“(25) Andolsun ki Allah size bir çok yerlerde ve Huneyin gününde yardım etmişti hani o gün çokluğunuzla görüp sevinmiştiniz de bu çokluk, düşmanı def edememişti, hiçbir işinize yaramamıştı, yeryüzü o kadar genişten daralmıştı size, sonra da arka çevirip geri çekilmiştiniz. (26) Sonra Allah, Peygamberine ve inananlara manevi kuvvetini ihsan etmişti ve görmediğiniz orduları indirerek kafirleri azaplandırmıştı ve işte kafirlerin cezası da budur.”
-1- İslam Mekke’de yayıldı ve Müslüman’lar kuvvetlendi, ama Mekke’nin güney bölgesinde kuvvetli bir kabile olan “Hevazen” kabilesi kendi dininde baki kalmıştı. Bunlar Müslümanlarla savaşma fikrine düştüler. “Hevazen ve Sakif” kabilelerinin reisleri bir araya gelerek bu konuda görüş alış verişinde bulundular. Sonunda İslam’ın bütün Arap yarımadasına yayılmadan işini bitirebilmek için güçlü bir ordu hazırlama kararı aldılar. Havazen ve Sakif kabilelerinin birleşme haberi, Peygamber (s.a.a)’e ulaştı. Peygamber (s.a.a), bu olayı araştırması için birilerini görevlendirdi. Çünkü hiç bir zaman savaşı başlatan taraf olmak istemiyordu, bu yüzden her zaman tecavüzü def etmek ve kendilerini savunmak için savaşmışlardır. Bedir Savaşında Kureyş idi ki Medine’ye kadar gelmiş Peygamber (s.a.a) ile savaşmak istemişti işte o anda Onlara müslümanları savunmak lazım idi. Yine Uhud Savaşında Kureyş Bedir yenilgisinin acısını çıkarmak için Müslümanlarla savaşmak istemişti.
Yine Hendek Savaşında Arap ve Yahudi birleşimi İslam’ı yok etmek istemişlerdi. Peygamber (s.a.a) İslam’ı savunmak için onlarla savaşmıştı ve hiçbir zaman savaşı başlatan taraf olmamıştı.
Huneyn Savaşında dahi, Peygamber (s.a.a)’in elçisi geri dönüp, Hevazen ve Sakif Kabileleri’nin savaşmak için hazır olduklarını bildirmesi üzerine, Peygamber (s.a.a), ani bir düşman hücumundan korunabilmek için ordusuna, hazır ol emri verdi. Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i 10 bin kişilik bir orduyla şehirden ayrıldı. Ebu Süfyan 2 bin kişiyle bunlara katıldı. Mekke halkı, Peygamber’e (a.s) silah yardımında bulundu ve İslam ordusu o kadar büyük ve azametli idi ki, düşmanın kalbine korku düşürüyordu.
-2- Kabilelerden büyük gruplar halinde ki, onların içerisinde saad oğulları da vardı hevazan’da toplanmış idiler. Saad ailesi Peygamber (s.a.a)in süt emme dönemini yanlarında geçirdiği ailedir. Bu grupların rehberi cesur ve tecrübeli biri idi ama yaşlılık ve körlük nedeniyle sadece yol göstericiliğinden istifade ediliyordu ve kuvvetlerin komutanlığı 30 yaşlarında olan “Malik b. Avf” gibi tecrübesiz bir gencin üzerindeydi. Malik, bütün askerlerine, mallarını, hanımlarını ve çocuklarını yanlarında getirmelerini emretti. Savaşçılar, hanımları, çocukları ve koyunlarıyla birlikte geldiklerinde Saad Oğullarının rehberi şaşırarak; Bu hayvanların sesleri ve çocukların ağlamalarında neyin nesidir dedi?
Şöyle dediler; Malik Bin Avf mallarını, hanımlarını ve çocuklarını da halkla beraber getirmiştir.
-Yaşlı ama adam : Malik nerdedir?
Malik, yaşlının yanına geldiğinde
Yaşlı adam: Bu eşeklerin sesleri, çocukların ağlaması ve ineklerin sesleri de nedir dedi?
Malik; Ben askerlerin mallarını, çocuklarını ve kadınlarını dahi getirdim
Yaşlı adam; Niçin?
