İnsanın Dinden Beklentisi nelerdir

Cevap:
Akli metodun kelam ilminde çok eskilere dayanan bir geçmişi vardır. Açıklaması ise nübüvvet konusunda yapılmaktadır. Şu şekilde ki nübüvvet konusunda nübüvvetin zarureti ilkesi ve insanın vahye ihtiyacı olduğu esası akli delillerle ispat edilmektedir. Ardından da bisetin faydaları söz konusun edilmektedir. Sonra da nübuvvet ile ilgili sorunlar dile getirilmekte ve çözüm yollarına gidilmektedir. İnsanı gerçek ve reel saadetine ulaştırmak için biset ve vahiy inişinin zaruretinin ispatı, şu öncüllerle beyan edilmektedir.
a-İnsanın yaratıcısı ilim ve hikmet sahibi olan Allah’tır. Bu Allah ise insanı yüce bir hedef ve amaç için yaratmış bulunmaktadır.
b-İnsan ebedi bir hakikattir. Bu hakikate sahib olan bir varlık dosdoğru bir yol üzere ebediyete doğru hareket etmelidir ki bu yolla ebedi saadetini temin edebilsin. Ama eğer bu yolda herhangi bir yanlışlığa düşecek olursa mutsuzluğa ve ebedi saadetten mahrumiyete maruz kalacaktır.
c-İnsan, ilim ve hikmet sahibi Allah’ın yaratığı olduğu için, insanın hakikatini, varlıksal boyutlarını ve ihtiyaçlarını gerçek anlamda bilen sadece Allah’tır. Allah dışında hiç bir varlık insanın hakikatini, ihtiyaçlarını ve gerçek beklentilerini hakkıyla bilemez.
d-Sadece Allah insanın hakikatini, varlıksal boyutlarını ve ihtiyaçlarını bildiği sebebiyle de hiç kimse insanın beklentilerini karşılayamaz. Bu yolda en küçük bir atmak istese de, masum olmadığı için yanlışlığa düşer. İnsanın çöküş ortamını sağlayarak da insanın ebedi mahrumiyetine neden olur. İnsanın ebedi mahrumiyeti ve çöküşü ise Allah’ın inayet ve hikmetiyle uyum içinde değildir. Bu açıdan bizzat Allah insanın hidayet programını düzenlemekte ve bu düzenlediği programı masum olan vahiy elçisi vesilesiyle göndermektedir ki ilahi masum ve münezzeh kitabı insanın huzuruna sunsun. İşte insan bu ilahi programı kat edecek olursa hata ve unutkanlıktan korunmuş bir halde hayatını şekillendirir, gerçek saadetine ulaşır, nihai hedef olan ilahi lika (görüşme) kemaline erişir, bu ilahi lika sayesinde de ebedi saadetinden nasiplenir.
Kısaca beyan edilen bu delil, insanın hayatında amelleri ile ebedi saadet arasında bir irtibatın varlığını ispat etmektedir. İnsanın hayat boyutları geniş olduğu hasebiyle, din de farklı boyutlara sahip olmakta ve çok kapsamlı bir programa sahip bulunmaktadır. İnsan, ahlaki, iktisadi, hukuki ve fıkhi boyutlara sahip bir varlık olduğundan ve bütün bu alanlarda bir programlamaya ihtiyacı bulunduğundan, din de bütün bu boyutları kapsamalı, insanın iktisadi, ahlaki ve fıkhi ihtiyaçlarını temin etmeli ve hayatının farklı alanlarında bir tür programlama imkânına sahip olmalıdır ki bütün bunlardan istifade ederek ebedi saadetine erişebilsin.
