Hz. Ali’nin Diliyle Hz. Muhammed (s.a.a)
“İmam Ali (a.s), Kufe mescidinde kılıcını kuşandığı bir sırada kendisine Peygamberin (cismani) özelliklerini soran birisine şöyle buyurmuştur:
“Allah Resulü’nün (s.a.a) beyaz ve kırmızıya çalan bir yüzü, iri ve siyah gözleri, düz ve yumuşak saçları, gür sakalı, dolgun olmayan ve kemikli yanakları, kulak memesine kadar uzanan saçları, gümüş bir ibriği andıran boynu vardı
ve boğazının altından karnına kadar ney gibi biten kıldan ince bir çizgi vardı. Ondan başka göğsünde ve karnında bir kıl yoktu. El ve ayakları kalın ve kemikli idi. Yol yürüdüğünde yokuştan aşağı iner gibi yürür, kalktığında da seri ve çabuk davranırdı.
Bir yöne dönünce bütün bedeniyle dönerdi. Yüzündeki ter taneleri bir inci gibiydi. Bedeninin teri miskten daha güzel kokuyordu. Ne kısa boyluydu, ne de uzun. Ne güçsüz idi ne de düşük. Onun gibi birini ne ondan önce ve ne de ondan sonra gördüm.”[1]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah, sütten kesildiği andan itibaren meleklerin büyüklerinden birini ona (s.a.a) arkadaş etmişti. O melek, ona gece gündüz yüceliklerin yolunu, alemin güzel ahlakını öğretirdi… Her yıl Hira dağına çekilirdi, onu ben görürdüm,
benden başkası da görmezdi. O gün İslam Resulullah ve Hatice’nin evinden başka hiç bir evde yoktu; ben de onların üçüncüsüydüm. Vahyin ve risaletin nurunu görür, nübüvvetinin kokusunu duyardım. Gerçekten de ona (s.a.a) vahiy geldiği zaman, şeytanın inlemesini duydum da
“Ya Resulullah! Bu inleme nedir?” dedim. “Bu kendisine kulluk edilmesinden ümidini kesen şeytandır. Benim duyduğumu duyuyor, gördüğümü görüyorsun. Ancak sen nebi değilsin, vezirsin ve hayır üzeresin” dedi. Kureyş’in ileri gelenleri ona (s.a.a) geldiğinde onunla beraberdim.
“Ya Muhammed! Sen atalarından ve ailenden hiç kimsenin bulunmadığı büyük bir iddiada bulunuyorsun, biz senden, nebi ve resul olduğunu bilmemizi sağlayacak bir şey göstermeni istiyoruz. Eğer yapmazsan, seni sihirbaz ve yalancı biliriz” dediler.
Resulullah (s.a.a) “Ne istiyorsunuz?” dedi. “Bizim için şu ağacı çağır da köküyle beraber yerinden sökülüp yanına gelsin” dediler. O (s.a.a) , “Allah şüphesiz her şeye kadirdir; eğer Allah sizin için bunu yaparsa hakka iman ederek şahadet eder misiniz?” dedi. “Evet” dediler.
“İstediğinizi size göstereceğim, hayra dönmeyeceğinizi de biliyorum. İçinizde (Bedir’de) kuyuya atılacak, (Hendek’te) hiziplere ayrılacak kimseler var” dedi. Sonra “Ey ağaç eğer Allah’a ve ahiret gününe iman ediyor ve benim Allah’ın Resulü olduğumu biliyorsan, Allah’ın izniyle kökünle beraber sökül ve önümde dur” dedi.
Onu hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki ağaç yerinden söküldü, şiddetli bir gürültü kopardı, kuşun kanatlarını çırpması gibi ses çıkararak yerinden sökülüp geldi, dalları kuşların kanatları gibi birbirine değerek Resulullah’ın (s.a.a) önünde durdu.
En yüksek dalı Resulullah’ın (s.a.a) üzerine, bazı dalları da benim omuzlarıma geldi. Ben Resulullah’ın (s.a.a) sağındaydım. Onlar bunu gördükleri zaman kibirlenip böbürlenerek “Ona emret tekrar gelsin fakat yarısı orada kalsın” dediler. O da bunu emretti. O da daha şaşırtıcı bir şekilde daha şiddetli bir sesle yarım olarak geldi; neredeyse Resulullah’a (s.a.a) sarılacaktı. İnkar ve kibir dolu olarak “Tekrar bu yarısına emret de geldiği gibi öbür yarısına dönsün” dediler.
