BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Gıybet büyük günahlardan biridir. Bütün Müslümanların bu büyük günahtan sakınması gerekir. Bir günahtan kaçınmanın ilk şartı onu iyice tanımaktır; çünkü insanlar bazen günah işledikleri halde, onu tanımadıkları için, bunun farkına varamamaktadırlar. Ve günah işliyorsun dendiğinde, oldukça şaşırarak, bunun farkında olmadıklarını söylüyorlar.
Dini öğrenmek bütün Müslümanlara vacip olduğu için ve bu insanlar öğrenme imkanları olduğu halde öğrenmedikler için, bilmeyerek işledikleri günahların azabından masun kalmayacaklardır. Bu yüzden büyük günahlardan biri olan gıybetten korunmak için aşağıdaki makalede onu tanımaya çalışacağız.
Gıybetin Tanımı: Eğer birisi hakkında bir şey söylenir, o şahıs bu sözü işittiğinde bundan hoşlanmazsa, bu yapılan şeye gıybet denir.
Bu söylenen söz, ister bedenindeki, ahlak ve sözlerindeki bir nakıs-lık ve yanlışlıktan olsun, ister din ve dünyasıyla ilgili hareket ve dav-ranışları hakkında olsun; hepsi gıybet hükmüne girer. Hatta eğer bu söz elbise, ev ve bineği vs… hakkında olsa bile gıybet hükmündedir.
Yapılan tarifi, rivayetlerden bir çoğu onaylamaktadır. Rivayetler-den bazıları şunlardır: Allah’ın Resulü (s.a.a) buyurdu: “Acaba gıybe-tin ne olduğunu biliyor musunuz?”
Cevap verdiler: “Allah (c.c.) ve Resulü (s.a.a) daha iyi bilir”
Hazret buyurdu: “Müslüman bir kardeşin hakkında, hoşuna gitme-yecek bir şey söylersen, bu gıybettir.”
Birisi dedi : “Eğer bu söylediğimiz şey onda varsa, nasıl?”
Hazret buyurdu: “Eğer söylediğin şey onda varsa, gıybet etmiş olursun; eğer onda yoksa iftira ve bühtan etmiş olursun.”
Bir rivayete göre: Bir şahsin ismi hazretin huzurunda anıldı; şöyle dediler: “Ne kadar aciz birisi!?”
Hazret buyurdu. “Kardeşinizin gıybetini ettiniz” Dediler: “Ey Al-lah’ın Resulü; bu söylediğimiz şey onda var.”
Hazret buyurdu: “Eğer onda olmayan bir şeyi söylemiş olsaydınız, bühtan etmiş olurdunuz.”
Ayşe bir rivayette diyor ki:”Bir kadın evimize geldi; bir müddet sonra evden dışarı çıktığında, elimle kısa olduğunu gösterdim.”
Allah’ın Resulü buyurdu: “Gıybet ettin.”
Yine Ayşe’den rivayettir ki:Peygamberin huzurunda bir kadın hak-kında dedim ki: Eteği uzundur.
Hazret buyurdu:”Ağzından dışarı at! Ağzından dışarı at! Sonra ağ-zımdan bir parça et düştü.”
Rivayettir ki:”İki yaşlı adamdan biri diğerine dedi:”Filan şahıs uy-kuya çok düşkün birisidir”.Sonra Allah’ın Resulün’den bir şeyler yemek için sofra istediler.
Hazret buyurdu: “Yemeğinizi yediniz ya.”
Dediler: “Aklımıza gelmiyor!”
Hazret buyurdu: Evet, arkadaşınızın etini yediniz.”

