İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. İnsan ve İsraf

    İnsan ve İsraf

    İnsan ve İsraf
    Rate this post

    İnsan ve İsraf
    Hüseyin Çaça
    Bismillahirrahmannirrahim
    31   وكُلُوا و اشْرَبُوا و لاتُسرِفُوا اِنَّه  لايُحِبُّ المُسرِفِينَ اعراف
    – *Yiyin, için; israf etmeğin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. Araf/31
    – * Şüphesiz mubezzirin (malını saçıp savuranlar), Şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise, Rabbine karşı pek nankördür.

    İsra suresi/ 27.
    – *Tüm toplumlarda maalesef alışkanlık haline gelen israf, hayatın her alanına yayılmış ve onun izlerini toplumsal ve ferdi yaşantımızda görmekteyiz.
    *İsraf etmek dini, vicdani, insani ve ahlaki açıdan büyük vebaldir ve dahası israf yaratana, doğaya, insanlara karşı yapılan en büyük suçtu.
    *İsrafın kötü olduğunu anlamak için illa bilgin olmaya gerek yoktur; bu gün yaşadığımız dünyamızın geldiği duruma baktığımızda kolayca anlaya biliriz.
    Örneğin:

    Doğanın dengesinin bu derecede bozulması, atmosferin bozulması ve bir taraf da aşırı lüks hayat, azgınlıkların getirdiği belalar ve israfın getirdiği hastalıklar ve hastalıkların masrafları.

    Ve diğer taraftan da dünyanın birçok yerlerinde ve gözle kolayca görebileceğimiz Afrika da- Somali’de yaşananlar, İslam dininin israf konusundaki sert tutumunun ne kadar haklı olduğunu ortaya koymaktadır.
    *İSRAF NEDİR?
    Cevap: lügatte, İnsan yaptığı ve yapacağı her işte aşırı gitmesi ve haddini aşması anlamına gelir.
    * Halk dilinde ise, keyfiyet ve kemiyette her türlü aşırılığa, beyhude uğraşmaya ve boşuna çalışıp vakit kaybetmeye denir.
    *İsraf kelimesi, kökeni itibarıyla Kur’anda yirmi bir kez kullanılmıştır. Örneğin: itaatsizlik, günahta haddi aşmak, helal yiyeceklerde haddi aşmak anlamında kullanılmış.
    Ancak burada israftan maksat az olması veya çok olması değildir. Asıl maksat, gereksiz ve anormal olmasıdır. Başka değimle bir mal veya bir nimetin yerinde kullanılmaması ne kadar azda olsa israftır ama yerinde ve gerekli olduğunda kullanılırsa her ne kadar çok da olsa israf değildir.
    Kısaca israf gereksiz ve ölçüsüz kullanmak ve harcamaktır.
    Örneğin: suyu fazla kullanmak, ekmeği çöpe atmak ve yemeği, meyveyi yarı yemek gibi.
    TEBZİRİN MANASI:

    Köken olarak bezr- bzr’ den alınmıştır; taneleri (örneğin buğday taneleri) serpmek manasına gelmiştir.
    Tebzir, insan tasarrufundaki bir malı veya nimeti mantıksız (yersiz) masraf etmesine ya da zayi etmesine denir.
    Görüldüğü gibi “İSRAF ve TEBZİR” ikisi müteradif (eş anlam) değildir; birbirine yakındır ancak birbirinden ayrıdır. Aralarında olan fark şudur:
    İSRAF, normalin dışına çıkmaya, itidalin dışına çıkmaya denir. O şey görünürde zayi olmasa bile.
    Örneğin: Bir misafire aşırı harcamak öyle ki o miktarla birçok insanı doyurabilir yani bir misafire harcadığı parayla on kişiye yemek verebilirdi.
    Ama TEBZİR de ise malın zayi olmasına sebep olacak şekilde kullanmaktır.
    Örneğin iki misafir için on kişilik yemek yapmak gibi.
    Başka bir değimle, İSRAF umuma şamil olur, mali ve gayri mali işlerde kullanılır. Ama TEBZİR hasdır yalnız mali şeylerde kullanılır diyebiliriz.
    *Rağib müfredat kitabında şöyle diyor: israf, her işte haddi aşmaya denir.
    *Kısaca İSRAF ve TEBZİR de şunu görüyoruz: Haddi riayet edilmeyen her şeyde ister mali işlerde olsun ister gayri mali işlerde adı ne olur olsun haramdır ve Allah şöyle buyurmuş: İsraf etmeyin şüphesiz ki Allah israf edenleri sevmez.

