ÜÇÜNCÜ BÖLÜM:
HZ. ALİ (A.S)IN HİLAFET DÖNEMİ
1- Osmanın katlinin sebepleri
2- Hilafet seçilmesi
3- Cemel Harbi
4- Sıffin harbi
5- Bunun hikmet ve sonuçları
6- Nahrevan savaşı
7- Hz. Ali (a.s)ın Şehadet?

OSMAN’IN KATLEDİLMESİNİN NEDENLERİ
Abdurrahman bin Avf Osman ile biat edeceği zaman, o’nun Peygamber (s.a.a)in Sünnetine ve Şeyheyn’in sünnetine uygun hareket edeceği şartı üzerine ona biat etmişlerdi. Nevar ki Osman, hilafet mesnedine oturduktan sonra Hz. Peygamber (s.a.a)in ve Şeyheynin sünnetleriyle muhalefet etmeye başladı.
Osman, başlarında bu Süfyan olmak üzere ümeyye oğullarını mal ve makama boğdu. Osmanın ümeyye oğullarının ilerigelenleriyle yaptığı bir toplantıda bu süfyan fikir beyan ederek dedi. “hilafeti topoyunu gibi birbirinize devredinta ki başkasının eline düşmesin ve bu hilafet beşeri bir hükümet sistemidir. İlavetın benim cennet ve cehennemin varolacağına da imanım yoktur.”
Osman, beytülmal (devlet hazinesi) da olupkalan malları kendi akrabaları arasında paylaştırdı. Selahiyetlerinin olup olmadığına bakmaksızın hakimlik ve valilikterin hepsini ümeyye oğullarından seçti.
Diğer şehirlerin halkları Osman’ın valilerinin elinden çektikleri zulümleri defalarca Hz. Peygamberin (s.a.a) ashabına ve hatta Osmanın kerdisine şikayet ettiler. Ne varki bü şikayetler o’nun bu gidişatında herhangi bir değişiklik yapmasını gerektirecek bir te’sire sahip olamadıkları gibi o’nun şeriata muhalif vekendibaşınamellerine depeketki etmedi.
Bütün bu olanlardan sonra müslümanlar bu yakışıksız işlerin ününü almak üzere hareket geçtiler ve o’nun eliyle aş başına gelenlerin enirlerine itina göstermediler.
Osman’ın halktan toplanan malları kendi akraba ve dostlarına paylaması bahşışlerde bulunması adaletsizce yaptığı butip ameller ashabı kendisine karşı gazaplandırmıştı, buna istinaden biraraya felerek meşveret ettiler. O’nun ve tayinettiği vali ve hakimlerin yaptıklarını başlangıçta yazıp, o’nu bugibi çirkin amellerden uzaklaştırmak üzere nasihatte bulunmayı ve eğer mektupla (yaplı) uyarının bir yararı olmazsa o’nu azletmeyi kararlaştırdılar.
Mektubu yazıp, ashabın büyüklerinden Amar-ı yasir vasıtasıyla Osman’a gönderdiler. Ammar mektubu Osman’a verdi, Osman mektuptan ne yazıldığını anlayınca o’nun fırlatıp attı ve kölelerine Ammarı dövmelerini emretti onlarda Ammar-ı dövdüler hatta kendisi de Ammar’ın karınına birkaç tekme vurdu. Ammar buygın düştü. Budar beler nedeniyle sonraları fıtık oldu).
Bu yapılanlar islam hükümetinin dörtbir yanına kısa zamanda ulaştı ve müslümanların Osman’a karşı hışmını alevlendirdi. Bu dönemde Abuzer-i Gaffari Osman tarafından şam’a sürülmüştü ki, orada Osman’ın ve taraftarlarının yaptığı çirkin ve yakışıksız işleri müslümanların meclislerinde açıkça beyan ediyordu. Osman’ın, Allah rızasına peygamberin sünnetine ve hatta şeyheyne (Ebu Bekir ve Ömer) bile muhalif hareketlerini halka anlatıyordu.
Ebuzer’in Şama sürgününün nedeni, Osman beytülmalı ümeyye oğullarına bahşiş çekiyordu. Örneğin mervan bin Hakem’e ve Zeyd bin Sabit’e yüzbin dinardan fazla bahşetmişti. Ebuzer bunu duyduğu gibi şu ayeti bağıra bağıra okumaya başladı: “Altın ve gümüşü hazine edinipte Allah yolunda infak etmeyenler yokmu? öyle ise onları acı bir azapla müjdele”.
Osman bunu halver alınca Ebuzer’e çoksinirlendi ve bir mecliste cemaate sorduki; “Acaba valinin devlet hazinesinden (müslümanların beytülmalından) birşeyi borçalıp başkasına ödemeye hakkı varmıdır?” Ka’b bin Ahbar: “Zararı yoktur” diyor. Abuzer Ka’b’a yüzünü dönerek: “Ey anası-babaıs yahudi senmi bizedinimizi öğreteceksin?” diyerek elindeki asayla ka’bın başına vardı ve başıkırıldı. Bundan dolayı Osman o’nu Medineden ihraç etti ve Şam’a gönderdi. Genildiği üzere Şam’dada Osman ve Muaviye aleyhine çalışıyozdu. Öyleki Muaviye o’nu hapsetmek zorundakaldı. ve bu konuda Osman’a bir mektup yazarak “Ebuzer halkı senin aleyhine tahrik ediyor” diye haber gönderdi. Osman cevabında Muaviye’ye “O’nu semersiz bir deveye bindirip, eziyet ve işkencelerle bize gönder” diyebir emir name yazdı Muaviyedenileniyaptı ve Ebuzeri Medine’ye gönderdi.
Tarihçilerin nakline binaen, Mısırlılardan bir cemaat Medineye geldiler ve Osmana başkaldırdılar. Osman tehlike hissedince Hz. Ali (a.s)dan yardım istiyor ve pişmanlık izharetmiş. Bunun üzerine Hazret mısırlılara: “Sizler hakkı yaşatmak için kıyam ettiniz ve Osman da tevbe etti ve diyorki ben geçmişte yapılanlardan elimi çekiyorum ve ta üç güne kadar sizlerin sorunlarına elatılacaktır. Ayrıca zalim yöneticilerini de azlediyorum diyor” dedi ve sonra Osman adına mısırlılarla anlaşma imzaladı ve onlar döndüler. Yolda Osmanın kölesini onun devesine binmiş mısıra gittiğini gördüler. Ondan şüphelenip aradılar ve birmektup buldular ki Osman, Mısır valisine şöyle yazıyordu: “Allahın adıyla; Abdurrahman bin udeys yanına geldiğinde o’na güz şallak (sopa) vur, saç ve sakalını traşettir ve uzun müddet zindana mahkumet. Aynı şekilde Amr bini Humk ve Sudan ibni Hamran ve Urve ibni Nabba Badenilenleri aynen icraet.”
Mısırlılar mektubu alıp, büyük bir hışımla Osmanın yanına döndüler ve dideler ki: “Sen bize hıyanet ettini” Osman mektubu inkaretti mektubu kölesinde aldıklarını söylediler, Osman “benim iznim olmaksızın bu işe girişmiştir” dedi. “Senin devene binmişti.” dediklerinde. “devemi çalmışlardı” diye cevapveriyor. “Mektup senin yazın” diyorlar, cevapta yine benim izin ve haberim dışında bunlar yapılmış diye Cevap verince, Cemaat diyor ki “bu durumda senin hilafete liyakatin yoktur, hemen istifa etmen gerek. Zira eğer senin iznin ile bu iş yapılmışsa hainsin, eğer senin iznindeşinde böylesi mühim ve önemli işler yapılıyorsa sen bu işe layık değilsin heriki halde de ya istifanı ver veya hemen şimdi başımızdaki zalimi azlet!
Osman: “Eğer ben sizin meylinize göre hareket edeceksem, bu demektirki siz hükumet ediyorsunuz öyleyse ben neyim?! Onlar toplantıdan hışımla kalktılar.
Osmanın valilerinden birisi O’nunla bir anadan doğma üvey kardeşi velid bin ukbe, kendisi tarafından Kufe’ye valitayin edilmişti. Velid alkolik birisiydi hatta günün birinde mest bir halde mescide gidip, sabah namazını dört rek’at kılmıştı. Abdullah ibn-i mes’ud alayh bir itirazla “Emir namazda bile cömertliğini esir gemedi” demişti.
Bir grup Medine’ye gelerek Osman’a “Senin temsilcin alkoliktir ve biz onu çok içmekten dolayı kustuğum (sızmış halde) gördük” diyerek o’nun azledilmesini istiyorlar.
Osman: “Sizler iftira ediyorsunuz” diyerek önların şikayetlerine cevap verecek yerde, onları dövdürdü (had vurdurdu) üstelik halkada bunlar kendi emirlerine ittira ettiklerinden dolayı bu cezaya çarptırıldılar diye itşa ettirdi.
Hz. Ali (a.s) Osmanın bu işine itiraz etti ve buyurdu ki: “Sen fasık’ın yerine şahidi dövdürdün” daha sonra da gerekli delillerle bu yakı şiksiz davranışlarının sonucunda başagelecekler hakkında kendisini uyardı. Osman çaresizlik yüzünden velidi azlettive onun yerine Amcası öğlu said bin As’ı tayinetti. Ayrıca Hakem ibn-i As ve oğlu Mervan ibni Hakem (Rasulullah o’nları Medineden ihraç edip Taife sürmüş hatta şeyheyn hem onları Medineden uzaklaştırmışlardı Osman onları Medine’ye getirmekle kalmayıp, hilafetin vezirlik makamını mervanın eline teslim etti ve sonuçta bütün müslümanların itirazına maruz kaldı.
Amcası oğlu Abdullah ibni Amir’i Basra ve İran hükümetine, sütkardeşi Abdullah ibni sa’d’a, Şamın valiliğini Muaviye ibni Ebi süfyan’a ki ömerin hilafetinden itibaren tayin edilmiş olmakla, ona tam ihtiyar vererek yerini tahkim etmesini sağlamıştır. Kendisi için de süslü ve güzel bir saray yaptırmıştır. Bu hatalı ve sünnetle (islam ruhuyla) bağdaşmayan yakışıksız hareketler Osmanın kendi zararına tamamlandı ve sonunda ihtiyar elden gitti. Gemi beni ümeyyenin eline terketti sonra da hiçbirine sözü geçmez oldu. Örneğin Muaviye artık merkezi hükümetten ayyrı ve müstakil olmak düşüncesindeydi ve Şamı kendimi rası gibi sahiplenmek düşüncesindeydi. Bundan dolayı Osman, müslümanların ayaklanması sonucu tehlikeyi sezince Muaviyeden yardım istedi. Muaviye Osmanın öldürülmesi ve kendisinin hilafet idiasında bulunakilmesi için, kastılı olarak müsamaha ve vakit geçirme yolura gitti. Sonra da zamanın halifesine muhalefet etmiş olmamak için yezid bin Esedi bir gurupla birlikte Medineye gönderdi ama ona Medineye sekiz fersahlık bir yezde durmasını ve ikincibir emrekadar daha ileri gitmemesini emretti. O da oyerde Osmanın öldürülmesine kadar bekledi daha sonra Muaviye O’nu ordusuyla birlikte şama çağırdı.
Halifet yükü her geçen gün birazdaha ağırlaşıyor, durum gittikçe kötüleşiyordu. Ashabın nasihatlerinin de Osman’a bir yararı olmuyordu, hatta bir defasında da Hz. Ali (a.s) müslümanları temsilen Osmanın yanına gitti, o’nun hayrını isteyerek nasihatte kulundu ve sonunun kötü olacağını ihtaretti. Ancak Osman bu türsözleriçin kulağını kapamıştı. Öyle ki bir gün minbere giderek halkı bu itiraz ve şikayetlerinden dolayı tehdit etti, kendi tayin ettiği hakim ve valilerinin de savunuculuğunu yaptı. Medine halkı budurum karşısında o’nakarşı geldiler, açıkça cadde ve sokaklarda Osmana küfür ve hakaretler ediyozlardı. Bu ateşi alevlendirenler de Talha zübeyr Aişe ve Hafsaydı ki, sonuçta bu tahrikler Osmanın evinin muhasara edilmesiyle tamamlandı.
Osman, Medine halkının kendisinden elçekmeyeceğini anlayınca ümeyyeğullarının ileri gelenleriyle bir toplantı yaptı ve onlarla bu konuda meşveret etti. Onlar da etraftan yardım istemesinin gerekliliğini bildirdiler taki şam ve Basra dan gelecek ordu ayaklananları dağıtsın diye.
Bundan hemen sonra Osman şam ve Basra’ya haber gönderdi. Basra valisi Abdullah ibni Amir, mescide giderek halkı Osman’ın yardımına davetetti ama kimse ona müspet cevap vermedi, Muaviye ise işi – işaretedildiği gibi – geçiştirmek yoluna gitti.
