İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Fakihlerin Fetvaları

    Fakihlerin Fetvaları

    Fakihlerin Fetvaları
    Rate this post

    Fakihlerin Fetvaları…
    Kabirlere Teberrük (Bereket İsteminde Bulunmak) (2)
    1-İmam Malik ve üstatları
    Ayetullah Şeyh Necmettin Tabesi
    Yahya b. Said Ensarî, İbn-i Müseyyib ve İbn-i Ömer, ‘Peygamber’in minberinin çıkıntısına el sürmek caizdir’ fetvasını vermişlerdir.[1]
    2-“İshak b. İbrahim” şöyle diyor:
    “Hacının Medine’ye gitmesi, Mescid-i Nebevi’de namaz kılması ve Peygamber’in (s.a.a) ravzasına bakması daha sonra Peygamber’in (s.a.a) kabrine, minberine ve oturduğu yere; el çekip mübarek adımlarını attığı ve onun dayandığı ve Cebrail’in vahiy indirdiği direğe teberrük etmesi çok yerinde bir iştir.
    Aynı şekilde sahabe, tabiin ve Müslümanların liderlerinin tamir ettiği yerlerden teberrük umması da çok uygun bir iş olacaktır.”[2]
    3-İmam Sadık (a.s) şöyle buyurur:
    “Peygamber’in (s.a.a) kabri yanında dua etmeyi bitirdikten sonra, onun minberi yanına git ve ona el çek; el konacak yerin üstünden tut. Göz ve yüzünü oraya sür. İşte bu, gözün şifasıdır.” [3]
    PEYGAMBER’İN (S.A.A) KABRİNİN TOPRAĞINA TEBERRÜK
    Müslümanlar sürekli Peygamber’in (s.a.a) ve Hz. Hamza’nın kabri toprağına ve Medine toprağına teberrük ediyorlardı. Medine toprağının her derde, özellikle cüzam ve baş ağrısına şifa olduğu nakledilmiştir.
    Fakihler de bunlara teberrükü caiz bilmiş ve hatta bu şeylere teberrük etmenin övülen işlerden olduğunu söylemişlerdir. Bir bölümünü nakledeceğimiz fetvalara şimdi dikkat buyurunuz:
    1-Semhûdî şöyle diyor:
    “Sahabe ve hatta gayri sahabe Peygamber’in (s.a.a) toprağını alıyorlardı. Ayşe, toprağın alındığı deliğin kapatılmasını emretti.” [4]
    Bazıları şöyle demiştir: “Ayşe toprağın alındığı deliğin kapatılmasını emretti. Zira sahabenin yaptığı bu iş, toprağın bitmesine ve kabrin yok olmasına sebep olacaktı.” [5]
    2-Aynı şekilde Semhûdî Müslümanların Medine toprağından bereket umulması hakkında şöyle der:
    “Onlar, ateşli hastalıkların iyileştirilmesi için Saib [6] kabri toprağından yararlanıyorlardı.” Semhû-dî, Zereşkî’den naklederek şöyle devam ediyor:
    “Medine toprağını başka bir yere götürmek -toprağın hürmetinin korunması ve Peygamber’in (s.a.a) hareminin orada olması sebebiyle- caiz değildir, ama Hamza’nın toprağı istisna edilmiştir. Zira Hamza’nın kabri toprağını tedavi amaçlı alınmasının sakıncasının olmaması hususunda herkesin ittifakı vardır.” [7]
    3-Senhâcî de şöyle der:
    “Ahmet b. Yekud’a, ‘halk, bereket elde etme amacıyla kabirlerin toprağını alıyor. Acaba bu iş caiz midir değil midir?’ diye sorduğumda şöyle dedi: ‘Caizdir.’ Aynı şekilde halk, sürekli âlimlerin, şehitlerin ve salih kimselerin toprağından teberrük umuyorlardı ve önceki zamandan şimdiye kadar şehitlerin efendisi Hamza’nın toprağını götürüyorlardı.” [8]
    4-İbn-i Ferhûn şöyle der:
    “Bu günlerde halk Hamza’nın kabri yakınlarından toprak alıyorlar ve ondan tespihe benzer boncuk yapıyorlar.”
