İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Hz. Fatıma-i Zehra (aleyhasselam)’ın Şehadeti

    Hz. Fatıma-i Zehra (aleyhasselam)’ın Şehadeti

    • necefi
    • islamic-sources
    Hz. Fatıma-i Zehra (aleyhasselam)’ın Şehadeti
    Rate this post

     

    İlklerin ve sonların, gelmiş geçmiş ve gelecek olan bütün dünya kadınlarının efendisi, Allah Resulünün kalbinin neşesi, Ehlibeyt’in üçüncü şahsiyeti, Ehlibeyt imamlarının annesi Fatima-i Zehra (selamullahi alayha)nın mazlumane şahadetini başta sahibimiz ve efendimiz olan oğlu İmam-i Zaman olmak üzere bütün İslam âlemine ve Ehlibeyt muhiplerine tesliyet arz ediyoruz.
    Gerçekten de Hz. Fatıma (alayhasselam) yaşayışıyla, ibadetiyle, üstün ahlakıyla, hak ve hakikatten yana tavır almasıyla, velayeti savunmak uğruna çekinmeden canı dâhil bütün varlığını ortaya koyarak şahadeti istikbal etmesiyle Allah Resulü ve Hz. Ali’den sonra insanlık âleminde masumiyetin, faziletin, insanı değerlerin ve hak ve hakikatten yana olmanın en büyük üstadıdır.
    Böyle bir yüce şahsiyetten bütün insanlık âleminin özellikle de mümin kadınların alacakları sayısız dersler ve güzel örnekler vardır.
    Hz. Fatıma’nın yüceliği, üstün şahsiyeti ve fazileti hakkında Allah Resulü ve Ehlibeyt İmamları’ndan sayısız hadisler gelmiştir. Teberrük kastıyla onlardan bazısına işaret ediyoruz:
    Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
    “Dünya kadınlarının en üstünü dört kişidir: “İmran’ın kızı Meryem, Muhammed’in kızı Fatıma, Huveyled’in kızı Hatice ve Firavun’un hanımı Asiye.”[1]
    Yine buyurmuşlardır ki:
    “Fatıma (a.s), ilklerden ve sonrakilerden bütün cennet kadınlarının en üstünüdür.”[2]
    Yine Hz. Resulullah (s.a.a), Hz. Fatıma’ya şöyle buyurmuşlardır: “Allah Teâlâ senin gazabınla gazap eder, senin hoşnutluğunla da hoşnut olur.”[3]
    Yusuf bin Zebyan der ki: Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdular:
    “Fatıma (a.s), Allah katında dokuz isimle çağrılır: ‘Fatıma, Siddika, Mübareke, Tahire, Zekiyye, Raziye, Merziyye, Muhaddese, Zehra. ‘Sonra ‘Fatıma’nın ne anlama geldiğini biliyor musun?’ buyurdular. Ben: ‘Efendim bana açıkla’ dedim. Bunun üzerine, İmam (a.s) şöyle buyurdular: ‘Fatıma denilmesinin sebebi, şer ve kötülüklerden masum ve mahfuz olduğu içindir.’ Sonra da şunu eklediler: ‘Eğer Ali (a.s) olmasaydı, Âdem’den kıyamete kadar yeryüzünde Fatıma için layık bir eş bulunmazdı.'[4]
    Hz. Peygamber (s.a.a) buyurmuşlardır ki:
    “Fatıma bedenimin bir parçasıdır, ona eziyet bana eziyettir, onun hoşnutluğu benim hoşnutluğumdur ve Fatıma insanların bana en aziz olanıdır.” [5]
    İbn-i Abbas şöyle diyor: “Bir gün Hz. Resulullah (s.a.a) oturuyordu. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin (aleyhim’us-selam) da Peygamber’in yanındaydılar. Bu arada Hazret şöyle buyurdular: ‘Allah’ım, biliyorsun ki, bunlar benim Ehl-i Beyt’im ve (nezdimde) insanların en değerlisidirler. Allah’ım, onları seveni sev, onlara düşman olanlara düşman ol, onlara yardım edene yardım et, onları bütün kötülüklerden münezzeh kıl, bütün günahlardan koru ve Ruh’ul- Kudus vasıtasıyla onları teyit et.’ Daha sonra da şöyle buyurdular: ‘Ya Ali! Sen benden sonra ümmetin İmamı ve benim vasimsin. Sen müminleri cennete doğru hidayet edeceksin. Sanki kızım Fatıma’nın kıyamet günü nurdan olan bir bineğe bindiğini, sağ tarafında yetmiş bin melek, sol tarafında yetmiş bin melek, arkasında yetmiş bin melek ve önünde yetmiş bin melek olduğu halde hareket ettiğini ve ümmetimin mümin kadınlarını cennete götürdüğünü görür gibiyim. Beş vakit namazlarını kılan, Ramazan ayında oruç tutan, Allah’ın evini ziyaret eden, malının zekâtını veren, kocasına itaat eden ve Ali’yi seven her kadın, Fatıma’nın şefaati vasıtasıyla cennete girecektir ve Fatıma dünya kadınlarının en üstünüdür.’ Bu arada Hz. Resulullah’a: ‘Fatıma sadece kendi asrının kadınlarının mı büyüğüdür?’ diye soruldu. Bunun üzerine Hazret şöyle buyurdular: ‘Kendi asrının kadınlarının büyüğü olan Meryem binti İmran’dır. Kızım Fatıma, geçmiş ve gelecekteki bütün kadınların en üstünüdür…”[6]
    Yine Hz. Resulullah (s.a.a) Selman’a şöyle buyurmuşlardır:
    “Ey Selman! Kim kızım Fatıma’yı severse cennette benimle birlikte olur; kim de ona düşman olursa ateşe atılır.