Resulullah, o yarıya emretti ve o da döndü. “Allah’tan başka ilah yoktur; ben sana iman edenlerin ilkiyim ya Resulullah” dedim. “Sözünü yüceltmek, nübüvvetini tasdik etmek için Allah’ın emriyle bu ağacın emredileni yaptığını ikrar edenlerin de ilkiyim” dedim.
Onların hepsi birden; “Hayır, sihirbaz ve yalancıdır. Sihrinin şaşırtıcılığı bu işi kolaylaştırdı. Bu işinde ancak bunun (beni kastediyorlardı) gibiler sana inanabilir” dediler. Ben, Allah yolunda olan, kınayıcının kınamasına aldırış etmeyen, simaları sıddıkların siması, sözleri iyilerin sözleri olan bir toplumdanım. Onlar geceyi (ibadetle) ihya ederler,
gündüzün yol gösteren işaretleri olurlar. Onlar, Kur’an’a sımsıkı sarılmışlardır. Allah’ın ve Resulünün sünnetlerini diriltirler, kibirlenmezler, büyüklük taslamazlar, hıyanet etmezler, bozgunculuk yapmazlar. Kalpleri cennette, bedenleri ameldedir” [2]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (s.a.a) göğe götürüldüğü gecenin sabahı ben onunla birlikteydim ve o kendi odasında namaz kılıyordu. Namazı bitince ben de namazımı sona erdirdim. Şiddetli bir ses işittim ve şöyle arzettim:
“Ey Allah’ın Resulü! Bu ses nedir?” Peygamber şöyle buyurdu: “Bilmiyor musun?! Bu ses dün gece göğe götürüldüğümü anlayan şeytanın sesidir. Bu günden sonra yeryüzünde kendisine ibadet edilmesinden ümidini kesmiştir.” [3]
Şöyle diyorum: “İbn-i Ebi’l-Hadid bu hadisin altında şöyle diyor: “Bu konunun benzeri bizzat Peygamber’den (s.a.a.) rivayet edilmiştir. Ensar’dan yetmiş kişi Akabe’de Peygamber’e biat edince, gecenin ortasında kalbinden (derinliklerinden) bir ses işitildi ki şöyle diyordu:
“Ey Mekke Ehli! Bu kınanmış ve dinden dönmüşler sizlerle savaşmak için el birliği etmişlerdir.” Allah Resulü (s.a.a) Ensar’a şöyle buyurdu: “Ne söylediğini işitiyor musunuz? Bu Akabe şeytanıdır.” [4]
İbn-i Ebi’l-Hadid daha sonra şöyle diyor: “Allah Resulü’nün (s.a.a) seslendiği ağaç konusunda nakledilen rivayetler oldukça fazladır ve istifaze derecesine ulaşmıştır.
