Kabirlere Teberrük (Bereket İsteminde Bulunmak) (1)
Vahhabi-Selefilerin Görüşü
İbn-i Teymiye ve onun tabileri kabirlerden bereket isteminde bulunmayı (teberrük), kabirleri öpmeyi ve onlara dokunmayı haram bilirler ve bu işleri yapan bir Müslüman’ı “kabirci veya kabre tapan” olarak değerlendirip kâfir ve müşrik olarak görürler.
Vahabi – Selefiler böyle yapan Müslümanların eylemini, cahiliye toplumunun putlara tapınma işi gibi olduğunu varsayarlar…
VAHABİLİK GÖRÜŞÜNÜN ELEŞTİRİSİ
Onların sözlerinin cevaplandırılmasında ilk etapta aşağıdaki konuları ele alacağız:
1-Ehlisünnet’in önderlerinden İmam Malik, Mansur-u Devaniki’ye şöyle der: “Peygamber’e (s.a.a) vefatından sonra saygıda bulunmak,
O’na hayatındayken saygıda bulunmak gibidir.” Biz de aynı inancı paylaşarak peygamberlerin vefatlarıyla saygınlık ve makamlarının kaybolmayacağına inanıyoruz.
O halde bu büyük şahsiyetlerin kabirlerinin de özel bir konumu ve saygınlıkları vardır. Bu betimlemeye göre mukaddes şeriatta,
onların kabirlerinin öpülmesi, onlardan bereket umulması caiz olduğu apaçık belirtilmemiş dahi olsaydı yine de bu işin şeriatta beğenilen bir şey olduğu anlaşılacaktı. Zira böyle bir amel, bir çeşit dini şiarları büyültüp saygı duymak hesap edilir.
2-Eğer tazim ve kutsamak ibadet sayılmasına rağmen haram addediliyorsa veya kabirleri öpmek ve onlara saygı göstermek ibadet ve şirk olarak varsayılıyorsa o halde Kâbe’nin tazimi ve onun tavaf edilmesi de şirk olarak görülmesi gerekir.
Keza Hace-rü’l-Esved’in tazimi ve öpülmesi, Hicr-i İsmail ve Makam-ı İbrahim’in saygınlığı, mescitlerin tazimi, anne babayı büyük saymak ve onların karşısında eğilmek, meleklerin Âdem karşısında secde etmeleri, Hz. Yusuf’un kardeşleri, annesi ve babasının ona secde etmesi,
askerin bir üstüne karşı saygısı, sahabenin Peygamber’e (s.a.a) saygısı ve nihai olarak Vahabilerin, kendi başkan ve liderlerinin önünde eğilmesi gibi birçok gelenek ve göreneklerini de şirk bilmemiz gerekir idi. Hâlbuki Vahabilerin bizzat kendileri dahi böyle bir inanca sahip değillerdir.
3-Sahabe ve salih kimselerin amel ve davranışları, Vahabilerin görüş ve inançlarıyla uygunluk içermez. Zira sahabe kabir ve ziyaret yerlerini öpüyorlardı, onlara dokunuyorlardı ve onların türbelerinden bereket umuyorlardı. Biz burada sahabe ve salih kimselerin bu konudaki davranışlarıyla alakalı birkaç örneği sizin bilgilerinize sunacağız:
a) Hz. Zehra’nın (s.a) Babasının Tertemiz Kabrinin Toprağından Bereket Umması
İmam Ali (a.s) şöyle buyurur:
“Peygamber (s.a.a) toprağa verildikten sonra, Zehra (s.a) onun kabri kenarında durdu. Kabirden bir avuç toprak aldı ve yüzüne koydu. İşte o zaman saçını yolar halde şu iki beyitlik şiiri okudu:
Ahmet’in kabrini bir kez koklayan kimsenin, artık paha biçilmez diğer kokuları koklamasına ne ihtiyacı vardır? Öyle musibetlere duçar oldum ki eğer aydınlık günler bu musibetleri görseydi, kapkara kesilirdi”. [1]
b) Ebu Eyyüb el-Ensarî’nin Peygamber’in (s.a.a) Kabrinden Bereket Umması
Davut b. Ebi Salih şöyle diyor:
“Bir gün Mervan b. Hakem, Mescid-i Nebi’ye girdi. Bir adamın Peygamber’in (s.a.a) kabrine yüzünü koyduğunu görünce, ensesinden tutup geriye çekerek ona şöyle dedi:
‘Ne yaptığını biliyor musun?’ O adam, dönüp Mervan’a bakınca Ebu Eyyüb Ensarî olduğu anlaşıldı. Ebu Eyyüb, şöyle dedi: ‘Evet ben biliyorum. Ben bir tahta kenarına gelmedim.