Müslümanların sayısı her geçen gün (Osmanın evini muhasara için) çoğalıyordu öyle ki, onun dışarıyla irtibatı tamamen kesildi hatta içecek suya bile eliyetişmez oldu. Çaresiz evinin damına çıkıp, sordu ki: “Acaba Ali (a.s) sizin aranızdamıder?” Dedilerki “hayır onun bu işte parmağı yok o zaman su ricaetti ancak halk cevap vermedi Hz. Ali (a.s) bu haberi aldığı gibi (rahatsız oldu) beni haşimden birkaçkişiyle Hz. Hasan (a.s)ın nezaretinde olarak O’smanın evine su gönderdi. Muhasara edenlerce engel olunmak istendiyse ole Hz. Hasan (a.s)ın himmetiyle su Osman’a yetiştirildi.
Müslümanlar, bu hareketlerin sonucunda Osmanın hilafetten istifa edeceği hayalinde idiler, bundan dolayı halife tayin etmek fikrine düşmüşlerdi ama ne Osmanın ve ne de ümeyye oğullarının böyle bir makamı terket meğe niyetleri yok gibiydi. Diğer yandan muhasarayaktılanlar. Osmanın şam ve Basra’dan yardım istediğini de haber alınca artık hareketlerini şiddetlendirmeyi ve yardım yetişmeden işi bir yere bağlamak gerektiği görüşübnde birleştiler. Bu komuşma ve fikir alışverişinden sonra darbeleriyle katlettiler.
Osmanın katli 35 Hicri senesinde vuku kulmuştır. Böylece islamın 25 yıllık haktan ve asılmecrasından (Allah ve rasulünün yolun olan) inhiraf dönemi görünüşte sona ermiş oluyordu. Ancak nevarki, onun bu vahim netcesi herzaman islamın ve müslümanların başağırısı olagelmiştir.

2- Halifeliğe seçilmesi
Müslümanlar, Osmanın öldürülmesinden sonra mescid-i nebi (saa) de toplanarak yeni bir halife tayiniçin konuşmaya meşveret etmeye başladılar.
Osmanın oniki yıllık hareket tarzından şunu anladılar ki, hilafet işini öyle birkişiye teslim etmeliki, gereçekten bu işin üstesinden gelebilsin.
Burada Ammar-ı Yasir, maliş Eşter, Rufaa ibni Rafi ve diğer bazı kimseler Hz. Ali (a.s)ın hilafetini çok arzuettikleri için halkı o hazretle biat etmeye davet ettiler.
Bu birkas kişi, kalplere te’sir eden hutbeleriyle ve delilleriyle birlikte önceki halifelerin yaptıklarını tahlil ve tenkid ederek, o’nların Peygamberin (s.a.a) sünnetine nasıl muhalefet ettiklerini, yolu nasıl saptırdıklarını, Peygamber (s.a.a)in Hz. Ali (a.s)ın hilafetini tavsiyesini nasıl reddettiklerini müslümanlara anlatıp, O hazretin bütün işlerde öncelikli olduğunu zikrettiler. Sonuçta efkar-ı umumiyi (Kanwoyunu) bazı gerçekleri açıklığa kavuştürmak suretiyle aydınlattılar. Öyleki, onların bu konuşmaları sonucu muhacir ve Ensar hep bir likte o hazretin biatı için hazır oldular. Sonra mescitten çıkıp doğruca o hazretin evine yollandılar. Dedilerki, “Ya Ali (a.s)Osman öldürüldü ve şimdi islam toplumu halifesiz durumdadır. Bu iş için senden daha layık olanını da göremiyoruz. Verelini sanabiat edelim bütün müslümanlar aynı şekilde sona biat etmeye hazırdırlar.
Hz. Ali (a.s) buyurdu. “Benden elinizi çekin ve başkasını bu iş için seçin, bende sizlerden biri gibi ona itaat edeceğim. Benim size vezir olmam, emir olmamdan daha hayırlıdır.”
Müslümanlar arzettiler ki “Peygamberin Ashabı senden bu görevi kabul etmeni istiyorlar, lütfen onların bu davetine icabet buyur.”
Hz. Ali (a.s) buyurdu ki: “Benim hilafetimi yüklenmeye sizin gücünüz yetmez, er veya geç benden yüz çevireceksiniz. Zira hilafet konusu görüldüğü gibi sade ve adi bir şeydeğildir. Belki, çok ağırbir yüktürki taşıyanı yıpratır, o’nun sükünet ve rahatlığını yokeder. Ben, hak ve adalet dairesinden dışarı adım atacak birisi değilim ve sınıf ayrıcalıkları veya birtakım ünvan ve isimler hatırına halkın malını paymal edecek de değilim veya ileri gelenlerin tavsiye ve önerilerinide dinliyecek değilim. Ben mazlumun hakkınız zalimden almadıkça vicdanım sakinleşmez ve başına buyruk alışanların burnunu yeresür medikçe kendimi razı edemem.”
Hz. Ali (a.s) her ne söylese, zulme uğramış millet her defasında tefyatlarla itaatlerini izhar ediyorlardı. Malik Eşter yaklaşıp arzettiki: “Ya Ebel-Hasan kalk artık, millet senden başkasını istemiyor. Allah’a yemin olsun ki eğer bundan da çekimser kalırsan, meşru hakkın olan şeyden dördüncü defa uzak kalacaksın. O anda müslümanlar izdiham halinde dediler ki: “Sana biat etmedikçe, senden ayrılmayacağız.”
Hazret buyurdu “madem ısrar ediyorsunuz ve bundan gayri çare yok, mescitte toplanın ki benimle bey’atiniz gizli, örtülü olmasın ve bütün müslümanların bilgi ve rızasıyla olsun.”
Müslümanlar Mescidi nebi (raa) detoplandı ve o hazretle biatettiler. Talha ve Zübeyr gibi bazı başta gelenlerde kendilerin ce maslahat gereği mu’teriz olmadı ve o hazretile bey’atleştiler. Elbette (Sonradan malum olacağı gibi) biatleriyle birtakım beklenti ve hayallerini de kenara bırakmış değillerdi. Bir takım imtiyazlar, valilik ve hakimlik hayaliyle onlar da biat ettiler ve hatta halkın rağbetini arttıracak faaliyetlerde bulundular ve hatta ilk biat eden Talha idi, daha sonra sa’d ibni ebi vakkas, Abdullah ibni ömer gibi bazıları biat etmekten çekindiler.
Hz. Ali (a.s) biatın tamamlanmasından sonra hutbe arasında onlara buyurdularki: “Bilinki, Peygamber-i Ekremin bi’setizamanındaki açmazlar eteklerinize yapışmış, size yüg döndürmüştür. Peygamberi hak üzere gönderene andolsun ki, birbirinize karışacak alt-üst olacaksınız. Elekteki taneler gibi deneneceksiniz, haksız yere üstte görünenler alta düşecek ve gerikalanlar ileri geçecek kalbur üstü kimseler müşahhas olacaklardır.”
Sonra buyurdularki: “Günahlar başıbozuk atlar gibidirler, onlara binenleri-ki günahkar ve batıl ehlinden başkası değildirler – cehenneme atalar. Takva ve Zühd ise terbiye edilmiş deve misali gemi sahibiniy elinde olduğundan onları cennete iletir. Buna binaen takva, hak yoldur, günahlar batıl ve her birinin takipçileri var. Eğer ehl-i batıl çoğunlukta olsa, eskiden kalma bir sünnettir ve eger ehli hak asınlık olsa azınlıklar genellikle öne geçerler. Bunların ilerleme ümidi daha çoktur. Elbette çok azgörülmüştür ki, bir şey insana sırt çevirsin, sonra da tekrar ona dönüş yapısın.”
Hz. Ali (a.s) daha sonra namazkıldı ve evine gitti ve yapılması gereken işlerle meşgul olmaya başladı. Ertesi günmescide gitti namazdan sonra bir hutbe okuyarak halkı kendi devlet ve yönetim şeklinden haberdar etti. Hamdü senadan. Peygamber ve Aline selat ve selamdan sonra şöyle buyurdular: “Bilinki ben sizleri hakka ileteceğim. Peygamberi Ekremin (s.a.a) yıllardan beri terkedilen yolunu takibedeceğim, Allahın kitabının emirlerini sizlere icra edeceğim, Allah kitabından ve resulünün sünnetinden en küçük bir sapma yapmayacağım. Her zaman sizlerin asayişini kendimden öncelikli sayacak ve sizden yapmanızı istediğim her şey sizin sakah ve menfaatinize olacaktır. Ancak bu bir maslahat-ı küllidir. Ben bütün halkınazara alarak bunları yapacağım, has bir gurubu değil. Belki bu emrin uygulaması başlangıçta sizlere ağır gelecektir. Ama tahammüllü ve zorluklara karşı sabırlı olmaya çalışın. Sizler daha iyibiliyorsunuz ki, bende ne halifet arzusu vardı, ne de buteklifi kabule hazırdım Belkisizlerin ısrarı üzerine bu toplumun sorumluluğunu üstlendim. Halkın gözü şimdi benim üzerime dikilmişse, bana düşen hak ve adaletle muamele etmektir.
Şimdi, bildiğim kadarıyla bayıları haddinden fazla mal, servet ve keniz sahibi olmuşlar ve büyük oranda mülkiyet hasıl etmişler oncak nevarki bu kimseler, bu serveti haksız olarak, şer’i ölçülerin hilafına, halkın malından elde etmişlerdir. Ben onları bu elde ettiklerini beytül mala (devlet hazinesine) göre vermeye mecbur edeceğim. Şunu bilmetisiniz ki müslüman halk arasında takva dışında hiç kimsenin diğerine karşı bir üstünlüğü, sınıfsal ayrıcalığı yoktur. O’nun (takvanın) da ücreti ahirettedir. Buna binaen beytül malin paylaşılmasında bütün müslümanlar benim nazarımda eşit ve birinin diğerinden hiç bir farkı yoktur. Benim hükumetimin temeli eşitlik ve adalet üzerinekuruludur ve benim nazarımda mustaz’aflar zulme uğramışlar daha azizdirler, zalimler ise zayıt ve biçare kimselerdir.”
Arabın Eşrafı, özellikle Beni ümeyye ki, Osmanın hilafeti döneminde beyt-ül malı kendilerine ait biliyorlardı. aniden hiç beklen medik bir hadiseyle karşılaştılar. Onlar, Hz. Ali (a.s)ın konuşmalarının sarahat ve açıklığına rağmen o hazretin bunların icrası içinde ısrar edeceğini düşün emiyozlardı bile. Zira peygamberin vefatından yirmibeş yıl geçmiş ve birtakım şeyler unutulup silinmişti ki sanki şeriatın kanunu değilmiş gibi, gündemden kayb olmuşlardı. Yirmibeş yıl sonra birkişi çıkıp düyordu ki: “Arap ve acem, malik ve memlük, siyah ve beyazırk islam ve kanun karşısında eşittir ve beytül mal eşit olarak paylaştırılacaktır.”?1 Yine buyuruyor:
“Allah’a yeminederim ki (Osman’ın ona buna balışettiği) arazi ve malların sahiplerini bulabilirsen, onları gerçek sahiplerine teslim edeceğim. Eğer bu mallarla kadınlar kocaya verilmiş veya kenizler cariyeler satınalınmış olsa bile. Zira bu adaletin geniş çaplı bir uygulamasıdır ve bir kimseye adaletin icrası ağır geliyozsa, zülüm ve baskı ona daha ağır gelecektir. Buna işareten Osmanın şahsi mallarını çocuk müslümanlar arasında pay edilmesini emretti. Bu taksimden her kese üç dinar yetişti ve bu paylaşmada eşrafile köle arasında hiçbir ayrım yapılmadı. Bu adilane paylaşmadan bir gurubun rahatsız olduğunu vurgulamaya gelen yoktur. Çünkü hala cahiliyet anlayışıyla kendini başkalarından üstün görenler hazıneden kendilerine düşen payın daha fazla olması gezektiğine inanmıyorlardı. Bunlar kendi analarında “Ali (a.s) bizim kevmi ve ailevi şerafetimizi tahkir etti. Bizimle siyah köleler ve kimliği belli olmayan halk arasında fark koymadı, acaba bizler bundan sonra O’nunla bir araya gelip işbirliği yapı bilirmiyiz?!.. Hz. Ali(a.s) ilk baştan bu olacakları biliyordım ki Her ve makam aşkıyla yanan böylesi basit insanların biatleri çok sürmeyecek ve halkın da bata gelenleri bunlar olduklerı için milleti de çabuk yoldan çıkarabilecekler ve avam tabakayı takvadan uzakı bedbaht edeceklerdi, bu nedele ilk başta bu işe bulaşmak istemiyorlardı.
Hz. Ali (a.s) üç mühim engel ile karşıkarşıye idi:
Birincisi: Büyük eşhastan (Abdullah ibni ömer, Sa’dibni vakkas vb) bazıları hazretle biat etmemişlerdi.
İkincisi, Osmanın tayiniyle başagelen Vali ve Hakimler (Muaviye gibi) her biri birköşede kendi kafasına göre bir hükümet tutturmuş gidiyordu ve Onların azli zahmetsiz mümkün değildi. Üçüncüsü Osmanın öldürülmesi konusuda ortadaydı ki, emre muhalefet etmek isteyen herkes için bir bahane yolu teşkil ettiğinden o hazretin, Osmanın katilleri hakkındaki fikrini açıkça ortaya koymak zorundaydı.
