Yani; Bugün dininizi kamil ettim, nimetimi sizlere tamamladım ve İslam’ın sizin dininiz olmasına razı oldum. Kemlikle dinin kemale ermesi ve nimetin tamamlanmasının sebebi Ali (a.s)’ın velayeti ve imametidir. Peygamber (s.a.a)de şöyle buyurmuştur.
(Allah-u Ekber! Dinin kamil olmasına, nimetin tamamlanmasına Allah’ın benim risaletine ve benden sonra Ali’nin vilayetin)
Dinin kemali nimetin tamamlanması hakkında
5- Zikredilen önceki ayetten önce Allah şöyle buyuruyor:
Yani kafirler ve müşrikler Her zaman dininizin yok olmasını söyleyen kafirler müşrikler bugün ümitsiz oldular. Öyleyse onlardan korkmayın ve benden korkun. Çünkü onlar Peygamberin yerine bırakacağı erkek çocuğu olmadığını ve ondan sonra dinin ortadan kalkacağını ve dine rehberlik edecek birinin olmayacağını reddediyorlardı. Veli o günde Resulullah (s.a.a) Allah’ın emriyle Ali (a.s)ı kendi yerine seçti Müşriklerin hayalleri suya düştü ve bu dinin her zaman için var olacağını anladılar. Bu ayet ve onun arkasında dinin kemale erip nimetin tamamlanması hakkındaki ayet maide suresinin üçüncü ayetidir. Yine maide suresinin 67 ayetinin tebliği ile irtibat vardır Buradan, Peygamber (s.a.a)’in mevt kelimesinden kastının muhabbet ve yardım değil Ali (a.s)ın vilayet ve hilafeti olduğu sonucuna varabiliriz.
6- Mevla kelimesine dalalet eden bütün değişik manaların içinden sadece  evla ve üstünlük gerçek manasını yansıtmak tadır. Diğer manalar geri olup mecazi olarak kullanılmıştır. Ki bu manaların anlaşılabilmesi için ayrı karine ve kayıtların zikredilmesi gerekir. İlmi Usul’e göre hakiki mananın mecazı manaya karşı önceliği vardır. Buna göre bu hadisle Mevla’dan kasıt evla, emir sahibi manası kastedildiği anlaşılmaktadır.
7- Önceden de değindiğimiz gibi bu merasimden sonra Hessan b. Sabıt çok hoş bir şiir okuyarak Mevla kelimesinin manasını hoş güzel bir şekilde açıklamıştır. Böylece düşmanların sonradan yanlış tefsirlerinin önü alınmış oldu. Şiirinde şöyle diyor:

Bu beyitte Peygamber (s.a.a)in ağzından şöyle diyor ya Ali kalk ki ben seni kendimden sonra ümmet için İmam ve yol gösterici olarak seçtim.
Eğer Mevla kelimesi dost ve yardımcı manasında olsaydı Peygamber (s.a.a) Hessan’a itaraz eder ve ben ne zaman Ali imamlar, yol göstericidir dedim, ben sadece o benim dostum ve yardımcımdır diye dediğini buyururdu. Burada Peygamber (s.a.a)ın itiraz etmediğini gördüğümüz gibi onun hakkında dusda bulunduğunu görmekteyiz. Hessanın ve diğer şairlerin bu konu hakkındaki şiirleri Ehl-i Sünnetin muteber kitaplarında mevcuttur.
(Al-i İmran- 144)
Tercüme: Muhemmed yalnız bir resuldür. Ondan önceki. Resuller vefat ettiler acaba ölse ve ya öldürülse siz önceki dinlerinize mi döneceksiniz.
1. PEYGAMBER (s.a.a)’İN VEFATI
Hz. Resulullah (s.a.a) veda haccından Medine’ye döndükten sonra Asatre b. zeyd’in komutalığında bir ordu düzenleyerek onların islam düşmanları ile savaşmak için Sonra gitme emrini verdi Çünkü Hazret (s.a.a) çok kısa bir süre içerisinde bu dünyadan ayrılıp rabbine kovuşacağını biliyordu. Peygamber (s.a.a) kendi vefatından sonra Kadir-i Hum’da ilon ettiği Hz. Ali(A.S)’ın hilafet meselesinde bazıları tarafından bir sorun çıkmaması için, içinde Ebu Bakir Ömer ve Ebu Ubeyde’ninde bulunduğu muhacir, Ensardan bir grubun Usame’nin ordusula son’ra gitmelerini emretti. Onların Hazret (s.a.a)in vefatında Medine’de kalmalarını istemiyordu. Ama tarihçilerin kaydettiği kadarıyla arlar bu eme uymayarak Asare’nin ordusuna katılmasdılar.
Aynı günde hazret (s.a.a) hastalandı, önce ismmi seleme’nin sonra da Aışe’nin evinde yattı. Müslümanlar devamlı olarak Peygamber (s.a.a)i biyaet ediyorlar ve Peygamber (s.a.a) Ide onlara bır takım nasırhatlarda özellılklelede dendi itreti ailesi hakkında tavsiyeler de bulunupıdı.
Bir gün Peygamber (s.a.a) hasta olduğü bir halde namaz kılmlı için mescide geldi. Bu esrada Ebu Bekir ve Ömer’i gönince onlara niçin osme’nin ordusuna katılmadıklarını sordu? Ebu Bekir; ben Ossme’nin ordusundaydım yalnız sizin halinizi ögreenmek için döndüm! dedi Ömer’de, Bana sizin durumunuzu Medine’den gelen yolculardan sarmak çor zar geldi galıyordu. Sizin durumunuzu yakından takip etmek istedim dedi. Peygamber (s.a.a) Üsameme’nin ordusuna katılmalaznı emretti ve bu cümleyi üç dafa tekrar etti. (Ama onlar gitmediler).
Peygamber (s.a.a)’ın hali her geçen gün biraz daha tötüleşıyortu ve müslümanlara ise peygamber (s.a.a)’ın bu halinden endişeleniyorlardı. Sahabelerin huzurunda laulurduğu ginlerden birinde onlara. Bana kağıt kalan getirin, size öyle bir şey yanayım kı benden sonra hiç bir zaman zelalate düşmeyesiniz Öner bu adem ne dediğini bilmiyor ve durumu iyi değil, bizim için Allah’ın kitab’ı yeterlidır dedi. Bu suzlerden sonra orada bulanırların sesleri yükselince
saffaın dıpnotudur.
1. İrşad-i Mufid c.1 bad.2 fasıl 52-ilam-ul vari.
2. El-bilaye ve Nihaye c.5 s.227 – Tarih-i Taberi c.2 s.436 – Şerh-i Nehc-ul Belaga-i İbn-i Eb-il Hadid c.1 s133.
3. Şerh-i Nehc-ul Belaga İbn-i Ebi-l Hadid c.1 s.134.
Peygaber (s.a.a), kalkın kalkın ve benim yonundan uzaklaşın. Benim yanında birbirinizle tatışmak sıze yakışmıyor(2) dıye buyurdu.
Kesinlıkle öner. Peygabmer (s.a.a)’in kadir Ham’da yaptığı gibi buradada Hz. Ali(a.s)’ın hilafetini muhkemleştırecek şöyler yanacağını onlamaştı. Bundan tolayı kağıt kalem getırilmesini engelledi. Çünkü İbn-i Abbas’tan nakledilen bir hadıste kendisi bunu itırey ederek şöyle diyor: Ben Peygamber (s.a.a)’in Hz. Ali(a.s)’ın hilafetini tescil etmek istediğıni arladım ve bir takım maslahatlardan dolayı buna engel oldum(3).
Ön o anda Ömer’den bırınu olarak dale su sarulmakydı sen peygamber (s.a.a)’ın mesum olduğunu ve luahyin dışında bir şey söylemediğini bıldiğin halde niçin ona karşı şu anda ne dediğini bilmuyor gibi bir tabir kullandın? Öykki Kurar buyuruyor.
Hz. Resulullah (s.a.a) kendisinden bir şey demez, sadece ona oshy olsu söyler. İkinci olarak, Acabna sen halkın maslahatını Peygamber (sça.v)’den daha mı iyi laılıyardan ki kağıt kalem getirilmesine angel oldun. onun bu sözünden Peygamber (s.a.a)’in menevi ve Kuds-i makamın tahmadığını ve lefe eiği neicesini çıkara biliriz. Ehl-i Sünnein büyük alimlerinden olan Kub-id Dın-i şafii, Keşf-ul Uyub kiabında şöyle diyor: Yol’un kılavuzsuz olmadan gidilemeyeceği kesindir. Hakje Ömer(a.a)’ın sozünden dolayı çok şaşınyorum ki: “Kuran bizim aramızdadır klowuza gerek yokur” demişır. Bu söz, birinin ıp kiapları bizim öranızdadır klowuza gerek yokur” demişır. Bu söz, birinın ıpkiopları bizim oranızdadır daklara ihiyacımız yokur dermesine benzer. Bu sözün yanlış ve açık olarak haalı olduğu alim dokora başvurması ycekir.