Vahy, nübuvvet, risalet, zaruretinin ispatı, dinin fayda ve menfaatlerinin beyanı bir açıdan insani ilimlere irca ettiğinden, insani ilimler ise insanının hakikatini tanımaksızın kemal derecesiyle tahakkuk etmediğinden ve öte yandan insanın hakikati de ebedi ve kalıcı bir ilke olduğundan ebedi bir varlık için ebedi bir saadet veya mutsuzluk söz konusudur. Öte yandan insanın mutluluk veya mutsuzluğu ile akide, ahlak, fıkhi ve hukuki amellerle temin edilmektedir. Bu adı geçen hususlar ise insanın kendisiyle, Allah’ı ile ve kendisi dışındaki evren ile var olan ilişkileri düzenlemenin ipoteğindedir. Bu yüzden İbn-i Sina (r.a) vahiy, nübuvvet ve beşeri toplumun Allah Resulüne ihtiyacı konusunu ibadet, züht ve irfan ile ilgili konuları beyan ederken ele almıştır. Bu önemli nükteden haberdar olan Muhakkık Tusi ise İbn-i Sina’nın (r.a) İşarat ve Tenbihat’ının şerhinde şöyle yazmıştır: “Nübuvvet meselesinin ibadet, züht, irfan ve ariflerin makamlarının beyanı ile birlikte ele alınmasının sırrı şudur ki, insanın huzurlu, dünyevi ve maddi hayatını temin için normal kanunlar zincirini yasamak yeterlidir. Nitekim bir grup kimse yeryüzünde hiçbir dine sahip olmaksızın, mutlu bir dünyevi hayat sürdürmektedir. Ama eğer toplum insani saadet dolu bir hayat yaşamak istiyorsa, bu husus vahiy ve nübuvvet olmaksızın mümkün değildir. Bu yüzden vahiy ve nübuvvet cereyanı abit, zahit ve ariflerin makamları ile birlikte beyan edilmiştir ki beşerin vahye olan ihtiyacının ve toplumun dinden beklentilerinin, sadece maddi ve dünyevi hayatla sınırlı değil, bütün ilmi, ameli, ibadi, siyasi, iktisadi, içtimai ve kültürel boyutlarda olduğu gerçeği açığa çıksın.”
Vahiy ve nübuvvet insanı dünya ve ahiret saadetine ulaştırdığı için dini tanıyan ve dine inanan mümin Allah’tan dünya ve ahiret güzelliklerini talep eder ve dua makamında Allah’a şöyle seslenir: “İnsanlardan, «Rabbimiz! Bize dünyada güzellik, ahirette de gü-zellik ver, bizi ateşin azabından koru» diyenler vardır.”
Dünyanın güzellikleri iktisadi ve mali sağlam bir düzen, içtimai ve siyasi doğru bir nizam, işlerinde vicdan ve düzen sahibi olmak, iyi bir dosta sahip olmak, salih bir öğretmeni olmak, geniş bir rızka sahip olmak, güzel ahlak, emanet, adalet ve benzeri şeylerdir. Ahiretin güzellikleri ise, ilahi hoşnutluk ve cennet yoluna ermektir.
İmam Sadık (a.s) dünya ve ahiret güzelliklerinin beyanı hususunda şöyle buyurmuştur: “Ahirette Allah’ın hoşnutluğu ve cennet, dünyada ise rızık genişliği ve güzel ahlak.”  Yani ahiretin güzelliği Allah’ın hoşnutluğu ve cennettir. Dünyanın güzelliği ise rızık genişliği ve güzel ahlaktır. Başka bir rivayette ise İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Dünyada rızık ve geçim hususunda genişlik içinde olmak ve güzel ahlak sahibi bulunmaktır.”  Yani dünyanın güzelliği rızık ve geçimi hususunda bir genişliğe sahip olmak ve güzel ahlaka sahip bulunmaktır. İmam Sadık (a.s) bir başka hadiste ise şöyle buyurmuştur: “(Dünyada güzellik) güzel arkadaşa sahip olmaktır.”  Yani güzel bir arkadaşa sahip olmak da dünyevi güzelliklerden biridir.
O halde akli delillerden ve nakli rivayetlerden de istifade edildiği gibi din, çeşitli programlar sunarak insani toplumun, ahirete riayet ederek dünyevi hayatını düzenlemesini ve böylece hem dünyevi güzelliğe ve hem de uhrevi güzelliklere sahip olmasını amaçlamaktadır.

