Ehlibeyt’in Dilinden “Allah Kimdir, Nedir?” (2)

Hiçbir şey Allah’a benzemez, duyularla algılanmaz, insanlarla mukayese edilmez. Uzaklığında yakın, yakınlığında uzaktır. Her şeyin üstündedir. Bir şey O’nun üstündedir denemez. Her şeyin önündedir; ama Onun önü vardır denemez.

Varlıkların içindedir; ama bir şeyin bir şeye girmesi gibi değil. Varlıkların dışındadır; ama bir şeyin bir şeyden çıkması gibi değil. Bu niteliklere sahip olan Allah’ı tenzih ederim. Ondan başkası da bu niteliklere sahip değildir. O, her şeyin başlangıcıdır. Gözle görülmez, elle tutulmaz, beş duyu organıyla algılanmaz. Zihinler O’nu kavrayamaz, zamanın geçmesiyle yıpranıp eksilmez, akıp giden zamanlar O’nu değiştirmez…

Ehlibeyt’in Dilinden “Allah Kimdir, Nedir?” (2)

Abdurrahman b. Ebu Necran şöyle rivayet eder:

Ebu Cafer (Muhammed Bakır aleyhisselâm)’a tevhidle ilgili bir soru sordum ve dedim ki: “Allah’ı “şey” olarak tasavvur edebilir miyim?

Dedi ki: «Evet, ama aklen kavranamayan, sınır biçilemeyen bir şey. Senin zihninde beliren bir şey O’ndan ayrıdır. Hiçbir şey O’na benzemez, zihinler O’nu kavrayamaz. Zihinler nasıl O’nu kavrayabilsinler ki, O, aklen algılanan her şeyden ayrıdır, zihinlerde tasavvur edilen her şeyden farklıdır; ancak aklen algılanamayan ve sınır biçilemeyen bir şey olarak tasavvur edilebilir.»

***

Zurare b. A’yen şöyle rivayet eder:

Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’ın şöyle dediğini duydum: «Allah, yarattıklarından ayrı ve yarattıkları da Ondan ayrıdır. Allah dışında şey diye nitelendirilen her varlık, her şey, yaratıcı Allah tarafından yaratılmıştır. “Benzeri gibi hiçbir şey bulunmayan Allah münezzehtir. O, işitendir, bilendir.” (Şura, 11)»

***

Ali b. Ukbe b. Kays b. Sim’an b. Ebu Rubeyha -Resûlullah’ın azatlı kölesi- şöyle rivayet etmiştir:

Emirül-Müminin (Ali aleyhisselâm)’a soruldu: “Rabbini ne ile tanıdın?”

Buyurdu ki: «Kendini bana tanıttığı ile…»

Denildi ki: Kendini sana nasıl tanıttı?

Dedi ki: «Hiçbir şey Ona benzemez, duyularla algılanmaz, insanlarla mukayese edilmez. Uzaklığında yakın, yakınlığında uzaktır. Her şeyin üstündedir. Bir şey O’nun üstündedir denemez. Her şeyin önündedir; ama Onun önü vardır denemez.

Varlıkların içindedir; ama bir şeyin bir şeye girmesi gibi değil. Varlıkların dışındadır; ama bir şeyin bir şeyden çıkması gibi değil. Bu niteliklere sahip olan Allah’ı tenzih ederim. Ondan başkası da bu niteliklere sahip değildir. O, her şeyin başlangıcıdır.»

***

Ebu Basir şöyle rivayet eder:

Bir adam Ebu Cafer (Muhammed Bakır aleyhisselâm)’ın yanına geldi ve dedi ki:

Bana Rabbinin ne zamandan beri var olduğunu söyle?

İmam buyurdu ki: «Yazıklar olsun sana! Ancak bir zaman var olmayan şey hakkında ne zaman oldu? Denir. Benim yüce Rabbim, her zaman vardı ve her zaman nasılsız (keyfiyetsiz) diridir. Allah hakkında “…oldu” olmaz. Oluşu için de “oldu ve nasıl oldu” nitelemesi olmaz. O’nun için “nerede” (mekân) yoktur.

Bir şeyin içinde değildir. Ve bir şeyin üzerinde de değildir. Özel mekânı için bir yer meydana getirmemiştir. Varlıkların oluşmasından sonra güçlenmemiştir ve hiçbir şey olmadan önce de zayıf değildi. Bir şey meydana getirmemişken korku hissetmiyordu.

Zihinde tasavvur edilen hiçbir şeye benzemez. Varlıkların yaratılmasından önce egemenlikten uzakta değildi ve varlıkların ortadan kalkmasından sonra da egemenlikten uzaklaşmaz. Hayat olmaksızın hep diridir. Bir şey meydana getirmeden önce güçlü hükümdardı. Evreni var ettikten sonra da karşı durulmaz güç sahibi hükümdardır.

