Muharrem ayı özel

Allame Tabatabaî

İmam Hüseyin (a.s) Hz. Ali (a.s) ve Peygamber-i Ekrem’in kızı Hz. Fatıma (a.s)’nın ikinci oğludur. Hicretin dördüncü yılında dünyaya geldi. Büyük kardeşi İmam Hasan Mücteba (a.s) şehit olduktan sonra Allah’ın emri ve kardeşinin vasiyeti üzerine imamet makamına ulaştı.

İmam Hüseyin (a.s) on yıl imamet etti. Yaklaşık altı ay dışında bu müddetin tümü Muaviye’nin hilafeti zamanında en zor koşullar, acı durumlar ve en ağır baskılar altında geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünün isteklerinin yerini almıştı.
İkinci olarak da Muaviye ve dostları bütün mümkün yollara başvurarak Ehl-i Beyt’i ve taraftarlarını ezip Ali(a.s)’nin ismini yok etmek istiyorlardı. Ayrıca Muaviye oğlu Yezid’in hilafet temellerini atıp pekiştiriyordu. Halkın bir kısmı, hiçbir usule kayıtlı olmadığından Yezid’in hilafetine razı değillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoğalmasını önlemek için daha fazla baskılara başvuruyordu.

İmam Hüseyin (a.s) isteyerek istemeyerek bu karanlık günleri arkada bırakıyor ve Muaviye tarafından yapılan her çeşit ruhsal işkence ve baskılara katlanıyordu. Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerine oturdu. Biat meclisinin kurulması, Arapların içerisinde saltanat, imaret ve sair önemli konularda bir gelenekti.
Toplum, özellikle tanınmış kişiler bu konularda sultana yahut emire biat eli veriyorlardı. Biatin ardından itaatsizlik etmek o kavme ar ve zillet sayılırdı. Aynı zamanda imzaladığı şeye boyun eğmekten kaçmak, kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamberin siretinde de baskı olmaksızın yapılan anlaşma ve ahit muteber sayılmıştır.

Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid’e biat almıştı. Fakat İmam Hüseyin (a.s)’a dokunmayıp, biat teklifinde bulunmamıştı. Özellikle oğlu Yezid’e şöyle vasiyet etti: “Hüseyin Bin Ali biat etmezse fazla ısrar etme ve öylece kalsın.” Çünkü Muaviye meselenin önünü arkasını ölçebiliyordu.

Ancak Yezid, gururu ve çekinmezliği sonucu, babası ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine, “Hüseyin’den benim hilafetim için biat iste, etmezse başını Şam’a gönder” diye emir verdi. Medine valisi Yezid’in isteğini İmam Hüseyin (a.s)’a duyurunca İmam ondan bu konuda düşünmesi için zaman aldı ve geceleyin ailesini de alarak Mekke’ye hareket edip İslam’da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah’ın Haremi (Mekke’ye) sığındı.

Bu olay hicretin altmışıncı yılında Recep ayının sonları ve Şaban ayının evvellerinde vuku buldu. İmam Hüseyin (a.s) yaklaşık dört ay Mekke’ye sığınarak yaşadı. Bu haber yavaş yavaş İslam ülkelerine yayıldı. Bir taraftan, Muaviye devrindeki haksızlıklara razı olmayıp, Yezid’in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin’in (a.s) yanına gelip yardım edeceklerine dair söz veriyorlardı, bir taraftan da Irak’tan, özellikle Kufe şehrinden halk aralıksız mektup gönderip İmam Hüseyin’in (a.s) Irak’a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliği yok etmesini ısrarla istiyorlardı. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.

İmam Hüseyin (a.s), hac mevsimine kadar Mekke’de ikamet etti. Müslümanlar İslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke’ye akın ettiler. Bu arada İmam, Yezid’in kendisini öldürmek için hacı kılığında gizli bir grubu gönderdiği haberini aldı. Bunlar amel sırasında ihram elbiseleri altına gizledikleri silahlarla İmam Hüseyin’i şehit edeceklerdi.

İmam Hüseyin (a.s) hac amellerini yarıda keserek, bir toplantıda kısa bir konuşma yaparak Irak’a hareket edeceğini bildirdi. Bu konuşmada şehit olacağını da bildirdi. Müslümanlardan onun yardımına koşmalarını ve bu hedef yolunda kanlarını vermelerini istedi. Ertesi gün de Ehl-i Beyt’i ve dostlarını alarak Irak’a yöneldi.

İmam Hüseyin (a.s) biat etmemeye kesin kararlıydı. Bu yolda şehit olacağını da iyi biliyordu. Umumi fesat, fikri inhitat ve toplumun, özellikle Iraklıların iradesizliğiyle gücü pekiştirilen Ümeyye Oğullarının büyük ve korkunç savaş gücünün onu yok edeceğini biliyordu.

Tanınmış kişilerden bir grup, İmamın yanına gelip bu hareket ve kıyamın tehlikesini hatırlattılar. Fakat o hazret cevaplarında şöyle buyurdu: Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke’den ayrılmamın nedeni ise, kanımın dökülmesiyle Kabe’nin hürmetinin zedelenmesini önlemektir.

İmam Hüseyin (a.s), Kufe yoluna koyuldu. Daha Kufe’ye birkaç günlük yol varken, Kufe’ye gönderdiği elçisinin ve tanınmış sadık dostlarından birinin, Yezid’in valisi tarafından şehit edilip yine onun emriyle ayaklarına ip bağlanarak, Kufe sokaklarında gezdirildiğini duydu. Kufe ve yöresinin sıkıca gözaltına alındığını ve İmam’la savaşacak teçhizatlı bir ordunun hazırlandığını duyunca, ölümden başka bir yol kalmadığını anladı. İşte burada şehit olmak için kesin karar aldığını açıkça belirtti ve Kufe’ ye doğru hareketini devam ettirdi.

Kufe’nin yaklaşık olarak yetmiş kilometre yakınlarında Kerbela ismindeki bir çölde Yezid’in ordusu onları ablukaya aldı. Sekiz gün burada kaldılar. Bu sırada günden güne abluka çemberi daralıyor ve sürekli düşmanın sayısı çoğalıyordu. Bilahare İmam (a.s), ailesi ve çok az sayıdaki ashabıyla birlikte, otuz bin kişiden oluşan ordunun muhasarasında kaldı.

Bu birkaç gün içinde İmam Hüseyin (a.s), ordusunun yerlerini ayarlayıp dostlarını tasfiye etmeye karar aldı. Kısa bir konuşmada ashabına seslenerek şöyle buyurdu: “Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar.”

Daha sonra ışıkların söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar için İmam Hüseyin (a.s)’a koşulanlar ayrılıp dağıldılar. Sadece hak aşıklarından çok azı (40 kişiye yakın) yaranı ve Beni Haşim’den olan akrabaları kaldılar.

İmam Hüseyin (a.s), yine kalanları toplayıp konuştu ve şöyle buyurdu: “ Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar. Fakat bu defa İmam’ ın vefalı dostları bir bir kalkıp, biz hiçbir zaman senin önder olduğun hak yolundan dönmeyeceğiz, elimiz kılıç tutana, damarımızda kan akana dek savaşıp senin hürmetini koruyacağız, senin temiz eteğinden kopmayacağız, diye çeşitli beyanlarda bulundular.

Muharrem ayının dokuzuncu gününün sonlarında son teklif (biat veya savaş) düşman tarafından İmam’a ulaştı. Hazret, o geceyi ibadet için mühlet alıp yarınki savaşa hazırlandı.

Hicretin 61. Yılı Muharrem ayının 10. günü İmam, bir avuç dostlarıyla (toplamı doksan kişiden azdı. Kırk kişi önceden yanında olanlar, otuzdan biraz fazlası savaş günü ve gecesi düşman ordusundan dönenler ve diğerleri de İmam’ın Haşimî akrabaları; örneğin oğulları, kardeşleri, kardeşinin ve bacısının oğulları ve amcaoğullarıydı) sayısız düşman ordusu karşısında saf çektiler ve savaş başladı.

O gün sabahtan akşama kadar savaştılar. İmam Hüseyin, Haşimi gençleri ve sair dostları son nefere kadar şehit oldular. (Şehitlerin içinde İmam Hasan (a.s)’ın iki küçük oğlu, İmam Hüseyin’in bir küçük oğlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalıyız.)

Savaş bittikten sonra düşman ordusu, İmam (a.s) ‘ın haremini yağmaladılar ve çadırları ateşe vererek şehitlerin başını kesip elbiselerini çıkardılar. Cesetleri defnetmeden, sığınaksız kızlardan ve kadınlardan oluşan Ehl-i Beyt esirlerini şehitlerin başlarıyla birlikte Kufe’ye doğru hareket ettirdiler.
(Esirlerin içinde erkek olarak İmam Hüseyin (a.s)’ın yirmi iki yaşındaki oğlu dördüncü imam olan Zeynelabidin (a.s) ağır hasta olarak, bir de onun oğlu beşinci İmam Muhammed Bin Ali ve İmam Hasan (a.s)’ın oğlu Hasan-ül Müsenna da bulunuyorlardı. Hasan-ül Müsenna savaşta ağır yaralı olarak şehitlerin içinde kalmıştı fakat son anlarda diri olarak bulundu. Düşman komutanlarının birinin arabuluculuğuyla başı kesilmedi ve esirlerle birlikte Kufe’ye götürüldü.) Kufe ‘den de Dimeşk ‘e, Yezid ‘in yanına götürüldüler.

Kerbela vakası, kadınların esir alınıp şehirlerde gezdirilmesi, (esirler içinde bulunan) Hz. Ali (a.s)’ın kızı (Hz. Zeynep) ve İmam Zeynülabidin’in Kufe ve Şam’daki toplantı yerlerinde konuşmaları, Ümeyye oğullarını rezil etti ve Muaviye’nin yıllarca yaptığı propakandayı etkisiz bıraktı. Hatta Yezid, Kerbela’da memurları eliyle yapılan bu işlerden kendisini temizlemeye çalıştı.
Kerbela vakıası, etkisi geç olmasına rağmen, Ümeyye oğullarını saltanattan düşürmekle birlikte, Ehlibeyt mektebinin kökleşmesinde büyük bir etkendi. Gösterdiği en yakın etki, çeşitli kıyamlar ve bunun yanı sıra da on iki yıl süren kanlı savaşlardır. Öyle ki, İmam Hüseyin’ in (a.s) katillerinden hiçbiri intikamdan kaçıp kurtulamadı.

Tarihin İmam Hüseyin (a.s) ve Yezid’le ilgili bölümünü okuyup o zamanın hakim sistemi üzerinde araştırma yapan kimse bilir ki, İmam’ın sadece bir seçeneği vardı o da şehit olmaktı. İslam dininin apaçık ezilmesine neden olan biat, hiçbir koşulda İmam Hüseyin için mümkün değildi.

Çünkü Yezid, İslam dinine ve kanunlarına saygı göstermemekle yetinmeyip, İslam’ı açıktan açığa ezmeğe girişen bir kişiydi.

Hal bu ki onun geçmişleri (babası), dinin kanunlarına, din adına muhalefet ediyorlar ve zahirde dine saygı gösteriyorlardı. Hatta halkın inandığı Peygamber (s.a.a.) ve sair dini şahsiyetlere yardım edip, onların yanında bulunmuş olmakla iftihar ediyorlardı.

İşte buralardan, bazı tarihçilerin İmam Hasan ve İmam Hüseyin hakkında ortaya sürdükleri görüşlerin yanlış olduğu aydınlığa kavuşmuş oluyor. Bazıları diyorlar ki: İmam Hasan ve İmam Hüseyin iki değişik tabiata sahiptiler; İmam Hasan sulhsever idi. Kırk bin askeri olmasına rağmen barışı kabul etti. Fakat İmam Hüseyin savaşı tercih etti ve kırk kişi adamı olmasına rağmen Yezid‘le savaşa kalktı.

Bu söz yanlıştır, çünkü görüyoruz ki Yezid’e biat etmeyi kabul etmeyen İmam Hüseyin (a.s), on yıl kardeşi gibi Muaviye’ nin hükümeti döneminde yaşadı, ama hiçbir zaman muhalefet etmedi.
Gerçekten de İmam Hasan ve İmam Hüseyin Muaviye ile savaşsalar da öldürüleceklerdi ve onların ölümünün İslam’a hiçbir faydası olmayacak; kendisini doğru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarı ve müminlerin dayısı olarak tanınan, her hileye başvuran Muaviye’ nin siyaseti karşısında etkili olmayacaktı. Kaldı ki elindeki imkanları kullanıp, onları kendi dostları vasıtasıyla öldürtüp de kendisi yas tutabilir ve kanlarını almaya kalkabilirdi. Nitekim üçüncü halifeye de aynen böyle yapmıştı.

