“O gün her topluluğu kendi İmamı ile çağıracağız.”  (İsra / 71)

Ehl-i Beyt (Peygamber’in (saa) İtreti) kadar övülen başka kimse var mıdır?

(l) Onları (Tahir) pak olarak vasıflandıran ayet (Ahzab / 33), onlardan başka alemde hiçbir kimseye kısmet olmuş mudur?

(2) Muhkem ayetler, onlardan başka kimin sevgisinin farz olduğuna hükmetmiştir?  (Şura / 23)

(3) Cebrail (aleyhisselam), “Mübahale” ayetini (Al-i İmran / 61) tebliğ etmek maksadıyla onlardan başkası için gökten indirmiş midir?

(4) Cenabı Allah’ın “Hep beraber Allah’ın ipine sarılın, dağılmayın…” (Al-i İmran / 103) buyururken, Allah’ın ipi olarak kastettiği onlar değil mi?

(5) Ve “Sadıklarla beraber olun” (Tevbe / 119)  diyen ayet onları kastetmiyor mu?

(6) Ve “Budur benim doğru yolum, onu takip edin”(En’am / 153) ve “Türlü yollara Sapmayın, Allah’ın yolunu şaşınrsınız” (En’am / 153)  diyen ayetler onların yolundan başkasını mı gösteriyor?

(7) Ve “Ey inananlar! Allah’a, Resulüne ve sizden olan emir sahiplerine itaat edin,”(Nisa / 59)  diye buyurduğu ayet yine onların hakkında değil midir?

(8) Yine onları “Ehl-i zikir” olarak tanımlayan bu ayet: “Eğer bilmiyorsanız Ehl-i Zikr’e sorun,” (Nahl / 43)

(9) Yine onlar için “Müminler” dediği bu ayet: “Huda yolu göründükten sonra, her kim Resulullah’ a muhalefet eder ve müminlerin yolundan saparsa onu cehennem ateşi ile yakarız, ” (Nisa / 115)

(10) Ve “Hadiler” (doğru yola götürenler) dediği şu ayet, meali: “Sen bir münzirsin (korkutucusun) fakat her kavmin bir de Hadisi vardır,” (Ra’d / 7)

(11) Ya onları işaret eden Fatiha’daki şu ayet, meali: “Bizi, nimetini kendilerinden esirgemediğin kişilerin doğru yoluna irşat et,”(Fatiha / 7)

(12) Ve onlar “Allah’ın kendilerine nimetini lütfettiği Peygamberlerle, Sıddıklar, Şehitler ve Salihlerle beraber olan kimselerdir,”(Nisa / 69)

Bu ayetle umumi velayeti, Peygamberden sonra onlara vermiş olmuyor mu?

(13) Okuyun lütfen: “Sizin veliniz ancak Allah’la onun Resulü ve iman edenlerdir ki, onlar namaza devam edenler ve rükudayken dahi zekat verenlerdir. Kim Allah’ı, Resulünü ve Müminleri kendine veli edinirse, şüphesiz ki galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır.” (Maide / 55)

Cenabı Allah, tövbe eden, iman edip salih amel işleyene “mağfiret”i onların yolundan gitmeyi bu ayetle şart koşmamış mıdır?

(14) “Ben, şüphe yok ki, tövbe eden kimse için Gaffarım (çok bağışlayıcıyım).”(Taha / 82)

Allah-ü Teala’nın kitabında zikrettiği “Emanet” onların velayeti değil midir? Buyuruyor ki:

(15) “Biz emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik, hepsi yüklemekten korkup reddettiler fakat onu insan yüklendi; zira o çok zalim, çok cahildir. “(Ahzab / 72)

Yine, tavsiye ettiği “Barış” onların velayeti değil midir? Ayetin meali:

(16) “Ey insanlar hepiniz barışa girin, şeytanın adımlarını takip etmeyin.”(Bakara / 208)

Ve Allah-u Teala’nın nimet diye isimlendirdiği; yine velayetleri değil midir? Ayetin meali:

(17) “O gün (Kıyamet günü) Allah’ın size ihsan ettiği nimetten sorulacaksınız. “(Tekasür / 8)

Ayrıca Resulullah (s.a.a) tebliğ etmek için Cenabı Allah tarafından tazyik hatta tehdit mahiyetinde “Bildir” diye şu ayetle emr olunmadı mı?

(18) “Ey Resul: Rabbin tarafından sana indirileni tamamen tebliğ et. Eğer tebliği tam yapmazsan, Allah’ın risaleini yerine getirmiş olmazsın. oysa Allah seni insanlardan kouyacaktır. ” (Maide / 67)

Nihayet Resulullah (s.a.a) o tebliği “Gadir günü” emre itaat ederek, yüz bin kişinin huzurunda yapmadı mı? Yaptıktan sonra da şu ayeti kerime nazil olmadı mı?

(19) “İşte bugün dininizi kemale erdirdim, nimetimi üzerinize tamamladım ve size din olarak İslam’ı kabul ettim.”(Maide / 3)

Görmüyor musunuz? Allah, onların velayetini açıkça inkar etmeğe kalkışıp, Resulullah’ın (s.a.a) yüzüne karşı bağırarak: ‘Allah’ım, eğer bu doğru ise üzerimize taş yağdır…” diyen şahsın başına nasıl taş düşüp anında helak oldu… Ve bu olay hakkında mucize kabilinden inen şu ayete bakın:

(20) “Vuku bulmuş bir azabın tekrarını istedi birisi; kafirler için olan bu azabı kimse engelleyemez. “(Mearic 1-2)

Ahirette onların velayetinden herkes sorulacaktır; aynen şu ayetin içerdiği mana gibi:

(21) “Durdurun onları (o insanları) çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.” (Saffat / 24) yani onlara (Ehl-i Beyt’in) velayetinden sorulacaklardır…

Burada hiçbir gariplik yoktur, zira Cenabı Allah’ın Peygamberi göndermesinin içerdiği sebeplerden biri de onların velayetidir. Bakın, bu mealdeki ayet ne diyor:

(22) “Senden evvel gönderdiğimiz Peygamberler’den sor.” (Zuhruf /45)

Hatta o öyle velayet ki Cenabı Allah Kalu Bela gününden beri insanlardan, onun üzerine söz (ahit) almıştır; aynen şu ayetin tefsirinde söylendiği gibi:

(23) “Hatırla ki, Rabbin Adem oğullarının bellerinden zürriyetlerini çıkarıp, onları nefislerine karşı şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye buyurduğu zaman onlar da; “Bela (Evet) Rabbimizsin, şahit olduk” dediler. ” (A’raf / 172)

(24) “Ve Adem, Rabbi’nden tevessül kelimelerine nail olduktan sonra, Allah onun tövbesini kabul etti. ” (Bakara / 37)

Yine:

(25) “Allah onlara azap verecek değil ya.” diye buyuran ayeti kerime… (Enfal / 33)

Kıskanılan insanlar da onlardır. Bu manadaki ayet de şöyle:

(26) “Yoksa Allah’ın fazlına şayan olmuş insanları mı kıskanıyorlar?” (Nisa / 54)

İImin derinliğine inenler de onlardır. Ayet:

(27) “O Kur’an’ın tevilini ancak Allah bilir. İlimde kökleşmiş kimseler ise: “Biz ona inandık, iman ettik” derler… ” (Al-i İmran / 7)

“A’raf Adamları” diye isimlendirilenler de onlardır. Allah-u Teala buyuruyor ki:

(28) “Araf (Cennetle Cehennem arasındaki engel) üzerinde bir kısım kimseler var ki bunlar, cennetlik ve cehennemliklerden her birini simasından tanırlar. ” (A’raf / 46)

Ve “Sıddık adamlar” diye Cenabı Allah’ın tanımladığı kimseler. Ayet şöyle:

(29) “Müminlerden öyle kimseler vardır ki, Allah’a vermiş oldukları sözlerde sadık çıktılar kimi” Şehit oluncaya kadar dövüşüp” adağını ödedi. Kimi ise” Şehit olmayı bekliyor. Onlar asla verdikleri sözü değiştirmediler. ” (Ahzab / 23)

Ve “Tesbih adamları”, Cenabı Allah’ın şöyle buyurduğu:

(30) “Allah yüceltilmesine ve kendi isminin, içinde anılmasına izin verdiği evler vardır. Bu evlerde kendisini sabah-akşam tespih edip, namaz kılan kimseler vardır Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten, ne ticaret ne de bir alış veriş onları alıkoymaz. Onlar, kalplerin gözlerin halden hale dönüp kıvrandığı günden (Kıyamet gününden) korkarlar.” (Nur / 36-37)

Onların evleri ise, Cenabı Allah’ın şu zikrettiği evlerdir, işte:

(31) “Allah, yüceltilmesine ve içlerinde kendi isminin anılmasına izin verdiği evler vardır…”  (Nur / 36)

(32) Allah-u Teala onları, evin duvarına yerleştirilmiş bir kandile benzetmiş ve o kandilin ışığını kendi nuruna misal olarak göstermiştir. (Nur / 35’e işaret var)

(33) “Sabıklar (ileri geçenler-önde bulunanlar) dereceleri en yüksek olanlar” yine onlardır. (Vakıa / 10)

(34) “Çok doğru (Pek sadık) ve Allah’ın varlığına şahadette bulunanlar” da onlardır. (Hadid / 19)

Ayrıca onlar ve onları sevenler için Allah-ü Teala şöyle buyuruyor:

(35) “Bizim yarattığımız insanlardan bir ümmet vardır ki, rehberlik ederler ve hak ile hüküm verirler.” (A’raf / 181)

Ve onların hizbi ile düşmanların hizbi için der ki Cenabı Allah:

(36) “Cehennemlik olanlarla cennetlik olanlar bir olamaz. Kurtulacak olanlar Cennet ehlidir ‘.” ( Haşr / 20)

Yine her iki hizip için buyuruyor ki:

(37) “Yoksa biz, iman edip salih ameller işleyenleri, o yeryüzünde fesatla uğraşanlarla bir tutacağız? Yahut takva sahiplerini, fücur ve fuhuş ehli gibi kabul edeceğiz?” (Sad / 28)

Yine iki hizip için şöyle buyuruyor:

(38)  “Yoksa o günah kazananlar, kendilerine iman edip salih ameller işleyenler gibi sayacağımızı, hayat ve ölümlerini bir tutacağımızı mı samyorlar? Ne de fena hüküm veriyorlar. ” (Casiye / 21 )

Yine onlar ve onların taraftarı için buyuruyor ki:

(39)  “İman edip salih amel işleyenler; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar. ” (Beyyine / 7)

Ve onlarla hasımları için:

(40) “Bunlar iki hasım olarak (Mümin ve kafir) rehberinin dini hakkında husumete girdiler. İşte; o kafir olanlar için ateşten elbiseler biçilmiş, başlarının üstünden kaynar su dökülecektir.” (Hacc / 19)

Ve onlarla düşmanları için:

(41) “Hiç mümin olanla fasık olan bir olur mu? İman edip de salih ameller işleyenlere, amellerine karşılık, kendilerine konukluk edecek
cennetler vardır. Fasık olanların barınacakları yer ise ateştir . Oradan her defasında çıkmak istediklerinde tekrar içine döndürülürler; ve onlara: “Yalanlayıp durduğunuz o ateşin tadını böylece çekin!. denir. ” (Secde 18-20)

Onlar ve onlara karşı, faziletle üstünlük iddiasında bulunanlar için Cenabı Allah şu ayeti indirmiştir:

(42) “Siz hacılara su dağıtma işi ile Mescid-i Haram’ın onarımını, Allah’a ahiret gününe iman ederek Allah yolunda cihat eden kimsenin işi gibi mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir olamazlar. Allah, zalim olanlara hidayet ihsan etmez. ” (Tevbe / 19)

Ve üstün fedakarlıkları hakkında buyurmuştur ki:

(43) “Bir kısım insanlar da vardır ki Allah’ın rızası uğruna, canını satar (feda) eder. Allah ise kullarına çok merhamet edicidir. ” (Bakara / 207)

Ve buyuruyor ki:

(44) “Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikar hayra harcayanlar vardır ki onların Rableri katında ecirleri mahfuzdur. Onlar için hiç bir korku yoktur; ve onlar hiç bir zaman mahzun olrnayacaklardır. “(Bakara / 274)

Ve buyuruyor ki:

(45) “Doğru ile gelen Peygamber ve onu tasdik edenler, işte onlar takva sahibi kimselerdir. ” (Zümer / 33)

Ayrıca onlar Peygamberlerin en yakınları, aşireti ve yüce Allah’ın riayet ve inayetine layık görerek Peygambere (s.a.a) bilhassa şöyle tavsiyede bulunduğu: “Herkesten önce en yakın akrabalarını İslam’a davet ederek uyar…” (Şuara / 214) Ve neseple yakın olarak tarif ettiği ve şöyle buyurduğu: “Nesepte yakın olanlar, Allah’ın kitabında, birbirlerine diğer müminlerden daha evladırlar.” (Enfal 75) Ve kıyamet günü en yüksek makamda bulunan Peygamberin yanına çıkacak olanlar yine kendileridir. Bunun delili Yüce Allah’ın şöyle buyurmasıdır: “İman edenlere, iman edip kendilerine tabi olan zürriyetlerini de ahiret gunü peşlerinden yanlarına göndererek kendilerine kavuştururuz. Bununla beraber amellerinden hiç bir şey eksiltmeyiz…” (Tur 21) (46)

Ve Kur’an-ı Kerim’in, akrabalık hakkına sahip olduklarını, açıkça vurguladığı kimseler yine onlardır:

“Akrabaya hakkını ver…” (İsra 26)

Ve her Müslüman’ın ödemek mecburiyetinde olduğu, “Akraba hakkını” ödemediği takdirde sorumluluğunu yerine getirmemiş olması ve beşte bir hakkın sahiplerinden olanlar;

“Biliniz ki kafirlerden ganimet olarak aldığımz herhangi bir şeyin muhakkak beşte biri Allah içindir. O da, Peygambere ve onun akrabalarına , yetimlere, miskinlere ve yolda kaimışlara aittir… ” (Enfal / 41)

Ve yine kafirlerin, memleketlerinden gönüllü olarak verdikleri mallarda hakları olanlar:

“Allah’ın, Peygamberine kafir memleketler ahalisinden verdiği ganimet (veya vergi) Allah ve Peygamber için ona yakın olan akraba içindir.”

Ayrıca “Ehl-i Beyt” olarak Cenab-ı Allah’ın hitabına mazhar olanlar da onlardır:

“Ey Ehl-i Beyt (Hz.Fatıma ve Oniki İmam) Allah sizden her türlü günahı gidermek ve sizi terlemiz yapmak lstiyor.” (Ahzab / 33) (47)

Ve yüce Allah’ın, Kur’an-ı Kerim de (Al-i Yasin diye) selamladığı: “Selam olsun Yasin’e” buyurduğu ve üzerine salat ve selamı şu ayetle farz kıldığı:

(48) “Allah ve melekleri, Peygambere salavat getirirler, Ey iman edenler siz de ona salat ve selam edin. ” (Ahzab / 56)

Resulullah’a sorarlar: “Ya Resulullah! Sana selam okumayı biliyoruz, fakat nasıl salavat getireceğiz, onu bilmiyoruz.” Şöyle buyuruyor: Deyin ki: Allahümme Selli ala Muhammed ve ala Al-i Muhammed..” Böylece, onlara salavat getirmenin namazın bir parçası olduğu anlaşılmış oldu ve onun için alimler, bu ayeti onlann kında inen ayetlerden biri saydılar. Hatta İbn-i Hacer onların ayetlerinden olduğunu kabul ederek Savaik’inde yazmıştır.

Allah’ın selamı onların üzerine olsun;

(49) “Tüba (ne mutlu) onlara! Ahirette en güzel barınak da onlarındır. ” (Rad / 29) Cennetin kapıları, onlara elbette ki açıktır…

Evet, seçkin kişiler, Allah’ın izniyle hayırlar yapmakta ileri geçenler ve Allah’ın kitabının varisleri de onlardır ki, Cenabı Allah bu hususta onları şöyle tanımlamıştır:

(50) “Sonra biz Kitab’ı ( Kur’an’ı Kerim) seçtiğimiz kimselere miras olarak bıraktık. Bunların kimi nefislerine zulüm edicidir. (imamları tanımamakla) kimi muktasid, (imamları severler) kimi de Allah’ın izniyle hayır yapmakta ileri geçendir. (O da imamın kendisidir) işte bu çok büyük bir ihsandır.” (Fatır / 32)

Faziletlerini içeren ayetlerden bu kadar yeterlidir sanırız… Aslında İbn-i Abbas’ın dediğine göre sırf Hz.Ali hakkında üç yüz ayet nazil olmuştur. Başkaları da der ki: Onların hakkında inen ayetler, Kur’an’ın dörtte birini teşkil eder. Bunu da yadırgamamak lazım, zira onlar Kur’an’la kardeştirler. (51)

————————————

DİPNOT

1-(Ahzab /33)

2-Hayır… zira Cenabı Allah bu hususta onlan herkesten üstün kılmıştır… Demiştir ki: “Bu Tebliğe karşı, sizden akrabalanmı sevmenizden başka hiç bir ücret istemiyorum. ” (Şura/23).