Kuran-ı Kerım’de bu yonden aynı özolliği sahıptir. Kendi gikriyle Kuan’dan faydalananavyıo lair şey onlamayan kimse kuran ilmini blen alime boş vumalıdır. Allah-u teala bu konu hakkında bakara suresinin 83’ncü ayetinde şöyle buyuruyor:

Hakiki kitop ilm ehlinin sınesidır. Ankebut suresinin 48’nci ayetinde de şöyle buyuruyor:

dohayı Hz. Ali(a.c) şöyle buyurmuştur:
Yani; Ben Allah’ın kanuşan kitabı ve bu Kuran’da sassız kitabıdır(1)
(1) şebha-i Dişaver 2.667’den nakledilmiştir.

Peygamber (s.a.a)’in hastalığı bir deja daha şiddetlendi. Hicrinin 11’i seger ayınını sonbrında,- bazılarına göre ayını serenın Rebi-ul Eolelin 12 sinde, bir ömür müçadele ve mücahedetlen sonra 63 yaşında dünyaya gözlerini yundu. Hz. Ali (a.s) abbas ve Ben-i Haşimden bir kaç kişiyle birlikle hansele gusul verip verat ettiği verde defnettiler.

2 – SAKİFE OLAYI
Ali (a.s) ve beni Haşimden bir kaçı Peygamber (s.a.a)lemın mübarek bedeninin gusul ve defni iile meşgulken. Ensar ve muhacurden bir kısım müslümanlar medene’de Baz-i said’e ait bağın gölgesınde toplanmışlardı. şayet şındıye badar hiç bır ehemmiyeti olmayar bu beğ, şimdi İslam Tarihinin gısışatını geğiştırecek duruma gelmışti.
Ensardan hatip olan Sabıt 6. Rays, Sai 6. İbade ve Eos, Hazrec kabilelerinden bir kaç büyük tanınmış adamı olarak Ben-i Saıde’nın sakife size gıttiler sakiye’de bu iki kalak arasında hılafet ve meselesi uzerıne ihtılaf olmuş, bu ıhtilof muhacirelerin lahıne tamam oldu.
Ağer taraftan Muhacirlerden biri bu toplantıyı Ömer’e haber verdi, Ömer’de ardeyle Ebu Bekur’in yanına gidip olayı onlattı. Ebu Bekır’ bir kaç kişiyi Ebü Ubeyde’ye habar vermeleri için günderdi. Salında bu üç. kisi bir kaç Muhürle birlikte sakife’ye gittiler. Oraya yetiştiklerınde  Ensardan bir grup Seb b. İbade’yi cahilıyyet odetlerine göre ölüyarlardı.
Ehl-i sirnetinde ellerinde bahane olarak bullandığı sakide olmayına açıklık getirecek, Asıl meseleyi onlamamız iyi olacaktır.
Tanınmış sakıze’de toplanmış meşhur küyük insanbrı aşağıda şöyle sayıbiliriz.
Eb-u Bekir, ömer- Ebu ubeydullah- abdurrahman b. Aof Sed ibn-i ibade Sabit b. Kays, Osman b. Aofon, Harıs b. Hişam hassan b. Sabit, Beşer b. Sed, Habbıb b. Munzer, Mugeyret b. Şube, Esa b. Hezır, buşahışlar toplandıktan sonra sabıt b. Keys oyaga kalkır muhacirlere dönerek şöyle dedi:
Andi bun Paygamberimiz ki erisstin ve Allahın rahmet peygamberıydi oramızdan ayrıldı. Kendi halifemızi kendımızin seamesi gerekir. Bu halıfenin ensardan olması gerekır Cünkü Ensar Peygamber (s.a.a)e hızmetle Muharlerden isstündürler. O hazrette önce mekkede olması ve sızlere mucileleri göstermesine rağmen ona eziyyet ettiniz. Bunun sonucunda hazret huccet etmek zomanda kaldı ve medıne’ye yver gırmez bız Ensar onu hımayet edip onu aziz saydık. Evleri sehrimizi ve muhacırlerın hizmetine sunduk, Kıran-ı Mecid bana şahittır. Eger bizim bu delilimiz karşısında sicınde bir hüccetinız 1 ovrsa söyeyın. Eğer yatsa bizim bu fazilet octedakarlıklarımızı kabul edip bize boyn eyin, aramızdaki ittihat ve vahdeti bozmaya çalışmayın.
Ömer bu sözleri duyunco sirirlererelı ayapa kalletp acavabını vermek istedi ama Ebu Behir ona engel oldu. keldisi Froara donerek şöyle dedi:
Ey Kaysin oğlu Allah sana rahmet etsin. Süylediğinin hepsi doğrudur. süylediklerinizi kabul ediyoruz veli vıraz da Muhacirlerin yaziktelerini duyup, Peygamber(s.a.a)ın bizim hakkında buyurduklarına hatırlayın. Eğer siz bize yer verdiyseniz bizde Peygamber (s.a.a) ve Allah’ın dini için yaşantımızı, evimizi bırakıp sizin şehrinize hicret ettik. Allah Kitabında bizleri övünüştür ve bu ayede bizim hakkımızda nazıl olmuştur.

Yani, bu mıskın muhacirler kendi mekan mallarını, fazilet ve ilahi rizaya ulaşmak için çıkartıldılar, Allah ve Resulü’ne yardım ettiler, onlar doğru diyorlar.
Buna göre Allah’da sizin bize uymanızı takdir kılmıştır. Buda bir tarafa Arap, Kureyş’ten başkasına boyun eğemez. Peygamber (s.a.a)’de kureyş’e itaat etmemizi emvetlamıştir. (İmamlar kureyştendir)
1. Hadis 12. İmam’ın imaneti hakkındadır. Ebu Bekrini hilafeti ile ilişkisi yoktur. Ben sizi Kureyş’e itaat etmeye davet ediyorum. Herhangi bir maksadım yoktur, hilafeti kendim için islemiyorun. Bütün müslümanların maslahatı için lanları söylüyorum. Şimdi ömer ve Ebu Ubeyde ilısınden birine bıyat etmeminiz için hazırdırlar.
Sakit 6. kays. Bu sözleri duyunca ikinci daya Muhacirlere şöyle hatap etti. Acaba Ebu Bekirin (ömer ve Ebu Ubeyde) biyat etme görüşü katılıyormusunuz, veya sadece Ebu) Bakirli halife olarak mı seçiyorsunuz?
Muhacirler hep bir ağızdan, Ebu Bekir doğru söylüyor, bütu görüslerine katılıyoruz dediler.
Sabıt b. kays bu sözlerden yorarlanarak şöyle dedi siz peygamber (s.a.a)in Ebu Bekir’i Müslümanlara halife olarak seçtiğin ve hastalandığında namazı kalması için mescide gönderdiğini söylüyorsunuz. Bu suretle Eb-u Bekir Eus kabilesi, özellikle Beşer b. sed hükümetin sad 6. ibade’nin eline geçmemesi için Muhacirlerle isbirliği yaptı. Ama Hazreç kabilesi kolay kolay deslim olmadı. Sonunda sesler yükselmeye başladı. Eller kılıçların kabisina aitti Az kalmıştı ki büyük bir fitne çıksın Eus kabilesinin rası Esid 6. Hezir hazrec’le olan ilişkilerini kestiler.
Ömer Ensarın bu ihtilafından yararlanıp Onlara dönerek şöyle dediş Beşer 6. sed ve üseyd 6. Hazırin kabul ettikleri gibi Hilafetin Kureyş’de olması gerekir. Diğer orap kabileleri onlardan itaat etmelidir. Heblab 6. Munzirin iki halife olması görüşü yanlıştır. Fitne ve fesaddan başka bir şay getirmeyecektir. Buna göre hapinizin Muhacirlerden itaat etmeniz doğru dacaktır. Böylelıkle fitne engellenmiş ve müslümanlar arasında vahdet oluşacaktır.
hangi şeri delile dayanarak peygamber (s.a.a)in emrine uymayarak hılafeti ömer ve Ebu Ubeyde’ye orakıyor? Ve eğr Peygamber (s.a.a) halife seçmemişse, niçin o hazrete yalan otuyorsunuz?
Sabit 6. kays bu bir kaç süzüyle Ebu Bekire sert ve susturucu cevap verdi. Muhacirlerin sozlerinin kabul etmeyerek, Ensarın akıdelerinde sabitleştirdi.
Bu esnada Ensar’dan dan Hebab b. Münzer ayaga kallarak şöyle dedi, Ensarın hızmetleri herkesçe malumdur, açıklama ve tevzihe gerek yoktur. Eğer Muhacirler lazi kabul etmezlerse aizde onlara itaat etmeyiz. Bu surette  (Bizden bir emir ve sizden bir emir) sed b. ibade (Hazrec tayifesinin reisi) bağrarak; Bir hükümette vedinde iki emirin olması akıllıca ve mantıklı değildir. Dedi. Burada iki Ensar kabilesi (Evs ve Hazrec) arasında ihtilaf çıktı.
