahim Kummî, Şiaların en büyük ve en güvenilir ravileri arasındadır. Ondan 7140 hadis rivayet edilmiştir  ki 6214’ünü babası nakletmiştir.
O, alimler ve fakihler arasında özel bir konuma sahiptir. Merhum Kuleynî, Kafî kitabındaki hadislerin çoğunu ona
isnat eder. O, Kum’daki ilk ravilerden ve Kum’daki üstatların şeyhi olarak bilinmektedir alimler arasında.
Necaşinin sözü: Necaşi, onun hakkında şöyle der: “Ali bin İbrahim, hadis naklinde güvenilir, sağlam ve imanında
kâmil, doğru inanan ve doğru hareket edendir. O, bir hayli rivayet üstatlarından duymuş ve nakletmiştir.
Âlam’ul-Vera’nın sahibinin sözü: Merhum Tabersî buyuruyor: Âli bin İbrahim, Şianın en büyük ravilerindendir  ki İmam Hasan Askerî (a.s)’ın zamanında yaşıyordu. Muhammed bin Yâkup Kuleynî “Kafî” kitabında ondan çok sayıda rivayet nakleder.”
Üstatları
Ali bin İbrahim, Şianın çok büyük ve muteber ravilerinden istifade etmiştir. Bunlardan:
1- Babası, İbrahim bin Haşim
2- Kardeşi, İshak bin İbrahim bin Haşim
3- Muhammed bin İsa
4- Ahmed bin Muhammed bin Halid Bergî
5- Eyyüp bin Ruh
6- Ahmed bin İshak bin Sâd
7- Ahmed bin Muhammed
8- İsmail bin Muhammed Melekî
9- Hasan bin Muhammed
10- Hasan bin Mûsa el-Hişâb
Talebeleri
1- Sikat’ul-İslam Muhammed bin Yakup Kuleynî
2- Kâsım bin Muhammed
3- Ahmed bin Ziyad bin Câfer Hemdanî
4- Hasan bin Hamza Alevî
5- Muhammed bin Mûsa bin Mütevekkil
Eserleri
1- Nevadir’ul-Kurân
2- Nasıh ve Mensuh
3- Kurb’ul-İsnad
4- eş-Şerayî
5- el-Hayız
6- et-Tevhid ve’ş-Şirk
7- Fezail-u Emir’il-Müminin (a.s)
8- el-Magazî
9- el-Enbiya
10- el-Muşezzer
11- el-Menakıb
12- İhtiyar’ul-Kurân
ALLAME HİLLÎ
Doğumu
Hasan bin Yûsuf bin Ali bin Mutahhar Hillî, Allame Hillî diye meşhurdur. 29 Ramazan 648 h.k. tarihinde Hille’de doğdu.
Tahsili
O, ilmî ve manevî bir ailede doğdu. Küçük yaştan ilim ve kemal kazanmaya koyuldu. Arap edebiyatını ve ilköğrenim derslerini babasından aldı. O dönemlerde yaygın olan dersleri de hem babasından, hem de akrabalarından dayısı Muhakkik Hillî’den, annesinin amcası oğlu Şeyh Necibuddin Yahya bin Said ve Seyit Ahmed bin Tâvûs, Rızauddin Ali bin Tâvûs ve meşhur Hekim bin Meysem Bahranî’den (Şerh-i Nehcü’l-Belaga’nın sahibi) öğrendi. Daha buluğ çağına ermeden müçtehitlik makamına nail oldu. İşte o yaşlardan ilmi, fazileti, üstünlüğü ve dahiliği ile tanındı ve aydın bir geleceği olacağı ortaya çıktı.
Allame’nin Yaşadığı Dönem
Allame Hillî, kendi doğduğu memleketinde büyüdü, okudu ve yaşadı. Ancak o zaman İran, Moğolların zulüm ateşi altında yanıyordu.
İlmî Şahsiyeti
O, zamanının dahisiydi. Fıkıh, usul-u fıkıh, kelam, mantık, felsefe, rical ve daha birçok dallarda kitaplar yazmıştır.Yüze yakın eseri, el yazması veya basılmış halde belirlenmiş.Bunlardan bazıları Tezkiret’ul-Fukaha gibi eseri tek başına onun ne kadar üstün zekâya sahip olduğuna en güzel şahittir. Allame fıkıhta dayısının talebesi, mantık ve felsefede Hace Nasruddin Tûsî’nin talebesi idi. Ayrıca Ehl-i Sünnet fıkhını da Ehl-i Sünnet alimleri nezdinde öğrenmişti.
Üstatları
1- Hace Nasruddin Tûsî
2- Muhakkik Hillî
3- Şeyh Sediduddin Yûsuf (babası)
4- Seyit Ahmed bin Tâvus
5- Seyit Ali bin Tâvus
6- İbn-i Meysem Bahranî
7- Şeyh Necibuddin Yahya bin Said
8- Şeyh Takiyuddin Abdullah bin Câfer bin Ali Sabbag Hanefî
Talebeleri
1- Kendi oğlu Fahruddin Muhammed
2- Şeyh Ebul Hasan Mezîdî
3- Kutbuddin Razî (Şemsiyye kitabının şarihidir)
4- Seyit Ahmed bin İbrahim bin Zühre
Eserleri
Hatırlatıldığı üzere Allame’nin yüze yakın eseri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri:
1- el-İrşad
2- Tebsiret’ul-Mutaallimîn
3- el-Kavaid
4- el-Tahrir
5- Tezkiret’ul-Fukaha
6- Muhtelef’uş-Şia
7- el-Munteha
8- Şerh’ut-Tecrid
9- Minhac’ul-İstikamet
10- Telhis’ul-Keşşaf
Vefatı
Mukaddes şer-i İslam’ı ihya etmek için bir ömür çalıştıktan sonra 19-20 Muharrem 726 h.k. yılında vefat etti.