Ben Allah Resul’ünün (s.a.a) huzuruna geldim’ dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: Peygamber’in (s.a.a) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Layık önderlerin rehberlik ettikleri zaman, din için ağlamayın, din önderliğinin ehil olmayanların eline düştüğü zaman ağlayın.'” [2]
Burada, Hâkim-i Nişaburî ve Zehebî’nin bu hadisi sahih bildiklerini eklememiz gerekir. Subkî de bu konuda şöyle der:
“Eğer bu hadisin senedi doğruysa, kabrin duvarına el sürmenin keraheti yoktur.” [3]
Allame Emini de şöyle yazıyor:
“Bu hadisten, Emevilerin mutahhar/ tertemiz kabirlere tevessül etmeyi yasaklayarak bidat bıraktıkları anlaşılmaktadır.” [4]
c) Bilal’in Peygamber’in (s.a.a) Kabrinden Bereket Umması
Bilal, Peygamber’i (s.a.a) rüyasında gördü. Efendimiz, ona şöyle buyurdular: “Bilal! Bunca vefasızlık ne için? Gelip kabrimi ziyaret etme zamanı gelmedi mi?”
Bilal, gamlı ve hazin bir vaziyette uykudan uyandı ve sefer yükünü yüklenerek Medine’ye yöneldi. Peygamber’in (s.a.a) kabri başına geldi ve saç başı perişan bir vaziyette ağlayarak bedenini kabre sürdü. [5]
d) İbn-i Ömer’in Teberrükü
İbn-i Ömer’in, sağ elini Peygamber’in (s.a.a) kabrine koyarak Bilal gibi yaptığını söylemişlerdir. [6]
e) İbn-i Münkedir’in Teberrükü
İbn-i Münkedir tabiindedir. O, kendi arkadaşlarıyla otururken birden bire dili tutuldu. O haliyle kalktı ve Peygamber’in (s.a.a) kabrine yüzünü koydu ve sonra döndü. Yanındakiler onu yaptığı bu işten dolayı yerdiler, ama o şöyle dedi: “Ne zaman bir sorunla karşılaşsam, Peygamber’in (s.a.a) kabrinden şifa isterim.” [7]
Zehebî, İbn-i Münkedir’in sözünü şöyle rivayet eder:
“Efendimizin kabrinden yardım isterim.” [8]
EHLİSÜNNET FAKİHLERİNİN GÖRÜŞ VE FETVALARI
Bu bölümde Ehlisünnet’in fetvalarının bir bölümüne yer vereceğiz:
1-Ahmet b. Hanbel’in fetvası; İbn-i Cemaati Şafii şöyle der:
“Abdullah b. Ahmet b. Hanbel şöyle diyor: Babama, Peygamber’in (s.a.a) minberine el sürüp öpen ve ondan bereket uman veya sevap niyetiyle aynı şeyi Peygamber’in kabrine yapan kimse hakkındaki görüşünün ne olduğunu sordum. Babam şöyle yanıtladı: ‘Bir sakıncası yoktur.'” [9]
2-İmam Ahmet b. Hanbel’e, Peygamber’in (s.a.a) kabri ve minberini öpen kimsenin hükmünü sorduklarında şöyle cevap verdi: “Bir sakıncası yoktur.” Ahmet b. Hanbel’in fetvasını İbn-i Teymiyye’ye gösterdikleri zaman, İbn-i Teymiyye çok şaşırarak şöyle dedi:
“Ben Ahmet’in fetvasına şaşırıyorum; ben onu seçkin bir âlim biliyorum; gerçekten bu, onun fetvası mıdır?” [10]
Biz de İbn-i Teymiyye’nin, İmam Ahmet b. Hanbel’i küfürle, şirkle ve bidatle suçlamadığına şaşırıyoruz.