Ömer sözleri iki kabile Evs ve Hazrec arasındaki ihtilafı bir yere kadar Ensarın maralini bozmuş, terazinin ibresini Mühacırlere döndermişti. Buna rağmen, ne yazık ki Ensardan birkaç lazi kalkarak ensara nasihat edip ömerin sözlerinin tesirinde kalmamalarını istediler.
Ömer yeniden Muhaçirlerin gaziletlerin hakkında konuştu. Ensarıkartu ve ümit arasında bırcakarak muhatap edip nasıhatta gulundu. Ebu Bekirin alini tutarak şöyle dedi: Ey millet bu doğru yoldası, Allah Resulün (s.a.a)’in Esrarının sahibi. Bu adamla gıyat için yarışa girın. Allah’ın ve Resulünün razısın ele getirin.
Bir kısım ömerle aynı akidede olan Ensar kendilerinlerine, ömerin insaflı konuştuğunu, onun sözüne karşı çılemanın doğru olmadığını söylediler, işle bu anda Ensar hilafetin ellerinde çıkıp Muhaçirlerin eline geçtiğine yakin ettiler. Çünkü bir çok kavim Muhaçirlere biyat etmede bırleş’mıştıler.

İŞİN SONUCU:
Sonunda ömer heklemnin doğru olmadığın Gilip ayağa kalki ve Ebu Bekiri’in elini tedarak şöyle dedi: Şimdi müslümanlar senin halife olmanı kabul ettiler, elini ver sana biyat edeyim. Ebu Bekir’de ömer’e Tearaf etti, ömer önce davrancarak Ebu Bekir’le bıyat etti. Evs kabilesi, Hazreç kabilesine rağmen ömerle işbirliği yaparak Ebu Bekir’le bıyat etti. Buna göre bu hadise Ebu Bekirin lehine tamamlandı.
Buna göre toplanmış bu ümmet ki tesennün onları takip edip, dayanarak Ebu-Bekir’in hilafetini, şura’nın netice si bilip tarihi böyle kabul ettiler. Bu şekilde oluştu. Yani; şüraki Medıne’de Hazrec kabılesi, Ben-i Haşım Peygamber (s.a.a)in ashabından, salman, Ebuzer, Mikdat, Ammar, Hazime 6. Sabit (zuş-şehadeteyn) sehl 6. Huneyf, osman 6. Huneyf ve Eb-u Eyyup Ensari ve digerlerinin hiçbir katılımlar yoktu. Diğer müslüman noktaları, mekle, yemen, necaren ve diğer Arabistan göçebelerinin hiç bir haberleri yoktu.
Ömer bir on olsun durmadan, Mılleti Ebu Bekirle bıya’ta çağrıyordu. Sakıfe’den çıktıktan sonra da sakat ve fananada milleti Ebu Bekirle Biyat için mescıde gönderiyordu. Millet olaydan habersi grup grup Ebu-Bekır’in yanına gıderek biyat edıyorlardı.
Ebu Bekir mescıd’de minbere giderek şöyle dedi: Benim hilafetim sizlerlen daha faziletti olduğumdan dolayı değildir.
Ben sizin (muhteriniz daha iyigiz değilim işlerde sizinle meşveret edip yardım isteyeceğim peygamber (s.a.a)in sünnetıyle haraket edeceğim. İnsafla uzaklaştığım hıssettiğiniz zanan genden uzaklaşıp başkasıyla bıyat edebilirsiniz. Eğer adalet ve insafla davranısan beni destekleyin.
Sakit illıyyet konununa göre her illet, malulu oluşturur ve illetle malul arasında bezzerlıkle (anslık) sinhiyyet olanakdır. Yanlış mukaddimelerden doğru neticeye ulaşılmaz. Çünkü:

Bundan dolayı Sakife olayı islam alemine küyük bir derbe vurdu. Açıkça meydana gelen dayları zorlukları; Ali (a.s)’ın zorluklarını ki şehadetine sebep oldu, iler kala olayı Ehl-i Beyt’in esir olması, buna benzer dığer tolayların sebebini sakife olarak dıyebileriz. Huccet-ul İslam dıyor:

Başka bir yerde de şöyle dıyor:

3.EBU BEKİR’İN HİLAFETİ
Hz. Ali (a.s) henüz Peygamber (s.a.a)in gusul ve defini tamamlamadan bir kişi gelerek ya Ali acele et, müslümanlar Ben-i Saide’nin sakifesinde toplanarak halife seçiyorlar dedi Ali(a.s) suphanallah! diye buyurdu. Bu cezaat nasıl Müslümanlar. Peygamber (s.a.a) cenazesi defin olmadan makam ve reislik hevesindeler? Ali (a.s) sözünü bitirmeden başka birisi içer girerek hilafet meselesi halloldu önce muhacirle ensar birbiriyle anlaşmadılar ona sonunda hilafet Ebu Bekir de kaldı, Hazrec kabilesinden bir kaç kişi hariç herkes onunla biat etti,
Ali (a.s) Ensar’ın haklı olduklarına dair delilleri nedir? diye buyurdu. Şahıs Nübüvvetin Kureyşde olmasından dolayı, imametinde Ensarda olması gerektiğini iddia ettiler, Bunun yanında Peygamber (s.a.a)’e karşı himaye hizmet ve fedakarlıklarını da hüccet olarak getirdiklerini söyledi.
Ali (A.S) Muhacirle niçin ikna edici cevap veremediler? diye buyurdu. Ensar nasıl ikna edici cevap vermeliydiler? diye sordu.
Ali (A.S) şöyle buyurdu; Meğer ensar unuttular mı? Peygamber (s.a.a) defalarca Muhacirleri Ensarı aziz kılmaları ve kötülerin affetmelerini tavsiye etti. Peygamber (s.a.a)in bu emri Ensari Muhacirlere emanet bıraktığına delildir. Eğer onlar hilafete layık olsaydılar vasıyyet muhatap olmazdılar. Peygamber (s.a.a) Muhacirleri onlara emanet ederdi.
Sonra, Muhacirlerin nasıl delil getirdiklerini? sordu. Çok sohbet edildi sözlerinin neticesi; şuydu; biz Allah Resulünun (s.a.a) soyundayız, hilafete Ensardan daha yakınız, dedi.
Ali (a.s) şöyle buyurdu: Niçin Muhacirler sözlerinin üzerinde durmuyorlar. Eğer onlar Allah Resülü (s.a.a)in soyundansalar ben o soyun semeresiyim. Eğer Peygamber (s.a.a)’e yakın olmak hilafet için delil olacaksa ben her yönden peygamber (s.a.a) o daha yakınım.
Kuran ayetleri, harekelerden, nebevi hadislerin yanında, Ali (a.s)ın hilafeti hakkında bu buyruğu, sakife de toplanmış Ensar ve muhacire cevap olarak iyi bir delildir.
Böylelikle Peygamber (s.a.a)in cenazesi toprağa verilmeden Ebu Bekir halife oldu. Ama batında hilafeti henüz yerine oturmamıştı. Çünkü Ensardan gir grup ve özellikle Ben-i Hasim onunla biat etmemişti Ömer Ebu Bekire Peygamber (s.a.a)in amcası, Beni Haşimin büyüğü Abbas b. Abdulmuttalibi zıyaret edip vaatle kandırıp kendi tarafına çekerek Ali (a.s)’dan ayırman iyi olacaktır dedi. Ebu Bekir hemen Abbas’ı ziyaret etti ve sözünü söyledi. Veli Abbas ona muhkem cevap verdi: Eğer Peygamberin vücudu senin hilafetine sebep olmuşsa ve kendini o hazrete yakınlaştırmışsan, bu haletle bizim hakkımızı gasbetmişsin. Çünkü peygamber (s.a.a) bizdendir ve biz ona herkesten daha yakınız. Eğer müslümanların sayesinde halife olduysanız biz de Müslümanlardan biriyiz aynı zamanda hepsinden daha üstünüz. Biz sana böyle bir izin vermedik. Eğer bana mal vaadi verdiysen onu nereden ele getirdin ve eğer kendi malıysa vermemen daha iyidir, bizimde ona ihtiyacımız yoktur ve eğer müminlerin malıysa senin onların malında tasarruf hakkın yoktur.
Ali (a.s) bütün bu sahnelerin oluşturulmasında hepsine vakıf ve nezaretçiydi. Bu olayların bütün sebebini biliyordu. Sakife ashabının, Sade milleti kandırdıklarını da çok iyi biliyordu. Onlar hak sözü duymak istemiyorlardı. Bu konunun Ben-i Haşime ve Ashabına isbat etmek için Fatime (a.s) Hasan ve Hüseyin (a.s) ile birlikte evere giderek onları kendisine biata çağırdı. Ne yazıklı bir kaç kışıden başkası bu daveti kabul etmedi.
