İmlerin görüşü:
Kabir Ziyaretleri Caiz midir / Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kabrinin Ziyareti
Kastalani[1] ve İbn-i Hacer el-Cevheru’l-Munazzam da[2] şöyle yazmışlardır:
“İbni Teymiye, ister ziyaretçi Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret kastıyla sefere çıksın isterse ziyaret kastı olmasın, Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmeyi yasaklamış ve haram etmiştir.”
Her halûkarda İbn-i Teymiyye Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyaretini haram bilir. İbn-i Teymiyye, Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyaretini haram biliyorsa, diğer kabirlerin ziyareti de kesinlikle caiz olmayacaktır. O, fakihlerin ziyaret kastıyla yolculuğa çıkılmasının haram olduğu ve yolculuk da namazın kasredilmesi gerektiği üzerinde ittifak ettiklerini zannetmiştir.
İBN-İ TEYMİYYE GÖRÜŞÜNÜN ELEŞTİRİSİ VE ANALİZİ
Dört delil esasınca ziyaret caizdir:
1-Kurân-ı Kerim
Allah Teâlâ Kurân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
﴿وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّهَ تَوَّابًا رَحيمًا﴾
“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” [3]
Ziyaret; ister günahların bağışlanmasını istemek için olsun isterse başka bir iş için olsun, bir kimsenin huzurunda müşerref olmaya denilir.
Dolayısıyla Peygamber (s.a.a) hayatta iken ziyaret etmek beğenilen bir iştir ve vefatından sonrada beğenilen bir iş olacaktır.
Bunlar bir yana, Peygamber’in (s.a.a) berzah hayatının olduğuna dair deliller vardır. Berzahta işitir ve selam verenin cevabını verir. Ve ümmetinin amelleri kendisine sunulur. Peygamber’in (s.a.a) berzah hayatının olduğuna dair delilerin bazıları şunlardan ibarettir:
a) Kastalani şöyle diyor:
“Her gün güneşin doğuş ve batış vaktinde ümmetin amelleri Peygamber’e (s.a.a) sunulur. Peygamber (s.a.a) ümmetinin çehresini ve amellerini tanır ve bu sebeple onlar üzerinde şahittir.” [4]
b) İbn-i Zar’a Irakî, İbn-i Mesut’tan Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklediyor:
“Benim dünya hayatım sizin için hayırdır. Zira birlikte sohbet ediyoruz. Benim vefatım da sizin için hayırdır. Zira sizin amel ve davranışlarınız bana sunulur. İyi bir amel görürsem, Allah’a şükrederim; kötü davranış görürsem, sizin için bağışlanma dilerim. [5]
c) Semhûdî, Subkî’den naklediyor:
“Âlimler bu ayetten (Nisa, 64) geneli yani, Peygamber’in (s.a.a) hayatında ve ölüm sonrası ziyaretini anlıyorlar, bu sebeple âlimler bu ayeti Peygamber’in (s.a.a) kabrinde okunmasını müstahap bilirler.” [6]
d) Bedevi Arap’ın kıssası, Peygamber’in (s.a.a) berzah hayatı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. İslam’ın muhtelif fırkalarının âlimleri bu kıssayı nakletmişler ve bu kıssayı, ziyaret adaplarından saymışlardır. “İbn-i Asakir” bu kıssayı Muhammed b. Harb’in [7] dilinden şöyle naklediyor:
“Medine’ye girdim ve Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyarete gittim. Ziyaretten sonra kabrin yanında oturdum. Derken bedevi Arap’ın birisi ziyarete geldi ve kabri ziyaret ederek şöyle dedi: Allah’ın en iyi elçisi sana dosdoğru Kitap’ı indirdi ve şöyle buyurdu:
﴿وَلَوْ اَنَّهُمْ اِذْ ظَلَمُوا اَنْفُسَهُمْ جَاؤُكَ فَاسْتَغْفَرُوا اللّهَ وَاسْتَغْفَرَ لَهُمُ الرَّسُولُ لَوَجَدُوا اللّهَ تَوَّابًا رَحيمًا﴾
“Eğer onlar kendilerine zulmettikleri zaman sana gelseler de Allah’tan günahlarının bağışlamasını dileseler ve Peygamber de onlara bağışlama dileseydi, elbette Allah’ı tövbeleri çok kabul edici ve çok merhametli bulacaklardı.” [8]Sonra o bedevi şöyle devam etti: ‘Ben kendime zulmettim ve benim için bağışlanma dileyesin diye yanına geldim.’ Kabirden sen bağışlandın diye nida geldi.”
