Örnek İslami hayatıyla bütün müslümanlara ışık tutan Rahmetli İmam Humeyni’yi hem biraz daha olsun yakından tanımak hem de onun bu nurani hayatından ibretler alabilmek için, İmam’ın yakın dostları ve ailesinin dilinden bazı kesitler sunuyoruz. velfecr-araştırma
İmam’ın Cesareti
Şevval ayının 25’i 1342 (1964) yılında, İmam Cafer-i Sadık’ın şehadeti yıldönümünde Şah’ın özel harekât komandoları köylü kılığında Feyziyye medresesine saldırdılar ve üç gün boyunca halkı ve talebeleri dövdüler. O günün sabahı İmam’ın evinde merasim olduğunu biliyorlardı bu yüzden toplanan halkı dağıtmak için halkın arasına girerek İmam’ın evine gittiler. İmam bu durumu görünce kendisi kalkıp “Bir kanşıklık çıkarırsanız halka, sizi parça parça etmelerini söylerim” dedi. Onlar bunu işitince korkup teker teker dışan çıktılar.
Şah’ın askerleri Feyziyye medresesine saldırdığı zaman ben İmam’ın yanındaydım, Şah askerlerinin medreseye saldırdığı ve bir grubu ikinci kattan aşağı attıklannı, yaşlıları dövdüklerini odalann kapılarını kırdıklannı ve ellerine geçen Kur’an’lan yaktıklarını ve halka Moğol ordusu gibi davrandıkları haberi geldi. Gün batımına yakın ardı ardına haberler İmam’ın evine saldırılacağı haberi geliyordu.
Oradaki arkadaşlardan birisi kalkıp kapıyı kapattı, İmam kapının kapatıldığını anlayınca ayağa kalkarak şöyle dedi “Orada çocuklarım olan talebeleri dövsünler ve medreseyi yakıp yıksınlar ama burada benim evimin kapısı kapalı kalsın öyle mi?” Sonra evin kapısını açmaları için emir verdi. Daha sonra kendisi kapının önüne giderek dedi ki: “Bırakın isteyen herkes gelsin”
Hacı Ahmed şöyle anlatıyor “İmam’dan şöyle bir soru sordum, Türkiye’ye sürgün edilirken uçağa bindiğiniz zaman kendinizi nasıl hissediyordunuz?” İmam şöyle cevap verdi: Sizin yanınızda nasıl ise, o zaman da öyle!”
İmam,1343 (1965) yılında yaptığı bir sohbetinde şöyle buyurdu “Vallahi ben ömrümde korkmadım beni gece yarısı tutuklayıp götürdükleri zaman onlar korkuyorlardı ama ben onlara teselli veriyordum. Beni tutuklayıp Tahran’a götürürlerken önde oturanlardan birisi sağ taraftaki tuz gölünü arkadaşına gösterdi, çünkü devlete karşı şiddetli faaliyet gösteren bazı müminleri o göle atmışlardı. Eİliyle orayı gösterince kastının ne olduğunu anladım, ama ben ne onlarla yola çıktığımda korktum, ne de o gölü gösterdikleri zaman!”
İmam, Şah’a karşı ilk konuşmasını yaptığı sıralarda devlet tarafından tehditler çoğalmıştı bazı geceler İmam’ın tutuklanma ihtimali vardı işte bu yüzden tutuklamak için geldikleri zaman İmam’ı bulamamaları için yerini değiştirip başka bir yerde uyumasını istiyorduk, Fakat İmam asla kabul etmiyor ve yerini değiştirmiyordu. 15 Hordat gecesi İmam’ı tutuklamak için geldikleri zaman evde çalışan Meşhedi Ali’yi dövdüler. İmam gürültüyü işitince bağırarak şöyle dedi “Bu yaptığınız vahşilikler de nedir böyle?, Ruhullah Humeyni benim! Başkalarına neden zarar veriyorsunuz?”
İmam, Ayetullah Hairi ve Ayetullah Burucerdi zamanında İslami faaliyetlerin başında gelirdi.
Örneğin Ayetullah Burucerdi zamanında gelişen bazı siyasi olaylardan dolayı din âlimleri arasından birinin Şah’la yüz yüze konuşması gerekiyordu ve bu âlim diğer âlimlerin sözlerini çok açık ve net bir şekilde Şah’a söylemeliydi bu âlim Ruhullah Humeyni’den başkası değildi.
İmam Şah’la yaptığı iki görüşmede âlimlerin sözlerini tamamen iletti ve Şah’ı kullandığı siyasetten dolayı ikaz etti. 14 Hordat 1342 yılında (yani kanlı 15 Hordat olaylarından bir gün önce) Şah’ın özel harekât komandolan İmam’ın konuşma yaptığı topluluğu dağıtmak için Kum’a gelmişlerdi. Bir grup İmam’ın yanına giderek şöyle dediler “Hayatınız tehlikededir eğer mümkünse bu gün dışan çıkmayın” İmam onlara cevabında “Hayır herkesin beni görmesi için üstü açık bir jiple konuşmaya gideceğim” dedi.
Tevazü
İmam, öğrencilerine ve hatta toplumsal ve ilmi yönden kendisinden aşağı derecede olan insanlara karşı her zaman alçak gönüllü davranırdı.
Yıllar önce yaz aylarında Azerbaycan’a giderdim, İmam, Azerbaycan ile ilgili önemli bir konuda beni yanına çağırdı, konuya başlamadan önce bana hitaben dedi ki “Size zahmet verip buraya kadar getirdiğim için özür dilerim.” İmam’ın bu sözleri beni öyle etkiledi ki ağlamaya başladım ve kendi kendime “Allah’ım böyle azametli bir insan nasıl bu kadar mütevazı olabiliyor?” dedim.
İmam selam vermekte herkesten önce davranırdı, başkalannın yanına gittiği zaman onlardan önce selam verirdi. Bütün süper güçlerin adını işittiği zaman korkuya kapıldığı o büyük ve azametli insan o kadar yumuşak ve merhametli idi ki, eğer çocuklara dahi rastlasa selam verirdi. Gece namazına kalktığı zaman kimsenin rahatsız olmaması için lambayı yakmazdı küçük bir el lambası ile karanlıkta abdest alır, namazını kılardı ve yine kimsenin rahatsız olmaması için ağır adımlarla yürürdü.
İmam bütün çocukların özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa’ya çok ihtiram gösterirdi. Bazen İmam, bir bahaneyle mutfağa gider ve bize çay getirirdi, tabi biz İmam’ın bu davranışından dolayı çok utanırdık fakat İmam bununla bize çocuklara güzel davranmanın ne olduğunu öğretirdi.
İmam’ın özelliklerinden başkabirisi de, övülmeği sevmemesiydi. Bazıları konuşmalarında İmam’ı çok över veya çok aşırıya kaçarak gerçek dışı bazı şeyler söylerlerdi. İmam, onları çağırır şöyle söylerdi “Niçin aşırıya kaçıp beni olduğumdan farklı göstermeye çalışıyorsunuz?”
Bir gün İmam’ın karşısında konuşma yapan birisi İmam’ı çok övdü, İmam, orda itiraz ederek şöyle dedi: “Niçin aşırıya kaçıyorsunuz?”
İmam, halkla olan görüşmelerinde dahi böyle davranırdı ve her zaman şöyle söylerdi: “Halka söyleyin benim için söyledikleri sloganlarda aşırılığa gitmesinler, bu sloganları benim için değil İslam için söylesinler!”
İmam bazen damadının evinde kalıyordu, o günde bir şehid hanımı iki çocuğuyla İmam’ın evine geldi. Havanın soğuk olması ve yolun uzaklığı, iki çocuğuyla gelen bu hanımın sıkıntı
içerisinde olduğunun bir göstergesiydi. O hanım İmam’ı görmekte ısrar ediyordu, kapıcı ise İmam’ın evde olmadığını söylüyordu, buna rağmen o,İmam’ı görmekte ısrar ediyordu. O sırada İmam’ın oğlu Hacı Ahmed geldi ve o kadın İmam’ı görmek istediğini ona söyledi, O da beni çağırdı ve dedi ki “Arabayı getir ve bu bayanla çocuklarını İmam’ın kaldığı eve götür.”
Ben onları İmam’ın kaldığı eve götürdüm ve İmam’ın torunu Ali’ye dedim ki “İmam’a bir şehid ailesinin onu görmek istediğini ve uzak yoldan geldiklerini haber ver” Ali çabucak gidip İmam’a haber verdi. İmam ayağa kalkarak onları içeri davet etti ve onları güler yüzle karşıladı ve dedi ki “Niçin bu soğuk havada çocukları buraya getirdiniz, ben kimim ki neden beni görmek için bu kadar zahmete katlandınız?”
Daha sonra çocuklarla ilgilenmeye başladı bu arada kadın, kocasının tağut rejimle çarpışmada şehid olduğunu söyledi ve çocuklarının sorumluluğunun üzerinde kaldığını söyledi.
İmam dedi ki “Eğer bir ihtiyacınız varsa söyleyin yerine getirsinler” kadın, ağlayarak dedi ki “Ağa bizim tek arzumuz sizi görmek ve elinizi öpmekti.” İmam, ısrarla herhangi bir sıkıntısı olup olmadığını sordu. Ve kadın aynı şeyleri tekrarladı.
İmam, bana dedi ki “Siz gidin arabanın klimasını çalıştırın çocuklar üşümesin ve nereye gitmek istiyorlarsa götürün.”
