“(27) Ve andolsun ki, Allah, Peygamberi’ne gerçek bir rüya göstermiştir; Allah dilerse emin olarak ve başlarınızı tıraş ettirerek, saçlarınızı kestirip kısaltarak elbette sizi Mescid-i Haram’a sokacak; gerçekten de o, sizin bilmediğinizi bilmektedir, derken bundan başka da yakın bir fetih ve zafer verecektir.”
1-Kureyş, Bedir Uhud ve Hendek’te, Hazret-i Muhammed (s.a.a)i ve İslam’ı yok etmek istiyordu. Ama İslam, düşmanları karşısında direnmeye devam etti. Düşmanın, aleyhine seferber olmasına rağmen gün be gün inandırıcı delilleriyle yayılmaya devam etti. İktisadi ambar dolar ve işkenceler, halkın imanını kuvvetlendiriyor ve gitgide müslümanların sayısı çoğalıyordu.
Bedir Savaşında, müslümanlar üç yüz kişiyle, savaştılar. Bir yıl sonraki Uhud Savaşına yedi yüz kişiyle katılmış ve Hendek savaşına ise üç bin kişilik bir orduyla hazırlanmıştılar. Halk grup grup İslam’a gelmekteydi. Çünkü hakikati beyan eden bir din idi. İslam hiç bir zaman silah zoruyla (kılıç zoruyla) yayılmadı, daha ziyade Onu silah zoruyla yok etmeğe çalışmışlardı.
2- Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Mekke’de, müslümanlarla Hac merasimi yaptıklarını gördüğü bir rüyanın etkisiyle, hac için Mekke’ye gitme kararı aldı.
Hac mevsimi olduğundan her yerden Mekke’ye doğru gidiyorlardı. Müslümanlardan Mekke’ye doğru yolculuğa hazırlandılar. Beyaz ihram elbiseleriyle ve göz alıcı bir kalabalıkla Medine’den ayrıldılar. Yaklaşık bin dört yüz kişi idiler. Kureyş’e, savaşmaya gelmediklerini anlatabilmek için yanlarına silah almamışlardı. Belki, sadece Allah’ın evini ziyaret etmek ve Hac görevlerini yerine getirmek için gidiyorlardı. Müslümanlar yollarına devam ediyorlardı ki birisi Peygamber (s.a.a)in yanına gelerek;
Ey Allah’ın Peygamber (s.a.a)i, Kureyş sizin hareket ve yolculuğunuzdan haberdar olmuş, hepsi savaş elbisesi giyerek ve birbirleriyle anlaşarak sizi Mekke’ye sokmama kararı almışlar. Peygamber (s.a.a) savaş kastı olmadığından ve sadece ziyaret amacı ile gediklerinden, Kureyş’in yolundan başka bir yeri seçti. Böylece Mekke’nin gözüktüğü Hudeybiye denen bir yere geldiler. Peygamber (s.a.a)in devesi orada dizlerini yere vurarak çöktü.
Halk, “Peygamber (s.a.a)in devesi çöktü” dediler.
Peygamber (s.a.a); Mekke şehrini seviyordu ve orda savaş ve kan dökülmesini istemiyordu; çünkü orası (emin) emniyet şehri idi. Peygamber (s.a.a) ashabına dönerek; “Buraya ininiz” buyurdu. Bütün müslümanlar oraya indiler.
3- Kureyş tarafından biri gelerek, Peygamber (s.a.a)e oraya niçin geldiklerini sordu. Allah’ın Peygamber (s.a.a)i savaş için değil, Hac vazifelerini yerine getirmek ve Hacc geleneklerini icra etmek için geldiklerini buyurdu. Adam Peygamber (s.a.a)in sözünü Kureyşliler’e iletince Kureyşliler; kalplerindeki kinleriyle; “Eğer savaşmak istemiyorlarsa biz zorla Mekke’ye girmelerine izin vermeyeceğiz” dediler. Kureyşin elçileri devamlı olarak Peygamber (s.a.a)in yanına gelerek, onun hedefini sorarlardı. Peygamber (s.a.a) her defasında savaş için değil, sadece ziyaret için geldiklerini buyuruyordu. Ama buna rağmen Kureyş yine de inanmıyordu. Peygamber (s.a.a) yanındakilerden birini Kureyşliler’e göndermeyi uygun gördü.
Kureyş’in büyükleriyle akrabalığı olan birini, Mekke’ye gönderdi. Bu vesileyle Ebu Süfyana ve kabile büyüklerine, Peygamber (s.a.a)in savaş için değil; ziyaret için geldiği anlatılmış olsun.
4- Müslümanların Mekke’ye göndermiş oldukları elçinin geri dönmesi gecikince, müşriklerin onu öldürdüğü şayiası yayılmaya başladı. Peygamber (s.a.a) müslümanları bir ağacın altına toplayarak, onlardan son nefesine kadar ve firar etmemek şartıyla Kureyşliler’le savaşma ahdi aldı. Müslümanlar ise ihlaslı ve samimi bir kalple, kanlarının son damlasına kadar direneceklerine dair Peygamber (s.a.a)le ölüm ahdi bağladılar.
Bu  doğruluk antlaşması (biat’i) tarihte, “Biat-ı Rızvan” diye kaydedildi ve Allah (c.c) bu biat hakkında şöyle buyuruyor:
“Ve andolsun ki Allah, ağaç altında, seninle biatleştikleri, zaman inananlardan razı olmuştur da onlara sükun ve huzur indirmiştir. Ve onlara fethi mükafat olarak da vermiştir.”