Dinin Faydalarını İnceleme Yoluyla İnsanın Dinden Beklentisinin Açıklaması

İnsanın dinden beklentisini ve insanın dine olan ihtiyacını açıklamanın yollarından biri de dinin faydalarını incelemektir. Bu husus kelami kitaplarda “Peygamberlerin gönderilişinin faydaları” başlığı altında incelenmiştir. Sosyologların dilinde ise “dinin işlevleri veya dinin hizmet ve güzellikleri” olarak ifade edilmiştir.

Hace Nasir Tusi’nin (r.a) Diliyle Dinin Faydaları
Hace Nasir Tusi (r.a) iki kelami kitabında (Tecrid’ul-Kelam ve Telhis’ul-Muhassel) dinin faydaları hususunda en kapsamlı açıklamada bulunmuştur. Hace Nasir Tusi (r.a) Tecrid’ul-Kelam kitabında şöyle demiştir: “Peygamberlerin gönderilişi bir çok faydaları içerdiği hasebiyle güzeldir. Zira aklın delalet ettiği ve etmediği hususlarda akla yardımcı olmaktadır, hüküm istifade edilmektedir, korku ortadan kaldırılmaktadır, çirkin ve güzel, yararlı ve zararlı hususlar anlaşılmaktadır, insani tür korunmaktadır, insanlar farklı kabiliyetleri hasebiyle kemale ermektedir, insana gizli ilimler, ahlak ve siyaset bilimleri öğretilmektedir. Sevap ve ceza bildiren rivayetler vesilesiyle de artık mükellefe ilahi lütuf hasıl olmaktadır.”

1-Akli Müstakillerin (Aklın Bağımsız ve Müstakil Olarak Derk Edebildiği Hususların) Teyidi
Açıklama:
İşler, iki kısımdır: A-Bazı şeyleri akıl bağımsız ve müstakil olarak derk etmekte ve onlar hususunda hüküm ve yargıda bulunmaktadır. Örneğin insan evrenin hikmet, ilim, kudret, hayat, vahdaniyyet ve benzeri sıfatlara sahip bir yaratıcıya ihtiyacı olduğunu bilmesi gibi.
B-Bazı şeyleri ise akıl bağımsız ve müstakil bir şekilde derk edememektedir. Bu gibi işlerde bağımsız bir şekilde hüküm ve yargıda bulunamaktadır. Dinin esasları veya dinin fer’i hükümleri ile ilgili bazı konularda olduğu gibi.
Aklın bağımsız olarak derk ettiği ve hakkında hüküm ve yargıda bulunduğun işlerde nakli deliller o şeyleri teyit ve tekit etmektedir ve böylece mükellefin üzerinde hüccet tamamlanmakta ve hiçbir mazereti kalmamaktadır. Başka bir ifadeyle aklın bağımsız olarak derk ettiği hususlarda, Peygamberlerin gönderilişin faydası, o şeyleri teyit etmek ve mükellef olan kimselerin üzerinde hücceti tamamlamaktır.

2-Bağımsız olmayan aklın derk ettiği şeylerden hüküm Çıkarmak
Peygamberlerin gönderilişi aynı zamanda aklın bağımsız olarak derk etmediği ve haklarında bağımsız olarak hüküm ve yargıda bulunmadığı hususları beyan etmektedir. Örneğin insanın aklı, Allah’ın duyması, görmesi, ilahi kelamı gibi tikel nitelikleri ve aynı şekilde ahiretin hakikati niteliği ve ilahi hükümleri kamil bir şekilde derk etmemektedir. Dolayısıyla bu gibi hususlarda insan bu gibi şeylerin hükmünü nakil ve rivayetlerden istifade etmelidir.
Aklın bağımsız olarak derk edemediği işler ise farklılık içindedir. Zira akıl bu gibi şeylerden bazısını asla derk etmemektedir ve bazılarını ise bilcümle anlamaktadır. Nakli delil, aklın delile dayalı idrak mevzusu olmadığı yerlere oranla tesis ve yenilik şeklindedir. Ama aklın bilcümle anladığı miktarına oranla teyit şeklindedir.

3-Korkuyu Ortadan Kaldırmak
İnsan akli delil vesilesiyle varlığının ve tasarrufta bulunduğu her şeyin alemlerin yaratıcısı olan Allah’ın bir yaratığı olduğunu derk eder ve itaat ile meşgul olursa bu durumda Allah’ın mülkünde, Allah’ın izni olmaksızın tasarruf etmekten korkar. Ama eğer itaatle meşgul olmazsa itaati terk ettiği için cezaya çarptırılabilir. Zira tasarruftan çekinmek de bazen Allah’ın nefret ettiği bir husustur. Başka bir ifadeyle eğer bir amel yapmak isterse bu amelinin caiz olmamasından korkmaktadır ve eğer o ameli terk etmek isterse bu defa da vazifesini eda etmemiş olmaktan korkmaktadır. Bu yüzden her iki durumda da Allah’ın gazabından ve öfkesinden korku içinde yaşamaktadır. Ama Peygamberlerin gönderilişi ve insanın faaliyetlerinin sınırlarının beyanı vesilesiyle bu korku ortadan kalkmaktadır ve insan hiçbir korku içine düşmeden görevini yerine getirmektedir.