GIYBET DİLE MAHSUS DEĞİLDİR

Gıybet sadece dile mahsus değildir. Başkasının ayıp ve nakıslığını anlatan her şey, hoşuna gitmediği taktirde, gıybet hükmündedir.
Gıybet değişik yollarla edilebilir: söz, davranış, taklit, kinaye, işa-ret, ima, yazı vb. Zaten dille yapılan gıybetin haram olmasının sebe-bi,dil bu işi yaptığı için değil, bir Müslüman kardeşin ayıplarını, baş-kalarına açıkladığı içindir; öyleyse bir Müslüman’ın ayıbını ortaya çıkaran her şeyden kaçınmalıyız, yoksa büyük günahlardan biri olan gıybete bulaşmış oluruz.
Söylemiştik ki gıybet etmenin değişik yolları vardır. İşte, o yollar-dan birisi taklittir. Birini taklit ederek ayıbını ortaya çıkarmak gıybet-tir. Aksayan sakat birinin taklidini yapmak gibi. Burada bilinmesi gereken nokta şudur ki: Bu tür yapılan gıybet, dille yapılan gıybetten daha kötüdür; çünkü bu iş başkasının ayıbını göstererek, daha iyi anlatmaktadır. Aynı şekilde el, kaş, göz ve baş hareketleriyle işaret etmek de gıybettir.
Kinayeyle de gıybet olur. Mesela eğer şöyle der: Elhamdulillah, Allah bizi zalimlerle aynı masada oturmaya; mal ve makam muhabbetine müptelâ etmedi. Veya şöyle der: Hayasızlıktan Allah’a sığınırım; Allah bizi ondan korusun. Eğer bunlardan garezi, bu ayıpların olduğu bir şahsa işaret etmekse, kinaye yoluyla gıybet etmiş olur. Bazen de birisi başka bir şahsın gıybetini etmek istediğinde: İlk önce onu över; daha sonra onun ayıplarını açıklamaya başlar. Şöyle ki önce der: “Filan şahsın ne kadar iyi halleri vardı; ne kadar mümin, zahit, abit biriydi” sonra, “Ama müteessifane bizim gibi kötü hallere duçar olmuş ve filan işleri yapmış” der. Bu iş riya ile gıybetin birlikte yapılmasıdır. Aynı zamanda kendini, salih insanlara benzeterek de -salih insanlar her zaman kendilerini kınarlar- kendini över.
Bazen de nifak yoluyla bir Müslüman’ın kötü halinden üzüntü duyduklarını izhar ederek, gıybet ederler. Mesela şöyle der: Dostu-muzun başına gelen bu rezalet ve ihanetten; bulaştığı günahlardan ne kadar rahatsız olduğumu anlatamam. Allah (c.c) ona yardım etsin ve işlerini düzeltsin. Bu münafık büyük bir afete tutulmuştur. Üzüntü ve rahatsızlık iddiasında da yalan söylüyor. Zira, eğer doğru söyleseydi, Müslüman kardeşinin hoşuna gitmeyen bir şey söylemezdi. Ve eğer dua etmek isteseydi, yalnız kaldığı zaman ederdi.

GIYBETİ DİNLEYENLER

Gıybeti dinleyen, gıybet edenle aynı hükümde olup, her ikisi de günahkardır.
Bir rivayete göre, Allah’ın Resulü Maiz’i zina ettiği için taşladı-ğında, birisi başka birine dedi: “Bu, köpek gibi can verdi.” Sonra Peygamber (s.a.a) onlarla birlikte bir murdarın yakınından geçtikle-rinde, onlara şöyle hitap etti:”Bu leşi yiyin!”
Söylediler:”Ey Allah’ın Resulü leş mi yiyelim!?
Hazret buyurdu:”Müslüman kardeşinizden yediğiniz, bundan daha pis ve kokmuş idi”.
Böylece hazret, birisi gıybetçi ve diğeri dinleyici olduğu halde, her ikisini de işlenen günaha ortak bildi.
Gıybeti dinleyen şahıs, kalbiyle gıybeti kötü saymayıncaya; gıybet edenin sözünü başka bir sözle kesmeyinceye veya meclisten kalkma-yıncaya kadar, gıybet günahının dışında sayılmaz. Eğer bunlardan hiç birini yapmazsa, kalbiyle onu kötü saymalıdır. Ve eğer diliyle sus der ve kalbiyle isterse, nifak ehlindendir. Gıybeti dinleyen şahıs kalben gıybetten nefret etmeyinceye kadar, günahtan masum sayılmayacaktır.
Resulü Ekrem (s.a.a) şöyle buyurdu: “Kimin huzurunda bir mümin küçültülür ve rüsva edilirse ve o mümine yardım edecek güçte olur ve etmezse, Allah onu kıyamet gününde bütün yaratıkların önünde küçük ve rüsva edecektir.”
Yine Hazret şöyle buyurdu: ”Kim kardeşinin gıyabında, onun hay-siyetini korursa, Allah’a onu cehennemden kurtarması hak olur.”