3- Hayır!… Cebrail (a.s) Mübahale ayetini tebliğ vazifesi ile sadece onlar için indirmiştir. Bu ayette Cenab-ı Allah Peygamberi’ne şöyle emir buyu- royor:

“Onlara ( Hıristiyanlara) de ki: Gelin çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, nefislerimizi ve nefislerinizi çağıralım…” (Al-i İmran / 61 )

4- ( Al-i İmran / 103) İmam Salebi büyük tefsirinde de, bu ayetin manasını verirken İmam Caferi Sadık (a.s)’dan şu haberi tahric etmiştir: “Allah’ın gökten yere uzanan ipi bizleriz” Aynca İbn-i Şahabettin (Raşeftüs-Sada) kitabında imam Şafii’nin bu ayete işaret eden şu beyitlerini nakleder: “İnsanları dalalet ve cehalet denizine battıklarını gördüğüm an Allah’ın ismini anarak Necat gemisine bindim… İşte o gemi, son Peygamber Hz. Mustafa’nın Ehl-i Beytine ait olan gemidir. Keza orada Allah’ın ipine tutundum, zira, o ip onların velayetidir… Nitekim biz o ipe tutunmakla emrolunduk. ”

5- ( Tevbe / 119) Sadıklardan maksat, Resulullah ve sülalesinden olan İmamlardır (as). Hafız Ebu Nuaym, bunu aynen tahric eder. Ayrıca İbn-i Hacer “Savaik”in- de İmam Zeynelabidin ‘den nakletmiştir. (Bab. 11 s. 90)

6- (En ‘am /153) İmam Bakır ve İmam Sadık: “Doğru yol burada “İmam” demektir. Türlü yollara sapmayın. Yani, sapık imamların peşine takıl- mayın, yolunuzu şaşırırsınız; Allah’ın yolu bizim yolumuzdur” derlerdi.

7- (Nisa / 59) Sikat’ül-İslam Muhammed b. Yakub, doğru olan senedinde, Yezid el-İcli’den şu hadisi tahric eder: “Bu ayetin manasını İmam Mu- hammed Bakıra sordum, bana şu ayetle cevap verdi: “Şu, kendilerine okuyup yazmaktan biraz nasip verilenlere bakmaz mısınız?” Kendileri, ruhlu ve ruhsuz putlara inanıyorlar da küfre devam edenler için: “Bunlar iman edenlerden daha doğru bir yoldadır.” diyorlar. (Yoksa onların, mülkten imamet ve hilafetten bir hissesi mi var? Öyle olsa, insanlara bir çekirdeğin zerresini bile vermezlerdi.) (Yoksa Allah fazlından insanlara verdiği nimetlere hased mi ediyorlar? Gerçekten biz İbrahim sülalesine kitap hikmet ve büyük bir mülk verdik. ” Ve şu ilaveyi yaptı: ‘Bize tahsis edilen nimetten “imametten” dolayı hased edilenler biziz. Hz. İbrahim ve sülalesine ihsan edilenlere, (ki bunlar, Nübüvvet, İmamet ve mülktür) inanıyorlar da, Muhammed’in sülalesine ihsan edilenlere neden inanmıyorlar?

8- (Nahl / 43) Salebi, tefsirinde Ca birden naklettiği bir haberde, Hz. Alfnin “Ehl-i zikir bizjz” dediğini tahric eder. Allame Bahrini ise, kita-
bın 35. babında bu hususta yirmiden fazla hadis getirir.

9-(Nisa/115) İbn-i Merdeveyh, bu ayet için “Tefsirinde: Burada Peygambere muhalefetin manası Hz. Ali içindir. Yani Peygamberin onun
hakkında dediklerine önem vermeyenler…

Ayyaşi de Tefsir’inde aynı manayı verir. Ehl-i Beyt yoluyla gelen haberlerde ise müminlerin yolunun, onların yolu olduğunu bildirirler.

10 – (Ra’d/7) Salebi, “Tefsir’inde İbn-i Abbas’a isnaden diyor ki: Bu ayet indiği zaman, Resulullah (s.a.a) elini göğsüne koyup dedi ki: “Münzir benim, Hadi ise Ali’dir. Bu hadisi aynı şekilde tahric eden müfessir ve Sünen sahipleri çoktur. Aynca Muhammed b. Müslim ‘den şu haber naklolunmuştur: İmam Cafer Sadık (a.s)’a bu ayetin manasını sorunca bana şu cevabı verdi: Her İman kendi asrının hadisidir.

11-(Fatiha / 7) Salebi, Büyük Tefsiri’nde Fatihayı tefsir ederken, EbU Burey- de ‘den naklederek diyor ki: Doğru yol, Hz. Muhammed ve Ehl-i Bey- tfnin yoludur… Salebi aynca Vaki b. Cerrah, Sevri, SediW, Asbat ve Mücahit’ten İbn-i Abbas’a dayanarak şu hadisi tahric etmektedir. “Bi- zi doğru yola irşat et” demek “bizi Muhammed ve Ehl-i Beyti’nin sev- gisine irşat et” demektir.

12- (Nisa / 69) Ehl-i Beyt İmamları, sıddık ve şühedann başta gelenleridir, şüphesiz.

13- (Maide / 55) Bu ayetin Hz. Ali hakkında indiğini müfessirlerin çoğu itiraf etmiştir, bunlardan “Eş’ari’ imamlarından biri olan Kuşçu bu aye-
tin Hz. Ali’nin yüzüğünü “Tasadduk” etmesi sebebiyle indiğini kaydettiği gibi, Nesai “Sahih “inde, Sal’lebi de “Kebir’ inde açıkça yazmışlardır.

l4 – (Taha/82) İbn-i Hacer (Savaik)’inin 11. babındaki birinci fasılda, aynen şöyle yazıyor; Said el-Benani dedi ki: “Ben tövbe edip hidayette sebat edenlere mağfiret ederim” Ayeti’nin manası Resulullah (s.a.a)’ın Ehl-i Beyti’ni seçip onlara inananlar demektir. İbn-i Hacer, bu tefsirin ayrıca İmam Bakır tarafından da yapıldığını yazmaktadır.

l5- (Ahzab / 72) Birçok müfessir gibi Sünni olan Allame (Bahreyni’nin) de bu Emanetin Ehl-i Beyt’in velayeti olduğunu beyan ediyor. (Gayet’ul-Meram, Bab. 115)

16- (Bakara/208) Yine Allame Bahreyni (Gayet’ul-Meram) kitabının 224. babında bu ayetin Ehl-i Beyt hakkında indiğine dair 12 hadis getirir.