Hadis alimleri onu kitaplarında nakletmiş, mütekellimler de bu konuyu peygamber’in (s.a.a) mucizelerinden saymışlardır. Bu hadislerin çoğu bu haberi Müminlerin Emiri’nin (a.s) hutbesinde yer aldığı şekliyle rivayet etmişlerdir
ve bazısı da onu özetle rivayet etmiş ve Peygamber’in ağaca seslendiğini o ağacın da yeryüzünü yararak Peygamber’in (s.a.a) yanına geldiğini söylemişlerdir.” [5]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben Mekke’de Peygamber (s.a.a) ile birlikteydim. Onunla birlikte şehrin etrafındaki bölgelerden birine gittik. Peygamberin yolda gördüğü dağ, toprak ve ağaç kendisine şöyle sesleniyordu: “Selam olsun sana ey Allah’ın Resulü!” [6]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü (s.a.a) ile Mekke vadilerinden birine gittim. Peygamber’in geçtiği her taş ve ağaç kendisine şöyle sesleniyordu: “Selam olsun sana ey Allah’ın Resulü!” Ben de bu sesi işitiyordum.” [7]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “(Halk dalalet içindeydi.) Derken Allah Muhammed’i (s.a.a) şahit, müjdeleyici ve korkutucu olarak ümmetine gönderdi. Çocukluğunda insanların en hayırlısı, olgunluğunda en seçkini idi. Ahlak bakımından temizlerin en temiz kılınmışıydı. Cömertlik bakımından kendisinden hayır umulanların en cömerti idi.” [8]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “O’nu nebiler soyundan, ışıklar saçan en yüce yerden, Mekke’nin göbeğinden, karanlıkları aydınlatan nurlardan, hikmet kaynaklarından seçmiştir.” [9]
Hz. Ali Peygamber (s.a.a) hakkında şöyle buyurmuştur: “Peygamber, dileyenlere hidayet ateşini alevlendiren ve şaşıranlara işaretleri gösterendir. Allahım! O senin eminin, din gününde tanığın; nimetinle, hak ile rahmet olarak gönderdiğin elçindir.” [10]
İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: “Ta ki ateşini yaktı, sapık karanlık yolda yürüyenler için hak yolu aydınlattı. Günah ve fitne bataklı¬ğına batmış gönüller onunla hidayete erdi. Apaçık nişa¬neleri ve dini hükümleri (toplumda) ikame etti.” [11]
İmam Ali (a.s) hakeza şöyle buyurmuştur: “O, görevini aşikar kıldı, rabbinin mesajlarını iletti. Böylece Allah onun vesilesiyle insanlar arasında barışı hakim kıldı. Yolları güvenli kıldı, kan dökülmesini önledi. Kinli kalpleri yakin (ölüm) gelip çatıncaya kadar birbirine ısındırdı.” [12]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Peygamber karşılaştığı iki işten mutlaka en zor olanı seçerdi.” [13]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Muhammed’den (s.a.a) daha iyi bir insan yaratmamıştır.” [14]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Onu aydınlatıcı bir nur, şüpheleri gideren kesin bir delil, apaçık bir yöntem ve yol gösterici bir kitapla gönderdi. Ailesi en hayırlı aile, soyu en iyi soydur. Dalları düzgündür, meyveleri kolay toplanır. Doğduğu yer Mekke, göçtüğü yer tertemiz Medine’dir.” [15]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sonunda şanı yüce olan Allah’ın Lütfü Muhammed’e (s.a.a) ulaştı. Onu en yüce kaynaktan, en değerli ekin topraklarından; enbiyasını açığa çıkardığı ve eminlerini seçtiği ağaçtan çıkarmıştır. Soyu soyların, ailesi ailelerin, şeceresi şecerelilerin en hayırlısıdır. Yolu itidal, sünneti rüşt (olgunluk), sözü Furkan (hakla batılı ayıran), hükmü adil olandır.” [16]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “O (Peygamber), dertlerine deva bulmak için tıp bilgisiyle hastalarını dolaşan bir hekimdir. İlaçlarını hazırlamış, tıp malzemelerini ısıtmıştır ve ihtiyaç duyulduğunda onlarla kör gönülleri, sağır kulakları, söylemez dilleri iyileştirir.