    İbn-i Ferhûn, Medine halkının bu yaptığından Medine toprağının kullanılmasını caiz ve mubah olduğu sonucuna ulaşır. [9]
    MEDİNE TOPRAĞININ HASTALIKLARA ŞİFASI
    Medine toprağının şifası hakkında çok sayıda rivayet gelmiştir ve biz burada bunların bir kaçına işaret edeceğiz:
    1-Semhûdî şunları yazar:
    “İbn-i Neccâr ve Vefâü’l-Vefa kitaplarında İbn-i Cevzî, Medine tozunun cüzam/lebra hastalığının şifası olduğunu rivayet eder.”
    2-İbn-i Esir, Câmiu’l-Usûl kitabında Sa’d’dan Peygamber’in (s.a.a) hikâyesini naklederek şu açıklamada bulunur:
    “Allah’ın Resulü (s.a.a) Tebük savaşından dönüyordu. Müminlerden bir gurup onu karşılamaya çıktı ve sonuç itibariyle etraf toza toprağa boğuldu.
    Peygamber’in (s.a.a) yanındakilerden bazıları ağız ve burunlarını kapattılar. Ama Peygamber (s.a.a) yüzünün örtüsünü kaldırarak şöyle buyurdu: ‘Allah’a yemin olsun ki Medine’nin tozu, bütün hastalıkların şifasıdır.'”
    3-Ebu Seleme şöyle diyor: “Allah Resulünün (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Medine’nin tozu, cüzam/ lebra hastalığını iyileştirir.'”
    4-Semhûdî ayrıca şöyle der:
    “Ben kendim, bir şahsın cüzama tutulduğuna ve şiddetli ağrı çektiğine şahit oldum. Bu şahıs şifa bulmak için “Beyaz toprak yığını” isminde bir bölgeye gitti. Burası Kûba yolunda Bethân deresindedir. O, bu yerde kendini toprağa buladı ve bir miktar da toprak aldı. Gerçekten de bu yaptığı şey, onun için faydalı oldu.”
    5. İbn-i Zubale, Yahya b. Hasan b. Cafer Alevî ve İbn-i Neccâr şöyle diyorlar:
    “Peygamber (s.a.a), Belhâris kabilesinin yanına gitti ve onların nefes darlığı ve akli perişanlığa duçar olduklarını gördü. Peygamber (s.a.a), niçin bu hastalığa yakalandıklarını sordu ve onlarda: ‘Ey Allah’ın Resulü! Bedenimiz ateşlenmişti (sıtmaya yakalanmıştık)’deyince Efendimiz: ‘Niçin Saib toprağından yararlanmıyorsunuz?’ buyurdular.
    Nasıl istifade edeceklerini sorduklarında Efendimiz şöyle buyurdular: ‘Oranın toprağından bir miktar suya dökün, sonra biriniz ağzının suyunu eklesin ve şöyle desin: ‘Allah’ın Adıyla; bizim toprağımız, insanlarımızdan bazısının ağzının suyuyla ve Allah’ın izniyle bizim hastalığımıza şifa olacaktır.’ Onlar Peygamber’in (s.a.a) emrine amel ettiler ve hastalıklarına şifa buldular.”
    İbn-i Neccâr, Ebu’l Kasım b. Yahya Alevî’nin nakliyle bu hadisin devamında şöyle diyor:
    “Saib, Mâcşuniye’nin aşağılarında Bedhân’da yer alan bir deredir. Orada halkın toprak aldığı bir çukur vardır. Günümüzde oranın toprağından veba hastalığının iyileştirilmesi için yararlanılır. Halk oranın toprağını alır ve faydasının tecrübe edildiğini söyler. Ben kendim de bu topraktan bir parça aldım.”