SIKÇA SORULAN SORULAR
Aşura nedir?
Kelime olarak onuncu  demektir. Muharrem ayının 10. gününe denilmektedir. Bu gün İmam Hüseyin ve 72 yaverinin Kerbela denilen sahrada (Şu anda Irak’ta bulunan bir şehir) şehit edildiği gündür. On dört asırdır bu günün anısına İslam coğrafyasında törenler düzenleniyor.
Aşura’nın Aşure ile alakası ne?
Aşura’nın haddi zatında Aşure adlı yemekle hiç bir alakası yoktur. Bu yemek eğer sevinç ve kutlama olarak pişirilirse büyük bir yanlış ve Peygamber efendimiz ile Ehlibeyt’inin hüzün gününde sevinmek anlamına geleceği için büyük bir vebaldir.
1400 yıl öncesi için ağlamanın anlamı ne?
Meselenin zamanla bir alakası yoktur. Maksat sırf tarihi bir olayı canlandırmak değil, asıl maksat tarihte yaşanmış çok istisna bir olayı anarak o olaya müdahil olan örnek insanların söz ve tavırlarından örnek almaktır.
Yani mesele tarihi bir olay meselesi değil, değerler ve İslam’ın yaşatılması meselesidir. Kerbela olayı tarihte benzeri rastlanmayacak kadar zengin bir ibretler albümüdür. Bu konuda bize hak verebilmek için Kerbela olayını incelemeniz lazım.
Bu sorunun cevabı etraflı düşünen bir insan için: “Her gün Aşura her yer Kerbela” cümlesinde çok güzel bir şekilde özetlenmiştir.
Niçin kendinizi kanlara buluyorsunuz?
Kendini kana bulamak Ehlibeyt mektebinin öz kaynaklarında yoktur. Bilakis çoğu veya bütün âlimlerimiz bu işi haram bilmekteler. Bu işi yapan kitlelerin çoğunluğu Ehlibeyt mektebinin asil gerçeklerinden habersiz insanlardır. Onların yaptığı örf ve geleneklerden kaynaklanmaktadır.
Niçin kendinizi dövüyorsunuz?
Ehlibeyt kaynaklarında kendini dövmek diye bir şey yoktur. İmamlarımız da böyle bir iş yapmamışlardır. Ancak sineye vurmak bir yas çeşididir ve dinen de sakıncası yoktur. Bu iş kendini dövmek ve nefse eziyet aşamasına varmamalıdır ve varmıyor da genellikle.
Dini metinlerimizde üzerinde durulan İmam Hüseyin (a)’in anılması ve o hazrete ağlamaktır. Sineye vurmak anma törenlerine özel bir canlılık veriyor ve insanların çok az bir acıyla büyük acıları anlamaya çalışmasına yardımcı oluyor.
Kerbela’yı anmanın ne faydası var?
Kerbela’yı anmak hakkı, hakikati anmaktır. İslam’ın bekası için fedakarlık yapmayı öğrenmektir. Kerbela zulmün karşısında eğilmemeyi, oklar önünde olsa dahi namazı ayakta tutmayı, kardeşliği, Allah sevgisini, Kuran’a bağlılığı, iyiliklere emredip kötülüklerden sakındırmayı öğretmek içindir. Eğer Kerbela’yı anmak bunları hedeflemeden yapılırsa fazla bir anlam ifade etmez.
Kerbela olayı nasıl anılmalıdır?
Esas olan Kerbela olayını anmaktır. Anmanın şekli kültür ve geleneklere göre değişebilir. Bir Müslüman olarak bizden istenen bu büyük faciayı anmaktır.
Şekli konusunda rivayetlerde en belirgin olan unsur ağlamaktır. İmamlarımızın döneminde İmam Hüseyin için düzenlenen meclislerde şiir okuyan şairler vadı. Orneğin Di’bil Hazai bu şairler arasında çok meşhur olan bir şairdir ve İmam Rıza (a)’ın huzurunda şiir okumuş, halkı ve İmam (a)’ı ağlatmıştır.
Aşura törenleri Caferi/Alevilere mi mahsustur?
Gerçi bize göre İmam Hüseyin’i anmak (bu konudaki şii ve sünni kaynaklarında gelen hadisleri dikkate alarak) bütün müslümanların görevidir ve Kerbela olayını Şii/Alevi yazar ve edebiyatçılar kadar Sünni yazar, edebiyatçı ve tarihçiler de ele almışlardır,
ancak pratikte Kerbela olayını daha çok Ehlibeyt mezhebine mensup toplumlar anmaktalar. Tabi bir çok ülkede (Hindistan ve Lübnan ve Türkiye’mizde görüldüğü gibi) Ehli Sünnet kardeşler de bu anma merasimlerine katılmaktalar.
Kerbela.net’in de aktif ziyaretçileri arasında Ehli Sünnet kardeşlerimizden olanlar çok fazladır.
İmam Hüseyin’i kimler şehit etti?
İmam Hüseyin’i ne sünniler ne de şiiler şehit etmedi. Bu sorunun cevabında verilen bu türden cevaplar genellikle maksatlı ve gerçekçilikten uzaktır.
İbn-i Ziyad’ın ordusunda Yezid’i Müslümanların halifesi olarak haklı ve İmam Hüseyin’i haksız bildiği için gelen de vardı, Ehlibeyt’i sevdiği halde korku ve sair sebeplerden dolayı gelen de vardı.  Bunun dışında başka hedef ve amaçlar taşıyan çeşit çeşit kesimler de yok değildi. Ortak olan şey cehalet, korku ve Ehlibeyt’e vefasızlıktı. Ümmet bütünüyle İslami gerçeklerden uzaklaşmış ve yozlaştırılmıştı.
EHL-İ SÜNNET KAYNAKLARINDA İMAM HÜSEYİN (A.S)
Bilindiği gibi Ehl-i Beyt Mektebi mensupları arasında, Ehl-i Beyt’in, özellikle de İmam Hüseyn (a.s)’ın uğradığı musibetleri anmak için çeşitli münasebetlerde yas merasimleri düzenlenmektedir. Bu merasimlerde Ehl-i Beyt’in başına gelen musibetler dile getirilir, onların faziletleri, hedefleri ve mazlumiyetleri anlatılır, ağıtlar okunur ve onların mazlumiyetine ağlanır.
Fakat bu arada İslam düşmanları ve Müslümanların birlik ve beraberliğine karşı olan ecnebi güçleri tarafından bir takım amaçlarla bazı sorular ortaya atılmıştır.
Bazı gafil Müslümanlar ve her sözü körü körüne kabul eden cahil insanlar da böyle bir şeyin meşru olup olmadığı hakkında şüpheye düşmüşlerdir.
Amaçları, Ehl-i Beyt mektebi mensuplarını bu vesileyle bidat olan bir işe giriştiklerini ve İslam ve “Sünnet-i Nebeviyyede” böyle bir şeyin bulunmadığını, hatta bundan nehye dildiğini iddia ederek birtakım saf Müslümanların zihinlerini bulandırmaktır. Bu şüpheye geniş cevap verebilmek, bu merasimlerin asıl felsefe ve nedenlerini açıklamak ve bunun meşruiyet delillerini ortaya çıkarabilmek için müstakil bir kitap yazmak gerekir. Biz ise bu makalede mezkur konuyu sadece Resulullah’ın sünnetine uygun olup olmama açısından değerlendirip bunun bid’at değil tamamen Nebevi Sünnet’e uygun olduğunu ispatlamak için hadis ve siyer kitaplarından (Ehl-i sünnet kitapları başta olmak üzere), Resulullah’ın bu konudaki bizzat kendi siret ve davranışlarını dile getiren hadislerden sadece bir kaçını kaynaklarıyla birlikte aktarmaya çalışıp kararı okuyucuya bırakacağız. Hadisleri naklettikten sonra da onlardan elde edilen sonuçları birkaç maddede kısaca sıralamaya çalışacağız, inşaallah.
1. HADİS
Hafız Ahmet bin Hüseyin Beyhaki, Esma bint-i Ümeys’den şöyle naklediyor:
“Ben Hz. Fatıma (a.s)’nın oğulları Hasan ve Hüseyin’in ebesiydim. Hasan dünyaya geldiğinde… (Hz. Hasan’ın doğumu ile ilgili birkaç sözü dile getirdikten sonra devamında şunları söylüyor:) Hüseyin dünyaya geldiğinde Resulullah (s.a.a) yanıma gelerek ”
Ey Esma, çocuğumu bana getir” diye buyurdu. Ben Hüseyin’i beyaz bir kundağa sararak Resulullah’a (s.a.a) verdim. Resul-i Ekrem (s.a.a) onun sağ kulağına ezan; sol kulağına ikamet okuduktan sonra Hüseyn’i bana verdi ve ağlamağa başladı.
(Esma diyor ki:) Resulullah’a: “Anam babam sana feda olsun Ey Allah’ın Resulü, ağlamanızın sebebi nedir?” diye sorduğumda âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamber “Bu çocuğuma (ağlıyorum)” diye cevap verdi. “Bu çocuk dünyaya daha yeni geldi” diyen Esma’ya Hz. Peygamber “Ey Esma, Bu yavrumu zalim bir grup öldürecektir. Allah-u Teala (c.c) benim şefaatimi onlara nasip etmesin” diye cevap verdi.” Daha sonra;
“Ey Esma, bunu Fatıma’ya söyleme, çünkü o daha yeni doğum yapmıştır. (Bu haberi duymaya hazırlıklı değildir.) buyurdu.”
Bu hadisi; Hafız Ebu’l-Müayyid Harezmi “Maktelü’l-Hüseyn adlı kitabının 1.cildinin 87 ve 88. sayfalarında kendi senediyle Hafız Beyhaki’den nakletmiştir. Yine Hafız Muhibbiddin Taberi “Zehairü’l Ukba” adlı kitabının 119. sayfasında bu hadisi İmam Rıza (a.s)’nın müsnedinden nakletmiştir.
2. HADİS
Hâkim Nişaburi “Müstedrekü’s-Sahihayn” adlı kitabının cilt 3, sayfa 176’da Haris’in kızı Ümmü’l Fazl’dan şöyle rivayet etmektedir:
Ümmü fazl Resulullah’ın yanına gelerek “Ey Allah’ın Resulü, dün kötü bir rüya gördüm” dedi. Peygamber ne gördüğünü sorunca Ümmü Fazl “Çok kötü bir rüya gördüm Güya senin bedeninden bir parça kesilip benim eteğime bırakılıyordu.” diye anlattığında Resulullah (s.a.a): “Çok iyi bir rüya görmüşşün. İnşaallah kızım Fatıma yakında bir oğlan çocuğu dünyaya getirecek ve o çocuk da senin eteğinde büyüyecek (sen onun dadısı olacaksın)” Böyle de oldu.
Hz Fatıma Hüseyin’i dünyaya getirdi ve onun dadılık iftiharını bana verdiler. Bir gün Hüseyin’i Resulullah’ın yanına götürdüm ve onun kucağına verdim. Hz. Peygamberin, yüzünü diğer tarafa çevirerek ağladığını gürdüm. “Ya Resulullah, annem babam sana feda olsun. Size ne oldu? (Niçin ağlıyorsunuz?) diye sorduğumda şöyle buyurdu: “Cebrail şimdi yanıma gelerek ümmetimin bu çocuğumu öldüreceğini bana haber verdi. Cebrail’e “Bu çocuğumu mu (öldürecekler)?” diye sorduğumda cevaben “Evet” dedi. Daha sonra Cebrail Hüseyn’in katligahından kan renkli olan bir avuç toprak bana getirdi.”
Bu hadis Beyhaki’nin “Delail-ün Nübüvvet” ve İbn-i Asakir’in “Tarih-uş Şam” adlı kitaplarında da başka senetlerle nakledilmiştir.
Harezmi “Maktel-ül Hüseyn” adlı kitabının cilt: 1, sayfa: 158-159’da bu hadisi “Müstedrek-üs Sahihayn”den naklettikten sonra kitabının 162. sayfasında şu hadisi Ümm-ül Fazl’dan rivayet ediyor:
“Ben Hüseyn’i Rasulullah’ın nezdine getirdiğimde onu benden alıp ağlamaya koyuldu ve bana onun ölümünden haber verdi.” Ümm-ül Fazl devamında şunları ekledi: “Cebrail bir grup meleklerle kanatlarını açmış bir halde Rasulullah’ın yanına gelip hepsi Hz. Hüseyin’in müsibetine ağladılar.
Cebrail (a.s) Hüseyin’in şehit düşeceği topraktan bir avuç getirmişti ki ondan misk kokusu geliyordu. Bu toprağı Peygamber’e verdiğinde “Ey Allah’ın Habibi, bu oğlun Hüseyin’in üzerinde şehit düşeceği topraktandır. Allah’ın rahmetinden uzak düşen bir grup Kerbela denen bir yerde oğlunu şehit edeceklerdir.” dedi. Hz. Peygamber de “Ey benim dostum Cebrail, benim ve kızım Fatıma’nın oğlunu katleden ümmet acaba kurtuluşa erer mi?” diye sordu. Cebrail “Hayır, Allah onları (bu işlerinden sonra) ihtilafa düşürecek ve ömür boyu kalp ve dilleri arasında ayrılık bırakacaktır” dedi. Bu hadis aşağıdaki kaynaklardan tahriç edilmiştir:
1- el Füsul-ul Mühimme, s. 154.
2- es-Savaik-ul Muhrika, s. 115, başka bir baskıda, s.190.
3- el-Hasais-ul Kübra c.2, s.125.
4- Kenz-ül Ummal c.6 s. 223. Galiba bu, İslam tarihinde Hüseyin için Rasulullah’ın evinde ilk tutulan yas töreniydi. Dünya o güne kadar daha yeni doğmuş bir çocuğa (Hz. Fatıma’nın oğlu Hz. Hüseyin hariç) ağlanıldığına şahit olmamıştı. Böyle bir durumda olması gereken sevinç yerine üzüntü görülüyor; göz aydınlığı yerine ölüm haberi veriliyor ve öleceği yerin toprağı hediye getiriliyordu. Hz. Hüseyin’in doğum günü, Allah indinde başka bir özellik taşıyordu. Allah bu günü Resulullah’a (s.a.a) ve O’nun tertemiz Ehl-i Beyt’ine hüzünlü ve musibetli bir gün kılmıştır.
3. HADİS
Ebu-l Müeyyid Harezmi “Maktel-ül Hüseyn” kitabının 163. sayfasında şöyle naklediyor:
“Hz. Hüseyin doğumundan bir yıl geçtikten sonra on iki melek Rasulullah’a nazil olup şöyle dediler: “Kabil’in, Habil’in başına getirdiği şeyin aynısı oğlun Hüseyin’in başına gelecek; Habil’e verilen sevabın aynısı Hüseyin’e verilecek; Kabil’e verilen azabın aynısı da Hüseyin’in katiline verilecektir” devamla şöyle diyor: “Gökteki bütün melekler Resulullah’a nazil olarak baş sağlığı diliyorlar, Hüseyin’in şehit düşeceği toprağı ona gösteriyorlardı. Resulullah da şöyle dua ediyordu: “Allah’ım Hüseyin’e yardımda bulunmayanları zelil et, onu öldürenleri öldür ve onları dileklerinden mahrum kıl.”
Hüseyin’in doğumunun II.yıldönümünde Resulullah (s.a.a) bir yolculuğa çıkmıştı. Bu yolculuğa bir süre devam ettikten sonra birden bire durarak ağlar bir gözle istirca ayetini “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” okudu. Sebebini soranlara “Cebrail bana Fırat nehrinin kenarında bulunan Kerbela adlı yerde oğlum Hüseyin’in öleceğinden haber verdi” diye cevap verdi. “Pekiyi, onu kim öldürecektir” sorusuna cevaben Hz. Muhammed (s.a.a) şöyle buyurdu: “Yezid denen bir şahıs (onu öldürecektir). Orada bedeninin defnedildiğini, başının da armağana götürüldüğünü gürüyorum. Allah’a andolsun ki Allah oğlum Hüseyin’in başını görüp de sevineni nifaka düçar eder ve kalbiyle dilini ihtilafa düşürür.”
Resulullah bu yolculuğundan döndükten sonra üzgün bir halde minbere giderek içlerinde Hasan ve Hüseyin’in de bulunduğu bir topluluğa hitaben şunları söyledi: “Allah’ım, ben senin kulun ve peygamberin Muhammed’im ve bu iki çocuk da benim temiz itretimden ve neslimin seçilmişlerindendirler. Ey Rabbim, Cebrail bana oğlum Hüseyin’in yardımcısız kalıp öleceğinden haber verdi. O’nun ölümünü benim için mübarek et, onu şehitlerin efendisi kıl.”
Ebu-l Müeyyid devamında şunları naklediyor: “Camide bulunan halk bu sözleri duyunca ağlamaya başladı. Bunu gören Resulullah (s.a.a) onlara: “Ağlıyorsunuz da yardımcı olmuyorsunuz” diye hitapta bulundu ve şöyle dua etti: “Allah’ım sen kendin onun velisi ve yardımcısı ol”.
4. HADİS
Ebu-l Kasım Taberani “El-Mu’cem-ül Kebir.” adlı kitabında Ebu Ümame’den Resulullah’ın kendi zevcelerine Hüseyin’i ağlatmamaları hususunda tembihte bulunmuş olduğunu naklediyor. Ravi şöyle rivayet ediyor:
Resulullah’ın Ümmü Seleme’nin evinde olduğu bir gün Cebrail O’na nazil oldu. Peygamber Ümmü Seleme’den hiç kimsenin içeriye girmemesini istedi. Bu esnada Hüseyin (a.s) geldi ve Resulullah’ı (s.a.a) odada gördüğünde içeriye girmek istedi. Ümmü Seleme peygamber torununu kucağına olarak kendi sözleriyle içeriye girmesine mani olmak istedi, fakat Hüseyin’in şiddetli ağlamasını gördüğünde onu bıraktı ve Hüseyin peygamber’in olduğu odaya girerek, kucağına oturdu.
Cebrail Resul-i Ekrem’e “Senin ümmetin bu çocuğunu öldürecektir” diye arzettiğinde peygamber (s.a.a) “Bana iman ettikleri halde mi O’nu öldürecekler?” diye sorduğunda Cebrail “Evet, onu öldürecekler” dedi. Daha sonra bir avuç toprağı Resulullah’a göstererek Hüseyn’in ölüm yerinden haber verdi. Hz. peygamber Hüseyn’i bağrına basarak hüzünlü bir halde dışarıya çıktı. Peygamberin bu halini gören ve Resulullah’ın çocuğu içeriye bırakmasına kızdığını zanneden Ümmü Seleme “Ya Resulullah, senin yoluna feda olayım. Gerçi siz kimseyi içeriye almamamı istemiştiniz, ama sizin bizden bu çocuğu ağlatmamamızı istediğinizden dolayı onu içeriye aldım” dedi.
Hz. Peygamber onun cevabını vermeden ashabının yanına giderek “Benim ümmetim bu çocuğumu öldürecektir” diye buyurdu. Ashabın içerisinde bulunan Ebubekir ve Ömer “Ya Resulullah iman sahibi olduğu halde mi onu öldürecekler?” diye sorduklarında Hz. Peygamber Hüseyin’in şehit düşeceği toprağı onlara göstererek “Evet, bu toprakta onun üzerinde şehit edileceği topraktır” diye buyurdu.
Bu rivayeti Hafız Haysemi aynen “el,Mecma” kitabının cilt 9 sayfa 189’nda Taberani’den nakletmiştir.
5. HADİS
Ebu-l Kasım Taberani “El-Mu’cem-ül Kebir” adlı kitabının Hüseyin (a.s)’ın hayatı faslında Ümmü Seleme’den şöyle naklediyor:
“Hasan ve Hüseyin benim evimde Resulullah’ın karşısında oynadıkları bir gün Cebrail (a.s) nazil oldu. Eliyle Hüseyin’i işaret ederek; “Ey Muhammed, ümmetin bu çocuğunu öldürecektir.” dedi. Ümmü Seleme diyor ki: “Bu sırada peygamber ağlamaya başladı ve Hüseyin’i bağrına basarak bana hitaben şunu söyledi: “Bu toprak senin yanında emanet kalsın” daha sonra peygamber toprağı kokladığında “Bu toprak bela ve musibet kokuyor” dedi. Ümmü Seleme devamla şunu söylüyor: “Resulullah bana “Ümmü Seleme bu toprak kan rengini aldığında bil ki Hüseyin o toprak üzerinde şehit olmuştur” diye buyurdu.”
Ravi diyor ki: “Ümmü Seleme o toprağı bir cam kasenin içine koyarak onu her gün yoklardı ve şöyle dedi: “Ey toprak, senin kan rengini aldığın gün çok büyük bir gündür.”
Bu hadisi İbn-i Asakir “Tarih-üş Şam” da ve Hafız Kenci “Kifaye” kitabının 279. sayfasında nakletmiştir. Yine “Zehair-ul Ukba”da 147. sayfa; “Mecma-üz Zevaid’de Cilt 9, Sayfa 189; El Hasais-ul-Kubra’da Cilt 2, sayfa 125’de naklolunmuştur.
6. HADİS
İmam Ahmed kendi Müsned’inin c.3, sayfa 242’de Sabit’ten, o da Enes b. Malik’den naklediyor:
Yağmur meleği Peygamber’in yanına gelebilmek için Allah’tan izin istedi. Allah Teâla izin verdi. Peygamberin bu melekle konuştuğu süre zarfında Ümmü Selemeden kimsenin içeriye girmemesi için dikkatli olmasını istedi. Ümmü Seleme diyor ki: “Bu sırada (Resulullah’ın yağmur meleğiyle kanuştuğu anda) Hüseyin içeriye girdi ve peygamber’in yanına gitmek istedi. Ben onun bu isteğine engel olmak için çaba harcarken o elimden kendisini kurtararak Resul-ü Ekrem’in bulunduğu odaya girdi ve Resulullah’ın üzerine çıkarak oynamaya başladı. Melek peygamber’e O’nu seviyor musun?” diye sorduğunda Hz. Muhammed “Evet” diye cevap verdi. Yağmur meleği arzetti: “Bil ki senin ümmetin O’nu katledecektir” Daha sonra “O’nun öldürüleceği yeri bilmek istersen sana göstereyim” dedi ve (eliyle bir yere işaret ederek) kırmızı renkte bir çamur (toprak) getirdi. Ümmü Seleme o toprağı aldı ve kendi elbisesinin köşesinde bir yere bıraktı.
Ahmet, Sabit’in şöyle söylediği rivayet olunuyor diyor: “Biz toprağın alındığı yerin Kerbela olduğunu anladık” bu hadisi başka bir ibareyle Ebu Ya’la kendi müsnedinde Ebu Nuaym “ed-Delail” kitabının Cilt 3, sayfa: 202’de başka bir senetle nakletmiştir. Yine Taberani “el-Mu’cemu’l-Kebir” adlı kitabının Hz Hüseyin’in hayatı faslında ibn-i Meğazili “Menakıb” kitabında ve İbn-i Asakir de “Tarih-üş Şam” kitabında bu hadisi iki senetle nakletmişlerdir. Bu hadisi Muhubbiddin Taberi de “Zehair-ül Ukba” kitabının sayfa 146-147′ sinde İbn-i Hacer-i Askalani de “Es-Savaik-ul Muhrika” adlı kitabının sayfa 115’nde Bağavi’nin “Mu’cem”inde rivayet etmektedirler.
Bir başka hadiste Ümmü Seleme’den şöyle naklolunmuştur: “Hüseyin’in şehadete erdiği gece şu sözleri (şiir halinde) söyleyen birisinden duydum:
Ey cahillikleri yüzünden Hüseyin’i katledenler, zelil olmak ve azaba düçar olmakla müjdelenin, sizler lanetlenmişsiniz Davud’un oğlu (Süleyman)’nın diliyle ve (yine lanetlenmişsiniz) Musa ve İncil sahibi (İsa)’nin diliyle. Ümmü Seleme diyor ki: “Bunları duyduğumda ağlamaya başladım ve cam kasenin içindeki  toprağın kan rengine dönüştüğünü gördüm” Resulullah’ın Ümmü Seleme’nin evinde ağladığını anlatan diğer kaynaklar şunlardır:
1- Zehair-ül Ukba, s. 147.
2- Fusul-ül Mühimme, S. 154.
3- Sirat-üs – Seviyy, s.94.
4- Cevheret-ül Kelam, s.117.
5- Mecma-üz Zevaid c.9, s.118-119
6- Kenz-ül Ummal, C.6, s.223.
7- Müstedrek-üs Sahihayn c.4, s.398.
8- el-Müsannef, c: 12.
7. HADİS
Hafız Cemaleddin Zerendi “Nezm-üd Dürer” adlı kitabının 215. sayfasında Hilal b. Hubab’dan naklen şöyle rivayet ediyor.
“Cebrail Peygamber’in nezdinde olduğu zaman Hasan ve Hüseyin Resulullah’ın yanına gelerek hazretin mübarek sırtına atlıyarak onunla oynuyorlardı. Resul-i Ekrem anneleri Fatıma’ya “Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun? dediğinde Hz. Fatıma (a.s) onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinin elinden kaçarak Hz. Peygamber’in yanına gelerek onunla yeniden oynamaya başladılar. Resulullah (s.a.a) onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Cebrail arzetti: Ey Allah’ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum.” Peygamber Cebrail’e: “Elbette ki çok severim” onlar yaşantımın iki güzel (fesleğen) gülleridir” diye cevap verdi. Cebrail Hüseyin’e işaret ederek şöyle dedi: “Bil ki ümmetin bu oğlunu şehit edecektir.” Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprak getirdi ve Resulullah’a hitaben: “Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir.” Hz. Muhammed bu toprağın adını sorduğunda Cebrail adının Kerbela olduğunu söyledi.
Hilal b. Hübab devamla şunları söylüyor:
Hüseyin müsibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından sarılacağı yere vardığında yakın bölgelerde yaşayan birisini Hz. Hüseyin’in yanına getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bu yerin ismini sorduğunda Kerbela cevabını aldı. Hüseyn (a.s): “Allah’ın Resulü’nün buyruğu doğrudur. Burası bela ve hüzün yeridir.” diye buyurdu. Daha sonra ashabına şöyle buyurdu: “İnin artık, sefer yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır.”
8. HADİS
İbn-i Sa’d “Tabakat-ul Kubra” kitabında Aişe’den şöyle naklediyor:
“Resulullah’ın bir gün uyuduğu sırada Hüseyin içeriye girdi ve Resul-ü Ekrem’e doğru yürümeye başladı. Ben O’nu Resulullah’tan uzaklaştırıp işimin başına döndükten sonra Hüseyin tekrar iki alem serverinin yanına yaklaştı. Hz. Muhammed ağlar bir şekilde uyandı. “Niçin ağlıyorsunuz?” diye sorduğumda “Cebrail Hüseyin’in şehit düşeceği yerin toğrağını gösterdi. Allah’ın gazabı onun kanını dökenlere çok şiddetlidir” diye buyurdu. Daha sonra Resulullah elini açtığında (ince kum) toprağı gördüm” Resulullah bana hitaben buyurdu:
“Ey Aişe, varlığım elinde olan Allah’a andolsun ki bu olay beni çok üzüyor. Benden sonra Hüseyin’i ümmetimden hangisi öldürecektir.”
Hz. Peygamber’in Aişe’nin evinde bulunduğu zamanlar da Hüseyin’e ağladığı çeşitli senetler ve metinlerle aşağıdaki kaynaklarda anlatılmaktadır.
1. Mu’cem-ul Kebir: Hz. Hüseyin’in hayatıyla ilgili fasıl.
2- Müsned-i Ahmet, c:6, s:294.
3- Haysemi “el-Mecma” c.9, s:187’de.
4- Sevaik-ul Muhrika, s:115. diğer bir basımda 190.
5- Seyyid Mahmut Medeni, Sirat-üs Seviyyi’de.
6- Tarih-uş Şam
7- Dar-i Kutni “İlel-ül Hadis” c. 5’de.
8- Maktel-ül Hüseyin c.1, s.159.
9- Mecma-üz Zevaid c.9, s.187-188.
10- Süyuti “Hasais” c:2, s.125-126’da.
9. HADİS
Şerif Ebu-l Hüseyin Akiki “Ahbar-u Medine” adlı kitabında Hz. Ali’den şöyle rivayet ediyor.
Resulullah (s.a.a) bir gün bizleri görmek için eve gelmişti. Hazırladığımız yemeği ve Ümm-ü Eymen’in bize gönderdiği bir kâse süt ve bir kap hurmayı da yemek için ortaya bıraktık. Resulullah (s.a.a) yedi, biz de yedik. Daha sonra (yemekten sonra) ben Resul-ü Ekrem’in ellerini yıkadım. Hazret; ellerini başına yüzüne ve sakalına çektikten sonra kıble’ye doğru oturdu ve istediği duaları etti. Sonra (yağmur gibi) göz yaşı dökerek kendisini üç defa yere vurdu. Biz yaptığı bu işin sebebini sormaktan korkuyorduk. Bu esnada Hüseyin o Hazret’in sırtına çıktı ve Resulullah tekrar ağlamaya başladı. Hz. Hüseyin (a.s) bu durumu görünce: “Anam, babam sana feda olsun (ya Resulullah) ağlamanızın sebebi nedir? “Babacığım, şimdiye kadar sizde şahit olmadığım bir davranış gördüm” diye sorduğunda Resul-ü Ekrem ona hitaben şöyle buyurdu: “Evladım bugün sizleri ziyaret etmekten o kadar sevinçli oldum ki şimdiye kadar öylesine sevinçli olmamıştım, ama habibim Cebrail yanıma gelerek sizlerin ölümünüzü ve ölüm yerlerinizin dağınık olduğunu bana haber verdi; bu haber beni çok üzdü (etkiledi). Allah’tan sizin için hayır ve iyilik niyaz ederim.”
Bu hadisi Seyyit Mahmud Şeyhani “Sirat-u Seviyy”de ve Harezmi “Maktel-ül İmam-is Sibt-iş Şehid” kitabında nakletmişlerdir.
10. HADİS
Ebu’l Kasım Taberani “El Mu’cem-ul Kebir” kitabında iki senetle “Muaz b. Cebel’den şöyle naklediyor:

Resulullah (s.a.a) rengi soluk bir şekilde bizlerin yanına geldi ve buyurdu ki:
“Ben geçmiş ve gelecek bütün insanların ilminin verildiği Muhammed’im. Aranızda olduğum müddetçe bana itaat edin; aranızdan göçtüğümde Allah’ın kitabına sarılın; helalini helal, haramını haram diye bilin. Böyle yaparsanız ölüm sizleri güleryüz ve rahatlıkla karşılar. Benden sonra fitneler karanlık gece parçaları gibi sizlere yüz çevirecektir. İlahi elçilerden (peygamberler ve imamlardan) bir kısmı gittiğinde diğer bir kısmı onların yerini alıyordu, ama bilahere durum değişerek nübüvvetin yerini saltanat aldı.
Allah’ın rahmeti, nübüvveti (ilahi mesajları) olduğu gibi alıp doğru ve sağlam bir şekilde yerine getirenin üzerine olsun.
Ey Muaz, sor ve unutma!
Muaz diyor ki: “Resul-i Ekrem (s.a.a) onları (sultanları) birer birer saymaya başladı. Beşinciye yetiştiğinde buyurdu: “o da Yezit’tir. Allah o’na uğur ve bereket vermesin” sonra gözleri yaşardı ve şöyle devam etti Hüseyin’in şehadetini bana haber verdiler ve onun türbetinden (şehit düştüğü topraktan) bana getirip katilinin de kim olduğunu bana söylediler. Canım elinde olan Allah’a andolsun ki Hüseyin aralarında öldürüldüğü halde onun öldürülmesini önlemeye çalışmayan insanların Allah, göğüsleri ve kalpleri arasına ihtilaf düşürür ve kötülerini onlara musallat eder ve onları tefrikaya düçar eder.” Sonra devamla şöyle buyurdu: “Ah! Ne de teessüf şeydir Al-i muhammedin durumu! Ne kadar ağırdır iş başına getirilecek, azizlerine yetişecek müsibet. Benim evladımı (Hüseyn’i) ve evlatlarını öldürecektir.”
Bu hadis “Tarih-u Şam” “Cami-i Kebir” ve Kenz-ül Ummal” C:6’da da naklolunmuştur. Yine Harezmi bunu “Maktel-us – Sibt-i Şehid” kıtabının 160-161. sayfasında Taberani’den nakletmektedir.
11. HADİS
Ahmet İbn-i Hanbel, kendi müsnedinde c.2, s.60-61’de Abdullah b. Neci’den o da babasından şöyle naklediyor:
“Hz Ali (a.s) ile Sıffin savaşına hareket ediyorduk Neyneva denen yere vardığımızda Hz Ali şöyle seslendi: “Ey Eba Abdillah, fırat nehri kenarında sabırlı ol. Ey Eba Abdillah, sabırlı ol.”
Neci diyor ki: “Meselenin ne olduğunu sorduğumda Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Bir gün Resulullah’ın yanına vardığımda onun ağladığını gördüm ve “Ey Allah’ın peygamber’i sizi birisi kızdırdığından dolayı mı ağlıyor sunuz?” diye sordum. O da şöyle buyurdu: “Hayır Cebrail sen gelmeden biraz önce buradan gitti ve Hüseyin’in fırat nehrinin yanında şehit olacağı haberini bana verdi.” Peygamber bana şöyle buyurdu: Cebrail bana “onun (Hüseyn’in) türbetini görmek ister misin?” dediğinde “Evet” dedim. O da elini uzattı ve bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağladım.”
Bu hadis az bir farkla ve muhtelif senetler ile diğer bir çok kaynaklarda da nakledilmiştir. Biz sadece kaynaklardan bir kısmını zikretmekle yetiniyoruz.
1- el Müsannef, c:12
2- Tabakat-ı İbn-i Sa’d
3- Müsned-i Ebu Ya’la
4- el Mu’cem-ül Kebir C:1
5- Tarih-uş Şam-ı İbn-i Kesir (el Bidayet-u ve’n Nihaye), C:8, S.119.
6- Maktel-ül İmam-ıs Sibt-ış Şehid, C:1, S: 178.
7- Zehair-ul Ukba, S.148.
8- Cami-us Sağir, C:1, S:13.
9- Sevaik-ul Muhrika, S.115.
NETİCE

Zikrettiğimiz bu hadislerden bir çok sonuçlar elde edebiliriz ki burada onlardan bazılarına değineceğiz:
1- Her şeyden önce Resul-i Ekrem’in (s.a.a) vahiy vasıtasıyla ileride meydana gelecek olaylardan özellikle de Ehl-i Beyt’inin uğrayacağı musibetlerden haberdar olmasıdır ki, bu bütün müslümanlar arasında kesinlik kazanan ve kimsenin tereddüt etmeyeceği bir şeydir.
2- Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Ehl-i Beyt’ine ve özellikle Hz. Hüseyin’e (a.s) karşı büyük bir muhabbet, sevgi ve alaka beslediğini ve bu sevginin yakınlık bağlarından ve akrabalık duygularından öte ilahi bir sevgi ve manevi bir alaka olduğunu görüyoruz. Bu gerçeği o hazret muhtelif münasebetlerde defalarca daha net ve açık bir şekilde ortaya koymuş ve Allah’ın emriyle bunu Müslümanlara ilan etmiş ve onlardan da Ehl-i Beyt’ine karşı aynı muamele ve davranışı beklediğini ve peygamberliğinde Müslümanların hidayeti için katlandığı onca zorluklar ve çilelere karşılık olarak sadece Ehl-i Beyt’ini sevmelerini istemiştir (Kur’an-ı Kerim, Şura suresi, ayet: 23)
Bir hadisinde Hz. Ali, Hz. Fatıma Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’e hitaben şöyle buyurmuştur:
“Ben size düşman olup savaşanlara düşmanım ve sizinle sulh içinde olup sizi sevenleri severim” (Sünen-i Tirmizi Kitab-ül Menakıb, Müstedrek-üs Sahihayn, c:3, s.14.
Hasan ve Hüseyin’in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: “Her kim beni, bu ikisini ve bu ikisinin anne ve babasını severse kıyamet günü benim derecemde benimle birlikte olur.” (Müsned-i Ahmet c.2, s.77, Sünen-i Tirmizi, Kitab-ül Menakıb, Tarih-i Bağdat c.3, s.287) Resul-i Ekrem yine buyurmuşlardır ki:
“Hasan ve Hüseyin benim dünyadan iki gülümdürler” (Sahih-i Buhari, Bab-u Rahmet-il Veled ve Takbiluhu, Müsned-i Ahmet, c.2, s.85.) ve buyurmuştur:
“Bunlar benim ve kızımın yavrularıdır; Ey Allah, ben bu ikisini (Hasan ve Hüseyin) seviyorum; Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev.” (Sünen-i Tirmizi, Kitab-ul Menakıb, Hasais-ün Nesai, S. 220).
Bu zikrettiklerimiz bu konuda rivayet edilen yüzlerce hadisten küçük bir örnektir.
3- Bu hadislerden elde edilen diğer bir netice ise şudur ki insanın kendisinin, yakınlarının veya herhangi bir Müslüman ve müminin başına gelen musibetlere ağlaması, hüzünlenmesi caiz hatta bir çok yerlerde müstehap ve nebevi bir sünnettir. Zikrettiğimiz bu mütevatir hadislerin yanı sıra diğer bir çok hadisler ve tarihi parçalar da bunun açık delilleridir. Resulullah’ın amcası Hz. Hamza’ya, amcası oğlu Cafer İbn-i Eb-u Talib oğlu İbrahimle ve… ağlayıp yas tutmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur ki insan karşılaştığı hiç bir musibette ve zorlukta Allah’a rıza ve teslimiyet ruhunu kaybetmemesi ve onun razı olduğu şeylere razı olmasıdır. Yoksa ağlamak hüzünlenmek tabii ve fıtri bir şeydir ve Allah’ın insanlara verdiği bir nimettir.
4- Sözü geçen hadislerden elde edilen en mühim sonuç ise şudur ki bu geçen maddede bahsini ettiğimiz konu açısından Hz. İmam Hüseyin (a.s) daha başka bir özellik taşımaktadır. Zira o hazretin şehadetine ağlamanın, yas tutmanın ve o hazretin kendi ve yaranının göreceği müsibetlerin hatıratını zinde tutma ve unutmamaya çalışmanın tamamen ilahi bir şey olduğunu ve her şeyden önce Hak Teala’nın buna teşvik ettiğini ve sonra da bunun defalarca tekrarlanarak nebevi bir sünnet haline geldiğini ve aynı sünnetin Ehl-i Beyt (a.s) tarafından da takip edildiğini görüyoruz. Öte yandan bütün bunların henüz bu büyük müsibetlerin meydana gelmediği bir durumda olduğunu görüyoruz. Acaba o müsibetleri Resulullah (s.a.a) ve Ehl-i Beyt (a.s) gözleriyle görselerdi ne hale kalırlardı? Bunun tasavvuru bile insana oldukça güç gelir.
İşte Ehl-i Beyt (a.s) dostları da peygamberimizin ve Ehl-i Beyt’inin sünnetine uyarak her yıl o hazrete yas merasimleri düzenlemekte ağlamakta ve ağıtlar okumaktadırlar.
Elbette ki bunların yanı sıra bu merasimlerde özellikle Hz. Hüseyin ve yaranının hayatı siresi ve bu ilahi kıyamdaki hedefleri ve bu kıyamdan müslümanların almaları gereken dersler ve öğütler sık-sık anlatılmaktadır. Gerçi söz biraz uzadı ve meselelerden haberdar olan kardeşlerimiz için bu açıklamalar yersizdir, fakat habersiz olan özellikle de kendilerine bu konularda yanlış ve temelsiz bilgiler aktarılan kardeşlerimiz için bu açıklamalar faydalı ve aydınlatıcı olur inşaallah. Allah-u Teala (c.c) cümlemizi Resulullah’ın ve Ehl-i Beytinin sünnetini takip etmekte muvaffak eylesin Amin.
İmam Hüseyn (a.s):
Ümmet Yezid gibi bir yöneticiye müptela olduğu zaman İslam’la vedalaşmak gerek.
Maktel-il Harezmi, c.1, s.185)

İMAM HÜSEYİN (A.S) HAKKINDA SORULAR
S. 1- İmam Hüseyin (a.s)’ın meşhur lakabı nedir?
C. 1- Seyyidü’ş- Şüheda.

S. 2- İmam Hüseyin (a.s)’ın künyesi nedir?
C. 2- Ebu Abdullah.

S. 3- İmam Hüseyin ne zaman ve nerede dünyaya geldi?
C. 3- Hicretin dördüncü yılının Şaban ayının üçüncü günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiştir.

S. 4- İmam Hüseyin (a.s)’ın hayatı kaç döneme ayrılır?
C. 4- Dört döneme ayrılır:

1- Resulullah (S.a.a)’in dönemi.

2- Babası Hz. Ali (a.s)’ın dönemi.

3- Kardeşi İmam Hasan’la birlikte olduğu dönem.

4- O Hazretin imamet dönemi.

S. 5- İmam Hüseyin’in imametlik dönemi kaç yıldır?
C. 5- On yıl.

S. 6- İmam Hüseyin (a.s) kaç yıl Hz. Resulullah’ın zamanında yaşamıştır?
C. 6- Altı yıl civarında.

S. 7- İmam Hüseyin kaç yıl babasıyla birlikte oldu?
C. 7- Otuz yıl civarında.

S. 8- İmam Hüseyin (a.s), babasından sonra kaç yıl kardeşi İmam Hasan (a.s)’la birlikte yaşamışlardır?
C. 8- On yıl civarında.

S. 9- İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabından olup her gece Kur’ân hatmeden ve kırk yıl boyunca sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılan şahsiyetin ismi nedir?
C. 9- İsmi; Bureyr bin Huzayr’dır. O zahid ve abid bir kişi idi; ona “Seyyid’ul- Kurra” diyorlardı.

S. 10- İmam Hüseyin (a.s)’ın oğlu Ali Ekber’in sima ve ahlakı nasıl idi?
C. 10- Hz. Ali Ekber güzel yüzlü bir gençti; sima ve ahlak açısından Resulullah (S.a.a)’e herkesten daha çok benziyordu. Bir kavle göre, Aşura günü Ehl-i Beyt’ten ilk şehit olan odur.

S. 11- İmam Hüseyin (a.s)’ın sancaktarı kim idi?
C. 11- Kendisine “Sakka” lakabı verilen, Hz. Ebu’l- Fazl’il- Abbas idi.

S. 12- İmam Hüseyin (a.s)’ın kölesinin ismi ne idi ve ne özelliğe sahipti?
C. 12- İmam Hüseyin (a.s)’ın kölesinin ismi, “Eslem” idi; onun özelliklerinden biri Kur’ân karisi olması idi; Kur’ân ayetlerini kalbe işleyen yanık bir sesle okuyordu.

S. 13- İmam Hüseyin (a.s)’ın müezzininin ismi ne idi?
C. 13- Haccac bin Mesruk idi.

S. 14- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, ne zaman Medine’den Mekke’ye hicret etmiştir?
C. 14- İmam Hüseyin (a.s), Hicretin 60. yılı olan Recep ayının 28’inde, Pazar akşamı çocukları, kardeşleri (Muhammed bin Hanefiyye hariç) ve akrabalarından bir grup kimseyle birlikte geceleyin Medine’den Mekke’ye doğru hareket ettiler ve Şaban ayının üçünde Cuma akşamı Mekke’ye ulaştılar.

S. 15- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, kaç gün Mekke-i Muazzama’da kalmış ve hangi tarihte Mekke’den Irak’a doğru yola çıkmışlardır?
C. 15- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, takriben 95 gün Mekke’de kaldılar; ama haclarını tamamlayamadıklarından onu umreye çevirerek Zihicce’nin 8. günü ailesi ve evlatlarıyla birlikte Mekke’den Irak’a doğru yola koyuldular.

S. 16- İmam Hüseyin (a.s) neden hac günlerinde Temettu Haccını Umre-i Müfrede’ye çevirerek Mekke’den ayrıldılar?
C. 16- Bunun sebebi şu idi: İmam Hüseyin (a.s), Yezidi’n adamlarından bir grup insanın, kendisine suikast düzenlemek için hac maskesi altında Mekke’ye gönderildiklerini ve Mekke’nin çevresinde ihram elbisesinin altında gizledikleri silahla kendisini öldürmekle görevli olduklarından haberdar oldu. Bu sebepten dolayı İmam (a.s) Temettu Haccını Umre-i Müfrede’ye çevirdi ve bir grup halk için kısa bir konuşma yaptıktan sonra o günün sabahı yani Zilhicce’nin sekizinde bir grup yaran, kardeş ve akrabalarıyla birlikte Allah’ın evinin ihtiramını korumak için Mekke’den çıkarak Irak’a doğru hareket ettiler.

S. 17- İmam Hüseyin (a.s) Mekke’den ayrıldığında okuduğu hutbe ne idi ve hangi isimle meşhurdur?
C. 17- İmam Hüseyin (a.s) Mekke’den çıkmadan bir gün önce kendi ashabına “Hutta’l- Mevt” hutbesi adıyla meşhur olan bir hutbe okudu. Hutbenin sonunda şöyle geçiyor: “Kim bizim yolumuzda kalbinin kanını dökmeye ve Allah’a kavuşmaya hazırsa, bizimle gelsin; ben yarın saban inşaAllah hareket edeceğim.”

S. 18- İmam Hüseyin’in Mekke’ye gönderdiği elçi kim idi?
C. 18- Muslim bin Akil.

S. 19- Kufe halkı İmam Hüseyin (a.s)’a kaç tane davet mektubu göndermişti?
C. 19- Yüz elli civarında.

S. 20- Kufe halkı, İmam Hüseyin (a.s)’ı davet ettiği zaman, kaç kişi Hz. Müslim’e biat etmişlerdi?
C. 20- On sekiz bin kişi.

S. 21- Hz. Müslim’in çocuklarının isimleri nelerdir?
C. 21- İbrahim ve Muhammed’dir; Muhammed İbrahim’den büyüktü; her ikisi de on yaşından küçük idiler.

S. 22- Cebrail, İmamların (a.s) isimlerini Hz. Nuh (a.s)’a bildirdiğinde, onların hangisinin ismini duyunca ağlamıştır?
C. 22- İmam Hüseyin (a.s)’ın ismini duyunca ağladı.

S. 23- İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamına sebep olan en önemli faktör nelerdi?
C. 23- İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamına sebep olan üç önemli faktör şunlardır:
1) Yezid hükümetinin İmam Hüseyin (a.s)’dan biat istemesi ve İmam (a.s)’ın da bu isteğin karşısında şiddetle direnip “Zillet bizden uzaktır” buyurması.
2) Kıyam için hazır olan Kufe halkının, İmam (a.s)’ı ısrarla oraya davet etmeleri.
3) İslam’ın Füru-u Din’inden olan, iyiliğe emretmek kötülükten sakındırmak emriyle amel etmesi.

S. 24- Kerbela’nın sözcük anlamı nedir?
C. 24- Kerbela, gam ve bela anlamınadır. İmam Hüseyin (a.s) Kerbela ismini duyduklarında şöyle buyurdular: “Allah’ım kerb (gam) ve beladan sana sığınıyorum.”

S. 25- İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabı meydana gitmek istediğinde, onların arasında var olan sünnet ne idi?
C. 25- Maktel yazanları şöyle yazmışlardır: İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabı arasında şöyle bir sünnet var idi; Onlardan her hangi biri savaş meydanına gitmek istediğinde İmam Hüseyin (a.s)’ın huzuruna gelerek şöyle diyordu: “Es-selam-u aleyke yebne Resulullah!” (Selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu!”) İmam (a.s) da onların cevabını vererek; “Biz de yakında size kavuşacağız” buyuruyorlardı ve şu ayeti tilavet ederlerdi: “Feminhum men kaza nahbeh ve minhum men yentezir vema beddelu tebdilen.”

S. 26- Beni Haşim ailesinden Aşura günü ilk şehit olan kimdi?
C. 26- Hz. Ali Ekber (a.s).

S. 27- İmam Hüseyin (a.s)’ın 72 ashabından kaç kişi Beni Haşim ve O Hazretin yakınlarından idi?
C. 27- On yedi kişi.

S. 28- İlk önceleri düşmanın ordusundan olan fakat sonra gerçekten tövbe ederek İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna katılıp şahadete erişen şahsın ismi nedir?
C. 28- Hür bin Yezid-i Riyahi’dir.