İmam’ın misafirlerinin çok olduğu bir gün, yemek yenildikten sonra tabakları topladım mutfağa götürdüm. Zehra (İmam’ın torunu) ile bulaşıkları yıkamaya hazırlandık, o sırada İmam’ın mutfağa geldiğini gördük, İmam’ın neden mutfağa geldiğini Zehra’dan sordum, sormakta haklıydım çünkü İmam’ın abdest saati değildi. İmam, kollarını sıvayarak şöyle dedi: “Bu gün bulaşıklar çok olduğu için size yardım etmeye gel dim.” İmam’ın bu sözünden sonra bedenim titremeye başladı, “Allah’ım ne görüyorum, İmam bulaşık yıkıyor!” Zehra’ya dedim ki ne olur İmam’dan dışarı çıkmasını isteyin, bizim kendimiz bulaşıkları yıkarız. Bu benim için beklenmedik bir şeydi. Oysa bazı erkekler kendi evlerinde misafir gibiler, bütün işleri hanımlarının yapmasını bekliyorlar. İmam’ın bu yaşantısı bizim için örnek ve ders olmalı zira İmam gibi manevi ve ruhi yönden azamet sahibi bir insan bulaşıklara yardım etmek için mutfağa geliyor.
Ben İmam’ın hayatı boyunca bir kez dahi birisi ile yüksek sesle konuştuğunu görmedim, bir işçinin adını dahi basit bir şekilde söylemez ve birini çağırdığı zaman onları ziyarete gider hal ve hatırlarını sorardı. İmam’ın bu ilgisi onları çok sevindirirdi.
İmam’ın yaşam tarzı halkın seviyesindeydi normal halk gibi yaşardı. İbadet ve dersten başka bir uğraşı yoktu. Yani tam anlamıyla bir talebe hayatı vardı. Ev eşyası hep aynıydı ve asla normalin üstünde bir yaşantıya sahip değildi. İşte bu yüzden ilmi çalışmaları ve mütalaası çok fazlaydı, odaya girdiğiniz zaman kitapların içinde kaybolduğunu görürdünüz, her zaman yerde oturmuş önünde masası ve etrafında üst üste serili kitapları dururdu.
15 yıl İran halkı İmam ve önderlerinin yüzünü görmek için sabırsızca bekliyorlardı, İmam’ın geliş haberinin nasıl bir yankı yapabileceğini tahmin edebilirsiniz. İmam’ın gelişine yakın zamanlarda halk karşılama törenleri hazırlıyorlardı. Ben İmam’ın bürosundaydım, şehid Behişti telefon açtı ve dedi ki “İmam’ın gelişinden dolayı program yapıldı ve İmam’ın haberi olsun diye dedi ki “‘Havaalanına halı sermek istiyoruz ve İmam’ın konuşma yapacağı yere kadar ışıklandırma yapacağız. İmam geldikten sonra havaalanından helikopter ile konuşma
yapacağı yere götürülecek vs.” Söylenenlerin hepsinin İmam’ın yanına giderek anlattım ve İmam her zaman ki gibi sözüm bitene kadar dinledikten sonra o kararlı ve açık konuşması ile başını kaldırarak şöyle dedi “Git onlara de ki “Bu ne haldir böyle, Kimi İran’a götürüyorlar? (böyle şeylere) asla gerek yok. Bir tane talebe İran’dan çıktı ve aynı talebe İran’a geri dönüyor. Ben kendi halkımın arasında olmak istiyorum (konuşma yapacağım yere) onlarla gitmek istiyorum, ayaklar altında ezilsem dahi.”
İmam, Paris’ten daha yeni dönmüştü o zaman ilk olarak refah okulunda kalıyordu. Halkı büyük bir şevk kaplamıştı “Allah-u Ekber Humeyni rehber!” sloganları atılıyordu. Ben, okulun hizmetlisi idim. İmam’ın okulda olduğunu biliyordum fakat hangi odada olduğunu bilmiyordum, odalardan birinin kapısını çaldım ardından, “Allah’ın kulu” diye cevap geldi. Ben İmam’ın olduğunu anladım ama içeri girip konuşmaya cesaret edemedim.
İnkılâptan sonra Londralı bir bayan gazeteci İmam’la röportaj yapmak için Kum’a geldi ve ben Londra’da bulunduğum zamanlar beni tanıdığı için bizim eve geldi. İmam, Tahran’a götürülmeden önce ben İmam’ın damadına bu bayan gazetecinin çok sorusu olduğunu ve İmam’dan sormak istediğini söylemiştim fakat İmam, röportaj yapmayı kabul etmemişti.
Bir akşam İmam bizim eve geldi tesadüfen o bayan gazeteci de bizdeydi. İmam geldiği zaman, bütün sorulannın cevabını bulmuştu. Büyük bir şaşkınlıkla “Nasıl olur da böyle sade bir şekilde buraya geliyor?” dedi. “Evet İmam, talebelerin evlerini ziyaret eder” dedim. O da aynı şaşkınlıkla “Dünya’da bu kadar yankı yaratan birisi hiçbir ön hazırlık olmadan kalkıp buraya nasıl gelebilir?” dedi. İmam’ın bu davranışından sonra o bayanın İmam’a karşı ilgi ve alakası daha çok artmıştı.
İmam bir gün namazdan dönerken ben yanında olduğum için benim elimden tutmuştu (nasıl olduysa) İmam aniden elini elimden çekti, ben İmam’a olan sevgi muhabbetimden dolayı, birden elimi bırakması beni üzdü ve kendi kendime “acaba ne hata ettim de İmam böyle davrandı?” diye düşündüm. Eve geldikten sonra arkadaşlardan birisine dedim ki “imam’a git ve sor acaba benim bir hatamı mı gördü de o şekilde elini elimden çekti?” Arkadaşım İmam’a bunları söyledikten sonra İmam beni çağırttı ve yanına gittiğimde bana şöyle dedi: “Anlaşılan benim davranışımdan rahatsız olmuşsunuz.” Ben “Sizin benden rahatsız olduğunuzu sandım” dedim. İmam, “elimi çektiğim zaman dikkat etmedim o kalabalıkta farkında değildim eğer elimi çekmemle sizi üzdüysem beni affedin” dedi. Ben, “Sizin benden rahatsız olduğunuzu düşünerek üzülmüştüm” dedim. Kalkıp gitmek istediğim zaman İmam dedi ki “Beni bağışladın mı?”
Biz savaş yıllarında (İmam’ın ailesi) evde toplanır cephede savaşan askerler için bir şeyler yapardık, bazılarımız yorgan diker bazılarımız ise kuru yiyecekleri küçük ambalajlar halinde hazırlardık, İmam bizleri böyle gördüğü zaman çok mutlu olur ve çoğu zaman kendisi de yanımıza oturur bize yardım ederdi. Bir gün İmam’a dedim ki “İzin verin bu hazırladığınız poşetin arkasına, “Bu paket İmam’ın eliyle hazırlanmıştır!” yazalım ve bunu alan askeri sevindirelim.” İmam, buna izin vermedi.
Bir gün devlet sorumlularından birisi İmam’la görüşmek için içeri girdi yanında yaşlı babası vardı, arkadaş dışarı çıktıktan sonra şöyle dedi: “Ben İmam’ın odasına babamdan önce girdim, Babamı İmam’la tanıştırdım. İmam bana bakarak şöyle dedi “O baban mı?” evet deyince “Öyleyse neden babandan önce içeri girdin?” dedi.
İmam, işlerinin yoğunluğuna rağmen en ufak ahlaki konuya dahi (birinin babasından önce bir
odadan içeri girmesine) dikkat ediyordu.
Bir zamanlar imam, devletin yiiksek kademelerinden bir sorumludan razı değildi ve onun hakkında “Bu kimdir neden onu görevden almıyorsunuz?” demişti. Hepimiz İmam’a, “izin verin araştıralım” diyorduk. Fakat İmam, hayır onu en kısa zamanda görevinden almamızı istiyordu. Ben dedim ki “İmam, bizim için sizin her söylediğinizin doğru ve yerinde olduğu ispatlanmış olmasına ragmen bu konuda biz görüş birliğine vardığımız için sizin bu konuda yanıldığınızı düşünüyoruz. İmam güldü ve şöyle dedi: “Bu kez yine benim söylediklerim doğrudur ve benim haklı olduğumu göreceksiniz.” İmam o şahısın şimdilik görevde kalmasına izin verdi.
Bu olaydan sonra bir ay geçmemişti ki o sorumlunun çok kötü davrandığını gördük ve görevden almak zorunda kaldık, İmam’ın yanına gidip selam verdikten sonra “Size bir şey söylemek istiyorum ama müjdemi isterim” dedim. İmam “tamam söyle” dedi. Ben,”Önce müjde vereceğinize söz verin” dedim. İmam “tamam müjdeni vereceğim konuyu söyle” dedi. Ben, yine de siz haklıydınız söylediğiniz o şahıs görevden alınmalıydı ve alındı.
Program ve Düzenlilik
İmam çok düzenli idi, sabah kalktığı saatten akşam vaktine kadar hiç bir işi düzensiz ve programsız değildi. Kitap okuması vaktinde idi, kısacası bütün işleri hatta ibadeti dahi belirli saatlerde idi. Bu yüzden biz İmam’ın hangi saatte ne yaptığını biliyorduk. Ve imamı görmek istediğimiz zaman dinlenme saatinde gidiyorduk. Aksi takdirde diğer saatlerde, örneğin ibadet ve ders saatlerinde imam meşgul olduğu için gidemiyorduk. İmam dinlenme saatlerinde 15-20 dakika yürüyüş yapardı ve biz imam yürürken yanına gider sorumuzu sorar veya sohbet ederdik.
İmam her zaman talebeleri düzenli olmaya çağırırdı ve her işin vaktinde yapılması gerektiğini vurgulayarak şöyle söylerdi: “Sizin vaktiniz ve işiniz, onları düzene koyduğunuz zaman bereketlenir.”