    Ey Selman! Fatıma’ya sevgi beslemenin yüz yerde insana faydası dokunur; o yerlerin en kolayı şunlardır: Ölüm zamanı, kabre koyulurken, terazi kurulduğunda, mahşer günü, sırat köprüsünde ve sorgu sual zamanı.
    Ey Selman! Kızım Fatıma kimden razı olursa ben ondan razıyım; ben de kimden razı olursam Allah ondan razı olur; Fatıma kime gazap ederse ben ona gazap ederim; ben de kime gazap edersem Allah ona gazap eder.
    Ey Selman! O’na ve kocası Emir’ul Muminine, onun torunları ve takipçilerine zulüm edenlerin vay haline.” [7]
    Yine Hz. Resulullah (s.a.a) uzun bir hadiste şöyle buyurmuşlardır:
    “Ey Fatıma! Beni peygamberliğe seçen Allah’a andolsun ki, ben cennete girmedikçe diğer kimselerin cennete girmesi haramdır; sen benden sonra cennete girecek ilk şahıssın…
    Ey Fatıma! Beni hak olarak meb’us kılana andolsun ki, sen kadınların hanım efendisi olarak cennete gireceksin…
    Beni hak olarak peygamber gönderene andolsun ki, Hasan ve Hüseyin de senin sağ ve solunda oldukları halde cennete girecekler; sen cennetin en yüksek yerinden halka bakacaksın, Hamt bayrağı da Ali bin Ebu Talib’in elinde olacaktır…
    Beni Peygamber seçene andolsun ki, senin düşmanlarına düşman olacağım; senin hakkını gasp edenler, seninle dostluk bağını kesip bana yalan atanlar pişman olacaklar, benim karşımda yer üzerinde süründürülecekler…” [8]
    Hz. Resulullah (s.a.a) vefatına yakın bir zamanda Hz. Fatıma’nın elini Hz. Ali’nin eline koyarak şöyle buyurmuşlardır:
    “Ey Ebe’l-Hasan! Bu, Allah’ın emaneti ve O’nun resulü olan Muhammed’in senin yanındaki vediasıdır. Öyleyse beni, O’nun hakkında gözet ve biliyorum ki, sen bunu yapacaksın.
    Ey Ali! Allah’a andolsun ki, O (Fatıma), geçmiş ve gelecekteki cennet kadınlarının en üstünüdür. Allah’a andolsun ki, O, büyük Meryem’dir. Bil ki, Allah’tan O’nun ve senin için dua ettim, Allah da duamı kabul buyurdu…
    Ey Fatıma! Allah’a andolsun ki, sen razı olmadıkça ben razı olmayacağım.” (Bu sözü üç defa tekrarlamışlardır) [9]
    Yine Hz. Resulullah (s.a.a) vefat anında Fatıma (a.s)’a şöyle buyurmuşlardır:
    “Ey Fatıma! Allah’a andolsun ki, senin ağlamandan dolayı, Allah’ın arşı ve onun etrafındaki melekler, gökler ve yerler ve onlarda olan her varlık ağlayacaktır.” [10]
    Ebu Eyyub-i Ensari şöyle diyor:
    Hz. Resulullah (s.a.a) hastalandı, Fatıma (a.s) Hazret’in ziyaretine gelerek ağladı. Resulullah (s.a.a) onun bu durumunu görünce şöyle buyurdular:
    “Ey Fatıma! Allah Teâlâ seni çok sevmektedir. Seni, geçmişi herkesten parlak olan ve ilmi herkesten daha çok olan biriyle evlendirdi. Allah Teala yeryüzündeki insanlara özel bir şekilde teveccüh edip onların arasından beni seçti, beni mürsel bir peygamber kıldı; yine yeryüzüne teveccüh etti, onların arasından kocanı seçti ve seni O’nunla evlendirmek ve O’nu vasi kılmam için bana vahyetti.