Bu üç mühim amil o hazretin kısa süren hilafetini yaraladı ve bu dönemde o hazreti bu iç unsurları liyakatsiz davranışlarıyla meşgul etti, Hz. Ali (a.s)ın hilafetinin dördünü günüydü ki, Abdullah ibni ömer o hazrete dedi: “Öyle görünüyor ki senin hilafetine bütün müslümanlar razı değiller. Bu işi şuraya bırakmak daha iyi olur zannediyozum” Hz. Amir (a.s) buyurdu ki; “Ey Ahmak!… Senin bu işlerden anladığın nedir?! benmi gittim halkın önüne hilafet isteğinde bulundum? evimi oncakalabalıkla baskına uğratırcasına üzerime varan müslümanlar değilmiydi?! ne oldu ki bugün gelmiş bu işin şura’ya bırakılmasını teklif ediyorsun.” Sonra Hazret minbere gitti ve bu olayı kammoyuna sundu ve halkı Kur’an ve sünneti desteklemeye davet etti. Albette biatedenlerden de bir gurup bazı hayallerle teselli buluyor, kendilerince bu devreyi de Osmanın döneminin bir benzeri hayal ediyorlardı ve zennediyorlardı ki eğer herkesten önce biat etseler, onları öncelikli olarak bazı yerlere veli tayin edecek?! veya beytül maldan onlara daha fazla hisse ayıracak… vs. Talha ve Zübeyir bunlardandı, Talha o hazrete ilk biat edendi, ancak bu makam ummaktan başkabirşey değildi. Bu tip efrat gördülerki o hazret eşitlik esası üzerine hareket ediyor; Bu onlara çok ağır geldi, dolayısıyla itirazlar başgöstermeye başladı.
Sehl ibni Huneyfdediki, “Ya Emirel-müminin Bu benim kölemdi sen bugün beni, onunla bir hesapedip ikimizede aynı miktar verdin?! Talha Zübeyr, Mervan bin Hakem, a’olibni As ve Kureyş’ten bir grup, bunun benzeri sözleri dile getirdiler. Ama Ali (a.s) öyle bir değildiki bu tür sözler ona etki etin ve o’nu hak ve adaletten ujaklaştırsın. Onlara cevap olarak buyurduki, “Acaba benden hukukunu korumak üzere tayin olduğum kimselere zulmetmeyi veya zulme uğramalarına yardım etmemimi teklifediyorsunuz? Allah’a andolsun ki gece-gündüzün devam ettiği ve yıldızlar yörüngelerinde hareketlerine devamettiği müddetçe (yani kıyamet gününe kadar yaşayacak olsam da müt) kesinlikle böyle bir şey yapamam. Eğer benimde devlet hazinesine ait bir şeyim olsaydı onuda halka paylaştırırdım, halbuki beytül mal Allahındır. Ben o’nda nasıl seçicilik yapabilirim. Bilinki hakedilmeyen yere bahşış yapmak israftır. Haksız yere yapılan bahşişler dünyada bahşiş yapılanların yanında insanı aziz eder ama Ahirette. Allah yanında gelil ve aşağılık kılar. Halkınyanında değerli, hakkın yanında hakireder. Elinde vardana şükrünü kesmeyenler deşında hiçkimseye malını haketmeyene vermek nasib etmemiştir Allah (cc). Onların dostlukları menfaatlerinden dolayıdır. Eğer bir gün ihtiyaç eli aşsa hepsi ondan yüz döndürecekler ve onu azarlupcaklar.
Hz. Ali (a.s)ın hilafetinin ilk yükü, Talha ve Zübeyrin o hazrete gönderdikleri haberdi ki, “Biz Senin halife olman için halkı teşvik ettik ve biat için hazırladık, muhacir ve Ensar da bizleri izlediler, hep birlikte sana biat ettiler, işi ele alınca da bizi bıraktın, malik Eşter ve diğerleriyle meşgul olmaya başladın.”
Hz. Ali (a.s) Onların gönderdiği kişiden. Talha ve Zübeyrin bu sözlerden. Kasıtlarının ne olduğunu sordu. Adam, Talha’nın Basra hükümetini ve zübeyr’in de Küfenin imamlığını (valiliğini) istediğini söyledi.
Hz. Ali (a.s) buyurdu ki: “Şimdi ki bu iki kişi Medine de hiçbir işi-gücü yokken beni rahat bırakmıyorlar, acaba Kufe ve Basra Onların elinde olsa, halkı daha çok benim aleyhime kışkırtacaklar ve dinde yeni bir yol, yeni bir dal ayıracaklar. Halbuki ben (şimdi bile) bunların şerrinden emin değilim. Bu iki ihtiyara söyle Allah ve rasulünden korkun ve bu dinde fısk-u fesat icadetmeyin ve muhakkak işitmişsiniz ki, Allah buyuruyor: “O ahiret yurdu ki, biz onu yer yüzünde böbürlenmeyen ve fesat çıkarmayanlar için yarattık ve akibet muttakilerindir.”
Talha ve Zübeyr bu sözleri duyduktan sonra iyice anladılarki, Hz. Ali (a.s)nin adalet sisteminde yersiz beklentiler, soüukdemire çekiş vurmaktan başka bir şeydeğildir. Ayrı bir yol deneme ve kulmanın çaresiz olduğunu ve belki o yoldan isteklerine ulaştıracak bir şeyler yapabileceklerini kararlaştırdılar.
Diğer taraftan Hz. Ali (a.s) biatten hemen sonra ilk fırsatta Osmanın tayin ettiği valileri değiştirmek istiyordu zira hiç birisi dinle alakası olmayan kimselerdi. Onları azletti ve yerlerine selahiyetli ve layık kimseleri tayinetti. Bu arada Ömer zamanından beri Şamda valilik yapan Muaviyeye bir mektup yazarak kendisinin ve halkın biatını istedi. Ancak Muaviye yerinin sarsılacağı endişesi ve kendisinin halifeliğe yetişme arzusu nedeniyle bu konuyu şam halkından girledi onlardan kendi adına biat aldı ve hatta O hazretin mektubuna cevap bile vermedi ta ki fırıattan istifade ederek arzuettığıne yetişmek için. Muaviye yerini muhkemleştirmek amacuyla Hz. Ali (a.s) başka şeylerle meşgul edebilmek için Zübeyr’e aule bir mektup yazdı ve onu hilafete davet ederek diyorki “Ben Şam halkından senin ve Talhanın adına biat aldım. Öyleki kısa zamanda hilafet sizine elinizda olacak. Basra ve Kufe size yakındır. Ali (a.s)den önce o ikisini işgal edin ve Osmanın kanı bahanesiyle savaşa girin ve o’na galebe edin” Bu mektup Zübeyrin eline geçtiği gibi Hilafet tamah ve arzusu ile Muaviyenin bu yalanını yuttu mektubu gizli saklı muhafaza ederek ilkfırsatta Talhayı gördü ve durumu ona haber verdi. Hatta bazılarının nakline göre ise Muaviye şöyle yazmıştı: “Ben şam halkından kendi adıma ve benden sonra sen ve senden sonra da Talha için biataldım.”
Talha ve Zübeyr Hz. Ali (a.s) tarafından umduklarına yetişemeyince ayrı bir çare düşünüyorlardı, işte bu durumda Muaviye’nin mektubu onlar için bir fırsat ve kararlılık vesilesi elavermiştiki, Osmanın kanı bahanesiyle kıyam edecek ve sonuçta istek ve arzularına yetişeceklerdi?! Böylece Mekkeye doğru yola çıktılar, orada kendi hedeflerine uygun ortam bulduklarından çalışmalarına başladılar Zira bu ikisinden başka ohazrete muhalif bazı kimseler de (mervan bin Hakem, Aişe…) Mekkede birbiri etrafına toplanmışlardıki, Talha ve Zübeyrin de bu şehre girmesiyle kaçkişilik bir grup duşturmak suretiyle cemel harbinin zeminesi hayırlanmış ve bu kanlı olay gündene gelmişti.

3- CEMEL HARBİ
Cemel savaşının çıkış nedeni halk tabakasında ihtilaftan ibarett iki Resulullahın hilafetinden sonra gelen halifeler bu ortamı hazırlamışlardı. Hz. Ali (a.s)ın hilafet dönemi gerçekte kendinden öncekilerin sistemleri karşısında inkilabi bir hareket ve peygamber zamanına geridönüş hareketinden ibaretti. Bundan dolayı Talha ve Zubeyr gibi birtakım kimseler o hazretin hilafeti döneminde kendi mevkilerinin adi kişiler seviyesine düştüğü hissine dapılmaları nebeniyle ve maddi menfaatlerini tehlikede gördüklerinden halifenin aleyhine ayaklandılar. Önceden da işaret edıldiği gibi istekleri karşısında Hz. Ali (a.s)dan menfi (olumsu) cevap aldıklarından ve Medinede de kendi planlarının plulayamayacaklarını bildikleri için Mekkeyi ortam olarak daha uygun kulup seçmiş ve oraya gitmekkararı olmuşlardı. Bu arada Hz. Ali (a.s)ın hizmetine yetişip, izin istedilerki, umre için Mekkeye gitsinler. Hz. Ali (a.s) buyurdu “Siz bütün şehirlere gitmekte hürsünüz ancak sizin bu seteriniz hiyleden başka birşey değil. Siz bir takım planlar yaptınızki Medinede uygulamaya imkanınız yoktur. Ancak o ikikişi yemin ettiler ki, bu seterde umreden başka bir niyetleri yoktur.
Hazret onlara izin verdi ve onları biatlerinden dönmenin tehlikesi açısından uyardı, onlarla biatını yeniledi ve Resulullahın onların yanında söylediği şusözü onlara hatırlattıki o hazret buyurmuştu “Ya Ali sen benden sonra Nakisiyn, Kasıtiyn ve Marikiyn ilesavaşacaksın”
Sonuçta o hazretten ayrıldıları mekkeye doğru yolaloklar ve o şehrin muhitini kendileri için müsait kuldular.
Talha ve Zübeyrin mekkeye gitmecimden önce Aişe de mekkede idi. O, Osmanın islam dışı hareketlerini gördüğü zaman halkı onun aleyhine kışkırtıyordu defalarca “Bu ahmak ihtiyarı öldürün” derdiği duyulmuştur. Osmanın aleyhine muhasara şiddetlenip, öldürülmesi olayı kesinlik kazanınca, Aişe bu olaydan uzak olduğunu göstermek için veya Osmanın yardım isteği karşısında ahlaki zillete düçar olmamak için Medinede fitne ateşini aleulendirdi ve Mekkeye doğru hareket etti ve mekkede de Osman aleyhine konuşmadarda bulunuyordu.
Hac merasiminden sonra Medineye döndüğünde yarıyolda Osmanın öldürülmesi haberi ona yetişti ve bildiki Osmandan sonra Hz. Ali (a.s) halife seçildi, Medineye gitmekten vegeçip yeniden mekkeye döndü. O zaman mekke valisi Abdullah bin Hazremi idi ki, Osmanın ciddi taraftarlarından ve Hz. Ali (a.s)ın şiddetli muhalifelerinden idi. Mekkenin hakimi ve Aişeye ibreten Talha Zübeyr Mervan ve diğer Muhalifler köşe bucaklardan gelip mekkede toplandılar yata bin umeyye yemenden, Abdullah bin amir Basradan gelip onlara katılmışlardı. Bu muhalif gurubun toplanması ve Ali (a.s) ile muhalefet konusunda kışkırtıcı konuşmaları cemel harbine yolaçtı. Aişe de Peygamberin diğer hanımlarından kendisine yardımcı olmak üzre ümmü seleme ve Hatsayı aldatma yoluna gittiki onları da bu gurupla birlikte yola salsın. Ancak Ümmü selemenin yanına gittiğinde onun çokşiddetli muhalefetiyle karşılaştı. Ümmü selemededi “Ey Aişe, Sen değilmiydin halkı Osmanın oldürülmesi için ayaklandıran. bugün ne oldu da onun kanını aramak sana düşmüş ve Aliyyi Murtaza (s.a.a) ile bu düşmanlığın nedirki o Allah rasulünün kardeşidir ve onun halifesidir. Bugün Muhacir ve Ensar hep birlikte onunla biat ettiler. Bğütün bunlardan geçtik, Peygamber Allah kelamından buyurmadılarımı ki: “Ey Peygamber hanımları evlerimizde oturun ve Cahiliyyet döneminde olduğu gibi kendinizi göstermeyin” ümmü seleme özellikle Kur’ana dayalı delillerle Aişeyi iyice hırpaladı. Aişe cevasız ve ümitsiz olarak ondan ayrılıp Hafsa’nın yanına gitti. Hafsa onun davetine icabetetti ancak kardeşi Abdullahibni ömer o’nu bu işten alıkoydu. Aişe ondan da bir hayır göremeyince yalnız yola düşmek zorunda kaldı ve Bu macera perest gurubun komutanlığını üstlendi.