Semhûdî de bu kıssayı iki tarikle (yolla) İmam Ali’den (a.s) nakletmiştir. [9]
2- Rivayetler
Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmek hakkında farklı içeriklerde pek çok rivayet nakledilmiştir; bunlarından bazıları şöyledir:
a) Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:
“Kabrimi ziyaret eden herkese şefaatim farz olur.” [10]
Bu hadis, Ehlisünnet’in kırk hadis kaynağında nakledilmiştir. Bu kitapların müellifleri, hadis hafızları ve önderlerindendir. Bunlardan bazıları şöyledir:
1-Ubeyd b. Muhammed Verrâk Nişaburî (ö.255 h.k)
2-İbn-i Ebiddünyâ, Ebu Bekir (ö.281 h.k)
3-Dulâbî Razî, el-Künâ ve’l-Esmâ kitabında, (ö.310 h.k)
4-İbn-i Huzeyme Sahih-i İbn-i Huzeyme kitabında, (ö.311 h.k)
5-Ebu Cafer Akîlî, (ö.322 h.k)
6-Ebu Ahmet b. Adîy el-Kamil kitabında, (ö.360 h.k)
7-Ed-Darukutnî Sünen kitabında, (ö.385 h.k)
8-Mâverdî, el-Ahkâmu’s-Sultaniyye kitabında, (ö.450 h.k)
9-Kadı Iyaz Maliki Şifa kitabında, (ö.544 h.k)
10-İbn-i Asakir Tarih kitabının ziyaret bölümünde [11] (ö.571 h.k)
11-Subkî Şafii Şifau’s-Sikâm kitabında, (ö.756 h.k) [12]
Allame Leknevî şöyle diyor:
“Beni ziyaret eden kimseye şefaatim vaciptir” hadisinin senedinin zayıf olduğunu söyleyen, doğru bir yol tutmamıştır. Bu önemli konuda daha fazla bilgilenmek istiyorsanız, benim Peygamber’in (s.a.a) Kabrinin Ziyareti isimli risaleme bakabilirsiniz. Bu risale şu unvanları içerir:
1-El-Kelamu’l-Mübrem fi Nakzi’l-Kavli’l-Muhak-kaki’l-Muhkem.
2-El-Kelamu’ Mebrur fi Reddi’l-Kavli’l-Mensur.
3-Es-Sa’yi’l-Meşkur fi Reddi’l-Mezhebi’l Me’sur.
Bu risaleleri, hacca giden ama sabah akşam Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmeyenlerin şüphelerinin cevaplandırılması için yazdım.
Daha önce söylediğimiz bu hadisin ravileri hakkında şunları da eklememiz gerekir ki, bu hadisin ravileri Musa b. Hilâl’e kadar sika (güvenilir) fertlerdir ve bu konuda hiçbir şüphe yoktur.
İbn-i Adîy, Musa Hilâl hakkında şöyle diyor:
“Onun eleştiri konusu olmayacağını ümit ediyorum. Zira o, Ahmet b. Hanbelî’n üstatlarındandır. Ahmet’te sadece rivayette sika olan kimselerden hadis naklediyordu.” [13]
Hatta bu konuda eleştiride bulunanlar bile bunu itiraf ederler. [14]
Subkî, bu rivayetin senedinin takviyesi için delilli belgeler açıklamıştır. O şöyle diyor:
“Ziyaret konusunda gelen hadislerin uydurma olduğunu iddia edenlerin yalanları çok az delille ortaya çıkar. Allah’a sığınırım, acaba bu iddiada bulunan
Allah ve Resulünden utanmıyor mu? Zira hiçbir âlimin veya hadis ehlinin ve hatta cahil birinin bile ağzına almayacağı sözleri söylemiştir. Bildiğimiz kadarıyla, hiç kimse Musa b. Hilâl ve bu hadisin diğer ravilerini yalancılıkla suçlamamıştır. Bir Müslüman’ın bu hadislerin uyduruk olduğunu zannetmesi bizi hayrete düşürüyor.” [15]
b) Başka bir rivayette İbn-i Ömer’den Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
“Beni ziyaret kastıyla ziyaretime gelen kimseye kıyamet gününde şefaatim vaciptir.”
Bu rivayet on beş kaynakta nakledilmiştir ve biz burada bazılarını açıklayacağız:
1-Taberanî el-Mucemu’l-Kebir kitabında, (ö.360 h.k)
2-Hafız b. Miskin el-Bağdadî, es-Sünen-i-Sıhah kitabında, (ö.353 h.k)
3-Ed-Dâre Kutnî Emâli kitabında, (ö.385 h.k)
4-Ebu Naim İsfehânî, (ö.430 h.k)
5-Ebu Hamid Gazali Şafii, İhyâu’l-Ulûm kitabında, (ö.505 h.k) [16]
c) Başka bir hadiste İbn-i Ömer’den Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğu nakledilmiştir:
“Hacca giden ve vefatımdan sonra beni ziyaret eden, sanki beni hayatımda ziyaret etmiş gibidir.” [17]
Bu hadis Ehlisünnet’in yirmi beş kaynağında gelmiştir. Bunlardan bazılarına işaret edeceğiz:
1-Şeybânî, (ö.303 h.k)
2-Ebu Ya’lâ, (ö.307 h.k)
3-Beğvî, (ö.317 h.k)
4-İbn-i Adîy Kamil kitabında, (ö.365 h.k)
5-Beyhakî Sünen [18] kitabında, (ö.458 h.k)
6-İbn-i Asakir (ö.571 h.k) kendi tarih kitabında.
d) Abdullah b. Ömer’den rivayet edilen bir hadiste Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Hacca gidip beni ziyaret etmeyen, bana cefa etmiştir.”