    Semhûdî şunları da ekler:
    “Bu çukur şimdilerde de var ve oldukça meşhurdur. Halk oranın toprağından alır ve hastalıklarının şifası için kullanırlar. Bazı dostlarım için ben de o topraktan almıştım.”
    Daha önce Zereşkî’nin şu sözünü nakletmiştik: -harem toprağını almak yasaklanmıştır- Hamza’nın kabir toprağı istisna edilmiştir. Zira geçmişten günümüze dek Müslümanlar, oranın toprağının baş ağrısını iyileştirmek için mubah olduğunda ittifak etmişlerdir. Semhûdî bu sözün talikasında şunu ekler:
    “Niçin Saib toprağını istisna etmemiştir.” [10]
    ALTIN VE SİKKEDEN (METAL PARA) BEREKET UMMAK
    1-Cabir b. Abdullah anlatıyor:
    “Peygamberle (s.a.a) birlikteydim. Devem hastalandı ve kafileden geride kaldım. Allah Resulü (s.a.a) yanıma gelerek bana ne olduğunu sordu. Devemin hasta olduğunu söyledim. Efendimiz, devenin kuyruğunu tutarak sürdü. Cabir şöyle diyor:
    Bende böyle yaptım ve sürekli kafilenin önlerindeydim. Mekke’ye yaklaştığımızda Efendimiz, devemin nasıl olduğunu sordu. Hasta olduğunu söyleyince Efendimiz deveyi kendisine satmamı söyledi. ‘Buyurun sizin olsun, onu size bağışladım’ dedim.
    Efendimiz şöyle buyurdular: ‘Hayır olmaz, devene kırk dirheme alıyorum. Onunla Medine’ye kadar git, oraya varınca da bana ver.’ Cabir şöyle devam ediyor: Medine’ye vardığımda Allah Resulünün (s.a.a) yanına gittim.
    Peygamber (s.a.a), Bilal’e, bana kırk dirhem ve bir kıratta (dirhemin on dörtte biri) fazla vermesini buyurdular. Ben kendi kendime, ‘Peygamber’in (s.a.a) verdiği bu bir kıratı ömrümün sonuna kadar saklayacağım’ dedim. Sonra onu kiseye koydum ve “Harre” olayına kadar hiç ayırmadım; Şam ordusunun Medine’ye hamle ettiği Harre vakıasında onu benden aldılar.” [11]
    Evet, Allah Resulünün (s.a.a) büyük sahabesi, Allah Resulü (s.a.a) hayatta iken onun bir kıratından teberrük umuyor ve onu koruyarak ömrünün sonuna kadar saklamaya özen gösteriyor.
    2-Hayber savaşında bir gurup kadın Peygamber’in (s.a.a) yanındaydı ve Peygamber (s.a.a) savaş ganimetlerinden onlara da pay verdi. Kadınlardan birisi şöyle anlatır: “Ben kadınların sözcüsü olarak Peygamber’in (s.a.a) yanına geldim ve şöyle arz ettim:
    ‘Biz kadınlar da sizinle birlikte gelmek ve gücümüz oranında Müslümanlara yardım etmek istiyoruz.’ Efendimiz: ‘Allah’ın izni ve bereketiyle’ buyurdular. Kadın sözüne şöyle devam ediyor: Peygamberle birlikte gittik. Müslümanlar Hayber kalesini fethettiler ve oranın ganimetinden de bize verdiler. Peygamber (s.a.a) boynuma bir gerdanlık astı. Allah’a yemin olsun! Onu hiçbir zaman kendimden ayırmam ve beni o gerdanlıkla defnetmelerini vasiyet ettim.'” [12]
    Allah Resulünün (s.a.a) kadın sahabesinin Efendimizin verdiği gerdanlıktan bereket umduğunu ve onunla iftihar ettiğini ve hatta gerdanlıkla defnetmelerini vasiyet ettiğini görüyoruz. Daha ötesi hiç kimse bidat, küfür ve şirk işledi diye eleştirmiyor.