S. 29- Neden İmam Hüseyin (a.s) düşmandan bir gece (Aşura gecesini) izin istedi?
C. 29- İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Ebu’l Fazl’il- Abbas’a şöyle buyurdu: “Kardeşim! Düşmana doğru git, onlara de ki; “Namaz kılmamız, dua etmemiz ve Allah’la münacatta bulunmamız için bu geceyi bize mühlet verin. Çünkü ben namaz kılmayı, Kur’ân okumayı, çok dua ve istiğfar etmeyi seviyorum.”

S. 30- Aşura gecesi düşman ordusundan kaç kişi İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna katıldı?
C. 30- İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin Aşura gecesi Kur’ân okumaları, ibadet ve dua etmeleri, düşman askerlerinden 32 kişinin İmam’ın ordusuna katılmalarına sebep oldu.

S. 31- Aşura günü şehit olan damat ve gelinin isimleri nelerdir ve nasıl şahadete eriştiler?
C. 31- Onların isimleri “Veheb” ve “Haniye”’dir. Veheb, savaş meydanına gitmek için İmam Hüseyin (a.s)’dan izin istedi. İmam (a.s) izin verince meydana gidip bir müddet savaştıktan ve düşman ordusundan bir kaçını öldürdükten sonra iki elleri kesilerek düşmanın eline esir düştü. Onu Ömer-i Sa’dın yanına götürdüler, o zalim de onun boynunun vurulmasını emretti; boynunu vurduktan sonra kesilmiş başını İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna doğru attılar. Veheb’in annesi onu alıp yüzünün kanını temizledikten sonra, onu düşmana doğru attı. Veheb’in eşi “Haniye” kendisini kocasının kana boyanmış bedenine ulaştırdı, onum kanlarını temizleyerek şöyle diyordu: “Cennet sana hoş olsun” Şimr bu durumu görünce, kölesine onu öldürmesini emretti, köle de elindeki demir sopayla onu şahadete eriştirdi.

S. 32- Kerbela’da şehit edilen ilk ve tek kadının ismi nedir?
C. 32- Veheb’in eşi olan Haniye’dir.

S. 33- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günü, savaşın tam kızgın zamanı ameli olarak açıkça yerine getirdiği İlahi farizalardan biri ne idi?
C. 33- Cemaat namazı kıldırması idi. İmam Hüseyin (a.s) bir grup ashabıyla birlikte öğle namazını korku namazı adı altında kıldılar; İmam’ın ashabından iki kişi namazın sonuna kadar kendilerini Hazrete siper etti. Onlardan biri, düşman tarafından atılan okların bedenine isabet etmesi sonuca şahadete erişti.

S. 34- Aşura gününün öğle namazı vaktini, İmam (a.s)’a hatırlatan şahsın ismi nedir ve İmam (a.s) ona hitaben ne buyurdular?
C. 34- Aşura gününün öğle vakti “Ebu Sumame-i Seydavi” güneşe bakarak öğle vaktinin girdiğini anlayınca İmam (a.s)’a şöyle dedi: “Gerçi düşmanın fırsat vermeyeceğini biliyorum, ama son namazı sizinle kılıp öylece Allah’a kavuşmak istiyorum.”

Bunun üzerine İmam (a.s) gökyüzüne bakarak şöyle buyurdular: “Namazı bana hatırlattın, Allah seni hatırlatan ve namaz kılanlardan kılsın. Şimdi öğlenin ilk vaktidir, namaz kılmamız için düşmandan mühlet isteyin.”

S. 35- Beni Esed tayfasından olup İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabından olan, Bedir ve Huneyn savaşlarına katılmış olup Aşura günü İmam (a.s)’ın yanında şahadete erişen yaşlı kişinin ismi nedir?
C. 35- Habib bin Mezahir’in akrabalarından olan “Enes bin Haris-i Kahili”dir.

S. 36- Ebuzer’in azad edilmiş kölesi olan ve İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve daha sonra İmam Hüseyin (a.s)’ın evinde yaşayan ve nihayet Kerbela’da İmam Hüseyin’in yanında şahadete erişen şahsın ismi nedir?
C. 36- Cevn’dir.

S. 37- Neden İmam Hüseyin (a.s) Aşura günü düşmanlarından bazılarını öldürmüyordu?

C. 37- İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyor: “Babamın öldürmediği kimselerin soyundan biz Ehl-i Beyt’i sevecek kimseler dünyaya gelecekti. İşte İmam (a.s) bu yüzden bizi sevecek insanların babalarının sulbünde korunması için onları öldürmüyordu.”

Diğer İmamların hakkında da buna benzer bir çok rivayetler vardır; onlar da bazı kimseleri, onların sulbünde yer alan imanlı insanlardan dolayı öldürmüyorlardı.

S. 38- Aşura günü, neden en büyük musibet günü olarak tanıtılmıştır?
C. 38- Abdullah bin Fazl-i Haşimi şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a; “Neden Resulullah’ın son vefat günü, Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hasan vs. İmamların şahadet günleri değil de sadece Aşura günü en büyük musibet, gam, üzüntü ve matem günü olarak tanıtılmıştır?” dediğimde şöyle buyurdular:

“Bunun sebebi şundan ibarettir: Ashab-ı Kisa (Âl-i Aba) Allah katında insanların en değerlisi idiler. Bunlar beş kiydiler: ‘Hz. Peygamber (S.a.a), Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s).’ Hz. Peygamber (S.a.a) vefat ettiğinde gerçi musibet çok büyüktü, ama Ashab-ı Kisa’dan dört kişi yaşıyordu, bunlar halkın mercii ve sığınağı idiler. Hz. Fatıma (a.s) şahadete eriştiğinde musibetin çok büyük olmasına rağmen halk Ashab-ı Kisa’dan üç kişiyi kendi aralarında görüp ihtiyaç duyduklarında onlara sığınıyorlardı. İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan (a.s)’da da durum aynıydı. Ama İmam Hüseyin (a.s) şehit olduğunda, Ashab-ı Kisa’dan halkın mercii ve sığınağı olacak kimse kalmamıştı. Bundan dolayı İmam Hüseyin (a.s) bekası Ashab-ı Kisa’nın bekası olduğu gibi, onun şahadeti de onların hepsinin şahadeti gibiydi. Bu sebepten dolayıdır ki Aşura günü, gam, üzüntü ve matem açısından günlerin en musibetlisi olarak tanıtılmıştır.”

Abdullah bin Fazl-i Haşimi sözünün devamında şöyle diyor: Ben İmam Sadık (a.s)’a; “Öyleyse İmam Seccad (a.s) için ne diyorsunuz?” dediğimde şöyle buyurdular:

“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), İmam ve halka hüccetti. Fakat Resulullah (S.a.a)’i görmemişti, onun ilmi baba ve cetlerinden miras olarak ona yetişmişti. Ama İmam Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) Hz. Peygamberle uzun süre birlikte olmuşlardı. Halk da onları Hz. Peygamber (S.a.a) ile birlikte görmüştü. Bundan dolayı Onlardan birini gördüklerinde, Hz. Peygamber (S.a.a)’in hatıraları, söz ve davranışları onlar için canlanıyordu.”

S. 39- İmam Hüseyin (a.s) ve Yahya bin Zekeriyya (a.s) arasında ne gibi benzerlikler vardır?
C. 39- Bu iki yüce ve mazlum şahsiyet arasında olan benzerlikler çoktur. Fakat biz yedi tanesiyle yetiniyoruz:
1) Bu iki masuma isim takılmadan önce, onların isminde hiç kimse yoktu.
2) Her ikisi de altı aylık iken dünyaya gelmişlerdi.
3) O ikisinin doğumundan önce, semavi haber ve vahiyler onların doğum ve durumlarını açıklamıştı.
4) Gök her ikisine de ağladı. “Fema beket aleyhim’is- semau ve’l arz” ayetinin tefsirinde bununla ilgili hadis nakledilmiştir.
5) Her ikisinin katili veled’üz- zina idi.
6) Her ikisinin de başını altın leğene koyup fasık ve zalimlere götürdüler.
7) Bu iki mazlumun, rivayetlere göre başlarının konuşması.

S. 40- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günündeki en son askeri kimdi ve kimin eliyle şahadete erişti?
C. 40- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günü en son askeri, Hz. Ali Esğer idi. Babası İmam Hüseyin (a.s)’in elleri üzerinde, Hermele bin Kamil-i Esedi’nin okuyla şahadete erişti.

S. 41- Kerbela şehitlerinden kimlerin başlarını bedenlerinden ayırmadılar? Niçin?
C. 41- Hz. Ali Esğer ile Hür bin Yezid-i Riyahi’nin başlarını bedenlerinden ayırmadılar. Çünkü İmam Hüseyin (a.s) Ali Esğer’i defnetmişti; Hür bin Yezid-i Riyahi’nin de akrabaları onun başının bedeninden ayrılmasına mani oldular.

S. 42- İmam Hüseyin (a.s)’ın Kerbela’da kendisiyle birlikte şehit olan ashabı kaç kişiydi?
C. 42- Meşhur kavle göre 72 kişi.

S. 43- İmam Hüseyin (a.s)’ın, yaya olarak cenazesinin baş ucuna geldiği ve onun için ağıt okuyup ağladığı şahsın ismi nedir?
C. 43- Hür bin Yezid-i Riyahi.

S. 44- Rivayetlerimizde Beytullah’il Haram haccının bedeli olarak tanıtılan şey nedir?
C. 44- Beytullah’il Haram’ın (sevap bakımından) bedeli olarak tanıtılan şey, İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin ziyaretidir. Allah’ın evinin ziyaretine gitmeye gücü olmayan kimseler, onun yerine İmam Hüseyin’in kabrinin ziyaretine gidip o sevabı kazanabilirler.

S. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti nasıl bir ziyarettir?
C. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti, Sahib’uz- Zaman İmam Mehdi (a.s)’dan nakledilen bir ziyarettir. Hazret Kerbela şehitlerinin hepsinin isim ve nişanelerini bu ziyarette zikredip onlara selam gönderdiği gibi, onlardan her birinin katilinin de ismini zikredip onlara lanet etmiştir.

S. 46- Namaz kılarken Kerbela toprağına secde etmenin fazileti nedir?

C. 46- Necat’ul- İbad risalesinde şöyle nakledilmiştir: “Kim namaz kıldığında Kerbela toprağına secde ederse, namazın kabul olmasına mani olan engeller yok olup İmam Hüseyin (a.s) toprağının bereketiyle namazı kabul olur.”

S. 47- İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra Kerbela’da en son şehit olan kimdi?
C. 47- Kerbela’da en son şehit olan “Süveyd bin Amr” isminde yaşlı bir adamdır. Bu şahıs Aşura günü, var gücüyle savaştı, aldığı çok yara ve darbeler neticesinde bayılıp yere düştü. Düşman onun öldüğünü zannederek ondan vazgeçti. O bir müddetten sonra kendine gelip İmam Hüseyin (a.s)’ın şehit olduğunu anlayınca o haliyle kalkıp yanında bulunan hançerle düşmana saldırdı, bir müddet savaştıktan sonra şahadete erişti. Böylece o, İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra şahadete erişen kişiydi.

S. 48- Kerbela şehitlerinin başları ne zaman ve kimin emriyle bedenlerinden ayrıldı?
C. 48- Muharrem’in on birinci günü, Ömer Sa’d’ın emriyle.

S. 49- İmam Hüseyin (a.s) ne zaman ve nerede şahadete erişti?
C. 49- Hicretin 61. Yılı Aşura günü Kerbela’da şahadete erişti.

S. 50- İmam Hüseyin (a.s) kaç yaşında şehit oldu?
C. 50- 57 yaşında.

S. 51- İmam Hüseyin (a.s) şehit olduktan sonra, kaç atlı Hazretin bedenini atların tırnaklarıyla çiğnetti?
C. 51- İmam Hüseyin (a.s) şehit olduktan sonra, on kişi İmam (a.s)’ın bedenini atların tırnaklarıyla çiğnettiler.

S. 52- İmam Hüseyin (a.s)’ın katili kimdir?
C. 52- Şeyh Şuşteri (r.a) şöyle yazıyor: “İmam Hüseyin (a.s)’ın katili ilk başta Yezid’dir. Çünkü O İmam Hüseyin (a.s)’dan zorla biat alınmasını, biat etmediği takdirde hazretin başının kendisine gönderilmesini emretmişti. Yezid’den sonra İmam Hüseyin (a.s)’ın katili İbn-i Ziyad’dır. Çünkü o bu cinayete zemine hazırlamış ve İmam’ın aleyhine ordu toplamıştır. Ondan sonra da İmam’ın katili İbn-i Sa’d’dır. Çünkü Kerbela vakasından sonra onu, İmam Hüseyin (a.s)’ın katili olarak çağırıyorlardı. Onlardan sonra da İmam (a.s)’ın katili Şimr’dir. Çünkü o da büyük musibetin faili olmuştur.

S. 53- İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeninde kaç ok, mızrak ve kılıç yarası var idi?
C. 53- İmam Bakır (a.s)’ın buyurduğuna göre, İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeninde 320 kılıç, mızrak ve ok yarası vardı.

S. 54- İmam Hüseyin (a.s)’ın atının ismi ne idi?
C. 54- Zülcenah.

S. 55- Zulcenah, İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeniyle nasıl vedalaştı?
C. 55- İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra, Zulcenah İmam (a.s)’ın parçalanan bedeninin yanına gelerek yelesini Hazret’in kanına boyadı, O’nun bedenini kokladı ve yüksek sesle kişnemeye başladı.

İmam Bakır (a.s) buyuruyor ki; “Zulcenah kişnerken şöyle diyordu: Peygamber’in evladını öldüren ümmetin zulmünden dolayı vay hallerine!”

S. 56- Kerbela şehitlerinin naşı ne zaman ve kimlerin vasıtasıyla defnedildi?
C. 56- Kerbela şehitlerinin naşı, hicri 61. Yılın Muharrem ayının 13. günü defnedildi. Şöyle ki, “Alkame” nehirinin yakınındaki bir köyde yaşayan “Beni Esed” kabilesi, gelip Kerbela şehitlerinin mübarek bedenlerini defnederken İmam Hüseyin (a.s) ve başları bedenlerinde olmayan diğer şehitlerin bedenlerini tanımıyorlar, bu yüzden ne yapacaklarını bilmeyerek şaşırıp kalıyorlar, bu esnada aniden bir atlı onların yanına gelerek; “Niçin buraya gelmişsiniz?” diye soruyor. Onlar da cevaben: “Bu cesetleri defnetmek için gelmişiz, fakat onların kim olduğunu tanımıyoruz.” diyorlar. İmam Seccad (a.s)’ın kendisi olan o atlı, bütün şehitleri tek-tek tanıtıyor ve onları defnediyorlar. İmam Seccad (a.s) ‘ın kendisi de babasının pare-pare olmuş bedenini bir hasrın içerisine koyarak onu defnediyor.

S. 57- İmam Hüseyin (a.s)’ın mübarek bedeni kimin vasıtasıyla tanındı ve defnedildi?
C. 57- İmam Seccad (a.s)’ın.

S. 58- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabri nerededir?
C. 58- Kerbela’da.

S. 59- Neden İmam Hüseyin (a.s)’ın kabri altı köşelidir?
C. 59- Hz. Ali Ekber’in mübarek na’şı, babası İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında defnedildiğinden dolayı kabir altı köşeli olmuştur.

S. 60- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin üst tarafında, halis altın suyuyla ne yazılmıştır?
C. 60- Nur ayetinden sonra Hz. Peygamber (S.a.a) ‘in buyurmuş olduğu şu hadis yazılmıştır: “Ey Cabir! Hüseyin’in kabrini ziyaret et. Çünkü Hüseyin’in kabrini ziyaret etmenin sevabı, (müstahap olan) yüz haccın sevabıyla eşittir. Kuşkusuz Hüseyin’in kabri, cennet bahçelerinden bir bahçedir… Kerbela da cennet yeridir.”

S. 61- Resulullah (S.a.a), İmam Hüseyin’in kabrini ziyaret etmenin sevabı hakkında ne buyurmuştur?
C. 61- Hz. Peygamber (S.a.a) Ayşe’ye şöyle buyurdu: “Kim, oğlum Hüseyin vefat ettikten sonra onun kabrini ziyaret ederse, Allah Teala benim haclarımdan bir haccın sevabını onu ziyaret edene verir.”

Aişe; “Haclarından bir haccın sevabını mı?” dediğinde Hz. Peygamber (S.a.a); “İki haccımın sevabını ona verirler.” buyurdular.

Aişe daha fazla şaşırarak; “İki haccının sevabını mı?!” dediğinde Resulullah (S.a.a): “Hatta üç haccımın sevabı, onu ziyaret edene verilir.” buyurdular.

Bu mevzu böylece tekrarlandı; nihayet Resulullah (S.a.a); “Allah Teala, benim doksan haccımın sevabını Umre sevaplarıyla birlikte onun kabrini ziyaret edene verecektir.” buyurdular.

S. 62- İmam Hüseyin (a.s)’ın vasiyeti ne gibi sözleri içermektedir?
C. 62- İmam Hüseyin (a.s), Irak’a doğru hareket ettiğinde bir vasiyetname yazarak kardeşi Muhammed-i Hanefiyye’ye verdi. Bu vasiyetnamede, Allah’ın birliğine, Hz. Peygamber (S.a.a)’in peygamberliğine ve ahiretin hak olduğuna ikrar ettikten sonra şöyle geçmiştir:

“Ben bencillik, zulüm ve yeryüzünde bozgunculuk yapmak için kıyam etmedim; ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, babam Ali bin Ebu Talib’in yolunda gitmek ve iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için kıyam ettim.

S. 63- İmam Hüseyin (a.s)’ın kaç çocuğu vardı?

C. 63- Büyük bir alim ve mühaddis olan şeyh Mufid şöyle diyor: “İmam Hüseyin (a.s)’ın altı çocuğu vardı:

1) Annesi Şehrbanu olan İmam Seccad (a.s).

2) Annesi Leyla olan Ali Ekber (a.s).

3) Kerbela vakasından önce vefat eden Cafer.

4) Annesi Rubab olan ve İmam Hüseyin (a.s) ‘ın kucağında boğazından oklanarak şahadete erişen Abdullah (Ali Esğer).

5) Annesi Rubab olan Sekine.

6) Annesi Ümmü İshak olan Fatime.

S. 64- İmam Hüseyin (a.s)’ın en büyük oğlunun ismi nedir?
C. 64- Merhum şeyh Mufid ve şeyh Saduk İmam Seccad (a.s)’ı İmam Hüseyin (a.s)’ın en büyük oğlu bilmişlerdir. Ama allame seyyid Muhsin “A’yan’uş- Şia” kitabında Hz. Ali Ekber’in, İmam Hüseyin (a.s)’ın En büyük oğlu olduğunu vurgulamıştır.

S. 65- Hz. Zeyneb (a.s) ne zaman ve nerede dünyaya gelmiş ve vefat ettiği yer neresidir?
C. 65- Hz. Zeyneb (a.s) hicretin 5. veya 6. yılı Cemadelula’nın beşinde Medine’de dünyaya geldi; hicretin 62. yılında ise Medine veya Şam’da vefat ettiler. Bazı raviler ise hicretin 64. yılında vefat ettiğini yazmışlardır.

S. 66- Hz. Zeyneb (a.s)’ın evlenme şartı ne idi?
C. 66- Hz. Zeyneb (a.s) evlenme yaşına ayak bastıklarında pek çokları onu istedi. Fakat amcası oğlu Abdullah bin Cafer’in istemesi şu şartla kabul edildi: “Kardeşi İmam Hüseyin (a.s) ne zaman yolculuğa çıkarsa, onunla beraber olacak ve Abdullah buna mani olmayacaktır.” Abdullah da bu şartı kabul etti, böylece Hz. Zeyneb (a.s) onunla evlendi.

S. 67- Hz. Zeyneb (a.s) neden, İmam Hüseyin (a.s) onun şehit olan oğullarını çadıra getirdiğinde dışarı çıkmadı?
C. 67- Hz. Zeyneb (a.s) daima şehitlerin mübarek na’şlarını bütün kadınlardan önce karşılıyordu, ama kendi oğullarının mübarek na’şlarını getirdiklerinde çadırdan dışarı çıkmadı. Çünkü kana boyanan oğullarının bedenlerini görmekle sabırsızlık göstererek mükafatını azaltabilir ve kardeşi de onu bu halde görerek bacısı karşısında mahcup olabilirdi. İşte bu yüzden çadırdan dışarı çıkmadı.