GIYBETİN SEBEPLERİ

Gıybetin sebepleri genellikle ya gazap ya kin veya hasettir. Diğer sebepleri ise şunlardır:
1- Alay ve İstihza: Bu amel hem huzurda ve hem gıyapta olur.
2- Oyun ve Şaka: Muhatapların gülmesi için birinin, şaşkınlık veya taklit yoluyla anılması.
3- İftihar Etmek ve Mubahat: Başkasının noksanını söyleyerek, kendini yüceltmektir. Mesela filan şahıs hiçbir şey bilmiyor, diyerek-ten kendi üstünlüğünü kanıtlamağa çalışır.
4- Yapılan kötü bir işi başkasına nispet vererekten, kendini o işten temizlemek ve uzak göstermek. Bazen de başkasını yapılan kötü işte kendine ortak göstererekten, kendini mazur göstermek ister.
5- Eşlere ve ahbaplara uyum sağlayarak, onlarla olan dostluğu sür-dürmek. Bu vesileyle onlar, bu şahıstan nefret etmez ve uzaklaşmaz-lar. Bu şahıs, dostluğun sürmesinde bunu gerekli görür.
6- Muhabbet ve Dert Ortaklığı: Başına bela gelen birisi için üzül-mek ve bunu başkasına anlatarak, şahsın adını zikretmek. Böyle yapan bir şahıs bu üzüntüsünde sadık olmasına rağmen, Müslüman kardeşinin ayıbını söylediği ve adını zikrettiği için gıybet etmiş olur.
7- Kötü iş yapan birine, Allah rızası için gazaplanmak: Bu tür gıy-bet de başkasının ayıbını aşikar ettiği için günahtır.

