“Ey İnananlar, anın size Allah’ın nimetini, hani askerler saldırmıştı üstünüze de onlar bir yel ve görmediğiniz askerler göndermiştik ve Allah, sizin yaptıklarınızı görür.
(10) Hani size hem üst tarafınızdan hücum etmişlerdi, hem alt tarafınızdaki yerlerden ve hani gözler yılmıştı ve korkudan yürekler ağızlara gelmişti ve Allah hakkında çeşitli zanlara kapılmıştınız.
(11) İşte orda, inananlar bir sınanmaya uğratılmıştı ve adam akıllı da sarsılmışlardı.”
“(22) İnananlar, düşman bölüklerini gördüklerinde işte dediler, bu, bize Allah’ın ve Peygamberinin vaad ettiği şey ve doğru söylemiştir Allah (c.c) ve Peygamberi ve bu, onların ancak inançlarını ve teslim oluşlarını artırmıştır.
(23) İnananlardan öyle erler var ki Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar, sözlerini özlerini hiç bir surette değiştirmediler.
(24) Çünkü Allah, doğruları, doğrulukları yüzünden mükafatlandıracak, münafıklaraysa dilerse azab edecek, dilerse tövbe nasip edecek, şüphe yok ki Allah, suçları örter, rahimdir.
(25) Ve Allah (c.c), kafirleri, hiddetleriyle, şiddetleriyle defetti, onlar hiç bir hayra nail olamadan; ve Allah (c.c), savaş için yetti inananlara ve Allah (c.c), pek kuvvetlidir, üstündür.”
1- Medine Yahudileri, Muhammed (s.a.a) ile birlik olmadıklarından, İslam’ın yayılıp Medinelilerin kuvvetlendiğini görünce, Peygamber (s.a.a)in işini bitirmek ve rahata kavuşabilmek için komplo kurma fikrine düştüler. İslam’ın ve müslümanların en büyük düşmanı Kureyş’liler olduğundan, Yahudilerin büyüklerinden bir grup Mekke’ye giderek, Müslümanlar aleyhine Kureyş’lilerle anlaşma imzalamak istediler.
Yahudiler, Kureyş’in büyükleri ve Ebu Süfyan’ın yanına giderek; “Biz sizinle, Muhammed (s.a.a)’i yok etmek için, birlik oluyoruz” dediler. Kurey’şin büyüklerinden biri, Yahudilerin, Muhammed (s.a.a)in dini hakkındaki görüşlerini sorarak; Ey Yahudi topluluğu; “Sizler en iyi kitap olan Tevrat’ın sahibisiniz. Doğrudur biz ve Muhammed (s.a.a) sizinle, görüş ihtilafımız var ama, sizin görüşünüze göre acaba bizim dinimiz mi iyidir, yoksa Muhammed (s.a.a)in dini mi?” dedi.
Yahudiler, Muhammed (s.a.a)’e, kin güttüklerinden ve kalplerinde O’na karşı nefret beslediklerinden:” Sizin dininiz Muhammed (s.a.a)’in dininden çok çok üstündür ve siz hakikata daha çok yakınsınız” diye cevapladılar. Evet hasetleri, onları, puta tapmayı Allah’a tapmaktan üstün görmeye itmiştir.
Allah (c.c) bunlar hakkında şöyle buyuruyor: Nisa/51-52
“(51) Görmez misin, kendilerine kitaptan bir pay verilenler, puta, Şeytana inanırlar da kafirler için bunlar derler, inananlara nisbetle daha doğru yolda.
(52) Onlar, kişilerdir ki Allah (c.c) onlara lanet etmiştir ve Allah (c.c) kime lanet ettiyse ona gerçekten de hiç bir yardımcı bulunmaz.”
Sonunda Kureyş’liler, Muhammed (s.a.a)’le savaşmak için Yahudilerle anlaştılar. Yahudiler bununla yetinmeyiz, İslam’a karşı olan, Onu ortadan kaldırmak isteyen başka kabilelerle de anlaşma yaptılar. Müslümanlar, Yahudilerin Kureyş’lilerle hazırlamış oldukları bu komployu haber aldıklarında, Ebu Süfyan komutasındaki müşrik ordusu Müslümanlar’la savaşa hazır durumdaydı. Peygamber (s.a.a)in emriyle, bu konuya bir çare bulunması için danışma kurulu oluşturuldu. Müslümanlar, el ele vererek, bu güçle savaşamazdılar; Ama Medine şehrini savunabilirlerdi. O zaman Araplar da tek tek savaşmak bir gelenektir. Bu yüzden Ebu Süfyan’ın ordusu karşısında direnmeyi daha uygun gördüler.