3-Remlî Şafii de şöyle diyor:
“Peygamberlerin, Allah’ın veli kullarının ve salihlerin kabirlerine teberrük kastıyla el sürmenin bir sakıncası yoktur.” [11]
4-Aynı şekilde Remlî Şafii şöyle der:
“Kabir sandığı üzerine el sürüp öpmek ve ziyaret yerlerini öpüp el sürmenin keraheti vardır, ama teberrük kastıyla olursa, kerahati yoktur.”
Remlî Şafii, babasının fetvasının da bu olduğunu söyleyerek devam eder: “Fakihler, açıkça Hacerü’l-Esved’e dokunmaya güç yetiremeyen kimsenin asasıyla oraya doğru işaret etmesi ve sonra asasını öpmesini söylemişlerdir.” [12]
5-Muhibbiddin Taberî Şafii’nin de verdiği fetva şöyledir:
“Kabre dokunmak ve öpmek caizdir ve âlimler ve salihler de böyle amel ediyorlardı.” [13]
6-Şehâbüddin Hafâcî Hanefî’nin fetvası: O, Şifâ kitabının şerhinde “Kabre el sürmek, öpmek ve kabir üzerine kapanmak keraheti vardır.” ibaretinin açıklamasında şunları yazar:
“Fakihlerin bu fetva hakkında ortak görüşü yoktur, bu sebeple İmam Ahmet b. Hanbel ve Taberî şöyle diyorlar: Kabir üzerine kapanmanın bir sakıncası yoktur.” [14]
7-İbn-i Ebu Sayf Yemanî’nin fetvası: Mekke’nin Şafi âlimlerinden bir diğerinin fetvasını şöyle nakletmişlerdir:
“Kurân’ı, hadis kitabını ve salihlerin kabirlerini öpmek caizdir.” [15]
8-Zerkanî Malikî’nin fetvası da şundan ibarettir:
“Mübarek kabirlerin öpülmesinde kerahet vardır. Ancak teberrük kastıyla olursa keraheti yoktur.” [16]
9-İzâmî Şafi, İbn-i Teymiyye’nin “Salihlerin kabirlerini tavaf eden veya onlara dokunan kimse, günahların en büyüğünü işlemiştir” sözü hakkında şöyle der:
“O, anlamsız bir şey söylemiştir. Zira bir defasında: ‘Böyle bir eylemi yapan kimse günahların en büyüğünü işlemiştir’ derken başka bir defasında: ‘
Böyle bir işi yapan müşriktir’ diyor. Hâlbuki seçkin âlimlerin bazıları yıllar önce İbn-i Teymiyye’nin doğumundan önce bu konuları açıklamışlardır.
Diğer taraftan bu şahsın sözü, âlimlerin sözüyle uyuşmuyor. Bazen, âlimlerin falan meselede ittifak ettiklerini söylüyor, hâlbuki âlimlerin icması bunun tam tersinedir. Eğer bir kimse ondan önceki ve sonraki âlimlerin ve aynı şekilde insaflı ve iyi anlayışlı âlimlerin sözlerine dikkat etse, bizim sözümüzün doğruluğunu görecektir.
Örneğin; Müslümanların geneli kabri tavaf edip ona dokunuyorlar, ama bu konudaki âlimler üç kısımdır:
Birinci gruptakiler, sürekli bu işi caiz bilirler. İkinci gruptakiler haram etme sınırına varmadan şiddetli kerahet olarak sürekli bu işi yasaklarlar.
Bir grup da orta yolu tutup, eğer bir kimsenin ölüyü ziyaret etmeye alakası çoksa bu amelin mekruh olmadığını; alakası azsa, edebin gereğini yerine getirerek, kabri tavaf etmemesi ve dokunmaması gerektiğini söylemiştir.
İbn-i Teymiyye’nin bazı işleri nedeniyle Müslümanlara küfür nispetinde bulunuyorsa, dikkatle bakarsanız onun sözünün iki öncüle döneceğini ve bu öncüllerin birinin doğru ve diğerinin ise yanlış olduğunu göreceksiniz.