İmam her zaman sabah namazından önce kalkıp gece namazı kılardı daha sonra sabah namazını kıldıktan sonra biraz dinlenir ve kitap okurdu. Ve kahvaltıdan sonra saat 11 ‘e kadar devlet sorumluları ile görüşme yapardı. 15-20 dakika dinlendikten sonra namaz için hazırlanırdı, namazı kıldıktan sonra öğlen yemeğini yer ve dinlenirdi.
İmam’ın kendine has programı vardı yani her yaptığı işin belirli bir zamanı vardı. Eğer birine söz vermişse onu asla geciktirmezdi. İmam gençliğinden beri diizenli ve tertipli olmakla tanınıyordu; başarısının sırlarından birisi de diizenli olması idi.
imam o kadar diizenliydi ki eğer yemek saatinden 5 dakika geçse ve imam gelmeseydi herkes imamın odasına koşardı ve mutlaka birisinin imamı geciktirdiğini göriirdük.
İmam’ın kendine özgii özelliklerinden biriside günliik programlarının diizenli olması idi. İmam, giiniin biitiin saatlerinde belirli programları vardı, öyle ki mütalaası, ibadeti, duası, Müslümanların ve İslam devletinin sorunlarıyla ilgilenmesi, uykusu ve şahsi işleri programlı ve belirli saatleri vardı. İşte İmamın bu özelliği ömrünün her dakikasından faydalanmasını sağladı.
Allah şahittir imam asla hedefsiz yaşamadı. Bazen eğer boş olduğunu görseydiniz mutlaka bir şey hakkında düşünüyordu. Bütün bir gün boyunca uğraşıyor ve çalışıyordu. Yani bir anını dahi boş geçirmiyordu. İmam 24 saat boyunca yarım saat yürüyüş yapıyordu. Bir Cuma günü imam bahçede yürüyordu ben ve hanımım (İmam’ın kızı) kanepenin üzerinde oturmuştuk, İmam’ın yürüyüşü bittikten sonra her zaman oraya oturur iki bardak çay içerdi. Hanımım İmam’a “baba çayınızı getireyim mi?” dedi, İmam saatine bakarak şöyle dedi “Daha birkaç dakika var”
Kesinlikle İmam’ın başarısının sırnnın vaktini ve işlerini düzenlemekte ve bu konuda olan disiplininde olduğunu söyleyebilirim. Öyle ki ömrünün bir dakikasını bile bu yüzden boş geçirmemiştir. İmam’ın bütün işleri düzenli ve saatinde yapılırdı, işleri o kadar dakik idi ki talebeler saatlerinin imamın işlerine göre ayarlıyorlardı. İmam dersine geç gelen öğrencileri bu konuda ikaz ederdi. Zira İmam’ın talebeliği zamanında derslere zamanında gelmesi meşhurdu.
İmam, Türkiye’ye sürgün edildiği zaman sürgünde olmasına rağmen Türkiye’ye girer girmez kâğıt kalem istemiş ve Türkçe öğrenmeye başlamıştı. Bu konu İran rejimini bayağı tedirgin etmişti zira onlar İmam’ın hareketlerini en ince ayrıntısına kadar inceliyorlardı ve imamın niçin bu kadar acele Türkçe öğrenmek istediğini merak ediyorlardı. İmam, Türkiye’de öyle bir iş başardı ki ehl-i beyt uleması tarihinde bunun bir eşi ve benzeri yoktu. Zira İmam, Türkiye’de “Tahriru’l Vesile” adında bir kitap yazarak İslam’ın ibadet boyutundaki hükümleri ile siyasi boyutundaki hükümlerini birleştirerek yazdı ve o kitapta İslam âlimlerinin küfür düzeni karşısındaki konumunu şöyle belirtiyor “Eğer bir İslam alimi hâşâ küfür düzenine yakınlaşırsa (onun emri altına girerse) o fasid bir âlimdir, kandırılmış ve satılmıştır” İmam halkı bu gibi âlimler karşısında sürekli aydınlatıyordu.
İmam her işini programlı yapardı, hatta abdest tazelemesinin bile belirli bir vakti vardı. Hatırlıyorum da İmam’ın Paris’te kaldığı evin karşısındaki bir evde arkadaşlarla konuşma kasetini kaleme alıyorduk, aniden İmam’ın abdest saati olduğu aklıma geldi ve gidip tuvalet temiz mi diye kontrol etmem gerektiğini düşündüm, benim sorumlu olduğum evin düzensiz olmasını istemiyordum, arkadaşlar dediler ki “Aman be bunun da (tuvaletin) saati mi olurmuş?” Fakat ben gittim ve oralan temizledim tarn o sirada imam geldi.
imam her zaman saat dokuzda akşam yemeği yiyordu, bir gün şehid Mufetteh’in konuşmasını ve halkın yürüyüşünü içeren bir video kaseti getirdiler ben de diğer arkadaşlarla beraber bu kaseti seyretmek istiyordum, bu yiizden biraz erken İmam’ın yanına gittim ve dedim ki ‘Hacı ağa akşam yemeğini getirdim, İmam saatine bakarak dedi ki “Akşam yemeğine daha yirmi dakika var”
imam her zaman saat onbirde yatıyordu tarn saat üç’te uyanıyordu, ben İmam’ın yattığı odanın önünde yatıyordum zira İmam’ın odası bahçeye doğru idi ve ben güvenlik yönünden emin değildim bu yiizden İmam’ın odasının öniinde yatıyordum. Her gece saat iiçte uyanıyordu ve ben Kuran ve dua kitabının kâğıdının sesinden veya ibadetinin sesinden uyandığını anlıyordum. İmam’ın, saat iiçten beş dakika erken veya geç uyandığını hatırlamıyorum. İmam’ın vakit diizeni konusunda görüşii şuydu; eğer insan vaktini programlarsa tabiatı ile o bu programa uyum sağlayacaktır. Ve bu konu sadece benim için değil, İmam’ı tanıyan herkes için bilinen bir şeydi. Fransa polisi dahi bize şöyle söylüyordu: “Hatta biz dahi saatlerimizi İmam’ın hareketleri ile ayarhyorduk!”
İmam’ın şehit olan oğlu Mustafa’yı defin ve ziyaret ettikten sonra eve geldi. İmam’ın günliik
programında kitap okuma saati idi, gelip oturduktan sonra saatine baktı daha sonra kitabını eline ahp okumaya başladı. İmam’ın oğlu Ahmed bu konuyu şöyle anlatmıştı:
“Ben İmam’ın elinde aldığı kitabı nereye kadar okuduğunu biliyordum zira kardeşimin şahadetinden bir gün önce bakmıştım İmam şehid olan oğlu Mustafa’yı defin ve ziyaret edip geldikten sonra her gün okuduğu sayfa sayısı kadar okudu ve sonra programında yer alan başka bir işe başladı. Böyle bir musibet bile İmam’ı günlük programından alıkoymadı ve düzenini bozmadı.
İmam’ın oğlu Mustafa şehid olduğu gün biz İmam’ın cemaat namazı için camiye gitmeyeceğini düşündük, ama ezan okunduğu zaman İmam kalkıp abdest aldı ve dedi ki “ben camiye gidiyorum.” Ben oradakilerden birisine dedim ki, “çabuk git caminin hizmetçisine haber ve seccadeyi sersin”, O arkadaş caminin hizmetçisini bulamayınca etrafta evi olan arkadaşların birinden seccade ahp camiye sermişti. Halk camiye akın etti. Biz, Imam ile beraber camiye gittiğimiz de halk ağlıyordu. İmam halkın arasından geçerken Araplar şaşkın bir şekilde birbirlerine “Humeyni asla ağlamadı” diyorlardı.
İmam’ın uykusu belirli bir vakitte başlıyordu, gece saat ikide gece namazı kılmak için uyanıyordu. Hastanede kontrol altında iken İmam’a uykuya geçmesi için ilaç verdikleri halde imam gece yansi uyamyor ve gece namazının vaktinin gelip gelmediğini soruyordu ve bu İmam’ın vaktinin nasıl düzenli ve tertipli olduğunu ve bedeninin bu düzene nasıl alıştığını gösteriyor.
İmam’ın İnce Ruhluluğu
İmam Paris’te iken Hz. İsa’nın doğum gününde şöyle buyurdu: “Komşular bu gelgitten ve kalabalıktan rahatsız oldular, en iyisi onlara birer hediye alıp gönderin ve benden tarafta özür dileyin” Arkadaşlar birkaç kutu çikolata alıp geldiler, İmam, ne aldıklarını sordu onlarda kutuları İmam’a gösterdiler, İmam dedi ki: “Avrupalılar gülü çok severler bu yüzden birkaç tane gül gönderin.”
O bayram gecesi komşulara hediyeleri dağıttık, o günün sabahı sokak gazeteciler ve halkla dolmuştu ben arkadaşların birisinden ne olduğunu sordum, dedi ki: “Gazeteciler dun gece gönderilen hediyeler hakkında röportaj yapmak için gelmişler” İmam’la röportaj yaptılar ve İmam, Hz. İsa hakkında bazı noktalara değindi, İmam’ın bu davranışının tebliğ yönü bundan önceki röportajlarla kıyaslanamayacak kadar çoktu.
Bir gün köydeki arkadaşlardan birisi İmam’dan, namaz kılarken giyindiği herhangi bir elbisesini istedi, ben söylemeye utandığım halde ısrarları karşısında söylemeye mecbur kaldım. İmam’ın yanına gittiğimde işim bittikten sonra dedim ki: “Ağa başka bir konu daha var benim söylemem lazım fakat siz nasıl uygun görürseniz öyle yapın, arkadaşlarımdan birisi sizin namaz kılarken giyindiğiniz elbiselerinizden bir tanesini istiyor.” Ben sözümü bitirdikten sonra, İmam güler yüzle “Sorun değil” dedi ve orada olan başka birisine seslenerek, “Benim Abamı getir “dedi. Ben çok şaşırdım böyle azametli birisi, bir köylünün isteği karşısında böyle güler yüzlü davranıyor ve elbisesini veriyor. Birkaç gün sonra abayı o köylüye gönderdim ve buna çok sevindi.