17- (Tekassür / 8) Bahreyni aynı kitabın 48. babında bu ayetteki “Nimet”in Peygamber, Hz. Ali ve Ehl-i Beyt’in velayeti olduğunu, Ehl-i Sün- net’ten üç hadisle tasdik etmiş bizim Sihahlar’dan ise 12 hadis getirmiştir.

18- (Maide / 67) Bu ayetin, Sünen sahiplerinin birkaçı Hz. Ali hakkında indiğini tey’id eder. Bunlardan imam Vahidi (Esbab’ün-Nüzul) kitabında “Maide” Suresi’nin tefsirinde, Ebu Said Hudri’ye isnaden diyor ki: “Bu ayet (Gadir-u Hum) günü Hz. Ali için nazil oldu. İmam Salebi de, bu hadisi iki senetle tahric ettiği gibi Şafi olan Himvini de (Feraid’üs-Sımtayn) kitabında muhtelif olaylardan Ebu Hureyre’ye dayandırarak doğruluyor. Ayrıca (Gayet’ul-Meram) kitabında Ehl-i Sünnet tarafından dokuz hadis, Ehl- i Beyt Mektebi tarafından ise sekiz hadis vardır ki, hepside aynı manayı içermektedir.

19- (Maide / 3) İmam Bakır ve İmam Sadık’ın bu mevzuda “nas”ları vardır.Ayrıca Ehl-i Sünnette bu manada altı hadis tahric etmişlerdir. Bu hadisler (Gayet’ul-Meram kitabının 39. ve 40. bablarında mevcuttur).

20-(Mearic / 1-2) Bu ayet böyle bir olayın daha önce vuku bulduğuna işaret etmektedir; o da “Ebrehe fillerle Mekke’ye hücum ettiği zaman gerçekleşniştir; imam Salebi bu meseleyi Büyük Tefsiri’nde tafsilatlı olarak tahric etmiştir. Ayrıca Allame Şeblenci, (Nurul Absar) kitabının s. 17’de Hakim ise Müstedrek’inin (c.2 s.502) de, tahric etmişlerdir.

21-(Saffat / 24) Deylemi ve İbn-i Hacer Ebu Said el-Hudri’den tahric ettikleri hadiste bu ayetin Hz. Ali hakkında indiğini yazarlar. Vahidi diyor
ki:”Onları durdurun onlar sorguya çekileceklerdir” ayetinin manası: Hz.Ali ve Ehl-i Beyt’in velayetinden sorulacaklardır. Çünkü Cenabı Allah Resulüne, risaletine karşılık akrabalarına sevgi göstermekten başka hiçbir şey istemediğini, halka bildirmesini emretmişti. Buradaki mana ise, “Bu halk ahirette Peygamber’in tavsiyesine uyup Ehl-i Beyte velayet edip etmedikleri sorulacaktır.

Size göre yeterli sayılacak olan şu ki: İbn-i Hacer bu ayeti onların hakkında inen ayetlerden sayarak (Savaik) kitabının 11. babında kaydetmiştir.

22- (Zuhruf / 45) Bu ayetin tefsirinde, Hafız Ebu Nuaym’in tahric ettikleri, sizi tatmin edecek mahiyettedir. Ayrıca Salebi, Nişaburi ve Berki ‘nin, tefsirlerinde tahric ettikleri, Himvini ve Ehl-i Sünnet’ten daha da başkalarının yazdıkları yeterlidir? Bilhassa Tabersi’nin bu ayetin tefsirinde (Mecm’ul Beyan’ında) Hz. Ali’den yazdıkları.. (Gayet’ul-Meram ‘ın Bab. 44-45) teki, sünenler ise, yüreklere su serpecek mahiyettedir.

23-(Araf / 172) Ayetin tefsirinde Ehl-i Beyt hakkında hadisimiz sizi bu yönde aydınlatmaya kafidir.

24-(Bakara / 37) Şafi olan ibn-i Mağazili, İbn-i Abbas’tan şu tahrici yapıyor: “Peygamber (s.a.a) ‘e telkin edilen kelimeler nedir? diye sordukları zaman şöyle buyurdu: “Allah-u Teala ona Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin ‘in sevgisini sordu; müspet tefsir budur.

25-(Enfal / 33) İbn-i Hacer’in (Savaik)’ine bakın, Bab 11 ‘de bu ayetin tefsirinde ne diyor… Bakınca bizim dediğimizi nasıl teyid ettiğini göre- ceksiniz.

26 – (Nisa / 54) İbn-i Hacer, bu ayetin de onlar hakkında indiğini itiraf etmiş ve altıncı ayet olarak (Bab 11)’de irat etmiştir. Keza İbn-i Mağazili İmam Bakır (a.s)’ın: “Kıskanılan insanlar biziz” dediğini tahric etmiş… Ayrıca ‘(Gayet’ul Meram) kitabında 60-61. bablarında bu hususta 30 tane sahih ve sarih hadis vardır.

27 -(Al-i İmran / 7) Sikat’ül İslam Muhammed b. Yakub, sahih bir senetle tahric ettiği bir haberde İmam Sadık (a.s)’ın: “İlmin derinliğine inenler ve kıskanılan insanlar biziz, bize itaat edilmesini Cenabı Allah farz kılmıştır” buyurduğumu yazıyor.