4-Fiillerin Güzellik ve Çirkinliğini Tanımada İnsanın İhtiyacını Gidermek
İnsani fiiller hem aynı değildir. Zira bazı fiiller çirkin, bazıları ise güzeldir. Akıl bazı fiillerin güzel ve bazı fiillerin ise çirkin olduğunu derk etme hususunda tam bir bağımsızlığa sahiptir. Ama bazı fiillerin çirkin veya güzel olup olmadığını belirleme noktasında kılavuza ihtiyacı bulunmaktadır. İşte peygamberlerin gönderilişi ve bu peygamberlerin getirdiği şeriatler, insanın bu ihtiyacını ortadan kaldırmaktadır. İnsan bu vesileyle güzel ve çirkin şeyleri birbirinden ayırt etmektedir.

5-İnsana Faydalı veya Zarar Verici Şeyleri Tanıtmak
Tabiat alanında var olan şeylerden bazısı yiyecek ve ilaç türünden olup, insan için faydalı ve yararlıdır ve diğer bazısı ise insan için zehirli ve zarar vericidir. İnsan işte bunları tecrübe ve denemeden geçirdiği takdirde akıl da o şeylerden hangisinin yararlı ve hangisinin zararlı olduğunu derk etmektedir. İmtihan ve tecrübe ise uzun bir zamanın geçmesine ve bir çok zararların tahammülüne bağlıdır. Burada bi’setin faydası şudur ki insan vahyin kılavuzluğu esasınca faydalı ve zararlı şeyleri tanımaktadır. Böylece hiçbir zarar ve tehlikeyle karşı karşıya kalmamaktadır.

6-İnsani Türü Korumak
İnsan tabiatı gereği medeni ve sosyal bir varlıktır. İnsani toplum ise insanların bencilliği sebebiyle insanların çekişmesine ve çatışmasına maruz bulunmaktadır. Bu yüzden de insanlık toplumu sürekli bir karmaşalık, anarşi ve düzensizlik tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadır. Bütün insanların teslim olacağı bir kanun ve sünnete ihtiyaç duyulmaktadır. Böylece herkesin teslim olduğu sünnet ve kanun sayesinde toplumda düzen ve güvenlik hâkim olacaktır. Böylece insani tür helak olmaktan kurtulacaktır. Söz konusu kanun da insanı ve evreni yaratan Allah’tan gelmiş olmalıdır. Aynı zamanda bu kanunu getiren kimse de seçkin bir şahsiyet olmalı ve beşeri toplum onun seçkinlik ve üstünlüğünü kabullenmelidir. Bu açıdan Peygamberler, Allah tarafından gönderilmektedir ki, ilk önce insana ilahi kanun ve hükümleri bildirsinler. İkinci olarak insanları itaate teşvik etsinler ve kötülükten sakındırsınlar. Üçüncü olarak ilahi kanunları icra sayesinde insan türü yok olmaktan korunsun. Bu esas üzere Peygamberlerin gönderilişinin faydalarından biri de insani türü korumaktır.

7-İnsanların Kabiliyetleri Esasınca Kemale Ermesi ve Terbiye Edilmesi
İnsan bireyleri kemal derki marifetleri elde etmek ve faziletler sahibi olmak açısından farlılık içinde bulunmaktadır. Bazı kimseler güçlü bir nefse ve güçlü bir idrak gücüne sahipken diğer kimseler bunun tam tersi bir konuda bulunmaktadır. Bazıları ise orta derecede bir nefse ve derk gücüne sahiptir. Peygamberler insanları farklı kabiliyetleri esasınca terbiye etmekte, tamıma erdirmekte ve kemale erdirmektedir. Başka bir ifadeyle insanların akılları farklı olduğundan ve kamil insan az bulunduğundan ve ilahi sırlar varlıkta bir değer ifade ettiğinden dolayı peygamberler her kabiliyet sahibini mümkün olan kemalinin nihayetine erdirmek için gönderilmişlerdir.