Bir gün bir iş için İmam’ın yanına gitmiştim, konuşmamın sonunda dedim ki “Eğer mümkünse sizden hatıra kalması için bize bir hediye verin” İmam, “sorun değil” dedi. Birkaç
gün sonra İmam tarafından bir telefon geldi, şöyle deniyordu: “İmam size bir hediye gönderdi.Ne ne olduğunu sordum o, “üzerinde ‘Allah’ yazılı bir plaket ve arka tarafına ise size hediye edildiğine dair bir not” olduğunu söyledi.
Bir iş için İmam’ın yanına gitmiştim konuşmam bittikten sonra İmam’a dedim ki: “Eğer mümkünse aileme sizin hatıranız olarak kalacak bir şey verin” İmam kabul etti. Birkaç gün sonra İmam tarafından birisi telefon açtı ve dedi ki “İmam sizin için bir hediye göndermiş” ne olduğunu sordum, “Üzerinde Allah yazılı bir plaket olduğunu ve arka tarafına ise, sana ve ailene İmam tarafından hediyedir yazısı olduğunu söyledi.
İmam, günde üç kez yürüyüş yapıyordu ve bu vakitler İmam’la konuşmakta en değerli vakitlerdi, bir gün İmam’la yürürken İmam şöyle sordu: “Bu gonca kaç gündür açmış biliyor musun?” Ben de “hiç dikkat etmediğim için bilmiyorum” dedim, İmam, “Ben her gün buna bakıyorum ve buradan her geçtiğimde ne kadar değiştiğini görüyorum şimdi tarn olarak iki buçuk günlük.” dedi.
Bir defasında bir goncanın karşısında oturup şöyle dedi “Ben her defasında yeni açan bu güle baktığımda kendi kendime diyorum ki, ‘Bu Ali’dir’ (İmam’ın küçük torunu) ve çok yavaş açılıyor. Onun biraz yukarısında bir gül daha vardı, solmuş yaprakları da birazcık dökülmüştü, İmam onu göstererek dedi ki “O gül de benim artık, soldum ve gidiyorum, Bu ikisi arasında bir ilişki görüyorum birisi daha yeni açarken öteki solup gidiyor.”
Bir gün bahçede yürürken İmam şöyle sordu: “Söyle bakalım bu ağaçların hangisi daha güzel?” Ben şimdiye kadar hiç dikkat etmediğim için öylesine “bu ağaç daha güzel” dedim. İmam “Gelişigüzel söyleme bu ağacın güzelliğine ne delilin var, birkaç gün düşün” dedi Ben dedim ki “Çünkü bu ağaç daha yeşil.” İmam, “Hayır git düşün bakalım bir ağacın güzelliği neyindedir, dallarının duruşunda mı, gövdesinin şeklinde mi yoksa yapraklarında mı ?” Bahçenin bir köşesinde bir ağaç vardı onu göstererek şöyle dedi “Güneş doğmadan önce bu ağacın ne kadar güzel olduğunu bilemezsin, güneş doğduğu zaman ağaca yansıyor ve ağaç çok farklı bir güzelliğe bürünüyor”
Evin alışverişini ben yapıyordum, alınacak şeyleri liste halinde yazar İmam’a gösterirdim ve tutarı kadar para alır çarşıya çıkardım. Bir gün alınacak şeyleri yazdım ve İmam’ın yanına götürdüm ve toplamının miktarını söyledim, İmam, listeye bakınca “yanlış hesaplamışsın” dedi. Ben, yeniden hesap yaptım ve doğru topladığımı söyledim, İmam, hiçbir şey söylemeden parayı verdi, ben çarşıya çıktım alışverişi bitirdikten sonra bir miktar paranın arttığını gördüm sonra toplamadan 9 frankı 90 frank olarak hesapladığımın farkına vardım. Dönüşte İmam’ın yanına gittim ve dedim ki: “Hacı ağa ben hesaplamada hata yapmışım bu kadar para arttı.”
İmam dedi ki “Ben, sabah yanlış hesap yaptığın farkındaydım fakat senin kendinin bu hatanın farkına varmanı istedim.”
Bu çok zarif bir noktaydı, eğer imam, sabah bana ısrarla hata ettiğimi söyleseydi ben o evde bana güvenilmediğini zanneder ve hizmet etmekten soğurdum.
Savaş başladıktan sonra birçok kötü haber geliyordu. Ama İmam asla onları bize söylemezdi. Bazen odasına çekilirdi. O zaman birinin kötü bir haber getirdiğini anlardım. Ama sorduğum zaman şöyle cevap verirdi “Söyleyip seni iizmeye ne gerek var?”
Diğer taraftan, eğer güzel bir haber gelseydi, kapıdan girer girmez bizi çağırır “gelin size güzel bir haberim var” derdi. Güzel haberi başkaları ile paylaşır kötü haberi kimseye söylemezdi.
İmam hayvanları çok severdi bu onun ince ruhlu ve duygusal olmasından kaynaklanıyordu. İmam’ın bahçesinde kedi çoktu İmam ne zaman yemek için odaya gitse bütün kediler kapının arkasında toplanırdı, İmam yemeğinin etini kedilere verir ve yemeğin suyuyla biraz pilav yerdi. Ben İmam’ın kediler toplandığı zaman yemeğinin etini yediğini hatırlamıyorum. Bir gün İmam, yine yemeğinin etini kedilere verdi, annem dedi ki “Ağa neden bu pahalılıkta yemeğinizin etini kedilere veriyorsunuz’?” İmam şöyle söyledi “Bu kedilerin senden farkı ne? Onlar da nefes alıyor sen de nefes alıyorsun, eğer biz buna yemek vermez isek kim verecek?”
Aynı İnsan bir taraftan Salman Rüştü’nün ölüm fermanını verirken diğer taraftan hayvanlara ve Allah’ın yarattığı mahlûklara böyle davranıyor. İnanamıyorum nasıl oluyor da bu iki zıt kutup bir insanda toplanıyor.7
İmam, sinekleri odadan dışarı çıkarmak istediği zaman sinek kovan ile dışarı çıkarırdı, asla onları sinek ilacı veya başka bir şeyle öldürmezdi.
İmam’ın Hayatında Sadelik ve Tutumluluk
İmam evlendiği zaman Kum’da bir ev tutmuştu. İmam’ın evine aldığı ilk ev eşyalarını hanımı şöyle anlatıyor: “İmam’ın medreseden eve getirdiği ilk ev eşyaları şunlardı, bir kilim, bir yatak, yemek pişirmek için bir tüp, iki tane gaz lambası, küçük bir tencere, demlik ve birkaç tane bardak”
İmam’ın yiyeceği çok sade idi. Çoğu zaman sabahlar ve hatta Ramazan ayında dahi sahurda ekmek peynir yer ve çay içerdi. İmam’ın hanımı hasta olduğu için oruç tutmazdı, evde çalışan kadın, İmam kalkıp çağırdığı zaman uyanamadığı için İmam, kendisi kalkar semaveri yakar ve sofrayı hazırlardı.
İmam, Kuveyt sınırından geri çevrildiği zaman, Bağdat’a geri döndüğü günün sabahsı Paris’e gideceği için o gece bir otelde kaldı. İmam’ın kaldığı otel çok modern ve lüks idi. (Irak devleti tarafından tutulmuştu) ve bütün turistler orada kaldığı için personelin hepsi İngilizce konuşuyordu. İmam için otelin bir katını boşaltmışlardı, akşam yemeği vakti gelince otel çalışanlarından biri, İmam’ın akşam yemeğinde ne almak istediğini sormak için odaya geldi. İmam dedi ki “Ekmek ve biraz yogurt, bende de kuru üzüm var.” İmam’ın bu sözü yemek siparişi almaya gelen Iraklı için çok şaşırtıcı bir şeydi zira böyle büyük bir insanın bu şekilde sade bir yemek yiyebileceğine inanamıyorlardı.
İmam’ın Kum’daki evinin sadeliği onun aza kanaat etmesinin bir göstergesi idi. Bir ara İmam’ın evinin merdivenlerindeki tuğlalar yıpranmıştı, usta “tamir etmek için birkaç tane tuğla alınsın bu yıpranan tuğlaları onaralım deyince, İmam, “yıpranan tuğlaları ters çevirip kullansınlar” şeklinde cevap vermişti.
İmam’ın elbiseleri her zaman temizdi, ama cübbesi yıkanmaktan yıpranmıştı. İmam’ın dersinde oturduğumuz zaman İmam’ın cübbesinin yakasının yamalı olduğunu görürdük ve bu onun ne kadar sade ve gösterişsiz bir yaşantıya sahip olduğunun bir örneğidir.
İmam’ın Necef teki evinde havanın çok sıcak olmasına ragmen kliması yoktu. O kadar ısrar
etmemize rağmen İmam, klima almayı kabul etmedi. Bir gün arkadaşlardan birisi evindeki vantilatörü getirdi, pencereye tarn olarak yerleşmeyince, etrafına kontraplak döşenmesi için marangoz çağnldı. İmam, marangozu görünce “Neler oluyor burada?” dedi. Pencerenin etrafını yaptırmak için getirdiğimi söyledim. Ben marangozla orayı yaparken imam beni yanına çağırdı ve kızgın bir halde “Sen, Mustafa ve Ahmet (İmam’ın iki oğlu) hepiniz birlik olmuş beni cehennemlik mi etmek istiyorsunuz?.”
İmam’ın iki tane kontraplak için bu kadar sinirlenmesi beni çok korkutmuştu. İmam o kadar sade yaşıyordu ki hatta bunlan bile kendisine çok görüyordu.