28 -(A’raf / 46) Salebi T efsiri ‘nde İbn-i Abbas’a dayanan şu tahrici yapıyor: A’raf, Sırat’ın yüksek bir yeridir. Orada Abbas, Hamza, Ali ve Cafer-i
Tayyar duracak. Kendilerini sevenleri yüzlerinin beyazlığından, sevmeyenleri ise yüzlerinin siyah oluşundan tanıyacaklardır… Hakim de
Hz. Ali’ye (as) isnaden aynı manada bir hadis tahric eder. Ve Selman Farisi diyor ki: “Resuluılah (s.a.a)’tan duydum, dedi ki: Ya Ali! Sen ve ço- cuklarından vasi olanlar, Araf’ın üzerinde duracaksınız… Hadis… Bu hadisi te’yid edecek bir hadisi de Durukutni (aynen (Savaik)’in 9. Babında 2. faslın sonunda kaydettiği gibi) şöyle tahric eder: “Ali (as), Ömer’in kendisinden sonra halifeliğe layık gördüğü, kendisinin dışındaki beş kişiye der ki: “Allah aşkına size soruyorum! İçinde, Peygamberin, kendisine şöyle hitap ettiği bir kimse var mı? “Ya Ali! Sen kıyamet günü, cennetliklerle cehennemliklerin ayırıcısı olacaksın” Onlar: ‘Allah için hayır’ derler. İbn-i Hacer diyor ki: “Bunun manası,
imam Ali Rıza ‘dan nakledilen şu manaya uygundur: Yani kıyamet günü, sen ya Ali, cehennem ateşine diyeceksin ki: işte bu senin ve bu benim. ” İbn- Hacer, ayrıca şöyle diyor: “İbn-i Semmak şöyle rivayet eder: Ebu Bekir, Hz. Ali’ye (as) der ki: Resulullah’ın (saa) şöyle dediğini duydum: Ali’den (as), yazılı bir vesika alamadıktan sonra, sırat köprüsünden kimse geçemez.

29 – (Ahzab /23 ) İbn-i Hacer (Savaik; Fasıl 5,  Bab. 9) da. Hz. Ali’nin (as) vefatmdan bahsederken şu olayı zikrediyor: “Ali bir gün Kufe Camii minberinde hutbe okurken kendisine adı geçen ayetin manasını sorarlar, der ki: “Allah ‘ım gufran eyle: bu ayet benim ve amcam Hamza ile amcamın oğlu Ubeyde b. el-Haris b. el-Muttalib için indi. Ubeyde (Bedir) vakasmda şehit olarak hedefine ulaştı. Hamza da (Uhud) vakasında şehit oldu ve adağını ödedi. Ben ise hala (başmı ve sakalımı işaret ederek) o, şakinin bunu, kanla boyayacağı günü bekliyorum; bana bu
haberi habibim Ebu ‘l Kasım (s.a.a) vermişti… ”

30 -(Nur / 36-37) Mücahid ve Yakub b. Süfyan, tefsirlerinde, İbn-i Abbas’a dayanan şu olaya yer veriyorlar: “Dahiyye el-Kelbi, bir Cuma günü Şam’dan bir ticaret kafilesiyle dönmüştü, geldiğini bildirmek için tef çaldırmıştı. Tef sesi duyulunca, mescittekilerin çoğu, Peygamber (s.a.a)’i minberde hutbe okur halde bırakıp sesin geldiği tarafa koşuştular. Mescitte sadece Ali, Hasan, Hüseyin, Fatıma, Selman, Ebuzer ve Mikdad kalmıştı. Bu olayı müteakip “Cuma suresindeki şu ayeti kerime nazil olur: Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde dağılarak o tarafa koşuştular ve seni (Hutbede) ayakta bıraktılar…” Peygamber (saa) ise, çok üzülerek şöyle buyuruyor:

“Allah-u Teala, Cuma günü mescidin maruz kaldığı vaziyeti gördü. O içinde kalanlar olmasaydı, eminim ki Medine ateşlerle kavrulup üzerine Lut kavmine yağdığı gibi taş yağardı.” İşte bunun üzerine Cenab-ı Allah şu ayeti Kerime’yi indirir. “O evlerde sabah ve akşam Allah ‘ı
tesbih edip namaz kılan adamlar var ki, onları ne bir ticaret, ne de bir alış-veriş, Allah ‘ı anmaktan alı koymaz… ”

31- (Nur / 36 ) Salebi Büyük Tefsiri’nde, Enes b. Malik’e dayanan şu tahrici yapıyor: “Resulullah (s.a.a) bu ayeti okuduğu zaman, Ebu Bekir kalkıp yanına gelir ve Ali ile Fatıma’nın evini göstererek: “Bu ev o evlerden biri midir? diye sorar. Peygamber: “Evet, en faziletlilerinden” diye cevap verir. Ayrıca “Gayet’ul Meram” kitabının 12. babında bu hadisi tasdik eden dokuz doğru hadis vardır ki, gün ışığı gibi açıktır.

32- Burada nur süresinin 35. ayetindeki, “Duvarda yerleştirilmiş bir kandil gibi” tabirine işaret edilmektedir. Şafii olan İbn-i Mağazili, “Mena- kib” isimli kitabında, Ali b. Cafer’e dayanan şu tahrici yapmaktadır: “İmam (Kazım)’a (as) Allah-u Teala’nın buyurduğu, “Duvardaki kandil’in manasını sordum, şöyle cevap verdi: “Duvardaki yer Fatıma, kandil ise Hasan ve Hüseyin ‘dir “O Zücace (camdan mahfaza) sanki parlak bir yıldız” deyiminin manası da şu: “Fatıma, dünya kadınlarının arasında parlak bir yıldız idi.” “Mübarek bir zeytin ağacının yağından tu- tuşturulur” yani Hz. İbrahim’in şeceresindendir. “Ne doğuya ne de batıya aittir” yani, ne Yahudi ne de Hıristiyan ‘dır. “O ağacın yağı öyle bir yağdır ki, neredeyse ilim saçacak. “Nur üstüne nur” yani her İmamın ardından yine bir İmam “Allah, dilediği kimseyi nuruna kavuşturur” manası: Allah bizim velayetimize, istediğini kavuşturur. ” Bu tevil Ehl-i Beyt tarafından oldukça yaygın bir şekilde intikal etmiştir.

33 – (Vakıa / 10 ) Deylemi ve İbn-i Hacer, Ayşe ye; Tabarani ve İbn-i Merdeveyh, İbn-i Abbas’a dayanan şu hadisi tahric ederler: “Peygamber
(s.a.a) dedi ki: Sıddıklar üçtür. Birincisi, Musa’ya ilk inanan “Yüşa b. Nun”, ikincisi, İsa ya herkesten önce iman eden “Yasin sahibi Habibü’n-Neccar”, üçüncüsü ise, Muhammed’e herkesten önce inanan Ali b. Ebi Talib’tir” Bu hadisi ayrıca Muvaffak b. Ahmed ve İbn-i Mağazili yine İbn-i Abbas’a dayanarak tahric ederler.

