Allah-u Teala Nur Suresi 36. ayette şöyle buyurmaktadır:
“Allah’ın yüksek tutulmasına ve içlerinden adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu tespih ederler.”

Kendisinden ne bir önce ve ne de bir sonra bulunmayan ilk ve son Allah’a hamdolsun. Bakanların gözleri O’nu görmekten acizdir, nitelendirenlerin evhamı O’nu nitelendirmekten acizdir. Selat ve selam Allah’ın kulu, resulü, ve seçtiği olan efendimiz ve mevlamız Muhammed’e, (s.a.a), vasisi Ali b. Ebi Talib’e, masum evlatlarına özellikle de Bakiyyetullah’il A’zam Hüccet b. Hasan’il Askeri’ye (canlarımız feda Hz. Mehdi’ye) olsun.
İnsan bizzat iki boyutlu; yani ilahi ruh ve topraktan bedene sahip büyük bir ilahi mucizedir. Nitekim Kur’an da şöyle buyurmaktadır: “Sizi topraktan yaratması O’nun varlığının belgelerindendir.”
Hakeza: “Ona ruhumdan üfledim”
Toprak insanın yaratılış mayası olması hasebiyle şerafet elde ettiği gibi, peygamberleri, masum imamları, şehitleri ve salih insanları içinde barındırdığı için de büyük bir şerafet kazanmıştır. İşte bu manevi izzet ve şerafet sebebiyle yenmesi haram olan toprağın yenmesinin helal olduğuna bile hükmedildiği vakidir. Nitekim hastaların şifa niyetiyle İmam Hüseyin (a.s)’ın toprağından bir miktar yemesi, yeni doğan bebeklerin damağına sürülmesi, namazda üzerine secde edilmesi ve tesbih taneleri olarak kullanılması da İmam Hüseyin gibi salih bir evladı koynunda barındıran ve aşıklarını ziyarete çağıran merhametli bir anne misali toprağın azametinin göstergesidir.
Aynı zamanda imamların (a.s.), salihlarin ve şehidlerin mezarını ziyaret etmek ve onların temiz ruhlarından yardım dilemek bizzat onların kendisinden yolunu kaybedenlerin hidayeti ve maneviyatta susamışların hidayet nuru ve berrak velayet çeşmesine kanması ünvanıyla telaki edilen hususlardır.
Bu ziyaretler sebebiyle ilahi hidayet ve Allah’ı, resulünü ve masum imamları tanıma kapıları açılmak ta ve bu ilahi feyiz aracıları nurani kabirlerinden nur saçarak aşık insanların karanlık kalplerini aydınlatmaktadır. Bu kitap Irak’ta defnedilen altı imamı, bu imamlarıyla birlikte şehadete erişen, zorluklarla savaşan ve nihayeten Irak’ın kızgın topraklarının varında yatan şehitleri kısaca da olsa bir tanıma kılavuzudur. Onların kabri uzaktan nurani kabirlerine göz diken kayıtların çaresi ve sorunlarının gidericisidir. Onları ziyaret edenler kendilerinden manevi azıklar edinmekte ve temiz arzuları gerçekleşmektedir. Elbette butün bu başarılar Allah’a ve Necef, Kerbela, Kazımeynve Samerra’nın gerçek sahiplerine kanlarını hediye eden şehitlerin kanının bereketiyledir.