Doğru önerme (büyük önerme) “Allah’a olan ibadetin dışındaki her ibadet şirki içerir.” Şeklindedir. Küçük önerme ise şöyledir: “Ölü ya da gaip birini çağırmak, kabirleri tavaf edip onlara el çekmek, ölü için kurban nezretmek, Allah’ın dışındakiler için ibadet yapmaktır.” ki bu söz doğru değildir.” [17]
10-İbn-i Hacer şöyle diyor:
“Fakihlerin bazısı, Hacerü’l-Esved’i öpmek delilince, büyük ve değerli eşyalarla saygıya ve tazime layık fertlerin öpülmesinin caiz olduğu fetvasını vermişlerdir.” [18]
11-Şehy İbrahim Bâcûrî Şafii’nin verdiği fetva şöyledir:
“Kabri öpmek ve ona el çekmenin keraheti vardır. Ancak teberrük kastıyla olursa mekruh olmaz.” [19]
12-Şehy Adavi Hamzâvî Maliki şöyle der:
“Hiç şüphesiz Peygamber’in (s.a.a) kabri şerifini yalnızca teberrük kastıyla öperler. Dolayısıyla diğer veli kulların kabrinin -teberrük kastıyla- öpülmesinin caiz olmasının uygun olacağı anlaşılmaktadır.” [20]
KABRİN ÖPÜLMESİ HAKKINDA BİR RİVAYET
Keşfu’l-İrtiyâb kitabı, Kifayetü’ş-Şa’bi, Fetâvâ’l-Garâib, Metâlibu’l-Müminin ve Hazânetü’r-Rivâye’den naklederek şu rivayeti getirmiştir:
“Adamın birisi Peygamber’in (s.a.a) huzuruna gelerek şöyle arz etti: ‘Ey Allah’ın Resulü! Ben cennetin girişini ve Hurü’l-Ayn’in alnını öpmeye yemin ettim.’ Efendimiz ona, annesinin ayağını ve babasının alnını öpmesini emretti. Adam: ‘
Babam ve annem hayatta değilse ne yapayım?’ diye sorunca Efendimiz şöyle cevap buyurdu: “Onların kabirlerini öp.” Adam: ‘Eğer onların kabrinin nerede olduğunu bilmiyorsam ne yapayım?’ diye sorunca Efendimiz şöyle buyurdular: ‘Birisini annenin kabri niyetine diğerini ise babanın kabri niyetine iki çizgi çiz ve bu iki çizgiyi öp ve yeminini bozma.” [21]
PEYGAMBER’İN (S.A.A) MİNBERİNDEN BEREKET UMMAK
Geçmişten günümüze dek Müslümanların yaşam tarzı siresi Peygamber’in mihrabı, and içtiği yer ve Efendimizin dokunduğu her yerden teberrük etmek şeklinde olagelmiştir.
Aynı şekilde Müslümanlar Medine’nin toprağından, özellikle şehitlerin efendisi Hz. Hamza’nın toprağından teberrük umuyorlardı. Biz burada Müslümanların davranış tarzlarından bir kaçına işaret edeceğiz:
Peygamber’in (s.a.a) minberi Müslümanlar için büyük değere sahiptir, öyle ki fakihlerin bazıları, minberin hürmetinin korunması için onun kenarında yemin etmekten kaçınıyorlardı.
Müslümanlar, sürekli Peygamber’in (s.a.a) minberine teberrük ediyorlar ve minberin hürmetini korumaya çalışıyorlardı. Vereceğimiz birkaç örneğe dikkat ediniz:
1-Mervan, Zeyd b. Sabit’in Peygamber’in (s.a.a) minberi yanında yemin etmesi yargısında bulundu. Ancak o, minberin hürmetinin korunması için orada yemin etmekten kaçındı. [22]
2-Âkuli, Allah Resulünün (s.a.a) minberini şöyle niteliyor:
“Zamanla Peygamber’in (s.a.a) minberi bozuldu. Abbasi halifelerinden birisi onu yeniden yaptırdı ve geride kalan ağaçlarından, teberrük kastıyla kendine tarak yaptı. Aynı şekilde sahabe Peygamber’in (s.a.a) minberine dokunmaya çok özen gösteriyordu.”
3-Peygamber’in (s.a.a) minberi ateş alıp bir kısmının yanmasına kadar kendi yerinde duruyordu. Minberin yanması, Medine halkı için dayanılmaz bir acıydı.