    Enam/141.
    انّه لا يُحِبُّ المُسرِفِين انعام141
    *Başka bir ayette şöyle buyurmuş: şüphesiz mubezzirin (malını saçıp savuranlar), Şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise, Rabbine karşı pek nankördür. İsra suresi/ 27.
    اِنَّ المُبَذِّرِينَ كانُوا الشَياطِين وكان الشيطانُ لِرَبّهِّ كَفُراً  اِساء27
    *İmam Caferi sadık (a.s) şöyle buyurmuş: İsrafçı insanın üç belirtisi vardır:
    1.Ona göre (maddi durumuna ve örf nezdinde ki durumuna göre) olmayanı satın alır.
    2.Ona göre olmayan elbiseyi giyinir,
    3.Ona göre olmayanı yer.
    قال الصادق ع   لِلمُسرِف ثَلاث عَلاماتٍ
    1 يَشتَرِي ما لَيسَ لَه
    1 و يَلبِسُ ما لَيس له
    1 و يئكُلُ ما ليس له(tefsiri nuru sakaleyn, c. 1,s.772.)
    *İmam Sadık şöyle buyurmuş: Tüm kemaller üç şeydedir:
    1.Dini anlamak,
    2.Musibete sabretmek,
    3.Maişette tedbirli olmak,( yani her şeyde alımda, satımda ve harcamalarda orta halli olmak).
    *Hz. Peygamber şöyle buyurmuş: İsrafın alametlerinden biride insanın canı istediği her şeyi yemesidir.”Abdest almada israf olabilir, her şeyde israf vardır ve kesinlikle israftan sayılabilecek biride insanın her istediğini yemesidir”.
    Peygamber efendimizin bu sözüne dayanarak diyebiliriz ki israf, insanın malına verdiği zararıyla beraber birçok hastalığın da sebebinin çok yemek ve her istediğini yemesidir.
    قال النبيّ ص في الوُضُوء اسرافٌ و انّ مِن السرف ان تئكل كُلّ ما اِشتَهت
    Bu hadisi şerif bizlere Hz. Ali’nin şu sözünü hatırlatıyor” mide her hastalığın yuvasıdır”.
    المِدَةُ بَيتُ كُلِّ داءٍ
    *Şunda söylemek gerekir ki harcamak toplumdan topluma ve kişiden kişiye de değişebilir, örneğin bir hayırda ve misafire yemek vermekte veya hediye vermekte fakir ile zenginden beklentiler farklıdır ve herkes kendi durumuna göre harcamalıdır.
    *İmam Sadık şöyle buyurmuş:  Mümin insan israf etmez ve orta yol seçmelidir.
    *İmam sadık şöyle buyurmuş: İnsanın kendine zarar vermesi ve malını zayi etmesi israftır.
    *İmam sadık israfla ilgili şöyle buyurmuş: İsrafın en azı şudur:
    a)İçtiği suyun fazlasını dökmesi,
    b)İş elbisesiyle dışarıda, misafirlikte giydiği elbisenin aynı olması,
    c)Hurmanın çekirdeğini çöpe atması. (vesailüş’ şia, c.3, s. 384).
    *İmam Sadık (a.s) bir gün birinin bir elmayı yarı yiyip atan birini görünce hemen onu uyardı bu yaptığının yanlış olduğunu ona söyledi; “eğer senin ona ihtiyacın yoksa başkalarının ona ihtiyacı olabilir” dedi.
    *Hz. Peygamber (s.a.a) sofrada kalan küçük ekmek parçalarını yerdi ve şöyle derdi sofraya düşen küçük ekmek parçalarını yemek insanın kendisinden ve evlatlarından fakirliği giderir.
    *Her şeyde olduğu gibi yine burada da bizim Müslüman olarak görevimiz Hz. Muhammed (s.a.a)’i kendimize olgu- örnek almaktır:”şüphesiz, Allah’ın resulünde sizin için Allah’ı ve ahret gününü uman ve Allah’ı çokça ananlar için güzel bir örnek vardır. (Ahzab/ 21).
    لقد كان لكم في رسول الله اُسوةٌ حسنةٌ لِمن كان يرجُوا الله واليومَ الاخِرَ وذكر اللهَ كَثِيراً
    *Ama doğruyu söylemek gerekirse ve aynı zamanda bir öz eleştiri olarak da şunu söyleyebiliriz:

    Bırakın başka insanları biz Müslümanlar istisnalar hariç, maalesef bir türlü Resulallahı kendimize örnek alamadık ne ibadette, ne ahkâmda, ne ilim marifette, ne ahlakta ve nede siyasette. Bunun için Ali yani ilahi ilmin kapısını terk ettik ve bu belalara düştük;
    Ali men etmesine rağmen, teravih namazı cemaatle kılınmakta, zalim krallar ulul emr olarak geçinmekte, dinini dünyasına satmış saray ulemasının adaletine bakmazsızın fetvasına inanıp ve arkasında saf tutup namaz kılınmakta ve din adına bu gün sözde bir çok Müslüman idarecilerin ılımlı İslam adına küfür alemine uşaklık etmekte ve inanan saf insanlarda bu vahim duruma göz yummaktadır.
    *Maalesef Emevi ve devamında Abbasiler her alan da insanları vahyin merkezi ve devamı olan Ehl-i beytten büyük ölçüde koparttılar ve dini kendi arzuları icabı saray mollalarıyla beraber şekillendirdiler.
    O günden bugüne Müslümanların sıkıntılarının da kaynağı bu meseledendir.
    *Bugün biz Müslümanlara düşen görev bu anlamda dinde reform yapıp peygamberi, Kur’anı, Ehli-i Beyti ve aklı esas alıp dini yeniden yaşamak ve dünyaya sunmaktır.