34 – (Hadid / 19) İbn-i Hacer’in (Savaik) ‘inde yazdığı gibi, İbn-i Neccar da şu tahrici yapıyor: “Sıadıklar üçtür: Firavun Kavminin mümini Hizkil, Yasin sahibi Habibü’n-Neccar ve Ali b. Ebi Talib’tir.” Ayrıca Ebu Nuaym ve İbn-i Asakir’in Savaik ‘inde 31. hadisinde olduğu gibi İbn-i Ebi Ley- la’dan tahric ettiklerine göre Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu: “Sıddıklar üçtür: “Ey kavmim, Resullerin peşinden gidin… ‘: diyen Yasin kavminin mü’mini Habibü’n-Neccar, benim Rabbim Allah’tır diyen Firavun kavminin mümini Hizkil ve Ali b. Ebu Talib’tir ki, en faziletlisi de budur. ” Kaldı ki, Sıddık’ların en büyüğü, Faruk’ların en azarnetlisi olduğu bütün sahihlerde mütevatirdir.

35 – (A’raf / 181) Muvaffak b. Ahmed, Ebu Bekir b. Merdeveyh’ten naklettiği bir haberde Hz. Ali’nin (as) şöyle dediğini yazıyor: “Bu ümmet yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır, biri hariç hepsi cehennem ateşinde yanacaktır: o , tek fırka Cenabı Allah’ın haklarında şöyle buyurduğu fırkadır: Yarattı- ğımız insanlardan bir ümmet vardır ki, rehberlik ederler ve hak ile hüküm verirler “İşte onlar ben ve benim taraftarlarımdır…”

36 – (Haşr / 20) Şeyh Tusi (Emali) kitabında Hz. Ali’ye (as) dayanan şu hadisi tahric ediyor: “Resulullah (s.a.a) bu ayeti okuduğunda şöyle buyurdu: Cennetlik olanlar, bana itaat edip benden sonra da Ali’ye (as) teslim olup onun velayetini ikrar edendir… ”
Ya Cehennemlik olanlar, diye sorulunca dedi ki: “Benden sonra onun velayetini inkar ederek onunla savaşanlardır. ” Ayrıca Muvaffak b. Ah- med Cabir’e istinaden, bu hadisi tahric etmektedir: Resulullah (s.a.a) dedi ki: “Nefsim elinde olan Allah ‘a yemin ederim ki, kıyamet günü kurtulacak olanlar, Ali ve onu sevenlerdir. ”

37- ( Sad /28 ) Bu ayetin manası için, Ali b. İbrahim’in Tefsirine veya Gayet’ül Meram’ın 82. babına bakabilirsiniz…

38 – (Casiye / 21) Bu ayet; Hamza, Ali ve Ubeyde’nin Utbe, Şeybe ve Velid’e karşı çarpışmaları dolayısıyla nazjl olmuştur. İman edenler, Ham-
za, Ali ve Ubeyde’dir. Günah kazananlar ise, Utbe, Şeybe ve Velid’dir.

39 – (Beyyine / 7) Bu ayetin de onlar için indiğini İbn-i Hacer’in itiraf edip onların fazlı hakkında inen ayetlerin 11 ‘incisi sayması, sizi tatmin et-
meye yeterlidir sanırım. (Savaik Fasıl 1. Bab. 11’ bakın.

40 – (Hacc / 19) Buhari, Sahih’inin, c. 3 s. 107’sinde Hacc Süresi’nin tefsirini yaparken Hz.Ali’ye (as) dayanan şu tahrici yapmıştır: “Kıyamet gü- nü, Allah’ın huzurunda, hasımlarıyla davası ilk görülecek olan benim. ” Ve Buhari ayrıca Kays’ın, “Bu ayet onlar için indi” söylediğini ve şu ilaveyi yaptığını yazıyor: “Bunlar iki hasımdır” yani Bedir vakıasında, Ali (as)ve iki arkadaşı Hamza ve Ubeyde ile çarpışan Şeybe ve iki arka- daşı, bu iki taraf birbirlerine hasımdır. Aynı sayfada Ebuzer’den yaptığı bir tahricte, “Ebuzer, bu ayetin bu hususta indiğine, ayetin üzerine yemin ederdi” diye yazıyor.

41 – (Secde /18-20) Bu ayetin Hz. Ali (as) ile Velid b. Ukbe arasında geçen bir tartışma, sebebiyle indiği, bütün müfessirlerce kabul edilmiştir. Va- hidi ( Esbab’ün-Nüzul) kıtabında ayetın manasını açıklarken, Said b. Cübeyre dayandırdığı ve İbn-i Abbas’tan alınmış olan şu hadisi tahric
etmektedir: “Velid b. Ukbe b. Ebu Mait, Ali b. Ebu Talib’e (as): “Benim kılıcım seninkinden daha keskin, lisanım daha yatkın, ben harpte senden daha ustayım” Ali ona şu cevabı verir: “Sus! Sen fasıksın… ” Bunun üzerine: “Mü’min olanla fasık olan bir olur mu?… ” ayeti nazil ol- muştur.

42 – (Tevbe / 19) Bu ayet, Ali (as), amcası Abbas ve Talha b. Şeybe hakkında nazil olmuştur. Sebebi ise şöyledir: Üstünlük iddiasında bulunan Tal-
ha: “Beyt’ül-Haram ‘ın idarecisi benim, anahtar benim elimdedir” der. Abbas ise: “Su dağıtma işi benden sorulur, onu ben idare ederim” der Bunları duyan Ali onlara dönüp şu sözleri söyler: “Siz ne demek istiyorsunuz bilmiyorum… Ben herkesten altı ay önce namaz kıldım. En büyük Cihadı yapan benim…” Bunun üzerine Allah-u Teala bu ayeti indirir. Bu yazdıklarımızı iman Vahidi, “Esbab ün Nüzul” kitabında, Hasan el-Basri, Şa’bi ve Kırazi’den nakletmektedir.

