“Deki hak geldi, batıl zail oldu gerçekten de batıl zail olucudur”
-1- Allah’ın Peygamber (s.a.a)i ile Kureyş arasında imzalanan Hudeybiye antlaşmasına göre, isteyen Muhammed (s.a.a)’le ve isteyen Kureyş’lilerle antlaşma yapabilirdi. “Benu Bekir” kabilesi Kureyş’le “Hazrec” kabileside Peygamber (s.a.a)’le dostluk antlaşması imzalamıştı.
Bir gün Peygamber (s.a.a) mescid’de oturmuş idi “Ömer bin Salim Hazai” Mescide girdi ve Peygamber (s.a.a)a haber getirmiş idi ki Kureyş ve Benu Bekir kabilesi, Hazrec kabilesine geceleyin yapmış oldukları bir hamleyle bir grubu öldürmüş ve bir grubunu da esir etmişlerdi.
Hazrec kabilesi Peygamberle antlaşma imzaladığından O hazretten yardım etmelerini istediler.
Kureyş ve taraftarları Hudeybiye antlaşmasını çiğnediklerinden Peygamber (s.a.a) Ömer Bin Salim’e, “Sana yardım ederiz diye buyurdu”.
Kureyş’in önderi Ebu Süfyan, Hazrec kabilesinin başına getirdikleri olayı Peygamber (s.a.a)e şikayet edeceklerinden korktuğu için Medine’ye gelip şahsen Peygamber (s.a.a)le görüşmek ve Hudeybiye barışını tekid etmek istiyordu. Ebu Süfyan Peygamber (s.a.a) ile evlenen kızının evine gitmeği daha uygun görüyordu.
Ebu Süfyan oturmak istediğinde, kızı yerdeki sergiyi altından çekerek, bunun üzerinde Peygamber (s.a.a) oturuyor sen müşrik ve kirlisin Peygamber (s.a.a)’in oturduğu yerde oturmanı istemiyorum dedi.
Ebu Süfyan, darılarak Peygamber (s.a.a)ın yanına geldi ve Peygamberle konuşmaya başladı. Ama Peygamber (s.a.a) ona asla itina etmiyordu. Mecburi olarak Peygamber dostlarından bir kaç kişiyle görüştü ama bununda faydası olmadı. Sonunda Ali Bin Ebu Talib (a.s)in ve Fatıma (a.s) yanına giderek;Ya Ali sen kavminin sevimli bir şahsiyetisin. Ben ihtiyacımdan dolayı senin yanına geldim ve ümit ediyordum ki senin yanından eli boş geri dönmeyeyim. Sen Peygamber (s.a.a)in yanında bana şefaat et (aracı ol) dedi.
Ali (a.s), bunun isteklerini kabul etmeyince, sonunda Kureyş’in önderi eli boş bir şekilde Mekke’ye geri dönmek zorunda kaldı.
-2- Allah’ın Peygamber (s.a.a)i Kıyam etmeleri için bütün Müslüman’lara emir verdi ama, onlara nereye gideceklerini bildirmedi. Her şey hazır olduğunda Mekke’ye gideceklerini haber verdi. Kureyş’in onların hareketlerinden haberdar olmaması ve hazırlık yapmamaları için bütün herkese acele olarak hareket etmeleri tavsiyesinde bulundu. Peygamber (s.a.a) kin ve intikam gütmediğinden Mekke’ye kan dökülmeden girmek istiyordu. Elini dua için açarak şöyle istekte bulundu. Allah’ım: Bizleri, Kureyş’in göz ve kulaklarından koru ki ansızın oraya girelim.
Peygamber (s.a.a) yoluna devam etti. Mekke yakınlarına ulaştığında şehrin dışına çadır kurdurdu. Peygamber ve beraberindekiler 10 bin kişi idi. İşte bu günlerde Peygamber’in amcası Abbas Kureyş’in kararlarından Peygamber (s.a.a)i haberdar etmek için Mekke’de kalan tek Müslüman’dı. O’da Medine’ye gelmek için oradan ayrıldı. Yolda ansızın İslam’ın büyük ordusuyla karşılaştı. Peygamber (s.a.a) ile görüştükten sonra onlarla birlikte Mekke’ye girmek üzere geri döndü. Akşam olduğunda Peygamber (s.a.a) İslam ordusunun azametini ve heybetini göstermek ve kafirlerin kalbini korku düşürmek için, askerlerine, dağ ve tepe başlarında ateş yakmalarını emretti. Öyle ki, ateş ışıkları bütün dağ ve tepeleri sarmıştı. O zaman Müslüman’lar Allah’ı zikretmeğe ve ibadete başladılar. Onlar gündüz Aslan gece ise abid idiler.