Öncedende işaret edildiğigibi Muaviyenin Zübeyre mektupyazarak onu hilafete tamahlandırması üzerine bu gurup önce Şama gitmeyi ve Muaviye ile birleşerek gelip Hz. ali (a.s)a karşı savaşmazı planlıyorlardı. Ancak bu haberi olan Muaviye düşündü ki eğer bunlar böyle bir işe girişseler ve ben de bunlara katılsam ve sonuçta gelip gelsek bile benim Zübeyr ve Talha ile biat etmem gerekecek. Halbuki kendisi hilafet hayalin deydi. Bunun önünü almak için meçhul bir imzaile bir mektup yazarak “siz Muaviyenin hiylesine aldanmayın, ondan size hayır yoktur zira o ki Osman tarafından şamahakim olmuştu ona bir hayrı dokunmadığı halde öldürülmesine de sebep oldu, o halde size yardım edeceğini nasık ümidedebilir siniz” bu mektubu ayrı bir adamın adına zübeyr’e gönderdi. Zübeyr Bu mektubu alır olmaz. Başlarında Aişe olmak üzre muhaliylere durumu haber verdi. Dolayısıyla şam’a gitmekten vazgeçip. Basra yolunu tutmak kararı aldılar. Zira Talha ve Zübeyrin Basra ve Kufe’de çok taraftaları vardı. Orada daha ileri adımlar atabilecekleri ümidiyle Basraya yöneldiler.
Sonurta Aişe, Talha ve Zübeyr’in ve diğer muhaliflerin de yardımıyla mekkede ordu hazırladılar ve Ya’la ibni ümeyye’nin verdiği paralarla yeterli miktarda silah ve harp için gerekli olan malzemeler temin edildi ve Aişe’yi “Asker” adında bir deveye bindirip Basra yolunu tuttular.
Bu grup hz. Ali (a.s)ı gaflet halinde yakalamak ve O’ndan önce Basraya yetişmek için son sürat hareket ediyorlardı ve yolun büyük kısmını durup dinlenmeden kesbetmeye çalışıyozlardı.
Yolun yarısında Hav’ab denilen bir yere vardılar ki, gece olması ve çok yorgun olmalarınedeniyle orada dinlenmek kararı aldılar. o gece Hav’ab köpekleri Aişe’nin çadırının etrafını alıp ulumaya başladılar. Aişe o yerden hemen uzaklaşıp, o mahallin adını soruşturdu. Orasının “Hav’ab” olduğunu anlayınca korkuyakapıldı ve Hz. Ali (a.s)’a karşı bu hareketinden dolayı pişman oldu. Zira peygamber-i Ekrem (s.a.a) hayattayken hanımlarını “içinizden biri Ali (a.s)a karşı çıkacak ve Hav’ab’ın köpekleri ona saldırıp uluyacaklar her kim ise o zaman gezidönsüz…” diye uyar dıklan sonra Aişe ye dönerek “Humeyra sakın bu sen olmayasın!…” diye uyarmıştı bendisini.
Zübeyr bu kuzum karşısında bir kaç kişiyi yalandan yemiz etmeye zorladı onlarda Aişe’nin huyuzuna gelip yemin ettiler ki “Burası “Hav’ab” denilen yer değel ve biz o mahalden çok uzaklardayız şimdi.”
Onların bu yalan yeminlerinden ve Aişeninde emin olmasından sonra yeniden yola dizilit Basraya doğru yol almaya başladılar.
Basra’ya yaklaştıklarında Talha ve Zübeyr Basra büyüklerine mektuplar yazarak, onları Osmanın kanını aramak bahanesiyle Hz. Ali (a.s)a karşı ayaklan maya davet ettiler. Onlar Cevaplarında “Osmanı öldürenler Medine dedir sizin bu maksatla buraya gelmeniz anlamsız ve mantıksızdır.” diye haber gönderdiler Ancak muhalifler, Basra büyüklerinin bu sözlerine itina etmediler ve tazrru edercesine şehre hamle ettiler. Birçok kimselerin öldürülmesinden sonra Hz. Ali (a.s) tarafından Basra valisi tayin edilen Osman bin Huneyfi teslime mecbur ettiler ve sonuçta Basra şehrini kendi tasarruflarına oldular.
Giğer taraftan bu boşluk döneminde Hz. Ali (a.s) şehirlerin hakim ve valilerini değiştir mekle meşguldü. Önceden işaret edildiği üzere Cerir ibni Abdullahi cebeli vasıtasıyla Muaviyeye bir mektup göndererek Onu biat etmeye davet etti? Ancak Muaviye o hazrete cevap yerine Zübeyr’e bir mektup yazarak onu Hz. Ali (a.s) a karşı mubarezeye mecbur kılmıştı.
Hz. Ali (a.s) Cerir bin Abdullah’a yeniden bir mektup yazarak mektup yetişir yetişmez Muaviyeyi mecbur etki, kararını kesin olarak bildirsin ve onu Savaş ile barış arasında kendi haline bırak. Eğer teslim olsa, ondan biat al. eğer savaş hayalinde ise bana haber ver.” buyurdu. Ancak Muaviye, o hazreti Osman’ın katliyle ittiham etti ve o hazrete mektup yazarak Osman’ın katillerini kendisine teslim etmesini istemişti. Hz. Ali (a.s) gerçi muhalifleri arasında Muaviyenin hepsinden daha hilekar ve şam ciavrindaki nufuzundan haberdar olduğundan önce hazırlıklı bir ordu ile şam üzerine bir sefer yaparak Muaviyenin işini halletmeyi düşünüyordu. Tam busırada, Arşenin Talha ve Zübeyrinde yardımıyla Basra’yı kendi tasarrufuna aldığı haberi yetişti ki Osmanın katli bahanesiyle halkı kendi aleyhine ayaklandırmaya çalışyorlar. Hz. Ali (a.s) mecburen Şam seferinden var geçip once Basra’daki isyanceları halletmek ve daha sonra şam seferi hazırlıklarına gismenin gezekliliğine hükmederek mescide gidip minbere çıktı Hamd ve Senadan sonra döyle buyurdular: “Ey müslümanlar Aişe Talha ve Zübeyr ile birlikte Basra’ya hareket etmiş ve Talha ve Zübeyr herbiri kendi adına hükumet istiyor diğerini zikretmeksizin. Ama Talha aişe’nin amcası oğludur, Zübeyr’de o’nun ablasının kocası (Eniştesi) dir. Allah adına andolsun eğer onlar istedikleri gibi? Zafer elde etseler gerçi kesinlikle buna ulaşamayacaklar. Onlardan herbiri kendi nazik boyunun vurmuş olacaklar ve o kırmızı deveye binen kadın (Aişe) ise elinden ma’siyet ve ilahi gazaptan başka bir şeyin gelmediği birisidir. Ancak bukadarı elinden gelir ki, kendisini ve etrafındakileri helaket çukuruna gönderin. Allaha andolsun ki, Onların ordusunun üçte biri öldürülecek ve üçte biri firar edip kaçacak ve diğer üçte biri kendi tuğyanlarından dönecekler. Bu Aişe, o kadındır ki, Hav’ab köpekleri ona karşı uludular (Peygamberi Ekremin hadisine işaret etmektedir) ve Talha ile Zübeyr herikisi de hatali olduklarının farkın oladırlar. Ama nice alimler varki, ilimlerinin onlara bir faydası yoktur ve cahillikleri onları öldürür. Allah bize yeter ve o; ne güzel vekildir.”
Elbette Aişe ki peygamberin hanımı, Ebubekrinin kyı olması cihetiyle) ve Talha be Zübeyr (ki Allah rasulünün başta gelen tanınmış sahabilerinden hesabolun maktıydılar) aleyhine orduçıkarmak okadar sade ve basit bir iş değildi. Bu yüzden Hz. Ali (a.s) onların Basra daki hilaf-ı şerı amellerini Medine halkına anlattı taki onları Basra üzerine cemel ashabıyla savaşmak üzere harekete geçir ebilsin. Aynı şekilde ertesigün yine minbere giderek hutbe arasında şöylekuyordu:
Benim muhaliflerim mekkeden çıkıp-Rasulullahın hanımını da yeni satınalınmış bir cariye gibi oradan oraya sürükleyerek Basraya getirmişlerdir. Talha ve Zübeyr kendi hanımlarını evlerinde bırakmış, Peygamber (s.a.a)in hanımını ise bir ordunun içine tekbaşına bir kadın olarak sokmuş, nümayan ve aşikar etmişlerdir ve o orduda kilerin hepsi kendi irade ve istekleri ile ve hiçbirzorlama olmaksızın benimle biateden kimselerdiki sonra ahitlerimi bozdular ve benim görevlendirdiğim kişiyi (Osman bin Huneyf) ve beytülmal görevlilerini esir etmiş, halkın bir kısmını taş ve sopalarla ve diğer bir kısmını hilelerle öldürmüşlerdir. Allah’a andolsun ki, eğer onlar bu hareketleriyle bir tekkişi yibile öldürmüş olsaydılar, onların ordularının hepsini öldürmek bana helal olurdu. Zira onlar orada oldukları halde ma’rufu emr ve münkerden nehyetmediler; dilleriyle ve elleriyle de günahsız halkın öldürülmesine karşı çıkmadılar. Bundan geçtik, onlar birkişiye değil belki bendi orduları miktarında adam öldürdüler.
Hz. Ali (a.s) Bu fasih ve Beliğ konuş masıyla Medine halkını olaydan haberdar etti ve cemel ashabının zor ve zulme dayalı planlarını ve biatten sonra ahitlerinden dönmelerini ve bunun hükmünün ve olduğunu halka anlatıp onları iyice aydınlatt. Dolayısıyla bu fitneyi silmek üzere Medine halkını harekete geçirdi.
Hz. Ali (a.s) Sehl ibi Huneyfi kendi yerine Medinede bıraktı Muhacir ve Ensardan müteşekkil bir grubu (ki çoğu Bedir Savaşına katılanlardandı) olarak Basranın yolunu tuttu.
Hz. İmam Hasan (a.s) Malik-i Eşter ve Muhammed ibni Ebubekiri birkaç kişeyle bir likte Kufe’ye gönderdi taki orada toplanacak ordu da gelip Hz. Ali (a.s)ın ordusuna mülhak olsunlar. O zaman Kufenin valisi Ebu musa Eşari idi ki Osman tarafından Kufe emirliğine getirilmişti ve Hz. Ali (a.s) o’na mektup göndererek halktan kendi adına biatalmasını istemişti ama o, Osmanın kanını aramak bahanesiyle Talha ve Zübeyre yardım etmek suretiyle kendini ilk saflarda göstereceği tasavvuru ile biattan çekinmesi bir tarafa, Kufe halkını Osmanın kanını aramak üzere Talha ve Zübeyre yardıma davet etti.
O hazretin gönderdiği gurup, o’na nekadar nasihatte bulunduysalarda fayda vermedi o zamana kadar ki Malik Eşter Dar-ül imareyi işgal etti ve Ebu musa2nın kölelerini vurup dağıttı. O sırada Ebu Musa mescitte olduğundan malik mescide girdi ve Ebu musa’yı minberden alaşağı etti ve “Ey Ahmak ve haiz, bu halk Ali (a.s) dan başkasına biat etmeyecekler” diye bağırdı Ebu musa kendini malik’in elinde aciz görünce susmayı tercihetti ve yalvarı tarzda konuşmaya başladı. Malik minbere çıktı ve Kufe halkının tamamına yakınından hz. Ali (a.s) adına biat aldı ve kısa zaman da onikibin kişilik bir kuvvet hazırladı ve o hazretin hizmetine girmek üzere Kufe’den hareket ettiler. Zika denilen yerde Hz. Ali (a.s)ın ordusuna katıldılar ve o hazreti gördükten sonra memnuniyet gösterip, Allaha hamdolsunki bizlere sizin yanınızda olmak nasibetmiştir diye arzettiler ve Hz. Ali (a.s) da onları tedil etti. Sonra Ayağa lakıp hamdu sena dan sonra Talha ve Zübeyrin ahdinden döndüklerini Osmanın kanı bahanesiyle Basraya geldiklerini ve diğer şeyler ve yaplıması gerekenle hakkında orduyu bilgilendirdi. Ordu efradı da bu beyanatı dinledikten sonra bu fitnenin son bulması için hertürlü fedakarlığa hayız olduklarının beyan ettiler.