GIYBETİ KINAYAN AYET VE RİVAYETLER

Gıybet büyük günahlardan biridir ki yüce Allah kitabında onu şid-detle kınamış ve ondan uzaklaşmayı emretmiştir.
Yüce Allah (c.c) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Birbirini-zin ayıp ve kusurlarını araştırmayın, kimse kimseyi (arkasından) çekiştirmesin. Sizden biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşla-nır mı? Tiksindiniz, değil mi? Hucurat/12
Yüce Allah Teala yine buyuruyor: “Allah (c.c), zulüm gören müstesna, kötü sözün apaçık söylenmesini sevmez ve Allah duyar, bilir.”
Allah’ın Resulü şöyle buyurdu: ”Müslüman’ın kanı,malı ve hay-siyeti, Müslüman’a haramdır.”
Yine hazret şöyle buyurdu: “Miraç gecesinde bir grubu gördüm ki yüzlerini tırnaklarıyla tırmalıyorlardı. Cebrail’den bunlar kimdir, diye sordum. Cevap verdi: “Halkın gıybetini ederek, onların haysiyetine leke sürenlerdir.”
Bir gün hazret öyle bir hutbe okudu ki kadınlar onu evlerinden işittiler. Hazret buyurdu: ”Ey diliyle iman getirip, kalbiyle iman getir-meyen grup! Müslüman’ın gıybetini etmeyin ve onların ayıplarını aramayın. Kim kardeşinin ayıbını ararsa, Allah da onun ayıbını zahir eder; öyle ki evinin içinde bile rezil-rüsva eder.”
Başka bir gün Hazret, faiz ve onun günahının büyüklüğü hakkında bir hutbe okudu ve buyurdu: “Faizden elde edilen bir dirhem, otuz altı zinadan daha kötüdür; Müslüman kardeşin haysiyetine leke sürmek ise faizden de kötüdür.”
Yine Hazret şöyle buyurdu: “Mescitte oturarak namazı beklemek, ibadettir; o zamana kadar ki bir hadise meydana gelmesin.”
Sordular: “Ey Allah’ın Resulü, o hadise nedir?”
Buyurdu: “Gıybet”
Yine O hazret Buyurdu: “Kim ramazan ayında bir Müslüman’ın gıybetini ederse, orucu için hiçbir ecir ve mükafat alamayacaktır.”
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Bir mümin hakkında gördüğü veya işittiği bir şeyi söyleyen birisi, Allah’ın hakkında şöyle buyurduğu kimselerdendir:” Onlar ki iman getirenler hakkında kötü şeylerin açığa çıkmasını severler; acı azap onlar içindir”.
Yine hazret şöyle buyurdu: “Kim, bir Müslüman’ı ayıplayacak bir şey söylerse ve onun saygı ve değerini halkın gözünden düşürürse, Allah, onu kendi vilayetinden şeytanın vilayetine sürer; şeytan bile onu kabul etmez”.
İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Gıybet bütün Müslümanlara ha-ramdır; ve gıybet, ateşin odunu yediği gibi, iyilikleri yer.”
Gıybeti kınayan rivayet miktarı oldukça fazladır. Ve zikredilen miktar gaflet uykusundan uyanarak, Allah’a itaat etmek isteyen birisi için yeterli, hatta fazladır. Kendi ayıplarından gafil olup başkalarının ayıplarını araştırmak ve halka bir faziletmiş gibi açıklamak ne kadar kötü bir şeydir. Bu kendi gözündeki dalı görmeyerek, başkasının gö-zündeki dikeni görmeye benzer.
Ey dost, eğer başkalarının ayıbını söylemek istersen, önce kendi ayıbını aklına getir; ve buna yakin et ki kendinde olan ayıpları gör-mezlikten gelir; onları iyileştirmeye çalışmaz ; halkın ayıbını aramak-la meşgul olursan, imanın hakikatine ulaşamazsın. Eğer kendi ayıpla-rına bakar ve onları iyileştirmekle meşgul olursan, bundan sonra hal-kın ayıplarıyla uğraşacak vaktin bile olmaz. Böylece hem başkaları senin şerrinden; hem de sen gıybet şerrinden mahfuz kalırsın. Böylece Allah’ın en değerli ve sevgili kullarından olursun; zira Allah’ın Resulü (s.a.a) buyurdu: “Ne mutlu! kendi ayıplarıyla uğraşarak, halkın ayıplarına meşgul olmayana.” Farz edelim ki bütün ayıplardan pak ve münezzehsin; neticede Allah’a şükretmeli ve ayıpların en büyüğü olan gıybete, kendini bulaştırmamalısın; çünkü ölülerin etini yemek ayıpların en pisi ve en büyüğüdür.
Buna ilave olarak eğer kendini bütün ayıplardan uzak bilirsen, in-sanların en cahilisin; ve böyle bir cehalet en büyük ayıptır.
Gıybet edenler bunu bilmelidirler ki gıybet onların iyiliklerini yok ederek, kötülüklerini fazlalaştırır;zira birçok rivayette sabit olmuştur ki gıybet, kıyamet gününde gıybet edenin iyiliklerini, gıybeti edilen şahsın amel defterine aktarılacaktır. Eğer hiç iyi ameli olmazsa, gıy-beti edilen şahsın günahları onun amel defterine aktarılacaktır.
Allah’ın Resulü şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde sizlerden birini getirecek ve Allah’ın huzurunda tutacaklar, sonra amel defterini eline verecekler; amel defterine baktığında iyiliklerinden hiç birini göre-meyecek ve söyleyecek: “Ey Allah’ım, bu, benim amel defterim değil; bunda itaatlerimden hiçbirini göremiyorum.”O zaman şöyle hitap gelecek: “Senin Allah’ın hata ve yanlışlık yapmaz. Halkın gıybeti senin amellerini yok etti.”
Sonra başka birini getirerek, amel defterini eline verecekler; ona baktığında onda bir çok ibadet görecek ve söyleyecek: Bu benim amel defterim değil; ben bu amel ve itaatleri yapmadım. Hitap gelecek: Filan şahıs senin gıybetini etti; bu sana verilenler, onun amelleridir.