Malik: Her askerin arkasında ailesini ve malını karar vermek istiyorum ki onlar için savaşsın.
Yaşlı ama adam o’nu yererek (aşağılayarak) ondan kadın ve malları uzaklaştırmasını istedi ve o’na: Eğer asker başarılı olarsa silahından başka hiçbir şey onun işine yaramaz ve eğer yenilir de firar ederse ailesi ve malları yok olur gider dedi
Malik cevabında: Allah’a andolsun ki sana uymayacağım sen yaşlı ve akılsızsın. Yaşlı adam Maliki bırakarak kendi ailesine geri döndü. Malik, Müslüman askerlerinin hücumu karşısında askerlerinin kaçmaması için, kadınları deveye bindirerek meydanın gerisinde ve ineklerle koyunlarından da saf oluşturdu.
-3- Müslüman orduları hareket etti Dar bir vadiden geçip geniş bir yere ulaşmak gerekiyordu ki arkada “Utaş” Dağları bulunmaktaydı. Orda Malik ve yanındakiler, Hevazen, Sakife kadınlar, develer, inekler ve koyunlar bulunmaktaydı. Bu vadi Huneyin vadisi idi. Karanlık ve dar bir yerdi sadece bazıları oradan geçebilirlerdi. Vadi’nin ilerisi yokuş aşağı idi.
Maliki’n askerlerinden bir kısmı taşların, kayaların ve dağların çukuruna gizlenmiş müslümanları beklemekteydiler. Habercilerden biri Peygamber (s.a.a)’e gelerek; Hevazen Kabilesi gençleri ve mallarıyla Huneyn’de toplanmışlardır dedi. Peygamber (s.a.a) gülerek ve emin bir şekilde; “Bu yarın müslümanlar için ganimettir inşallah diye buyurdu.” Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i, bayrağı Ali (a.s)’a teslim ederek, müslümanlara hücum emri verdi. Sabah vaktinde ki henüz Huneyn Vadisinin karanlığı çekilmemişti. İslam ordusu Huneyn vadisine girdi. Taş arkalarında gizlenen düşman, yerlerinden çıkarak, müslümanları taşa tuttular ve ok atmaya başladılar ve sonunda kılıçlarıyla müslümanlara saldırdılar. Müslümanlar ise yenilerek gerilemeye başladılar.
Peygamber (s.a.a) müslümanların korkup kaçmasına üzülmüştü ve kendileri mukavemet etmeye başladılar. Ali (a.s), Peygamber’in amcası, Abbas, ve Ashab Peygamber (s.a.a)’e yardım ettiler. Peygamber (s.a.a) direnmekle yetinmeyip, kendisi yalnız başına düşmana hücum etti. Abbas suretle ileri gelerek Peygamber (s.a.a)’in devesinin yularını tuttu ve yüksek sesle; Ey Ensar topluluğu, ey Peygamber (s.a.a)’e ev verip yardım edenler, Bu Muhacir topluğu, ey Hudeybiye ağacı altında Peygamber (s.a.a)’e biat edenler Muhammed (s.a.a) yaşıyor o’na koşun. Müslümanlar kendi kaçışlarından utanarak her taraftan Lebbeyk, Lebbeyk emrindeyim diye bağırmağa başladılar. Halk, Peygamber (s.a.a)’in etrafında toplandı. Peygamber (s.a.a) sağ tarafına bakarak, şöyle buyurdu: “Ey Ensar topluluğu” onlar hep beraber Lebbeyk Ya Resulullah, müjdeler olsun ki biz seninleyiz. Sonra sol tarafına bakarak; “Ey Muhacir topluluğu”, diye buyurdu onlarda;
Lebbeyk Ya Resulullah müjdeler olsun ki biz seninleyiz.