İran’dan, yeni bir din için Medine’ye gelen Selman-i Farisi, Peygamber (s.a.a)’le görüşünce Müslüman olmuştu, tecrübeli ordulardan ve devletinden edinmiş olduğu bilgilerle, şehrin muhasara edilmesi halinde şehrin etrafına derin ve geniş kuyuların (çukurların) kazılmasını önerdi. Ve şöyle dedi: Ey Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i, Bence müşriklerin şehre girememesi ve bizimle onlar arasında fasıla olması için, Medine’nin etrafına kuyular kazalım. Peygamber (s.a.a), bu teklifi kabul ederek, bizzat kendileri, eline kazma alarak hendek kazmayı başlatmış oldu. Müslümanlar Medine etrafında derin hendekleri kazmaya başladılar. Ramazan ayı idi, halk yoruluyordu. Ama Peygamber (s.a.a) toprakları çekmekle meşgulken onları teşvik ediyor ve “İbn-i Revaha”nın söylemiş olduğu şiiri okuyordu.
Ey Allah’ım sen olmasaydın, biz hidayet olmazdık. Zekat vermez ve namaz kılmazdık. Bu gün imanın eseriyle esenlik ve huzur bize hakimdir. Düşman ve zorluklar karşısında direnmekteyiz. Müşrikler bizim aleyhimize komplo kurdular. Eğer fitne çıkarmak isterlerse biz önünü alacağız.
Müslümanlar ise bu şiire cevap olarak: Biz, Muhammed (s.a.a)’le ahd edenleriz ki, can bedenimizde oldukça cihad edenleriz.
Selman, hendek kazmakla meşgul iken zor bir taşla karşılaştı. Peygamber (s.a.a) Selmana yakın olduğundan, devamlı o taşa vurup durduğunu görünce, yanına giderek kazmayı kendisi aldı. Taşa güçlü bir darbe indirdi, taştan kıvılcımlar çıkıyordu, bir darbe daha indirdi. Bunu üçüncü kaz tekrarlayınca (Peygamber (s.a.a) yüksek bir sesle “Allah-u Ekber” dedi. yani Allah her şeyden, her kesten ve her güç ve kuvvetten üstün ve büyüktür.)
Selman; “Anam babam sana feda olsun ey Peygamber (s.a.a) taşa vurduğun zaman çıkan o ışıklar neydi diye sordu?”
Allah’ın Peygamber (s.a.a) i Acaba sen ışıkları gördün mü?
Selman: “Evet”
Peygamber (s.a.a): Birinci kıvılcım Allah’ın yemen kapılarını bana açacağına delildir. İkincisi, Şam ve batının bize açılacağına ve üçüncüsü ise doğu kapılarının yüzümüze açılacağına delildir.
Evet, Müslüman’lar o zor anda hendek kazmakla meşguldüler ve hendekten geçip düşmana doğru gidemiyorlardı. Peygamber (s.a.a) Allah’ın yardımından emin idi. Allah’ın kendisine mutlaka yardım edeceğine inanmaktaydı. Dini’nin nuru ve aydınlığı Yemen, Şam, İran doğu ve batıda yayılacaktı.
2- Ebu Süfyan, on bin kişilik bir orduyla, Peygamber (s.a.a) ise, üç bin kişilik bir kuvvetle savaşa hazırlandılar. Aralarında kazdıkları hendek vardı. Beni Kureyze Yahudileri, Müslüman’ların korumasında, emniyetli bir şekilde yaşamaları için Muhammed (s.a.a) ile antlaşma yapmıştılar. Ama Yahudilerin rehberi, Kureyş’lilerle, Müslümanların aleyhine savaş antlaşması yapmış idi. Bu yüzden kaleye giderek Kureyş’lilerin rehberine; çabuk ol kapıyı aç dedi.