Müslümanlar intikam almak için hareket etmeden önce Allah’ın bağışladığı zafer nişaneleri görülmeye başladı. Peygamber (s.a.a)in Mekke’ye gönderdiği elçi, Kureyşli biriyle beraber sağ, salim olarak geldi. Peygamber (s.a.a) bunu uzaktan görünce, Kureyş bizimle sulh yapmak istiyor ki onun için elçi göndermişler diye buyurdu.
Evet o adam “Süheyl b. Amr” idi. Kureyşliler tarafından antlaşma için gelmişlerdi. Peygamber (s.a.a) yanına yetiştiklerinde, anlaşmaya vardılar. Bu anlaşmaya göre; taraflar on sene bir birleriyle savaşmayacaklardı. Buna ilave olarak Peygamber (s.a.a) ve dostları bu yıl Medine’ye dönecek ve gelecek yıl üç gün Mekke’de kalacaklardı. Müslümanlardan çoğu bu antlaşmanın şartlarına sinirlenerek, peygamber (s.a.a)den bu şartların iptal edilmesini istediler.
Peygamber (s.a.a) e,
-Acaba sen Peygamber değil misin?
-Peygamber (s.a.a); “Peygamberim dedi”
-Acaba biz müslüman değil miyiz?
-Peygamber (s.a.a) “müslümansınız”
-Acaba Kureyşliler müşrik değil midir?
-Peygamber (s.a.a); “müşriktirler.”
-Peki niye biz bu aşağılığı dinimizde kabul ediyoruz?
Allah’ın Peygamber (s.a.a)i şöyle buyurdu: Ben Allah’ın kulu ve elçisiyim. Onun emriyle hiçbir zaman muhalefet etmem ve O, beni hiçbir zaman yalnız bırakmaz. Bazı müslümanlar, o antlaşmanın hikmetini anlamadıklarından sinirliyorlar.
5- Peygamber (s.a.a); Ali Bin Ebu Talibi anlaşmanın metnini yazması için çağırdı. Ona şöyle buyurdu:

Kureyş’in elçisi Süheyl Biz böyle bir ismi tanımıyoruz. “Allah’ın adıyla” diye yazınız.
Peygamber (s.a.a) Ali’ye “Allah’ın adıyla” yaz” diye buyurdu.
Sonra, bu antlaşma Allah’ın Resulü Muhammed (s.a.a) ile Kureyş’in elçisi Süheyl b. Amr arasında yapılmış diye yaz buyurdu.
Süheyl itiraz ederek: “Eğer biz seni Allah tarafından Peygamber olarak kabul etseydik hiç bir zaman seninle savaşmazdık” dedi. “Kendi ve babanızın adını yazınız.”
Peygamber (s.a.a) Ali’ye şöyle buyurdu: “Bu antlaşma Abdullah oğlu Muhammed ile Süheyl b. Amr arasında yapılmıştır. Bunlar, halkın rahat etmesi için on sene birbirleriyle savaşmamakta anlaşmaya varmışlardır”
Müslümanlar üzgün oldukları halde, yine de anlaşma metni yazılmış oldu. Onlar Mekke’ye gitme fikrinde idiler ama Peygamber bu yıl Medine’ye döneceğinde anlaşmaya varmıştı. Mekke’ye gelecek yıl geleceklerdi. Liderinden izinsiz Muhammed (s.a.a)e katılan Kureyşli geri gönderilecek, ama Peygamber’in takipçilerinden Kureyş’e katılanlar olursa geri döndürülmeyeceklerdir.
6- Bu antlaşma, Allah’ın Peygamber (s.a.a)i için bir başarı idi; ama müslümanların çoğu bunu derk edemiyorlardı. Çünkü bu antlaşma Peygamber (s.a.a)in ve müslümanların Mekke’ye kan dökülmeden girmesine sebep olacaktı. Başka bir yönden islam’ın, Arap yarımadasındaki gücünü gösteriyordu. Bu antlaşmadan sonra, Mekkeliler, akın akın Medine’ye gelerek İslama katılıyorlardı. Bir sene içerisinde müslümanların sayısı iyice artmıştı. Bu sefer Peygamber (s.a.a) on bin kişilik bir toplulukla Mekke yoluna koyuldu. Medine’ye döndüklerinde “Fath” suresi Peygamber (s.a.a) nazil olmuştu ve Peygamber (s.a.a), bu sureyi halka tilavet etmişlerdi (okumuşlardı)
“Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
“(1) Şüphe yok ki biz, sana apaçık bir fatih-(1) vermişizdir. (2) Allah, ümmetinin önce yapılan ve sana kalmış olan suçlarını sana bağışlasın ve sana, nimetini tamamlasın ve seni, doğru yola götürsün diye
(3) Ve sana üstün bir yardımla yardım etsin diye
(4) Şüphe yok ki seninle biatleşenler, ancak Allah’la biatleşmiştirler, Allah’ın eli onların elinin üstündedir.
Peygamber (s.a.a) bu sureyi sonuna kadar müslümanlara okuyunca, kalpleri sakinleşti; çünkü Allah, Peygamber (s.a.a)ini onaylamış ve Mekke’nin fethini onlara haber vermiş idi.
7- Hudeybiye antlaşması Peygamber (s.a.a) mektebinin öğrencilerine, rahat bir şekilde dini yaymaları ve bir çoklarını müslüman yapmaları için büyük bir fırsat olmuştu.
İşte bunun eseriyle müşriklerin hünerli ve kuvvetli erlerinden “Halid b. Velid” İslam’ın güzel ve yüce ahlakının tesiri altında kalarak müslüman olmuş, ard arda müslüman olanlar çoğalmıştı. Sonuç olarak müşriklerin cephesi gitgide zayıflıyor ve müslümanların cephesi ise günden güne kuvvetlendiriyordu. SON


more post like this