Kabri Necef’te, müminlerin emiri Hz. Ali (a.s)’ın türbesindedir.
ALLAME MECLİSÎ
Doğumu
Muhammed Bâkır bin Muhammed Takî bin Maksut Ali Meclisî, Allame Meclisi ve İkinci Meclisî diye meşhurdur. 1307 h.k. yılında İsfahan’da doğdu.
Ailesi
Son asırlarda Şianın iftihar ettiği bir ailedir. Bu ailede yüze yakın büyük alim yetişmiştir.
1- Allame’nin büyük babası; hafız, alim Ebu Naim İsfahanî, Tarih-i İsfahan ve Hilyet’ul-Evliya kitaplarının yazarıdır.
2- Allame’nin babası; Mevla Muhammed Takî Meclisî, Birinci Meclisî diye meşhurdur (1003-1070 h.k.). Manevî keramet ve mucizelerî vardır. O muhaddis ve büyük bir fakihtir. Çeşitli kitaplar telif etmiştir. Muhammed Takî Meclisî, Şeyh Bahaî ve Mir Dâmad’ın talebesidir. Çeşitli ilimlerde uzman ve zamanının taklit mercii idi. Taklit mercii olmasına rağmen Cuma Namazı da kıldırıyordu. İsfahan’ın Cuma İmamı da o idi. Eğittiği kişilerden oğlu Allame Meclisî (en çok babasından istifade etmiştir), Ağa Hüseyin Hansarî ve Molla Salih Mazenderanî’dir.
3- Allame’nin Molla Azizullah ve Molla Abdullah adlarında iki kardeşi daha vardı ki çok takvalı, zahit ve ilim sahibi kimselerdi. Ehl-i Beyt (a.s) mektebini tebliğ ve halkı hidayet etmek için Hindistan’a sefer edip orada ikâmet ettiler.
4- Allame Meclisî ailesi, sadece erkekleri eğitmedi. Hatta kadınları da erkeklerin yanı sıra ilmî konularda büyük makamlara ulaştılar. Allame Meclisî’nin dört kız kardeşi vardı. Hepsi de araştırmacı yazar ve müellif idiler. Onların eserlerinden bazıları şunlardır: Şerh-i Kâfi, el-Müşterekat fi’r-Rical, Şerh-i Şerai’il-İslam, Şerh-i Metali ve Şerh-i Kaside-i Dîbil-i Hazaî. Bu büyük alime kadınların kocaları da İslam aleminin en büyük alimlerindendiler. Molla Salih Mazenderanî, Molla Mirza Şirvanî, Molla Ali Astarâbadî ve Mirza Muhammed Fasfaî.
5- Allame Meclisi’nin beş oğlu vardı. Hepsi de babalarının huzurunda ilim ve irfan öğrenerek ilmî makamlar elde ettiler.
6- Allame’nin dâmatları da ki beş taneydiler; hepsi alim idiler. Allame özel bir teveccühle kızlarını onlarla evlendiriyordu.
Bunlara ilaveten o asrın alimleri ve büyükleri Allame Meclisî ile çok sıkı diyalog içerisindeydiler. Vahit Behbehanî, Bahr’ul-Ulum, Tabatabaî Burucerdî, Riyaz’ul-Ulema’nın sahibi Mirza Abdullah Efendi, Şehristanî vs..
Allame Meclisî’nin, çeşitli ilimlerdeki uzmanlığı o kadar meşhurdur ki hiçbir açıklamaya ihtiyaç yoktur. Allame Meclisî adı, içtihat ve fıkıh alanında güneş gibi parlıyor. Allame Meclisî, tüm ilimleri kendinde toplayan büyük alimlerden idi.
O çeşitli ilimlerde örneğin; tefsirde, fıkıhta, usul-u fıkıhta, tarihte, ricalde ve dirayede en önde gelenlerdendi. Bihar’ul-Envar’da kısa bir göz gezdirmek, her şeyi çok açık belirtmeye yetiyor. Bunların yanı sıra aklî ilimlerde de uzmandı.
Mantıkta, felsefede, matematikte, coğrafyada, tıpta, astronomide, edebiyat ve gizli ilimlerde. Bihar’ul-Enver’deki Kitab’us-Semâ ve’l-Âlem’e kısa bir göz geçirmek, onun ne kadar kapsamlı bir şahsiyet olduğunu ortaya koyar. Bazıları onu bütün dallarda uzmanlık yönünden İslam tarihinde eşsiz ve benzersiz zikretmişlerdir.
Allame, müşkül hadisler konusunda çok ince ve çok zarif birisidir. Ayetler ve rivayetler hakkındaki beyanları çok dakik ve çok güzeldir. Onlarda çok az hata ve yanlışlığa rastlanır. Allame Meclisî, Ehl-i Beyt (a.s) hadisleri incelemesine ilaveten fıkıhta da uzmandı. Ama Bihar’ın fıkha ait ciltlerini temize çekme fırsatı bulamamıştır.
Manevî Şahsiyeti
Din alimleri üstatlarından sadece ilim ve bilgi almıyorlar. Belki bunun yanı sıra manevî şeyleri ve suluklarını da üstatlarının kontrolünde yaparlar. Allame Meclisî, ilmî mertebeleri kazandığı gibi hatta ondan daha hızlı manevî makamları da kazanıyordu ve böylece gerçek alim-i rabbanî oldu. Bu iddia onun ahlakî özelliklerini incelemekle ispatlanır. En önemli ahlakî özellikleri şunlardır:
1- Allah’ı Anma: Çok kıymetli öğrencisi Seyit Nimetullah Cezairî, üstadı hakkında şöyle demiştir: “Allame, Allah’ı anmaktan hiçbir an gaflet etmezdi ve tüm işlerini Allah’a yakın olmak, O’nun rızasını almak için yapardı.