Birinci Bölüm
Irak Coğrafyası

Irak’ın adı hususunda çeşitli söylentiler vardır.
1-Irak toprakları suya yakın ve oldukça alçak topraklardır. Deniz yüzeyinin çok az üstündedir. Bu yüzden bu topraklara Irak denmiştir.
2-“İrah” sahil anlamındadır çok kullanıldığı için sonunda Irak diye teleffüz edilmiştir.
3-Bazılarına göre de Irak toprakları düz, olduğu hasebiyle Irak diye adlandırılmıştır.
Irak 20 milyondan fazla nüfuzu olan bir tarım ülkesidir oldukça büyük hurmalıklara sahip olup dünyadaki hurma üretiminin 3te ikisine sahiptir. Ayrıca Irak bir petrol ülkesidir, Musul ve Kerkük’te büyük Petrol yatakları vardır. Irak’ın yegane limanı Basra limanıdır. Çiftçiler topraklarını ve hurmalıklarını sulamak için Dicle ve Fırat’tan ayrılan nehirlerden istifade etmektedir. Irak Kuzey’de Türkiye, Doğu’da İran, Batı’da Suriye ve Güney’den Arabistan ve Kuveyt ile sınır komşusu olan bir ortadoğu ülkesidir. Irak nüfusunun yarısı Şii olan bir ülkedir.
1947 yılında yapılan sayıma göre nüfuz dağılımı şöyledir:
Şii Araplar %51.4
Sünni Araplar %19.7
Sünni Kürtler %18.4
İran Kökenli Şiiler %1.2
Yahudiler %2.6
1920 yılında İngiltere’nin yaptığı nüfuz sayımına gör Şiiler %56 sünnile rise %22dir.
Irak’ın bizzat 1983 yılında yaptığı sayıma göre ise nüfusunun %56-60 Şii, %11-15 de Sünnidir.
Irak’ın başlıca şehirleri Kuzey’den Güney’e sırasıyla şunlardır: Musul, Ebil, Kerkük, Süleymaniye, Bağdad, Kerbela, Hille, Kufe, Necef, Ammare, Nasıriye ve Basra…

İkinci Bölüm
Necef

Necef toprakları deniz yüzeyinden 35 kilometre yukardadır ve Kufe’den de yüksektedir. Doğal olarak susuz olması gereken bu şehir masum imamların varlığının bereketiyle oldukça fazla suya sahiptir. Bu durum insana Hacer ve İsmail’i Mekke çöllerinde bırakan Hz. İbrahim’in şu duasını hatırlatmaktadır: “Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için Senin kutsal evinin yanında, ziraata elverişsiz bir vadiye yerleştirdim”
Necef’te de Hz. İbrahim’in buyurduğu şey gerçekleşmiştir. Daha önce kumsal ve tarıma elverişsiz bir toprağa sahip olan Necef bugün Mevlamız Hz. Ali’nin bereketli varlığı sayesinde bayındır ve şen bir şehir haline gelmiştir. Gerçi Necef’in dört tarafı kumsallıktır ve bu yüzden da oldukça sıcak bir havaya sahiptir. Yaz mevsimind orada yaşamak oldukça zordur. Buna rağmen insanı şaşırtan oldukça bereketli bir şehir haline gelmiştir. Şeyh Tusi H. 448 yılında Necef’e hicret etmeden önce Necef kültürel ve ilmi havzalar açısından pek parlak bir durumda değildi.
Şeyh Tusi İran’dan Necef-i Eşref’e göçtükten sonra kültür ve ilim merkezleri canlandı ve dört bir taraftan ilim tahsil eden insanların merkezi haline geldi. Bu okullarda ve ilmi havzalarda okutulan dersler sebebiyle Necef bir ilim merkezine dönüştü, Bu merkezlerde sayısız alim yetişti ve Hz. Ali (a.s.)’ın bereketiyle bir çok feyizler elde edildi.

Necef’teki Ziyaret Mekanları
Vadi-is selam mezarlığı, İrşad-ul Kulup’ta yer aldığı üzere Hz. Ali (a.s.) Kufe’nin arkasına (Necef’e) bakarak şöyle buyurdu: Toprağının özelliği kabir azabını, hesabını ve sorgusunu  kaldırır.”
Bir başka rivayette ise şöyle yer almıştır: “Seni görmek ne de güzeldir!”
Sahib-u Cevahir şöyle diyor: “Üstadlarımdan biri Mikdad (r.a.)’den naklettiği üzere bir çok mütevatir rivayetler imamların mübarek mezarlarının yakınlarında/etrafında defnolmanın kabir azabı ve sorgusunu kaldırdığına delalet etmektedir.
Rivayetlerden anlaşıldığı gibi her müminin ruhu Necef’teki vadi-is selam’da diğer temiz ruhlara katılmaktadır. Vadi-is Selam mezarlığı Hz. Ali (a.s.)’ın haremin yakınlığı sebebiyle de büyük bir azamet ve kutsallığa sahiptir.