Hadis hafızlarının [19] çoğu bu rivayeti nakletmiştir; bunlardan bazıları şundan ibarettir:
1-Semhûdî Vefâü’l-Vefa kitabında, (ö.911 h.k)
2-Ed-Dâre Kutnî, (ö.385 h.k); kendi kitabında, Malik’in Muvatta kitabında getirmediği bir rivayeti nakletmiştir.
3-Kastalani el-Mevahibu’l-Ledunniyye kitabında, (ö.923 h.k)
Aynı şekilde başka bir rivayette Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur:
“Ümmetimden gücü yeten, ama benim ziyaretime gelmeyenin özrü kabul edilmez.” [20]
3- Sahabenin Ameli
a) İkinci halife Ömer b. Hattab, Şam fetihlerinden sonra Medine’ye dönünce doğrudan Mescid-i Nebi’ye gitti ve Allah Resulüne (s.a.a) selam verdi. [21]
b) İbn-i Ömer ne zaman yolculuktan dönseydi Allah Resulünün kabrine gidiyor ve şöyle diyordu: “Ey Allah’ın Resulü! Sana selam olsun, ey Ebu Bekir! Sana selam olsun; sana selam olsun ey baba!” [22]
c) İbn-i Ömer, Peygamber’in (s.a.a) kabri yanında durur ve ona selam ve salâvat gönderirdi. [23]
d) İbn-i Avn anlatıyor:
“Adamın birisi Nafi’ye, İbn-i Ömer, ‘Peygamber’in (s.a.a) kabrine selam veriyor muydu?’ diye sorar. Nafi şöyle der: ‘Evet, onu yüz defa hatta yüzlerce defa Peygamber’in (s.a.a) kabrine geldiğini, kabrin kenarında durduğunu ve ‘Ey Allah’ın Resulü! Sana selam olsun’ dediğini gördüm.'” [24]
e) Ebu Hanife İbn-i Ömer’den naklediyor: “Kıble tarafından Peygamber’in (s.a.a) kabrine girmek ve kıbleyi arkaya alıp kabre doğru durmak ve… demek müstahaptır.”
Allame Emini, Peygamberin (s.a.a) kabrini ziyaret âdâbı ve istihbabı hakkında kırktan fazla Ehlisünnet fakihinin görüşünü toparlamıştır. [25]
4- Akıl
Akıl, Allah Teâlâ’nın büyük sayıp saygın kıldığı kimseleri, bizim de büyük sayıp saygın bilmemizin beğenilen bir iş olduğuna hükmetmektedir. Dolayısıyla ziyarette bir çeşit tazim sayılacağından, Peygamber’in kabrini ziyaret yoluyla onu saygın bilmek Allah’ın kutsadığı değerleri kutsamak anlamına gelecektir. Zira bu amel, Peygamber’in (s.a.a) düşman ve muhalifleri isteklerinin aksine gelişen bir ameldir.
ZİYARET İÇİN YOLA ÇIKMA HAKKINDAKİ HADİSİN İNCELENMESİ
İbn-i Teymiyye Şia’ya başka bir iftirasında şöyle diyor:
“Hacılar Allah’ın evinde hac vazifelerini yerine getirdikleri gibi, Şialar da kendi imamlarının haremlerinde ve salih kulların kabrinin kenarında hac vazifelerini yerine getirirler. Sanki imamların ve salihlerin kabirlerinin ziyareti Şialara özeldir ve diğer İslam mezheplerinde bu görülmez.”
İbn-i Abdülvahhab da ziyaret kastıyla mukaddes mekânların ve Peygamber’in (s.a.a) kabri şerifinin ziyaret etmenin haram olduğunu sanmıştır. O, Peygamber’in (s.a.a) bir hadisine istinat ederek şöyle der:
Peygamber’in kabrinin ziyareti müstehaptır, ama sadece Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa’nın ziyareti caizdir.” [26]
İbn-i Abdülvahhab, bu rivayete dayanarak, kabirleri ziyaret kastıyla sefere çıkılmasını haram bilir.
İbn-i Abdülvahhab’ın bu rivayetin delilindeki görüşünün eleştirilmesi ve incelenmesinde birkaç sorunun olduğu anlaşılmaktadır:
1-Bu rivayetteki sınırlama (hasr), hakiki değil izafi bir sınırlamadır ve istisna edilen şey, cümleden kaldırılmıştır ki, Arapçada buna “İstisna-i mufarrağ” derler. Cümleden kaldırılmış kelime mekân ya da yer olacağı gibi, “mescit” olması da muhtemeldir.