2- Ziyaret: Allame, hidayet imamlarının (a.s) ziyaretlerine çok önem verirdi. O, günün şartlarına nazaran genellikle yolculuklar çok zor ve ağır şartlar altında gerçekleşiyordu. Buna rağmen Allame defalarca Irak’taki, Arabistan’daki imamları ziyaret etti. Birkaç defa da hacca müşerref oldu.
3- Tevessül: Allame’nin imamlardan (a.s) gelen dualara özel bir teveccühü vardı. Onun için de Bihar’ul-Envar’da dua ve ziyarete çok geniş yer vermiş, bununla beraber dua ve ziyaret hakkında özel kitaplar yazmıştır.
Bunlardan Zâd’ul-Maad, sonraki dua kitaplarının mercii ve kaynağıdır ve Tuhfet’uz-Zair, Ziyaret-i Camia ve Semat dualarının tercümesidir.
4- Züht ve Sakınma: Bu büyük insanın en önemli özelliklerinden birisi onun çok takvalı, sakınan ve sade yaşantılı olmasıdır. Allame, Safevîler döneminde yaşıyordu ve Safevî Devleti’nin Şeyh’ul-İslam’ı idi. Tek kelimeyle devletin tüm imkânları onun elindeydi. Ama buna rağmen tam bir perhizlik ve züht ile yaşamını sürdürüyordu.
5- Tevazu: Bu da Allame’nin başka bir kişisel özelliklerinden idi. O, hiç kimsenin toplumdaki kariyeri, büyüklüğü veya küçüklüğü onu etkilemezdi. O, Seyit Ali Han Medenî’nin Sahife-i Seccadiye’ye yazdığı şerhten Bihar’da birçok konuyu nakletmiştir. Seyit Ali Han, Allame’den 15 yaş küçük ve makamı da Allame’nin makamına ulaşamaz.
Kısacası, bunca manevî kemaller ve çeşitli ilimlerin bu adamda olması, onu mümtaz bir şahsiyet kılmıştır ki,tarihte onun gibisine çok zor rastlanılır.
Siyasî Ortam
Şia alimleri, tarih boyunca maruz kaldıkları siyasi baskılara, mahrumiyetlere vs. rağmen çok aşırı zahmetlere katlanmış, çok kıymetli eserler bırakmışlardır. Onlar tüm zorluklara tahammül ederek Şialık fidanını kanlarıyla suladılar ve Peygamber (s.a.a)’in bu büyük ve azâmetli mirasını bizlere ulaştırdılar. Bu arada her ne zaman baskılar nispeten azaldığında, ortam müsait olduğunda, Şia fakihlerinin, alimlerinin, filozoflarının eşi ve benzerine rastlanmayacak bir şekilde yeşerdiğini görüyoruz. Bunlardan Âl-i Bûye zamanında Şeyh Mufid ve Şeyh Tûsî’yi saymak mümkündür. Yine Safevî döneminde Allame Meclisî, bu sözün en açık şahididir.
Allame Meclisî, Safevî şahlarının kendilerini Şiî bilmelerinden ve imamlara mensup olduklarını iddia etmelerinden, çeşitli konularda ve gereken istifadeyi fazlasıyla elde etti. Şianın en büyük hadis ansiklopedisinin o dönemin haricinde maddi imkânsızlıklarla yazmaya imkân yoktu.
Salşumar
Allame Meclisî, I. Şah Abbas zamanında doğdu. Şah Abbas; siyasetçi, uyanık ve bilgin biri idi. Ama acımasız ve taş kalpli idi. Ondan sonra Şah Safî padişah olduğunda Irak, İran hükümet merkezinden kopmuştu. Şah Safî’den sonra II. Şah Abbas 9 yaşında padişah oldu. Taç koyma merasiminde Allame (r.a) ondan içki, kumar vb.kötü şeylerin satılmasını ve kullanılmasını yasaklamasını istedi, o da kabul etti. Daha sonra o da diğer şahlar gibi içki ve diğer kötü alışkanlıklara yakalandı.
İçtimaî Konumu
Allame, halkın nezdinde çok etkili idi. O; derin ilmi, manevî etkisi ve iç açıcı beyanıyla halkı meyhane ve kahvehane köşelerinden çıkarıp camilere çekmeyi başarmıştı. Onun zamanında camiler tıklım tıklım doluydu. Özellikle de Ramazan aylarında ve Kadir gecelerinde.
Allame, Safevî şahları üzerinde de çok etkiliydi. O, güçlü bir siyasetçi de olduğu için güzel tedbirleriyle yetersiz şahların döneminde ülkeyi düşmanların saldırısından koruyordu. Allame’nin ölümünden sonra ülke karışınca Afganlar İran’a saldırdılar ve Safevî Hükümeti’ni yıktılar. Allame, siyasî ve toplumsal gücünden istifade ederek çok zor ve az bulunan eski alimlerin kitaplarını çoğalttı ve Şia kültür kaynağını yok olmaktan kurtardı.
İlmî Metodu
Allame Meclisî, ahbarî ve usulî arasında orta yolu seçmişti. Büyük bir hadisçi olmasına rağmen aklî ilimlere de özel bir ilgisi vardı. O felsefe okumuş, hatta felsefe üstatlarından sayılırdı. Bununla beraber her şeyi asıl kaynağı olan vahiyde buluyordu. Tüm çabasını ve çalışmalarını mâsumların hadislerini yazmaya ve neşretmeye sarf ediyordu.