Hz. Ali (a.s) zigar’dan Zaviye denilen yerekadar (Basraya birkaçkm uzaklıkta bir yez) giderek orada ordugahını kurdu. O hazret herzaman sulh ve barışı, savaş ve kan dökülmesine tercih ettiğinden, Buradan Talha ve Zübeyr’e bir mektup yazdı bumaktupta onlara nasihat ediyordu mektuba ilaveten Ge’ge ibni Amr ve bera berinde birkaç kişiyi de gönderdi ki mürakere etsinler diye, belki onlara nasihat ederler ve onları yollarından alıkorlar ümidiyle. Ancak muhalifler busavaştan mutlak galip ayrılacakları zannını taşıdıklarından kesinlikle nasihatlere kulakları kapalıydı. Zira, Aişe Elku musa’nın Kufe de Hz. Ali (a.s) ile muhalefetini duymuştu ve Kufeden kimsenin o hazrete yardımda bulunmayacağını zannediyordu. Hz. Ali (a.s)ın Basra’ya yaklaştığından iyicemin olduktan sonra, ordu komutanlığını üstlenmiş olan Aişe, Zübeyr’e Talhanın ve mervan bin Hakemin yardımıyla orduyu düzene sokma ve saflara ayırma görevini vezdi. (Savaşa hayır duruma gelmeler? için) Bunların sayısı yaklaşık oturbini buluyordu ki, cemel ashabı yolda önlerine çıkanı toplayıp kendi saflarına katmışlardı. Ge’ga ki onlarla konuşmalarından olumlu bir sonuç alamamış ve onların ordu düzenleme işlerine başladıklarını görünce Hz. Ali (a.s)ın yanına dönüp hazreti olaydan haberdar etti. Bu arada Basra ehlinden (Rabia kabilesinden) üç biz kişilik bir ghurup gelip Hz. Ali (a.s)ın ordusuna katılmışlardı ki toplam yirmi bin kişilik bir ordu meydana gelmişti. O hazret Gemel ashabının kararlığını haber alınca komutanları çağırıp konuştu ve görevlerini bildirip tayın etti ve savaş hazırlıklarına başlama emri verdi Komutanlar: Malik Eşter, Adiybin Hatem, Muhammed ibni Ebu Bekir ve Ammarı Yasir idiler.
Aişe de ordusuyla birlikte Basranın kuzerinde bulunan Zaviyedenilen Here doğru hareket etti. Burası şehrin savunması açısından uygun bir yerdi. Oraya yetişince Hz. Ali (a.s)ın ordusu karşısında durdu. Bazı tarihçilere göre cemadi-ussani’nin onyedişi, otuzaltı hicriyılı Cemadiel ula’nın ondakuzuncu gününde her iki taraf karşılıklı saflarda yerlerini almışlardı. Ertesi gün Zübeyr. Cemel ordusnun muhtelif kısımlarına gezekli emirleri vererek Hz. Ali (a.s) ın ordusuna doğru, düzenli olarak ilerlemeleri emrini verdi. O hazret savaş ateşinin tutuşacağı hissi ile ordusuna geri çekilme emri verdi ki, şayet savaş olmaksızın.kardeş kanı dökülmeksizin sulh be Barış imkanı olur diye… Aişe de ordusuna dönemriverdi. O gün taraflar arasında çatışma olmadı.
Ertesi gün her iki taraf savaş elbiselerini giymiş ve birbiri karşısında yer almışlardı. Hz. Ali (a.s) yalnız olarak kendi ordusundan ayrıldı, kılıçsız ve Zırhsız olarak atını Basra ordusunun üzerine sürdü. Cemel ordusunun önüne geldiğinde yüksek sesle zübeyri çağırdı. Hepsi mat ve bitkin bir haldeydiler. Bilmiyozlardı ki Hz. Ali (a.s)ın bu tekbaşına hareketinden maksadi neydi ve ne maksatla kılıçsız ve zırhsız düşman safına sokulmuştu?
Zübeyr, Aişenin hevdecinin (bindiği devenin) yanında Zırhlarla donanış bir halde Hz. Ali (a.s) doğru atını sürüp geldi ve karşısında durdu. Aişe Zübeyri böyle görünce onun ölümünün kesin olduğunu söyleyince etrafındakiler hayır dediler, kılıçsız ve Zırhsız geldiğine göre Zübeyrile ayrı bir işi var.
Zübeyr gözünü o hazrete dikmiş bekliyorduki acaba onunla ne işi var diye Hz. Ali (a.s) buyurdu ki, “Bu ne iştir ki siz başlatmışsınız? Zübeyri “Osmanın kanın istiyoruz.” dedi. Hazret buyurdu.” Eğer doğru söylüyor sanız ellerinizi bağlayın ve kendinizi Osmanın varisleri ilanedin. Yokcasa sizden başkası mı Osmanın katli için çalışıyordu?! Zübeyr sustu. Ali (a.s) buyurdu “Ben seni içine düştüğün bu yanlıştan kurtarmak için geldim ve Allah rasulünün sana buyurduğu ve senim de unuttuğun bir kaç kelimeyi hatırlatmağa geldim ve buyurdu ki “Ey Zübeyr hatırlıyormusun ki birgün ben Rasulullah aruyordum ve o Amr bin Avf’ın evindeydi. O hazret senin elini tutmuştu, benim içeri girmemle birlikte benden önce selam verdi ve sen “Ya Ali niçin tekebbür ettin, Peygamberden önce selam vermedin?” demiştin. Peygamber buyurdu “Ey Zübeyr. Ali mütekebbir değil ve sen gelecekte onunla savaşacaksın ve senin savaşın zalimcedir!” Yine buyurdu “Aklına geliyormu birgün Peygamberi Ekrem (s.a.a) sana buyurolu ki “Ali (a.s)yi seviyormusun?” dedin ki evet ya Rasulullah, o benim dayımın oğludur” o hazret buyurdu bununlabirlikte onunla savaşa kalkışacaksın”.
Hz. Ali (a.s) benzeri sözleri zübeyr’e hatırlattı ve bunları işittikten sonra Zübeyrin azim ve iradesi kayboldu geçmişi gözününü getirdi ve dünya için peygamberin halifesi ve kendi dayısı oğluna karşı savaş ilan ettiğini ve Daima gazabı ilahiye düçar olacağını hissetti. Zübeyr utandı ve o hazretten özürdiledi ve arzetti ki sözveriyorum ki şimdi hemen bu ordudan ayrılacağım ve bu işe en küçük bir katkıda bulunmayacağım ve Hz. Ali (a.s) kendi ordusuna döndü. Zübeyr de bitkin ve satsılmış bir halde Aişeniz yanına döndü. Aişe sordu ki, “Ali (a.s)nin neşi vardı” dediki “geçmişe ait sohbet ediyordu.” Aişe dedi “öyle hissediyorum ki Ali (a.s)nin birkaç kelime sözü seni sarsıntıya uğratmış. Elbette hakkın var. Kimdir ki Ali (a.s) ile sohbet etsinde onun heybetinin etkisinde kalmasın? Şunu bilmek gerekirki bizim karşımızda yeralan kişi o kimsedir ki, arabın en cesurları onun ismi karşısında titremişlerdir.” Aişe okadar ku iğneleyiği sözlerden söylediki sonunda Zübeyr hışımlandı. Oğlu Abdullah da Aişe’nin sözlerini te’kid etti. Zübeyr oğluna “Ben yemin ettim ki bu grupla savaşmuyacağım” deyine, Abdullah. “Kettare sini verir sin” dedi. Zübeyr keffare olarak kölesini azat etti ve bir defa Hz. Ali (a.s) ın ordusuna doğru hareket etti. Hz. Ali (a.s) buyurduki Zübeyre dokunmayın onun savaşmak niyeti yoktur. Zübeyr de kimseyi yaralamadan ve kendisi de yara almadan bir kaç hamle gösterisinde bulundu ve dönüp Aişenin ordusuna hitaben “görüyorsunuz ki benim bunlara saldırmaktan bir korkum yoktur” deyince Abdullah gülerek bu da bir hiyledir” dedi. Ama Zübeyr busozlere aldırış etmek sizin Cemel ordusundan ayrılıp çıktı ve saba vadisine gitti ve arada Amr ibni cürmüz diye bir adama misafir oldu. Uyuduğu zaman Amr kılıcını çekip Zübeyrin başını kesti, bedenini toprağa gömdü ve Kafasını Hz. Ali (a.s)a getirdi. Hz. Buyurdu “Niçin Zübeyri öldürdün! İyi bir iş yapmadın. Çünkü o senin misatirinidi ve “ben peygamber (s.a.a)den doydum ki Zübeyrin katiline lanet okuyordu ve ona nefrin ediyordu.” Amr hayret içinde kaldı ve bir miktar da pişmanlık duyarak Hz. Ali (a.s) a “Ben bilmiyorum ki, siz beni haşime nasıl davranmak gerekir. Birkimse size karşı çıksa banef ediyorsunuz, düşmanınızı öldürse yine lanet ediyorsunuz?!..”
Zübeyrin gitmesinden sonra oğlu Abdullah. (Aişenin emriyle) cemel ordusuna Ali (a.s)ın ordusunu ok yağmuruna tutma emrini verdi. Kufe askerleride o hazretten savaş izni istediler. O hazret her zaman barıştan yana olduğundan, son hadde kadar savaşm önünü alabilecek bir yol arayıpdurdu. Ancak bunların sessiz kalması karşı tarafın, şımar masına ve daha şiddetli saldırılarına neden oluyordu. Kufe askerlerinden bir kaçkişi yaralanınca, Ali (a.s) müslim isimli bir genci bir cilt Kur’an ile onlara gönderdi taki onları yakından Kur’anın hükümlerine davet etmiş olsun. O saadetli genç kendi isteği ile bu tehlikeli görevi üsttenmişti. Cemel ordusuna yaklaşmıştı ki onların saldırıları sonucu elleri kesildikten sonra şehadete erişti. Kur’an sayfaları dağılıp yere döküldü. Hz. Ali (a.s) bu sahneyi görünce Buyurdular “Şimdi Savaş tatlılaştı”. Aralıksız olarak askerlere savaş emri verdi ve oğlu Muhammed Hanefiyeyi düşman saflarına dalmakla görevlen dirdi ve buyurduki: “dağlar yerinden oynasa sen yerinden oynama, dişlerini sık ve kafatasını Allaha borç ver, Ayaklarını çivi gibi yereçak ve düşman ordusunun son saflarına gözlerini dik ve bilki Zafer yalnızca Allahtandır.” Muhammed hanefiyye hemen hamle etti. Gerçi Cesur ve Kahraman bir savaşuydu ancak yağmur taneleri gibi gelen oklar karşısında bir miktar düşünceye daldı ki birez seyrelsin sonra hamle ediyim diye. O anda Hz. Ali (a.s)ı yanında gördü. Sinesine vurarak “Bu ihtiyat ve tereddüt anandan sana geçmiş yoksa babaz öyle değil” dedi ve kendisi tek başına cemel saflarına hamle etti.
Hz. Ali (a.s) kısa zamanda haramana düşen ateş misali Cemel ordusunun parçalamanı başardı. Nice cesaret ve şecaat erbabını yereserdi okadar kılıç vurduki, kılıcı eğildi o anda kenara çekildi, kılıcını dizinde düzeltti yeniden hamle etti, şiddetli çatışmalardan sonra kendi karargahına çekildi ve Muhammed hanefiyyeye “Ey hanefiyyenin oğlu böyle hamle et” dedi. Ashab arzettiler ki “Muhammed benzeri azbulunur cesarette bir kişidir ama sizin cesaret ve kalp kuvvetinize yetişecek olan kimdir?” dediler. O demde Muhammed hanefiyye Ensardan bir kaç savaşıyla düşman saflarına daldılar, büyük hamlelerdesonra muzaffer bir şekilde döndüler. Bu saldırı sayesinde daha ilkgünden cemel ordusunda büyük bir ruhsal bozukluk meydana geldi. İkinci ve üçüncü günlerde Kufe ordusunun hamleleri sonucu cemel ordusu geriçe kilmeye başladı ve dayanma gücünü tamamen kaybettiler.
Hz. Ali (a.s)ın ile altında bulunan Malik Eşter, Ammar Yasir ve diğer komutanların her biri üstüne düşen cesaret ve şecaat örnekler? Sergile diler ve düşmanı sonbahar yaparakları gibi yerlere serdiler.
Diğer tarjten Talha da etrafındekileri sabır ve dayanıklı dınya davet ediyordu, onların firaretmesine vedajılmalarına mani olmaya çalışmaylardı. Bu sırada meraan binhakem kiTalhadan pek hoşlanmuyordu. Kendi kölesinin ardına saklanrak zehirli bir oku Rolhaya fırlaffı ve o ok gerçekten eserini gösterdi ve Talhayı helıketti.
Talhanın ölümüyle Cemel ordusu perakende olup dağıldıö Firar etmeye başladılar. Hz. Ali(a.s) ın ordusu takibe başladı. Yalnızca beni dabbe kabilesi kalmuştıki Aişenin havdecinin etrafını sarmış ve şidehe onu davunuyorlardı. Hz. Ali(a.s)ın komutanları Aişenin olduğu yöne yölelerek savunmeyı kırdılar öyleki kim elini devenin yalarına atsa kolu dayudan itibaren kopup düşüyordu. Sonuçta Abdurrahman bin suredö giğer bir kavle göre Hz. Hasan(a.s) devenin yularını tutup çekti. Haldeö düştü ve savunucular firar etmek durumunda kaldlar.