Hazfedilmiş (kaldırılmış) kelimeyi “mescit” olarak kabul edersek, rivayeti şu şekilde mana etmemiz gerekir: Bu üç mescidin dışında hiçbir mescit için yol hazırlığı yapmazlar. Bize göre, hazfedilen kelime “mescit”in dışında bir şey değildir. Zira halkın çoğunluğu bu rivayete baktığı zaman, onların zihnine göre mescit kelimesi hazf olmuştur. O halde bu rivayetin, kabirlerin veya türbelerin ziyaret edilmesiyle hiçbir alakası yoktur.
Kastalani de şöyle der:
“Bu rivayette istisna, istisna-i mufarrağ’dır ve hazfedilen kelimeyi “mekân” kabul edersek, bu üç mescidin dışında ziyaret, salihlerle, akraba ve dostla görüşmek için yola çıkmak; ilim, ticaret ve eğlenmek için sefere çıkmak gibi yolculukların tamamı haram sayılacaktır. Zira bu faraziyeye göre hazfedilen kelime, mekânların tamamını kapsaması için geniş tutulmuştur.

Dolayısıyla bu üç mescidin dışında sıralanan şeylerin hepsi haram olacaktır. Ne var ki bu rivayette, her mekân kastedilmemiştir aksine özel bir mekân yani “mescit” nazara alınmıştır.” [27]
2-Âlim ve fakihlerin tamamı ticaret, kesbi ilim, cihat, ziyaret, âlimlerle görüşmek ve eğlenmek kastıyla her türlü mekâna gidilmesi için sefere çıkmanın caiz olduğunda ittifak etmişlerdi. Müstesna minh-kendisinden ayrılan ya da hazfedilen kelime mescidin dışında örneğin mekân ve yer olursa, bu durumda rivayette gelen üç kutsal mescidin ziyareti de haram olacaktır ki,
bu sefer ve yolculuk hakkında âlimlerin icmasının muhalifinde olacaktır. Dolayısıyla bu rivayette hazfedilen kelimenin “mescit” olduğunu kabul etmek zorundayız. Bu surette rivayet şöyle olacaktır: “Üç mescit dışında hiçbir mescidi kastederek yolculuk yapılmaz.” Bu açıklamayla bu rivayetin kabirlerin ziyareti, özellikle Peygamber’in (s.a.a) kabri ziyareti için yola çıkmanın haram olduğuna dair hiçbir işaret yoktur.
3-Çıkartılan, kaldırılan (hazf edilen) kelimenin-müstesna minh “mescit” olduğunu farz etsek bile, bu rivayetin içeriğine amel edilemez. Zira bu durumda rivayet, bu üç mescit için yola çıkılabilir ve diğer mescitlere girmek kastıyla yola çıkmak caiz değildir, anlamına gelecektir. Ne var ki delil ve şahitler Peygamber’in (s.a.a) ashabıyla birlikte
Çarşamba günleri Mescid-i Küba’ya gittiğini açıkça ortaya koymaktadır ve bu mescit ise, Medine’ye altı kilometre uzaklıktadır ve rivayette zikredilen ve sefere çıkılması caiz olan üç mescidin dışındadır. Bu rivayete bağlı kalmak istersek, Mescid-i Küba’ya gitmek için yola çıkmakta haram olacaktır, ne var ki şimdiye kadar hiçbir Müslüman, bu mescide gitmek için yola çıkılmasını haram bilmemiştir.
İbn-i Ömer’den nakledildiğine göre Peygamber (s.a.a), Çarşamba günleri bazen binitli bazen binitsiz Mescid-i Küba’ya gidiyordu. Abdullah b. Ömer’in kendisi de böyle yapıyordu. [28]
4-Bilal, Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmek için sefere çıktı. İbn-i Asakir rivayet ediyor: İkinci halife Beytü’l-Mukaddes’in fethinden sonra “Cabiye” bölgesine yöneldi. Bilal kendisinin Şam’da kalması için ikinci halife Ömer’e rica etti, o da kabul etti.”
İbn-i Asakir şunları ekliyor:
“Bilal, Peygamber’i (s.a.a) rüyasında gördü ve Peygamber (s.a.a) ona: Bilal, niçin bana cefa ediyorsun? Acaba beni ziyaret etmenin vakti gelmedi mi?
Bilal rahatsız ve korkuyla uyandı; kendi merkebine bindi ve

Medine yoluna düştü. Bilal, Peygamber’in (s.a.a) mübarek kabrine geldi ve ağlaması tuttu. Yüzünü mübarek kabre sürüyordu. Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s), Bilal’in yanına geldiler. Bilal onları kucaklayarak öptü. Hasan (a.s) ve Hüseyin (a.s) Bilal’e, senin ezan sesini işitmeyi istiyoruz.