O, dini konulardaki tahrif ve saptırmalara karşı çok hassas ve ciddiydi. Kendi zamanında sofiliğin yayıldığını fark etti ve onlara karşı ciddî tedbirler aldı. Onlarla mücadele etti. Ehl-i Beyt’in yardımıyla da bir hayli başarılar elde etti.
Allame’nin Lakabı
Allame Muhammed Bâkır Meclisî, bu iftihar dolusu lakabı Vahit Behbehanî, Allame Bahr’ul-Ulum ve Şeyh-i Âzam Ensarî gibi büyükler tarafından aldı. Bu büyük şahsiyetlerin her birisi çok dalgalı ilim ve irfan denizidirler.
Ama Allame’nin bu ilmî makam ve menzilesini görünce onu bu lakaba layık gördüler. Hakikaten de o, kendi zamanının allamesiydi.
İsfahan’ın Şeyh’ül-İslam’ı
Allame Meclisî, 1098 h.k. yılında Safevî padişahı Süleyman Şah tarafından İsfahan’ın Şeyh’ül-İslam’lığı makamına atandı. Şeyh’ül-İslamlık makamı, o günün en yüksek dinî ve icraî makamı idi. O, halk arasındaki dâvalarda kadı ve hakim idi. Tüm dinî işler, direkt olarak onun eliyle uygulanıyordu. Dinî vergiler (zekât, humus, nezir vs.) ona verilirdi. Şeyh’ül-İslam, yoksul ve kimsesizlerin sorunlarıyla da ilgilenirdi. İşin enteresan tarafı şu ki Allame, bu makamları şahın ısrarı ve istirhamıyla kabul etmişti. Aynı toplantıda birkaç kez “yalvarıyorum, istirham ediyorum” cümlelerini ifade etti. Allame ömrünün sonuna kadar bu makamlarda bâki kaldı.
Üstatları
Allame’ye (r.a) ait birçok bilgimiz vardır. Ancak, üstatları hakkında elimizdeki bilgi azdır. Onun rivayet şeyhlerini biliyoruz. Ama kimin huzurunda bilfiil öğrenim gördüğü meçhuldür. Üstat ve şeyhlerinden bazıları ise şunlardır:
1-Babası Muhammed Takî Meclisî (ö: 1070); nakli ilimlerde Allame’nin üstadıydı.
2- Ağa Cemal’in oğlu Merhum Ağa Hüseyin Hansarî (ö: 1098); Allame’nin aklî ilimlerdeki üstadıydı.
Şeyhler:
3- Mevla Muhammed Salih Mazenderanî (ö: 1086)
4- Molla Muhsin Feyz Kaşanî (ö: 1091)
5- Seyit Ali Han Medenî (ö: 1120); Sahife-i Seccadiye’nin şarihi.
6- Şeyh Hür Âmulî (ö: 1104); Vesail’uş-Şia kitabının müellifi.
Hatırlatılması gerekir ki son bu iki büyük şahsiyetler Allame’ye rivayet nakli için icazet verdikleri gibi, kendileri ondan icazet de almışlardır. Buna göre Allame’nin öğrencilerinden de sayılmışlardır.
Talebeleri
Bin kişiden fazla öğrenci, Merhum Allame’nin huzurunda ilim tahsil etmişlerdir. Allame, bunların pek çoğuna icazet de vermiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
1-Seyit Nîmetullah Cezairî
2- Câfer bin Abdullah Kemereî İsfahanî
3- Zeyn’ül-Abidin bin Şeyh Hür Âmulî
4- Süleyman bin Abdullah Mahuzî Bahranî
5- Şeyh Abdurrazzak Gilanî
6- Abdurrıza Kâşanî
7- Muhammed Bâkır Biyabankî
8- Mirza Abdullah Efendi İsfahanî; aynı zamanda Riyaz’ul-Ulema’nın da müellifidir.
9- Seyit Ali Han Medenî; Riyaz’us-Sadikîn’in müellifi (Sahife-i Seccadiye’nin şerhi).
10- Şeyh Hür Âmulî
11- Molla Sîmâ Muhammed bin İsmail Fesayî Şirazî
12- Muhammed bin Hasan, Fazil Hindi ve daha birçokları…
Eserleri
Allame Meclisî, çok bereketli bir ömür geçirdi. O, 73 yıllık hayatında yüzden fazla Arapça ve Farsça kitap yazmıştır.
Bunlardan sadece bir tanesi Bihar’ul-Envar’dır ki 110 cilttir. Bir diğeri Mir’ât’ul-Ukul’dur ki 26 cilttir. Ayrıca, 40 cilt kitap daha yazdığı söyleniyor. Allame’nin ilk yazdığı eser el-Ezvan ve’l-Mekadir’dir. Bunu, 1063 yılında yazmıştır. Son yazdığı kitap ise Hakk’ul-Yakin kitabıdır. Bunu da 1109 yılında, yani vefatından bir yıl önce yazmıştır.
Allame’nin bazı eserleri şunlardır:
1- Bihar’ul-Envar: Hadis ve tarih ansiklopedisidir. Bu kitapta Kurân-ı Kerim’in birçok ayetlerini de tefsir etmiştir.
2- Mir’ât’ul-Ukul: Sıkat’ul-İslam Kuleynî’nin kitabının şerhidir.
3- Milaz’ul-Ahyar: Şeyh Tûsî’nin Tehzib kitabının şerhidir, 16 cilttir.
4- el-Feraid’ut-Tarife: Sahife-i Seccadiye’nin şerhidir.
5- Şerh-i Erbaîn Hadis: Seçme hadisler alanında yazıla gelmiş en güzel eserdir.
