İhlas Suresinin Hadislerle Tefsiri
Vehab b. Vehab el Kureyşi, İmam Muhammed Bakır’ın (aleyhi selâm) Allah Tebareke ve Teâlâ’nın “Kul Huvallahu ahad” sözünün manası hakkında şöyle buyurduğunu rivayet eder:
“Kul” (deki) yani: (ey peygamber!) Sana vahy ettiğimiz şeyleri açıkla ve senin için okuduğumuz harflerin kullanılmasıyla hidayet olsunlar diye sözü dinleyen kimseler için sana onları bildirdik.
“huve” (هو) yani: gayba işaret eden kinaye isimdir. “ha”(ها ) sabit bir manaya delâlet eder. (هذا) harfinin duyu organlarının yanında hazır olmasına işaret ettiği gibi “vav” (واو) harfi de duyu organlarından gizli olmaya işaret eder…
Bundan dolayı kâfirler görülebilen hazır ilâhlarını işaret harfleriyle bildirerek şöyle demişlerdi: “ey Muhammed! Bunlar bizim gözle görülebilen ilâhlarımızdır. Sende herkesi ona davet ettiğin görebileceğimiz, kavrayabileceğimiz ve şaşkın şaşkın kalmayacağımız ilâhına işaret et.
Bunun üzerine Allah Tebareke ve Teâlâ “Kul Huvallahu ahad” suresini indirdi. “Ha” (ها) harfi sabiti sabitleştirmek, “Vav” (واو) harfi gözlerin görebileceği duyu organlarının kavrayabileceği hazır olmayana işarettir. Allah görülmekten yücedir, belki O gözleri görür ve duyu organlarını yaratandır.”
****
(Şeyh Saduk) Babam babasından, o da babasından Müminlerin Emiri’nden (aleyhi selâm) şöyle rivayet eder:
“Bedir savaşından önce bir gece Hızır’ı (aleyhi selâm) rüyamda gördüm. Ona bana öyle bir şey öğret ki onunla düşmanlara karşı üstünlük sağlayayım, dedim. Benden şöyle dememi istedi: “Ey Huve! (O), ey O ki ondan başka olmayan O. Sabah olunca olayı Allah Resulüne anlattım.
Bana Ey Ali! “İsm-i a’zam’ı” (büyük ismi) öğrenmişsin dedi. Bu zikir bedir günü dilimden düşmedi.”
“Emirü’l Mümin’in (aleyhi selâm) “Kul Huvallahu ahad” suresini okudu o bittikten sonra şöyle dedi: “Ey Huve! Ey O ki ondan başka olmayan O, beni bağışla ve kâfir kavime karşı bana yardım et.”
“Hz. Ali (aleyhi selâm) Sıffın savaşında düşmanları kovduğu anda da onu okuyordu. Ammar b. Yasir, Ey Emirü’l Mümin’in! Bu kinaye ve işaretler nedir? diye sordu. Şöyle buyurdu: “Ondan başka ilâh olmayan, Allah’ın büyük ismi, Allah’ın tevhidinin direğidir.”
Sonra “Allah kendisinden başka ilâh olmadığına şahittir [1]. (Al-i İmran, 18)” ayeti ile Haşr suresinin sonunu okudu, sonra inerek zeval vaktinden önce (öğle namazı öncesi) dört rekât namaz kıldı.”
“Allah’ın anlamı mabut demektir. Yani: yaratıklar Onda şaşkın kalmış, ona doğru hareket etmişlerdir. Allah gözlerden saklı, vehim ve düşüncelerden gizlidir.” İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Allah, mabut demektir. Yani: yaratıklar,
Onun zatında ve keyfiyete kapsayışına şaşkın kalmışlardır.” Arap ise: “kişi eğer bir şeyi ilmi olarak anlayamayıp şaşırdığı zaman “adam şaşkın kaldı” der. Ayrıca eğer bir şeyden ürküp, kaygı duyup korkarsa “çılgına döndü” derler. Allah’ta yaratıkların beş duyu organından saklıdır.”
İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurmuştur: “Bir, tek ve yalnızdır; bir ve yalnızlık, tek demektir ve O benzeri olmayan tektir. Tevhid, birlik olan tekliği ikrar etmektir. “Bir”, bir şeyden kaynaklanmamış ve bir şeyden birleşmemiştir.