Gaflet ve şaşkınlık içinde olanları ilaçlarıyla iyileştirmek için arar bulur. Ama (Ümeyyeoğulları) hikmet nuruyla nurlanmamış, nurlu ilimlerin ışığıyla aydınlanmamış kimselerdir. Onlar bu durumda otlayan dört ayaklı hayvanlara benzemekte; katılıklar, kayaları taşları andırmaktadır.” [17]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Halkı O’na (Allah’a) itaate çağıran, dini yolunda cihad ederek düşmanlarını mağlup eden; yalanlayanların toplanıp birleşmelerinin ve nurunu söndürmek isteyenlerin gayretinin ona engel olamadığı Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim” [18]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Münezzeh olan Allah, Muhammed’i (s.a.a) âlemler için uyarıcı, Resulleri için de şahit olarak gönderdi.” [19]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Muhammed’i (s.a.a) hakka davetçi ve halka şahit olarak göndermiştir. Risaletlerini gevşemeden ve ihmal etmeden tebliğ etmiş ve Allah yolunda Allah düşmanlarıyla gevşemeden, bahane ileri sürmeden cihad etmiştir. O muttakilerin imamı ve hidayete erenlerin gözüdür.” [20]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah onu ikna edici delillerle ve apaçık bir zafer ve apaydın bir yolla göndermiştir. O da risaleti açıkça tebliğ etmiş ve delillere dayanarak insanları risalete sevk etmeyi üstlenmiştir.” [21]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Onu yeterli delil… şifa verici, öğüt ve telafi eden bir davetle gönderdi.” [22]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah, Peygamberi ışıkla göndermiş, seçerek öne geçirmiş ve ayrılıkları onunla gidermiştir. Galiplere Peygamberle üstün gelinmiş, zorluklar onunla aşılmış, problemler onunla çözülmüş, sağdan ve soldan gelen sapıklık sona erdirilmiştir.” [23]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah, emrini bildirmek, uyarısını söylemek için onu göndermiştir. O da emin olarak eda etmiş, kâmil olarak geçip gitmiş ve aramıza hak bayrağını bırakıp gitmiştir.” [24]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Hakeza şahadet ederim ki Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Onu meşhur bir din, aktarılmış bir ilim,
Yazılmış bir kitap, parıldayan bir nur, ışıldayan bir ışık ve insanlar arasında hükmeden bir emirle şüpheleri gidermek, apaçık delillerle dillendirmek, mucizeleriyle sakındırmak ve cezalarla korkutmak için gönderdi. O zaman insanlar din ipini koparan fitnelere düşmüştü.” [25]
İmam Ali (a.s) Resulullah’a (s.a.a) gusül verip teçhiziyle uğraşırken şöyle buyurmuştur: “Anam babam sana feda olsun ya Resulellah! Başkasının vefatıyla kesilmeyecek olan nübüvvet haberleri ve göklerden gelen hükümler senin vefatınla kesildi.
Sen¬in vefatının bir özelliği vardır; senin ölümünün musibetine duçar olanlar başka musibetleri unuttular ve herkes aynı şekilde senin ölümünün musibetinde yasa büründü… Anam babam sana feda olsun! Rabbinin katında bizi hatırla, bizi unutma!” [26]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! En değerli rahmetini ve aşkın bereketini, kulun ve elçin Muhammed’e özgü kıl ki o kendinden önce gelip geçen peygamberlerin sonuncusu, kilitlenmiş şeyleri açan ve hakkı hakk ile aşikâr kılandır… Allah’ım! (rahmet ve ihsan) gölgende ona geniş, ferah bir yer ver, fazlından kat kat hayırlar nasip et. Allah’ım!
Onun binasını (önceki) bina yapanların binasından (onun dinini, önceki dinlerden) yüce kıl, nezdinde derecesini değerli kıl. Nurunu tamamla, risaletini kabulüne karşılık olarak tanıklığını kabul et. Adalet mantığının sahibinin ve hak-batılı ayıran peygamberin sözünü makbul, rızana uygun kıl.” [27]
İmam Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ben Muhammed’in (s.a.a) kölelerinden bir köleyim.” [28]
ABNA.İR
[2] Nehc’ül-Belağa, 192. Hutbe
[3] Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 13/209
[4] a.g.e.
[5] a.g.e. 13/214
[6] Kenz’ul-Ummal, 35370
[7] a.g.e. 35436
[8] Nehc’ül-Belağa, 105. hutbe; Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 7/117
[9] Nehc’ül-Belağa, 108. hutbe; Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 7/182
[10] Nehc’ül-Belağa, 106. hutbe; Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 7/173
[11] Nehc’ül-Belağa, 72. hutbe
[12] Şerh-i Nehc’ül-Belağa-i İbn-i Ebi’l-Hadid, 1/309
[13] Mekarim’ul-Ahlak, 1/61/55
[14] el-Kafi, 1/440/2
[15] Nehc’ül-Belağa, 161. hutbe
[16] a.g.e. 94
[17] a.g.e. 108
[18] a.g.e. 190
[19] a.g.e. 62. mektup
[20] a.g.e. 116. hutbe
[21] a.g.e. 185
[22] a.g.e. 161
[23] Nehc’ül-Belağa, 213. hutbe
[24] a.g.e. 100
[25] a.g.e. 2
[26] a.g.e. 235
[27] a.g.e. 72
[28] et-Tevhid, 174/3


more post like this