S. 68- İmam Hüseyin (a.s)’ın kardeşi olan Hz. Ebu’l Fezl’il- Abbas’ın lâkapları ne idi?

C. 68- Hz. Ebu’l Fazl’il- Abbas’ın bir çok lâkapları vardır. Bunlardan her biri onun yüce şahsiyetinin özelliklerinden bir nişanedir. O lâkaplar şunlardır:

1- Ebu’l Fazl; çok faziletleri olduğundan veya “Fazıl” isminde bir oğlu olduğundan dolayı bu lakap ona verilmiştir.

2- Ebu’l Kırba; susuzlara su taşıdığı için bu lakabı almıştır.

3- Kamer-i ben-i Haşim; Haşim oğulları arasında ay gibi yüzü güzel ve nurlu olduğundan dolayı bu lakabı ona takmışlardır.

4- Abd-i Salih.

5- Fadi (fedakar).

6- Hami (himayet edici).

7- Vaki (koruyucu).

8- Bab’ul- Havaic (hacetler kapısı).

9- Sai (ayretli, çaba sarf eden).

10- Hamil’ul- Liva (sancaktar, alemdar).

S. 69- Hz. Mehdi’nin, Nahiye-i Mukaddese Ziyaretindeki Hz. Ebu’l-Fezl için beyan ettiği beş fazilet nedir?
C. 69- İmam Mehdi (a.s)’dan naklolunan Nahiye-i Mukaddese Ziyareti’nde O Hazret, Ebu’l Fazl (a.s)’a hitaben şöyle buyuruyor:

“Selam olsun Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s)’ın oğlu Ebu’l Fazl’il- Abbas’a; O Abbas ki, canını kardeşi için feda etti, dünyayı ahrete ulaşmak vesilesi kıldı, kardeşine feda oldu, muhafız idi, suyu susuzlara ulaştırmak için çok gayret etti ve iki eli Allah yolunda kesildi.”

S. 70- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının aileleri ne zaman ve kimin vasıtasıyla esir edilerek Kerbela’dan Kufe’ye götürüldü?
C. 70- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının aileleri, Muharrem’in on birinci günü öğleden sonra Ömer-i Sa’d vasıtasıyla esir edilerek Kerbela’dan Kufe’ye götürüldü.

S. 71- Meşhed’us- Sıkt Nedir?
C. 71- Nakledildiğine göre İmam Hüseyin (a.s)’ın hanımlarından biri Muhsin isminde bir çocuğa hamile imiş; Kufe ve Şam arasında Halep denen yerde aşırı rahatsızlıktan dolayı çocuğunu düşürüyor. Bundan dolayıdır ki oraya Meşhed’us- Sıkt denilmiştir. Şimdi orası Muhsin’in defnedildiği yer olarak bilinen bir ziyaretgahtır.

S. 72- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başı nerede Kur’ân okumuş ve hangi ayetleri tilavet etmiştir?

C. 72- Bir çok rivayetlerde İmam Hüseyin (a.s)’ın başının Kufe’de Kur’ân okuduğu ve çeşitli ayetleri tilavet ettiği nakledilmiştir. Örneğin şeyh Mufid şöyle naklediyor:

Zeyd bin Erkam diyor ki; İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başını Kufe’nin yol ve sokaklarında dolaştırdıklarında İmam (a.s)’ın mızraktaki başının şu ayeti okuduğunu gördüm: “Sen, yoksa Kehf ve Rakım ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?”

Yine İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başının şu ayeti okuduğu nakledilmiştir. “Sana, onlara karşı Allah yeter. O işitendir, bilendir.”

Yine başka bir rivayette de İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başından bir nur kalktığı ve şu ayeti okuduğu nakledilmiştir: “Zulmetmekte olanlar, nasıl inkılâba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.”

S. 73- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başı nerede defnedilmiştir?
C. 73- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başının nerede defnedildiğine dair Sibt bin Cevzi, “Tezkire” kitabında beş görüş zikretmiştir:

1- Medine’de; annesinin kabri yanında.

2- Dimaşk’de.

3- Kahire’de.

4- Emir’ul- Muminin Ali (a.s)’ın kabrinin yanında.

5- Kerbela’da

Şia’nın kabul ettiği meşhur görüş şudur: İmam Seccad (a.s), İmam Hüseyin (a.s) başını Kerbela’ya getirip o hazretin yanında defnetti.

S. 74- Kerbela şehitlerinin kesik başları ne zaman ve kimin vasıtasıyla defnedilmiştir?
C. 74- Sefer ayının yirmisinde Erbein günü İmam Seccad (a.s) vasıtasıyla defnedilmiştir.

S. 75- Nu’man bin Beşir kimdir?
C. 75- Nu’man bin Beşir, Resulullah (S.a.a)’in ashabından güvenilir bir şahıstı. Yezid bir grubu onun önderliğinde İmam Hüseyin (a.s)’ın ailesinin muhafızı kılarak onları tam bir ihtiramla Medine’ye döndürmelerini tavsiye etti. Nu’man bin Beşir de Ehl-i Beyt’i tam bir ihtiramla Şam’dan Medine’ye götürdü.

S. 76- Kerbela şehitlerini ilk olarak ziyaret eden, İslam ve Şia’nın mübelliğlerinden sayılan ve Beni Ümeyye’nin kan içici hükümdarlarından Haccac bin Yusuf-u Sakafi’nin eliyle Ali ve Ali evlatları dostluğu suçundan dolayı bedeni dağlanan sahabenin ismi nedir?
C. 76- Cabir bin Abdullah-i Ensari.

S. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari kimdir?
C. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari, hicretten on beş yıl önce Medine’de dünyaya geldi ve babası Abdullah Uhud savaşında şahadete erişti. Cabir daima Hz. Peygamber (S.a.a)’le birlikte idi, Hz. Peygamber (S.a.a)’in zamanında vuku bulan on dokuz savaşa katılmıştır. Hz. Peygamber (S.a.a)’den sonra daima Hz. Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt’le beraberdi, öyle ki onun yaşantısı sanki Ehl-i Beytin yaşantısıyla düğümlenmişti. İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ilk ziyaret eden de o olmuştur. Daha sonra Hz. Ali (a.s)’ın dostluğu suçuyla bedeni, Haccac bin Yusuf-i Sakafi tarafından dağlanmıştır.

S. 78- İmam Hüseyin (a.s)’ın ailesi ve onlarla birlikte esir edilenler ne zaman Şam’a ulaştılar?
C. 78- Hicretin 61. yılı Sefer ayının birinci günü.

S. 79- İmam Seccad (a.s)’ın naklettiği, Şam’da kendilerine ve esirlere yapılan yedi zulüm nedir?
C. 79- İmam Seccad (a.s), Numan bin Munzir-i Medaini’ye şöyle buyurdu:

“Şam’da yedi zulüm bize yapıldı ki esir olduğumuz süre içerisinde bu denli bir zulüm bize yapılmamıştı:

1- Şam’da zalimler kılıçlarıyla bize saldırdılar ve davul çaldıkları halde büyük bir toplumun arasında bizi beklettiler.

2- Şehitlerin başlarını hanımlarımızın tahtırevanları arasına soktular, babam ve amcam Abbas’ın başlarını, halam Zeyneb ve Ümmü Gülsüm’ün karşısına; kardeşim Ali ve amcam oğlu Kasım’ın başlarını ise bacılarımın gözleri önüne getirdiler; bazen başlar yere düşüp atların nalları altında kalıyordu.

3- Şam’ın kadınları, damların üzerinden başımıza su ve ateş döküyorlardı.

4- Günün doğuşundan batışına kadar, sokak ve pazarda saz ve avazla halkın gözleri önünde bizi dolaştırıp; “Ey insanlar! Bunları öldürün; zira bunların İslam’da hiçbir saygınlığı yoktur” diyorlardı.

5- Bizi tavanı olmayan bir yerde bekletiyorlardı, gündüzleri şiddetli sıcaktan, geceleri ise soğuktan rahatsızdık, daima korku ve ıstırap içerisinde idik.

6- Bizi köle satılan pazara götürdüler, bizi köle ve cariye olarak satmak istediler, ama Allah Teala bu ameli onlara mümkün kılmadı.

7- Bizi bir ipe bağladılar, böylece Yahudi ve Hıristiyanların evlerinin önünden geçirirken onlara; ‘Bunların babası sizin babalarınızı Hayber, Hendek….savaşlarında öldürdüler, bugün onların intikamını bunlardan alın’ diyorlardı.”

S. 80- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’inin, Medine’den çıktığı andan Medine’ye döndüğü ana kadar kaç acı vedalaşmaları olmuştur?

C. 80- Dört vedalaşmaları olmuştur:

1- Hz. Peygamber (S.a.a) ile Hz. Fatıma (a.s)’ın kabirleri ve Resulullah (S.a.a)’in haremiyle vedalaşmaları.

2- Aşura günü İmam Hüseyin (a.s) ile vedalaşmaları.

3- Muharrem ayının on birince günü şehitlerin başsız bedenleriyle vedalaşmaları.

4- Hz. Zeyneb (a.s), İmam Seccad (a.s) ve onlarla birlikte olanların, Erbein günü Kerbela’ya gelip üç gün yas ve ağıt tuttuktan sonra şehitlerin kabirleriyle vedalaşmaları.

S. 81- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’i, ne günü Medine’ye varmış ve kaç gün genel yas ilan edilmiştir?
C. 81- İmam Hüseyin (a.s) ‘ın Ehl-i Beyti Cuma günü Medine’ye vardı, o gün Medine halkından bir grup Cuma namazı için camide toplanmışlardı; Velid bin Utbe de minbere çıkıp hutbe okuyordu. Aniden ağlama sesleri Medine’yi kapsadı, halk, “Va Hüseyna” deyip ağlıyordu. O gün Medine şehrinde Resulullah (S.a.a)’in vefat ettiği gün gibi yas oldu. Bundan dolayı Medine’de on beş gün genel yas ilan edildi, kadın ve erkek, küçük ve büyük gruplar halinde yas tutup ağladılar.

S. 82- Cabir bin Abdullah-i Ensari ve İmam Hüseyin’in Ehl-i Beyt’i ne zaman İmam (a.s)’ın kabrinin ziyaretine gittiler?
C. 82- Tarih, rivayet ve alimlerin sözlerini incelediğimizde, Cabir ve Ehl-i Beytin İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ziyaret etmeleri hususunda beş görüş ortaya çıkıyor:

1- Hicretin 61. yılının Sefer ayının 20’sinde.

2- Aynı yılın ikinci Erbein’inde.

3- Hicri 62. yılın Erbein’inde.

4- Cabir ve arkadaşları Hicri 61. yılın birinci Erbein’inde. İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ziyaret etmeye muvaffak olmuşlar. Fakat İmam (a.s)’ın ailesinin Cabir ile karşılaşması, Cabir’in İmam (a.s)’ın ziyaretine geldiği diğer günlere tesadüf etmiştir.

5- İmam (a.s)’ın ailesi Kufe’den Şam’a gittiklerinde, birinci Erbein’de Kerbela’ya varmışlar ve aynı gün Cabir ve arkadaşlarıyla görüşüp sonra Şam’a gitmişlerdi.

Bize göre 4. ve 5. görüş akla daha uygun ve doğrudur.

S. 83- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ilk olarak ziyaret eden Cabir bir Abdullah-i Ensari O Hazret’in kabrini ne zaman ziyaret etti?
C. 83- Erbein gününde.

S. 84- Abbasi halifelerinden hangisi İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini yıkarak O Hazret’in ziyaret edilmesine mani oldu?
C. 84- Abbasi halifelerinin onucusu olan Mütevekkil.

S. 85- İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak hangi tarihten başladı?
C. 85- İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumanın tarihçesi, Hz. Peygamber (S.a.a)’in hatta Hz. Adem (a.s)’ın zamanına dayanır. Çünkü Peygamber-i Ekrem (S.a.a)’in kendisi ve masum İmamlar, İmam Hüseyin (a.s) için mersiye okumuş ve halkı buna teşvik etmişlerdir. Binaenaleyh İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak çok eski zamanlardan başlamış. İslam’da ise eğitici, içtimai ve siyasi programlardan biri olarak belirlenip böylece devam etmiştir. Fakat İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak, 9. ve 10. asırda “Revzat’uş- Şüheda” kitabının yazılmasıyla başlamıştır diyenlerin görüşü bizce doğru değildir.
S. 86- İmam Hüseyin (a.s) hakkında Farsça ilk mersiye kitabı ne zaman yazıldı, kitabın ve yazarının ismi nedir?

C. 86- İmam Hüseyin (a.s)’ın hakkında Farsça yazılan ilk maktel (mersiye) Revzat’uş- Şüheda kitabıdır. Yazarının ismi ise Kemaluddin Hüseyin bin Ali Vaiz-yi Kaşifı’dir.
S. 87- Muhtar kimdir?

C. 87- Muhtar, Ebu Ubeyd bin Mes’ud-i Sakafi’nin oğludur, Hicretin birinci yılında Taif’de doğmuştur. Muhtar 13 yaşında olmasına rağmen Kadisiye savaşında babasıyla birlikte savaş cephesine gelmiş ve düşmanla savaşmak istemiş, fakat babası ona mani olmuştur. Muhtar, yiğit, reşit, cömert, atılgan, yüce himmetli, güçlü, düşünceli ve akıllı bir kimse idi. Muhtar, Irak’ta Ehl-i Beyt taraftarları için bir mihver ve onların faziletlerini yayanlardan sayılıyordu. Hz. Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)’ın imametine inanan birisiydi. Muhtar’ın, İmam Hüseyin (a.s)’a karşı Kerbela’da savaşanlardan 18 bin kişiyi öldürdüğü nakledilmiştir.
S. 88- İmam Hüseyin (a.s)’ın katillerinden intikam almak amacıyla yapılan ilk kıyam, ne zaman başlatıldı ve bu intikamı kim aldı?
C. 88- Bu kıyam, Hicretin 66. yılında, Muhtar bin Ebu Ubeyd-i Sakafi tarafından başlatıldı.

S. 89 “Kiysaniyye” kimlerdir ve neden bu isimle meşhur olmuşlardır?

C. 89- “Kiysaniyye” Muhtarın takipçilerine verilen bir isimdir. Bunun sebebi ise Esbağ bin Nebate’nin naklettiği şu rivayettir: “Muhtarı çocukluk günlerinde Hz. Ali (a.s)’ın dizleri üzerinde gördüm, Hazret onun başını okşayarak şöyle buyuruyordu: “Ya keyyis! Ya keyyis!” (Ey zeki! Ey akıllı!) Bundan dolayı onun takipçilerine “Kiysaniyye” dediler

S. 90- Muhtar’ın hükümeti ne kadar ayakta kalabildi?
C. 90- On sekiz ay, (yani hicri 66. Yılın Rabi-ul Evvel ayının on dördünden, hicri 67. Yılın Ramazan ayının on dördüne kadar) ayakta kalabildi.

S. 91- Muhtar kaç yaşında, nerede şahadete erişti ve kabri nerededir?
C. 91- Muhtar 67 yaşında, Mus’ab bin Zübeyr’in ordusuyla savaştığında şahadete erişti, kabri ise Hz. Müslim’in Kufe’deki kabrinin bulunduğu yerdedir.

S. 92- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’i ve Haşimi kadınlar ne zaman matemden çıktılar?
C. 92- Haşimi kadınlar, beş yıl gözlerine sürme çekmediler, saçlarına kına yakmadılar; hatta onların evinden, yemek pişirmenin nişanesi olan bir dumanın çıktığı bile görülmedi; ancak Ubeydullah bin Ziyad, hicretin 67. Yılında Muhtar’ın eliyle öldürüldüğü zaman matemden çıktılar.

S. 93- İmam Seccad (a.s) kaç yıl babasının başına gelen musibetlerden dolayı ağladı?
C. 93- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İmam Seccad (a.s) kırk yıl, gündüzleri oruç tutup geceleri ibadetle geçirdiği halde babasının musibetleri için ağlıyordu, kölesi ne zaman ona su veya yemek götürüp önüne koysaydı şöyle buyuruyordu: “Resulullah (S.a.a)’in oğlu susuz ve aç olarak öldürüldü’ Bu cümleyi tekrarlayıp ağlıyordu; öyle ki yemeği göz yaşlarıyla ıslanıyordu, ömrünün sonuna kadar da böyle yaşadı.”

S. 94- Tevvabin’in kıyamı, ne zaman ve kimin önderliğiyle gerçekleşti?
C. 94- Tevvabin’in kıyamı, Hicretin 65. Yılında “Süleyman bin Sured-i Huzai”nin önderliğiyle gerçekleşti.

S. 95- Tevvabin kimlerdir?
C. 95- Tevvabin (tövbe edenler), Kufe halkından olan ve İmam Hüseyin (a.s)’a yardım etmediklerinden dolayı kendilerini çok kınayan bir gruptu. Bunlar, günahlarının bağışlanması için İmam Hüseyin (a.s)’ın intikamını düşmanlarından almanın, katillerini cezalandırmanın veya bu yolda öldürülmelerinin gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden, Şam ordusuyla savaşa girdiler, düşmana ağır darbeler indirdikten sonra bunlardan çoğu şahadete erişti.

İMAM HÜSEYİN (A.S) HAKKINDA SORULAR
S. 1- İmam Hüseyin (a.s)’ın meşhur lakabı nedir?
C. 1- Seyyidü’ş- Şüheda.

S. 2- İmam Hüseyin (a.s)’ın künyesi nedir?
C. 2- Ebu Abdullah.

S. 3- İmam Hüseyin ne zaman ve nerede dünyaya geldi?
C. 3- Hicretin dördüncü yılının Şaban ayının üçüncü günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiştir.

S. 4- İmam Hüseyin (a.s)’ın hayatı kaç döneme ayrılır?
C. 4- Dört döneme ayrılır:

1- Resulullah (S.a.a)’in dönemi.

2- Babası Hz. Ali (a.s)’ın dönemi.

3- Kardeşi İmam Hasan’la birlikte olduğu dönem.

4- O Hazretin imamet dönemi.

S. 5- İmam Hüseyin’in imametlik dönemi kaç yıldır?
C. 5- On yıl.

S. 6- İmam Hüseyin (a.s) kaç yıl Hz. Resulullah’ın zamanında yaşamıştır?
C. 6- Altı yıl civarında.

S. 7- İmam Hüseyin kaç yıl babasıyla birlikte oldu?
C. 7- Otuz yıl civarında.

S. 8- İmam Hüseyin (a.s), babasından sonra kaç yıl kardeşi İmam Hasan (a.s)’la birlikte yaşamışlardır?
C. 8- On yıl civarında.

S. 9- İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabından olup her gece Kur’ân hatmeden ve kırk yıl boyunca sabah namazını yatsı namazının abdestiyle kılan şahsiyetin ismi nedir?
C. 9- İsmi; Bureyr bin Huzayr’dır. O zahid ve abid bir kişi idi; ona “Seyyid’ul- Kurra” diyorlardı.

S. 10- İmam Hüseyin (a.s)’ın oğlu Ali Ekber’in sima ve ahlakı nasıl idi?
C. 10- Hz. Ali Ekber güzel yüzlü bir gençti; sima ve ahlak açısından Resulullah (S.a.a)’e herkesten daha çok benziyordu. Bir kavle göre, Aşura günü Ehl-i Beyt’ten ilk şehit olan odur.

S. 11- İmam Hüseyin (a.s)’ın sancaktarı kim idi?
C. 11- Kendisine “Sakka” lakabı verilen, Hz. Ebu’l- Fazl’il- Abbas idi.

S. 12- İmam Hüseyin (a.s)’ın kölesinin ismi ne idi ve ne özelliğe sahipti?
C. 12- İmam Hüseyin (a.s)’ın kölesinin ismi, “Eslem” idi; onun özelliklerinden biri Kur’ân karisi olması idi; Kur’ân ayetlerini kalbe işleyen yanık bir sesle okuyordu.