Hz. Ali(a.s) Atlını sürüp Aişenin yanına gelerek duyurduleri ki: “Ey Aişe, acaba Allah Resulü(saa)mü böyle yapmanı emretti?” Aişe: “Ya Ebel Hasan sen muzeffer oldun öyle ise iyilik et ve sen maliksin öyle ise ayt ve merhamat buyur”dedi.
Hz. Ali(a.s) Muhammad ibni Ebubekri, kız kardeşine (Aişe) murekib ve gözüe bıraktı. Sonrada onu Medine’ye gönderdi.
Camel harbi oçünün gününde sora erdi. Hz. Ali(a.s)ın ordusu basrayı kendi tasarrupuna aldı. Önceden işaret edildiği gibi obajetin yir bibin kişilik ordusundan bin yedüyüz kişi şehadete yetiştin Cemel ordusundan (otuzbin kişilik ordu) da yaklaşık onücö bini katledildiler. Sonuçta Talha ve Zübeyrin yardımuyla ve Aişenin eliyle ortaya atılan büyük bir fitnenin olü alınmup oldu ki Talha ve Zübeyrin canı pahasına tamamlandı. Hz. Ali(a.s)ın Basra halkına özellikle Aişeye karşı tavırları Onun tarihi şehsiyetinin göstergesiydi.
Cemel ordusundan firaredenler etrafta saklanış ve dişarı çıkmak cesareti gössteremiyorlardı. Hz. Ali(a.s) ferman sadır ederek “herkim silahını yere koyup teslim olsa umumi atta tabi olacaktır” ouyurdular. Basralılar o hayretın geçmişte yapılanları kendilerine ödeteceöjini. düşünüyorlardı. Bu haber onlerı sevindirdi ve silahlarını bırakıp culerine döndüler. Hz. Ali (a.s) halkın came günü Basranın büyük mescidinde. teplanmasını emrettiler. Basra halkı da hayır olup o hayıtle namar kıldılar. Hamazdan sonra Hz. Ali(a.s) o ayağa kalktı ve onları tahkır ve tekdir ile buyurduki: “Ey Basralılar siglere bir kadın komutanlık ediyordu ve siz bir devenin arkasından gidiyordular. Gevenin sesi geldiğinde taplanıp sesi kesildiğinde de firar ettiniz. Sizler basit garatılışlı ahdine güvenilmez ve iki yüzlülüğü kendine esas edinmiş bir milletsiniz”.
Basra halkıö o haretin sorlerınden utançdıyolalar ve geçmişte olanlardan dolayı ö jündilediler ve o hazretin biatını kabılettiler ve ikinci defa mescitte toplanıp biatlerini yenilediler.
Hz. Ali(a.s) asayişin iyici hakim olması için bir kac, gün kendisi Basrada kaldılar. bu müddet içerisinde minbere giderek halkı ateşli hutbelerle Allaha kul olmaya, takva ve zühde davat etti.
onları fitne ve fesat icadetmekten alıkoymak ve sapıklıktan urak tutmak gyesiyle vaazetti. Kendilerinin de şahit oldukları üzere Aişe Talha ve Zübeyrin yakışık sız hareketlerinin gerçek yüzünü onlara anlattı. Onların ahitlerini bozmalarının nasıl bir fitne ve fesada ve nice ihsanların katline sebebiyet verdiğini anlatıp bukonularda halkı aydınlattı.
Ortalığın yatışmasından sonra Abdullah ibni Abbas’ı oraya vali olarak bırakıp ordu ile birlikte Kufe yelunu tuttu. Diğer beldelere de hakim ve valiler tayin etti. Malik Eşteride Nasibilere hakim tayin etti.
Bu savaş birtakım kötü sonuçları ile birlikte tarihe nakşoldu islamın mancuiyakına büyük darbe vurmaklabirlıkte, calüliyyedönemikin duypularını yeniden alevlendirdi. Buna ilaveten ihtilez ve düşmanluk duypularını muhkemleştirdi. Zira yaklaşık olarak elli bin kişi arasındaki bir çapışma ve üç günlük mücadele sonunda onbeşbin diğer bir rivayete göre de on sekız veya yirmi beş bin kişi katledildi. Ayıha camal hardinin siyasi sonuçlarından biri bu idi: ki, müslümanların öncceden aralarında olan ihtilatları iyice körükledi. Muaüuzenin Epılatete yaklaşmasını sağladı, çünkü bumddet içinde muaiye ordu toplama ve halkı aldatma fırsatı bulmuş oldu ve Aişenin. Talha ve Zübeyin hacketlerini hakın gözünde aşkaşekilde canlandırmış, böylece Ali(a.s) ile muhalefet zemine ve ortamını hazırlamış oluordu. Osmanın kanıda elinde güzel bir bahaneydi…

SIFFİN HARBİ
Cemel SAvaşı(anlatıldığu üzere) Hz. Ali(a.s)ın zayesiyle sonuslandı ancok ku zafer le birlikte ozünden sonra asayiş kulamadı. Burada Muaviye bin Ebi süfyan giğer bir rakip olarak karşısında dikilmişti. Muaviye ikici halife döneminde şama vali tayin edilmiş. Osman döneminde yerini iyice tahkim etmiş. Şimdide hilafete göz dikmişti. Taksitediği enazırdan kulunduğu şehirde ömrünün sonuna kadar saltanat sürmekti. Hz. Ali(a.s) şam seferi için kufeyi karargelı olarak kullanıp ordunun teşkil ve techiyzine meşgül oldu. Diğer yandan Malik Eşter Hz. Ali(a.s) tarafından nasibilere vali tayin olunmuştu. Yolda maaviye tarafından Harran valisi olarak atanan zahhak bin kaysa tasadüf etdiler. Zahhak yolu malike kapayınca, malik onlarla savaşıp. ordusunu dağıttı. Muaviye ku olızım karşısıında Abdurrahman bin Halidi kalabalık bir orduile malikin üzerine gönderdi. Abdurrahman askerleriyle birliktepikka arazisinde Malik ile karşılaştı. derçi onun ordusu sayı ve techizof gönünden Malik ile yastanamar durumdaydı ama Malik casaret ve şecaat doluhamleleri sonumuda büyük bir bozguna uğradıre etmek zoranda kaldılar. Malikin askerleri de o bölgeden onları dışarı atıncaya kadar takipettiler. Rikta ve Cezireyi – samtılara ait idi – kendi tasarruflarına aldılar.
Malik Eşter Hz. Ali(a.s) bir mektup ile Zahhak’ın firarını ve Abdurrahmanın yendilgisini haber verdi ve Muaviyenin hiylelerıne işaret ederek şanada ekledi ki, Muaviyenin, Hz. Ali(a.s) ile muhalif olduğunun erğuzel delili Malik üzerine ordu gündermesiydi ve – kendiside şimdi büyük bir savaş için hazerlıkdır.
İşaret edildiöz üzere hilazetin daha ilk günlerinde Hz. Ali(a.s) şamseterinin planlarını yapuyordu ki Talha ve Zübeyrin Basırayı tasarruflarına aldığ, ve o hazretin valisini dışarı attıkların haberalmış ve şam seferiden verpeçmüşti. Sonra da Basra yolunu tutmuztu O hazoctin şam üzerine şeter kararı almasının nedeni Muaviyeyi biat etmeye davet için yezdiği mektubun cavabında Muaviye biata yaklaşması bir yona, Talha ve Zübeyrin yoptıkları gibi o hayreti Osmanın katlinden sorumlu tutuyor ve Osmanın kanını aramak bahanesini kendine şiaredinmişti * Muaviye şöyle?: “Muaviye bin sakr’dan Ali bin Ebi Talibe, kendi canıma yemin ediyorum eğer Osmanın kanıyla demenin bulaşmamış olsaydı müslümanlar sana biat ettiklerinde – Ebabekir – Ömer ve Osmana biat ettiğim gibi – sana biat ederdim. Ama sen muhacirleri Osmanı öldürmeleri için tahrikettin ve Ensarı da o’na yardımdan menettin ve cahil halk senin sözüne uyarak Osmanı mazlum bir şekilde latlettiler. Şimdi şam halkı yerine oturmayacak ve seninle savaşmaktan. el çekmeymekler ancak bir şartla ki, Osmanın katillerini onlara taeslim edecek ve hilafeti şuruya bırakacakın – ve senin bana delilin, Talha ve Zübeyre olandan farkludır. Zira önlar sana biatetmişlerdi, ama ben sana biat etmedimki, aynı şekilde Basra halkına olan delilin ” şam halkı için geçenli değildir. Çünkü Basra halkı sana itrat etmüşlerdi şambılar kesinlikle sana itaat etmemüşlerdır. Ama senın islamdaki: Şerefini, payyambere olan yakınlığını ve Kureyş arasında ki yczini inkaretmüyorum vesselam”. Şimdiye kadar anlatılanlardan anlaşıldığı üzere yerinden balkan her yağmacı, her taği ve zalim, her isyankar Osmanın kanını kendine bahce edi’p ortaya atlıyordu. Hayret edilecek olan şuolur ki, Osmanın öldürülmesine zemin hajırlayan, teşvik ve tehrik eden hatta şirket edenler şimndi onun kanın arcyozlardı. Ve öyle bir kimseyi (Hz. Ali(a.s) ittihom ediüorlardı ki, Osmanın katliyle hiçbir alakası olmamakla birlikte, hatta Osmanınleyrını isteyerek defalarca ona nasihatte bulunmuştu hatta Osmanın elu kuşatıldığu ve susuz kaldiği zaman onun evine su göndermişti…
Hıtad Alaylı “Pyyamül hüseyn” adlı kitabında şöyle yazmaktadı “Takdirin insanı hayırtten kahkahalara boğeecek işlerinden biri de “Amr ibni As’ın halkı Osmanın katline teşvik ve tahrik etivesı, Aişenin onunla yüzyüre muhalefet etmesi, Muaviyenin ona yardımdan elini çekmesi, Telha ve Zübeyrin olan aleyhinde çaba ve tahrikleri giğer yandan bütün bunlar her biri giğesini Osmanın kanını istemeye teşvik etsinler ve üstelik Osmanın hayırdan başka bir şey istemeyen bir kişiden onun kanını istesinler. Halbuki Hz. Ali(a.s) onun hayırını istemiş; onu bukotü son hakkında vyarmış, başına gelebilecek felaketlerden haberde etmişti.
Hz. Ali(a.s) Muaviyenin mektubuna cevaher buyuruyor: “Benim be yapılan bu biat umumidir ve bütün müslümanları kapsamaktadır. İster biatzamanında Aledinde hayır bulunsunlar veya Basrada, Şamda ve diğer beldelerde olsunlar. Senşimdi Osmanın katli bahanesiyle, bana iftira ederek kendini elimden kurtarakağını ve biatten hariç kalacağınımı gannediyorsum. Herkes, Onu benim öldürmediğimi biliyor. benim için bir kırsasta gerkuüyor. Osman’ın kanı için onun verister. senden daha önceliklidirler. Sen ona muhalefet edenlerdensin ve senden yardım istediğinde ona yardım etmedin, böylece öldürül olü”.
Hz. Ali(a.s) ayrı bir mektubunde da: “… Ama senin bımanın öldürülmesi konusunda çok caz söylemen yersizdir. Zira kendi yararına olduğu gaman Osman yardım ettin ama yardımının teydalı olacağıbir dönemde yardım elini çektin”.
Hz. Ali(a.s) Kufeye geldiği andan itibaren bir kaç ay oşehirde ikamet etmiş olmakta birlikte bu müddet zarfında şamedala savaşmamak, için detalarca Muaviyeye mektuplar yararak ona nasilat lerde bulunmuş ve onun muhalefetinin nasıl vahim bir sona ve kand ökülmesine sebebiyet ve reağini yazyp. Onu ytarmuş ve mükarret nasihatlerde bulunmuştur. Ancok kunca yzdan mektuplardan bir sonuu alınamadı. Zira Muaviye her defasında (maktupların ceuabında) o hapeti Osmanın tatli ile ittihom ediyor ve vefoyunbarından (lecacet) vazgeçmüyordu. Mektuplerından birini Aber teijerinden bir adam be o hazretin huzuruna gonderdei – ki bu taife Muaviyenin kötülemeleri neticceıinde Ali(a.s) ve evladında düşmanluk beçliyorlardı – O adam kufe’ye galirgalmer mescide gitti ve Muaviyen’ın mektubunu takdim etti. Hz. Ali(a.s) şam’ın durumunu sorunca, adam küstahcadedi ki, “Şam ehlinin hepsinin göğrü senin bağz ve kininle oldudar. Osmanın kanını almayıncaya kadar da yerlerine oturmayacaklardır”. Hz. Ali(a.s) buyardu: “By Ahmak, mualiye seni aldatmış. Osmanı öldüren birkaçkişidir. ki, bunlardan biri de Muaviyenin ta kendisi’dır”. O hazretin etrafında bulunan ashaptan bazıları o adamı aldürmek istedigseler de. O hayret mani oldu ve buyurdu ki “Ekiye zeval yoktur” sonra Muaviyenin mektubunu açtı ve gördü ki yalnızca “Bismillahirrahmanirrahim” yazmuş ve hiç bir şeye işaret etmemiş?! Ali (a.s) buyurduki. Maaviye savaş kararı almıştır. Daha sonra kendisinin hüsn-ü niyeti ve Muaviyenin hileyle aldatmacaları hakkında halka sahbet etti. Sonra da halkı Muaviyenin hilelerine karşı mubarere ve savaşa davet etti.