Beni Kureyze’nin rehberi, kendisini Muhammed (s.a.a)’le savaşa kışkırtacağını bildiğinden kapıyı açmak istemiyordu. Cevap olarak; “Ben Muhammed (s.a.a)’le anlaşma yapmışım, onu bozmak istemiyorum çünkü ondan, doğruluk barış hariç şey görmemişim” dedi.
Ötekisi: Çabuk ol kapıyı aç seninle konuşmak istiyorum.
Sonunda ısrar edince kapıyı açmak zorunda kaldılar. Yahudilerin rehberi, beni Kureyze’nin rehberine: Senin için onur, (yücelik) getirmişim-Karşı taraf: “o nasıl onurdur?”
-Yahudilerin rehberi “Muhammed (a.s) ve dostlarının işini bir gecede bitirebilmek için Kureyş ve bütün, Arap gruplarını getirdim ve benimle antlaşma imzaladılar.”
Beni Kureyze’nin rehberi: “Beni bırak, ben bu işlerin adamı değilim. Aynı zamanda Muhammed (s.a.a)’den de doğruluk ve vefadarlıktan başka bir şey görmemişim”. Sonunda razı oldu. Muhammed (s.a.a)’le anlaşanlarda düşman gruplarına dahil oldular. Bu haber Peygamber (s.a.a)’e, ulaşınca, Medine Müslümanlarının büyüklerinden toplayarak, Beni Kureyze kabilesine gönderdi ve onlara: Bize ulaşan haberin doğru olup olmadığına bakınız buyurdu. Müslümanlar Yahudilerin yanına giderek, Peygamber (s.a.a)’e ulaşan haberden sordular. Yahudiler alaya alarak, Peygamberde kimdir? Bizim Muhammed (s.a.a)’le hiç bir antlaşmamız yoktur. Müslümanlar bu cevaptan Yahudilerin de düşmanla birleşmiş olduğunu anladılar. Peygamber (s.a.a)’in yanına dönerek, Yahudilerin hıyanet ettiklerini ve İslam düşmanlarına katıldıklarını haber verdiler. Kafirler hendekten geçmeğe çalıştılar ama Müslüman’ların atmış oldukları oklar onları yerlerine oturtuyordu. Müslüman’ların muhasara edilmesi yaklaşık bir ay sürdü. Ebu Süfyan, Muhammed (s.a.a)in işini bir günde bitirip Mekke’ye geri döneceğini hayal ediyordu. Ama hendek onun arzusuna yetişmesine engeldi.
Sonunda cesaretiyle meşhur olan “Amr İbni Abdevvud”, bu hünerli atlı, hendeğin dar bir yerinden geçerek Müslüman’ların karşısında “recez okumaya” övünmeğe başladı. Peygamber (s.a.a) üç defa Müslümanları bunun karşısına çıkmaya çağırdı. Ve her defasında “Ali b. Ebu Talib” bütün iman ve cesaretiyle ayağa kalktı. Hz. Ali (a.s) yalın ayak, sağlam bir imanla savaş meydanına çıktı. Savaş, teke tek İslam ve Küfür kahramanı arasında, Amr b. Abdevvud ağır bir darbesiyle başlamış oldu. Ali (a.s)’nin kafası yarıldı ama sardıktan sonra, düşmanın ayaklarına indirdiği bir darbeyle onu savaştan alıkoydu. Bu darbe o kadar imanlı ve muhlisane idi ki, Peygamber (s.a.a): “Ali’nin hendek günü vurmuş olduğu bir darbe  kıyamet gününe kadar ki ibadetlerden daha hayırlıdır.” buyurmuşlardır.
Ali (a.s) Amr’ın başını bedeninden ayırmak istediğinde, Amr b. Abdevvud hazretin suratına tükürdü, Ali (a.s) hırsını içine gömdü, vuracağı darbenin şahsi, hırsı ve buğzu yüzünden olmaması için Amr’ın göğsünden bir kaç dakikalığına kalktı. Meydanın etrafında azıcık dolaştıktan sonra halis bir niyetle Amr’ın başını bedeninden ayırdı. Müslümanlar, düşmanın muhasarası karşısında, soğuk, açlık ve bir çok diğer zorluklarla baş başaydılar.