Derken Bilal’in ezan sesi yükseldi. Onun “Allah-u Ekber” demesiyle Medine sallandı. “Eş-hedu enla ilahe illallah” sesi yükseldiğinde Medine halkı coştu. “Eşhedu enne Muhammeden Resu-lullah” sesinin işitilmesiyle kadınlar evlerinden dışarı çıktılar; onlar: Allah’ın Resulü (s.a.a) topraktan dışarı çıktı diyorlardı. Evet, bundan sonra hiç kimse Medine’yi böylesine ağlar ve mahzun bir durumda görmedi”. [29]
Abdülgani ve başkaları şöyle demişlerdir:
“Peygamber’den (s.a.a) sonra Bilal, sadece bir kez; o da Medine’ye Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyarete geldiğinde ezan okudu.” [30]
Subkî ziyaret için yolculuk yapmanın meşruiyeti hakkında şöyle diyor:
“Bizim bunun için delilimiz yalnızca Bilal’in rüyası değil, bilakis asli delil, onun amelidir. Özellikle Bilal, ikinci halife Ömre zamanında böyle bir girişimde

bulunmuştur. O zamanda sahabelerin çoğu oradaydılar ve bu kıssa da onlardan gizli değildi. Bilal’i rüyası asli delil değil, ziyaret için yola çıkılması delilinin teyididir.” [31]
Fütuhü’ş-Şam kitabında şöyle gelmiştir:
“İkinci halife Beytü’l-Mukaddes halkıyla anlaştıktan sonra, Ka’bu’l Ahbâr ikinci halife Ömer’in yanına geldi. Halife onun Müslüman olmasından ötürü mutluydu. Halife ona: ‘Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmek ve onun ziyaretinden

faydalanmak için benimle gelmek ister misin?’ diye sordu. Ka’bu’l-Ahbâr kabul etti. Ömer, Medine’ye döndüğünde yaptığı ilk iş Mescid-i Nebi’ye gitmek ve Allah Resulüne selam vermek oldu.” [32]
5-Ömer b. Abdülaziz hakkında rivayet edildiğine göre o, Şam’dan Medine’ye gönderdiği postacılardan Allah Resulüne selamını ulaştırmasını istiyordu. [33]
İBN-İ TEYMİYYE’NİN SANILARI KARŞISINDA ÂLİMLERİN KONUMU
1-Kastalani anlatıyor:
“İbn-i Teymiyye’nin sözlerinin en çirkini, onu Peygamber’in ziyaretini men ettiği sözüdür.” [34]
2-Nablusî de şöyle diyor:
“İbn-i Teymiyye ve takipçilerinin içinde boğulduğu ilk girdap bu değildir. O, Beytü’l-Mukaddes’in ziyaretini günah bilir… ve Allah’ın nezdinde Peygamber’e (s.a.a) ve velilere tevessül etmeyi nehyetmiştir.

Onun küstahlıkları ve serseri üslupları, âlimleri aleyhinde mukabele etmeye zorlamıştır, öyle ki “Hasnî”, İbn-i Teymiyye ve yandaşlarının cevabı hakkında kitap yazmış ve o kitapta açıkça İbn-i Teymiyye’nin kâfir olduğu yazmıştır.” [35]
3-Gazali yazıyor:
“Peygamber (s.a.a) hayattayken herkes onunla görüşmekten teberrük umuyorlardı, vefatından sonra da Peygamber’den (s.a.a) teberrük umabilirler. Onun ziyaretine gitmek için yola çıkmak caizdir. “Üç mescidin dışında sefere çıkılmaz” rivayeti de Peygamber’in (s.a.a) ziyareti için yola çıkılmasını men etmez.” [36]
4-İzâmî Şafii şöyle diyor:
İbn-i Teymiyye, hatta Peygamber’in (s.a.a) makamına küstahlık ederek şöyle diyor: Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret için yola çıkmak günah sayılır. [37]
5-Şafii mezhebi mensubu Heysemî, Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyaretinin meşruiyeti hakkındaki delillerinin açıklanmasında şöyle diyor:
“Peygamber’i (s.a.a) ziyaret etmenin caiz oluşunun delillerinden bir tanesi, icma ve âlimlerin ittifakıdır. Eğer bir kimse şöyle bir eleştiride bulunsa: Peygamber’in (s.a.a) ziyareti ve onun ziyareti için yola çıkılmasının caiz olduğunda âlimlerin ittifakı olduğunu nerden söylüyorsunuz? Hâlbuki Subkî, İbn-i Teymiyye’nin el yazmasında,
Peygamber’i (s.a.a) ziyaret etmenin haram olduğunu görmüştür. İbn-i Teymiyye, Hanbelî mezhebinin son kuşak âlimlerindendir. O, çok uzun delillerin açıklanmasıyla -insan bunları işitmek bile istemez- Peygamber’in (s.a.a) ziyareti için bile yola çıkmanın caiz olmadığını delillendiriyor.
