Siz ona yardım etmezseniz hatırlayın o zamanı ki kafirler, onu yurdundan çıkardıkları zaman yardım etmişti O’na. O iki kişinin ikincisiydi ancak ve hanı ikisi de mağaradaydılar arkadaşına mahzun olma demişti, şüphe yok ki Allah, bizimle beraberdir. Şüphe yok ki Allah, ona manevi bir kuvvet ve huzur vermişti ve O’nu, sizin görmediğiniz ordularla kuvvetlendirmişti. Ve kafir olanların sözlerini alçaltmıştı. Allah’ın sözüyle zaten yüceydi ve Allah, her şeye üstündür, hüküm ve hikmet sahibidir.
1- Medine şehrinde yaşayan Araplar Evs ve Hazrec denen iki kabileden oluşmaktaydı. Bunların her ikisi de putperest idiler. Bunlarla beraber, Allah’a (c.c) inanan Yahudiler de azınlık olarak yaşamaktaydılar. Yahudilerle Araplar birbirleriyle savaştıklarında Yahudiler; yakında zamanımızın Peygamber’i gelecek ve biz sizlerin aleyhine O’na yardımda bulunacağız. Araplar bu gibi sözleri Yahudilerden işitmiş idiler ve Allah, halkı doğru yolu iletmek için bir Peygamber göndereceğini biliyorlardı.
Medine Araplarından bir grubu Mekke’ye, Hacc: için geldiklerinde, Peygamber (s.a.a) onlara; sizler kimsiniz, “diye sordu. Onlar: hazrec kabilesindeniz dediler.
Peygamber (s.a.a): “Yahudilerin dostlarından mısınız?” diye buyurdu.”Evet” dediler. Peygamber (s.a.a): Benimle sohbet etmek ister misiniz? Kabullenerek oturdular Peygamber (s.a.a) Onları Allah’a davet etti. İslam’dan bahs ederek onlar için Kur’an okudu.
Onlar birbirlerine: “Andolsun ki Yahudilerin haber verdiği Peygamberdir. Sakin, Yahudiler O’na imanda sizden öne geçmesinler”dediler. Hep beraber Müslüman oldular ve gelecek yıl tekrar görüşme sözü verdiler.
2- Peygamber (s.a.a) ile görüşmelerinden sonra şehirleri olan. Medine’ye geri döndüler. Kendi Müslümanlıklarını açıklayarak, ailelerini de İslam’a davet ettiler. Hatta İslam şehrin her tarafına yayıldı ve bütün evlerde İslam ve Peygamber (s.a.a) den bahsediliyordu.
İkinci yıl hac mevsiminde 12 kişi Mekke’ye giderek Peygamber (s.a.a) ile tekrar görüştüler. Allah’a şirk koşmamak, hırsızlık ve zina yapmamak ve çocuklarını öldürmemek kaydıyla O’na biat ettiler.
Peygamber (s.a.a): Bu 12 kişi beraberinde Mus’ab İbn-i Amir-i de onlara İslam’ı, Kur’an’ı ve dini meseleleri öğretmesi için gönderdi.
3- Bir yıl sonra Hacc mevsiminde Medine müslümanları tekrar Mekke’ye geldiler. Hacc görevini yerine getirdikten sonra, Peygamber (s.a.a) ile görüşmek için anlaştılar. Kararlaştırılan vakitte yaklaşık 70 kişi  hazır oldu Peygamber (s.a.a) amcası Abbas ile birlikte geldi.
Bu görüşmede Abbas: “Gördüğünüz gibi Muhammed (s.a.a) bizdendir. O, akrabaları arasında aziz ve onurlu bir şekilde yaşamaktadır. Muhaliflerin şerrinden koruyabilecekseniz sizinle gelmek istiyor. İşte siz ve rehberiniz. Ama sizde geldikten sonra, Onu düşmana teslim edecekseniz şimdiden bırakınız” dedi. Oradakiler; “Söylediklerinizi işittik. Şimdi ey Allah’ın Peygamberi Allah’ın ve kendin için bizden ne istiyorsunuz” dediler?
Peygamber (s.a.a): “Ben sizinle, aileniz ve çocuklarınızın dahi beni muhalifler karşısında himayet etmesi şartıyla biatleşiyorum” diyerek ellerini uzattı ve O’na yardım etmeleri için Asarla biatleşti.
İslam Medine’de süratle yayılmaktaydı. Müslümanlar Mekke’de eziyet çekiyorlar ve Kureyş müslümanlara zarar veriyordu. Bir gün, Peygamber (s.a.a), kendi takipçilerini çağırarak: “Allah rahatça yaşamanız için sizlere kardeşler ve evler buldu” dedi. Onlara, Medine’ye hicret etmeleri için emir verdi. Müslümanlar ise Allah yolunda kendi şehirlerini terk ederek hicret ettiler. Muhammed (s.a.a) Ali (a.s) Ebu Balair, yaşlı ve hasta olanlar veya izin alamayan kölelerden başka herkes Medine’ye hicret etmişti. Kureyş büyükleri, Muhammed (s.a.a)’in dostlarının hicretinden haberdar oldukları zaman sinirlendiler ve Muhammed (s.a.a)’in onlar gibi Mekke’yi terk etmesinden dehşete düştüler. Çünkü Muhammed (s.a.a)in güçlenip onlarla savaşmasından korkuyorlardı. İşte bu yüzden her kabileden birer genç seçecek, bunları silahlandırıp Muhammed’e hücum etmeleri ve böylece kanının bütün kabileler arasında kaybolacağı fikrini attılar ortaya.