Bundan dolayı şöyle derler: “sayı bir üzere bina edilmiştir, ama birin kendisi sayıdan değildir, çünkü sayı bir üzerine bina edilmez belki ikiyle istikrara kavuşur. “Allah-u ahad” yani: öyle bir mabuttur ki mahlûk Onu kavrayamadığından ve keyfiyeti kuşatışını anlayamadığından şaşkına dönmüştür. İlâhlığında tek, yaratıklarının vasıflarından yüce ve münezzehtir.”
****
İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurmuştur:
Babam Zeynel Abidin (aleyhi selâm) babası Hüseyin b. Ali’den (aleyhi selâm) şöyle nakletmiştir: “Samed”, boşluğu olmayan kimse, “samed”, efendilikte son nokta, “samed”, yemeyen ve içmeyen kimse, “samed”, uyumayan kimse, “samed”, her zaman var olan ve olacak olan kimse demektir.”
İmam Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurmuştur: “Muhammed b. Hanefiyye (Allah ondan razı olsun) şöyle derdi: “Samed” başkalarına ihtiyacı olmayan kendi zatına dayanan demektir.”
Başkaları ise şöyle der: “Samed” değişiklik ve bozulmaktan yücedir, samed farklılıkla vasıflandırılmaz.”
İmam Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurmuştur: “Samed, üstüne emir verici ve nehy edici kimse olmayan itaat edilenlerin efendisi demektir.”
İmam Zeynel Abidin’den (aleyhi selâm) samed hakkında sorulduğunda şöyle buyurdu: “Samed, ortağı olmayan demektir. Bir şeyi korumak onu güçsüz kılmaz ve hiçbir şey ondan gizli kalmaz.”
****
Vehab b. Vehab el Kureyşi, İmam Zeynel Abidin’in (aleyhi selâm) oğlu Zeyd’den şöyle rivayet eder:
“Samed, o kimsedir ki bir şeyin olmasını irade ettiği zaman ona ol der, o da oluverir. Samed, eşyayı yoktan var eden, onları karşıt, değişik şekillerde, çiftler halinde yarattı. Karşıtı, şekli, benzeri, dengi olmayan teklikte bir olandır.”
****
İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) babası imam Zeynel Abidin’den (aleyhi selâm) şöyle rivayet eder:
Basra halkı İmam Hüseyin’e (aleyhi selâm) samed’in ne olduğu hakkında bir mektup yazdılar. İmam Hüseyin (aleyhi selâm) cevabında şunları yazdı:
“Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adı ile
Düşüncesizce Kur’an’a dalıp onda mücadele etmeyin ve bilginiz olmadan onun hakkında konuşmayın. Dedem Resulullah’ın (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle dediğini duydum: “Kim, Kur’an hakkında bilgisi olmadan konuşursa oturduğu yer ateşle dolacaktır.”
Kuşkusuz münezzeh Allah “samed”i açıklamış ve şöyle buyurmuştur: “Allah-u ahad, Allah-u Samed” sonra bu şekilde tefsir etmiştir: “lem yelid velem yuled, velem yekun lehu kufuven ahad” “lem yelid” yani: O’ndan yaratıklardan çıktığı gibi çocuk ve yoğun ve katı şeyler çıkmaz.
Nefis gibi lâtif şeylerde ondan çıkmaz. Aynı şekilde uyuklamak, yatmak, hayal, gam, hüzün, sevinç, gülmek, ağlamak, korku, ümit, istek, sıkılmak, açlık, tokluk gibi kısımlara da ayrılmaz. Ondan bir şeyin çıkmasından veya katı ve lâtif şeylerin Ondan doğmasından yücedir.
“velem yuled” yani: “Yoğunlaşmış eşyaların kendi unsurundan, şeyin şeyden, hayvanın hayvandan, bitkinin yeryüzünden, suyun kaynağından, meyvenin ağaçtan çıktığı gibi, bir şeyden doğmamış bir şeyden çıkmamıştır. Aynı şekilde lâtif eşyanın kendi merkezinden, görmenin gözden, duymanın kulaktan, koklamanın burundan, tatmanın ağızdan, konuşmanın dilden, marifet ve teşhis etmenin kalpten, ateşin taştan çıktığı gibi çıkmaz.