Hatta o, âlimlerin Peygamber’i (s.a.a) ziyaret etmenin haramlığında görüş birliği olduğunu düşünerek şöyle diyor: ‘Ziyaret yolculuğunda namaz kasredilmez. İbn-i Teymiyye, ziyaret hakkındaki rivayetlerin tamamının uydurma olduğunu iddia ediyor ve bazıları da onun düşünce ve fikirlerine ne yazık ki tabi olmuş’
Bizim cevabımız şöyle olacaktır: İbn-i Teymiy-ye, görüşlerine önem verilecek ve dini konularda kendisine müracaat edilecek birisi değildir. Âlimlerin bir kısmı, onun sözlerini cevaplandırmışlar ve onun ahmakça tereddütlerini ve utanç verici sanılarını ortaya koymuşlardı.” [38]
Sözün özü şudur ki, Ehlisünnet hadisçilerinin ziyaretin caizliği hakkında naklettikleri rivayetler, tevatür haddinde çoktur. Aynı şekilde Peygamber’in (s.a.a) ashabının ameli ve Bilal’in, Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmek için yola çıkması ki; bu olay sahabenin gözleri önünde gerçekleşmiştir veya görmediyseler bile en azından bu haberi işitmişlerdi nihayetinde bunların hiç birisi Bilal’e itiraz etmediler. Diğer taraftan ikinci halife
Ömer Ka’bu’l Ahbâr’ı, birlikte Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmeye davet etmiş ve sahabe de Ömer’e hiçbir itirazda bulunmamıştır. O halde bu konuda anlatılanların tamamı, kabirleri, özellikle Peygamber’in (s.a.a) kabrini ziyaret etmenin caiz olduğunun güçlü delilleridir.
Zira bazı rivayetlerde ziyaret emredilmiş ve fakihlerin çoğu bu emirden, ziyaretin müstahap olduğunu anlamışlardır, İbn-i Hazm gibi fakihlerin bazıları ise, insanın ömründe bir kez bile olsa Peygamber’in (s.a.a.) kabrinin ziyaretinin vacip olması yönünde fetva vermişlerdir. [39]
6-Şeyh Ahmet Kastalani de şöyle diyor:
“Bilmen gerekir ki, Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyareti, Allah’a yakınlaşmanın en iyi yoludur ve en yüksek derece ve ibadetlerin en hayırlısı sayılır. Bunun dışında bir inanca sahip olan, Müslümanlar zümresinden dışarı çıkacak ve Allah’la, Resulüyle (s.a.a) ve âlimler cemaatiyle savaş ilan etmiş olacaktır.”
Kastalani sözlerine şunları ilave eder:
“İbn-i Teymiyye’nin, ziyaret için yola çıkılmasını men ettiğine dair çirkin ve şaşırtıcı sözü işitilmiştir.” [40]
KABİR VE TÜRBELERİN ZİYARETİ
Yukarıda Peygamber’in kabrini ziyaret hakkında açıklama yaptık. Diğer kabirlerin ziyareti ve onları ziyaret için yola çıkmak hakkında da görüşlerin hiçbirinde ihtilaf olmaksızın caiz ve meşru olduğunu söyleyeceğiz.

Peygamber Ekrem, Müslümanları kabir ziyaretine teşvik ediyor ve kendisi de annesinin kabrini ziyaret ediyordu. İslam tarihinde de Müslümanların kabirlerin ziyaretine gittiklerine değinilir.
Kabirlerin Ziyareti Hakkındaki Rivayetler
1-Süleyman b. Büreyde, babasından Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu nakleder:
“Sizleri kabir ziyaretinden men ettim, ancak bundan sonra kabirlerin ziyaretine gidiniz.” [41]
Şey Mansur, bu rivayet hakkında şöyle diyor:
“Fakihlerin geneli Peygamber’in, kabri ziyaret emrine dayanarak müstahaplığına dair fetva vermişlerdir. Ancak İbn-i Hazm ise, bu rivayetin, ziyaretin vacip olmasına işaret ettiğini ve insanın ömründe bir defa olsa dahi Peygamber’in kabrinin ziyaret edilmesi gerektiğini söylemiştir.” [42]
2-Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:
“Sizi kabirlerin ziyaretinden men etmiştim, Muhammed’e annesinin kabrini ziyaret etmesi izni verildi. O halde siz de ahireti hatırlamak için kabirleri ziyarete gidiniz.”
Ehlisünnet’in (Sahih-i Buharî dışında) Kütüb-ü Sitte’sinde bu rivayet nakledilmiştir.
Tirmizi rivayeti şöyle nakleder:
“Meyyit, ziyarete edilmeye adet eder; dua, Kurân ve sadakadan faydalanır, işte ziyaretin hikmeti de budur.” [43]
3-Peygamber (s.a.a) şöyle buyuruyor:
“Sizleri kabirlerin ziyaretinden nehyettim, sonra benim için başka bir şey aşikar oldu.” [44]
4-Başka bir rivayette şöyle buyururlar:
“Kendi ölülerinizin kabrine gidin ve onlara selam verin, çünkü onlar size ibrettirler.” [45]
5-Peygamber (s.a.a) “Re’su’l Havl” ismindeki mekânda şehitlerin kabrine gitti ve şöyle buyurdu:
“Sabrınızdan ötürü size selam olsun, yeriniz ne de güzeldir.”