    Ey Fatıma! En üstün peygamber bizdendir, O da babandır; en üstün vasi bizdendir, O da eşindir; en üstün şehitler bizdendir; Onlar da babanın amcası Hamıza ve iki kanadıyla cennette uçan ve istediği yere giden babanın amcası oğlu Cafer’dir; cennet gençlerinin efendileri olan Hasan ve Hüseyn bizdendir; Onlar da senin evlatlarındır. Canım elinde olan Allah’a andolsun ki, bu ümmetin Mehdisi bizdendir, O da senin torunlarındandır.” [11]
    Yine Hz. Resulullah (s.a.a) buyurmuşlardır ki:
    “Eğer iyilik ve güzellik bir şahıs olmak isteseydi, o mutlaka Fatıma olurdu; oysa Fatıma ondan daha üstündür. Kızım Fatıma soy, yücelik, keramet ve bağış bakımından yeryüzündeki insanların en üstünüdür.” [12]
    Emir’ul-Muminin Ali (a.s) şöyle buyurmuşlardır:
    “Allah’a andolsun ki, şimdi öyle bir söz diyeceğim ki, benden başka kim o sözü söylerse yalancıdır: Ben âlemlere rahmet olan Peygamber’den miras aldım, eşim (Fatıma) ümmetin kadınlarının en üstünüdür; ben de vasilerin en üstünüyüm.” [13]
    Yine Hz. Ali (a.s) Hz. Fatıma (a.s) hakkında şöyle buyurmuşlardır:
    “Allah’a andolsun ki, ben O’nu (Fatıma’yı) kesinlikle öfkelendirmedim; hayatta olduğu müddetçe onu sevmediği bir işe mecbur etmedim; O da beni öfkelendirmedi, bana karşı gelmedi; Ona baktığımda bütün gam ve üzüntüler kalbimden yok olup giderdi.”[14]
    Yine Hz. Ali’nin (a.s) şöyle buyurdukları nakledilmiştir:
    “Allah’a andolsun ki, Fatıma’yı kendi gömleğinde yıkadım, tertemiz idi, Resulullah’ın henutundan kalan henutla onu henutladım. Onu kefenledikten sonra; ‘Ey Ümmü Gülsüm! Ey Zeyneb! Ey Sekine! Ey Fizze! Ey Hasan! Ey Hüseyn! Gelin annenizle vedalaşın, ayrılık vakti yetişmiştir, görüşmek cennet ve kıyamete kalmıştır’ diyerek onları çağırdım. Hasan ve Hüseyn öne gelip ağlayarak; ‘Ey Hasanın annesi! Ey Hüseyn’in annesi! Ceddimiz Muhammed Mustafa’yı gördüğünde selamımızı O’na ilet ve O’na de ki, senden sonra yetim kaldık’ diye annelerini sesleyip O’nunla konuştular.
    Allah şahittir ki, Fatıma sızladı, feryat etti, ellerini kefenden çıkarıp onları bağrına bastı, bu esnada gayptan şöyle bir ses geldi: “Ey Ebe’l-Hasan! O ikisini annelerinin göğsünün üzerinden kaldır. Allah’a andolsun ki, göklerin meleklerini ağlattılar, dost (Allah), dostu (Fatıma’yı) görmeğe müştaktır…” [15]
    İmam Hasan (a.s) annesi Hz Fatıma hakkında şöyle buyurmuşlardır:
    “Cuma gecesi annem Fatıma (a.s) mihrapta durup ibadete koyulmuştu, şafak atıncaya kadar hep rükû ve secde halindeydi; mümin erkek ve kadınların ismini zikredip onlar için çok dua ediyordu. Fakat kendisi için Allah’tan bir şey istemediğini gördüm. Bunun üzerine anneme; “Ey anne! Neden diğerlerine dua ettiğin gibi kendin için de dua etmiyorsun?’ dedim. Buyurdular ki: ‘Evladım! Önce komşu sonra insanın kendisi.” [16]
    İmam Hüseyn (a.s) Resulullah (s.a.a)’ın şöyle buyurduklarını nakletmişlerdir:
    “Fatıma kalbimin neşesidir; iki oğlu kalbimin meyvesidir; eşi gözlerimin nurudur; evlatlarından olan İmamlar, Rabbimin eminleri ve O’nunla yaratıkları arasında ilişki bağıdırlar; kim o bağa sarılırsa kurtulur, kim de ondan ayrı kalırsa helak olur.”[17]