Birçok tarihçi Ali (a.s)ın üç akşam aka arkaya müslümanların evine giderek kendisine biat etmesini islediğini onların üzerinde olan kendi haklarını ön sayarak hücceti tamamladığını, veli onlar yüzlerini çevirdiler Hazret onlardan müspet cevap olmayınca evine kapandığını yazmışlardır.
Diğer taraftan Ömer devamlı olarak Ebu Bekir’e şöyle diyordu. Ey Ali’den biat almadıkça hilafetin temelleri sağlamlaşmayacaktır. Bunun için onu çağırıp biat alman daha iyi olacaktır. Böylelikle Ben-i Haşım de ona uyarak seninle biat edecektir.
Ebu Bekır, Halid ibn-i Velide ve bir kaç kişiye; Abdurrahman b. Evf, Ömerin kendisine emir verdi. Onlar gidip kapıyı çaldılar, hazreti Ebu Bekir’le biat etmek için götürmeye çeldiklerin söylediler. Ali (a.s) kabul etmedi Halid ve arkadaşlarını eve girmelerine izin vermedi. Halıd ibn-i Velid arkadaşlarına zorla eve girmelerini emretti onlarda kapının yarısını söküp zorla içeri girdiler.
Bazıları da Halid’in emriyle kapının kırıldığını yazmışlardır. Bazıları da evin üstün eve girmişlerdir. Bilinen budur ki Ali (a.s)’zorla Eb-u Beker’e biat ettirmeye çakışmalarıdır.
Bu esnada Ali (A.S)’ın yanında olan Zubeyr b. Evvem kılıcını çekerek onları tehdit etti veli iki kişi Zubeyri arkasından tuttular, Ali (a.s)’ından etrafına çevirdiler. Ve onu bağlayıp sürükleyerek Eb-u Bekr’in huzuruna götürdüler. Hazret Eb-u Bekır’in yanına gittiğinde şöyle buyurdu: Ebu Kuhafe’nin oğlu bu nasıl davranıştır meğer o büyük zatın emirlerini unuttun mu?
Ebu Bekir cevap vermeden Ömer, seni buraya Resulullah’ın halifesiyle biat etmen için getirdik? dedi. Ali (a.s) eğer mantıklı ve delille konuşsanız daha iyidir. Öyleyse ben söyleyeyim, siz Sakifede Ensar’a hangi delillerle üstün olup ikna ettiniz? diye buyurdu.
Ömer Kureyş’in diğer kabilelere üstün olması, Muhacirlerin Ensardan daha imtiyazlı olması ve kundan daha önemli, Peygamber (s.a.a)’e herkesten daha yakın olmamızdır. Dedi.
Ali (a.s) şöyle buyurdu. Başka delillerim olduğuna rağmen Ben de sizin mantığınıza göre ve davranışınıza konuşacağım, Eğer siz Resulullah (s.a.a) olan yakınlığınızdan dolayı Ensar’dan daha üstünseniz ve eğer hılafetle asıl Resulullah (s.a.a)’e dan yakınlıksa, hepinizin de bildiği gibi ben bütün Araplardan Resulullah’a daha yakınım çünkü ben onun amcasının oğlu, damadıyım ve iki oğlunun babasıyım.
Ömer verecek cevap bulamayınca biat edene kadar senden ol çekmeyeceğiz. Dedi.
Ali (A.S) şöyle buyurdu: İşlerinizi iyi uydurmuşsunuz Bugün sen ona yardım ediyorsun yarın (hilafeti) sana döndersin Allah’a andolsun senin sözünü kabul etmiyorum, ve onunla biyat etmiyorum. Çünkü onun benimle biat etmesi gerekir. Sonra millete dönerek, Muhacirler Allah’tan korkun Peygamber (s.a.a) Allah’ın onun hanedanında karar kıldığı saltanat ve kudretini onlardan olmayın. Allah’a andolsun biz ehl-i Beyt bu makama herkesten çok hakkettiğimiz gibi herkesten de layığız. Kendi nefislerinize uymayın, doğru hak yoldan uzaklaşmayın diye buyurdu. Sonra Ali (a.s) biat etmeden evine döndü ve dışarı çıkmadı. hz. Fatime (a.s) vefat ettikten sonra mecbur olarak biat etti.
BAZI SAHABENİN EBU BEKIR’E İTIRAZI
Ebu Bekir halifet makamına yerleştikten sonra, ashabtan bir kısmı Perşembe peygamber (s.a.a) vefa günü hep birlikte mescid’de toplandılar. Ebu Bekir’e nasihat etmeye başladılar. Ebuzer Gaffari Allah’a hamd, sena peygamber (s.a.a)’i andıktan sonra Ebu Bekir’e dönerek şöyle dedi: Ey Eb-u Bekir Hilafet makamın Ali (a.s)’dan olmak Allah ve onun Resülünün emrine itaat etmemektir. Akıllı ve ileri görüşlü bir insan ebedi ahireti geçici dünya yaşantısına değişmez. Siz bunun benzerlerini önceki ümmetlerden duymuşsunuzdur. Bu hareketiniz, müslümanların zararından. Başka bir semere vermeyecektir. Ey Ebu Bekir ben müslümanların bütün maslahatlarını göz önüne olarak bunları sana söylüyorum, şimdi kabul etmekte özgürsün.
Ebuzer’den sonra salman, Halıd 6. sed, Ali (A.S)ın faziletlerini ve hilafete olan liyakatini anlattılar. Ebu Bekiri bu makamı gasbettiğini söyleyerek korkuttular. Sonra Muhacir ve Ensara dönerek müslümanların mevlasını değiştirmeyin, heveslerinizden dolayı din ve mezhepten aycın oynamayın dediler.
Sonra Halid 6. Sed Ebubekir’e Ensarın seninle biati Ömer’in tahrik ve Evs ile Hazret kabilesinin ihtilafından dolayıdır. Allah’ın rızası ve istedikleri için olmamıştır. Böyle bir biatında değeri yoktur dedi.
Eb-u Eyyup Ensari, Osman b. Huneyf ve Ammar Yasir ayağa kalkarak her biri Ali (a.s)ın faziletlerini bu makama olan liyakatını sayıp onun gazvelerdeki fedakarlık ve cesaretini hatırlattılar. Ebu Beki Ashabın ve Ali (A.S)ın yaranlarının sözlerinin kesirinde kalıp perişan oldu. Mescidden dışarı çıkıp evine gitti ve müslümanlara aşağıda yazıldığı üzere mesaj gönderdi. Şimdi beni istemiyorsanız başkasını hilafet için seçin.
Ömer Ebu Bekirin düşünce ve iradesinin sarsılmış olduğunu görünce onun yanına gitti. Çok sinirli ve perişan bir halde onunla sohbet etti. Yeniden onu mescide getirdi. Milletin yeniden tartışmamaları için Ebu Bekırin iki tarafından da kılıçlarını çekmiş kişilerin etrafında dönmelerini emretti. Kimseyle tartışma izni vermeyin. Ömerin bu önlemi ikinci defa haşmetini büyüklüğünü milletin gözünde büyüttü, artık millet onunla tartışmaya cesaret edemediler.
ALİ (A.S)IN EBU BEKIR’E GETİRDİĞİ DELİL
Merhum Tabersi Ali (A.S)ın Ebu Bekir’e istidlalını ihticac kitabından getirmiştir. Biz aşağıda özetini sunuyoruz.
Hilafet Ebu Bekir’in eline geçtikten sonra millet onunla biat etti. Hz. Ali (a.s) karşısında özrünü örtmek için gizlice onunla görüştü ve şöyle dedi. Ya Ebul Hasan Allah’a andolsun, benim Bu işe hiç bir alaka ve meylin yoktu, kendimi diğerleri karşısında tercih vermiyorum!
Ali (a.s) şöyle buyurdu: Öyleyse seni bu iş için mecbur etti?
Ebu Bekır: Çünkü Resulullah (s.a.a) şöyle buyurduğunu duydum Allah benim ümmetimi sapıklık üzere toplamaz, bende milletin toplandığını gördüm ve Resulullah (s.a.a)’in sözünü yerine getirmeye çalıştım. Eğer bir kişinin karşı çıktığını görseydim bu işi kabul etmezdim dedi.
Ali (a.s) şöyle buyurdu. Peygamber (s.a.a) buyurduğu üzere Allah benim ümmetimi sapıklık üzere toplamak, acaba ben bu ümmetten miyim yoksa değil miyim.  Evet dedi.
Ali (a.s) bir grup, Salman, Ammar Ebuzer, Mıkdad, Sad b. İbade gibileri ve Ensardan bir kaç grup senin halife olmanı istemediler, acaba bunlar ümmetten değil miydi? Evet hepsi ümmettendi dedi.