-3- Abbas, Peygamber (s.a.a)’in atına binerek Mekkelilere Peygamber (s.a.a)in büyük bir orduyla geldiğini, teslim olmaktan başka bir çare bulunmadığını bildirmek için, Müslüman’ların karargahından ayrıldı. Onlara Peygamber (s.a.a)in zorla Mekke’ye girmesinden önce O’ndan aman istemeleri tavsiyesinde bulunmak istemişti. İşte bu sırada Ebu Süfyan ve Kureyş’ten bazı kişiler dışarıda olup bitenleri öğrenmek üzere dışarı çıkmaktaydılar ki aniden gözleri, Müslümanların karargahından yükselen alevlere takıldı. Ebu Süfyan; Ben şimdiye kadar böyle ateş ve orduyu bu geceki gibi görmemiştim-dedi.
Beraberindekilerden biri; Muhakkak bu ordu Hazrec kabilesinindir.
Ebu Süfyan: Hazrec kabilesi böyle bir ordu ve ateşi hazırlamaktan acizdir dedi. O gece yarısı Abbas, Ebu Süfyan ın sesini işitip tanıdı ve O’na;
Ey Ebu Süfyan Allah’ın, Peygamber (s.a.a)’i halkın arasındadır. Bu ateş şuleleri de O’nun askerine aittir.
Ebu Süfyan, korkusundan titreyerek Abbas’a, Anam, Babam, sana feda olsun kurtuluş çaresi nedir?
Abbas; Allah’a yemin ederim eğer Peygamber (s.a.a) seni yenerse kafan gidecektir atımın terkisine bin seni Peygamber (s.a.a) götürüp aman dileyeyim. Ebu Süfyan Abbas’ın terkine binerek Peygamber (s.a.a)’in yanına gitti. Her ateşin yanından geçtiklerinde bu kimdir diye sesler işitiyorlardı.
Abbas’ın Peygamber (s.a.a)’in atına bindiğini gördüklerinde; Peygamber’in amcası Peygamber’in atına binmiş diyerek yolu açıyorlardı. Yolun yarısında Ömer’in gözü ebu Süfyan’a takılınca onu öldürmek istedi ama Peygamber (s.a.a)in amcası ona aman vermiş idi. Abbas ve Ömer izin alarak her ikisi de Peygamber (s.a.a) in çadırına girdiler. Ömer, Peygamber (s.a.a)in huzurunda ısrarla Ebu Süfyan’ın öldürülmesini istiyor Abbas ise ona aman verdiğini söylüyordu. Peygamber (s.a.a) Abbas’a, O’nu sahaba kadar kendi yanında barındır ve sabah olduğunda benin yanıma getir diye emir verdi.
Sabah olduğunda Abbas, Ebu Süfyan’la beraber Peygamber (s.a.a)in yanına geldiler. Peygamber (s.a.a) Ebu Süfyanı gördüğünde; “Acaba Allah’tan başka ilah olmadığını bilme vakti gelmedi mi?” Ebu Süfyan; Anam babam sana feda olsun ne kadar sabırlı, büyük ve yakınlarına mehribansın. Ben şimdi anladım ki eğer Allah’tan başka ilah olsaydı bizim yararımıza da iş yapardı. Peygamber (s.a.a): “Ebu Süfyan, Acaba benim, Allah’ın elçisi olduğumu bilme zamanı gelmedi mi?” Ebu Süfyan; Anam babam sana feda olsun, ne kadar sabırlı, kerim ve ailesini sevensin! Ama bu konuda şimdilik araştırma yapıyorum.
Abbas: Ebu Süfyan’a sana bir yarar yetişmeden şahadet getir ve Allah’ın birliğine ve Muhammed (s.a.a)in O’nun Resulü olduğuna şahadet getir.
Ebu Süfyan; Eşhedu en la ilahe illallah ve enne Muhammed Resulullah
“Şahadet ediyorum ki Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed (s.a.a) O’nun Resulüdür” dedi.
Gerçi bu görünüşte İslam ve korku yüzünden getirilen şahadet Peygamber (s.a.a)in hedefi değildi, ama şirkin önünü almak ve kan dökülmesini önlemek için çok önemli idi. Ebu Süfyan, iş savaşa ve kan dökülmesine varmadan teslim oldu.