S. 13- İmam Hüseyin (a.s)’ın müezzininin ismi ne idi?
C. 13- Haccac bin Mesruk idi.

S. 14- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, ne zaman Medine’den Mekke’ye hicret etmiştir?
C. 14- İmam Hüseyin (a.s), Hicretin 60. yılı olan Recep ayının 28’inde, Pazar akşamı çocukları, kardeşleri (Muhammed bin Hanefiyye hariç) ve akrabalarından bir grup kimseyle birlikte geceleyin Medine’den Mekke’ye doğru hareket ettiler ve Şaban ayının üçünde Cuma akşamı Mekke’ye ulaştılar.

S. 15- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, kaç gün Mekke-i Muazzama’da kalmış ve hangi tarihte Mekke’den Irak’a doğru yola çıkmışlardır?
C. 15- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabı, takriben 95 gün Mekke’de kaldılar; ama haclarını tamamlayamadıklarından onu umreye çevirerek Zihicce’nin 8. günü ailesi ve evlatlarıyla birlikte Mekke’den Irak’a doğru yola koyuldular.

S. 16- İmam Hüseyin (a.s) neden hac günlerinde Temettu Haccını Umre-i Müfrede’ye çevirerek Mekke’den ayrıldılar?
C. 16- Bunun sebebi şu idi: İmam Hüseyin (a.s), Yezidi’n adamlarından bir grup insanın, kendisine suikast düzenlemek için hac maskesi altında Mekke’ye gönderildiklerini ve Mekke’nin çevresinde ihram elbisesinin altında gizledikleri silahla kendisini öldürmekle görevli olduklarından haberdar oldu. Bu sebepten dolayı İmam (a.s) Temettu Haccını Umre-i Müfrede’ye çevirdi ve bir grup halk için kısa bir konuşma yaptıktan sonra o günün sabahı yani Zilhicce’nin sekizinde bir grup yaran, kardeş ve akrabalarıyla birlikte Allah’ın evinin ihtiramını korumak için Mekke’den çıkarak Irak’a doğru hareket ettiler.

S. 17- İmam Hüseyin (a.s) Mekke’den ayrıldığında okuduğu hutbe ne idi ve hangi isimle meşhurdur?
C. 17- İmam Hüseyin (a.s) Mekke’den çıkmadan bir gün önce kendi ashabına “Hutta’l- Mevt” hutbesi adıyla meşhur olan bir hutbe okudu. Hutbenin sonunda şöyle geçiyor: “Kim bizim yolumuzda kalbinin kanını dökmeye ve Allah’a kavuşmaya hazırsa, bizimle gelsin; ben yarın saban inşaAllah hareket edeceğim.”

S. 18- İmam Hüseyin’in Mekke’ye gönderdiği elçi kim idi?
C. 18- Muslim bin Akil.

S. 19- Kufe halkı İmam Hüseyin (a.s)’a kaç tane davet mektubu göndermişti?
C. 19- Yüz elli civarında.

S. 20- Kufe halkı, İmam Hüseyin (a.s)’ı davet ettiği zaman, kaç kişi Hz. Müslim’e biat etmişlerdi?
C. 20- On sekiz bin kişi.

S. 21- Hz. Müslim’in çocuklarının isimleri nelerdir?
C. 21- İbrahim ve Muhammed’dir; Muhammed İbrahim’den büyüktü; her ikisi de on yaşından küçük idiler.

S. 22- Cebrail, İmamların (a.s) isimlerini Hz. Nuh (a.s)’a bildirdiğinde, onların hangisinin ismini duyunca ağlamıştır?
C. 22- İmam Hüseyin (a.s)’ın ismini duyunca ağladı.

S. 23- İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamına sebep olan en önemli faktör nelerdi?
C. 23- İmam Hüseyin (a.s)’ın kıyamına sebep olan üç önemli faktör şunlardır:
1) Yezid hükümetinin İmam Hüseyin (a.s)’dan biat istemesi ve İmam (a.s)’ın da bu isteğin karşısında şiddetle direnip “Zillet bizden uzaktır” buyurması.
2) Kıyam için hazır olan Kufe halkının, İmam (a.s)’ı ısrarla oraya davet etmeleri.
3) İslam’ın Füru-u Din’inden olan, iyiliğe emretmek kötülükten sakındırmak emriyle amel etmesi.

S. 24- Kerbela’nın sözcük anlamı nedir?
C. 24- Kerbela, gam ve bela anlamınadır. İmam Hüseyin (a.s) Kerbela ismini duyduklarında şöyle buyurdular: “Allah’ım kerb (gam) ve beladan sana sığınıyorum.”

S. 25- İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabı meydana gitmek istediğinde, onların arasında var olan sünnet ne idi?
C. 25- Maktel yazanları şöyle yazmışlardır: İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabı arasında şöyle bir sünnet var idi; Onlardan her hangi biri savaş meydanına gitmek istediğinde İmam Hüseyin (a.s)’ın huzuruna gelerek şöyle diyordu: “Es-selam-u aleyke yebne Resulullah!” (Selam olsun sana ey Resulullah’ın oğlu!”) İmam (a.s) da onların cevabını vererek; “Biz de yakında size kavuşacağız” buyuruyorlardı ve şu ayeti tilavet ederlerdi: “Feminhum men kaza nahbeh ve minhum men yentezir vema beddelu tebdilen.”

S. 26- Beni Haşim ailesinden Aşura günü ilk şehit olan kimdi?
C. 26- Hz. Ali Ekber (a.s).

S. 27- İmam Hüseyin (a.s)’ın 72 ashabından kaç kişi Beni Haşim ve O Hazretin yakınlarından idi?
C. 27- On yedi kişi.

S. 28- İlk önceleri düşmanın ordusundan olan fakat sonra gerçekten tövbe ederek İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna katılıp şahadete erişen şahsın ismi nedir?
C. 28- Hür bin Yezid-i Riyahi’dir.

S. 29- Neden İmam Hüseyin (a.s) düşmandan bir gece (Aşura gecesini) izin istedi?
C. 29- İmam Hüseyin (a.s) kardeşi Ebu’l Fazl’il- Abbas’a şöyle buyurdu: “Kardeşim! Düşmana doğru git, onlara de ki; “Namaz kılmamız, dua etmemiz ve Allah’la münacatta bulunmamız için bu geceyi bize mühlet verin. Çünkü ben namaz kılmayı, Kur’ân okumayı, çok dua ve istiğfar etmeyi seviyorum.”

S. 30- Aşura gecesi düşman ordusundan kaç kişi İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna katıldı?
C. 30- İmam Hüseyin (a.s) ve yarenlerinin Aşura gecesi Kur’ân okumaları, ibadet ve dua etmeleri, düşman askerlerinden 32 kişinin İmam’ın ordusuna katılmalarına sebep oldu.

S. 31- Aşura günü şehit olan damat ve gelinin isimleri nelerdir ve nasıl şahadete eriştiler?
C. 31- Onların isimleri “Veheb” ve “Haniye”’dir. Veheb, savaş meydanına gitmek için İmam Hüseyin (a.s)’dan izin istedi. İmam (a.s) izin verince meydana gidip bir müddet savaştıktan ve düşman ordusundan bir kaçını öldürdükten sonra iki elleri kesilerek düşmanın eline esir düştü. Onu Ömer-i Sa’dın yanına götürdüler, o zalim de onun boynunun vurulmasını emretti; boynunu vurduktan sonra kesilmiş başını İmam Hüseyin (a.s)’ın ordusuna doğru attılar. Veheb’in annesi onu alıp yüzünün kanını temizledikten sonra, onu düşmana doğru attı. Veheb’in eşi “Haniye” kendisini kocasının kana boyanmış bedenine ulaştırdı, onum kanlarını temizleyerek şöyle diyordu: “Cennet sana hoş olsun” Şimr bu durumu görünce, kölesine onu öldürmesini emretti, köle de elindeki demir sopayla onu şahadete eriştirdi.

S. 32- Kerbela’da şehit edilen ilk ve tek kadının ismi nedir?
C. 32- Veheb’in eşi olan Haniye’dir.

S. 33- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günü, savaşın tam kızgın zamanı ameli olarak açıkça yerine getirdiği İlahi farizalardan biri ne idi?
C. 33- Cemaat namazı kıldırması idi. İmam Hüseyin (a.s) bir grup ashabıyla birlikte öğle namazını korku namazı adı altında kıldılar; İmam’ın ashabından iki kişi namazın sonuna kadar kendilerini Hazrete siper etti. Onlardan biri, düşman tarafından atılan okların bedenine isabet etmesi sonuca şahadete erişti.

S. 34- Aşura gününün öğle namazı vaktini, İmam (a.s)’a hatırlatan şahsın ismi nedir ve İmam (a.s) ona hitaben ne buyurdular?
C. 34- Aşura gününün öğle vakti “Ebu Sumame-i Seydavi” güneşe bakarak öğle vaktinin girdiğini anlayınca İmam (a.s)’a şöyle dedi: “Gerçi düşmanın fırsat vermeyeceğini biliyorum, ama son namazı sizinle kılıp öylece Allah’a kavuşmak istiyorum.”

Bunun üzerine İmam (a.s) gökyüzüne bakarak şöyle buyurdular: “Namazı bana hatırlattın, Allah seni hatırlatan ve namaz kılanlardan kılsın. Şimdi öğlenin ilk vaktidir, namaz kılmamız için düşmandan mühlet isteyin.”

S. 35- Beni Esed tayfasından olup İmam Hüseyin (a.s)’ın ashabından olan, Bedir ve Huneyn savaşlarına katılmış olup Aşura günü İmam (a.s)’ın yanında şahadete erişen yaşlı kişinin ismi nedir?
C. 35- Habib bin Mezahir’in akrabalarından olan “Enes bin Haris-i Kahili”dir.

S. 36- Ebuzer’in azad edilmiş kölesi olan ve İmam Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve daha sonra İmam Hüseyin (a.s)’ın evinde yaşayan ve nihayet Kerbela’da İmam Hüseyin’in yanında şahadete erişen şahsın ismi nedir?
C. 36- Cevn’dir.

S. 37- Neden İmam Hüseyin (a.s) Aşura günü düşmanlarından bazılarını öldürmüyordu?

C. 37- İmam Seccad (a.s) şöyle buyuruyor: “Babamın öldürmediği kimselerin soyundan biz Ehl-i Beyt’i sevecek kimseler dünyaya gelecekti. İşte İmam (a.s) bu yüzden bizi sevecek insanların babalarının sulbünde korunması için onları öldürmüyordu.”

Diğer İmamların hakkında da buna benzer bir çok rivayetler vardır; onlar da bazı kimseleri, onların sulbünde yer alan imanlı insanlardan dolayı öldürmüyorlardı.

S. 38- Aşura günü, neden en büyük musibet günü olarak tanıtılmıştır?
C. 38- Abdullah bin Fazl-i Haşimi şöyle diyor: İmam Sadık (a.s)’a; “Neden Resulullah’ın son vefat günü, Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hasan vs. İmamların şahadet günleri değil de sadece Aşura günü en büyük musibet, gam, üzüntü ve matem günü olarak tanıtılmıştır?” dediğimde şöyle buyurdular:

“Bunun sebebi şundan ibarettir: Ashab-ı Kisa (Âl-i Aba) Allah katında insanların en değerlisi idiler. Bunlar beş kiydiler: ‘Hz. Peygamber (S.a.a), Hz. Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), Hz. Hasan (a.s) ve Hz. Hüseyin (a.s).’ Hz. Peygamber (S.a.a) vefat ettiğinde gerçi musibet çok büyüktü, ama Ashab-ı Kisa’dan dört kişi yaşıyordu, bunlar halkın mercii ve sığınağı idiler. Hz. Fatıma (a.s) şahadete eriştiğinde musibetin çok büyük olmasına rağmen halk Ashab-ı Kisa’dan üç kişiyi kendi aralarında görüp ihtiyaç duyduklarında onlara sığınıyorlardı. İmam Ali (a.s) ve İmam Hasan (a.s)’da da durum aynıydı. Ama İmam Hüseyin (a.s) şehit olduğunda, Ashab-ı Kisa’dan halkın mercii ve sığınağı olacak kimse kalmamıştı. Bundan dolayı İmam Hüseyin (a.s) bekası Ashab-ı Kisa’nın bekası olduğu gibi, onun şahadeti de onların hepsinin şahadeti gibiydi. Bu sebepten dolayıdır ki Aşura günü, gam, üzüntü ve matem açısından günlerin en musibetlisi olarak tanıtılmıştır.”

Abdullah bin Fazl-i Haşimi sözünün devamında şöyle diyor: Ben İmam Sadık (a.s)’a; “Öyleyse İmam Seccad (a.s) için ne diyorsunuz?” dediğimde şöyle buyurdular:

“İmam Zeyn’ul- Abidin (a.s), İmam ve halka hüccetti. Fakat Resulullah (S.a.a)’i görmemişti, onun ilmi baba ve cetlerinden miras olarak ona yetişmişti. Ama İmam Ali (a.s), Hz. Fatıma (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) Hz. Peygamberle uzun süre birlikte olmuşlardı. Halk da onları Hz. Peygamber (S.a.a) ile birlikte görmüştü. Bundan dolayı Onlardan birini gördüklerinde, Hz. Peygamber (S.a.a)’in hatıraları, söz ve davranışları onlar için canlanıyordu.”

S. 39- İmam Hüseyin (a.s) ve Yahya bin Zekeriyya (a.s) arasında ne gibi benzerlikler vardır?
C. 39- Bu iki yüce ve mazlum şahsiyet arasında olan benzerlikler çoktur. Fakat biz yedi tanesiyle yetiniyoruz:
1) Bu iki masuma isim takılmadan önce, onların isminde hiç kimse yoktu.
2) Her ikisi de altı aylık iken dünyaya gelmişlerdi.
3) O ikisinin doğumundan önce, semavi haber ve vahiyler onların doğum ve durumlarını açıklamıştı.
4) Gök her ikisine de ağladı. “Fema beket aleyhim’is- semau ve’l arz” ayetinin tefsirinde bununla ilgili hadis nakledilmiştir.
5) Her ikisinin katili veled’üz- zina idi.
6) Her ikisinin de başını altın leğene koyup fasık ve zalimlere götürdüler.
7) Bu iki mazlumun, rivayetlere göre başlarının konuşması.

S. 40- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günündeki en son askeri kimdi ve kimin eliyle şahadete erişti?
C. 40- İmam Hüseyin (a.s)’ın Aşura günü en son askeri, Hz. Ali Esğer idi. Babası İmam Hüseyin (a.s)’in elleri üzerinde, Hermele bin Kamil-i Esedi’nin okuyla şahadete erişti.

S. 41- Kerbela şehitlerinden kimlerin başlarını bedenlerinden ayırmadılar? Niçin?
C. 41- Hz. Ali Esğer ile Hür bin Yezid-i Riyahi’nin başlarını bedenlerinden ayırmadılar. Çünkü İmam Hüseyin (a.s) Ali Esğer’i defnetmişti; Hür bin Yezid-i Riyahi’nin de akrabaları onun başının bedeninden ayrılmasına mani oldular.

S. 42- İmam Hüseyin (a.s)’ın Kerbela’da kendisiyle birlikte şehit olan ashabı kaç kişiydi?
C. 42- Meşhur kavle göre 72 kişi.

S. 43- İmam Hüseyin (a.s)’ın, yaya olarak cenazesinin baş ucuna geldiği ve onun için ağıt okuyup ağladığı şahsın ismi nedir?
C. 43- Hür bin Yezid-i Riyahi.

S. 44- Rivayetlerimizde Beytullah’il Haram haccının bedeli olarak tanıtılan şey nedir?
C. 44- Beytullah’il Haram’ın (sevap bakımından) bedeli olarak tanıtılan şey, İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin ziyaretidir. Allah’ın evinin ziyaretine gitmeye gücü olmayan kimseler, onun yerine İmam Hüseyin’in kabrinin ziyaretine gidip o sevabı kazanabilirler.

S. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti nasıl bir ziyarettir?
C. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti, Sahib’uz- Zaman İmam Mehdi (a.s)’dan nakledilen bir ziyarettir. Hazret Kerbela şehitlerinin hepsinin isim ve nişanelerini bu ziyarette zikredip onlara selam gönderdiği gibi, onlardan her birinin katilinin de ismini zikredip onlara lanet etmiştir.

S. 46- Namaz kılarken Kerbela toprağına secde etmenin fazileti nedir?

C. 46- Necat’ul- İbad risalesinde şöyle nakledilmiştir: “Kim namaz kıldığında Kerbela toprağına secde ederse, namazın kabul olmasına mani olan engeller yok olup İmam Hüseyin (a.s) toprağının bereketiyle namazı kabul olur.”

S. 47- İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra Kerbela’da en son şehit olan kimdi?
C. 47- Kerbela’da en son şehit olan “Süveyd bin Amr” isminde yaşlı bir adamdır. Bu şahıs Aşura günü, var gücüyle savaştı, aldığı çok yara ve darbeler neticesinde bayılıp yere düştü. Düşman onun öldüğünü zannederek ondan vazgeçti. O bir müddetten sonra kendine gelip İmam Hüseyin (a.s)’ın şehit olduğunu anlayınca o haliyle kalkıp yanında bulunan hançerle düşmana saldırdı, bir müddet savaştıktan sonra şahadete erişti. Böylece o, İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra şahadete erişen kişiydi.

S. 48- Kerbela şehitlerinin başları ne zaman ve kimin emriyle bedenlerinden ayrıldı?
C. 48- Muharrem’in on birinci günü, Ömer Sa’d’ın emriyle.

S. 49- İmam Hüseyin (a.s) ne zaman ve nerede şahadete erişti?
C. 49- Hicretin 61. Yılı Aşura günü Kerbela’da şahadete erişti.

S. 50- İmam Hüseyin (a.s) kaç yaşında şehit oldu?
C. 50- 57 yaşında.

S. 51- İmam Hüseyin (a.s) şehit olduktan sonra, kaç atlı Hazretin bedenini atların tırnaklarıyla çiğnetti?
C. 51- İmam Hüseyin (a.s) şehit olduktan sonra, on kişi İmam (a.s)’ın bedenini atların tırnaklarıyla çiğnettiler.

S. 52- İmam Hüseyin (a.s)’ın katili kimdir?
C. 52- Şeyh Şuşteri (r.a) şöyle yazıyor: “İmam Hüseyin (a.s)’ın katili ilk başta Yezid’dir. Çünkü O İmam Hüseyin (a.s)’dan zorla biat alınmasını, biat etmediği takdirde hazretin başının kendisine gönderilmesini emretmişti. Yezid’den sonra İmam Hüseyin (a.s)’ın katili İbn-i Ziyad’dır. Çünkü o bu cinayete zemine hazırlamış ve İmam’ın aleyhine ordu toplamıştır. Ondan sonra da İmam’ın katili İbn-i Sa’d’dır. Çünkü Kerbela vakasından sonra onu, İmam Hüseyin (a.s)’ın katili olarak çağırıyorlardı. Onlardan sonra da İmam (a.s)’ın katili Şimr’dir. Çünkü o da büyük musibetin faili olmuştur.

S. 53- İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeninde kaç ok, mızrak ve kılıç yarası var idi?
C. 53- İmam Bakır (a.s)’ın buyurduğuna göre, İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeninde 320 kılıç, mızrak ve ok yarası vardı.

S. 54- İmam Hüseyin (a.s)’ın atının ismi ne idi?
C. 54- Zülcenah.

S. 55- Zulcenah, İmam Hüseyin (a.s)’ın bedeniyle nasıl vedalaştı?
C. 55- İmam Hüseyin (a.s)’ın şahadetinden sonra, Zulcenah İmam (a.s)’ın parçalanan bedeninin yanına gelerek yelesini Hazret’in kanına boyadı, O’nun bedenini kokladı ve yüksek sesle kişnemeye başladı.

İmam Bakır (a.s) buyuruyor ki; “Zulcenah kişnerken şöyle diyordu: Peygamber’in evladını öldüren ümmetin zulmünden dolayı vay hallerine!”

S. 56- Kerbela şehitlerinin naşı ne zaman ve kimlerin vasıtasıyla defnedildi?
C. 56- Kerbela şehitlerinin naşı, hicri 61. Yılın Muharrem ayının 13. günü defnedildi. Şöyle ki, “Alkame” nehirinin yakınındaki bir köyde yaşayan “Beni Esed” kabilesi, gelip Kerbela şehitlerinin mübarek bedenlerini defnederken İmam Hüseyin (a.s) ve başları bedenlerinde olmayan diğer şehitlerin bedenlerini tanımıyorlar, bu yüzden ne yapacaklarını bilmeyerek şaşırıp kalıyorlar, bu esnada aniden bir atlı onların yanına gelerek; “Niçin buraya gelmişsiniz?” diye soruyor. Onlar da cevaben: “Bu cesetleri defnetmek için gelmişiz, fakat onların kim olduğunu tanımıyoruz.” diyorlar. İmam Seccad (a.s)’ın kendisi olan o atlı, bütün şehitleri tek-tek tanıtıyor ve onları defnediyorlar. İmam Seccad (a.s) ‘ın kendisi de babasının pare-pare olmuş bedenini bir hasrın içerisine koyarak onu defnediyor.