6- Hakk’ul-Yakin: İtikat konulu bir eser olan bu kitabın orijinal dili Farsça’dır. Bu konuda Allame’nin daha birçok
eseri vardır.
7- Zâd’ul-Maad: Amel ve duaların aylara göre dağılımını içeren bu kitap da Farsça’dır.
8- Tuhfet’uz-Zair: Ziyaret hakkındadır, orijinal dili Farsça’dır.
9- Ayn’ul-Hayat: Vaizler ve hikmetli sözler içerir. Ayetlerin yanı sıra mâsumların (a.s) da sözlerinden derlenmiştir,
Farsça’dır.
10- Sırat’un-Necat
11- Hilyet’ul-Muttakîn: İnsanların günlük olarak ve hayatları boyunca yapmaları gereken sünnet amelleri ve bunların âdâbını içerir.
12- Hayat’ul-Kulub: Peygamberler tarihi yanı sıra Ehl-i Beyt (a.s)’ın da hayatlarını konu alan bu kitap 5 cilt olup orijinal dili Farsça’dır.
13- Mişkat’ul-Envar: Hayat’ul-Kulub’un özetidir.
14- Cila’ul-Uyun: Ehl-i Beyt (a.s)’ın tarihini ve musibetlerini içerir; Farsça’dır.
15- İmam-ı Zaman Hz. Mehdi (a.s)’ın Tevkiat-ı Şerif’i, tercümesi ile beraber.
16- Özel hadislerin tercümesi, Tevhid-i Mufaddal gibi.
17- Duaların ve ziyaretlerin tercümesi hakkındaki kitapları büyük ziyaret ve sanat duası gibi.
18- Çeşitli mevzular hakkındaki risaleleri, çeşitli ayetlerin tefsirleri, birçok alimin hayatları ve hal tercümeleri.
Çok uzun ve sıkıcı olmasın diye biz bunların birçoğunun adını tek tek zikretmekten sakınıyoruz.
Allame’nin eserlerinde dikkatimizi çeken nokta şu ki, eserlerinin çoğu Farsça’dır. Bunun manası şu ki, hitap ettiği toplum Fars olduğu için onları hidayet ve irşat etmek için onların kendi dilleriyle konuşmuş ve kendi dilleriyle yazmıştır.
Vefatı
Allame’nin aydın ömrü, 73 yıl etrafına ışık tuttuktan sonra 27 Ramazan 1110 h.k. tarihinde İsfahan’da söndü ve cihan, bu büyük alimin feyzinden mahrum oldu. Allame öldüğü gün yarım kalan birçok işleri vardı ki daha onları tamamlayamamıştı. Bunlardan bazıları; Bihar’ul-Envar’ın tekmilesi, Müstedrek’ül-Bihar’dır.
Ama bu hak yolun yolcuları, seçilmişleri, alimleri, onun yolunu devam ettirdiler. Ne var ki bir alimin yerinde açılan boşluğu hiçbir şey ve hiçbir kimse dolduramaz.
ŞEHİD-İ SANÎ
Doğumu
Şia ulemasının önde gelen, saygın fakihlerindendir. Asıl adı Şeyh Zeynuddin b. Ali b. Ahmed Âmulî Cebaî olan ve Şehid-i Sanî lâkabıyla tanınan bu yüce fakih, 13 Şevval 911 (h.k)’de, ilim ve fıkıh ailesinde dünyaya gözlerini açmıştır.
Şianın parmakla gösterdiği, vücuduyla iftihar ettiği, İslamî ilimlerin enginliklerini en derin ayrıntılarıyla inceleyen, fıkıh ve içtihat alanında İslam Fıkhı’nın temel taşlarını oluşturan seçkin Şia ulemasından biri olan Şehid-i Sanî, semereli hayatı boyunca verdiği eserler bakımından eşine ender rastlanan fakihlerden biri olmuştur. Şehid-i Sanî, on birinci asırda yaşamış, hayatı boyunca bıkmadan usanmadan çaba göstermiş ve nitekim Âl-i Muhammed (s.a.a)’in fıkhını dünyanın çeşitli bölgelerine yaymayı başarmıştır.
Şehid’in Oğlu
Bu yüce şahsiyetin semerelerle dolu yaşantısının bereketlerinden biri de Maalim’id-Din fi’l-Usul gibi kıymetli bir kitabı İslam camiasına armağan eden saygıdeğer, alim ve araştırmacı yazar Allame Ebu Mansur Cemaluddin Hasan’ı yetiştirmiş olmasıdır.
Ebu Mansur’un yazdığı ve kısaca Maalim olarak bilinen bu kitap da tıpkı babası Şehid-i Sanî’nin er-Ravzat’ül-Behiyye adlı eseri gibi asırlardır ilim merkezlerinde İslamî ilimler tahsil eden talebelerin vazgeçilmez ders kitabı olarak okutula gelmiş ve halen de okutulmaktadır.
Tahsili ve Seferleri
1- Şehid-i Sanî (r.a), babası Nuruddin Ali b. Ahmed’in nezdinde mukaddime derslerini okuduktan sonra Meys Kasabası’na giderek tahsiline orada, Şeyh Ali b. Abdulâli Meysî’nin (ö. 938 h.k) yanında devam etti. Allame Hillî’ye ait Şerai’ul-Ahkam, İrşad ve Kavaid kitaplarını burada okudu. Tahsilinin devamı için buradan da çeşitli ülkelere yolculuk yaptı.