    PEYGAMBER’DEN (S.A.A) GERİDE KALAN ŞEYLERE TEBERRÜK ETMEK
    1-Enes b. Malik anlatıyor:
    “Berberin Peygamber’i (s.a.a) tıraş ettiğini gördüm. Sahabeler Peygamber’in (s.a.a) etrafını çevrelemişlerdi ve her birinin elinde Efendimizin bir tel saçı vardı. Onlar hatta bir saç telinin bile yere düşmesine izin vermediler.” [13]
    2-Muhammed b. Sirin, Ubeyd’e şöyle diyor:
    “Enes tarafından Allah Resulünün (s.a.a) saçının bir teli bana ulaşmıştı. Ubeyd de ona şöyle der: ‘Eğer Peygamber’in (s.a.a) saçının bir teli benim yanımda olsaydı, onu dünyanın tamamından daha çok severdim.'” [14]
    3-Kebşe de şöyle der:
    “Allah Resulü (s.a.a) yanımıza asılı su tulumunun ağzından su içti. Ben de kalkıp tulumun ağzını kestim.” [15]
    İbn-i Mâce bu konuda şöyle diyor:
    “Peygamberin ağzını koyup su içtiği yerden bereket umulması çok güzel bir iştir.” [16]Tirmizi de bu hadisi sahih bilir. [17]
    4-Sehl b. Sa’d yanındakilere anlatıyor:
    “Bir gün Peygamber (s.a.a) “Sakife-i Beni Sâi-de” de ashabıyla oturuyordu. Peygamber, Sehl’-den su istedi, o da kâseyi doldurup getirdi. Ravi şöyle diyor: Sehl, o kâseyi bize gösterdi ve biz de ondan su içtik. Sehl konuşmasına şöyle devam ediyor: Ömer b. Abdülaziz, kâseyi kendisine bağışlamamı söyledi, bende ona bağışladım.”
    Buharî, söz konusu kâse için şöyle diyor:
    “Ben o kâseyi Basra’da görmüş ve ondan su içmiştim. Bu kâseyi “Nazr b. Enes”in varisleri sekiz yüz bin dirheme satın aldılar.” [18]
    5-Fâkihânî’nin Peygamber’in (s.a.a) pabucundan bereket umması: Cemaleddin Abdullah b. Muhammed Ensarî üstadı Taceddin Fâkihânî ile Peygamber’in (s.a.a) Daru’l-Eşrefiyye’deki pabucunu ziyaret için Dımışk’a gittiler. Cemaleddin şöyle anlatır:
    “Oraya ulaştığımızda üstadım Peygamber’in pabucunu gördü. Başını açtı, pabucu öperek yüzüne sürdü ve ağlayarak şu şiiri okudu: ‘Mecnun’a, Leyla’ya ulaşmak mı önemlidir yoksa dünyanın tamamına ulaşmak mı?’ diye sorsalardı Mecnun şöyle diyecekti: ‘Benim için Leyla’nın pabucu daha sevimli ve dertlerimin dermanıdır.'” [19]
    6-Nafi şöyle diyor:
    “Eğer İbn-i Ömer’in işlerine ve Peygamber’in (s.a.a) ardından nasıl gittiğine dikkat etseydin, kendine o aklını yitirmiş derdin.” [20]
    Nafi şöyle devam ediyor:
    “İbn-i Ömer sürekli Peygamber’den (s.a.a) geride kalan eşyaların ardından teberrük umuyordu. Peygamber (s.a.a) nerede namaz kılmışsa o da orada namaz kılıyordu.