S. 57- İmam Hüseyin (a.s)’ın mübarek bedeni kimin vasıtasıyla tanındı ve defnedildi?
C. 57- İmam Seccad (a.s)’ın.

S. 58- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabri nerededir?
C. 58- Kerbela’da.

S. 59- Neden İmam Hüseyin (a.s)’ın kabri altı köşelidir?
C. 59- Hz. Ali Ekber’in mübarek na’şı, babası İmam Hüseyin (a.s)’ın yanında defnedildiğinden dolayı kabir altı köşeli olmuştur.

S. 60- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrinin üst tarafında, halis altın suyuyla ne yazılmıştır?
C. 60- Nur ayetinden sonra Hz. Peygamber (S.a.a) ‘in buyurmuş olduğu şu hadis yazılmıştır: “Ey Cabir! Hüseyin’in kabrini ziyaret et. Çünkü Hüseyin’in kabrini ziyaret etmenin sevabı, (müstahap olan) yüz haccın sevabıyla eşittir. Kuşkusuz Hüseyin’in kabri, cennet bahçelerinden bir bahçedir… Kerbela da cennet yeridir.”

S. 61- Resulullah (S.a.a), İmam Hüseyin’in kabrini ziyaret etmenin sevabı hakkında ne buyurmuştur?
C. 61- Hz. Peygamber (S.a.a) Ayşe’ye şöyle buyurdu: “Kim, oğlum Hüseyin vefat ettikten sonra onun kabrini ziyaret ederse, Allah Teala benim haclarımdan bir haccın sevabını onu ziyaret edene verir.”

Aişe; “Haclarından bir haccın sevabını mı?” dediğinde Hz. Peygamber (S.a.a); “İki haccımın sevabını ona verirler.” buyurdular.

Aişe daha fazla şaşırarak; “İki haccının sevabını mı?!” dediğinde Resulullah (S.a.a): “Hatta üç haccımın sevabı, onu ziyaret edene verilir.” buyurdular.

Bu mevzu böylece tekrarlandı; nihayet Resulullah (S.a.a); “Allah Teala, benim doksan haccımın sevabını Umre sevaplarıyla birlikte onun kabrini ziyaret edene verecektir.” buyurdular.

S. 62- İmam Hüseyin (a.s)’ın vasiyeti ne gibi sözleri içermektedir?
C. 62- İmam Hüseyin (a.s), Irak’a doğru hareket ettiğinde bir vasiyetname yazarak kardeşi Muhammed-i Hanefiyye’ye verdi. Bu vasiyetnamede, Allah’ın birliğine, Hz. Peygamber (S.a.a)’in peygamberliğine ve ahiretin hak olduğuna ikrar ettikten sonra şöyle geçmiştir:

“Ben bencillik, zulüm ve yeryüzünde bozgunculuk yapmak için kıyam etmedim; ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, babam Ali bin Ebu Talib’in yolunda gitmek ve iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için kıyam ettim.

S. 63- İmam Hüseyin (a.s)’ın kaç çocuğu vardı?

C. 63- Büyük bir alim ve mühaddis olan şeyh Mufid şöyle diyor: “İmam Hüseyin (a.s)’ın altı çocuğu vardı:

1) Annesi Şehrbanu olan İmam Seccad (a.s).

2) Annesi Leyla olan Ali Ekber (a.s).

3) Kerbela vakasından önce vefat eden Cafer.

4) Annesi Rubab olan ve İmam Hüseyin (a.s) ‘ın kucağında boğazından oklanarak şahadete erişen Abdullah (Ali Esğer).

5) Annesi Rubab olan Sekine.

6) Annesi Ümmü İshak olan Fatime.

S. 64- İmam Hüseyin (a.s)’ın en büyük oğlunun ismi nedir?
C. 64- Merhum şeyh Mufid ve şeyh Saduk İmam Seccad (a.s)’ı İmam Hüseyin (a.s)’ın en büyük oğlu bilmişlerdir. Ama allame seyyid Muhsin “A’yan’uş- Şia” kitabında Hz. Ali Ekber’in, İmam Hüseyin (a.s)’ın En büyük oğlu olduğunu vurgulamıştır.

S. 65- Hz. Zeyneb (a.s) ne zaman ve nerede dünyaya gelmiş ve vefat ettiği yer neresidir?
C. 65- Hz. Zeyneb (a.s) hicretin 5. veya 6. yılı Cemadelula’nın beşinde Medine’de dünyaya geldi; hicretin 62. yılında ise Medine veya Şam’da vefat ettiler. Bazı raviler ise hicretin 64. yılında vefat ettiğini yazmışlardır.

S. 66- Hz. Zeyneb (a.s)’ın evlenme şartı ne idi?
C. 66- Hz. Zeyneb (a.s) evlenme yaşına ayak bastıklarında pek çokları onu istedi. Fakat amcası oğlu Abdullah bin Cafer’in istemesi şu şartla kabul edildi: “Kardeşi İmam Hüseyin (a.s) ne zaman yolculuğa çıkarsa, onunla beraber olacak ve Abdullah buna mani olmayacaktır.” Abdullah da bu şartı kabul etti, böylece Hz. Zeyneb (a.s) onunla evlendi.

S. 67- Hz. Zeyneb (a.s) neden, İmam Hüseyin (a.s) onun şehit olan oğullarını çadıra getirdiğinde dışarı çıkmadı?
C. 67- Hz. Zeyneb (a.s) daima şehitlerin mübarek na’şlarını bütün kadınlardan önce karşılıyordu, ama kendi oğullarının mübarek na’şlarını getirdiklerinde çadırdan dışarı çıkmadı. Çünkü kana boyanan oğullarının bedenlerini görmekle sabırsızlık göstererek mükafatını azaltabilir ve kardeşi de onu bu halde görerek bacısı karşısında mahcup olabilirdi. İşte bu yüzden çadırdan dışarı çıkmadı.

S. 68- İmam Hüseyin (a.s)’ın kardeşi olan Hz. Ebu’l Fezl’il- Abbas’ın lâkapları ne idi?

C. 68- Hz. Ebu’l Fazl’il- Abbas’ın bir çok lâkapları vardır. Bunlardan her biri onun yüce şahsiyetinin özelliklerinden bir nişanedir. O lâkaplar şunlardır:

1- Ebu’l Fazl; çok faziletleri olduğundan veya “Fazıl” isminde bir oğlu olduğundan dolayı bu lakap ona verilmiştir.

2- Ebu’l Kırba; susuzlara su taşıdığı için bu lakabı almıştır.

3- Kamer-i ben-i Haşim; Haşim oğulları arasında ay gibi yüzü güzel ve nurlu olduğundan dolayı bu lakabı ona takmışlardır.

4- Abd-i Salih.

5- Fadi (fedakar).

6- Hami (himayet edici).

7- Vaki (koruyucu).

8- Bab’ul- Havaic (hacetler kapısı).

9- Sai (ayretli, çaba sarf eden).

10- Hamil’ul- Liva (sancaktar, alemdar).

S. 69- Hz. Mehdi’nin, Nahiye-i Mukaddese Ziyaretindeki Hz. Ebu’l-Fezl için beyan ettiği beş fazilet nedir?
C. 69- İmam Mehdi (a.s)’dan naklolunan Nahiye-i Mukaddese Ziyareti’nde O Hazret, Ebu’l Fazl (a.s)’a hitaben şöyle buyuruyor:

“Selam olsun Emir’ul- Muminin Hz. Ali (a.s)’ın oğlu Ebu’l Fazl’il- Abbas’a; O Abbas ki, canını kardeşi için feda etti, dünyayı ahrete ulaşmak vesilesi kıldı, kardeşine feda oldu, muhafız idi, suyu susuzlara ulaştırmak için çok gayret etti ve iki eli Allah yolunda kesildi.”

S. 70- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının aileleri ne zaman ve kimin vasıtasıyla esir edilerek Kerbela’dan Kufe’ye götürüldü?
C. 70- İmam Hüseyin (a.s) ve ashabının aileleri, Muharrem’in on birinci günü öğleden sonra Ömer-i Sa’d vasıtasıyla esir edilerek Kerbela’dan Kufe’ye götürüldü.

S. 71- Meşhed’us- Sıkt Nedir?
C. 71- Nakledildiğine göre İmam Hüseyin (a.s)’ın hanımlarından biri Muhsin isminde bir çocuğa hamile imiş; Kufe ve Şam arasında Halep denen yerde aşırı rahatsızlıktan dolayı çocuğunu düşürüyor. Bundan dolayıdır ki oraya Meşhed’us- Sıkt denilmiştir. Şimdi orası Muhsin’in defnedildiği yer olarak bilinen bir ziyaretgahtır.

S. 72- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başı nerede Kur’ân okumuş ve hangi ayetleri tilavet etmiştir?

C. 72- Bir çok rivayetlerde İmam Hüseyin (a.s)’ın başının Kufe’de Kur’ân okuduğu ve çeşitli ayetleri tilavet ettiği nakledilmiştir. Örneğin şeyh Mufid şöyle naklediyor:

Zeyd bin Erkam diyor ki; İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başını Kufe’nin yol ve sokaklarında dolaştırdıklarında İmam (a.s)’ın mızraktaki başının şu ayeti okuduğunu gördüm: “Sen, yoksa Kehf ve Rakım ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?”

Yine İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başının şu ayeti okuduğu nakledilmiştir. “Sana, onlara karşı Allah yeter. O işitendir, bilendir.”

Yine başka bir rivayette de İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başından bir nur kalktığı ve şu ayeti okuduğu nakledilmiştir: “Zulmetmekte olanlar, nasıl inkılâba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.”

S. 73- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başı nerede defnedilmiştir?
C. 73- İmam Hüseyin (a.s)’ın kesik başının nerede defnedildiğine dair Sibt bin Cevzi, “Tezkire” kitabında beş görüş zikretmiştir:

1- Medine’de; annesinin kabri yanında.

2- Dimaşk’de.

3- Kahire’de.

4- Emir’ul- Muminin Ali (a.s)’ın kabrinin yanında.

5- Kerbela’da

Şia’nın kabul ettiği meşhur görüş şudur: İmam Seccad (a.s), İmam Hüseyin (a.s) başını Kerbela’ya getirip o hazretin yanında defnetti.

S. 74- Kerbela şehitlerinin kesik başları ne zaman ve kimin vasıtasıyla defnedilmiştir?
C. 74- Sefer ayının yirmisinde Erbein günü İmam Seccad (a.s) vasıtasıyla defnedilmiştir.

S. 75- Nu’man bin Beşir kimdir?
C. 75- Nu’man bin Beşir, Resulullah (S.a.a)’in ashabından güvenilir bir şahıstı. Yezid bir grubu onun önderliğinde İmam Hüseyin (a.s)’ın ailesinin muhafızı kılarak onları tam bir ihtiramla Medine’ye döndürmelerini tavsiye etti. Nu’man bin Beşir de Ehl-i Beyt’i tam bir ihtiramla Şam’dan Medine’ye götürdü.

S. 76- Kerbela şehitlerini ilk olarak ziyaret eden, İslam ve Şia’nın mübelliğlerinden sayılan ve Beni Ümeyye’nin kan içici hükümdarlarından Haccac bin Yusuf-u Sakafi’nin eliyle Ali ve Ali evlatları dostluğu suçundan dolayı bedeni dağlanan sahabenin ismi nedir?
C. 76- Cabir bin Abdullah-i Ensari.

S. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari kimdir?
C. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari, hicretten on beş yıl önce Medine’de dünyaya geldi ve babası Abdullah Uhud savaşında şahadete erişti. Cabir daima Hz. Peygamber (S.a.a)’le birlikte idi, Hz. Peygamber (S.a.a)’in zamanında vuku bulan on dokuz savaşa katılmıştır. Hz. Peygamber (S.a.a)’den sonra daima Hz. Ali (a.s) ve Ehl-i Beyt’le beraberdi, öyle ki onun yaşantısı sanki Ehl-i Beytin yaşantısıyla düğümlenmişti. İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ilk ziyaret eden de o olmuştur. Daha sonra Hz. Ali (a.s)’ın dostluğu suçuyla bedeni, Haccac bin Yusuf-i Sakafi tarafından dağlanmıştır.

S. 78- İmam Hüseyin (a.s)’ın ailesi ve onlarla birlikte esir edilenler ne zaman Şam’a ulaştılar?
C. 78- Hicretin 61. yılı Sefer ayının birinci günü.

S. 79- İmam Seccad (a.s)’ın naklettiği, Şam’da kendilerine ve esirlere yapılan yedi zulüm nedir?
C. 79- İmam Seccad (a.s), Numan bin Munzir-i Medaini’ye şöyle buyurdu:

“Şam’da yedi zulüm bize yapıldı ki esir olduğumuz süre içerisinde bu denli bir zulüm bize yapılmamıştı:

1- Şam’da zalimler kılıçlarıyla bize saldırdılar ve davul çaldıkları halde büyük bir toplumun arasında bizi beklettiler.

2- Şehitlerin başlarını hanımlarımızın tahtırevanları arasına soktular, babam ve amcam Abbas’ın başlarını, halam Zeyneb ve Ümmü Gülsüm’ün karşısına; kardeşim Ali ve amcam oğlu Kasım’ın başlarını ise bacılarımın gözleri önüne getirdiler; bazen başlar yere düşüp atların nalları altında kalıyordu.

3- Şam’ın kadınları, damların üzerinden başımıza su ve ateş döküyorlardı.

4- Günün doğuşundan batışına kadar, sokak ve pazarda saz ve avazla halkın gözleri önünde bizi dolaştırıp; “Ey insanlar! Bunları öldürün; zira bunların İslam’da hiçbir saygınlığı yoktur” diyorlardı.

5- Bizi tavanı olmayan bir yerde bekletiyorlardı, gündüzleri şiddetli sıcaktan, geceleri ise soğuktan rahatsızdık, daima korku ve ıstırap içerisinde idik.

6- Bizi köle satılan pazara götürdüler, bizi köle ve cariye olarak satmak istediler, ama Allah Teala bu ameli onlara mümkün kılmadı.

7- Bizi bir ipe bağladılar, böylece Yahudi ve Hıristiyanların evlerinin önünden geçirirken onlara; ‘Bunların babası sizin babalarınızı Hayber, Hendek….savaşlarında öldürdüler, bugün onların intikamını bunlardan alın’ diyorlardı.”

S. 80- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’inin, Medine’den çıktığı andan Medine’ye döndüğü ana kadar kaç acı vedalaşmaları olmuştur?

C. 80- Dört vedalaşmaları olmuştur:

1- Hz. Peygamber (S.a.a) ile Hz. Fatıma (a.s)’ın kabirleri ve Resulullah (S.a.a)’in haremiyle vedalaşmaları.

2- Aşura günü İmam Hüseyin (a.s) ile vedalaşmaları.

3- Muharrem ayının on birince günü şehitlerin başsız bedenleriyle vedalaşmaları.

4- Hz. Zeyneb (a.s), İmam Seccad (a.s) ve onlarla birlikte olanların, Erbein günü Kerbela’ya gelip üç gün yas ve ağıt tuttuktan sonra şehitlerin kabirleriyle vedalaşmaları.

S. 81- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’i, ne günü Medine’ye varmış ve kaç gün genel yas ilan edilmiştir?
C. 81- İmam Hüseyin (a.s) ‘ın Ehl-i Beyti Cuma günü Medine’ye vardı, o gün Medine halkından bir grup Cuma namazı için camide toplanmışlardı; Velid bin Utbe de minbere çıkıp hutbe okuyordu. Aniden ağlama sesleri Medine’yi kapsadı, halk, “Va Hüseyna” deyip ağlıyordu. O gün Medine şehrinde Resulullah (S.a.a)’in vefat ettiği gün gibi yas oldu. Bundan dolayı Medine’de on beş gün genel yas ilan edildi, kadın ve erkek, küçük ve büyük gruplar halinde yas tutup ağladılar.

S. 82- Cabir bin Abdullah-i Ensari ve İmam Hüseyin’in Ehl-i Beyt’i ne zaman İmam (a.s)’ın kabrinin ziyaretine gittiler?
C. 82- Tarih, rivayet ve alimlerin sözlerini incelediğimizde, Cabir ve Ehl-i Beytin İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ziyaret etmeleri hususunda beş görüş ortaya çıkıyor:

1- Hicretin 61. yılının Sefer ayının 20’sinde.

2- Aynı yılın ikinci Erbein’inde.

3- Hicri 62. yılın Erbein’inde.

4- Cabir ve arkadaşları Hicri 61. yılın birinci Erbein’inde. İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ziyaret etmeye muvaffak olmuşlar. Fakat İmam (a.s)’ın ailesinin Cabir ile karşılaşması, Cabir’in İmam (a.s)’ın ziyaretine geldiği diğer günlere tesadüf etmiştir.

5- İmam (a.s)’ın ailesi Kufe’den Şam’a gittiklerinde, birinci Erbein’de Kerbela’ya varmışlar ve aynı gün Cabir ve arkadaşlarıyla görüşüp sonra Şam’a gitmişlerdi.

Bize göre 4. ve 5. görüş akla daha uygun ve doğrudur.

S. 83- İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini ilk olarak ziyaret eden Cabir bir Abdullah-i Ensari O Hazret’in kabrini ne zaman ziyaret etti?
C. 83- Erbein gününde.

S. 84- Abbasi halifelerinden hangisi İmam Hüseyin (a.s)’ın kabrini yıkarak O Hazret’in ziyaret edilmesine mani oldu?
C. 84- Abbasi halifelerinin onucusu olan Mütevekkil.

S. 85- İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak hangi tarihten başladı?
C. 85- İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumanın tarihçesi, Hz. Peygamber (S.a.a)’in hatta Hz. Adem (a.s)’ın zamanına dayanır. Çünkü Peygamber-i Ekrem (S.a.a)’in kendisi ve masum İmamlar, İmam Hüseyin (a.s) için mersiye okumuş ve halkı buna teşvik etmişlerdir. Binaenaleyh İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak çok eski zamanlardan başlamış. İslam’da ise eğitici, içtimai ve siyasi programlardan biri olarak belirlenip böylece devam etmiştir. Fakat İmam Hüseyin (a.s)’a mersiye okumak, 9. ve 10. asırda “Revzat’uş- Şüheda” kitabının yazılmasıyla başlamıştır diyenlerin görüşü bizce doğru değildir.
S. 86- İmam Hüseyin (a.s) hakkında Farsça ilk mersiye kitabı ne zaman yazıldı, kitabın ve yazarının ismi nedir?

C. 86- İmam Hüseyin (a.s)’ın hakkında Farsça yazılan ilk maktel (mersiye) Revzat’uş- Şüheda kitabıdır. Yazarının ismi ise Kemaluddin Hüseyin bin Ali Vaiz-yi Kaşifı’dir.
S. 87- Muhtar kimdir?

C. 87- Muhtar, Ebu Ubeyd bin Mes’ud-i Sakafi’nin oğludur, Hicretin birinci yılında Taif’de doğmuştur. Muhtar 13 yaşında olmasına rağmen Kadisiye savaşında babasıyla birlikte savaş cephesine gelmiş ve düşmanla savaşmak istemiş, fakat babası ona mani olmuştur. Muhtar, yiğit, reşit, cömert, atılgan, yüce himmetli, güçlü, düşünceli ve akıllı bir kimse idi. Muhtar, Irak’ta Ehl-i Beyt taraftarları için bir mihver ve onların faziletlerini yayanlardan sayılıyordu. Hz. Ali (a.s), İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s)’ın imametine inanan birisiydi. Muhtar’ın, İmam Hüseyin (a.s)’a karşı Kerbela’da savaşanlardan 18 bin kişiyi öldürdüğü nakledilmiştir.
S. 88- İmam Hüseyin (a.s)’ın katillerinden intikam almak amacıyla yapılan ilk kıyam, ne zaman başlatıldı ve bu intikamı kim aldı?
C. 88- Bu kıyam, Hicretin 66. yılında, Muhtar bin Ebu Ubeyd-i Sakafi tarafından başlatıldı.