Akhma geliyor da Imam’ın vefatının 40. gününde iki Fransız rahip imam’ın yaşadığı evi görmek için geldiler ve Cemaran’daki evin sadeliğini görünce çok şaşırdılar. Dediler ki, “Bırakın burası hep böyle kalsın ve dünya böyle büyük ve ruhani bir insanın nerede yaşadığını ve misafirlerini nerede ağırladığını görsün”
Ben, İmam’ın yanında kaldığım 10 yıl zarfında yakından şahit oldum ki İmam’ın fevkalade önem verdiği şeylerden bir tanesi de sade yaşantısı ve israftan kaçınmasıydı.
Defalarca şahit oldum, İmam, evden çıkarken gereksiz lambaları söndürüp çıkardı. Bir bardak su içtiği zaman, bardakta arta kalan suyu susadığı zaman tekrar içerdi. Eğer İmam’ın bir yerine bir şey olsaydı, kâğıt mendili birkaç parçaya böler ve onun yetecek kadarını kullanırdı.
İmam, vaktinin yoğun olmasına rağmen evinde yapılan bir harcamayı kendisi kontrol ederdi ve her alışverişten önce alınacakların listesi İmam’a gösterilirdi.
İmam, israftan nefiret ederdi. Bir gün cemaat namazı için medreseye geldiğinde ezana biraz vakit vardı bu yiizden talebelerden birinin odasına gitti. O sırada talebelerden bir tanesi odasının lambasını söndürmeden İmam’ın yanına geldi İmam bunu görünce dedi ki “Niçin lambayı açık bıraktın;?” ‘ Oradakilerden birisi “ışıkta israf olmadığını söylüyorlar” deyince İmam, “kim demişse yanlış demiş” diye cevap verdi.
İmam, İran’a döndüğü zaman onu görmeye gelen halk çok kalabalık olduğu için imam evin üst katına çıkıyordu ve halka konuşma yapıyordu. Bir gün İmam aşağı inerken bahçedeki odanın ışığının açık olduğunu gördü ve birisiyle haber gönderip, bahçede açık kalan lambayı söndürttü.
Bir gün Fransa’da İmam’ın evi için alış veriş yapmaya gitmiştim, Portakalın çok ucuz olduğunu gördüm ve evde birkaç gün portakal bulunsun diye almam gerektiğinden biraz fazlasını aldım ve eve götürdüm. Her zamanki gibi aldığım şeyleri görmesi için İmam’ına yanına gittim, tabi çoğu zaman aldığım şeyleri görmek için İmam’ın kendisi mutfağa geliyordu. İmam, portakalları görünce dedi ki “Bu kadar portakalı niçin aldın?” Ben de dedim ki “Hacı ağa evde iki üç gün portakal bulunsun diye aldım” İmam, “fazlasını geri götür. Bizim bu kadar portakala ihtiyacımız yok ki!”dedi.
Geri vermek benim için çok zor olduğundan dedim ki “Hacı ağa fazla almamın sebebi ucuz olması idi.” İmam dedi ki “İki tane günah işledin bizim bu kadar portakala ihtiyacımız yoktu ve siz (fazlasını) aldınız. İkincisi de ucuz olması idi. Zira eğer bu portakallar dükkânda kalsaydı şimdiye kadar pahalı portakal alamayan birisi belki de bu gün bu ucuz portakalları ala bilirdi, işte bu yüzden portakalları geri vermeniz gerekiyor.”
Bir daha İmam’a dedim ki “Hacı ağa burada alış verişi bilgisayarla yapıyorlar ve bir şeyi geri vermek çok zor belki de hiç geri almazlar, en azindan siz bir şey söyleyin de ben kendimi bu giinahtan kurtarayım” Imam dedi ki “Öyleyse siz portakallan soyun ve dilimlere ayırın akşam cemaat namaz için toplandığı zaman dağıtın herkes yesin belki Allah-u tela bu şekilde hatanızı bağışlar.”
Bir gün mutfakta musluğu açmıştım, İmam geldi ve “Niçin çeşme açık?” diye sordu. Veya marul temizlediğim zaman İmam, “Rubabe sakın bunları çöpe atmayın” ben de Siz merak etmeyin biz onları salata yapıp yiyoruz” diyordum.
İmam abdest almak için odadan çıktığı zaman dahi televizyonunu kapatıyordu ve geldiği zaman açıyordu yani israftan bu kadar kaçınıyordu.
Ben bazı konuları İmam’a bildirmek için yazıp veriyordum. Bir gün bir şey yazıp İmam’a verdim, İmam odadan çıkarak şöyle dedi: “Niçin dikkat etmiyorsun?” ben, “‘ne oldu?” dedim ‘İmam “Niçin birkaç satırlık bir şey için bu kadar kâğıt israf ediyorsun, bunu küçük ve işe yaramaz bir kâğıda da yazabilirdin”
Başkalarını Gözetmek
Çok iyi hatırlıyorum uykudan sessizce uyanır namaz kılardı ve abdest almaya giderken başkalarının rahatsız olmaması için ağır adımlarla yürür çoğu zaman başkalarını sözle değil davranışları ile iyiliğe yöneltirdi. Her zaman hak sözü güzellikle ve tatlı dille söyler bu gibi durumlarda asla kaba davranmazdı. En önemlisi Allah’ın emirlerini ve ibadetleri başkalarının nazarında zorlaştırmazdı.
İmam’ın damadı kızını sabah namazını kılması için uyandırırdı. İmam bunu öğrendikten sonra şöyle haber gönderdi “İslam’ın tatlı yüzünü çocuklara acı göstermeyin” Bu söz kızımın ruhunda öylesine derin bir etki bıraktı ki yatmadan önce ısrarla bizim onu sabah namazına kaldırmamızı istiyordu.
İmam’ın Paris’te kaldığı günlerden birinde misafiri çok gelmişti ve İmam’ın evi üç odalı olduğundan birisinde İmam, ailesi ile kalıyor, bir diğerinde Hacı Ahmed (İmam’ın oğlu) Hacı İşraki (İmam’ın damadı) ve öteki oda da bana aitti. Fakat o gün misafir olduğu için benim kaldığım odada misafirler kaldı bana yer olmadığı için mutfakta yatmak zorunda kaldım. Sabah İmam abdest almak için geldiği zaman “Gece üşürsünüz diye merak içinde kaldım” dedi. Ben, “Hayır yerim rahattı'” dedim. O sabah kahvaltıyı odaya götürdüğüm zaman İmam’ın hanımı şöyle dedi. “İmam dün gece mutfakta üşürsünüz diye çok meraklandı”
İmam başkalarını çok gözetiyordu oysa bizim gibiler öyle kendimizi düşünüyoruz ki yanımızdaki insanlardan bile gafiliz.
Bir gün şehid Mutahhari ve şehid Saduki İmam’ın misafiriydiler, her zaman pişirdiğim yemeği üç kaba döktüm ve sofraya götürdüm ben de, gider yumurta, domates veya peynir yerim diye düşündüm, yemeği İmam’ın yanına götürüp sofraya koyduğum zaman İmam “Kendi yemeğin nerede?” “diye sordu. Ben de “Bu yemekten kendim için ayırmadım gider diğer evde bir şeyler atıştırırım” dedim. İmam, “Hayır siz burada zahmet edip yemek pişirdiniz ve yemeği de burada yiyeceksiniz” dedi. Sonra üç kap yemeği dörde böldü ve bana da bir kap verdi.
İmam’a gel en mektupları güvenlik yönünden ilk once ben açıyordum sonra okuması için İmam’ın yanına götürüyordum. Bir gün yine mektupları kontrol ederken İmam geldi ve şöyle dedi “Ben bundan razı değilim!” Ben, İmam’ın mektuplan okuduğumu düşündüğünü sandım ve bu yiizden dedim ki “Ceddinize yemin ediyorum ki mektuplan okumuyorum yalmzca güvenlik yönünden kontrol ediyorum, Allah göstermesin herhangi bir tehlike olmasından korkuyorum!”
Imam, “Mektuplan okumadığını biliyorum. Ben de zaten bunu söylüyorum, eğer bir tehlike varsa neden benim için olmasın da sizin için olsun” dedi. Ben, “Ey İmam İran halkı sizi bekliyor” dedim. İmam “Sekiz tane çocuk da İran’da sizi bekliyor!” dedi. Ben “Siz merak etmeyin ben bu tür mektuplara karşı özel eğitim aldım bana bir şey olmaz” dedim. imam, ’’O halde boş bir vakitte bana da bu mektuplan açma yöntemlerini öğretin” dedi.
İmam’ın Paris’te son gecesi idi. O günün sabahı İran’a hareket edecekti. imam evde bulunan herkesi toplanmasını istedi biz yaklaşık yirmi kişi Cuma namazından sonra İmam’ın kaldığı evde toplandık, imam nasihat eve dua ettikten sonra orada çektiğimiz zahmetler için teşekkür etti. Sonra şöyle buyurdu. “Siz bu uçakta benimle gelmeyin sizin için tehlikeli olabilir. (Şah’ın yerine gel en Bahtiyar hükümetinin uçağı düşürme ihtimali vardı) eğer bir tehlike söz konusu ise sizlere herhangi bir şey olmasını istemiyorum” Biz ağlayarak “Bu canımız İslam’a ve inkılâba feda olsun izin verin sizinle gelelim” dedik.
İmam’ın sağlığının iyi olmadığı günlerde, hastaneye İmam’ı görmeye gittim ve yatağının yanında durdum, İmam “Oturacağın bir sandalye yok m?” diye sordu. Ben de “Ağa ben böyle rahatım “dedim. imam, “Hayır, yorulursun… Ve bazen de siz buraya gelmeyin buranın bunaltıcı bir havası var” diyordu. Ben “Ağa biz buraya gelmek için birbirimizle yanşıyor ve aramızda belirlediğimiz sıraya göre geliyoruz.” İmam “öyleyse ikişer gelin canınız sıkılmasın!” İmam’ın o hasta halinde bu dikkati gerçekten de şaşılacak bir şeydi.