İşte o zaman müslümanlar ileri atılarak öyle savaştılar ki Havazen kabilesini Huneyn vadisinden çıkardılar ve geniş bir yerde savaş şiddetlendi. Atlılar Halid b.  Velid İslam düşmanlarına saldırarak onları katletti ve Allah’ın Peygamber (s.a.a)’i Bunlar başarıya ulaşmazlar buyurdu. Savaş şiddetlendi Ali (a.s) cesaretli bir şekilde düşmanı kılıçtan geçiriyor Halid b. Velid ölümün tadını onlara tattırıyor ve müslümanlar Allah yolunda onlarla savaşıyorlardı. Havazan’lılar, müslümanların karşısında direnebilmek için bütün güçlerini kullandılar ama müslümanların hücumu onları kaçmaya mecbur ediyordu.
Hevazen erkekleri kaçarak kadın çocuk ve mallarını müslümanlara ganimet bıraktılar.
-4- 24 bin koyun, 825 kilo gümüş ve 6 bin esir müslümanların eline geçti. Kadınlar, develer ve koyunları savaşçıların arkasına, savaştan kaçmamaları için dizeni. Malik b. Avf kendisi savaş meydanından kaçtı ve görüşü kendisine fayda vermedi Taif’in sıkı kalesine girerek orda gizlendi.
Peygamber (s.a.a) Malik b. Avf ve yanındakilerin Taif kalesine girmiş ve bir senelik yiyeceklerini yanlarına almış olduklarını haber verdiler. Peygamber (s.a.a) kendi adamlarına, Taif’e gidip Melik’le savaşmaları emrini verdi. İslam ordusunu kolayca kuşattılar. Malik ve yanındakiler, Müslümanları oklamağa başladılar ve müslümanların büyük bir bölümünü oklarıyla vurdular.
Halid b. Velid ileri giderek; Acaba savaşmak isteyen var mıdır? Kaleden kimse dışarı çıkmadı yalnızca birisi; Bizden hiç kimse çıkmayarak ve biz burada kalacağız iki senelik de yiyeceğimiz var, eğer yiyeceğimiz bitinceye kadar burada beklerseniz o zaman hepimiz kılıçlarımızla birlikte çıkar ve son gurubumuzla ölüme doğru gideriz dedi.
Peygamber (s.a.a)’e bir tür yeni silahın yapıldığını ve onun Yemen’de görüldüğünü haber verdiler ki O’na “Mancınık” deniliyordu ve işi ağır taşları atmak ve kalpleri yıkmak idi. Peygamber (s.a.a) Selman-ı Farisi’yi Manceneğin yapılışını görünmesi için Yemen’e gönderdi. Salman Yemen’e gitti ve öğrenimden sonra tekrar Taif’e döndü. Orda “Mancınık” yaptı ve müslümanlar onunla, kalenin duvarını yıkmak için taş atmaya başladılar. Ama bunun karşısında düşman ok atımına devam ediyor ve Müslümanlara zararlar veriyordu.
Müslüman’lardan bazıları kendilerini okun isabetinden koruyabilmeleri için arabadan istifade ediyorlar ve kalenin duvarına ulaşıp onu yakmak istiyorlardı. Ama Sakif Ehli ateş almış demir parçalarını dökerek arabanın dışını (düzeyini) yakıyorlardı ve içindekileri ok yağmuruna tutuyorlardı. Böylelikle onlardan bazılarını öldürdüler. Kalenin kuşatması uzayınca Peygamber (s.a.a) muhasara hakkında Ashap’tan birinin görüşünü istedi. Arz edildi ki: Ey Peygamber (s.a.a), Tilki yuvadadır eğer direnirsen onu yakalarsın ve eğer bırakırsan sana bir zarar vermez.
Peygamber (s.a.a) sadece düşmanlığın def olması için kıyam etmiş idi ve hedefi halkın öldürülmesi değildi. Diğer taraftan Hevazen Kabilesine galip gelmiş olduğundan, kalenin muhasarasından vaz geçilmesi emrini verdi. Müslümanlar döndüklerinde; Ey Peygamber (s.a.a) Sakif Kavmi aleyhine beddua et diyorlardı. Allah’ın Peygamber (s.a.a)i, halka beddua etmeyi sevmiyordu çünkü O, halkın hidayet ve saadeti için gönderilmişti onlar için dua etti. “İlahi Sakif Kavmini hidayet et ve onları müslüman kıl”.
