Allahla ilgili konular 4
Her şeyin bir yaratıcısı olduğuna göre Allah’ın yaratıcısı kimdir?
Öncelikle “Her şeyin ve herkesin bir yaratıcısı ve onu vücuda getiren bir illet ve sebebi vardır.” Sözüne dikkat edelim.

Acaba bu söz, bir milak ve ölçü dâhilinde mi söylenmiş, yoksa mutlak mı söylenmiştir? Öte yandan acaba yüce Allah, bu ölçüye tabi midir ki bu kanun O’nu da kapsamış olsun, yoksa tabi değil midir?
Her şeyin bir yaratıcısı olduğuna göre Allah’ın yaratıcısı kimdir?
Birincisi, «Her varlık ve her malulun bir illeti vardır.» kuralı, ölçüsüz söylenmiş bir söz değil, sabit bir kanundur. İslam hekimleri de buna binaen, «İllet’e ihtiyacın milakı» adı altında bu konuya özel bir bab açmışlardır. Özetle bu konuyu şöyle tahlil edebiliriz:
Eğer varlık aleminde illiyet kanununu genel ve temel kural kabul edersek, bunun anlamı şudur: her var olan şey, var olduğu cihetle illete ihtiyaç duyar. Bu sözün gereği olarak da her varlığın bir illetinin olduğuna hükmedilir. Ancak bu iddia, bedihi konulardan olmadığı gibi, delillendirilmiş bir konu da değildir. Daha ötesi, Burhan, bu iddianın aksini ispat etmektedir.
Zira Allah’ın varlığının delili olarak zikredilen deliller esasınca, illete ihtiyaç duymayan varlık da mevcuttur. Buna binaen, «Her varlığın bir illeti vardır.» kuralı, mutlak değil, mukayyet bir kanundur. Peki, bu kanunun kaydı nedir?
İslam hekimlerine göre, bu kanunu ifade eden hüküm cümlesindeki kayıt, “Mümkün” kelimesidir. Yani bu kanun, zatı itibariyle yok olması mümkün olan veya yokluğunun farzı muhal olmayan varlıklar için geçerlidir. Öyle ise zatı itibariyle mümkün olan varlıklar, var olmak için illete muhtaçtırlar. Yüce Allah ise zatı itibariyle varlığı mümkün değil, vaciptir.
Yani, yokluğunun farzı muhaldir ve varlık onun zatı için zaruridir. İllete muhtaç olan varlık, aslında varlık ile yokluk arasında karar kılmış bir mahiyetten ibarettir ve illet onu istediği tarafa itebilir. Eğer varlık tarafı ağır basarsa varlıklara katılır, yokluk tarafı ağır basarsa, yok olur.
Zira herhangi bir şeyin, kendi kendine var veya yok olması düşünülemez. Ancak yüce Allah, varlığı vacip olandır. Yani varlık onun için zaruridir ve yokluğu tasavvur edilemez. Buna binaen, «Her varlık illete muhtaçtır.» denildiğinde, maksat, her var olan şey değil, belki “varlığı mümkün olan her şey”dir. Bu durumda, varlığı vacip olan Allah, bu kanunla sınırlanamaz.[1]
Buna ilaveten, eğer vacib-ul vücut olduğu halde Allah’ın da bir illeti olduğu düşünülecek olursa, batıl bir teselsül/zincirleme’ye duçar oluruz.
Zira illet ve malullerden –

var edici ve var olanlardan- ibaret bir halkalar zincirini farz edecek olursak, eğer bu zincir sonunda varlığı vacip olan ve hiçbir yaratıcıya muhtaç olmayan bir halkayla sonuçlanmazsa, artık bu halkalar zincirinin tamamı veya bu mecmuadan herhangi biri kendi başına vacip noktasına ulaşamayacaktır.
Vücup ve zaruret noktasına ulaşmayıncaya değin, varlık da bulmayacaktır.

Zira her bir malul, mertebeleri hasebiyle önce varlığı vücup noktasına varacak, yani hiçbir cihetten yokluk ihtimali kalmayacak ve onun var olması için eğer bin bir şart dahi olsa, bütün bunlar tahakkuk edip, zaruri olacak ve daha sonra vücut bulacaktır. Bu halkalar zincirinden her birinin olmayışı, varlığının vücup noktasına

ulaşmadığına delalet eder. Zira zatı itibariyle mümkün (Mümkin-i Bizzat) olan bu halkaların her biri, kendi kendine icap edecek durumda değildirler. Hatta onların varlık nedeni olan illetleri dahi varlıkları vacip olmadığından, aynı durumdadırlar.
Bu durumda, halkalar zincirinin tamamı imkan haddindedir.

Vücup haddine yetişmemiştir. Vücup haddine yetişmeyinceye kadar da var olmaları imkansızdır. Buna göre ancak bu halkalar zincirinin başında bulunan ve varlığı bizzat vacip olan Allah’ın varlığı ile yokluk kapıları kapanabilir.
Buna binaen, varlık alemi mevcut olduğuna göre, vücup noktasına ermiş ki, var olmuş demektir. Varlık vacip ise, o zaman bu halkalar zincirinin başında, zatı itibariyle vacip olan birinin varlığı da vaciptir.
Öyle ise vacib-ul vücut olan Allah bu alem nizamının başında karar kılmış ve vücub-u vücut, bütün mümkünat alemini kapsamış ve alemler bütün varlıklarıyla onun feyzi ile var olmakta ve varlıklarını devam ettirmektedirler.[2]
ABNA.İR
[1] – Felsefe Öğretisi, 2. C, 29-30. S.
[2] – Usul-u Felsefe ve Reviş-i Realizm, 5.c, 74-76.s.


more post like this