GIYBETİN TEDAVİ YOLLARI

1. Gıybetin kıyametteki sonuçlarının akla getirilmesi ki sonucu elim ve acı bir azaptır.
2. Gıybetin dünyadaki sonuçlarının akla getirilmesi: Bazen gıybet, gıybeti edilen şahsa ulaşır; bu, düşmanlığa ve kine yol açarak, netice-de çaresi olmayacak kötü bir yere ulaşabilir.
Bundan sonra dilimize ve hareketlerimize dikkat etmeli; bir şey söylemeden önce iyice düşünmeli ;söyleyeceğimiz şeyde gıybet ol-duğunun farkına varır varmaz, susmalı ve konuşmamalıyız.
Şaşılacak şeydir ki; kalbi taşlaşmış insanlardan bazıları ki kalpleri şeytanın yuvası olmuş ve ömürleri günahta geçmiştir; artık kurtuluş ümitleri olmadığı için, pis nefisleri, mead, hesap, haşır ve azabın olmamasını isterler. Şeytan bu isteği onların kalbinde bulduğundan, pusudan çıkar ve onlara vesvese etmeğe başlar; ve onların kalbine bir çok şekilde şek ve şüphe atar. böylece itikatlarını zayıflatarak, yok etmeğe çalışır.
Şeytan onlara o kadar musallattır ki kötü ve pis amellerini kabul etmemeğe zorlayarak, özür getirmelerini ister;ve onları şöyle söyle-meğe zorlar: Bu amelleri alimlerden bazıları da yapıyor ve bundan hiç çekinmiyorlar”. Ama özürlerinin cehalet ve pislikten kaynaklandığını bilmiyorlar. Bunlar bilmelidirler ki: eğer bu alimin ameli, sizin hesap ve hesap gününe olan imanınızı yok etmişse, siz kafirsiniz; yok eğer imanınız yok olmamış ve sabit ise imanınızın gereklerine göre amel edin ve başkasının ameli sizde bir yıkıma yol açmasın. Zaten doğru yoldan çıkmış olduğunu bildiğimiz birinin batıl ameli size nasıl delil ve hüccet olabilir ki?
Bunlar yine bilmelidirler ki: Eğer sizin kötü amelinizin sebebi alimlerden bazıları ise niçin onların ahiret alimi olmadığını ve ilmin hakikatine ulaşamadıklarını bildiğiniz halde, onlara iktida ettiniz?
Niçin alim cübbesi giymiş cahillerin yerine, ahiret alimlerine ki bütün vücutlarıyla Allah’a ve hesap gününe iman etmiş ve dünyadan yüz çevirmişlerdir, iktida etmediniz ve etmiyorsunuz? Ama eğer böyle salih alimlerin vücudunu inkar ediyorsanız, bu inattan başka bir şey değildir.
Bundan da öteye giderek böyle alimlerin olmadığını farz edelim; bu surette: niçin enbiya ve evliya silsilesine iktida etmiyorsunuz?
Eğer gıybetin sebebi eşler ve ahbaplar ile muvafakat ve aynı dilden konuşmak ise, bunun tedavisi bu şekildedir: Öncelikle bunu unutmamalıyız ki eğer halkın rızayetini Allah’ınkiyle değişirsek, Allah’ın gazabına ve hışmına duçar oluruz. Zaten mümin bir insan halkın rızasından ötürü, Allah’ın rızasından nasıl vazgeçebilir ki? Bunun manası o rezil insanlardan ötürü, Allah’ı aşağı düşürmek, değil midir?
Öyleyse Allah’ın dostluğunu, küçük ve hakir olan insanın dostlu-ğuyla değişmemeliyiz.