43- ( Bakara / 207 ) Hakim, (Müstedrek) kitabının (c. 3. s. 4 ‘te İbn-i Abbas’tan yapmış olduğu tahricte şunlan yazmaktadır: “Ali (as) canını feda etme pahasına, Peygamber (s.a.a)’in elbisesini giyip yatağına yattı ” Hadis… Hakim bu hadisin, iki Şeyhin (Buhari ve Müslim) tahric et- memelerine rağmen doğru olduğunu itiraf eder. Hakim az önce zikrettiğimiz sayfada Ali b. Hüseyin ‘den şu tahrici de yazıyor: Allah nzası uğruna, canını ilk feda eden Ali b. Ebu Talib’tir. ”

44 – (Bakara / 274) Muhaddis ve müfessirlerin, ayetlerin iniş sebebini yazan yazarların, İbn-i Abbas’a dayandırarak tahric ettikleri bütün hadis- lerde, bu ayetin Ali b. Ebi Talib için indiğini kaydetmektedirler. Hz. Ali’nin (as) dört dirhemi vardı, birini gece, birini gündüz, birini gizli ve birini de aşikar olarak İhsan eder; ve bu olayın ardından, adı geçen ayet nazil.olur.

45 – (Zümer / 33) İmam Bakır, Sadık, Kazım, Rıza, İbn-i Abbas, İbn-i Hanefiyye Zeyd b. Ali b. Hüseyin ve Ali b. Cafer’us Sadık’ın koymuş oldukları nass’a göre, doğru ile gelen, Peygamber’dir (saa); onu tasdik eden de Ali’dir (as). Ayrıca İbn-i Meğazili (Menakib)’inde Mücahid’den şu tahrici yapmaktadır: Sıdk ile gelen Muhammed’dir (saa); onu tasdik eden ise Ali’dir (as). Bu hadisi aynı zamanda İbn-i Merdeveyh ve Ebu Nüaym de tahric etmişlerdir.

46 – ( Tur / 21) Hakim, (Müstedrek) adlı sahihinde “Tur” Sure’sini tefsir ederken, İbn-i Abbas’tan şu tahrici yapıyor: “Peşlerinden zürriyetlerini yanlarına göndeririz” ayeti kerimesindeki mana şudur: Cenabı Allah mü’minin zürriyetini, amelleri kendisinden daha az olsa bile onları onun cennetteki mevkiine (yanına) çıkarır… Hakim, bu açıklamayı yaptıktan sonra Ayet-i Kerime’yi tilavet eder, “İman edenlere iman edip kendilerine uygun zürriyetlerini de peşlerinden (cennette) bulundukları mevkiye gönderip kendilerine kavuştururuz… ”

47- (Saffat /130) Bu ayet İbn-i Hacer’in (Sevaik)’in 11. babında irad ettiği ayetlerin üçüncüsüdür. İbn-i Hacer ayrıca: Müfessirlerin çoğunun İbn-i Abbas’a dayanarak, “Al-i Yasin “in manasını “Al-i Muhammed” olarak tefsir ettiklerini nakletmektedir. İbn-i Hacer, Fahri Razi’nin de şunları zikrettiğini yazıyor: “Ehl-i Beyt, beş şeyde Peygamberin seviyesinde sayılmışlardır. ”

1) Selamda, buyuruyor ki: “Selam sana ey Nebi” ve “Selam bizden Ali Yasine.. .
2) Teşehhüt’te, kendisine ve onlara salavat getirmekte…
3) Taharette: Allah-u Teala buyuruyor ki, “Ta-Ha” yani “Ey Tahir” ve “yutahhirakum tathira”
4) Sadakayı tahrim etmekte.
5) Sevgide: Buyuruyor ki: “Bana tabi olun, Allah sizi sever ve “De ki; bu risalete karşılık sizden akrabalarımı sevmenizden başka hiç bir mükafat istemiyorum… ”

48 – (Ahzab / 56) Buhari, Sahih’inin Kur’an tefsiri kitabı, (Cüz 3), Ahzab Süresi tefsirinde; Müslim, Salat kitabının, Peygambere salavat babında
ve daha bir çok muhaddis bu hadisi tahric etmiştir.

49- ( Rad /29 ) Sa’lebi, Büyük Tefsirinde bu ayetin manasını verirken, Peygamber’e (saa) isnat ettiği şu tahrici yapıyor: “Tuba, Cennette bir ağaçtı. O ağacın kökü benim evimde, dalları ise cennet ehlini gölgelemektedir” dediği zaman biri ona: Ya Resulullah, sana daha önce sorduğumuzda, Tuba’nın kökü Ali’nin (as) evinde, demiştiniz. Şu cevabı verir: “Benim evimle Ali’nin (as) evi bir değil mi?”

50 – ( Fatır / 32) Sikatül-İslam Küleyni, sahih bir senetle Salim’den şu tahrici yapmaktadır. Salim diyor ki: İmam Bakır’a (as) bu ayetin manasını sordum, Şöyle buyurdu: Hayırlar yapmakta ileri geçen İmam’dır (as), Muktasid, imamı tanıyan, nefsine zulüm eden de imamı tanımayandır. Rıza Hazretlerinden tahric etmiştir. Ayrıca İbn-i Merdeveyh, Hz. Ali’nin (as) bu ayetin tefsirinde: “Kitabın varisleri biziz” dediğini rivayet etmektedir.

51 – İbn-i Asakir’in İbn-i Abbas’tan tahric ettiği bu hadis, Savaik’te (Fasıl 3. Bab 9. s. 76) kayıtlıdır.

 

Allame Abdulhüseyin Şerefuddin
—————————————————-

Kaynak: El-Müracaat
Hazırlayan: www.IslamKutuphanesi.com
E-Mail: [email protected]
Note: Sitemizden yüzlerce değerli İslami eseri bilgisayarınıza indirebilirsiniz.


more post like this