Büyük bir ruha sahip olan Peygamber (s.a.a) “Ebu Süfyan halka garanti verebilir ki Mescid-ül Haram’a giren ya silahını yere bırakan ya evinin kapısını kapatan veya Ebu Süfyan’ın evine sığınan, İslam ordusunun hücumundan amandadır. buyurdu.”
-4- İslam ordusu Mekke’ye girmek için hazırlandı. Peygamber (s.a.a) kendi devesine binerek Ebu Süfyan’la Mekke’ye girdiler. Ebu Süfyan Peygamber (s.a.a) emrini Mekkelilere bildiriyordu.
-Ebu Süfyan’ın evine sığınan herkes amandadır.
-Kendi evine girip kapısını kapatan herkes amandadır.
-Mescid-ül Haram’a sığınan her kes amanda olacaktır.
Mekkeliler kendi evlerine sığınmıştılar ki Müslüman’lar göz alıcı bir şekilde Mekke’ye girdiler.
Peygamber (s.a.a) devesinin üzerinde Allah’ın şükrünü yerine getirdi. Halk, Peygamber (s.a.a)in hücum ve intikam kastının olmadığını bildiğinden ve O’ndan emin olduklarından dışarı çıktılar.
Peygamber (s.a.a) Ali (a.s) ve diğer sahabeler Kabe’ye doğru giderek Allah’ın evini tavaf ettiler. İşte o zaman Peygamber (s.a.a) Kabe’nin kapısı önünde durarak şu cümleleri buyurdu.
“Allah’tan başka ilah yoktur.
O birdir ve ortağı yoktur.
Vadesine vefa eden Allah
Kuluna yardım etti
Düşman parti ve topluluğunu yenilgiye uğrattı.”
O zaman halka dönerek şöyle buyurdu:
Ey Kureyş halkı; Allah, tekebbürü kendini beğenmişliği (üstünlük) ve milliyetçiliği sizlerden uzaklaştırdı. Bütün halk Adem’den O’da topraktandır.
“Bu insanlar; Biz sizleri bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için guruplar ve kabileler haline getirdik (bir birinize kibirlenmek ve düşmanlık yapmak için değil) Allah katında en değerli olanınız en takvalı olanınızdır”. Mescid baştan başa susmuştu ve Mekke halkı Peygamber ve dostlarına yapmış oldukları zulüm ve eziyetleri hatırlıyorlardı. Aynen Hz. Yusuf (a.s) gibi işkence ve zulüm yaparak kendi şehrinden çıkarmışlardı. Herkes kendisini suçlu görüyordu ama Peygamber (s.a.a)in rahmeti ve bağışlamasından ümitliydiler.
Aniden Peygamber (s.a.a) sükutu bozarak şöyle buyurdu;
Sizler hakkında hangi ameli yapmamı düşünüyorsunuz? Mekke halkı titrek bir sesle önceden de Peygamber (s.a.a)in büyüklük ve sevgisini düşünerek; Biz senden iyi hareket bekliyoruz, biz seni büyük kardeşimiz ve büyük kardeşimizin oğlu olarak görüyoruz. Peygamber (s.a.a) onların hepsini affetti, onların hakkındaki eziyet, işkence, öldürmek ve uzaklaştırmak gibi cezalardan vazgeçti. Yusuf’un (a.s) pişman olan kardeşlerine söylediği cümleyi onlar için tekrarladı.
“Bugün sizler için azarlama yoktur artık, Allah sizlerin günahını affetsin ve Allah rahmedenlerin en rahimlisidir.”
O zaman Peygamber (s.a.a) ve Ali (a.s) Kabe’ye girdiler ve putları kırmağa başladılar. Put kırmakla meşgul iken şunları tekrarlıyorlardı.
“Deki hakk geldi batıl zail oldu. Gerçekten de batıl gidicidir.” Kabe putlardan temizlendikten sonra Bilal ilk defa Mekke’de ezan okumaya başladı.
İşte o günden şimdiye kadar her gün beş defa Kabe’de ve diğer mescitlerde ezan okunuyor. Yani bir olan Allah’ın ibadetine ve O’nun göndermiş olduğu Hz. Muhammed (s.a.a)’in elçiliğine ve namazı yerine getirmeğe, kendini düzeltmeye ve diğer güzel amelleri yerine getirmeye, yine aynı zamanda putlara ve tağuta ibadet etmemekte bir ahid yenileme anlamı taşımaktadır. SON


more post like this