    İbn-i Ömer, hatta Peygamber’in (s.a.a) altında oturduğu ağacın altına oturuyordu ve ağacın kurumaması için sulamaya özen gösteriyordu.” [21]
    Malik’te İbn-i Ömer hakkında şunları söylüyor:
    “İbn-i Ömer, sürekli Peygamber’in (s.a.a) ardından teberrük arayışındaydı, o kadar önem veriyordu ki onun aklından korkmaya başladılar.” [22]
    Aynı şekilde İbn-i Ömer hakkında Peygamber’in (s.a.a) oturduğu minberden bile teberrük umduğunu söylemişlerdir. [23]
    İbrahim b. Abdurrahman bu konuda şöyle der:
    “İbn-i Ömer ellerini, Peygamber’in (s.a.a) ellerini koyduğu minbere koyuyor ve sonra elini yüzüne sürüyordu.” [24]
    7-Muhammed b. Munkedir’in yaşamı hakkında söylenildiğine göre o, Mescid-i Nebevi’nin avlusuna geliyor ve özel bir yerde uzanarak bedenini oraya sürüyordu. Sebebini sorduklarında şöyle diyordu: “Ben, Peygamber’in burada olduğunu gördüm.” [25]
    8-Memûn’un davranışı: Memûn, Yahya b. Ek-sem’e şöyle diyor:
    “Ne zaman birisi bir dirhem veya bir dirhemden az ya da çok değerde bir parça tahtayla yanıma gelir de bana ‘Peygamber (s.a.a) buna dokundu ya da el sürdü’ derse, her ne kadar inandırıcı olmasa ve doğru söylediğine bir delil olmasa da Peygamber’e (s.a.a) aşırı ilgimden ötürü,
    o ağaç parçasını bin dinara alırım. Onu yüzüme gözüme sürerim. Sürekli ona bakar ve ondan bereket umarım. Kendim ve etrafımdakilerin hastalığı için ondan şifa isterim ve canım gibi onu korurum. Ben, onun bir ağaç parçasından başka bir şey olmadığını ve bir fazilet içermediğini çok iyi biliyorum. Allah Resulü (s.a.a) elini ona koymuş dedikleri için o parçayı seviyorum.” [26]
    İbn-i Kesir’in söylediğine göre Yahya b. Eksem, Ehlisünnet âlim ve önderlerinden sayılır. [27]
    Keza Zehebî’nin yazdığına göre o, Kazi’l-Kuzat (Başyargıç), fakih, allame ve içtihat ehlindendir. Memûn [28] hakkında da adalete teşvik eden, güzel yaratılışlı, iyi anlayışlı, bilgili ve âlimlerin büyüklerinden olduğunu söylemişlerdir. O, Peygamber’in eşyasından teberrük umuyordu ve bu işi meşru biliyordu. O, bu amelini Yahya’ya anlatır, Yahya’da onu men etmez. Bilakis beğenilen bir iş olduğunu tekit eder.
    HZ. FATIMA’NIN (A.S) EVİNDEKİ BİR PARÇA TAŞTAN BEREKET UMULMASI
    İmam Hüseyin’in (a.s) kızı Fatıma, eşi ve çocuklarıyla birlikte Hz. Zehra’nın (a.s) evinde yaşıyorlardı. Ne var ki onları oradan dışarı attılar ve evi harabeye çevirdiler. Evin yıkılması esnasında Fatıma’nın eşi Hasan b. Hasan, büyük oğluna bir taşın alametini söyleyerek şöyle dedi:
    Git, o taşı kendi evinin yapımında kullanıp kullanmadıklarına bak. Cafer oraya gitti, çok dikkatliydi. O taşı çıkardıkları zaman babasına haber verdi. O, taşın bulunmasından ötürü şükür secdesine kapandı ve şöyle dedi: Allah’ın Resulü, (s.a.a) kızı Fatıma’nın (s.a) evine gidiyor ve bu taş üzerinde namaz kılıyordu.