Ali (a.s) öyleyse sen nasıl peygamberi (s.a.a)’in hadisini delil getiriyorsun, kendin de biliyorsun ki bunlar senin hilafetini kabul etmiyorlardı.
Ebu Bekir onların muhalif olmalarından haberim yaktı iş sana erdikten sonra eğer çekilirsem milletin dinden dönmelerinden korktum Ali (a.s) bana söyle bakayım böyle bir işe gelmek isteyenin ne gibi özellikleri olmalıdır? diye buyurdu.
Ebu Bekır Hayrı isteyen, vefalı, yağcılık yapmayan, güzel huylu, adaleti yaymak, kitap ve sünneti bilmeli, zahid, dünya ya düşkün olmamalı, mazlumun hakkını zalimden olmalı öncü (islamda) ve yakınlığı (peygamber (s.a.a) ve olmalıdır dedi.
Ali (a.s) beni Allah’a and veriyorum ey Ebu Bekir bu saydığın sıfatları kendinde mi görüyorsun bendemi görüyorsun? diye buyurdu.
Ebu bekir bunların hepsini sende görüyorum ya Ebul Hasan dedi.
Ali (a.s) Resulullah (s.a.a)’in davetini ben mi önce kabul ettim yoksa sen mi? diye buyurdu… Sen dedi.
Hazret acaba Beraat suresini müşriklere ben mi iletim yoksa sen mi diye buyurdu. Sen dedi.
Resulullah (s.a.a) hicret ettiğinde ben mi canımı siper ettim yoksa sen mi buyurdu. Sen dedi.
Ali (a.s), kadir Hum Peygamber (s.a.a)’in hadisine göre ben mi müslümanların mevlası oldum yoksa sen mi? Sen dedi. buyurdu. Zekat ayetinde
Allah’ın ve Resulünün velayetiyle gelen velayet benim içimidir yoksa senin için mi? Senin içindir diye arz etti.
Peygamber (s.a.a)dan olan menzilet hadisi, ki benim menziletim Harun’un Musa’ya olan menzileti gibidir, benim hakkımda mıdır yoksa senin hakkın da mı? Diye buyurdu. Ebu Bekir senin hakkındadır dedi.
Ali (a.s) Acaba Resulullah (s.a.a) mübahele gününde, beni ve ahalim ve çocuklarınla müşriklerle mübahele (Hıristiyan) için götürdü yolsa senin ahali ve çocuklarını mı götürdü? buyurdu. Sizi götürdü dedi.
Acaba Tathir ayeti benim ve ehlim için mi nazil oldu yoksa sen ve senin ehlin için mi? buyurdu.
Ebu Bekir sen ve senin ehlin için dedi.
Kesa’ gününde Resulullah (s.a.a) benim, ehlim ve çocuklarım için mi dua etti yoksa senin için mi? buyurdu. Sen ve senin ehlin için arz etti.
(Suresinin) sahibi ben miyim sen misin? buyurdu. Ebu Bekir elbette sensin dedi.
Ali (a.s), uhud gününde Asuman’dan yiğit olarak nida edilen sen misin yoksa ben mi? Elbette sensin dedi.
Acaba hayber Resulullah (s.a.a) sancağını eline verip Allah onun vesilesiyle (Hayber kalesini) fethetti sen miydin yoksa ben miydim? buyurdu. Elbette sendin arz etti.
Acaba Amr b. Ebduvud’u öldürerek Resulullah (s.a.a) ve müslümanlardan gamı sen mi kaldırdın yoksa ben mi? buyurdu. Sen dedi.
Acaba Resulullah (s.a.a) kızı Fatime (a.s)’la evlenmesi ve Allah’ın onu asumanda evlenmesi için seçtiği kişi sen misin ben miyim? diye buyurdu Eb-u Bekır sensin dedi.
Ali (a.s) şöyle buyurdu: Peygamber (s.a.a)in torunu ve (reyhanesi) Hasan ve Hüseynin babası ben miyim? ki Peygamber (s.a.a) onlar hakkında cennet gençlerinin efendisi ve babaları onlardan daha faziletlidir, yoksa sen misin? sensin arz etti.
Acaba, cennette iki kanadıyla meleklerle beraber uçan (cafer-i Tayyar’in kardeşi sen misin yoksa ben mi? diye buyurdu. Senin kardeşindir dedi.
Ali (A.S) Resulullah (s.a.a) kaza ilminde ve  ***  da kastettiği kişi *** ben miyim sen misin? buyurdu. Ebu Bekir sensin dedi!
Ali (a.s), Resulullah (s.a.a)’in ashabına Emir-el Muminin diye hitab edilmesini istediği kişi ben miyim sen misin diye buyurdu. Ebu Bekir tabı ki sen dedi.
Resulullah (s.a.a)e ben mi daha yakınım yoksa sen mi? diye buyurdu. Sensin arzetti.
Ali (a.s) Resulullah (s.a.a) Kabe’deki putları kurmak için, seni mi omuzlana aklı yoksa benimi buyurdu. Seni diye arz etti.
Resulullah (s.a.a) dünyada ve ahirette sen benim ***ın sahibisin diye buyurduğu kimse sen misin ben miyim? buyurdu. Senisin dedi.
Peygamber (s.a.a) kapılarını kapatılmasında, bütün ashabın kapatmasını emrettiğinde benim kapımı açık bıraktı senin kapın mı? buyurdu. Ebu Bekir senin kapını.
Ali (a.s), arka arkaya, Resulullah (s.a.a)’in kendi hakkında buyurduğu faziletleri saydıkça Ebu Bekir tasdik ediyordu. Sonra, öyleyse neye karıp bu makam gasbettin?
Buyurdu: Ebu Bekir ağlamaya başladı, ve ya Ebul-Hasan ban bugün kim için fırsat ver bu koru üzerinde düşüneyim dedi sonra hazretin huzurundan ayrılıp kimseyle konuşmadı, Akşam olup uyuyunca Resulullah (s.a.a)’i rüyasında gördü ki ondan yüz çeviriyordu. Ebu Bekir ya Resulullah (s.a.a) emir mi buyurdun yerine getirmedim? dedi. Allah’ın ve Resulünun sevdiği kimse düşman olup hakkı sahibine vermedin buyurdu. Ebu Bekir bu işin ehl-i kimdir? dedi. Seni azarlayan Ali (a.s) dir dedi. Ebu Bekir ona iverdim ya Resulullah dedi ve bir daha hazreti görmedi.
Sabah erkenden Ali (a.s)ın huzura giderek rüyasını anlatıp Ya Ebul Hasan elini uzat biat edeyim dedi. Ali (a.s) elini uzattı Ebu Bekir elini çekerek biat etti. Sonra mescid de gidip rüyasında gördüklerini kendi aralarındaki sohbetlerini anlatacağım ve bu makamdan el çekerek sana teslim olduğunu söyleyeceğim dedi!
Ali (a.s) evet (çok iyi) dedi.
Ebu Bekir hazretin huzurunda ayrılmıştı, rengi değişmiş kendini azarlayarak Ammar birlikte gederken Ömer’le karşılaştı Ömer ne oldu Allah’ın halifesi? dedi.
Ebu Bekir olayı anlattı. Ömer seni Allah’a ant veriyorum Ey Resulullah (s.a.av)in halifesi Ben-i Haşim’in sihirli hilesine aldanma, güvenme bu onların ilk sihirleri değil. (Bu işleri çok yapıyorlar). Ömer o kadar konuştu ki, Ebu bekir aldığı karardan vazgeçip tekrar hilafet makamına yöneldi.
FEDEK GASBI:
Ebu Bekir’in on kötü işlerinde biri peygamber (s.a.a)’in kızı Fatime (a.s)in elinden fedeği almasıydı. Elbette önce biraz fede
k hakkında şerh vermeliyiz. Fedek hayber ve Medine arasında bir köydü ki Medine’ye iki menzillik yolu vardı. Çok iyi mahsulü olan verimli bir hurmalıktı. Orada Yahudi kabileleri oturuyordu.
Hicretin yedisinde, İslam ordusu gelişmeye başladığı zaman, hayber fethinden sonra Allah-u Teala Yahudilerdin kalbine korku salmıştı. Bundan dolayı fedek ahalisi Resulullah (s.a.a)’le anlaşma imzalayarak yarısını kendilerine alıp yarısına müslümanlara verdiler. Sonuçta fedeğin yarısı. Resulullah (s.a.a)in kendi malı oldu. Çünkü askeri girişim ve savaş olmadan bu yer hazretten kendi malı oldu. Aşağıdaki ayet bu konuya şamil olmaktadır.***
Yani: Allah’ın, Resulüne (s.a.a) verdiği mal sizin piyade ve süvarilerinizin hiç bir zahmet çekmeden ele gelen malıdır. (Sizin onda hiçbir) hakkınız yoktur) fakat Allah, her istediğini Resulüne (s.a.a) sahip kılar. (Herşeye) kadirdir gücü yeter bu Ganimet Allah’a Resulüne (s.a.a) diğer kısmı Peygamber (s.a.a) ve İmam (a.s)’ın kontrolü altında askerler arasında paylaştırılan humustan farklıydı. Nitekim Allah-u Teala kuran-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur:
Ama ordu olmadan savaş olursa Enfal’dır. Allah’a ve Resul (s.a.a) üne aittir. Allah-u Teala kitabında şöyle buyurmuştur:***********
Yani Enfal at ve deve ora sürülmemiş olsun. (savaşla de gelmesin). Veya anlaşmayla ele gelen millet malıdır, ve yahut da millet kendi eliyle vermiş olsun. Harap yerler, ve nehirlerin diki Allah Resulünündür. Ondan sonra imamlara aittir, onlar istediği yere harcaya bilirler.