8- Faydalı Teknik ve Sanatları Öğretmek
İnsan türü kendi bekası ve devamında, sanatın etkisiyle vücuda gelen bir takım araç ve gelişlere ihtiyaç duymaktadır. Sanat ise alıştırma ve tecrübeler yoluyla elde edilen özel bir teknik ve ilime ihtiyaç duymaktadır. alıştırma ve tecrübeler ise tedrici bir şekilde ortaya çıkmakta ve uzun bir zaman birimine ihtiyaç duymaktadır. Peygamberlerin gönderilişinin faydalarından biri de insana gizli kalan işbu teknik ve sanatları öğretmektir. nitekim Allah Nuh’a (a.s) gemi yapma sanatını ve Davud’a (a.s) zırh yapma sanatını öğretti, onlar da bu sanatı bütün insanlara öğrettiler.
9- Ahlak ve Siyaset İlmini Öğretmek
İnsan yaşam sistemi ve dünyevi geçimde ahlak ve siyaset ilmine gereksim duymaktadır. Böylece bu ahlak ve siyaset ilmi ışığında insan kendisini temizlemekte, ahlakını kemale erdirmekte, ev ve şehrini tedbir ve idare etmektedir. Peygamberler insanı erdemli bir ahlaka yönlendirmiş, ev idaresi ve toplumsal işlerin düzenlenmesi noktasında bilinçlendirmiştir. İnsanı hayatta ahlak ve siyaset büyük bir önem taşıdığı hasebiyle de Allah-u Teala peygamberine şöyle buyurmuştur:
Hakeza Allah-u Teala şöyle buyurmuştur:

10-Amellerin Ceza ve Sevabının Beyanı
Peygamberler vahiy yoluyla amellerin sevap ve cezasından haberdardır ve kendi açıklamalarıyla insanları yapmış oldukları fiillerin ceza ve mükafatı hususunda haberdar kılmaktadırlar. Bu bilinçlenme insanın itaate yakınlaşmasına, günah ve isyandan uzaklaşmasına neden olmakta ve sonuç olarak da Allah’ın lütfü bütün kulları kapsamaktadır.

11- Kamil İnsanın Varlık Aleminin Kalbi Olarak Tanıtımı
İnsanın bir kalbi vardır ve bütün organlarının yapmış olduğu tüm faaliyetler ve hayatı da bu kalp vesilesiyle temin etmektedir. Aynı şekilde insanlık toplumun da zahir ve batınına hüküm edecek ve kendisi Allah’ın velisi kılacak bir  kalbe ihtiyaç duymaktadır. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) zamanında ilahi velayet bizzat Peygamber’e ve Hz. Resul’den sonrada Allah’ın yaratıkları üzerindeki hücceti olan halifesine özgüdür.   Bu halife ve hücceti ise bizzat peygamber insanlara tanıtmaktadır.

12- Toplumsal Dayanışma
Sosyologlar toplumun sosyolojik açıdan incelenmesinde dini işlevlerinden veya faydalarından biri de toplumsan dayanışma olduğunu dile getirmektedirler.
Robertson Smith şöyle bir iddiada bulunmaktadır: “Dini iki işlevi vardır. Birinci işlevi bütün herkesin hayrı içi bireysel davranışları düzenlemek ve ikincisi ise toplumsal birlik ve katılım duygusunu harekete geçirmektir. Bu yüzden dini ibadetler toplumsal katılımı güçlendiren işlevler ve birliğin tekrarlanan açıklamasıdır.
Durkheim de dinin işlevlerinden birini dayanışma olduğunu söyleyen sosyologlardan biridir. Bu konuda şöyle demektedir: “Yiyecekler fiziksel hayatımızı korumak için ne kadar zaruret arz etmekteyse, dini ibadetler de ahlaki hayatımızın doğru işlevi için aynı oranda zaruret arz etmektedir. Zira bu ibadetler yoluyla kendi türünü teyit etmekte ve korumaktadır.”   Dinin bu işlevini teyit etmek için belki de şu ayeti kanıt olarak göstermek mümkündür: “Şüphesiz müminler kardeştir.”   Gerçi soy kardeşliği, aile bireyleri arasında geçerlidir. Ama bu kardeşliğin sınırları kısıtlıdır. Dindarlık ve dini iman esasına dayalı kardeşlik ise oldukça geniş sınırlara dayalıdır ve kalıcılığı daha fazladır. Zira bu kardeşliğin esası bütün insanları tek bir kökenden yaratan ve uyumlu bir program esasınca tek bir hedefe ulaşmaya yönlendiren Allah’a imandır. Elbette sosyologlar din için diğer bir takım toplumsal işlevlerde bayan etmişlerdir.