İmam Sadık (a.s.)’ın Makamı
Vadi-is Selam mezarlığında İmam Cafer-us Sadık adıyla bilien bir makam vardır. Burası İmam Cafer-us Sadık (a.s) ibadet ve huzur mekanıydı, bu günde orası İmam’ın adıyla tanınmaktadır.

İmam Mehdi (a.s.)’nın Makamı
Vadi-us Selam’da yer alan bir başka yer de Hz. Mehdi (a.s.)’ın oradaki huzurunu göstermektedir. Bu mukaddes mekanda Mehdi (a.s.)’ın aşıklarının ziyaret ettiği bir mekandır ve burası Mehdi (a.s.)’ın adıyla tanınmaktadır.

Gıybet-i Suğra Bodrumu
Vadi-is Selam’daki meşhur mekanlardan biri de gaybet-i suğra bodrumudur. İmam Mehdi (a.s.)’ın gaybet-i suğra dönemi o mukaddes mekandan başlamıştır.

Hz. Ali (a.s.)’ın Kabrinin İmam Sadık (a.s.)’ın zamanına kadar gizli kalması
Merhum Şeyh Abbas Kumi (r.a.) şöyle buyuruyor: İmam Cafer-us Sadık (a.s.)’dan nakledildiğine göre Hz. Ali (a.s.)  İmam Hasan (a.s.)’a şöyle buyurmuştur: ”
Benim için dört mezar kaz. Birini Kufe mescidinde, ikincisini Rahbe arasında, üçüncüsünü Necef’te, Dördüncüsünü de Cu’de b. Hureyre’nin evinde… böylece kimse kabrimin nerede olduğunu bilmesin.”
Elbette Hz. Ali’nin kabrini böyle gizlemesi kendisine büyük düşmanlık duyan Hariciler ve Ümeyye oğullarının şerrinden kurtulmak içindi. Zira onlar Hz. Ali (a.s.) vefat ettikten sonra kabrini bulabilir ve mubarek bedenini mezardan çıkararak ihanet edebilirlerdi, ama şiaya göre mevlamız Hz. Ali (a.s.)’ın kabri İmam Cafer-us Sadık (a.s.)’ın zamanına kadar gizli kaldı.
Lakin zamanla yavaş yavaş İmamların (a.s.) ziyaretleri neticesinde insanlar da Hz. Ali (a.s.)’ın gerçek  mezarının Necef-i Eşref’te olduğunu anladı.

Ali (a.s)’ın Evi
Kufe camisini Güney batısının 85 metre uzaklığında Ali (a.s.)’ın evi vardır. Bu ev Hz. Ali’ni hayatının acı ve tatlılıklarının birer hatırasını günümüze taşımaktadır.
Bu ev Hz. Ali (a.s.)’ın hilafet ve imamet eviydi. Hz. Ali (a.s.)’ın mübarek bedeni bu evde yıkandı, kefenlendi ve Necef’e teşyi edildi,
Hz. Ali (a.s.)’ın evi ile Kufe mescidi arasında da Dar-ul hilafe diye bilinen mekan yer almıştır ki burası da ziyaretçilerin ziyaret ettiği bir mekandır. Elbette dar-ul hilafe’den fazla bir eser kalmamıştır.