Buna göre Enfal ayeti fedek’e şamil olmaktadır.
Hazreti Sadık (a.s) buyuruyor:******ve humus ayeti şamil olmaktadır. Çünkü müslümanlar onu ele getirmek için hiçbir şey yapmamışlardır. Nasıl ki imam sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: Yahudiler Resulullah (s.a.a)’e anlaşarak fedeği verdiler, şahsen fedeğe sahip oldu.,
Mecme-ul Beyan tefsirinde Usul kafide şu ayetin altında şöyle gelmiştir. Bu ayet Peygamber (s.a.a) nazil olduktan sonra kızı Fatime (a.s)’ı çağırıp, Allah-u teala bana fedeği (ki benim şahsı malımdır) sona vermemi emretti, diye buyurdu. Fatime (a.s) ya Resulullah (s.a.a) bunu sizden ve Allah’tan totaraj kabul ettim diye buyurdu. Bu kenu Ehl-i Sünnet Tefsir-i Selebe, Şevah-iten Tenzil, yunabi-ul mevedde gibi kitaplarda gelmiştir. Bu ayet nazil olduktan sonra Peygamber (s.a.a) fedeği kızı Fatime (a.s)’a verdi.
Resulullah (s.a.a) hayattayken fedek hz. Fatime (a.s)’ın elindeydi mahsulleri toplamak için işçiler görevlendirmişti. Gelirini de Ben-i ve Haşimin ve diğer fakirleri arasında paylaştırıyordu. Ama Resulullah (s.a.a) vefat ettikten sonra Ebu Bekir Hz. Fatime (a.s)’ın fedek’deki vekilini çıkartıp alinden aldı. Fedek müslümanların  malidir dedi.
Ebu Bekir’in bu ameli gasbi ve her yönden haksızcaydı. Önceden de değindiğimiz gibi fedek Enfal’dan olup Resulullah (s.a.a)in şahsi malıydı. İkinci olarak Peygamber (s.a.a) hayattay’ken Allah’ın emriyle kızı Hz. Fatime (a.s)’a bağışlamıştır üçüncü olarak Hz. Fatime (a.s) babası zamanında fedeğin her hakkı kendisine aitti. Bu konu hakkinda Hz. Fatime (a.s) Ebu Bekiri mescitte, muhacir ve Ensarın özünde Ebu Bekir’i mahkum etti.
Ebu Bekir yalan bir hadisle; Peygamberden (s.a.a) duydum biz irs bırakmayız bizden geri kalan sadakadır (Ümmetin malıdır) dedi.
Hz. Zehra (a.s) şöyle buyurdu: Ey! Kehafe’nin oğlu Allah’ın (c.c) kitabın da geldiği gibi babandan sana irs kalıyor da. Kona irs kalmıyor mu? Eğer Peygamberler irs bırakmıyorlarsa sen, Peygamberlerin irs bırakması hakkında nazil ettiği ayet hakkında ne diyorsun sen babana.*töhmet mi o ediyorsun? Yine Zekeriy’ya hakkında şöyle gelmişti.*******
(Zekeriyya Allah’a rahmet kudretiyle, kendinden ve Yakup oğullarından irs alması için çocuk bağışlamasını istiyor).
Diğer ayette de ver. Bura göre hangi delile dayanarak bakamın irsinden bini mahrum ediyorsun.
Acaba Allah ayette sizlere bu hakkı tanıyıp bizi mahrum mu etmiştir? Veya siz babam ve amcamın oğlu Ali (a.s)’dan ve Kur’an’ın hass ve Amma ayetlerini daha mı iyi biliyorsunuz?
Fatime (a.s) Ebu Bekir ve etrafındakileri rezil etti, onlar bu mantık karşısında hiç bir şey söyleyene diler. Ne yazık ki hiçbir netice almadan evinde dündü. hz. Ali (a.s)’a asilerin burnunu yere sürtüp Arabın batıl yoldaki insanlarını toprağa yapıştıran sen değil miydin? Şimdi niçin sessiz oturmuşun? Bu sessizliğin sonucu fedeğim onun bunun elinde oyuncak oldu dedi.
Ali (a.s) bu olaylar karşısında hz. Fatime (a.s)’ı sabre davet edip tavsiyeler de bulunarak sessizliğinin felsefesini açıkladı sabretmenin sebebi peygamber (s.a.a) vasiyeti için olduğunu dedi. Onun için şerh verip gaybın hücceti hakkındı bilgilendirdi hz. Fatime (a.s)’ın bu musibetlerden sonra sabretmekten başka çaresi yoktu. Sonuçta dertleri ve kederleriyle baş başa kaldı. Dertlerini babasını toprağına anlattı. Onun derdinin büyüklüğünü ve mazlumiyetini şu mısralarla biraz anlayabiliriz.
Yani, bana gelen musibetler  eğer gündüze gelseydi gece olurdu.
Gerçekten Sakife ashabının bu işi çok pis ve uygunsuzdu ki Resulullah (s.a.a) vefat ettikten sonra, başsağlığı yerine hazretin geride kalanlarına ve ailesiyle böyle davrandılar. Bir ömür sahrada yaşayan Arab talim ve terbiyeyle diğer milletlere üstün kılıp mücadele ederek zorluklardan sora ki Ayet-i Kerime de bunu değinmektedir.
Sadece yakınlarına sevdi ve muhabbet duyulmasını istemiştir. Ama bu nankör fırka kızının evini yaktılar. onun tek yadigarını hüzünler içinde bırakıp babasının türbesinden başka ona sığınak bırakmadılar.
Tarihçilerin rivayet ettiklerine göre Hz. Fatime (a.s) bu musibetler ve haksızlıklar sonunda hasta olup bu haldeyken de vefat etti.
———————————————-
ALTINCI BÖLÜM
ÇOCUK VE ASHAB
1- O HAZRETİN ÇOCUKLARI
2- ALİ (A.S)İN ASHABI
1- Tarihçiler o hazretin çocuklarını 18’i erkek ve 18’i de kız olmak üzere toplam 36 değişik rakamlarla yazmışlardır. Şeyh Müfid ve Allame-i Tebersi o hazretin 27 çocuğu olduğunu kaydediyor. Özet olarak onlar açıklamağa çalışacağız.
1- Hasan b. Ali (a.s) o hazretin en büyük çocuğu idi. Onun hayatını öğrenmek için “Hsan Kimdir” kitabına müracaat edilebilir. Aynı yazarın kitabı.
2- Huseyin b. Ali (a.s) o hazretin ikinci evladı idi. Onun da hayatını öğrenmek isteyen “Hüseyin kimdir” kitabına müracaat edebilir. Aynı yazarın kitabı.
3- Zeyneb-i Kübra (s.a) (Akile) hicretin altıncı yılında dünya’ya geldi. Amcasının oğlu Abdullah ile evlenhmişti.
4- Zeyneb-i Suüra, lakabı Ümmü Kulsüm idi. Bu dört tanesinin annesi Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a)in kızı ve Hz. Ali’nin (a.s) ilk eşi olan Hz. Fatimet-uz-Zehra (s.a) idi. Hz. Fatime (s.a) hayatta olduğu sure içerisinde Hz. Ali (a.s) başka birisiyle evlenmedi.
5- Muhammed-i Hanefiyye lakabı Ebulkasım. Annesi Cafer bin Kays Hanefi’nin kızıdır.
6-7- Ömer ve Rukayye (ikiz) olarak dünya’ya geldiler anneleri ise Ümmü Habibin kızı Rebiâdır.
8-9-10-11- Abbaş (Hz. Ebulfal) Cafer, Osman ve Abdullah her dördüde kerbela’da en üstün şehadet mertebesine nail oldular. Anneleri Hazam b. Halid-i kelabi’nin kızı Ümmü-l-Benindir. Çocuklarının Şahadetin de şöyle demiş.
Hz. Ali (a.s) Ümmül benin-ile Kardeşi Akil’in önerisiyle evlendi. Akîl Arap neseplerini çok iyi bilen biriydi. hz. Ali (a.s) ona “Bana cesur, kahraman doğuracak birisini bul diye buyurdu” Akil ise Ümmül-benin-i Kelabi ile evlen Arap kabileleri arasında onların babalarından daha cesur kahraman biri yoktur. Hz. Ali (a.s)’ın gayesi hz. Ebulfazl idi o kendi kardeşleriyle birlikte imam Huseyin (a.s) yanında kerbelada şehadet şerbetini içtiler.