Birinci, ikinci ve üçüncü halife de o mekânı ziyaret etmişler ve Muaviye de hac için geldiğinde orayı ziyaret etmiştir. Peygamber (s.a.a) şehitlerin defnedildiği dereye geldiklerinde şöyle buyurmuştur:
“Size selam olsun, çünkü sabır gösterdiniz.” [46]
6-Peygamber’in (s.a.a) eşi Ayşe anlatıyor:
“Allah Resulü iki gecede bir, gecenin sonlarına doğru “Baki”ye gidiyor ve şöyle buyuruyordu: Selam size ey müminlerin oturduğu evler! Size verilen vade gerçekleşti, Allah’ın izniyle biz de size katılacağız; ey Allah’ım Baki ehlini bağışla.” [47]
7-İbn-i Mesut Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu naklediyor:
“Ey ahali! Kabirleri ziyaret edin. Zira kabirlerin ziyareti sizi dünyaya itinasız yapacak ve ahireti hatırlatacaktır.” [48]
8-Enes Peygamber’den (s.a.a) naklediyor:
“Sizleri kabirlerin ziyaretinden sakındırdım, ama bundan sonra kabirleri ziyarete gidin. Zira kabirler size ölümü hatırlatır.” [49]
9-Peygamber (s.a.a) buyuruyor:
“Sizi kabirleri ziyaret etmekten men etmiştim, ama bundan sonra sizden kim kabirleri ziyaret etmek isterse, ziyaret edebilir. Zira kabirlerin ziyareti kalbi yumuşatır; gözleri ağlatır ve ahireti hatırlatır.” [50]
10-Talha b. Abdullah anlatıyor:
Allah Resulü (s.a.a) ile dışarı çıktık, Peygamber (s.a.a) şehitlerin kabrini ziyaret etmek istiyordu. Oraya vardığımızda şöyle buyurdular: “Bunlar bizim kardeşlerimizin kabirleridir.” [51]
11-Peygamber’in (s.a.a) eşi Ayşe, Peygamber’den (s.a.a) naklediyor:
Cebrail yanıma geldi ve şöyle dedi: Rabbin Baki’ye gitmeni ve ora ehli için bağışlanma istemeni emrediyor. [52]
Ayetullah Şeyh Necmettin Tabesi
ABNA.İR
___________________________________
[1]-İrşadu’s-Sâri, s.329.
[2]-Keşfu’l-İrtiyâb, c.459.
[3]-Nisa, 64.
[4]-el-Mevahibu’l-Ledunniyye Bi’l-Minehi’l-Muhammediyye, c.3, s.410.
[5]-Tarhu’t-Tasrib fi Şerhi’t-Takrib, s.297.
[6]-Keşfu’l-İrtiyâb, s.256, 340.
[7]-Muhammed b. Harb; hafız ve fakih olup “Hûlanî” (ö.194 h.k) lakabıyla tanınır. Sahih-i Müslim ve Sahih-i Tirmizi’ de ondan hadis rivayet etmişlerdir ve İbn-i Mu’in ve Tâî onu sika bilirler. Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.9, s.58.
[8]-Nisa, 64.
[9]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1326; er-Ravzu’l-Fâik, c.2, s.380; Keşfu’l-İrtiyâb, s.258; el-Mevahibu’l-Ledunniyye, c.3, s.405; Muğni’l-Muhtâc, c.1, s.512; Kunuzu’l-Hakâik, c.2, s.108; Neylü’l-Evtâr, c.5, s.108. Merâkî, bu ayete istinat ederek Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyaretini caiz ve meşru bilir ve şöyle der: Peygamber’in (s.a.a) kabrinin ziyareti, Allah’a yakınlaşma vesilesidir.
[10]-el-Gadir, c.5, s.93; Sünen-i Darkutnî, c.2, s.278; el-Ahkâmu’s-Sultaniyye, c.2, s.109; es-Sünenü’l-Kübrâ, c.5, s.245; el-Kamil fi’z-Zuefâ, c.6, s.351; ez-Zuefâu’l-Kebir, c.4, s.170; eş-Şifâ bi Tarîfi Hukuku’l-Mustafa, c.5, s.194; Muhtasar-ı Tarihi Dımışk, c.2, s.406; et-Terğîb ve’t-Terhîb, c.2, s.224; Şifau’s-Sikâm, s.2; Kenzu’l-Ummal, c.15, s.651; Neylü’l-Evtâr, c.5, s.108.
[11]-Bu bölümü, İbn-i Bedrân Tezhib kitabından hazfetmiştir.