GIYBETİN CAİZ OLDUĞU YERLER

Öğrendik ki gıybet, birini hoşuna gitmeyecek bir şekilde anmaktan ibarettir.
Şimdi bilinmesi gereken nokta şudur ki: Gıybet, başkasının haysi-yetine leke sürmek; oyalanmak yada halkı güldürmek kastıyla olursa, haramdır; ama eğer doğru bir amaç için olur ve gıybetten başka onu anlatacak, başka bir yol olmazsa, haram değildir.
Gıybeti caiz eden sahih ve doğru amaçlar bir kaç tanedir:
1- Hüküm ve hükümet sahibi olan ve hakkı yerine getirebilecek bi-risinden, adalet ve yardım istemek.
Hakimler, müftüler ve hükümet sahipleri gibi şahısların karşısında bir hakkı almak için, birine zulüm ve kötülük nispeti verilebilir. Bu-nun delili Peygamberin hadisidir ki buyurdu:”Hak sahibi için, söz hakkı vardır.”
Ve yine buyurdu:”Varlıklı birinin, musamaha ve ihmalkârlık etme-si, (borcunu ödemede) onun şerefinin ayaklar altına alınmasını ve cezalandırılmasını mubah ve reva kılar” yani varlıklı birisinin borcunu ödemeyerek ihmalkarlık etmesi, alacaklıya onun itibarını düşürme ve tutuklanmasını isteme hakkını verir.
Bir gün Hint Allah’ın Resulünün huzuruna gelerek, şöyle dedi: “Ebu Süfyan, oldukça cimri biridir; bana ve çocuklarıma yetecek kadar harçlık vermiyor. Acaba onun haberi olmadan, malından alabilir miyim?
Hazret onun sözünü münker ve kötü saymadan buyurdu:”Güzel bir şekilde, sana ve çocuklarına yetecek miktarda al.”
2- Kötülükten alıkoymak kastiyle gıybet etmek caizdir. Elbette bunda kötülükten alıkoymanın şartlarının bir araya gelmiş olması gerekir. Şöyle ki: Ne zaman bir Müslüman’ın kötü iş yaptığını görür ve onun gıybetini ettiğinde, bunu terk edeceğini bilirse, onun gıybetini etmesi caizdir; aksi taktirde caiz değildir. Elbette o şahsın bu günahı sürdürmekte ısrarlı olduğunu bilmesi de gerekir; ama eğer o günahı terk ettiğine dair ihtimal verirse, gıybeti caiz değildir.
3- Evlenmek ve emanet vermek ve bunlar gibi şeyler için, meşveret etmek isteyen birine yardımcı olmak ve onu aydınlatmak kastıyla gıybet etmek: Aynı şekilde şahit, müftü ve hakimin adil olmadığına dair şahitlik etmek. Elbette bu surette onlar hakkında bizden böyle bir şey sorulursa, onların adil ve fetva vermeğe ve hüküm etmeğe ehliyetlerinin olmadığına dair bildiklerimizi söylememiz caizdir.
Bunların doğru amaçlı; irşat ve aydınlatma niyetiyle olması şarttır. Ayrıca haset ve yalandan da uzak olmalıdır. Yine bu, Müslümanların şer, ziyan ve fesattan korunmaları için yapılmalıdır.
Öyleyse eğer biri bir alim veya başka birini fasık, kötü işli ve bid’atçı biriyle geliş gidişinin olduğunu görür ve ona bir zarar gelece-ğinden korkarsa, onu, o fasığın kötülüklerinden haberdar etmesi caiz-dir. Bunu, sadece ona zarar geleceği ve fesada bulaşacağı korkusuyla yapması şarttır.