13- Hayata Anlam Kazandırmak
Bazı sosyologlar dini yorumlama hususunda şöyle demişlerdir: “Dinin cevherini şu gerçekte aramak gerekir ki gerçekte din beşeri hayatın anlamsızlığı tehdidine karşı bir tepkidir ve anlamlı bir gerçek şeklinde evrene bakma çabasından ibarettir.”
Belki de bu fayda dinin en önemli faydalarından biridir. Zira hayat insan için hayatın anlamını bildiği ve niçin yaratıldığını anladığı taktirde gerçek bir anlam ifade etmektedir. Hakikatte hayatın anlamını insanın ebediliğini ve kalıcılığını temin bağlamında beyan edecek olursa dinin en temel ve büyük faydalarından birini elde etmiş oluruz. Bu açıdan şöyle demişlerdir: “İnsanın dine olan ihtiyacının sırrı, insanın uhrevi hayatı ve ebedi oluşudur. Eğer ebedilik ve kalıcılık söz konusu edilmezse hayat hiçbir anlam ifade etmez.

14- Huzur Dolu Bir Hayata Kılavuzluk
Din insana öyle bir takım bilgiler sunmaktadır ki insan bu bilgi ışığında varlık aleminde güzel yaşama imkanını elde etmektedir. Başka bir ifadeyle insan ile evren hayat ile insan arasında bir barış sağlamakta ve insan böylece her şeye olumlu bir gözle bakmaktadır.
Dr. Bill bütün dünya insanlarına hitaben yayınladığı bir mesajında onları olumlu bakış gücüne sahip olmaya çağırmış ve şöyle demiştir: “Kendine güven, heyecan, sıcakkanlılık, olumlu bakış ve ilahi yardım sayesinde şahsi sorunlarının üstesinden kolayca gelebilirsin.”
Kur’an-ı Kerim’de dinin mesajlarından birinin de kendine güven olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur: “Bilin ki kalpler Allah’ın zikri ile güvene erer”.

15- Yalnızlık Duygusuna Cevap
Dinin, dindarlığın, Allah’a imanın ve ahiretin faydalarından biri de şudur ki Allah’a inanan bir kimse hiçbir zaman yalnızlık hissine kapılmaz.