Bir gün İmam birisinin maddi yardıma ihtiyacı olduğunu söyledim ve dedim ki “Eğer isterseniz kendisi gelsin ve sorunlanni iletsin ve eğer siz uygun görürseniz yardımcı olun” İmam şöyle buyurdu “Siz başkasının ihtiyacını söylemekle iyi ettiniz zira onun kendisi gelip ihtiyacını söyleseydi utanırdı. Ben sizin sözünüzü kabul ediyorum ve kendisinin gelmesinin gereksiz olduğu kanaatindeyim”
İmam’ın Necef e sürgün edildiği ilk giinlerde, her gun Hz. Ali’nin (a.s) tiirbesinde “Camia Kebir” duasını çok yavaş bir şekilde okurdu ve böyle okuması da çok vakit ahyordu. Oranın temizlikçileri de işlerini çabuk bitirmek istiyor fakat İmam’a karşı olan saygılanndan dolayı duasını bitirmesini bekliyorlardı. Ben bunu İmam’a söyledim İmam, türbede çalışanlara engel olmamak için her gün okuduğu Camia Kebir duasını okumaktan vazgeçti ve o duayı türbede, sabaha kadar açık olduğu için yalnız Cuma akşamlan okuyordu.
İran televizyonunda spor programlarını seyretmezdi. İmam’ın yanına başka bir program seyrettiği zaman gittiğimde benim için kanal değiştirir ve şöyle derdi. “Bu program da senin için otur seyret”
Bir gün aşçımız hasta olduğu için birkaç gün dinlenmek zorunda kaldı. İmam her gün gelir durumunu sorardı, ben de iyi olduğunu ve dinlendiğini söylerdim. İmam her defasında ‘’Ona iyi bakın doktora götürün ve durumunu kontrol edin” diye bizi uyarırdı.
İmam talebelere karşı çok samimi ve özel bir ilgi gösterirdi. Eğer onlar herhangi bir zorlukla karşı karşıya kalsalar hemen yardımlanna koşardı. Örneğin ben İmam’ın derslerine katıldığım sıralarda iki kez hastalandım ve derse gidemedim, her iki hastalığımda da İmam birkaç kişi ile beraber benim ziyaretime geldi. Diğer talebelere karşı da aynı tavrı takınırdı.
Kadının Önemi
İmam’dan kalan çok değerli miraslardan birisi de (Müslüman) kadınlara verdiği değerdi.
İslam inkılâbından önce toplumda kadınların bir grubu ticaret malı ve reklâm aracı idi. Bunun karşısında bir grup daha vardı onlarda kadını köle olarak kullanıyorlardı ve kadına okuma ve tahsil hakkı vermiyorlardı.
İmam’ın gelmesi ve İslam inkılâbından sonra kadın ticaret malı olmaktan ve kölelikten kurtuldu. İmam’ın kadına verdiği değeri konuşmalarında ve amellerinde görmek mümkündür. Örneğin kadının okuma yazma bilmesi gerektiğini, ilim tahsil etmesini, çalışmasını ve toplumsal etkinliklere katılmasının önemini, İmam’ın evde ailesine özellikle hanımına karşı davranışların da rahatlıkla görebiliriz. Bu İmam’ın bıraktığı değerli miraslardan biridir.
İmam kadını asla erkeklerden toplumsal çalışmalarda geri ve eksik görmüyordu. Başka devletlere giden ilk üç temsilciden birisi kadındı, Ayetullah Ruhani, Ayetullah Cevadi Amuli ve Debbağ hanım idi.
Kadının İslam inkılâbındaki yerini İmam şöyle anlatıyor “Kadınlar erkeklerden daha öndedirler çünkü kadınlar hem evin dışında ki görevlerini yerine getirdiler yürüyüş ve gösteriye katıldılar ve hem de ev içindeki görevlerini yerine getirdiler.”
İmam kadın hakları konusunda ki düşüncesi diğerlerinden çok farklı idi. Zira bazıları kadını toplumdan ve siyasi etkinliklerden uzak bir faktör olarak düşünüyordu. İmam’ın bu konu hakkındaki fikirleri şöyleydi: “Eğer kadının topluma ve siyasi gelişmelere karşı olan rolünü kenara bırakırsak toplum istenilen verimi sağlayamaz ve sonuçta kaçınılmaz olarak toplumsal hareket ve yenilgiye uğrayacaktır.” İşte bu yüzden İmam kadının toplumda ve siyasette özel bir yeri olduğuna inanıyordu.
İmam kadının toplumsal ve kültürel hareketlerde çok önemli rolü olduğuna ve hatta hizmete layık ve saygı değer insanları yetiştirenlerin kadın olduğuna inanıyordu, cephede ve savaşın ilk safında savaşanları yetiştiren kültürel ve siyasi hareketlere katılarak beklenen başarıyı kaç katına çıkaranların yine kadınların olduğuna inanıyordu.
Bazıları kadınların, tehlikeli oldukları için yürüyüşlere katılmamalarını İmam’dan istemişlerdi, İmam buna çok sinirlendi zira İmam, siyasi ve İslami mücadelelere kadınların katılması ile etkisiz hale getirileceğine inanıyordu.
İmam bu konuda hakkında şöyle buyurdu: “Kadınlar, erkeklerle beraber bütün aktivitelere katılsınlar, kadınları, siyasi, toplumsal ve kültürel hareketlerden ayırmaya hiç kimsenin hakkı yoktur”
İmam’ın kadın hakları konusundaki görüşünün kaynağı Kuran. Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarının sünnetiydi. İmam, Peygamberin sünneti doğrultusunda kadına şekil vermek
istiyordu, kadın bir ailede annelik ve kadınlık görevini yerine getirdiği gibi toplumda da üstüne düşen görevi yerine getirmelidir.
Allah’a hamd olsun ki bizim kadınlarımızdan özellikle annelik ve kadınlık görevini yapanlardan İmam’ın düşüncesini onaylayan çok fazlaydı eğer böyle olmasaydı onlar için bu kadar acı dayanılır olmazdı.
imam bu hareketiyle kademe kademe kadınları boşluktan çıkarıp layık olduklan Müslüman ve gerçek bir mümin makamına çıkarmak istiyordu.
İmam’dan, kadın olduğum halde şöyle bir soru sordum; “Filistin’de Müslüman kardeş ve bacılarımızla beraber savaşmamıza izin veriyor musunuz?” İmam, “İslam’a nerede faydah olacağınıza inanıyor ve hizmet edebileceğinizi umuyorsanız sizin vazifeniz oraya gitmektir.” dedi.
Ben erkek olmadığım halde İmam için hiçbir şey değişmiyordu, tek hedef İslam’ın sırtından bir yük kaldırabilmekti İslam’a hizmette sınır yoktur aynı zamanda kadın erkek, genç yaşlı da yoktur, herkes elinden gelen hizmeti İslam için yapmalıdır.
Kadının toplumda çalışması konusunda İmam’ın görüşü şöyleydi : “Aileye zarar vermeyeceği bir şekilde olursa çalışmasında bir sakınca yoktur.(tabi İslami çerçeve içerisinde) çünkü İmam, kadını toplumun öğretmeni olarak görüyordu. Hatta iyi bir kadının kötü bir erkeği düzeltebileceği kanaatindeydi.
Uygun bir aile ortamında hiçbir yanlış o aileye giremez ve sonuçta çocuklar sağlam ve Salih yetişirler. Zira çocukların terbiyesine annenin çok büyük rolü olduğuna inanıyordu.
Biz bazen şakayla “Kadınlar neden hep evde kalmalı” diye sorduğumuz zaman İmam şöyle derdi “Evi hafife almayın çocukları terbiye etmek basit bir şey değildir, eğer anne bir kişiyi terbiye edebilirse topluma büyük bir hizmet etmiş sayılır.”
İmam, çocukları erkeklerin terbiye etmeyi beceremediğine ve bu işi ancak kadınların başarabileceğine inanırdı. Zira kadınlar daha duygusal ve bir ailenin ayakta kalabilmesi için gerekli olan muhabbet ve sevgiye daha çok sahiptirler.
İmam’ın işitip çok sevindiği bir konu ise okuma yazma seferberliği idi. O sürekli halka okuma yazma öğrenmeleri için açılan sınıfların ve programların durumunu sorar ve o kadar hoşuna giderdi ki bazen ben bunu görünce sözümü tekrar ederdim. Oysa İmam, küçük çocuğumun olduğunu ve bununla beraber dışarıda çalıştığımı da biliyordu. Aynı şekilde Kum’da resmi bir kurumda sorumluydu, buna rağmen İmam, karşı çıkmazdı. Fakat her zaman şöyle söylerdi “Kocanızı rızasını kazandıktan sonra çalışın ve faaliyetlerde bulunun.”
Bir gün Fransa’da farklı devletlerden öğrenciler İmam’ı ziyarete gelmişlerdi, erkekler önde kadınlar ise arka tarafta oturdukları için kadınlar sormak istedikleri soruları soramadılar, İmam görüşmeden sonra kalkıp gitmek istediği zaman bayanlar şöyle dediler: “Erkekler on tarafta oturdukları için biz sorularımızı soramadık” İmam odaya girerek,”Ben burada biraz oturayım, siz sorularınızı sorun”
İmam’ın bu tavrı benim çok hoşuma gitmişti, zira görüş vaktinin bitmesine rağmen hanımlara haksızlık olmaması için onlara ayrıca vakit ayırmıştı. Hanımlar sorularını soruyorlardı,
Onlardan birisi şöyle bir soru yöneltti: “Okumak istiyorum fakat kocam ve çocuğum daha fazla evde olmamı istiyorlar” İmam,”Bu ikisi birbirlerini engellemezler siz onu en iyi şekilde yerine getirin ve okumaya da devam edin.” dedi.