Belki O, Samed Allah’tır ki, ne bir şeydendir, ne bir şeydedir ve ne bir şeyin üzerindedir. Eşyayı yoktan var edip yaratandır. Eşyayı kudretiyle inşa edendir. Kendi meşiyeti ile yokluk için yaratılan şeyler yok olacaktır. Kendi ilmi ile kalıcı olarak yaratılan şeyler kalacaktır. İşte bu Allah Samed’dir “lem yelid velem yuled” doğmamış, doğurmamıştır, gizliyi ve açığı bilendir, büyük ve yücedir, “velem yekun lehu kufuven ehed” hiçbir şey Onun dengi değildir.”
****
Veheb b. Veheb, İmam Sadık’ın şöyle dediğini duyduğunu rivayet eder:
“Filistin’den bir heyet İmam Bakır’ın (aleyhi selâm) yanına gelerek bir takım konular hakkında sorular sordular, İmam da (aleyhi selâm) cevaplarını verdi, sonra “samed” hakkında sordular. İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurdu:
“Onun açıklaması kendisindedir. Samed beş harften oluşur. (الف=elif) Onunu vücuduna delâlet eder, Aziz ve celil olan Allah’ın burada buyurduğu gibi: “Allah, gerçekten kendisinden başka ilâh olmadığına şahitlik etti. (Al-i İmran, 18)” ve bu duyu organları tarafından algılanmayan varlığa ikaz ve delildir. (لام=lam) Onun ilahlığına delalet eder yani
O Allah’tır. ( الف و لام= elif ve lam) birlikte: dile gelmez, duyulmaz ve yazıldığı zaman zahir olur, bu da duyu organlarıyla algılanmayan onun ilahlık lütfünde gizlidir. Vasfedici dil ve duyan kulak onu algılayamaz, çünkü ilâhın tefsiri yani: yaratıklar Onun mahiyetini ve nasıllığını his ve vehimlerle algılamaktan acizdir, belki O vehimleri var eden ve hisleri yaratandır.
Elif ve lâmın yazıldığı sırada zahir olması, münezzeh Allah’ın mahlûkatı yaratmasında ve latif ruhları yoğun cisimlerde terkip etmesinde ilahlığını zahir etmesine delildir. (الصمد) “es samed” kelimesindeki “lam” harfi okunmadığı gibi,
kul kendi nefsine baktığı zaman ruhunu göremez, beş duyu organıyla algılanmaz, ancak gizli olan o şey, yazıldığı sırada zahir olur, aynı şekilde kul yaratıcının zatını ve nasıllığını düşündüğü zaman onun hakkında şaşkına düşer ve bir şeyi tasavvur etmek için düşündüğünde onu kapsayamaz, çünkü aziz ve celil olan Allah suretlerin yaratıcısıdır.
Kul, Onun yaratıklarına baktığı zaman onların yaratıcısının ve cisimlerinde ruhlarını terkip edenin aziz ve celil olan Allah olduğu ona sabit olur. (صاد – sad) harfi aziz ve celil olan Allah’ın sadık ve doğru olduğu, sözünün doğru olduğu, kelâmının doğru olduğu ve kullarını doğrulukla doğruluğun peşi sıra gitmelerini davet etmiştir. Ve aynı doğrulukla, doğru yurda vaade vermiştir. (میم -mim) harfi Onun mülküne delildir. Gerçekten O malik ve haktır,
vardı ve olacak. Malikliği son bulmayacaktır. (دال -dal) harfi ise mülkünün devamına ve aziz ve celil olan Allah’ın daimi olduğuna delildir. O olmaktan ve yokluktan yücedir, belki aziz ve celil olan Allah kâinatı oluşturmuş ve onların oluşumuyla tüm varlıklar oluşmuştur.”