Seyyid Cafer-i Hilli dertli mısralarla Ebulfazl (a.s)ınbabasından ona miras kalan cesaret ve kahramanlığını şöyle dile getirir;
12- Yahya, annesi Umeys’in kızı Esma’dır. Yahya daha küçükken babasının şahdetinden önce vefat etmişti. Esma önce Cafer bin Abu Talip ile evliydi. Huta savaşında Cafer şehid olunca Ebu bekir Esma ile evlendi ve Muhammed ondan dünyaya geldi. Ebubekir vefat ettikten sonra Hz. Ali (a.s) Esma ile evlendi.
13-14- Ümmü-l Hasan ve Ramle anneleri Urve b. Mesud sakafi’nin kızı Ümmü Said’tir.
15-16- Muhammed Asker ve Abdullah, anneleri Mesud’u Darmiyyenin kızı Leyla’dır. Bunların her ikisi de kerbelada şehit oldular.
17-27- Nefise, Zeyneb-i Suüra, Rekeyye-i Suğra, Ümmü Hani, Ümmü Kiram, Cemane, Emame, Ümmü Seleme, Meymune, Hatice, Fatime, Bu çocuklar başka hanımlardan dünyaya gelmiştir. Ali (a.s) fakat Hz. Hasan (a.s) Hz. Hüseyin (a.s) Muhammed Hanefi, Ömer ve Hz. Ebulfazl bu beş evladından torun sahibi olmuştur.

2- HZ. ALİ(a.s)’NİN ASHABI
Hz. Ali (a.s)ın her durumda, muhabbeti ve itaati yolunda can vermekten çekinmeyen fedakar has sahabesi ve şiaları vardı ve daima o hazretin lütuf ve inayeti altında bulunmuşlardır. Bunlardan bazıları özellikle zikredilecektir.
1- MALİK EŞTER-İ NAHA-İ: Malik’in tarif ve vasıflarını bu birkaç satırda özetlemek mümkün olmadığından, biz onun hakkında Hz. Ali(a.s)ın Mısır halkına yazdığı mektuba işaret etmekle yetineceğiz. “Allah kullarından birinin size hükümet etmek üzere gönderdim o korkulu günlerde yatmıyor; vahşet ve ızdıraplı saatlerde düşman karşısından kaçmıyor ve korkmuyor; Kötülere karşı ateşten daha yakıcıdır. O, Mazheç kabilesinden Malik b. Haristir. Öyle ise O’nu dinleyin ve hakka mutabık olan emirlerini yerine getirin Zira O Allahın kılıçlarından bir kılıçtır ki, keskinliği gitmez. Vuruşu etkisiz ve faydasız değildir. Evet malik Allahın kınından çıkmış kılıcıydı. Ateş saçan bukılıçla münafıkların kölünü kayıyordu. Değerli bir makama sahipti ki Hz. Ali (a.s) o’nun hakkında şöyle buyuruyor: “Malikin bana misbeti, benim Allah rasulüne nisbetim gibidir” Eğer İmamın bu sözüne dikkat edilse, işte o zaman malik’in azamet ve yüceliği anlaşılacaktır.
İbn-i Ebil Hadid, nehcül Belağa’nın Şerhinde diyorki: “Eğer birkimse Allahın arap ve acemden (hiç kimseyi Malik’e denk yaratmamış olduğuna üstadı hz. Ali (a.s) dışında) yemin ederse, yemininde günaha gireceğini zannetmiyorum. Malikin yaşamı Şamlıları, ölümüde ıraklıları perişan etti.
Malik’in sıffin savaşında gösterdiği cengaverlik kahramanlık ve cesaret örneği övgülere siğmaz. Muaviye onu Hz. Ali (a.s)ın sağkolu olarak tanımlıyordu. Sıffin harbinden döndükten sonra Hz. Ali (a.s) o’nu (yukarıda zikredildiği üzere) Mısıra vali tayin etti. Golrum denilen yerde Nafi tarafından zehirlendi. O’nun şehadet haberi Hz. Ali (a.s) öylesine üzdü ki o eşsiz insan için çok ağladı ve buyurduki. “Allah malike rahmet etsin eğer o dağ olsaydı çok azim; eğer taş olsaydı çoksert durdu. O’nun ölümü şamlıları (muaviye taraftarlarını) aziz, Iraklıları zeliletti bundan sonra Malikin bir benzerini daha göremeyeceğim.”
2- Uveys-i Karani: Uveys çok abid ve arif birisiydi ve O’nu sekiz meşhur zahitten biri saymışlardır. Yemende devecilikle uğrasıyordu annesinin geçimi o’nun üzerineydi. Hz. Peygamber (s.a.a)i ziyaret için, annesinden Medineye gitmek için izin içtedi. Annesi git ama yarım günden fazla kalma dedi. Uveys medinye yetiştiğinde, doğruca Hz. Peygamber (s.a.a)in evine gitti. Nevarki o sırada Hz. Peygamber(s.a.a) medinede değildiler. Uveys birkaç saat sonra – Rasulullah (s.a.a)ı ziyaret edemeden yemene geri döndü. Hz. Resul (s.a.a) medineye döndüğpünde, eve girir girmez burada gördüğüm nur kimin nurudur. buyurdu. Dedilerki yemenden uveys isminde bir deveci gelmişti. Bir müddet kaldıktan sonra geri döndü Hazret şöyle buyurdu: “Bu nuru bizim eve hediye olarak bıraktı.
Mü’minlerin meclisinde peygamber-i Ekrem (s.a.a) O’nu Nefs-ur Rahman diye anar ve şöyle buyururdu ben yemen tarafından Allahın kokusunu alıyozum. Selaman Bu şahıs kimdiri dedi. Hazret “O yemenli bir kişidir ki, O’na Uveys-i Karani diyorlar, Kıyamet gününde yalnız haşrolacak. Muzar ve Rabia kabilelerinin sayısınca İnsanlara şefaatedecek sizden kim onu görse, benim selamımı o’na iletsin.”
Ulveys Sıffin harbinde Ali (a.s)ın hizmetine gelerek ve biatetti o’nun ordusuyla beraber savaşa katıldı ve o savaşta da şehit oldu.
3- Muhammed ibn-i Ebu bekr: Hz. Ali (a.s)ın has sahabilerindendi. Oö hazretin öğlu yerinde idi. O’nun hakkında “Muhammed benim oğlum idi ama Ebubekirin sülbündendir diye” buyurmuşlardır. Cemel ve sıffin savaşlarında Hz. Ali (a.s)ın ordusunda kahramanlıklar yarattı. Ali (a.s) tarafından Mısır hakimliğine tayin olundu. Buceden işaret edildiği gibi Muaviyenin emriyle ve Amr ibni As’ın hileleri sonucu Mısır halkı onakarşı ayaklandı,O’nu öldürdükten sonra cesedini ölmüş bir eşeğin karnına koyup, ateş yaktılar.
O’nun Şehadet haberi Ali (a.s) sonderece perişan etti. Zira muhammed, Ali (a.s)ın vefalı dostlarından olmasının yanısıra annesi Esma binti umeys’de o hazretin zevcesiydi. Muhammed sehit olduğunda yirmi sekiz yaşındaydı, yedi yaşında bir çocuğu vardı. Aşağida tercümesini zikredeceğimiz şiir Muhammed b. Ebu Bekir’e aittir. Ali (a.s)ın hakkaniyyeti ve babasını serzeniş için okumuştur.
– Ey baba biz doğru ve salah olanı (Ali (a.s)a uyarak) bulduk.
Babası sen olduğun kimse ziyankar ve rüsuadır.
– Mercanları tuzlu deniz suyundan çıkaran Allah.
Beni de senin sülbünden çıkardı.
– Kadir-i hum’daki ahdini unuttunmu?
Ve o meb’us olanın söyleyip şerhettiği şeyleri
– Acaba o gün Ahmed (s.a.a) yerine Seni mi vasiyyet etti?
Yoksa hayber kapılarını açanımı vasiyyetetti?
– Harınki mahşerde mazaretin ne olacak (hilafeti gasbettin)
Hakkın açığa çıkacağı gün yazıklar olsun sana
– Göklerin Rabbinden üzerine rüsvaylık ve aşağılık olsun.
Güvercinler ötmeye devam ettiği müddetçe
– Ey Fatıma evladı, benim sığınağım sizlersiniz.
Sizinle, benim mizanım ağırgelecek mahşer günü,
-Sizin dostluğunuz kalbimde halisane olduktan sonra,
Hangi itin beni nasıl ısıracağından korkum yoktur.