Hz. Ali (a.s)’ın Mubarak mezarı
Hz. Ali (a.s)’ın mübarak mezarının altı kapısı vardır. Birinci kapısı H. 1219 yılında yapılan altın kaplama salonun ortasında yer almıştır. Daha sonra değiştirilmiş ve üzeri altın kaplatılmıştır. Üzerinde de şu yazı vardır: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Ali hak iledir havuz’un yanına gelinceye kadar da hak ve Ali birbirinden asla ayrılmaz”
Ali (a.s)’ın mubarek türbesinin doğu ve batı açısının her biri seksen dört metre, kuzey açısıyetmiş dört metre ve güney açısı ise yetmiş beş metredir. Doğu ve Kuzey açısının her birinde toplam onbeş salon vardır. Batı ve güney açısının her birinde ise toplam ondört salon bulunmaktadır. Her salonda ise meşhur zatlardan birinin kabrinin bulunduğu birer hücre odası bulunmaktadır ve burası da talebelerin ders ve öğretimi için yapılmıştır.
Hz. Ali (a.s)’ın mübarek türbesinin beş kapısı vardır:
1- Doğu cihetinde bulunan ve büyük pazarın tam karşısında yer alan Bab’ul Kebir (Büyük Kapı)
2- Kuzey cihetinde yer alan, H. 460 yılında vefat eden Şeyh Ebi Cafer Muhammed Tusi’nin anısına yapılan ve Şeyh Tusi’nin mubarek kabrinin de olduğu Şeyh Tusi Camisi’nin bulunduğu Şeyh Tusi caddesine açılan Bab-u Tus (Tus kapısı)
3-Kıbleye doğru açılan ve güney cihetinde yer alan Bab’ul Kıble (Kıble Kapısı)
4- H. 1279 yılında Osmanlı Sultanı Abdulaziz zamanında yapılan ve batı cihetinde bulunan meşhur Bab’us Sultan (Sultan Kapısı)
5- Bab’ul Kebir yakınında yer alan kapı

Ali (a.s)’ı Ziyaret Etmenin Fazileti
Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Her kim ceddim Hz. Ali’yi (a.s) hakkını tanıyarak ziyaret ederse attığı her adıma karşılık kendisine makbul bir hac ve umre sevabı yazılır.”

Necefte Ali (a.s)’ı Ziyaret Etmenin Fazileti
İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Kufe’nin arkasında (Necef’te) mübarek bir kabir vardır, oraya sığınan her dert  sahibine Allah (c.c) keramet ihsan eder ve dertlerini yok eder.”
Hakeza İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: “Bil ki Ali (a.s) diğer İmamlara oranla hepsinden daha üstün ve faziletlidir. Hakeza Allah katında sevap v e amel açısından da diğer İmamlardan üstündür.”

Hz. Ali (a.s) doğumu lakabı ve künyesi.
Ali bin Ebi Talib bin Abdil Muttalib bin Haşim bin Abdi Menaf bin Kusay bin Kilab’bın annesi Fatıma binti Esed bin :haşim bin Abdi Menaf’tır. Dolayısıyla Hz. Ali (a.s) hem anne hem de baba tarafından Haşimidir. Ebu Talib’in Talib, Akil, Cafer ve Ali adında dört erkek çocuğu vardı. Aralarındaki yaş farkı ise onar yıldı. Hz. Ali (a.s)’ın künyesi Ebul Hasan ve Ebu Turab’tır.
Hz. Ali (a.s)’ın lakapları ise şunlardır. Seyyid’un-Nuceba, Nur’ul-Esfiya, Kudvet’ul-Evsiya, İmam’ul-Etkiya, Emin’ul-Umena, Urvet’ul-Vüska, Ayet’ul-Kübra, Hüccet’ul-Uzma, Emir’ul-Müminin, İmam’ul-Müslimin, Varis-u İlm’in-Nebiyyin, Hablillah’il-Metin, Kur’an-un-Natık.