2- Şehid-i Sanî, daha sonra Kerek Nuh’a geçti. Nahiv ve Usul derslerini Câfer Kerekî’den aldı. Üç yıl Ceba’da ikâmet ettikten sonra 937 yılında oradan da Şam’a geçti. Büyük filozof ve aynı zamanda hekim olan Şeyh Muhammed b. Mekkî’den tıp, hikmet ve heyet dersleri aldı. Şeyh Ahmed Cabir’in derslerine katıldı. Tecvid alanında yazılan Şatibiye adlı kitabı onun yanında okudu. Sahih-i Müslim ve Sahih-i Buharî’yi de Şam’da, Şemsuddin Tûlûn’un nezdinde okudu.
3- Yorulmak bilmeyen bu yüce şahsiyet, 942 (h.k)’de Mısır’a doğru hareket etti. Burada da Arap Edebiyatı, Usul-u Fıkıh, Hendese, Maanî, Beyan, Aruz, Mantık, Tefsir vb. gibi çeşitli alanlarda on altı üstattan ders aldı.
4- Şehid-i Sanî, 944 (h.k)’de Şevval Ayı’nda Kâbe’yi, 946 yılında da Irak’taki mâsum imamların mukaddes türbelerini ziyaret etti. Bu seferlerin dışında, geri kalan zamanını doğum yeri olan Ceba’da geçiriyordu.
5- Hicrî 948 yılında Beyt’ul-Mukaddes’e giderek Şeyh Şemsuddin b. Ebu Latif Mukaddesî’den icazet aldı ve tekrar vatanına döndü.
6- Bu seferlerinin ardından o zamanlar Kostantina olarak bilinen bugünkü İstanbul’a seyahat etti. Kadı Asker Muhammed b. Muhammed b. Kadı Zâde Rûmî’ye on ilim içeren bir risale gönderdi. Bu mektubun ardından karşılıklı görüşmeler ve münazaralar oldu. Nitekim, netice olarak Kadı ona, “dilediği yerde ders verebilme yetkisi” verdi. Bunun üzerine Şehid (r.a), istihare ederek Bâlebek’teki Nuriye Medresesi’nde ders vermeyi tercih etti. Aynı zamanda, Kadı tarafından medresenin idare işi de ona bırakıldı.
7- Şehid (r.a), Hicrî 953 yılında imamların mezar-ı şeriflerini ziyaret ettikten sonra tekrar kendi vilayetine geri döndü ve ölünceye dek orada kalmaya karar verdi.
Merciliği
Şehid-i Sanî, Bâlebek’te ders verdiği sürece ilmî şöhreti sayesinde artık mercî de olmuştu. Seçkin alimler ve ilim sevdalıları, bu yüce şahsiyetin ilmî ve ahlakî karakterinden feyiz almak için uzak diyarından yola çıkarak onu görmeye geliyorlar, onun sıcak nefesinden faydalanıyorlardı. Şehid-i Sanî, bu şehirde çok geniş bir öğrenci kitlesine ders veriyordu. Câferî, Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbeli mezheplerine ait fıkıh ve akaid konularını çok iyi bildiğinden ve bu konulara herkesten daha vâkıf olduğundan her kesime hitap edebiliyordu. Hem fıkıhta, hem de akaitte çağdaş ve mutabık dersler verir, herkes kendi mezhebine göre ondan fetva alırdı.
Üstünlüğü
Ravzat’ul-Cennât kitabının yazarı Merhum Hunsarî, Şehid-i Sanî hakkında şöyle der:
“Şimdiye kadar Şia uleması arasında saygınlıkta, ilimde, anlayışta, titizlikte, programlı olmakta, üstat sayısının çok olmasında, zariflikte, maneviyat içerikli etkin söz söylemede, eserlerinin eksiksiz oluşunda onun kadar büyük ve seçkin birine rastladığımı hatırlamıyorum. Hatta, üstat Şehid-i Sanî’nin erdemini ilahî ahlaktan almış olması ve ilahî dergâha yakınlık makamına sahip olması, onun mâsumların izinden gittiğini ve mâsumlardan sonra gelen makama sahip olduğunu gösterir.”
İş Hayatı
Şehid-i Sanî, ilmî ve fıkhı açıdan seçkin ve üstün bir kişiliğe sahip olmasına rağmen günlük ihtiyaçlarını karşılamak için bizzat çalışırdı. Hatta bu konuda, geceleri hava karardığında merkebine bindiği, şehirden uzaklaştığı ve odun toplayarak geçimini sağladığı da rivayet edilmiştir.
Üstatları
Şehid (r.a), onca seyahatleri süresince şehir şehir dolaşır, kendine en iyi şekilde faydalanabileceği seçkin üstatlar arardı. Bu nedenle beş mezhebe mensup İslam âlimlerinin en seçkinlerinden faydalandı. Şehid-i Sanî’nin faydalandığı başlıca üstatlar şunlardır:
1- Babası, Ali b. Ahmed Âmulî Cabaî (ö. 925)
2- Şeyh Ali b. Abdulâli Meysî (ö. 938)
3- Şeyh Muhammed b. Mekkî (hekim ve filozof)
4- Seyit Hasan b. Câfer Kerekî
5- Şemsuddin Tûlûn Dımeşkî Hanefî
6- Şeyh Ebul Hasan Bekrî
7- Şeyh Şemsuddin Ebu Latif Mukaddesî
8- Molla Hasan Curcanî
9- Şehabuddin b. Neccar Hanbelî
10- Zeynuddin Hurrî Malikî
Eserleri
Şehid-i Sanî’nin eserleri, tarihleri bakımından Ravz’ul-Cinan’dan başlar, er-Ravzat’ul-Behiyye’de de son bulur.
Gerçekten de Ravzat’ul-Behiyye, adında da belirtildiği gibi alim ve araştırmacıların ruhlarını tazeleyen, kaybettiklerini orada bulmalarını sağlayan, iman ve inanç baharı estiren mükemmel bir bahçedir.