Allah’ın Resulü (s.a.a) şöyle buyurdu: “Acaba facir ve kötü işli bi-rini, halk tanımasın diye zikretmekten, kendinizi alı mı koyuyorsunuz? Onu onda olan şeylerle zikredin ki halk kendini ondan korusun.”
Mesela alış verişte eğer birisi satılık olan bir malın, ayıbı olduğunu bilir ve bunu alıcıya söylerse onu zarardan korumuş olur. Satıcının hoşuna gitmese bile bu işi yapmalıdır,yoksa alıcı zarar görür.
4- Hiç bir nispeti olmadığı halde, kendisini başka birine mensup eden birinin reddedilmesi. Bu surette de böyle bir şahsın gıybetinin edilmesi caizdir.
5- Doğru yoldan çıkmış; başkasını da bu yoldan çıkarmak isteyen ve dinde bidat getiren birinin ayıbını açığa çıkarmak ve gıybetini etmek, caizdir. Bunda kasıt halkın, onun tuzağına düşmesini önleye-rek,korumak olmalıdır.
6- Şahitlik edilmesi gereken yerde, haram bir işe bulaşmış olan bi-rinin aleyhine şahitlik etmek.
7- Tanıtmak için: Mesela eğer birinin manası kötü olan, bir lakabı olur -topal gibi- ve onu bu lakaptan başka bir lakapla tanıtma imkanı olmazsa, onu bu lakapla anmak caizdir.
8- Açıkça günah işleyen ve fesat eden birinin de gıybeti caizdir. Zulüm ve zina etmek ve içki içmek vb…
Bu surette sadece açıkça ve halkın önünde işlediği günah söylene-bilir; gizlice işlediği günahlarının söylenmesi gıybet ve günahtır. Burada önemli olan husus şudur:Açıkça günah işleyen birinin gıybeti, günah işleyen şahsın kendisi, işlediği günaha ikrar ettiği zaman caizdir. Mesela eğer açıkça içki içen biri, içkiyi tedavi için içtiğini ve taklit ettiği müçtehidin bunu caiz bildiğini söylerse, gıybeti caiz değildir.
İhtiyat gereği günahı açıkça işlediği şehir ve mahalden başka bir yerde de gıybeti edilmemelidir.
Allah’ın Resulünden kısa bir hadisle bu bölümü noktalıyoruz. Hazret şöyle buyurdu: “Kim haya perdesini yüzünden atarsa, gıybeti revadır.”
GIYBETİN KEFFARESİ

Gıybetin keffaresi, tövbe ve pişmanlıktan sonra gıybeti edilen şah-sın uhdesinden gelmektir. Yolu budur ki: Eğer gıybeti edilen şahıs ölmüş ve gıybet eden şahıs ona ulaşamıyorsa, onun için çok dua etmeli ve bağışlanma dilemelidir. Böylece bu dua ve bağışlanma dileği, kıyamet gününde onun iyiliklerinden sayılır ve gıybetin kötülüğünü telafi etmiş olur; ama eğer gıybeti edilen şahıs yaşıyor ve ulaşılabilecek bir yerdeyse ve gıybetten haberdar olmamışsa ve haberdar edildiğinde düşmanlık ve fitne ihtimali veriliyorsa, ona haber verilmeyerek, onun için çok dua edilmelidir; ama eğer haber ona ulaşmışsa veya ulaştırıldığında fitne ve düşmanlık ihtimali verilmiyorsa, ondan helallik alınarak özür dilenmelidir. Ayrıca gıybet eden şahıs bu olaydan duyduğu üzüntüsünü belirterek, onu övmeli ve bunu, onun kalbi yumuşayıncaya kadar sürdürmelidir.


more post like this