Hz. Ali (a.s)’ın Kısa Biyografisi
Ali (a.s) Kabe’de dünyaya gelen tek çocuktur. Annesi Fatıma aynı zamanda İslam Peygamberini de (s.a.a) büyüten kimseydi. Bu yüzden Peygamber de kendisine karşı büyük bir saygı duyuyordu. Öyleki Fatıma Binti Esed vefat edince onu kendi gömleğiyle kefenledi, bizzat kendisi mezara yerleştirdi ki bu kutlu ve mutlu anne kabir azabından güvende olsun.
Ali (a.s) Recep ayının on üçü Cuma günü, Ammul Fil’den (Fil hadisesinin gerçekleştiği yıldan) otuz yıl sonra Kabe’de dünyaya geldi. Hz. Ali (a.s) Peygamber (s.a.a)’in ilk davetini ilk kabul eden kimseydi. Dolayısıyla da Peygamberin (s.a.a) vasisi ve veziri olarak tanıltılmıştı. Hicretten on üç yıl  önce Mekke’de ve on yılda Medine’de olmak üzere toplam yir mi üç yıl Peygamber (s.a.a)’in yanında bulundu bütün olaylarda ve sorunlarda canını İslam Peygamberi (s.a.a)’e feda etti. Peygamber (s.a.a) vefat edince Ali (a.s) otuz üç yaşındaydı. Peygamber (s.a.a) vefat ettikten sonra bütün Haşim Oğulları ve Selman, Ammar, Ebuzer, Mikdat, Züş-Şühadeteyn diye meşhur olan Huzeyme bin Sabit (bir konuda Peygamber (s.a.a)’e şahitlik edince Peygamber (s.a.a) onun şahadetini iki kişinin şehadeti olarak kabul ettiği için böyle adlandırılmıştı), Eyup Eyüp El Ensari, Cabir bin Abdullah Ensari, Ebu Said Hudri ve Muhacir ve Ensarın diğer büyükleri de Peygamber (s.a.a)’in gerçek halifesinin Ali (a.s)’ın olduğu hususunda ittifak etmişlerdi.
Ali (a.s) faziler, ilim, hilim, fesahat, belağat, siyaset, cesaret, züht, takva ve bütün kemaller açısından herkesten en üstündü. Nitekim Kur’anı Kerim de O’nun hakkında şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki sizin veliniz Allahi Resulü ve iman edenlerdir. (O iman edenler ki)namaz kılarlar ve rukü halinde zekat verirler.”
Şii ve Sünni müfessirlerin ittifak ettiği üzere bu ayetten maksat Hz. Ali (s.a.a)’nin yüce makamıdır.
Yevm’ud-Dar hadisinde de yer aldığı üzere Peygamber risaletini tebliğ etmek için Abdul Muttalib oğullarını evinde topladı ve onlara, “Bana risalet işinde  yardım edecek ve benden sonra halifem olacak kimse kimdir?” Peygamberin bu çağrısına olumlu cevap veren tek kişi Hz. Ali idi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.a) Hz. Ali (a.s)’a şöyle buyurdu: “Sen benim kardeşim, vasim, vezirim, varisim ve benden sonra halifemsin.” Hz. Ali (a.s) H. Kırk yılında seher vakti Ramazan aynın on dokuzuncu günü İbn-i Mülcem Muradi (Allah ona lanet etsin) tarafından alnı yarıldı ve Ramazan’ın yirmi birinci gecesi de şehit oldu. Böylece Hz. Ali’nin temiz ve yorgun bedeni Necef topraklarının bağrında huzura kavuştu.