(Tuhfe-i Nasıri kitabından)
4- Meysem-i Tammar: Ali(a.s)ın has sahabelerinden idi ve o hazretin sevgisini kazanmış bir şahsiyetti. Ali (a.s) karşı dostluk ve muhabbeti sabit ve sadıktı. Sanuçta o hazrete olan muhabbeti nedeniyle, ubeydullah b. Ziyat tarafından idam edildi ve o lain Meysem’i çok feci bir çekilde şehid etti. Ali (a.s), önceden o’nun ibn-i Ziyad tarafından şehid edileceğini hatta Meysemin asılacağı hurmanın dalını bile o’na göstermişti Meysem arasıra o ağaca suveriyor ve O’nun dibinde namazkılıyordu. O ağaç Amr b. Harisin evine yakındı. Meysem O’na “Ben sana komşu olacağım komşuluk hakkıma riayet et” diyordu, Amr’da o’nun yakınlarda bir ev almak gayesiyle söylediğini zannediyordu. Ama b. Ziyadın emriyle Meysemin idamından sonra, Amr O’nun o sözden maksadının ne olduğunu anlamıştı.
5- Kumeyl b. Ziyad: Tabiinin büyüklerinden ve Ali (a.s)ın has ashabin dan idi ve arifler o’na “Emir-ul Mü’mininin sırrının sahibi” derler Nitekim kendisi bir şeyin hakikati’ni sorduğu gaman “Ben senin sırrının sahibi değilmiyim?” dedi. Ali(a.s)ın ona talim ettiği Kumeyl meşhurdu.r Haccac ibni Yusuf Kufe valisi olunca Kumeyli çağırttı. O Haccacın kendisini öldüreceğini bildiği için firar etti. Haccac Kumeylin kavmini ambargo uyguladı. Budurum karşısında kumeyl dediki, “Ben yaşlandım, ömrümün sonuna geldiğim bu dönemde akrabalarımın bahşişlerden mahrum kalması doğru değil dedi. Sonra Haccac’a teslim oldu. Haccac “çoktandır seni görmek istiyordum” dedi. Kumeyl: “Benim ömrümden birşey kalmadı lakin Allah dümden sonra hesabın var olduğunu vaadetmiştir ve Emir-ül müminin (a.s) benim katilimin sen olacağını haber verdi. Haccac “sen Osmanın katline ortak oldun dedi. Bu bahaneyle emir verdi, başını bedeninden ayırdılar ve Kumeyl doksan yaşında şehadete erişti.
6- Abdullah ibn-i Abbas: Ali (a.s)ın amcası oğludur ve o hazretin çok değer verdiği sahabilerindendi. İbn-i Abbas neseb, Fıkıh ve tefsir ilimlerinde nazar sahibiydi. Bu iftiharı Hz. Emir (a.s)ın yanında, onun talebeliğinden elde etmiştir. Mevki şinas, basiretli ve Ricalin seçkinlerindendi. Bundan dolayı. Sıffinde Hakemeyn olayında Ali (a.s) onu hakem seçti ama ordusu tarafından geri çevrildi.
İbn-i Abbas Ali (a.s)ın gerçek dost ve şialarından idi Hazret onun şehadetine çok üzülmüştü. Çok ağlaması nedeniyle ömrünün sonlarına doğru artek göremez olmuştu. O halde dünyaya veda etti.
7- Kanber: Ali (a.s)ın özel hadimi idi, Haccac onun yakalatıp sormuş, “Sen dinin kölesi miydin?” diye sorduğunda Kanber “Ben Allah kulcuyum diye cevap verdi ve Ali (a.s) benim velinimetimdir. Haccac “Ali’nin dininden yüzçevir” dediğinder Kanber “Sen öylese beni öyle bir dine hidayet etki, Ali (a.s)nin dininden üstün olsun.” diye cevapverdi. Haccac “madem ki O’nun dininden vazgeçmiyorsun nasıl bir ölüm arzu ediyorsan söyle seni onunla öldüreyim” dedi Kanber “seçim hakkını sana bırakıyorum, dedi. hangisekilde beni öldürsen, bende (Kıyamet günü= aynı ölümle seni öldüreceğim.” Sonuçta haccacın emriyle şehadete erdi.
Hz. İmam Sadık (a.s)dan rivayet edilir ki, Kanber, Ali (a.s)ı çok severdi. o hazret evden çıktığında kanber ole elinde klıç dışarı çıkardı. Bir gece Ali (a.s) “Kanber niçin arkamdan geli yorsun?” arzettiki, “sana bir zarar gelmesinden korkuyorum” imam (a.s) “Sen gök ehlindenmi korumayı düşünüyorsun yoksa yer ehlinden mi?” O “belki zemin ehlinden” dedi imam “Allahın izni olmadan yerehli bana zarar veremez” buyordu. Sonra Kanbergeri. döndü.
8- Ruşeyd-i Haceri: Hz. Ali (a.s) ssven muhibb ve hasashabından idi. Bir gün Ali (a.s) ona şöyle buyurdu “Ey Rüşeyd Beni ümeyyenin zinazadesi (ibn-i Ziyuad) senin ellerini, iki ayağını ve dilini kesmek istediği zaman. Sabrın nasıl olacak?” Arzettiki “Ya emirel-müminin, Sonunda bağışlanma ve cennet var mı?” İmam şöyle buyurdu “Ey Rüşeyd sen dünya ve Ahirette benimlesin”. Ve rivayet edilirki Ali (a.s) birbün ashabıyla hurmalığa gitmişti ve bir hurma ağacının altında oturdular ve ashab ağaçtan bir hayli hurma toplayarak hazretin önüne getirdiler. Rrüşeyd “Ya emirel müminin bunlar negüzel hurmaböyle” diye arzetti. Ali (a.s) şöyle buyurdu “Ey Rüşeyd seni bu ağaca asacaklar” o günden sonra Rüşeyh her gün o ağacın yanına giderek onu suluyordu. Bir gün ağacın yanına gittiğinde o’nun bir dalını kestiklerini gördü. “Benim ecelim de yaklaştı galiba “diye söylendi. O sırada ibn-i ziyadın kölesi gelip, Emir in kendisini istediğini söylemesi üzerine Rüşeyd, ibn-i ziyadın yanına gitti. O Laın “mevlan Alinin yalanlarından bana da söyle” deyince, Rüşeyd “Yemin ederimben yalan söylemem ve mevlam da yalan soylememiştir ve bana senin ellerimi, ayaklarımı ve dilimi keseceğini haber verdi. İbn-i Ziyad “Andolsun ki bizmişdi onun yalanını ortaya çıkarcağız dedi o anda emir verdi o’nun elini ve ayaklarını kestiler ama diline dokunmadılar. O’nu uzyuları kesik halde çarşısının ortasına götürdüler ve o halkın azimetlerini haber veriyordu o zaman ibni Ziyad dilinin kesilmesini de emretti ve sonra aynı hurma ağacına asarak idam ettiler.
9- Sahl b. Huneyf: Hz. Ali (a.s)ın halis dostlarından idi Sıffinde gorlu çatışmalara girdi, sıffin dönüşünde Kufede vefat etti. Sehl Rasulü ekremin zamanında da gazvelere katılmıştı. Uhutta Peygamber (s.a.a)ın etrafında etten ve kemikten siper oluşturarak o hazreti savunanlardan biriydi. Güvenilür kişilerdendi. Hz. Ali (a.s) cemel savaşi çin Basra’ya hareket ettiği zaman. O’nu medinede kendi yerine bırakmıştı.
10-11: Sa’saa ibni suhan ve Zeyd ibni Suhan: Bu iki kardeş te Ali (a.s)ın ashabından idiler. Zeyd cemel savaşında Şehit oldu. Muaviye Kufeye geldiğinde sa’saa muaviyeye gönlüm seni halife olarak görmek istemiyordu.” dedi. Muaviye şöyle dedi “Şimdi ki beni halife olarak kabul ediyorsun minbere çık ve Aliye küfret”.
Sa’saa minbere çıktı ve “Ey halk dedi Muaviye bana şöyle dedi amaben Muaviye ve onun gibi Aliye lanet oluyanlara lanet mesciddekilerde amin dediler.
12- Ammar Yasir: Ammar, omer zamanında Kufe valisi idi ve Kufede Ali (a.s)in faziletlerini onlatıyordu. Ömer bunu işitince O’nu azletti. Ammar, Medineye gelince, ömer “Azledildiğinden dolayı üzgünmüsün?” diye sordu Ammar zaten “senin tarafından mensub olmaktan dolayı memnun değildim şimdi azledildiğime nasıl üzüle bilirim! diye cevap verdi. Ammar sıffinde canla başla çarpışarak şehit oldu. O zaman yaşı doksanın üzerinde idi. Ali (a.s) onun ölümüne çok üzüldü.
Hz. Ali (a.s) Hıcr-ibni Adiy, Kays ibni sa’d, Adiy bin Hatem ve bunların emsali bir çok sahabeleri vardı hepsi de o hazretin yanında güvenilir ve itimad edilir kişilerdendiler.


more post like this