-5- Esir olan kadınlardan biri müslümanlara; Ben sizin rehberinizin kız kardeşiyim dedi. Müslümanlar şaşırdılar çünkü Allah’ın Peygamber (s.a.a)nın kız ve erkek kardeşi yoktu. Ama o kadın ısrarla and olsun Allah’a bensizin rehberinizin kız kardeşiyim diyordu. Müslümanlar onu Peygamber (s.a.a)in yanına getirdiler kadın; Acaba beni tanıyor musun?
Peygamber (s.a.a) kadına bakarak; sen kimsin?”
Kadın; Ben senin kız kardeşin, Ebi Zubeyr’im.
Evet o kadın Halime-i Sadiye’nin kızı yani Peygamber’in süt kardeşiydi. Peygamber (s.a.a) kalkarak kendi abasını yere açtı ve onu üzerine oturttu. Gözlerinden yaşlar akar bir halde süt annesi Halime ve kocası Harisi sordu, arz ettiler ki o ikisi öldü. Bu sırada Hevezen kabilesinin elçisi Peygamber (s.a.a) in huzuruna gelerek Hevezen’in İslam’la müşerref olmak istediğini bildirdi. Evet Allah (c.c) Peygamber (s.a.a)inin duasını kabul etmiş ve Avazen Kabilesi İslam dinine girmişti.
-6- Kabile reislerinden 14 tanesi ve onlardan Peygamber (s.a.a)’in rızai amcası müslüman oldular ve Peygamber’in huzuruna gelerek; Esirler arasında süt hala, dayı, ve bacıların vardır. Senin büyüklüğün, o kadınların üzerindeki hakları hatırı için bizlerin bütün esirlerini bırakmanı gerektiriyor dediler.
Peygamber (s.a.a) Ben kendi ve Abdulmuttalib oğullarının hakkına düşeni bağışlıyorum ama Muhacir, Ensar ve diğer Müslüman’ların hakları kendilerine aittir. Ben öğle namazını kıldıktan sonra siz saftan ayağa kalkın ve isteğinizi halka bildirin bu sırada ben kendi ve Abdulmutallib oğullarının hakkını bağışlayacağım ve diğerlerinden de haklarını sizlere bağışlamalarını isteyeceğim.
Hevazen kabilesinin reisleri namazdan sonra denileni yaptılar. Müslümanlar Peygamber (s.a.a)in izciliğini yaparak kendi haklarını bağışladılar ve bütün esirler bırakıldı.
Peygamber (s.a.a) esirleri bırakmakla Onları cezbetti ve hepsi canı gönülden islam-ı kabul ettiler. Bu vesileyle Taif en son yardımcılarını da elden vermiş oluyordu. Peygamber (s.a.a), Malik b. Avf’a (Nasr Kabilesinin zorlu adamı Huneyn Savaşını tutuşturan ve kolaya sığınan) eğer İslam-ı kabul ederse onu bağışlayacak ve 100 deve vereceğini bildirdi.
Hevazen Kabilesinin reisi bunu Malike haber verdi ve Malik Taif’den Cerane’ye (ganimetlerin toplandığı yer) geldi ve İslam’la müşerref oldu. Peygamber (s.a.a) ona vermiş olduğu sözü yerine getirdi. O’nu Nasr, Semala ve Seleme Kabilelerinin Müslümanlarına rehber olarak atadı. O zaman Peygamber ganimetleri müslümanlar arasında paylaştırdı ve kendine ait olan % 20 humusu, Kureyş’in yeni müslüman olanları arasında (kalplerini ısındırmak için) paylaştırdı. Müslümanlardan bazı gruplar Peygamber (s.a.a)in büyük bağışına nail olmadıklarından dargındılar.
Peygamber (s.a.a) onlar; Neden Kureyş’e vermiş olduğum az bir mal yüzünden (ki İslam’da sabitleşmeleri için) üzgünsünüz. Acaba başkalarının deve ve koyunla evine dönmelerine sizin Allah’ın Peygamberiyle kalmanıza razı değil misiniz sonra müslümanlar dua etti.
Peygamber (s.a.a)’in kalbe oturan sözleri onlara o kadar eser etti ki hepsi ağlayarak; Ey Allah’ın Peygamberi (s.a.a) Kendi hakkımıza razıyız ve hiç üzüntümüzde yoktur. SON


more post like this