    Ravi şöyle diyor: “Ben şimdi şüphe ediyorum, belki de o, Fatıma’nın (a.s) namaz kıldığını söylemiştir. İmam Rıza (a.s) da şöyle buyurur: “Hasan ve Hüseyin (a.s), bu taş üzerinde dünyaya gelmiştir.”
    Bizim en hayırlımız Hüseyin b. Abdullah b. Abdullah, ne zaman bedeninin bir tarafı ağrısaydı bu taş üzerindeki küçük taşları bir kenara çeker ve bedenini ona sürerdi.” [29]
    Burada eklemeliyim ki bu taş, Hz. Fatıma, İmam Hasan ve İmam Hüseyin’i onun üzerinde dünyaya getirmesinden ya da kendisi veya değerli babası onun üzerinde namaz kılmasından dolayı değer kazanmıştır. Böyle bir taş, itibar ve değer kazanıyorsa, Allah Resulünün (s.a.a) kabrinin toprağının hiç saygınlığı yok mudur? Peygamber’in (s.a.a) kabri yanında Allah’tan hacetlerimizi istemek doğru değil midir?
    MERV TAŞINDAN TEBERRÜK UMMAK
    Rivayete göre Ali (a.s) “Rezîn”e mektup yazar ve ondan, üzerinde namaz kılıp secde etmek için Merv’den taş getirmesini ister. [30]
    BAZI KABİRLERDEN VE CENAZELERDEN BEREKET UMMAK
    1-Bir şahıs Sa’d b. Muâz’ın kabrinden bir parça toprak alıp yanında götürmüştü, sonra topraktan misk kokusunun geldiğini gördü. [31]
    2-Abullah Hadânî Hicri Kameri 183 yılında Terviye gününde öldürüldü. Kabrinin toprağı misk gibi kokuyordu, halk bu toprağı alıp üzerlerine sürüyordu. [32]
    3-İbn-i Cevzî Maruf-u Kerhî’nin kabri hakkında şöyle diyor: “Onun kabri Bağdat’ta çok belirgindir ve halk oraya giderek teberrük umar.” İbrahim Harbi de onun kabri için şöyle yazar: “Söz konusu kabir’in panzehir olduğu tecrübe edilmiştir.” [33]
    4-Ehlisünnet’in önderlerinden İmam Ahmet b. Hanbel Hicri Kameri 241 yılında ölmüştür. Onun kabri meşhur olup halk ziyarete gider ve oradan teberrük umar. [34]
    5-Şafii fakihi Hazr b. Nazr Erbeli 567 h.k yılında ölmüştür. İbn-i Hallikân onun kabri hakkında şöyle diyor: “Halk onun kabrini ziyarete gider. Ben kendim defalarca onun kabrini ziyarete gittim ve halkın onun kabri başında matem tutup teberrük umduklarını gördüm.” [35]
    Buna binaen sahabe, tabiin ve ravilerin yaşam tarzına baktığımızda, onların Allah Resulünün (s.a.a) eserlerine ‘kabri ve diğer eşyalarına’ teberrük ettiklerini göreceğiz. Onlar hatta onun saçının bir telinden, su içtiği tulumun ağzından, pabucundan, devesinin bastığı yerden, ona ait bir tahta parçasından ve kabrinden teberrük umuyorlardı.
    Bu şahıslar sıradan kimseler değillerdi. Bazıları sahabe ve bazıları da tabiindendiler. Aynı şekilde söz konusu bu kimselerin bazıları hadis rivayetçileri, Kütüb-ü Sitte ve Sünen gibi meşhur kitapların yazarları veya üstat ve fakihlerdendir.
    Bu denli delillere rağmen, İbn-i Teymiyye ve onun takipçileri kabirlerden bilhassa Allah Resulünün (s.a.a) kabrinden bereket umulmasını niçin küfür biliyorlar? Acaba İbn-i Teymiye sözlerinin getirileri arkasında durup sahabe, tabiin, Kütübü Sitte ve Sünen’in sahiplerini ve önceki fakihleri kâfir biliyor mu?