Muaviyenin elçisi Hz. Ali(a.s)ın sözlerinden ve azametinden heyecana gelerek ayeğa kalkıp dediki: “Ey Mü’minlerin emiri beni affet. Ben herkesten çok sxana düşmandım ama şimdi herkesten çok seni seviyorum. Zira gerçekleri gördüm ve bildimki Muaviye bütün şam halkını benimgibi aldatmış. İzinverin bundan sonra sizin hizmetiniz de olayımbuvesileyle bundan sonraki hayatımda şimdiye kadar size olan buğzveduümanliğımı muhabbete dönüştüregim. Hegat olu okşadı ve ashabına; ona ğorkulak olmalarını emretti.
Muaviye buhaberi aldığında çok kederlendi ve dedi “Bu adam bizim kütün sırlarımızı Ali(a.s) yc söyleyecek. Öyleyse o bize hamle etmeden önce biz öncelikli davranmebupz.
Muaviye bu iş için etrafındaki sözü geseleri topladı ve Medinede bulunan ashabı, özellikle ????? oğullarından olanları kendine yardıma davetetti ve kendisini desteklemelerini istedi. Onların her birine ayrı ayrı mektuplar yazdı, ancak beni ümeyyeden gayırhiçkimse elumlu cevap vermediler. Hatta Abdullah ibni Önmer açıkça “Muaviyenin hiylelerinden haberdar olduklarını” yozdı ve ekledi ki kendin kasıtlı olarak Osman yardım göndermedin ta oldürülsündiye ve şamda müstekil ve kendi başına hükümetetmek için buluyaptın.
Sehabeden bazıları Abdullah’ın ceabına beler celaplar yazdılar ve onunla birlikte olmap reddettiler. Muaviye yalnızca Beniümeyyenin yardımıyla Hz. Ali(a.s) ilşe mubarezeye girmek zorunda kalıgazdu ve kendisi iyi bölüyordu ki o hazretin karşı cephesinde yezalmak her kesin işideğil. Zira Hz. Ali(a.s) her yönüyle Muaviyeden üstün ve daha büyük imtiyarlara sahipti. Üstelik diğer tarafın zühdı takva, şecaat, cesaret ve ilmi vardlığı. Muaviye yzbileriyle mukayese edilmeyecek durumdaydı. Rasulullah (saa)a zekınlık, soy, boy yönüylede karşı taraf avantajlı durumdaydı. Istelik halk her ikisinde çokiyi ve yakından taluyorlardı. Budurunda halkın Hz. Ali(a.s), bırakıp, muaviya olen yana olmasının tek yolu vardı. Eğer tefekkür ve akletme kapıları halkın ülüne kapa fılabilirse Muaviyenin başarı imkanı doğuyordu – Bezen kendi zihninde savaş mecdanını canlandırvyr ve o hazretin karşısında kendini hissediyor, ölümü gözlerinin önünde conlandıryor, korkudan bedenini titreme sayvyazdu, buna rağman makanı hırsından vazzesemüyazdı.
Bir müddet bu hayaller den dolayı gecesi güntuzü bir olmuş ugtudarı dağılmuştı. Pis emellerine nasıl ulaşabileceğinin Besepları ile başbaşa kalmıştı. Sonuçta kardeşi utbe dediki; “Bu işin tkçıkar ydu Amr bin As’l yanına almandır. Zira o arabın içinde siyaset ve hiyle yönünden meşhurdur ve hilenin olduğu yzrde alam tabakasını aldatmak sade ve kolay biriştir. Halkın akıl ve şaaru, hile ile çalındığında senin Ali(a.s)a üstün gelme imkanın değacaktır”.
Muaviye dedik: “Amribni Asbuteklifimi kabuletmez. Zira ode biliyorki Ali (a.s) her yölüyle benden üstündür.” utbe “Amr halkı aldafacak, sende pare ve makam ve diyle amrı aldat?!…” degince Muaviye kardeşinin bu teklifini kabul etti ve şa’şaalı bir mektup yazıp osıralanda içlistinde kulunan Amr ibni As’a gönderdi.
Mektuban içieriği kısaca şöyle idi: “Ben Osman tarafından tayin olunmuşşom hakimiyün ve Osman da Peygamberin halifesidiki kendi evinde susuzve melum olarak öldür üldüve sende biliyorsan ki müslümanlar o’nun kuşekilde ketledil mesinden çok büyük bir hüzün içindedirler, dolayısıyle Osmanın katıllerinden intikam alınmasının gerekliliğinin şart oluğu inancyla ben seni bu işte bizlere yardıma davet ediyorum, işte bu büyük, sevap ve ödülden peyını alman için sana fırset!…
Muavıye başlan gışta gerçek hadetini iyharedip açıkla söylemek istemiyordu ve onun Amrı davetinden tekhedeti onun aüvudundan istifade edip, onu kendi yararına kulanımaktı dolagısıyla Osmanın tatli bahanejiyle ve Hz. Ali(a.s)ı da katil okrak gösterip davetine bir kıly mydırmuş oluyrdu. Ancok nevai ki Amrı bin As mektubu okur okumaz durumu anladı ve Muabıyeye onun mabradını anladığını hissettirmeyecek şekilde bir cevap yozıp dedi “Ey Muaviye, beni hakko muhalif olarak Ali(a.s) ile savaşa davet ediyorsun. Halbuki Oö Allah rasulünün kardeşi, vasive varisdir. Sen hem kendini Osmanın tayin etmiş olduğu bir vali ve hakim olarak gösteriyorsan. Osmanın ölümüyle de senin hakimliğin son bulmuştur”.
Daha sonra Hz. Ali(a.s)’ın ıslamın il gününden buyana islama olan hizmetlerinden, O’nun fazilet ve üstümlüklerinden, Askeri ehadis halkında ugun uzun yazıp sonunda “Senin mektubunun cevabı işte budur” diye mektubun cavabını gösnderdi.
Muaviye okun taşa isabet ettiğini, Amrı hiçbir vaad olmaksızın davet ile oldatamadığını görünce yen iden kısa bir mektup yazarak: “Ey Amr. Talhave Züberrin Ali(a.s) ile savaşınıdıydun ve şimdi Mervan bin hakemde Basra halkından bir gurup ve şimdi benim gözüm senin yolundadır ta ki bu konuda senin fikrini olmak istiyorum. Artık jduraya gelmek için acele et ki, benim yanımda makamın ve yerin büyük olacaktır.
Bu mektup Amr’ın eline geçtiözi gibi iki oğlu Abdullah ile Muhammedi yanına çağırıp bukoda onların görüşünü aldı ve Abdullah babasını men’etti ama Muhammed onu teşvik etti. Amr dedi “Abdullah benim ahiretimi, muhammad ise dünyamı istedi” Amr’ın kendisiki bunu herkesten daha iyi biliyordu, bireti unutup, dünyaya yüz döndürdü. Sonsür’atle yalalarak şam’a geldi ve Muaviye onu has karşıladı ve bayıkıyla kabul etti ve diğerleri çekiliğ gittikter sonra ikisi başbaşa kalınca Muaviye onu ele getirdiği içir tekrar eskisi gibi resmi konuşmaya, Osmanın kanından dem vurmaya başladı ve onuda bu işe teşvik etti.
Amr gördüki, Muaviye kayıtsız şertsır onu buişte kullanmak istiyor. O Hz. Ali(a.s) ın Medhine başladı, onun hakkında bildiklerini anlattıkten sonra, Muaviyeye itiraz makanında dedi ki: “Senin bu işe kalkışman sade bir iş olmamakla birlikte, ahiretinde yok ediyor. “Muaviye” Ben Ahireti istediğim için bu işe yapmak istiyorum. Osmanın kanını istermek uzere kıyam etmekten daha güzel ne olabilir ki, zira o yumuşak huylu ve mezlum bir halize idi ve bu halde öldürüldü” Amr dediki. “Ey Muaviye sen keni davet ettin halkı aldatayım diye, şimdi de senıni beni aldatmaya çalışıyorsan?!. Hilekarlıkta arap içerisinde benim eşimi bulamazsın, benimle avam tabaka zibi basit konuşma, senin konuştuklarını hanzi aklıbaşında biri kabuledebilis?!. Medem senin canın Osmana böylesine yanuzor, niçin o muhasara olup, sen den yardım istediğizaman onun yardımına yehişmedin. San hilafete temehetmiş, gözdikmişsin. Eğer benim bu işte seninle olmamı istiyorsan. Benim dilimle konuşmalısın ve sadakat ve doğruluk kapısından girmelisin. Zira sen ve ben bibirimiyi çok iyi tamyoruz. Dolayısıyla bizim birbirimize bile düşünmemiz anlamsız ve akılan uzakbir iştir. Benim seninle elbirliği yapmam ve seniş istediğin hilafet mekamına ulaştırabilmek için çalışmalarımın sonunda mısır valiliğini senden talebediyorum ve bana taahhüt edeceksinki hiç bir zaman beni azletmezeceksin!…
Muaviye, Amribni As’ın, niyetinden haberdar olduğunu ve buna ilaveten Mısır valiliği olmaksızın gardım etmeyeceğini de anlayınca mecburen kabul etti ve o ikisi arasında ahitname yazılıp karşılıklı imzalandıki, Muaviye zafer olde ederse ve hilafet degiçirirse, Mısır hükümetini Amribni As’ade vedecek. Burada Muaviye yine bile ye başvurarak mektubun sonuna şunu ilave ettirdi. Katibe dedi yazki “Amr, Muaviyenin itaatine bağlı kalması şartıyla”. Hedefi Amr’den kendisine mutlakitaat için biat alsın ki. Mısrı ona vermese dahi, Amr onun emrinden çıkamasın. Ama Amr ki Muaviyeden daha zeki idi, katibe dedi ki “Yasz itaati, şart olunun şeye uyması ile mümkündür”. yeni Eğer Muaviye Mısır hükumetini ona bırakmazsa itaat vacip olmayacak. Sonuçta Amr ibni As, Muaviyeden yaplı bir taahhütname aldı ve kendisinii onun ihtiyarına Teslim etti, ondan sonrada onun vezir ve muşaviri oldu.
Muaviye ilk fırsat’ta Amrı huzuruna çağırıp, işin zorluğunu ona anlattı Muaviyenin en büyük zorluklarından biri, onun baş düşmanlarından olan Muhammed ibni Ebi Huzefe idi, Zindandan kaçmıştı ve Muaviye O’nun zindandan kaçmasından dolayı çoktedir gindi. Delayısıyla Amr’a dedi “Ben eğer Ali(a.s) ile hap için şamı terketsem Mahmmedin şam’a hamle edeceğinden endişe eiyorum ki bu olunmu aleyhimize çevirebilir. Bu Ali(a.s) ila savaşmaktan daha azap verioi geliyorbana ki, o kendi tarafından bazı kimseleri bane gönderip biat istadi. İlinci devlet de (Rumlar) bu ihtilazlardan istifade ederek şam’a musellet olabilir. Amr bin As biraz düşün dükten sonra dedi, “Mühim olan birşey varsa, o da Ali(a.s) ile olan savaştır. Zira Muhammed ibni Ebi Huzeyfe düşündüğün kadar bir önemesahip doğildir. Rumlarıda şimdilik hediyelrle geçiştirmek mümkündür. Buna binaen senin asıl telaşın Ali(a.s) ile savaşa hayır olmaktır”. Muaviye bu konuda hiçbir hiyle, oldatma, riya ve yalandan jçekinmedi, Osmanın kanı bahanesiyle de şamhalkını Hz. Ali(a.s) a karşı kışkırttı ve her yerde o hayrete iftira ve yalanlarla buhtanlar atfederek şamlıların o hazrete kinini arttırmayı başardı ve yaklaşık üçyüz binkişilik bir ordu hazırlamayı başardı.
Diğer taraftan Hz. Ali(a.s) Muaviye ile mektuplaşmaların sonuç vermeyeceğine iyice kanaat ettikten ve Malik Eşterin mektubunu aldıktan sonra Basra valisi Abdullah ibni Abbastan halkı savaşa hayırlayıp Kyfeye getirmesini istedi bununla birlikte Malik Eşter ve birkaç kişi ve ayrı aryı haber gönderdi. Kendisi de minbere çıkıp halkı Muaviyenin yaptıklarından haberdar etti ve onun çirkin emellerini halkı anlattı. Sonrada ordu hazırlıklerna başladı. Elbette Sıffin savaşını ve olayları anlatmadan önce Eziet ve adaletin simgesi duramında olan Hz. Ali(a.s) gibi bir kişinin karşısındadikilmiş olan Muaviye ve Amr ibni As gibi arabın iki meşhur hilelerının biyezrazilerinin gekrekdilmesi ve her iki tarafın hedefinin iyice anlaşılması açısından gerkli görülmüştür.
MUAVİYE KİMDİR?