Çünkü, bir kişi öldürseydi, Muhammed’in ailesi katil kabileyle savaşacak ve Araplarda adet olduğu üzere ölenin kanını bütün katil kabilesinden alacaklardı. Böylece o akşam Peygamberi (s.a.a) öldürmeğe karar verdiler. Ama Allah’ın (c.c) siyaseti şeytanların kinden daha büyüktür. Peygamberin’i yalnız bırakmayarak Cebrail (a.s) aracılığıyla O’na şöyle emir verdi:
“Bu gün her zaman ki yerinde yatma” Akşam olduğunda Ebu Cehil ile Peygamber (s.a.a)’i öldürme kararı olanlar geldiler. Peygamber (s.a.a) işin içinde komplo olduğunu anlayınca, Ali (a.s)’a hitaben “Kimsenin benim Mekke’yi terk ettiğimi anlamaması için, bu akşam sen benin yatağımda yat” diye buyurdu.
Ali (a.s): Acaba benim sizin yatağınızda yatmamla siz emniyette olacak mısınız?” dedi. Peygamber: “Evet” diye buyurdu. Ali (a.s) can-ı gönülden kabullenerek o gece Peygamber (s.a.a)in yatağında yattı. Peygamber (s.a.a)ın evini muhasara (kuşatan) eden müşrikler devamlı pencereden içeriyi gözetlemekteydiler. İçeride yatanın, Peygamber (s.a.a) olduğunu zannediyorlardı.
Peygamber (s.a.a)in kendi komplolarından haberi olmadığını sanan Müşrikler sabah aydınlığında amellerini icra etmeyi daha uygun görüyorlardı. Bu sırada Allah’ın Peygamberi (s.a.a) korkusuzca kapıyı açarak, Ebu Bekirin evine doğru yoluna devam etti. Müşrikler gece yarısına kadar yattılar. Gece yarısından sonra, komplolarını gerçekleştirmek üzere uyandılar. Aniden yoldan geçen biri, müşriklere; “Niçin burada duruyorsunuz?” diye sordu. “Muhammed (s.a.a) bekliyoruz dediler. Adam; “Muhammed gitti” dedi. Müşrikler önce şaşırdılar, pencereden içeri baktıklarında yatakta birinin yattığını görünce; Muhammed burada yatıyor” dediler. Sabaha kadar beklediler. Sabahın ilk saatlerinde Peygamber’in (s.a.a) kapısına atlıları bir taşla olaya başladılar.
Ali (a.s) aslanlar gibi kalkarak onların karşısına dikildi. Müşrikler sinirlenerek sordular. “Muhammed nerdedir?”
Ali (a.s): “Bilmiyorum, buradan gitti epey oldu”dedi. Bir ara Ali (a.s)’yi öldürmek istediler ama Muhammed’i (a.s) bulup komployu icra etmek ümidiyle hareket ettiler.
Allah’ın peygamberi, Ebu Bekir ile Medine’ye doğru hicret etme kararı oldu. Hareketten önce Ebu Bekir, oğlu Abdullah, Halkın ve takipçilerin konuştuklarını kendilerine yetiştirmesini emir verdi. Ayrıyeten çobanına, gündüz koyunları otlatmasını ve gece Mekke’nin aşağısından Sur Dağında bir mağaraya bırakmasını tembihledi.
Peygamber (s.a.a) Ebu Bekir ile Sur Dağına giderek gizlendiler. Ebu Bekirin oğlu Abdullah, gündüz olup bitenleri onlara rapor ediyordu. Ebu Bekir çobanın mağaralara doğru söz verdiği koyunları sağarak Peygamber (s.a.a)e getirdi ve Peygamber (s.a.a) ondan içti.
Kureyş’liler, bunları aramaya koyuldu ve ayak izlerinden takibe başladılar. Mağaraya yetiştiklerinde kapının örümcek ağıyla kaplı olduğunu görünce, birbirlerine, “Onlar buraya girmiş olsalardı, burada örümcek ağı olmazdı” dediler.
Ebu Bekir bunların sesini duyunca; “bunlar senin kavmindendi ve seni çağırıyorlar” dedi
Peygamber (s.a.a) Korkma, Allah bizimledir” buyurdu. Üç gün boyunca Peygamber (s.a.a)e Ebu Bekir mağarada kaldılar. Müşrikler onları bulmaktan ümitlerini kesince, her biri birer deveye binerek yol göstericinin eşliğinde Medine’ye doğru hareket ettiler. Böylece Hz. Muhammed Allah’ın dinini yaymak için Medine’ye hicret etmiş oldu.(Tevbe/32)
“İsterler ki Allah’ın nurunu nefesleriyle söndürsünler, halbuki Allah, kafirler istemese de, onlara zor gelse de nurunu yüceltip, iman etmekten başka hiç bir şeye razı değildir.”SON


more post like this