Paris’te iken, yurtdışında tahsil gören öğrencilerin sorularını yamtlamak için İmam’ın evinden birkaç kişinin o toplantıya katılması gerekiyordu. Birkaç arkadaşla birlikte biz bu görevi üstlendik, toplantı akşam saatindeydi, sorular çoğalınca program bayağı uzadı, gece saat iki olmasına rağmen, öğrenciler İslam ve Kuran hakkındaki sorulanni sormaya devam ediyorlardı.
Öğrencilerden birisi kalktı ve şöyle bir soru sordu “Ayetullah Humeyni’nin kadın ve toplumdaki rolii hakkındaki görüşü nedir” Ben kalkıp o soruya cevap vermek istediğim zaman bizi davet eden üniversite müdürü dedi ki: “izin veriniz bu sorunun cevabını ben vermek istiyorum” Ben şaşırdım ve dedim ki “Bizim mektebimiz hakkında sizin yeterli bir bilginiz yok, nasıl bu soruya cevap verebilirsiniz?” şöyle dedi “Eğer benim cevabım uygun olmaz ise siz cevap verirsiniz.” Ben de “tamam o halde” dedim.
Daha sonra öğrencilere dönerek şöyle dedi “Gece yarısı saat iki, Ayetullah Humeyni nasıl olur da hiç tanımadığı öğrencilerin arasına bir kadın gönderd?” Bu cevaptan sonra bütün öğrenciler alkışlayıp ıslık çalmaya başladılar ve o soruyu soran öğrenci kalkıp ben sözümü geri aldım dedi.
Üniversite müdürü konuşmasına şöyle devam etti. “Ayetullah’ın bu davranışı başkalarının Ayetullah Humeyni hakkında söylediklerinin yalan ve asılsız olduğunu gösterir ve onlann hedefi onu kötülemektir.”
İşte ben o zaman Imam’in beni görevlendirmesinde ki karanni ne kadar hesaplı ve programlı olduğunu anladım.
Diğer bir olay ise benim Rusya’ya gönderilmem idi, İmam, Rusya’ya tebliğ mektubu göndereceği zaman benimle birlikte Ayetullah Cevadi Amuli’yi görevlendirmişti. İmam, derin ve ileri görüşlülüğüyle ileriyi ve inkılâpta gerçekleşen olayların yurtdışında ne şekilde bir yankı yapabileceğini görebiliyordu ve bu konuya çok dikkat ediyordu.
Her şeye rağmen Imam bu seçimiyle kadının İslam’da ve inkılâptaki yerini turn Diinya’ya gösterdi. İslam kanunlannin hiçbir şekilde kadının gelişmesine karşı olmadığını bu davranışıyla beyan etti. İmam her konuda kadına söz hakkı veriyordu, zira toplumun yarısı kadındı.
Çarşaflı bir kadın ve ruhani elbisesiyle bir erkek İmam’ın ve Iran halkmm temsilcisi ve tebliğ mektubunun taşıyıcısı idi. İmam, özellikle bu iki elbiseyi seçmişti, oysa ilim ve bilgi yönünden benden çok daha üstün olanları vardı.
Çocuk Sevgisi
İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gun Ali, İmam’ın gözlüğü ve saati ile oynarken imam dedi ki, “Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer” Ali saat ve gözlüğü İmam’a verdi daha sonra imam’a dedi ki “Gel oyun oynayahm ben İmam olayım sende küçük Ali ol” imam, “tamam”dedi. Ali
dedi ki “Çocuklar İmam’ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki “Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı” İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki “Al sen kazandin”
İmam’ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma’yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gun kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma’yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi ”Eğer bir daha ki sefere Fatma’yı getirmezsen sende gelme!”
Ben bir gün İmam’a dedim ki “Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?” İmam, cevabında “Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye’ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.”
Ali’nin (İmam’ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam’la beraber oynardı. Ali topu İmam’a atar ve İmam’da ona geri atardı. İşte o zaman İmam’ın morali düzelirdi. İmam’ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2-3 saat İmam’la kalır ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de “ben kalmak istemiyorum!” diyordu İmam ise “İstediği zaman getir kalsın istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki “ben arkadaşımı İmam’ın yanına götürmek istiyorum” İmam öyle yemeği yerken odayagirdi. İmam, “Arkadaşını oturt yemek yiyelim” dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam’ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,”Bırakın yemeklerini yesinler” dedi. Yemeklerini yedikten sonraben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı.
İmam, küçük torunu Ali yi çok seviyordu, tabi bütün çocukları seviyor ve onlarla oynuyordu. Bir gün Ali, İmam’ın gözlüğü ve saati ile oynarken İmam dedi ki, “Alican gözlük gözünü bozar, saatinde zinciri bir yerine değer” Ali saat ve gözlüğü İmam’a verdi daha sonra İmam’a dedi ki “Gel oyun oynayalım ben İmam olayım sende küçük Ali ol” İmam, “tamam”dedi. Ali dedi ki “Çocuklar İmam’ın yerine oturmazlar, İmam kenara çekildi ve Ali onun yerine oturdu. Daha sonra Ali dedi ki “Çocuklar saat ve gözlükle oynamamalı” İmam gülerek saati ve gözlüğü ona verdi ve dedi ki “Al sen kazandin”
İmam’ı görmeye gittiğim zaman kızım Fatıma’yı da bazen yanımda götürüyordum, bir gün kapıdan içeri girdiğimde İmam bahçede yürüyordu beni görünce kızım Fatma’yı sordu, ben de yaramazlık yaptığı için getirmediğimi söyledim. İmam çok rahatsız oldu ve şöyle söyledi ‘ ‘Eğer bir daha ki sefere Fatma’yı getirmezsen sende gelme!”
Ben bir gün imam’a dedim ki “Niçin çocukları bu kadar çok seviyorsunuz?” İmam, cevabında “Evet ben çocukları çok seviyorum, Hüseyniye’ye gittiğim zaman, orda olan çocuklar dikkatimi çekiyor, o kadar seviyorum ki konuşma yaptığım zaman ağlayan veya bana el sallayan bir çocuk görsem bütün dikkatim o yöne toplanıyor.”
Ali’nin (İmam’ın torunu) bir topu vardı ve her zaman götürür İmam’la beraber oynardı. Ali topu imam’a atar ve imam’da ona geri atardı. İşte o zaman imam’ın morali diizelirdi. İmam’ın yanında kimse olmadığı zaman Ali 2-3 saat imam’la kahr ve bir şeylerle uğraşırdı. Bazen de “ben kalmak istemiyorum!” diyordu imam ise “İstediği zaman getir kalsın
istemediği zamanda kendisi bilir! diyordu.
İmam bütün çocuklara böyle davranırdı ve onları severdi. Korumalardan birinin bir kızı vardı ve Ali dedi ki “ben arkadaşımı İmam’ın yanına götürmek istiyorum” İmam öyle yemeği yerken odayagirdi. İmam, “Arkadaşını oturt yemek yiyelim” dedi. Çocuklarla beraber yemek yediler. Ben birkaç sefer çocuklar İmam’ı rahatsız ederler diye getirmek için odaya girdim fakat İmam,”Bırakın yemeklerini yesinler” dedi. Yemeklerini yedikten sonraben gidip çocukları getirdim ve İmam o çocuğa para ve hediye verdi. İmam çocukları sever ve onlara çok sevecen davranırdı.
Adalet
Bizim evde meşhedi Ali adında yaşlı bir adam çalışıyordu. Evin ihtiyaçların bakardı. İmam henüz sürgün edilmemişti, bir gün İmam’a şöyle sordum “Burada bir çok kimse var niçin siz onların arasında Meşhedi Ali’yi bu kadar seviyor ve yakınlık gösteriyorsunuz?” İmam şöyle cevap verdi “Ben geceleri uyandığım zaman onu namaz kılıp dua ederken ve münacat halinde görüyorum, onu bu yüzden seviyorum.”
İmam çocukluğundan bizim hicabımıza çok dikkat ederdi evde hiçbir günaha, örneğin yalan, gıybet ve büyüklere saygısızlık vb. her zaman üstünde durarak söylerdi “Allah’ın kulları arasında takvadan başka bir üstünlük yoktur ve sizinle evde çalışan bu işçiler arasında hiçbir farkyoktur.”
İmam, Kuveyt sınırına geldiği zaman orda namaz kıldı. İmam’la beraber gelen herkes ayrılacakları zaman ağlıyorlardı. İmam, beni ve üç kişiyi vasi tayin ederek vasiyetini yazdı ve “Ben evde mendilin arasında bir miktar para bıraktım o para benim şahsıma aittir, diyerek şöyle yazdırdı. “Benden sonra hanımıma bir talebe gibi davranın ve bir talebe yaşantısının gerektirdiği kadar ona maaş verin” İmam hanımının da kendisi gibi sade yaşamasını istiyordu ve hanımına herhangi bir ayrıcalık tanınmasını istemiyordu.
İmam bu vasiyeti yazdırdığı zaman Irak rejimi tavrını sertleştirmişti ve İmam kendi hayatı hakkında tehlike hissetmişti.
Hiç unutmam 18 yaşındaki kız kardeşim 7 aylık hamileydi ve ölüm ile burun buruna gelmişti doktorlar ya anneyi kurtaracağız ya da çocuğu dediler İmam’dan, anneyi (İmam’ın kızı) kurtarıp çocuğu feda etmek için izin istediler. Fakat İmam soğukkanlılıkla şöyle buyurdu. “Benim kızıma sevgimden dolayı başka bir canlının ölümüne izin vermeye hakkım yoktur her ikisi de Allah’ın kulu ve canlıdırlar’ İmam’ın bu imanı ve ihlâsından dolayı Allah-u teala ödül olarak hem kızın ve hem çocuğu ölümden kurtardı.”