Emel’ul-Âmul kitabında yazılanlara göre, Şehid-i Sanî şehit düştüğünde iki binden fazla kitabı vardı. Bunlardan iki yüz nüshası Şehid’in kendi hattıyla, diğerleri de başka âlimler tarafından kaleme alınmıştı. Kısaca, Şehid (r.a)’in bazı eserleri şunlardır:
1- Ravz’ul-Cinan fi Şerh-i İrşad’il-Ezhan
2- Mesalik’ul-Efham fi Şerh-i Şerai’il-Ahkam
3- el-Fevaid’ul-Amelliyye fi Şerh’in-Nefliyye
4- el-Mekasid’ul-İlliyye fi Şerh’il-Elfiyye
5- Menasik’ul-Hacc’il-Kebir ve Menasik’ul-Hacc’is-Sagir
6- er-Ravzat’ul-Behiyye fi Şerh-i Lümat’id-Dımeşkiyye
7- el-Bidayet-u fi İlm’id-Dirâye (Şehid-i Sanî, bu alanda böylesine mühim bir kitap yazan belki de ilk âlimdir.)
8- Temhid’ul-Kavaid’il-Usuliyye li Tefri’il-Ahkam’iş-Şer’iyye
9- Gunyet’ul-Kasidîn fi Istılahat’il-Muhaddisîn
10- Kitabun fi’l-Ahadis (Hasan b. Mahbub’un Meşiyha’sından seçilen bir çok hadis içerir.)
11- Risaletun fi’l-Ediyye ve Risaletun fi Âdab’il-Cumâ
12- Hakaik’ul-İman
13- Manzumet-u fi’n-Nahv (Şerhiyle birlikte)
14- Munyet’ul-Murîd fi Edeb’il-Mufid (Âdab’ut-Talim ve Mutaallim, eğitim ve öğretim hakkında fevkalade faydalı
bir kitaptır.)
15- Mesken’ul-Fuâd İnde Fıkhıl-Ehibbe ve’l-Evlad (Özetiyle birlikte)
16- Keşf’ur-Raybet an-Ahkam’il-Gıybet
Şehadet Müjdesi
Şeyh Bahaî’nin babası Şeyh Hüseyin b. Abdussamed Harisî şöyle der: Bir gün Şehid-i Sanî’nin yanına vardım.
Çok düşünceliydi. Niçin düşünceli olduğunu sordum, şöyle cevap verdi: “Kardeşim, öyle sanıyorum ki ben ikinci şehit (şehid-i Sanî) olacağım. Rüyamda Alem’ül-Hüda Seyit Murtaza’yı gördüm. Bir ziyafet sofrası açmış, Şia alimlerini başına toplamış, birlikte yemek yiyorlardı. Ben de onlara katıldığımda Seyit Murtaza ayağa kalktı ve bana hoş geldin deyip Şehid-i Evvel’in yanına oturmamı istedi.”
Şahadeti
Şehid-i Sanî de fazilet sahibi diğer şehitler gibi gözünü dünya hırsı bürümüş, şahsi çıkarları peşinde olan bir dünya perestin kurbanı olmuştu. Olay, kısaca şöyle gerçekleşmiştir:
Ceba ahalisinden iki kişi, aralarındaki bir anlaşmazlığı çözmesi için Şehid-i Sanî’ye müracaat ederler. Şehid (r.a) de şer’î usullere göre aralarında hükmeder. Aleyhine hükmedilen kişi, bu hükme karşı gelerek Seydâ Şehri kadısına sığınır ve onun yanında Şehid-i Sanî’yi Şiîlik ve Rafizîlik’le suçlar. Kadı, hemen harekete geçerek durumu Osmanlı padişahı Sultan Selim’e bildirir. O da Şehid’i tutuklaması için birini görevlendirir. Ancak bu kimse, Şehit’i bulamaz. Sultan Selim, bir süre sonra da veziri Rüstem Paşa’yı görevlendirir ve ondan Şehit’i bulmasını, mezhebi hakkında bilgi almasını, Şia olduğu takdirde derhal tutuklayıp sarayına getirmesini ister.
Hemen harekete geçen Rüstem Paşa, onun hacca gittiğini öğrenir öğrenmez peşine takılır. Henüz Mekke’ye varmadan onu yakalar. Şehit (r.a), hac ziyaretinin sonuna kadar ondan mühlet ister. Rüstem Paşa bunu kabul eder ancak, daha sonra başkalarının kışkırtması sonucu o yüce zâtı şehit ederek kesik başını sultana götürür.
Sultan Selim, vezirinin bu işine çok kızar ve onu iyice azarlar. Nitekim Şehit’in kanı heder olmaz ve Seyit Abdurrahim Abbasî’nin telaşlarıyla Rüstem Paşa, gerçekleştirdiği bu büyük cinayet için ölüme mahkûm edilir.
Şia ulemasının önde gelen isimlerinden Şehid-i Sanî (r.a) Hicrî 966’da (Seyit Muhsin Emin’e göre de 965’te) şehit edilmiş, ne yazık ki şehadetinin ardından cesedi üç gün yerde kalmış ve üç gün sonra da denize atılmıştır.
SEYİT AHMED BİN TÂVÛS
Doğumu
Seyit Cemaluddin, Ahmet bin Musa bin Cafer bin Tavus Hüseynî Hillî, 7. asrın (h.k.) en büyük âlimlerindendir.
Soyu
Onun soyunu belirten en açık şey, Seyit bin Tavus’un (İkbal kitabının yazarının) kardeşi oluşudur.
Onun büyük babalarından Şeyh Tûsî, Şeyh Veran bin Ebî Firas (Mecmua-i Veram’ın sahibi)’tır.