    6-Nureddin Mahmut Zenkî Hicri Kameri 569 yılında ölmüştür. İbn-i Kesir, onun hakkında şöyle der: “Dımışk’taki kabri halkın ziyaret yeridir. Kabrinin etrafına yükseltilmişler ve kokulandırmışlardır. Oradan geçen herkes onun kabrinden bereket umar.” [36]
    7-İbn-i Teymiyye’nin teşyii cenazesine pek çok kimse katılmış ve yolu kapatmışlardı. Buna rağmen halk uzaklardan geliyor ve cemiyetin sayısı habire artıyordu. Halk mendil ve sarıklarını cenazenin üzerine atarak bereket umuyordu. Halkın ona duyduğu
    aşırı ilgi ve alakadan ötürü tabut kırıldı. Halk onun cenazesinin gusül suyunu teberrük unvanında içiyordu. Cenazenin guslünden kalan sidri satın alıyor ve kendi aralarında paylaştırıyorlardı. Haşarattan korumak için yüz elli dirheme aldıkları ipi cıvaya batırarak onun bedenine koymuşlardı. [37]
    Özetlersek, İbn-i Teymiyye’nin teşyii cenazesinin nasıl olduğu ve ona uyanların cenazeden nasıl teberrük umduklarının beyanından sonra şimdi çok önemli şu sorunun cevaplandırılması gerekir: İbn-i Teymiye teberrük umulmasını şirk ve bidat bildiğine göre acaba onun takipçileri de müşrik ve bidatçi hükmünde mi oluyorlar? Acaba onun teşyii cenazesinde hiç mi Müslüman yoktu ve onun cenazesinin teşyiini bizzat müşrikler mi yaptı?
    Öyle anlaşılıyor ki; cenazeye el sürmek ve ondan bereket ummak, akıl sahiplerinin işi olup Müslümanlar arasında da yaygındı. Dolayısıyla böyle bir İslami geleneğin haram olduğuna fetva vermek, akıl ve şeriatın muhalifinde bir görüştür.
    8-Subkî, Buharî’nin vefatı ve toprağa verilmesi hakkında şunları yazar:
    “Halkın, onun kabrinin toprağını almasından ötürü, kabir açığa çıkmıştı. Kabri koruma imkânı olmadığından, kabrin üstüne gözenekli tahta koymak zorunda kaldık. Böylelikle halk onun kabrine ulaşamadı.” [38]
    Hicri Kameri 256 yılında Buharî’nin toprağından bereket uman Semerkant halkı, kâfir ve müşrik miydi? Acaba onun cenazesini kâfirler mi teşyii edip defnettiler?
    Müslümanlara böyle bir yakıştırmada bulunmak için çok küstah olmak gerekir! Ama üzülerek söylemeliyiz ki; bu cemaat içinde böyle bir yakıştırmada bulunan kimseler de olmuştur! Pek tabii bu tür yakıştırmaların mukaddes İslam ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetinden çok uzak olduğu muhakkaktır.
    Her halükârda Allah Resulünün (s.a.a) zamanından günümüze kadar kabirlerden ve Peygamber’den (s.a.a) geride kalan eşyalardan bereket umulmasının, Müslümanlar arasında yaygın bir gelenek olduğuna ve hiçbir fakihin bunu haram bilmediğine aksine, fakihlerin bu amelin açıkça caiz ve beğenilen bir iş olduğuna dair daha fazla delil sunmaya gerek görmüyoruz.
    ABNA.İR

    [1]-a.g.e.
    [2]-es-Sârimu’l-Menkî, s.148.

    [3]-Hürrü Âmulî, Vesailu’ş-Şia, c.10, s.270.
    [4]-Vefâü’l-Vefa, c.1, s.544.
    [5]-a.g.e.
    [6]-Saib, Medine de bir yerin adıdır.