Hz. Ali’nin Kısaca Faziletleri
1- Hz. Ali (a.s) müşkülat ve musibetlere tahammül ve cihat etmek hususunda herkesten üstündü. Bütün savaşlarda ve İslam tarihinde vuku bulan yetmişden fazla gazvede İslam Peygameri (s.a.a)’nin en cesur ve iyi savaşçısı Emirel Müminin (a.s) idi.
2- Ali ilmi açıdan da herkesten daha alim ve bilgiliydi. Nerede bir bilinmezlik ve belirsizlik varsa Ali (a.s) o müşkülatı ve mechulleri çözüyor, hallediyordu. Nitekim Ehl-i Sünnet ve Şii rivayetlerde de yer aldığı üzere Ömer defalarca şöyle itirafta bulunmuştur: “Ali olmasaydı Ömer helak olurdu.”
3- Hz. Ali’nin en büyük fazileti hakkında nazil olan ve kudsiyet ve üstünlüğüne delalet eden tathir ayetidir. Mübahale ayetinde de “Nefislerimizi ve nefislerinizi” diye davet ettiği için Allah Ali (a.s)’ın nefsini de Peygamber (s.a.a)’in nefsiyle bir saymıştır. Bunun üzerine de Peygamber (s.a.a) Necran Hıristiyanlarıyla mübahalede (lanetleşmede) bulunmaya gidince Ali (a.s) Fatıma, (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)’ı da kendisiyle birlikte götürdü.
4- İhsan ve cömertlik hususunda da herkesten üstündü. Bu konuda hiç kimse Onunla yarışamazdı, nitekim “Mallarını gece gündüz açıkça ve gizlice infak edenler” ayeti de Ali (a.s) hakkında nazil olmuştur. Zira Hz. Ali (a.s) gece gündüz açık ve gizli malını Allah yolunda sürekli infak ediyordu.
5- Ali (a.s) züht ve takva hususunda da Peygamber (s.a.a)’den sonra insanların en zahidi ve takvalısıydı.

Mescid-i Hennane
Necef’teki meşhur mescidlerden biri de Hennane Mescidi’dir. Mescid-i Hennane Necef’in kuzeyinde olup, Hz. Ali A’ın özel/has dostlarının dadefnedildiği es-Sevbe’nin yanında yer almıştır.

Necef’teki Şii Alimlerinin Mezarları
Özellikle Necef’teki Vadi’us Selam mezarlığı, diğer mezarlıkların aksine özel bir nuraniyeti ve manevi havası vardır. Bu mezarlıkta defnedilen alim ve salih şahsiyetler sebebiyle özel bir kudsiyeti vardır ve adeta her yerinden misk kokusu gelmektedir.
Ayrıca Ali A’ın türbesinin yanında ve etrefında da bir çok Şii aliminin ve şahsiyetlerinin mezarı bulunmaktadır. Bu mezarların başlıcaları şunlardır:
1-Birinci Şah Abbas
2-H. 1211 yılında  vefat eden Sulyan Muhammed Han -i Kacar
3-H. 990 yılında vefat eden Mukaddes Erdebili (Ahmed b. Muhammed)
4-H. 1212 yılında vefat eden Seyyid Muhammed Mehdi b. Seyyid Murtaza Bahr’ul Ulum
5-Şeyh Murtaza Ensari
6-Seyyid Esedullah Isfahani (veya Reşti)
7-Ahund diye tanınan Kifayet’ul Usul kitabının sahibi Molla Kazım Horasani
8-Şia’nın büyük mercisi Mirza Naini
9-H. 1376 yılında vefat eden Kitab’ul Vesile’nin yazarı Seyyid Ebu’l-Hasan Isfahani
10-H. 1361 yılında vefat eden Şeyh Ziyauddin Iraki
12-H. 460 yılında vefat eden Şeyh’ut taife Ebu Cafer Muhammed b. Hasan b. Ali Hasan Tusi

Necef’teki İlmi medrese ve Mescidler
Şeyh Tusi Mescidi ve onun yakınında belunan Cevahiri Mescidi, Kaşif’ul Gıta Mescidi ve Şeyh Ensari Mescidi Necef’in meşhur mescidlerindendir.
İlmi medreselere gelince…En büyük ilmi medrese olan Sadr-i A’zam Medresesi, Badkube Medresesi, Selimiyye Medresesi, Kevvam Şirazi Medresesi, Mehdi Kaşif’ul Gıta Medresesi, Camiat’un Necef (Kelanter) Medresesi, Ahund Horasani Medresesi, Kaşif’ul Gıta Medresesi, Şubberiye Medresesi, Abdulaziz Bağdadi Medresei, Lübnanlılar Medresesi, Mehdiye Medresesi, İmam Mehdi Medresesi, Buharai Medresesi ve Şerbiyani Medresesi Necef’in ünlü medreselerindendir
Bu medreselerin hepsi de günümüzde açık olup, bir çok öğrenciler burada dini ilimler tahsil etmektedir.


more post like this