[12]-er-Ref’u ve’t-Tekmîl, s.211.
[13]-el-Kamil fi’z-Zuefâ, c.6, s.351.
[14]-Bkz: el-Gadir c.5, s.169.
[15]-Şifau’s-Sikâm , s.8.
[16]-el-Mucemu’l-Kebir, c.12, s.225; İhyâu’l-Ulûmu’d-Din, c.1, s.231; Muhtasar-ı Tarihi Dımışk, c.2, s.406; Şifau’s-Sikâm, s.16; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1340; Muğni’l-Muhtâc, c.1, s.512; el-Mevahibu’l-Ledunniyye, c.4, s.571.
[17]-el-Gadir, c.5, s.246; el-Mucemu’l-Kebir, c.12, s.310; Sünen-iDarukutnî, c.2, s.278.
[18]-Kenzu’l-Ummal, c.15, s.651; ed-Durretu’s-Semine, s.397; Mişkâtu’l-Mesâbih, c.2, s.128; Şifau’s-Sikâm, c.20. s.27; er-Ravzu’l-Fâik, s.380; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1340; Neylü’l-Evtâr, c.5, s.108; Misbâhu’z-Zalâm, c.2, s.351.
[19]-Neylü’l-Evtâr, c.5, s.108; Şifau’s-Sikâm, s.27; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1342; el-Mevahibu’l-Ledunniyye, c.3, s.404; Keşfu’l-Hafâ, c.2, s.244; Kitabu’l-Mecrûhîn, c.3, s.73; Musannif ,Abdurrezzak, c.3, s.569; el-Gadir, c.5, s.100.
[20]-Mecmaü’l-Enhur fi Şerhi Mülteka’l-Ebhur, c.1, s.157; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1340.
[21]-Şifau’s-Sikâm, s.44.
[22]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1340.
[23] -a.g.e.
[24]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1340.
[25]-Bkz: el-Gadir, c.5, s.109.
[26]-Sahih-i Buharî, c.2, s.136; Sahih-i Müslim, Kitabu’s-Salât, c.4, s.126; İhyâu’l-Ulûm, Gazali, c.2, s.247.
[27]-İrşadu’s-Sâri, c.2, s.332.
[28]-İrşadu’s-Sâri, c.2, s.332; Sahih-i Buharî, c.2, s.137.
[29]-Üsdü’l-Ğâbe, c.1, s.208; Tehzibu’l-Metâlib, c.2, s.408; Şifau’s-Sikâm, s.85.
[30]-Tarihte geldiğine göre Bilal, Peygamber’den (s.a.a) sonra üç kez ezan okudu; iki defa Medine’de ve bir kez de Şam’da. Bkz: Kamusu’r-Ricâl, c.2, s.398.
[31]-Tarihu’l-İslam, c.3, s.205; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1357.
[32]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1358.
[33]-Tehzibu’l-Metâlib, c.2, s.408.
[34]-İrşadu’s-Sâri, c.2, s.329.
[35]-el-Hazratü’l-Ünsiyye fi’r-Rıhleti’l-Kudsiyye, s.129.
[36]-İhyâu’l-Ulûmu’d-Din, c.2, s.247.
[37]-Furkanu’l-Kur’an, s.133; el-Gadir, c.5, s.154.
[38]-Bkz: el-Gadir, c.5, s.116; Keşfu’l-İrtiyâb s.372; el-Cevheru’l-Munazzam fi Ziyareti’l-Kabri’l Mükerrem, s.12.
[39]-et-Tâcu’l-Câmi’ li’l-Usûl, c.2, s.382.
[40]-el-Mevahibu’l-Ledunniyye, c.3, s.403, 406.
[41]-Sahih-i Müslim, c.3, s.65; Sünen-i Nesâî, c.4, s.89; Müstedrek-i Hâkim, c.1, s.530.
[42]-et-Tâcu’l-Câmi’ li’l-Usûl, c.1, s.381; Câmiu’l-Usûl, c.11, s.438.
[43]-a.g.e
[44]-Müsned-i Ahmet, c.2, s.337; Mevsûa Etrafi’l-Hadis, c.10, s.181.
[45]-Ahbâr-ı Mekke, c.2, s.52.
[46]-Vefâü’l-Vefa, c.3, s.932.
[47]-a.g.e., s.883; Sünenü’l-Kübra li’n-Nesâî, c.4, s.132.
[48]-Sünen-i İbn-i Mâce, c.1, s.501; Müstedrek-i Hâkim, c.1, s.531; Ahbâr-ı Mekke, c.4, s.53.
[49]-Müstedrek-i Hâkim, c.1, s.531, h.1388.
[50]-a.g.e., h.1394; Mecmau’z-Zevâid, c.3, s.58.
[51]-Sünen-i Ebi Davut, c.3, s.216; es-Sünenü’l-Kübra, c.4, s.127.
[52]-es-Sünenü’l-Kübra, c.4, s.132.


more post like this