Sonra İmam (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Eğer Aziz ve celil olan Allah’ın bana verdiği ilimin taşıyıcısını bulsam kuşkusuz tevhid, İslâm, iman, din ve şeriat konularını “samed”den yayardım. Nasıl bulabilirim ki? Ceddim Emiru’l Mümin’in kendi ilmini taşıyacak kimseyi bulamamış ve de minberde otururken derinden bir ah çekerek şöyle demiştir: “
Beni kaybetmeden önce sorun, çünkü benim gönlümün derinliklerinde büyük miktarda ilim vardır ah! Ah! Onları taşıyacak kimseyi bulamıyorum. Bilin ki gerçekten ben Allah tarafından sizler üzerine kesin delilim. Kâfirlerin kabirdekilerden ümitleri olmadığı gibi, ahiret âleminden ümidi olmayan Allah’ın öfkelendiği kavmin peşi sıra gitmeyin.”
Sonra İmam Muhammed Bakır (aleyhi selâm) şöyle buyurdu: “Hamd, bize cömert davranıp, Ona ibadet etme başarısı veren Allah’a özgüdür. Birdir, doğmamış, doğrulmamış, hiçbir şeyin dengi olmayan Samed’dir. Bizi putlara tapmaktan sakındırmıştır. Sonsuz hamt ve süresiz şükürler O’nadır. Aziz ve celil olan Allah’ın “lem yelid velem yuled” (doğmamış, doğrulmamıştır) sözü yani: Aziz ve celil olan Allah doğmamıştır ki onun için çocuk olsun ve ona mirasçı olsun. Doğrulmamıştır ki Onun için bir baba olsun ve Onun ilâhlık ve mülkünde ortağı olsun. O’nun hiçbir dengi yoktur ki sultanlığında ona yardımcı olsun, demektir.”
****
Rabi b. Müslim, Ebu’l Hasan’dan “samed” hakkında sorulduğunda şöyle dediğini duyduğunu rivayet eder:
“Samed”, boşluğu olmayan kimse demektir.”
****
Muhammed b. Müslim, Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
“Yahudiler, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve âlih) bir soru sordular ve dediler ki: “Bize Rabbinin nesebini (tanımla) anlat.”
Peygamberimiz üç gün bekledi, sonra: “Kul huvellahu ahad / De ki: O Allah birdir…” Suresi sonuna kadar indi.”
“Samed” ne anlama gelir” dedim. Allah Resulü şöyle buyurdu: “Boşluğu olmayan kimse.”
****
Cabir b. Yezid şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Cafer’e (İmam Muhammed Bakır aleyhi selâm) “Tevhidle ilgili bir mesele” hakkında bir soru sordum.
Buyurdu ki: “Allah, yüce isimlere sahiptir ve kullar O’nu bu isimlerle çağırırlar. O’nun teklik hakikati yücedir. O birdir. Yüce birliğinde tektir. Ardından birliğini yarattıkları üzerinde tatbik etti. O birdir, Samed’dir. Kuddûs’tur (eksikliklerden münezzeh, pak). Her şey O’na kulluk eder, her şey O’na muhtaçtır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.”
****
Davud b. Kasım el-Caferî şöyle rivayet etmiştir:
Ebu Cafer’e (İmam Muhammed Bakır aleyhi selâm) dedim ki: Sana feda olayım “Samed” ne anlama gelir? Buyurdu ki: “Az çok her şeyde başvurulan efendi demektir.”
****
İmran b. Husayn, Peygamber’den (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle rivayet eder:
“Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) bir seriye hazırladı ve başına da Hz. Ali’yi (aleyhi selâm) geçirdi. Geri döndüklerinde savaşın nasıl geçtiğini sorduğunda: (Ali’nin aleyhi selâm) bütün (cemaat) namazlarında bize “kul huvallahu ahad”
suresini okumasının dışında her şey yolunda gitti, dediler. Bunun üzerine Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) “Ey Ali! Neden böyle yaptın?” diye sorduğunda. Hz. Ali (aleyhi selâm) “Kul huvallahu ahad” suresini çok sevdiğimden, dedi.” Peygamber (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyurdu: “Onu sevdiğin sürece aziz ve celil olan Allah da seni sever.”
****
İsa b. Abdullah babasından o da atalarından Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve alih) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
“Kim yatağa girmeden önce “Kul Huvellahu ahad” suresini yüz kere okursa, aziz ve celil olan Allah onun elli yıllık günahlarını bağışlar.”