Açıklama
İnsana sürekli olarak sıkıntı veren dertlerinden biri de yalnızlık duygusudur. Yalnızlığın çeşitleri vardır: A-Fiziksel yalnızlık. Yani insan hiç kimsenin olmadığı bir çevrede yaşamak zorunda kalmaktadır. B-Başkaları insanı derk etmemektedir. Yani her ne kadar insan toplum içinde olsa da toplum onun konumunu gerektiği gibi değerlendirememekte ve onun liyakatinden gereği gibi istifade etmemektedir. Bu yüzden insan, yalnızlık hissine kapılmaktadır. İmamın (a.s) yalnızlığı bu anlamdadır. C-Diğerleri insanın noksanlıklarını ve zayıflıklarını ortadan kaldıramamaktadır. D-Başkaları onu derkedebilse de ve onun sorunlarını halletme yoluna başvursa da hakikatte onlar kendileri için çalışmaktadırlar. Dolayısıyla onlar aslında kendileri için bir şeyler yapmaktadırlar. Kendilerine olan sevgileri ve düşkünlükleri kendilerini menfaat elde etmeye ve zararlardan kaçınmaya sevk etmektedir. Zira insan herkesin kendi menfaati için çalıştığını gördüğünde yalnızlık duygusuna kapılmaktadır.
Din ve dinsel iman bu tür yalnızlıkları ortadan kaldırmada çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu açıdan iman sahibi ve Allah’a iman etmiş bir insan hiçbir zaman yalnızlık hissine kapılmaz. Zira Allah’ın kendisine şah damarından daha yakın olduğuna inanır. “Şüphesiz insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.”
İnsan nerede olursa olsun mutlaka Allah da kendisiyle beraberdir. “Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da egemenlik tahtına kurulan O’dur. Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni ve ona çıkanı bilir. Siz, her nerede iseniz, O sizinle beraberdir. Allah, yap-makta olduklarınızı görendir.”
Dualarda da yer aldığı üzere Allah kendisiyle oturan kimselerle oturur ve onlarla birlikte olur. Nitekim Allah-u Teala Davud Peygamber’e (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yeryüzündekilere de ki ben benimle oturanın arkadaşı ve benim zikrimle ünsiyet edinenin munisiyim.”
Aynı şekilde insanı sadece Allah derketmektedir. Zira Allah insan ile bütün hakikati arasına girmektedir. “Ey iman edenler! Allah ve Peygamber, sizi hayat verecek şe-ye çağırdığı zaman icabet edin. Allah’ın, kişi ile kalbi arasına gir-diğini ve sonunda O’nun katında toplanacağınızı bilin.”
Allah gizliyi ve gizliden daha gizli olanı (en gizliyi) dahi bilmektedir. “Sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü şüphesiz O, gizliyi de gizlinin gizlisini de bilmektedir.”
Hakeza mutlak ilim, kudret ve rahmet sahibi olan Allah insanın noksanlıklarını ve zayıf noktalarını giderebilme gücüne de sahiptir. “Şüphesiz Allah herşeyi bilendir”
Hakeza: “Şüphesiz Allah herşeye gücü yetendir.”
Hakeza: “Şüphesiz Allah çok esirgeyicidir, çok merhametlidir.”
Allah mutlak zenginlik sahibi olduğu için, insanın ihtiyaçlarını gidermeyi amaçlamıştır. Bu konuda insandan hiçbir beklenti içinde de değildir. Eğer insanı ibadet ve itaate çağırmışsa veya insanın yaratılış hedefinin ibadet olduğunu beyan etmişse bunun faydaları bizzat insanın kendisine dönmektedir. “Ben, cinleri de insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. Ben, onlardan bir rızık istemiyorum ve ben, onların beni doyurup beslemelerini de istemiyorum. Şüphesiz rızıklandıran da güç ve kuvvet sahibi olan da Allah’tır.”
“Şüphesiz Allah bütün alemlerden müstağnidir.”

16-Din ve Medeniyet
Dinin fayda ve etkilerinden biri de medeniyetin vücuda gelmesidir. Zira dinin hazır olduğu her yerde medeniyet, bütün boyutlarıyla kendini göstermektedir.
Dinin medeniyetin oluşumundaki rolünün açıklığa kavuşması için önce medeniyeti ve medeniyetin belirgin özelliklerini tanıtmaya çalışacağız ve ardından bu medeniyetin din ile olan ilişkisini beyana koyacağız. Böylece dinin medeniyetin oluşumundaki rolünü belirgin bir şekilde ortaya çıkaracağız.
Medeniyetin tanımı hususunda şöyle demişlerdir: “Medeniyet öyle bir toplumsal düzendir ki bu düzen vücuda geldiği taktirde, kültürel yaratıcılık mümkün olmakta ve cereyan etmektedir. Hakeza iktisadi işlerde öngörü ve ölçülülük, siyasi teşkilatlanma, ahlaki adetler, marifet yolunda ilerleme ve sanatın yaygınlaşması gibi işler de medeniyetin temel öğelerinden sayılmıştır ve bu konuda şöyle demiştir: “Medeniyet, sadece karmaşıklık ve güvensizliğin sona erdiği ve yerine düzen ve güvenliğin hakim olduğu şartlarda zuhur etmektedir. Bu düzen ve emniyet hakim olduğu taktirde insan ilim ve marifet elde etmek ve hayatını iyileştirme için gerekli araç ve gereçleri temiz etme yolunda harekete geçebilir.
Su, mineraller, besin ürünleri ve uygun çevre şartları gibi coğrafi etkenlerin yanısıra, çiftçilik, ticaret ve sanat gibi iktisadi faktörler; hükümet, devlet ve kanun gibi siyasi etkenler ve ahlaki, akli ve ruhi üyeler de medeniyet unsurları olarak anılmaktadır.
Ayetullah Cevadi Amuli


more post like this