    İmam Muhammed Bakır (a.s) da babalarından naklen şöyle buyurmuşlardır:
    “Resulullah’ın (s.a.a) kızı Fatıma’nın (a.s) “Tahire” lakabıyla adlandırılması, her türlü kir, leke ve çirkin şeylerden tertemiz olduğu içindir…” [18]
    İmam Rıza (a.s) da babalarından naklen Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduklarını nakletmişlerdir:
    “Miraca gittiğimde Cebrail (a.s) elimden tutup beni cennete götürdü, cennet hurmasından bana verdi, ben de onu yedim. O hurma benim sırtımda nütfeye dönüştü. Yeryüzüne döndüğümde Hatice’yle birlikte olduk, O Fatıma’ya hamile oldu. Binaenaleyh Fatıma insan şeklinde olan bir huridir. Cennetin kokusunu özlediğimde kızım Fatıma’yı kokluyorum.” [19]
    İmam Ali Naki (a.s) da babalarından naklen Resulullah’ın (s.a.a) şöyle buyurduklarını nakletmişlerdir:
    “Kızım Fatıma’nın “Fatıma” adlandırılmasının sebebi, Allah Teala’nın O’nu ve dostlarını cehenneme ateşinden ayırmış ve uzaklaştırmış olduğu içindir.” [20]
    Yine Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuşlardır:
    “Kızım Fatıma âlemdeki kadınların en üstünüdür, bedenimin bir parçasıdır, gözümün nurudur, kalbimin meyvesidir, bedenimdeki ruhumdur, insan şeklinde bir huridir. İbadet mihrabında ayağa kalktığında yıldızlar yeryüzündekilere nur saçtığı gibi onun nuru da gökteki meleklere öyle nur saçar. Allah (c.c) meleklerine şöyle buyurur: “Ey meleklerim, cariyelerimin en üstünü olan cariyem Fatıma’ya bakın, (bakın görün) nasıl karşımda namaz için ayağa kalkmıştır, benim korkumdan bedeninin azaları titriyor, kalbiyle bana ibadete yönelmiştir. Ey melekler şahit olun ki, ben, Fatıma’nın takipçilerini cehennem ateşinden âmânda kıldım…”[21]

    ________________________________________
    [1] – Keşf’ul- Ğumme, c.2,s.76, Bihar-ül Envar c. 8, s. 178, c. 43, s. 19, 36.
    [2] – Keşf’ül- Ğumme c. 2, s. 76, Bihar-ül Envar c. 14, s. 206, c. 43, s. 21, 37.
    [3] – Keşf’ül- Ğumme, c.2,s.84. Usd’ul- Ğabe, c.5,s.522, Bihar-ül Envar c. 27, s. 70, 37, 70, 43, s.19, 20, 21, 42, 46, 48, 53, 54, 220.
    [4] – Bihar-ül Envar c. 43, s. 10, Keşf’ul- Ğumme, c.2,s.89.
    [5] – Keşf’ül Ğumme c. 2, s.92, Bihar-ül Envar c. 43, s. 26, 39.
    [6] – Bihar’ul- Envar, c.43, s. 24.
    [7] – Feraid’us- Simtayn, c.2, s.67.
    [8] – Bihar’ul- Envar, c.22, s.491.
    [9] – A.K. c.22, s.484-491.
    [10] – A.K. c.22, s.484- 491.
    [11] – Bihar-ül Envar c. 37, s. 41, c. 43, s. 97 Ayrıca bu hadis, Bihar-ül Envar kitabının c. 28, s. 52, c. 36, s. 307, 369, c. 38, s. 11, c. 51, s. 76, 79, 91’de benzeri tabirlerle Selman-ı Farisi, Ebu Said-i Hudri’den de rivayet edilmiştir. Yine bkz. Yenabi’ul- Mevedde, s.436. Mütahab’ul- Eser, s.192.
    [12] – Feraid’us- Simtayn, c.2, s.68.
    [13] – Bihar’ul- Envar, c.43, s.143.
    [14] – A.K. c.43, s.134.
    [15] – A.K. c.43, s.179-180.
    [16] – A.K. c.43, s.81.
    [17] – Feraid’us- Simtayn, c.2, s.66.
    [18] – Bihar’ul- Envar, c.43, s.19.
    [19] – Avalim’ul- Ulum ve’l- Meaarif, c.11, s.10.
    [20] – Bihar-ül Envar c. 43, s. 16, Avalim’ul- Ulum ve’l- Meaarif, c.11, s.30.
    [21] – Bihar-ül Envar, c. 21, 279, c. 22, s. 236, c. 37, s. 66, 71, c. 43, s. 37, 172, c. 28, s. 38, c. 43, s. 54, 172.