İbn-i Tâvûs ve Âl-i Tâvûs lakaplarını almalarının sebebi, büyük babaları Ebu Abdullah Muhammed bin İshak’ın yüz güzelliği ve yakışıklı oluşundan dolayı halkın onu tavusa benzetmesindendir.
Âl-i Tâvûs soyu, İmam Câfer Sâdık’ın (a.s) süt kardeşi Davut’a dayanır. Davut, o kimsedir ki zindandayken İmam Cafer Sadık (a.s) Ümmü Davut diye meşhur olan duayı (Recep Ayı’nın yarısındaki amellerden biridir) onun annesine öğretti ve bu vesile ile zindandan kurtuldu.
Ailesi
Âl-i Tâvûs ailesi Müslümanlar arasında elmas gibi parlayan bir ailedir. Onlarca parlayan yıldız insanları hayrete düşürmüş ve onları böyle bir soru ile karşı karşıya getirmiştir ki tek bir aile nasıl olur da bu kadar güzellik ve fazileti kendilerinde toplayabilir?
Azıcık bir araştırmayla çok kısa zamanda yirmiden fazla büyük alimin bu aileden çıktığını görüyoruz. Seyit Raziyuddin Ali (İkbal kitabının sahibi) ki oğulları Muhammed ve Ali, onlara Keşf’ul-Muhce kitabını yazmış ve her birinden çok çok kıymetli eserler bırakan âlimler.
Lider Kişiliği
Bu çok kıymetli ailenin üstünlüklerinden biri de lider insanlar olmalarıdır. Abbasîler döneminde Nakabet-i Talibiyan, kendi zamanının seyitlerinin liderliğini taşıyordu. Onların arasındaki sorunları hallediyordu ve onların arasında en emin olarak tanınıyordu. Bu makamın en başta gelen şartı fakih ve müçtehit olmak idi.
Bu makamın yüceliğinde Seyit bin Tavus’un bu makamla övünmesi yeterlidir. Bu makam, kaç nesil onların soyunda devam etti.
Büyüklerin Sözleri
Seyit Ebul Fazail’in makamı o kadar büyüktür ki herhangi büyük onun adı geldiğinde tazim ederek eğilir.
Bunun adını zikreden müellif ve yazarlar onu övmeden geçememişlerdir.
Tüm büyük ulemanın şahadetine göre Seyit Ahmet bin Tavus çeşitli ilimlerde zirvede idi. O, çeşitli ilimlerin en yüce noktasına varmıştı. Bu ilimlerden fıkıh, usul-u fıkıh, kelam, şiir, edebiyat vb…
Seyit Musa bin Câfer’in dört oğlu olmasına rağmen, çoğu zaman Seyit Ali ve Seyit Ahmet (r.a) bir arada zikrolunur ve Seyit Ahmet, Seyit Ali’nin ardından zikredilir. Seyit Ali’nin makam ve menzilesini idrak eden Seyit Ahmet’i de rahat tanıyabilir.
Üstatları
Seyit Cemaluddin bin Tâvûs’un üstatlarından bazıları şunlardır:
1- Şeyh Necibuddin bin Nima Hillî
2- Şeyh Yahya bin Muhammed Suravî
3- Seyit Fahhar bin Maad Mûsevî
4- Seyit Ahmed bin Yûsuf Alevî
Talebeleri
En büyük öğrencilerinden bazıları şunlardır:
1- Allame Hillî
2- Hasan bin Davut Hillî (Rical-ı İbn-i Dâvud kitabının yazarı)
3- Seyit Abdulkerim bin Tavus (büyük oğlu)
Eserleri
Seçkin öğrencisi Seyit kendi kitabında Rical kitabında üstadın 82 tane eseri olduğunu yazar. Bu kitaplar muhtelif dallarda kaleme alınmış, ancak, maalesef birçoğu bize ulaşmamıştır.
Başlıca eserleri şunlardır:
1- Bina’ul-Makalet’il-Fatimiyye fi Nakz’ir-Risalet’il-Osmaniyye
2- Milaz-u Ulema’il-İmamiyye (fıkıh konulu)
3- el-Fevaid’ul-Udde (usul-u fıkıh konulu)
4- es-Sakıb’ul-Musahhar alâ Nakz’il-Muşeccer (usul-u din konulu)
5-er-Ruh (İbn-i Ebil Hadid’e reddiye)
6- Şevahid’ul-Kurân
7- Büşra’l-Muhakkikîn (fıkıh konulu)
Seyit Ahmet bin Tavus, rivayetleri sahih, muvassak, hasen ve zayıf olarak dört kısma ayıran ilk âlimdir. Bu görüş, Allame Meclisi’nin (r.a) zamanına kadar kabul gördü. Allame Meclisi, buna birkaç kısım daha ekleyerek dokuz kısma kadar genişletti.
Vefatı
Seyit Ahmet bin Mûsa pür bar bir ömür geçirdikten sonra ki hepsini nefsi tezkiyede, halkı hidayet etmede, Ehl-i Beyt (a.s)’ın adını yüceltmede geçirmişti. 673 h.k. tarihinde Hille’de gerçek mâşukuna kavuşmak üzere gözlerini dünyaya ebediyen kapadı. Mültecilerin sığınağı ve kerametler kapısı olan mukaddes kabri Hille Kenti’nde meşhurdur. Peygamber ve soyunu sevenler, sürekli o seyidin ziyaretine giderler.
Seyit Ahmet bin Tâvûs’un şerefli kabri, yıllarca unutulduktan sonra yeniden ziyarete açıldı. Yeniden ziyarete açılma hikâyesi şöyledir. Allah’ın salih kullarından birisi onun kabrinin yanında gördüğü bir rüya ile Ehl-i Beyt dostlarının yüzüne açıldı.


more post like this