İnkılâptan sonra Şah taraftarlarından ve onun için çalışanlardan birkaç tanesi yakalandı ve hapse atıldı. O akşam İmam’ın ve diğerlerinin yediği yemekten yakaladığımız mahkûmlara götürdük, onlardan bin bana dedi ki “Ben bu yemeklerden yiyemem bana tavuk getirin” Bu konuyu İmam’a ilettik. İmam”ne istiyorsa onu götürün” dedi. Gece vakti arkadaşlar dışarıdan tavuk ve pilav almak zorunda kaldılar.
İmam, Necef e ilk geldiği zaman ailesini getirmediği için beraber kalıyorduk odada halı seriliydi ve ben de İmam’ın üzerinde oturması için halının üzerine battaniye serdim. İmam “Battaniye yi kaldırın aramızda herhangi bir üstünlük olmasın”
İmam’ın diğer bir özelliği ise çocuklara davranış şekliydi. Özellikle en büyük oğlu şehid Mustafa’ya olan davranışı diğerleriyle aynıydı. Şehid Mustafa İmam’ın en iyi öğrencilerinden birisiydi. Fakat maddi yönden diğer talebelerden hiçbir farkı yoktu. İmam bütün talebelere verdiği maaşın aynısını ona da veriyordu ve bu herkes tarafından bilinen bir şeydi.
Savaşın olduğu yıllarda devlet bakanlarından birinin oğlu şehid oldu. İmam’a dediler ki “onun için bir tesliyet mesajı verseniz” İmam “Bakan olduğu için mi tesliyet mesajı vermemi istiyorsunuz? Siz yalnız onun oğlunun mu şehit olduğunu sanıyorsunuz? Şehidlerin hepsi benim çocuklarımdır eğer tesliyet mesajı vermek istersem hepsi için veririm, benim için onların arasında hiçbir fark yoktur.”
İmam ilk tutuklanmadan sonra serbest bırakıldığı zaman Kum’a geldi. Diğer şehirlerden halk İmam’ı görmeğe geldiği için Kum bayağı kalabalıktı bu yüzden fırınlarda uzun sıralar oluyordu. İmam’ın evinde çalışan zayıf bir adam vardı herkes ona “baba” diye seslenilirdi. Bir gün İmam ona şöyle dedi “Baba! İşittiğime göre sen fınna gittiğin zaman bu İmam’ın hizmetçisidir diyerek sırada seni öne geçiriyorlar ve ne kadar ekmek istiyorsan veriyorlarmış, bunu bir daha yapma! bB evden birinin gidip sırada beklemeden bir şey alması doğru değil. Sen de diğerleri gibi sırada bekle ve sakın senin için bir ayrıcalık yapılmasına izin verme.”
Seyid Ahmet şöyle anlatıyor “İmam, Necef te iken kardeşim Mustafa’yı şehid ettiler, İmam bu haberi işittikten sonra bir köşeye gidip Kuran okumaya başladı ve ağlayıp figan eden ev halkına teselli veriyordu. O gün olan bir olay İmam’ın İslam’a ne kadar teslim olduğunu gösterdi. O, şu olaydı; İmam’ın ailesi (hanımı) İmam’ın bürosundaki telefonla Tahran’ı arayıp görüşme yapmak istedi, fakat İmam oğlunu kaybetmesine rağmen hanımına açıkça şunu söyledi: “Bu büronun telefonu Beytul malındır ve sizin bu isteğiniz şahsi olduğu için bunu kullanmanız caiz değildir.” İmam ve hanımının o anki ruhsal durumlarını göz önünde bulundurur isek çocuklarını kaybetmiş bir anne ve babanın, beytul mala gösterdiği bu titizliğin ne kadar mükemmel olduğunu anlarız.
İzzeti Nefs
İmam’ın oğlu Şehid Mustafa diyor ki “İmam Türkiye’ye sürgün edildikten 2-3 ay sonra beni de oraya sürgün ettiler, İmam’ın kaldığı eve gittiğim zaman odada ki perdelerin az bir şey açık olduğunu gördüm ve güneş ışığı çok az içeri sızıyordu. Dedim ki “Niçin bunlar (nöbetçiler) perdeleri açmıyorlar sonra perdeleri kenara çektim ve siz niçin karanlıkta oturuyorsunuz dedim. İmam “Ben onlardan, perdeleri açmak kadar küçük bir şeyi dahi talep etmek istemiyorum” dedi.
İmam Kuveyt’e gitmek istediği zaman sınırda Kuveyt polisi İmam’ın giriş yapmasına izin vermedi. Ben İmam’a, “Görevli memurlardan biriyle konuşmama izin verin faydalı olabilir ” dedim. İmam, “Asla! Bu değersiz insanların karşısında neden kendini alçaltıyorsun geri döneceğiz, Allah bizimledir” dedi.
Ben İmam’ın ilk kızıyım. İmam beni çok severdi ve çok ihtiram gösterirdi, odasına gidip oturduğum zaman, suya veya ilaca ihtiyacı olduğu zaman ban söylemez ve kendisi kalkar alırdı. Benim ısrarlarıma rağmen işlerini kendisi yapardı.
İmam her zaman evde ki işlere yardım ederdi ve şöyle söylerdi “Yardım cennetten
çıkmıştır”Örneğin İmam kendisi çayını getirir, su içmek istese kendisi kalkar mutfağa gider suyunu içerdi. Biz, neden bizden istemiyorsun dediğimiz zaman “Kendi işimi kendim yapmalıyım” derdi, onun işlerini yapmak için ısrar ettiğimiz zaman, İmam ‘’Niçin ben kendi işlerimi yapamıyor muyum” derdi. Ve gülerek “İnsan kendi işlerinde başkalarına ihtiyaç duymamalı” derdi.
İmam sürgün edilmeden önce Tahran’daki büyük fabrikalardan birinin sahibi bir cami yaptırdı ve İmam’dan o camiye bir hoca göndermesini istedi, İmam başta istemeyerek kabul etti ve o hocayı göndermeden önce yanına çağırdı ve şöyle nasihat etti: “Sizin halka İslami tebliğ etmeye ve onları hidayet etmeğe ilave olarak iki önemli göreviniz daha var; birincisi orda asla benden söz etmeyeceksiniz, ikincisi ise camiyi yaptırana davranışların öyle olsun ki senin onun malında ve servetinde gözünün olduğunu zannetmesin”
İmam, Paris’ten İran’a geldiği zaman ben hava alanındaydım orada ki devlet tarafından gelen polislere hitaben şöyle buyurdu: “Şah ve onun yönetimi sizi küçük düşürmüş ve sizin kişiliğinizi ayaklar altına almışlar sizi Amerikan’lıların karşısında alçaltmışlar, sizin gayret edip kendiniz bu zilletten kurtarmanız gerekiyor!” Sonra şöyle devam etti: “Şah geri dönmeyecek ve hiç kimseden korkunuz olmasın, onun geri dönüp size zarar vermeye gücü yoktur.”
İmam’ın yakınlarından birisi şöyle anlatıyor “Bir gün benimle önemli bir şahsiyet arasında bir anlaşmazlık çıktı ve bu beni çok tedirgin etti, bu yüzden İmam’ın yanına gittim ve durumu ona anlattım, konuşmamın sonunda şöyle dedim: “Ben bu Dünya’da sizden başkasının emri altına asla girmeyeceğim. “İmam,”Benim emrim altına dahi girme” dedi.
İmam’ın örnek sıfatlanndan biride şuydu: hayatı boyunca zilleti andıracak bir şey yapmadı hiç bir zaman bir kimseden kendini küçük düşürecek bir şey istemedi hatta pazarda satıcı bir şeyi pahalı satsaydı onu ucuza almak için pazarlık etmez ve hiçbir şey söylemezdi.
Bir zamanlar talebe ve ilim ehli bazı arkadaşlar Kerbela’yı ziyaret etmek için kaçak olarak sınırdan Irak topraklarına geçiyorlar ve bazen de Irak polisleri tarafından hakarete maruz kalıyorlardı. Bir sure hapiste kaldıktan sonra tanıdıklar vasıtasıyla serbest bırakılıp Kerbela’yı ve Necef i ziyarete gidiyorlardı. İmam bunları işittikten sonra bu konu hakkında şöyle buyurdu: “İmam Hüseyin’in ziyaretinin bu zillet ve aşağılanmakla beraber olması kesinlikle doğru bir şey değildir!”
İran’dan tanınmış bazı iş adamları Necef e İmam’ı ziyarete geldikleri zaman çok yüklü miktarda humus getirirlerdi fakat İmam onlar geldiği zaman kesinlikle ayağa kalkmazdı ve onlara sıradan kimseler gibi davranır ve şöyle söylerdi “İnşallah Allah kabul eder” Bazen aynı ortama normal bir talebe gelirdi İmam, ayağa kalkar ve ihtiram gösterirdi. Bu, oradakileri çok şaşırtırdı. İmam’ın görüşü şuydu; “Tüccarların vazifesi yıllık humusunu vermekti ve getirdi verdi.’’
İmam, talebelerin izzetli olmalarını istiyordu, bazı talebelerin gelip maddi yönden ihtiyaçları olduğu söylemeleri karşısında İmam, çok soğuk bir tavır takınırdı. Elbette bu yardım etmediği anlamına gelmezdi, defalarca olmuştur hatta kendim birkaç sefer başka birinin adına İmam’dan para yardımı yapmasını istemişimdir ve İmam güler yüzle ona yardım etmiştir ama kendisinin gelip yardım istemesinden hoşlanmazdı.


more post like this