****
Ebu Ziyad es- Sekuni, İmam Cafer Sadık’tan (aleyhi selâm) babasının (aleyhi selâm) şöyle dediğini rivayet eder:
“Peygamber Saad b. Muaz’a (cenaze) namazı kıldıktan sonra şöyle buyurdu: “Namaza, içlerinde Cebrail’inde bulunduğu yetmiş bin melekte katıldı. Cebrail’e “Ey Cebrail! Ona namaz kılmana ne sebep oldu? diye sordum. Şöyle dedi: “çünkü o ayakta, oturarak, binekte, yürüyerek, giderken ve gelirken “kul huvallahu ahed” suresini okurdu.”
****
Muhammed b. Ubeyd şöyle rivayet eder:
İmam Rıza’nın (aleyhi selâm) yanına gittim bana, Abbasî’ye (Abbasîlerin hâkimi Me’mun) söyle tevhid ve başka konular hakkında halka konuşmaktan vazgeçsin ve halkla marifetleri miktarınca konuşsun. Onların kabul etmedikleri şeylerden el çeksin. Eğer tevhid hakkında sorsalar aziz ve celil olan Allah’ın söylediği gibi şöyle söyle: “De ki: O, Allah birdir.
Allah sameddir. O, doğurmamış ve doğmamıştır. Onun hiçbir dengi yoktur. [2]” “nasıllığı” hakkında sorduklarında da Aziz ve celil olan Allah’ın söylediği gibi şöyle söyle: “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. (Şura, 11)” “duyma” (nasıllığı) hakkında sorduklarında da aziz ve celil olan Allah’ın söylediği gibi şöyle söyle: “O, her şeyi işiten ve bilendir. (Şura, 11)” halkla marifetleri ölçüsünde konuş.”
****
Ebu Basir, Ebu Abdullah’tan (İmam Cafer Sadık aleyhi selâm) şöyle rivayet etmiştir:
“Kim “Kul Huvellahu ahad” suresini bir kere okursa; Kur’an, Tevrat, İncil ve Zebur’un üçte birini okumuş gibidir.
ABNA.İR

________________________________________
[1] — Ahad=(tek) kelimesi el-Vahde (birlik) kelimesinden türemiş sıfattır, el-Vahid (bir) gibi. An¬cak el-ahad sıfatı, ne objeler aleminde ne de zihin içi tasavvur kapsamında çokluk kabul etmeyen şeyler için kullanılır. Bu yüzden sayılmaz ve sayıların kapsamına girmez.
el-Vahid ise bundan farklıdır. Çün¬kü “bir” olan her şey, hem objeler dünyasında hem de zihin içi tasavvur kapsamında bir tür vehimle ya da akli bir varsayımla iki, üç, dört… olmaya açıktır. Böylece bu ek sayıların katılmasıyla çoğalabilir. Ama “ahad” öyle değildir, bir ikincisi ne zaman tasavvur edilirse yine kendisidir, onda bir artış olmaz.
Bu anlamı şöyle bir ifadeyle de somutlaştırabiliriz: Topluluktan bir tek kişi bana gelmedi, dedi¬ğin zaman, onlardan bir kişinin gelmesini olumsuzladığın gibi iki ve daha yukarısı kişinin gelmiş olma¬sını da olumsuzlarsın. Buna karşılık: Bana onlardan bir kişi gelmedi, dediğin zaman, sadece, sayı ola¬rak bir kişinin gelmesini olumsuzluyorsun,
bu, onlardan iki ve daha yukarı kişinin gelmesini de olum¬suzladığın anlamına gelmez. Bu anlamı ifade etmesinden dolayıdır ki “ahad” kelimesi mutlak olumlu¬luk bağlamında sadece yüce Allah için kullanılır. Bu konuda enteresan açıklamalardan biri Ali (a.s)’ın, Allah’ın birliğini işlediği hutbelerinin birinde geçen şu ifadedir: «Ondan başkası bir olarak nitelendiril¬diği zaman, bu, onun az olduğunu ifade eder.» [el-Mîzan, (İhlâs, 1) Tefsir]
[2] — İhlas suresi


more post like this