Allah’ın Peygamberi (s.a.a) elini duaya kaldırarak; “Allah’ım! Ey gökten kitap gönderen Ey kullarının hesabına süratlice yetişen. Bu düşmanları, yenilgiye uğrat. Allah’ım! onları yenilgiye uğrat ve onları tereddüde düşür.”
Akşam vakti soğuk ve şiddetli rüzgar esmeye başladı. Müslümanlar çadırlarına gittiler. Ama şiddetli rüzgar Kureyş’in çadırlarını yerinden söktü ordularını birbirinden ayırdı. Onlar gökyüzünün gazabından korunmak için sığınak bulmaya çalışıyorlardı. Ama hiç bir yerde sığınak bulamıyorlardı. Zorluk ve rahatsızlık onları iyice bunaltmıştı. Rüzgarın kesmesini ve bir an önce Mekke’ye dönmek istiyorlardı. Ama tabiat müslümanlarla anlaşmış idi. Sabahleyin rüzgar yavaşlayınca, Müslümanlar düşman karargahından sessizlik ve dağınıklıktan başka bir şey göremiyorlardı.
Peygamber (s.a.a); “Kim düşmandan haber getirebilir?” dedi. Zübeyr İbni Evam; ben dedi. Zübeyr ihtiyatlı bir şekilde düşman karargâhına yöneldi yaklaştığında, dağınık eşya ve çadırlardan başka bir şey göremedi. Sevinçle müslümanların yanına dönerek; Onlar göçtüler, onlar kaçtılar diye bağırmaya başladı. Bu haber Müslümanlar arasında yayılınca hep beraber aşağıdaki şiiri okumaya başladılar.
“Bir ve tek olan Allah’ın başka ilahi yoktur.
Vedasine uyan Allah kuluna yardım etti. Askerlerine izzet bağışladı. Düşman grup ve partilerini yenilgiye uğrattı ve ondan sonra bir şey yoktur”
Peygamber (s.a.a) hamd ve şükür ederek; “Şimdi biz onlarla savaşıyoruz, onlar bizimle değil diye buyurdu. Biz onların tarafına koşuyoruz onlar bizim tarafımıza değil diye buyurdular.
Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i evine döndü, diğer müslümanlar da evlerine döndüler. Peygamber (s.a.a) henüz silahını yere koymamıştı ki Cebrail gelerek: Acaba silahını yere koydun mu ey Peygamber dedi?
Peygamber (s.a.a) “evet” diye buyurdu.
Cebrail; “Allah (c.c) emir veriyor ki, beni Kureyze tarafına gidiniz, ben onları tereddüde düşürdüm” dedi.
Medine Yahudileri, Muhammed (s.a.a) hıyanet ettiler. Onun aleyhine komplo kurdular Allah’ın lütfü olmasaydı ve düşmanın muhasarasını kırmasaydı İslam’ın işi bitebilirdi. Bundan dolayı Medine Yahudileriyle savaşılmalı ve bu cinayetkârları Müslüman’ların kenarından kovmalı ve onlara aman verilmemelidir. Allah’ın Peygamberi (s.a.a), Müslümanlar arasında şöyle bağırılması için emir verdi.
“Duyanlar ve emre itaat edenler ikindi namazını Beni Kureyze mahallesinde kılacaklar”
Müslümanlar silahlarıyla, toplandılar ve Beni Kureyze kalesine doğru hareket ettiler. Müslüman’ları uzaktan gören Yahudiler titremeye başladılar herkes kendi kalesine girerek kapıları sıkı sıkıya kapattılar. Onların yeterli yiyecek ve suları yoktu onun için müslümanlar onları teslim olmaları için muhasaraya aldılar.
Peygamber (s.a.a) onlardan İslamı kabul etmelerini istedi ama onlar kabullenmediler. Onlardan, Peygamber (s.a.a) ile müzakere etmesi için vekil istediler. Vekilleri itiraf etti ki, onlar anlaşma tarafına komplo kurdular ve bunun cezası idamdır.
Peygamber (s.a.a) hıyanetçi Yahudilerin öldürülmeleri için emir verdi. Peygamber (s.a.a)in bu hükmü gerçekleşti ve Medine şehri Müslümanların şehri oldu. İşte Allah (c.c) onları bu şehre varis etti. Allah (c.c) her şeye kadirdir ve güçlüdür. SON


more post like this