Varoluşu için “nasıllık” söz konusu değildir. Nerede oluş O’nun için yoktur, sınırı söz konusu değildir. Kendisine benzeyen bir şeyle tanınmaz. Uzun süre kalmaktan dolayı yaşlanmaz. Hiçbir şeyden korkmaz. Aksine bütün varlıklar Onun korkusundan titrerler. Sonradan olma bir hayatı olmaksızın diriydi. Vasfedilir bir oluşu, sınırlandırılabilir “bir nasıl” oluşu ve kavranabilir “bir nerede” oluşu veya bir şeye komşu olabilir “bir mekânı” yoktur.

Bilâkis O, diridir, tanınandır, hükümrandır, daima güç ve egemenlik sahibidir. Dilediğini, dilediği zaman dileyişiyle yarattı. Sınırlandırılamaz, parçalanamaz, yok edilemez. Keyfiyetsizlikti, mekânsız son olacaktır. “O’nun yüzü hariç, her şey helak olacaktır.” (Kasas, 88) “Yaratma ve emir yetkisi O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah münezzehtir.” (Araf, 54)

Yazıklar olsun sana, ey soru soran adam! Benim Rabbimi, zihinler kapsayamazlar. Şüpheler Onu, rububiyyet makamından indiremezler, şaşırmaz, hiçbir şey Ona yaklaşamaz, komşu olamaz, Olaylar Ona musallat olamazlar, hiçbir şeyden dolayı sorumlu tutulamaz, hiçbir şeyden dolayı pişmanlık duymaz. “Uyumaz..” (Bakara, 255) “Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve yerin altında bulunan her şey Onundur.” (Ta-ha, 6)»

***

Ahmed b. Muhammed b. Ebu Nasr şöyle rivayet etmiştir:

Belh nehrinin ötesinden (Maveraunnehir) bir adam, Ebu’l-Hasan er-Rıza (Ali b. Musa aleyhisselâm)’ın yanına geldi ve dedi ki: “Sana bir soru soracağım, eğer bu soruya benim düşündüğüm gibi cevap verirsen senin imamlığını kabul edeceğim.” Ebu’l-Hasan (Ali b. Musa aleyhisselâm) dedi ki: «İstediğini sor.» Adam şöyle dedi: “Bana Rabbinin ne zamandan beri var olduğunu, nasıl var olduğunu ve neye dayandığını söyle?”

Ebu’l-Hasan (aleyhisselâm) dedi ki: «Allah Tebareke ve Teâlâ neresiz, (mekânsız) nereyi, (mekânı) nere (mekân) yapandır. Ve nasılsız, (keyfiyetsiz) nasılı, (keyfiyeti) nasıl (keyfiyet) yapandır. O, kudretine dayanır.»

Bunun üzerine adam yerinden kalktı, alnından öptü ve dedi ki: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Resulü olduğuna, Ali’nin, Allah Resûlü’nün vasisi olduğuna, ondan sonra Resûlullah (sallallahu aleyhi ve âlihi)’nin yerine geçtiğine, siz imamların doğru sözlü olduklarınıza ve senin de onlardan sonra onların görevini üstlendiğine şahitlik ederim.

***

Hişam b. Hakem, Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm)’dan şöyle rivayet eder:

Kendisine, “Allah nedir?” diye soran zındığa İmam şu cevabı verdi:

«Her şeyden farklı bir şeydir. Sen benim bu sözümü, anlamın ispatı şeklinde algıla. O, şeyliğin gerçek anlamıyla bir şeydir; ancak cisim ve suret değildir. Gözle görülmez, elle tutulmaz, beş duyu organıyla algılanmaz. Zihinler O’nu kavrayamaz, zamanın geçmesiyle yıpranıp eksilmez, akıp giden zamanlar O’nu değiştirmez.»

Soruyu soran adam dedi ki: Ama siz, Allah’ın işiten ve gören olduğunu söylüyorsunuz?

Buyurdu ki: «Evet O, işitendir, görendir. Bir organ olmaksızın işitir, bir alete başvurmadan görür. Daha doğrusu kendisiyle işitir, kendisiyle görür. O, işitendir, kendisiyle işitir ve O, görendir, kendisiyle görür dediğim zaman bu, O, bir şeydir, kendisi de ayrı bir şeydir anlamına gelmez.

Bilâkis, sorulan kişi ben olduğum için kendimle ilgili bir tabir kullanmak istedim ve soran da sen olduğuna göre senin anlayacağın bir dil kullandım. Ve diyorum ki: Gerçekte O, bütün zatıyla işitendir; ama bu, Onun parçası olan bir bütün olduğu anlamına gelmez. Sadece içimdeki anlamı kendimle ilintili ifadelerle sana anlatmak istedim.