    [7]-Vefâü’l-Vefa, c.1, s.569.
    [8]-a.g.e., 116.
    [9]-a.g.e.
    [10]-Vefâü’l-Vefa, c.1, s.69.
    [11]-Müstened-i Ahmet, c.3, s.316; Sünen-i Nesâî, c.7, s.298.
    [12]-es-Siretü’l-Halebîyec.2, s.770.
    [13]-Câmiu’l-Usûl, c.4, s.102.
    [14]-a.g.e.
    [15]-el-Camiu’s-Sahih, Tirmizi, c.4, s.306, h.1492.
    [16]-Sünen-i İbn-i Mâce, c.2, s.1132.
    [17]-el-Camiu’s-Sahih, c.4, s.306.
    [18] -Fethu’l-Bari, s.101-103.
    [19]-ed-Dibâcu’l-Muzehheb, s.187; el-Gadir, c.5, s.155.
    [20] -Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.3, s.213; Hilyetu’l-Evliya, s.1, s.310.
    [21]-Üsdü’l-Ğâbe, c.3, s.341.
    [22] -Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.3, s.213.
    [23] -a.g.e.
    [24]-el-Muğni, İbn-i Kudâme, c.3, s.559.
    [25]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1406; Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.5, s.359. İbn-i Münkedir sahabeden değil, tabiindendir. Zira, yaklaşık hicretin otuzuncu yıllarında dünyaya gelmiştir. Dolayısıyla görmekten kastedilen, Peygamber’i (s.a.a) rüyada görmektir.
    [26]-Tarih-i Bağdat, Tayfur, s.45.
    [27]-el-Bidâye ve n-Nihâye, c.10, s.316. Elbette onun hakkında kötü işlerin ardınca da gittiğini söylemişlerdir. (bkz: Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.12, s.10).
    [28]-Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.10, s.279. Elbette bazıları şarap içmenin, adalete teşvik etmekle çelişir bir tarafı olmadığını ve Memûn’un da bunlardan birisi olduğuna inanırlar! Her ne kadar bazıları onu savunmaya kalkışmıştır ki bu tür şeyler, esasında yazarların satılmışlık adetlerindendir.
    [29]-Keşfu’l-İrtiyâb, s.353.
    [30]-Vefâü’l-Vefa, c.1, s.115
    [31]-et-Tabakâtu’l-Kübra, c.3, s.10; Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.1, s.289. Bu şahıs büyük bir şahsiyet olup lakabı “Ebu Amr Ensarî”dir. Dediklerine göre, onun ölmesiyle arş sallanmıştır. Bkz: Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.1, s.279. Biz de onun büyük bir sahabe olduğuna inanıyoruz. Bkz: Mu’cemu Ricali’l Hadis, Ebu’l Kasım Hûî, c.8, s.91; Tenkihu’l-Makâl, c.2, s.21; Müstedrekatü İlmi’r-Ricâl, c.4, s.43.
    [32]- Hilyetu’l-Evliya, c.2, s.258; Tezhibu’t-Tezhib, c.5, s.310.
    [33]-Sıfatu’s-Saffe, c.2, s.324.
    [34]-Tabakâtu’l-Hanâbile Muhtasarı, s.14.
    [35]-el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.12, s.353; el-Gadir, c.5, s.203.
    [36]-el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.12, s.353; el-Gadir, c.5, s.203. O, Şam toprakları valisiydi; onun yanında dünyanın hiçbir değeri yoktu. Halkı iyi işler yapmaya çağırırdı. Avrupa topraklarında cihat etmiş ve yaklaşık elli şehri kâfirlerin elinden almıştır (el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.12, s.306.)
    [37]-el-Bidâye ve’n-Nihâye, c.14, s.136: el-Kunye ve’l-Alkab, c.1, s.237.
    [38]-Tabakâtu’ş-Şâfiiyye, c.2, s.233; Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.12, s.467.