Zira minberin iki tarafındaki elin konulacağı çıkıntı; yani Peygamber’in mübarek ellerini koyduğu yer yandı ve kaybolup gitti. Bundan sonra halk, bu kısma dokunamadı ve teberrük edemediler. [23]
4-Yezit b. Abdullah b. Kasit [24] şöyle diyor:
“Peygamber’in (s.a.a) minberi, onun kabri yakınındaydı. Mescit sakinleşince Peygamber’in (s.a.a) ashabından bir gurup sağ elleriyle minberin el konacak yerini tuttular ve kıbleye dönerek dua ettiler”. [25]
5-Onuncu asrın âlimlerinden Şeyh Ahmet b. Hamit şöyle diyor:
“Halk, Peygamber’in (s.a.a) minberinin tahtalarına teberrük ediyordu.” [26]
6-Semhûdî de Peygamber’in (s.a.a) minberi konusunda şöyle der:
“Peygamber’in (s.a.a) minberi üzerine kaplama yaptılar ve Peygamber’in (s.a.a) ravzası kenarındaki minber üzerine tavan kondurdular. Halk, tavan arasından elini Peygamber’in (s.a.a) minberine uzatıyor ve oradan teberrük umuyordu.” [27]
Ayetullah Şeyh Necmettin Tabesi
ABNA.İR
________________________________________

[1]-İrşadu’s-Sâri, c.3, s.352; el-İthâf, Şebrâvî, s.90; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1404; Meşâriku’l-Envâr, s.63;
el-Fetâvi’l-Fıkhiye, İbn-i Hacer, c.2, s.18; es-Sireti’n-Nebeviyye, İbn-i Haşim, c.2, s.340; Keşfu’l-İrtiyâb, s.347; el-Mevahibu’l-Ledunniyye, c.3, s.400.
[2]-Müstedreki Hâkim, c.4, s.560, h.8571; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1404.
[3]-Bkz: Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1404; Keşfu’l-İrtiyâb, s.347.
[4]-el-Gadir, c.5, s.151.
[5]-Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.1, s.358; Üsdü’l-Ğâbe, c.1, s.208; Şifau’s-Sikâm, s.39.
[6]-Keşfu’l-İrtiyâb, s.436; Şerhu’ş-Şifa, c.2, s.199; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1405.
[7]-Vefâü’l-Vefa, c.2, s.444; bkz: el-Gadir, c.5, s.151.
[8]-Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.3, s.213. Üzülerek söylemeliyiz ki bu kitabı gözden geçiren ve şerh edenler, Vahhabiyet düşüncesinin etkisinde kalarak, bu ve benzeri içerikteki rivayetlere gereken dikkati göstermeksizin,
senedinin zayıflığı ya da kendi görüşleriyle uyuşmadığını zannettiklerinden dolayı reddederler. Sanki İslam’ın gerçek itikadı, Vahhabiliğin görüşleridir.
[9]-Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1414.
[10]-a.g.e.
[11]-Bu sözü Şebramili, Şeyh Ebu Ziya’dan (ö.1087), el-Mevahi-bu’l-Ledunniyye kitabının haşiyesinde ve Hamzâvî’nin el-Metâlib kitabından nakletmiştir.
[12]-a.g.e.
[13]-Esne’l- Metâlib, c.1, s.331; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1407.
[14]-Şerhu’ş-Şifa, c.3, s.1714; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1404; el-Gadir, c.5, s.134.
[15]-el-Gadir, c.5, s.153.
[16]-Şerhu’l-Mevâhib, c.8, s.315.
[17]-Furkanu’l-Kurân, s.133.
[18] -Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1405.
[19]-Şerhu’l-Fıkhi’ş-Şafii, c.1, s.274; el-Gadir, c.5, s.154.
[20]-Kenzu’l-Metâlib, s.20; el-Gadir, c.5, s.154; Meşâriku’l-Envâr, c.1, s.140.
[21]-Keşfu’l-İrtiyâb, s.350.
[22]-Sahih-i Buharî, c.3, s.243.
[23]-Âsâru’n-Nebeviye, s.31.
[24]-Onun hakkında şöyle demişlerdir: O imam, fakih ve sika (güvenilir) idi. Kutübü Sitte de ondan rivayet nakletmişlerdir. Halk onun ehli emanet ve fakihliğinden yararlanmıştır.
O, Hicri Kameri 122 yılında ölmüştür. (Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.5, s.266).
[25]-et-Tabakâtu’l-Kübra, c.1, s.13; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1401.
[26]-Umdetü’l-Ahbâr, s.135.
[27]- es-Sârimu’l-Menkî, s.132; Vefâü’l-Vefa, c.4, s.1403; Siyerü A’lâmu’n-Nubelâ, c.5, s.467.


more post like this