Söylediklerimin varmak istediği nokta şudur: O, işitendir, görendir, zat ve anlam ayrılığı söz konusu olmaksızın bilendir, her şeyden haberdardır.»

Soru soran dedi ki: Peki, O nedir?

Ebu Abdullah dedi ki: «O, Rabdir. O, mâbuddur. O, Allah’tır. Allah derken maksadım: “Elif, lam ve ha” harflerini, aynı şekilde “ra ve ba” harflerini ispatlamak değildir. Bilâkis, sen bu harflerin ötesindeki anlamı tasavvur et. Eşyanın yaratıcısı ve meydana getiricisi “şey,” anlamını, söz konusu harflerin niteliğini düşün. İşte bu, Allah, Rahman, Rahim, Aziz ve benzeri isimlerle isimlendirilen anlamdır. Mâbud Odur»

Soru soran adam dedi ki: Biz ancak yaratılan şeyleri tasavvur edebiliyoruz.

Ebu Abdullah (Cafer Sadık aleyhisselâm) dedi ki: «Eğer öyle olsaydı Allah’ı birleme yükümlülüğü üzerimizden kalkardı; çünkü biz ancak tasavvur ettiklerimizin dışındaki şeylerle yükümlü değiliz. Aksine biz diyoruz ki:

Duyularla tasavvur edilen, onlar aracılığıyla algılanan, duyular tarafından sınırlandırılmış ve onlarda somutlaşmış her şey yaratılmıştır. Çünkü yaratıcının varlığının olumsuzlanması iptal ve yokluk demektir.

Yaratıcının tenzih edilmesi gereken ikinci husus ise benzerliktir; çünkü benzerlik bileşim ve terkib ürünü olduğu açık olan yaratılmış varlıkların niteliğidir. Şu halde meydana getirilmişlerin var oluşlarını var eden birinin varlığını kanıtlamak kaçınılmazdır. Meydana getirilmiş varlıkların var edilmişlikleri, onlar açısından zorunlu bir niteliktir.

Onların var edicileri de onlardan ayrıdır ve onlar gibi değildir; çünkü onlar gibi olan, açık bir şekilde bileşim ve terkip ürünü olmak bakımından onlara benzer. Onlar gibi yokluktan varlığa geçmiş, küçüklükten büyüklüğe, siyahlıktan beyazlığa ve güçlülükten zayıflığa doğru bir süreç izlemiştir. Bunun dışında burada ayrıca açıklama ve varlıklarını kanıtlama gereğini duymadığımız daha başka özellikleri saymak mümkündür.»

Soru soran adam dedi ki: Sen yaratıcının varlığını kanıtlarken O’nu sınırlandırmış oldun!

Ebu Abdullah buyurdu ki:«Onu sınırlandırmadım bilâkis Onu ispat ettim. Çünkü “olumlama/ispat” ve “olumsuzlama/nefiy” arasında bir menzil bulunmamaktadır.»

Soruyu soran adam dedi ki: Peki, Allah’ın benliği ve mahiyeti var mıdır?

Buyurdu ki: «Evet, bir şey benliksiz ve mahiyetsiz kanıtlanamaz ki.»

Soruyu soran dedi: Şu halde keyfiyeti de mi vardır?

Buyurdu ki: «Hayır; Çünkü keyfiyet nitelik ve kuşatıcılık yönüdür. Ancak varlığını inkâr ve eşyaya benzerlik yönünün dışına çıkması kaçınılmazdır. Çünkü O’nu olumsuzlayan, O’nu inkâr etmiş, rabliğini reddetmiş ve iptal etmiş olur.

O’nu başkasına benzeten de O’nu rablik niteliğini hak etmeyen, yaratılmışlara, var edilmişlere özgü niteliklerle olumlamış olur. Fakat Allah’ı, başkasının hak etmediği, Ona ortak olmadığı, kuşatamadığı ve O’ndan başkasının da bilemediği bir keyfiyetle olumlamak kaçınılmazdır.»

Soru soran dedi: Varlıkların zahmetini bizzat kendisi mi taşır?

Ebu Abdullah buyurdu ki: «O, doğrudan ve direkt varlıkların ağırlığını taşımaktan yücedir. Bu, yaratılmışlara özgü bir niteliktir. Yaratılmış varlıkların eşyayla teması; ancak yüklenmek, ağırlığını bizzat hissetmek şeklindedir. Allah ise aşkın güce sahiptir. İradesi ve dilemesi her zaman yürürlükte ve geçerlidir. Dilediğini yapar.»

ABNA.İR


more post like this