Muaviye iki kesif, ğis ve Murdar anababadan dünyaya geldi ki, tevarüs kanunu gereğince her ikisinin kesafetini ve pisliğini miras almıştır. Babası Ebu Süfyan kureyş Putperestlerinin ve müşriklerin reisiydi. Allah, kitabında onun hakkında buyuruyor: “Küzrün önderleriyle savaşın ki, onların yeminlerinin itibarı ve değeni yoktur, riayet etmekte gerekmez”. (tevbe-12).
Ebu Süfyan: Peyyamber-i Ekrem(saa)in çoğu gazulerinde, O’nun karşısında yer alan orduların konustanı durumundaydı. Berçekte Bedir, uhud, Ahzab be birkaçtane ayrı savaşlerı Abu süfyan kendisi vücuda getimişti. Ebu Süfyan ku haliyle yirmibir gıl Allahrasulü ile samaşmış, onun kinini gütmüş idi. Mekkenin fethinde kılıçkorkusuyla islam ve iman izhar etti batınında kütür ve putperestliğini devam ettirmiştir.
Annesi Hind’e gelince utbebin Rabia bin Abduş-şems’in kızı idi ve Rasulü Ekrem (s.a.a) ile oleğanüstü bir düşmanlığı vardı. Mekkede o hazrete eziyet ediyordu. Uhut harbinde bazı kadınlarla birlikte ordunun arkasında hareket ediyor onlara def çalarak, onları müslümanlarla savaş için kıştırtıyozlardı. Savaş sonrasında Peygamber (s.a.a)ın amcası Hz. Hamzaya şehit ettirip vahşi (Hindin kölesi) vasıtasıyla ciğezlerini dışarı çıkarıp düşmanlık ve kininden o hazretin ciğerini oğzına alıp çiğenemek istedi ama çiğneyemeden ağrından dışarı atmak zorunda kaldı. O günden sonra Hind ciğer yiyen kadın olarak meşhur oldu.
Cahiliyye döneminde de kötü işleri ve fahişeliği ile meşhur idi Muaviye de böyle bir dönemde ondan tevellüd etmiştir.
Zemehşeri Rahiul Ebrar kitabında Muaviyenin dört ayrı babaya isnad edilgiğini riavyetle naklediyor (Ebu Amr bin musafir, Abbas bin İbn-i Ebil Hadid de Nehc-ül Belağanın şerhinde bu konuya işaret etmektedir. Nasayih-el kafiye kitabının yazerı Muhammedbin Akil şöyle diyor: “Hassan bin sabit, Peyamberi Ekrem (saa) in yenında Hind ve kocasına hicivli sözler diyordu. O hazret ve ashabıda o’nun şiirlerini dinliyorlardı. Hassan hicivlerinde Hind’e zina isnedediyordu ve Resul-i Ekrem o’nu men’etmiyordu.”
Muaviye işte böyle bir annebabadan dünyaya gelmiş, onların gati habaset ve ahleki rezaletlerine sahip idi. O da babası gibi müslümanların akyhine olan bütün savaşlara katılmış ve kılıç korkusu ile müslüman olmuştu, ancak klbine iman girmediği gibi fırsat buldukca islamın mahvına da çalışıyrdu. Hz. Emirül müminin Ali(a.s) maviyeye yazdığı bir mektubunda onun ve Babasının islamı ikrah ile ve kortu yüzünden kabuletmiş göründüklerine işareten şöyel buyurmaktadır: “Benim Ebul Hasan, senin ceddini (hindin babası Utbe), dayını (Velid bin utbe) ve kardeşini (Hanzale bin Ebisüfyan)Bedir harbinde ben helaket çukuruna yuvarladım ve şimdi okılıç hala benim elimdedir ve Ben aynı kalpve cüret ile düşmanımla buluşuyorum ve başka bir din ve yeni bir peygamber intihapetmişde değilim. Be dylebir yoldayım (islam) ki, siz o’na kendi ihtiyar ve isteginizle terkettininz ve ona zaten istemiyerek ve zorla dahil olmuştunuz!”
Muhammed bin Cerir-i Taberi Hz. Peygamber (saa) den naklediyor Peygamberi Ekrem buyurdu “Muaviyeyi benim minberimde gördüğünde onu aldürün Yine merkebin gemini tutmup ve kardeşide aikadan dekine, gemini tutana ve onu sürene – her üçünede – Lanet etsin.”
Mesihi bilimadamı Corjavrdak, “İmam Ali” isimli nefis kitabının dördünün cüz’ünde şöyle yazmaktadır: “Beni ümeyyenin bütün kötü ve çirkin, rezilliklerinin kendisinde haslet ve hay olarak müşahhas olap, görüldüğü bir kişli sarsa oda Muaviye bin Ebi Süfyan’dır.
Muaviyenin ilk göze çerpan sıfatı, o’nun ne islam ve ne de insaniyetten habersiz olupuydu ve onun hareket vetavırları, o’nun islamdan uzak birkişiliğe sahip olduğunun be göstergesüydi.
AMP BİN AS KİMDİR?
Arap içericinde hilekarliğıgla meşhur, bu mekkar şeytan da sozboy yünüly ele alındığında, Muaviyeden farklı bir yanı olmadığı göralmekdır.
Zemahşeri ve İbn-i cevzinin nakline göre, Annesi nabiğe önuleri cariye idi, çok fısk ufücura meyilli olduğundan mevlası galunu tercih etmişti, onunla, bununla ilişkiler kurduğu bir sırada Amr’a hamile kalmıştı. Amr başlangıçta beş bakaya sahipti Zira, Eba leheb, ümeyye bin Halef, Ebu Süfyan, Asve Hişam bin Muğire, Tuhr-u vehitte (kadının iki haizlık dönemi araasında temiz olduğu dönem) o kadınla birlikte olmuşlardı. Amrın değumundan sonra, cahiliye adetleri gereği onların herbiri Amr’ın kendine ait olduğuna iddia ediyorlardı. Sonuçta Mabiğe’nin kendisine biraktılar ki, o beşkişiden birini seçsin diye, o da hepsinden zengir olan As’ı tercihetti. Halbuki Amr’ın Ebu Süfyana benzerliği olun ki. Amr’ın nutfesini anasının rahmine ben koydum.
Hassan bin SAbit diyor ki:
Baban Ebu Süfyandır, görülen şeyde şek olmaz.
Sande o’na ait olduğuna dair açık alametler gönüyoruz.
O, her zaman Allah rasulu (saa) nün muhalif cephesinde yaralmıştır ve ohazretin alcyhine hicivli bir kaside okumuştu! Peygamber-i Ekrem(saa) arzettiki, “Hahi ben şair diğilim ki, onun cavabını şiirle vereyim, onun kasidesinin harfleri mıktarınca on lanet et”.
O daima Rasulullahın muhalif cephesinde yaralmıştır. Kureyş bratından Habeşistena hicret eden müslümanları geri getirmek için gitmişti. Ama necaşi’nin huzurunda Cafer bin Ebu Talib o’nu mahkum edince, kışkıtma yoluna gitmişti. Yine Ömerin hilafeti döneminde O’nun tarafından Mısır valisi tayin edlimişti. Müslümanların beytül malından şahsı adına Hadsiz harcama ve tasarruflarından adayı halifenin hışmına uğramış ve Muaviye ile işbirliği neticesinde de birtakım cinayetlere mürtekiğ olduki gelecek sayfalarda işaret oluncaktır.
Sonuçta bu iki pislik (Muaviye – Amr bin As) bütün arapdüyasında tarahür, yala, aldatma ve higle kerlikte meşhür ve bu namile tanınmı??? Balbini dünyaya koğlamış ve birbiriyle yardımlaşmak suretiyle Hz. Ali(a.s)a, o hak ve fazilet ehli olan kişiye karşı dayrak açmak ve savaşmak ??? oldular ve O hazretle pençeleşmek üzere Muaviye büyük bir orduyla şamdan çıkıp, bir miktar yol katettikten sonra Fırat kenarında Sıffindenilen yarde ordusuna yarleştirdi ve o hezretle savaşmaya hazır olduğunu ilan etti. Hz. Ali(a.s) da Nuheyle de (kufenin dısşında şama doğru askeri müsabaka ve ohazulıkların yapıldığı yer) savaş hazırlılarını yapıp, tecrübeli ve lajık şahısları konuntan olarak tayin edip ığrıpları belirledi böylece şevvalin beşinci günü Otuzaltıncı hicri senesinde medain Yolunu tuttu. Medine yetiştikten sonra kaçgün orada kaldı ve halkın ihtiyaçlarına yatişti, daha sonra askrleriyle birlikte sıffine doğru hareketetti, Muaviye’nin ordusu karşısında yerini aldı, O hazretin komutanlarından bazıları. Malik Eşteri Nah’i, Kays ibni sa’d, Ommer, yasir. Muhammed ibni Ebu Bekir Vesel Karani, Adiy bin Hatem, Ebu Eyyüb,i Ensari, Haşiin bin Utbe ve Huzeyme bin Sabit (züş,şahadeteyn) soylabilir.
Hz. Ali(a.s) bu savaştada Cemel vakıasında olguğu zibi, düşmanı nasihat edip, uyorma yoluna zitti ve Muaviyeye yeniden mettuplar yazdı ve onu savaşın getireceği vahim saon hakkında ayardı dahasonra ordusuna dünüp buyurdular “Onlar sizinle savaşmakınça onlarla save bürhan vardır ve onlar başlamadıkça sizin başlamamanız sizin iradesiyle dağılsalar kaçanları öldürmeyin, halrizleri yaralmayın, yaakötü sözde söyleseler onlara azar verip, korkutarak heyecanlandırmayın.
Diğer taraftan Muaviye de O hazretin mektup ve ugarrılarına duyersır kalması bir yana, Orduyu savaşa, öğellikle o hazrete karşı kinlendirerek husumet ve hırslarını arttırıcı konuşmalar yapyordu. Bo hutbesinde delili “Busaveşta gevşeklik göitesmeyin. Ve canınızdan geçin, zira siz hak üzersiniz ve sizin üzerinize delil ve höccet tamam olmuştur. Çünkü sizler buyün Osmanla, ahdini bozan ve onu haksız gere öldüren birinin karşısındasınız ki, onun Allahkatındahiç bir mazereti yoktu?!” Amr ibnii As da bunun benzerisğler sarf ederek onları savaşa tahrik etti.
Hz. Ali(a.s) ın bundan haberi olunca o da ordusuna karşı Avaliye ve Amr ibni As’ın hilelerini açıklayarak onları şamlılerla savaşa harırladı. Hamdusenaden sonra, Ordunun ruhiyesini züçlendisecel, şöyle bir hutbe irad buyurdular: “Ey Allah kulları. Allahtan korkun ve gözlerinizi, sizin korku ve vahşetinize sehep olacak, şeylerden yumarak, sesinizi alçaltıp yavaş ve çok ar konuşun. Düşmanla karşılaşmak, savap ve mubarıze için, karşılıklı kılıçve neyze(mızrak) hamlelerine ve sonuçta düşmana üstün gelmek için kalbinizi tuvaetli ve ayaklarınını sabitleştinin ve Allahı çok anın ki şayet doğruluğu erüş olusunuz. Allah ve Resulünün emrine vyun, birbirinizle tartışmeyın ki gevşemenize sebep olur, böylece gücünüz kırlır. Sabırlı olan. Allah sabırlılerla beraderdir.
İlahi, bunların kalbine sabır ilbamet ve yardımını onlardan esirgeme ve ödüllerini büyük ve azim kıl.
Muaviye Hz. Ali(a.s) den önce geliş sıffine gerleşmiş, ordugahınıde Fırat kenarına yerleştirmiş ve orduya, Kufelilere su vermemele ini emretmiş. Yolcyıuzla onları sıkıntıya sokınak hedefini gütmekteydi. Ancak Malik Eşterin (Hz. Ali(a.s) ın emriyle) Şiddetli bir hamlesiyle ve şamlılardan bir gurbun katledilmersiyle onları dağıtıp, suyu ele geçirdiler. Hz. Ali(a.s) gikredden bölgeyi elegeçirdikten sonra sugu her iki tarafın istifadesine açık bıraktı.
Muaviye kufelilerin bu başarısının Malik Eşter ile olduğunu bili yordu bu kenzersiz cesur ve şuca kişi her zaman şamlılar için bir tehlike teşkil edeuği için bir an önce ortadan kalkması geseliyordu. Muaviye ordusunu araştırıp sehim nami yi kalup getirdi (ki güç denemesinde ve cesarette meşhur ve rakipsizdi) ve Malik ile savaşmaya gönderdi.
Sehim büyük bir atabinnüş ve zırh içerisinde gömülmüş bir halde atına bindi ve tak ordusu önüne gelip waliki mübareze ye çağırdı. Malik ki, savaş meydanlarının hışımlı arslanıyolı ve nice yiğitleri iki parça etmişti, atına otladığı, gibi sehim’in karsısına dikildi. Sehim öylesine cesur ve güçlü idi ki, traklilarmalik’in canından şüpheye düştüler.


more post like this