S. 89 “Kiysaniyye” kimlerdir ve neden bu isimle meşhur olmuşlardır?

C. 89- “Kiysaniyye” Muhtarın takipçilerine verilen bir isimdir. Bunun sebebi ise Esbağ bin Nebate’nin naklettiği şu rivayettir: “Muhtarı çocukluk günlerinde Hz. Ali (a.s)’ın dizleri üzerinde gördüm, Hazret onun başını okşayarak şöyle buyuruyordu: “Ya keyyis! Ya keyyis!” (Ey zeki! Ey akıllı!) Bundan dolayı onun takipçilerine “Kiysaniyye” dediler

S. 90- Muhtar’ın hükümeti ne kadar ayakta kalabildi?
C. 90- On sekiz ay, (yani hicri 66. Yılın Rabi-ul Evvel ayının on dördünden, hicri 67. Yılın Ramazan ayının on dördüne kadar) ayakta kalabildi.

S. 91- Muhtar kaç yaşında, nerede şahadete erişti ve kabri nerededir?
C. 91- Muhtar 67 yaşında, Mus’ab bin Zübeyr’in ordusuyla savaştığında şahadete erişti, kabri ise Hz. Müslim’in Kufe’deki kabrinin bulunduğu yerdedir.

S. 92- İmam Hüseyin (a.s)’ın Ehl-i Beyt’i ve Haşimi kadınlar ne zaman matemden çıktılar?
C. 92- Haşimi kadınlar, beş yıl gözlerine sürme çekmediler, saçlarına kına yakmadılar; hatta onların evinden, yemek pişirmenin nişanesi olan bir dumanın çıktığı bile görülmedi; ancak Ubeydullah bin Ziyad, hicretin 67. Yılında Muhtar’ın eliyle öldürüldüğü zaman matemden çıktılar.

S. 93- İmam Seccad (a.s) kaç yıl babasının başına gelen musibetlerden dolayı ağladı?
C. 93- İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“İmam Seccad (a.s) kırk yıl, gündüzleri oruç tutup geceleri ibadetle geçirdiği halde babasının musibetleri için ağlıyordu, kölesi ne zaman ona su veya yemek götürüp önüne koysaydı şöyle buyuruyordu: “Resulullah (S.a.a)’in oğlu susuz ve aç olarak öldürüldü’ Bu cümleyi tekrarlayıp ağlıyordu; öyle ki yemeği göz yaşlarıyla ıslanıyordu, ömrünün sonuna kadar da böyle yaşadı.”

S. 94- Tevvabin’in kıyamı, ne zaman ve kimin önderliğiyle gerçekleşti?
C. 94- Tevvabin’in kıyamı, Hicretin 65. Yılında “Süleyman bin Sured-i Huzai”nin önderliğiyle gerçekleşti.

S. 95- Tevvabin kimlerdir?
C. 95- Tevvabin (tövbe edenler), Kufe halkından olan ve İmam Hüseyin (a.s)’a yardım etmediklerinden dolayı kendilerini çok kınayan bir gruptu. Bunlar, günahlarının bağışlanması için İmam Hüseyin (a.s)’ın intikamını düşmanlarından almanın, katillerini cezalandırmanın veya bu yolda öldürülmelerinin gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden, Şam ordusuyla savaşa girdiler, düşmana ağır darbeler indirdikten sonra bunlardan çoğu şahadete erişti.

MUAVİYE’NİN ÖLÜMÜ VE YEZİD’İN MEKTUBU
O gün de akşam oldu ve mescidde bulunanlar dağıldılar, ancak Resulullah’ın (s) sözleri olduğu gibi halkın kulaklarında çınlamadaydı. Bulundukları her mecliste ve gittikleri her yerde Hüseyin’in (a) öldürüleceğini anlattılar. Halk bu konu üzerinde titizlikle durdular ve bu hadiseyi gözleriyle görmeleri için beklemeye koyuldular sanki. Hicri 60 yılının Recep ayında Muaviye öldü. Yezit Medine valisine -Velid b. Utbe- bir mektup yazarak bütün Medine halkından ve özellikle de Hüseyin’den (a) kendisi için biat almasını, biat etmediği takdirde başını bedeninden ayırıp kendisine göndermesini emretti. Velid, Mervan’ı çağırarak istişarede bulundu ve görüşünü sordu. Mervan şöyle açıkladı konuyla ilgili düşüncesini: “Hüseyin (a), Yezit’e biat etme zilletine boyun eğmez. Eğer senin yerinde ben olsaydım, eğer senin gücün bende olsaydı hiç gecikmeden Hüseyin’i (a) öldürürdüm.” Velid buna karşı şöyle dedi: “Bu durumda böyle bir işe girişmektense dünyaya gelmez olaydım keşke. Asla bu zilletin yükünü omuzlarıma almam.” Velid daha sonra elçi göndererek Hüseyin’i (a) evine davet etti. Hüseyin (a) Ehl-i Beyt’inden ve dostlarından oluşan otuz kişilik bir grupla Velid’in evine geldi. Velid Muaviye’nin ölüm olayını duyurdu ve Yezit için biat etmesini istedi. Hüseyin (a) biat meselesinin önemine değinerek, bunun gizlilikde yalılamayacağını dedi ve ekledi, halkı biat için davet edeceğin zaman bize de haber sal. Mervan dedi: “Hüseyin’in (a) sözüne kulak asma, mazeretini kabul etme ve eğer biat etmiyorsa onu sağ bırakma.” Hüseyin (a) öfkelenerek şöyle buyurdu: “Vay olsun sana ey kötü kadının oğlu! Benim öldürülmem için ferman mı veriyorsun? Andolsun Allah’a, sen yalan söyledin ve bu sözünde de kendini zelil ettin, aşağıladın.” Daha sonra Velid’e dönerek “Ey emir (vali), biz
nübüvvet Ehl-i Beyt’i ve risalet kaynağıyız, meleklerin inip kalktığı ev bizim evimizdir. Allah bizim hatırımıza rahmetini insanların yüzüne açtı ve sonu da bizim adımızla olacaktır. Yezit’e gelince, o fasık, içki içen, kan döken ve alenen günah işleyen biridir. Benim gibi biri Yezit gibi birine biat etmez. Ancak siz de bu geceyi sabahlayın, biz de; siz de iyi düşünün, biz de. O zaman hangimizin hilafet makamına daha layık olduğunu anlarız” dedi ve Velid’in evinden çıktı. Mervan, Velid’e dönerek dedi: “Benim nasihatıMa kulak asmadın ve söylediğimin aksine hareket ettin.” Velİd ona dedi: ” Vay haline! Ne yani, dinimi ve dünyamı kaybetmemi mi
öneriyorsun bana? Andolsun Allah’a, yeryüzünün saltanatını bana verseler bile Hüseyin’i (a) öldürmem. Andolsun Allah’a, her kim elini Hüseyin’in kanına batırırsa, Allah’ın huzuruna çıktığında iyiliklerinin kefesi çok hafif olacak ve bağışlanması da imkansız. Öyle birine Allah rahmet gözüyle bakmaz, onu günahtan arındırmaz ve çok elin bir azapta onu cezalandırır.”O gece de sona erdi. Sabahın ilk saatlerinde Hüseyin (a) yeni bilgiler edinmek için evinden çıktı. Mervan’la karşılaştı yolda.
Mervan imam’a şöyle dedi: “Ya Eba Abdillah, ben senin hayrını isterim. Benim nasihatimi dinle ki saadete kavuşasın.” Hüseyin (a) “Nedir nasihatin, de de duyayım” buyurdu. Mervan dedi: ” Ben Yezit b. Muaviye’ye biat etmeni emrediyorum. Çünkü bu hem dünyan hem ahiretin için en iyi olanıdır.” Hüseyin (a) dedi: ” İnna
lillahi ve inna ileyhi raciun -Şüphesiz biz Allah’a aitiz ve dönüşümüz de O’nadır-. Şimdi İslam dinine veda etmek gerekir, çünkü Peygamberin (s) ümmeti Yezit gibi birinin sultasına düçar olmuştur. Ben ceddim Resululllah’ın (s) ‘Hilafet Ebu Sufyan oğullarına haramdır’ buyurduğunu duydum.” Bir hayli konuştuktan sonra Mervan öfkeli bir şekilde ayrıldı.

HÜSEYİN’İN (A), ŞEHADETİNDEN HABERDAR OLUŞU
Müellif der ki: Araştırmalarımız sonucu Hüseyin’in (a),şehadetinden ve karşılaşacağı olaylardan haberdar olduğunu ve yapması gerekenin de yaptıkları olduğunu anladık. İsimlerini (⁄ıyasu Sultan-il Vera li-Sükkan-is Sera) kitabında detayıyla zikrettiğim bazı ravilerin kendi belgeleriyle Ebu Cafer Muhammed b. Babuye el-Kummi’den ve “Emali” kitabında da Mufazzal b. Ömer’den naklettiklerine göre İmam Sadık (a) kendi babalarından şöyle rivayet etmiştir: Bir gün Hüseyin b. Ali (a)
kerdeşi Hasan’ın (a) evine gitti. Kardeşinin durumunu görünce gözlerinden yaşlar süzüldü. Hasan (a): “Niye ağlıyorsun?” dedi. Hüseyin (a) “Size yapılan zulüm ve haksızlıklara ağlıyorum” dedi. Hasan (a): “Bana yapılan zulüm gizlide içirilen zehirdir, ki neticede zehirlenmeme ve öldürülmeme sebep olacaktır. Ancak senin düşeceğin duruma kimse düşmeyecek ya Eba Abdillah. Çünkü ceddimiz Muhammed’in (s) ümmetinden olduklarını iddia eden otuz bin kişi senin etrafını saracak, kanını akıtmak, saygısızlıkta bulunmak, seni öldürmek, aileni ve Ehl-i Beyt’ini esir etmek ve ganimet toplamak için tetikte bekleyecekler. Bu arada Allah da lanet ve gazabını Beni Ümeyye’ye yöneltecek, gökyüzü kan ağlayacak, toz-toprak savuracak herşey ve hatta çöllerdeki vahşi hayvanlar ve denizlerdeki balıklar senin musibetinde ağlayacaklar” dedi. Bazılarına değindiğim bir cemaat, Ömer-i Nessabe’nin (r) naseb ilmi hakkındaki “Şafi” kitabında senedini ceddi Muhammed b. Ömer’e dayandırdığı bir rivayeti bana nakletti. Ömer-i Nessabe (r) kitabında şöyle demiş: Babam Ömer b. Ali b. Ebi Talip (a) dayılarıma (Akil’in oğulları) şöyle naklederdi: Kardeşim Hüseyin (a) Yezit’e biat etmeyince yanına gittim ve yalnız olduğunu gördüm ve şöyle dedim: “Canım feda olsun sana, kardeşin Hasan(a) babası Ali’den (a) naklederdi.” Bunu demek istiyordum ki ansızın ağlamaya başladım, feryadım yükseldi. Hüseyin (a) beni yanına oturtup buyurdu: “Benim öldürüleceğimi
kardeşim sana söyledi mi?” Dedim ki: “Allah o günü göstermesin ey Peygamberin oğlu!” İmam Hüseyin (a): “Seni babanın hakkına yemin veriyorum, bu haberi sana söyledi mi?” dedi. Dedim ki: “Evet, canım kardeşim mahfuz kalman için niye Yezit’e biat etmedin?” İmam Hüseyin (a) buyurdu: “Babam benim ve O’nun şehid edileceğini Resulullah’tan (s) nakletti ve benim kabrimin babamın kabrine yakın olacağını söyledi. Bildiğin bazı şeylerden benim habersiz olduğumu mu sanıyorsun? Andolsun Allah’a, asla zillete boyun eğmeyeceğim. Annem Fatimet’üz Zehra (a) ceddim Resulullah (s) ile mülakat ettiğinde ümmetin, onun zürriyesine
yapmış olduğu zulümlerden şikayet edecektir, Onun evlatlarına eziyet etmiş olanların hiç biri cennete girmeyecektir. Müellif der ki: Bazı dar görüşlüler, örümcek kafalılar şehadetin ne denli büyük bir saadet olduğunu anlamaz ve bir insanın böyle bir durumda kendini tehlikeye atmasından Allah’u Teala’nın razı olmayacağnı sanırlar. Oysa ki Allah Kur’an-ı Mecid’de bazı insanlara emrediyor ki nefsinizi öldürün: “Tevbe ederek kendi Allah’ınıza dönün ve nefsinizi öldürün. Çünkü bu Allah’ınızın katında sizin için daha hayırlıdır.”
(Bakara-54)
Belki de bu dar görüşlü insanlar:
“… ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.”
(Bakara-195)
ayetinin şehadet hakkında olduğunu sanıyorlardır. Oysa ki böyle bir düşünce tümüyle yanlıştır. Şehadet insan için en büyük saadetlerdendir. “Maktel” kitabının yazarı bu ayetin tefsiri hakkında İmam Sadık’tan (a) bir rivayet nakletmiştir ve bu rivayetin ravisi Aslem’dir. “Nehavend veya başka bir savaşa katılmıştık. Müslümanlar savaşmak için saflarını düzenlediler ve düşman da karşımızda saf düzenlemesi yaptı. Hiçbir savaşta bu kadar uzunluk ve genişkte saflar görmemiştim. Rumlar şehrin
duvarına sırtını dönerek savaşa hazırlanıyorlardı. Bu arada bir müslüman saftan ayrılarak düşmana saldırdı. Gören müslümanlar “la ilahe illallah” dedi, kendi eliyle kendini tehlikeye attı (Bakara, 195. ayete istinaden). Bunu duyan Ebu Eyyüb Ensari şunları söyledi: “Siz şu ayeti, düşmana saldırarak şehadete kucak açan bu adam hakkında tevil etmedesiniz. Oysa ki bu doğru değil ve bu ayet bizim hakkımızda nazil olmuştur. Çünkü biz Resulullah’a (s) yardım ettik, kendi aile ve mallarımızdan el
çektik, kendi işimizi yoluna koymadık ve neticede yaşatımızın düzeni bozuldu. Durum böyle olunca kendi yaşantımızı düzene sokmak için Resulullah’a (s) yardım etmemeye karar verdik ve bundan ötürü de:
“… ve kendinizi kendi ellerinizle tehlikeye atmayın.” (Bakara-195) ayeti nazil oldu. Ayetin demek istediği şudur: Eğer Resulullah’a (s) yardım etmez ve evlerinize çekilirseniz kendi elinizle kendinizi bedbahtlığa itmiş ve Allah’ı gazaplandırmış olursunuz. Bu ayet, evlerine çekilmeye karar veren bizleri reddetmekte ve İslam düşmanlarıyla savaşmaya teşvik etmektedir, düşmana saldırarak müslümanları da bu işe teşvik eden biriyle ve ya Allah yolunda cihad ederek uhrevi sevaba nail
olmak isteyenlerle hiçbir alakası yoktur bu ayetin. Allah’ın evliyası hak yol uğrunda alacakları kılıç ve mızrak yaralarından dehşete kapılmazlar.” Bu kitapta işleyeceğimiz bazı konular konumuzu daha bir aydınlatacaktır.

HÜSEYİN’İN (A) MEDİNE’DEN HİCRETİ
Muhaddisler, Hüseyin’in (a) Velid b. Utbe ve Mervan’la mülakatını şerhiyle yazdıktan sonra şunları yazmaktalar: O gecenin sabahı Hicri 60 yılının Şaban ayının üçüncü günü Hüseyin (a) Mekke’ye doğru hareket etti. Şaban ayının kalan bölümünde, Ramazan, Şevval ve Zi’l Kâde aylarında Mekke’de bulundu. Abdulluh b. Abbas ve Abdullah b. Zübeyr İmam Hüseyin’in (a) huzuruna müşerref olup “Siz Mekke’de kalın” dediler. İmam buyurdu: “Ben Resulullah’tan (s) bir emir almışım ve onu yerine getirmeliyim.” İbn-i Abbas Hüseyin’den (a) ayrılıp çıktı ama “Va Hüseyinah!” diyerek yürüyordu. Daha sonra Abdullah b. Ömer Hüsey’in (a) yanına gelip dedi: “İyisi mi bu dalalete düşen insanlarla uzlaşmaya bak ve savaşa girişme.” İmam Hüseyin’in (a) cevabı şu oldu: “Yahya b. Zekeriyya’nın (a) başının kesilerek
İsrailoğullarından bir serkeşe hediye edilmesinin, dünyanın alçaklığından olduğunu bilmez misin? Bilmez misin ki İsrailoğulları şafağın söküşünden güneşin doğuşuna kadar yetmiş Peygamberi öldürüyor ve sonra da hiç bir şey olmamış gibi pazara giderek alış verişlerini yapıyorlardı. Fakat Allah onları cezalandırmada acele etmedi, onlara mühlet verdi ve bu mühletten sonra çok katı bir şekilde onlardan intikam aldı. Ey Abdullah! Allah’ın hışım ve gazabından sakın ve bana yardım hususunda ihmal etme.”

KÜFE HALKININ HÜSEYİN’İ (A) DAVETİ
Küfe halkı Hüseyin’in (a) Mekke’ye geldiğini ve Yezit’e biat etmediğini duyunca Süleyman b. Surad-i Hüzai’nin evinde toplandı. Süleyman kalkıp bir takım konuları hatırlattıktan sonra şu cümlelerle sözünü noktaladı: “Ey şialar, hepiniz biliyorsunuz ki Muaviye öldü ve hesap vermek için Allah’ının huzuruna gitti, yaptıklarının hesabını orda verecek ve oğlu Yezit onun yerine oturdu. Şunu da biliyorsunuz ki Hüseyin b. Ali (a) ona biat etmedi ve Beni Ümeyye zalimlerinin şerrinden korunmak için Allah’ın evine sığındı. Sizler onun babasının şialarısınız, bugün Hüseyin’in (a) sizin yardımlarınıza ihtiyacı var. Eğer ona yardım edeceğinize ve düşmanlarıyla savaşacağınız inanıyorsanız hazır olduğunuzu yazıp ona bildirin. Eğer tembellik edecekseniz şayet, onu kendi haline bırakın ve en azından aldatmayın.” Bu konuşmadan sonra şöyle bir mektup yazdılar: Bismillahirrahmanirrahim Süleyman b. Surad-ı Hüzai, Musayyib b. Necibe, Rüfaet ibn-i Şeddad, Habib b. Mezahir, Abdullah b. Vâil, müminlerden ve şialarından Hüseyin’in (a) huzuruna arzedilir.
Selamun Aleykum!
Hamdolsun Allah’a ki senin ve babanın düşmanını helak etti. O zalim ve hunhar ki ümmetin idaresini onlardan selbedip zulüm ve haksızlıkla tasarrufta bulundu, müslümanların beyt’ül malını gasbetti, onların rızasını almadan kendini yetki sahibi ilan etti, iyileri katletti ve kötülere dokunmadı, Allah’ın malını zalimlerin ve
serkeşlerin serveti haline getirdi. Semud Allah’ın rahmetinden uzak olduğu gibi o da uzak olsun! Şimdi bizim senden başka İmam ve önderimiz yoktur. Zahmete katlanıp bizim şehrimize gelmeniz çok uygun olacaktır. Sizin vesilenizle Allah’ın bizi saadet yoluna hidayet etmesi tarafımızca ümid edilmektedir. Küfe valisi
Nüman b. Beşir dar’ül emarettedir, fakat biz onun cuma ve cemaat namazlarına katılmıyor ve bayram günleri onunla birlikte namazgâha gitmiyoruz. Eğer bize gelecek olursanız onu Küfe’den çıkarır Şam’a göndeririz. Selam olsun sana ey Peygamberin evladı ve babanın pak ruhuna. Allah’ın selam, rahmet ve bereketi üzerinize olsun.
La havle ve la kuvvete illa billah’il aliyy’il azim.
Bu mektubu yazıp gönderdiler. İki gün bekledikten sonra yeniden her biri bir kaç kişinin imzasını taşıyan yüz elliye yakın mektubu bir grup insanla İmam Hüseyin’e (a) gönderdiler. Mektupların her birinde o hazret davet edilmişti. Hüseyin (a) bunca mektubun gelmesine rağmen sessiz beklemedeydi ve onların mektubuna cevap vermiyordu. Nitekim bir gün altıyüz mektup aldı ve diğer mektuplar da peyderpey İmam’a (a) takdim edilmedeydi. Öyle ki mektupların sayısı onikibine vardı. Daha
sonra Kufe halkının en son mektubu Hâni b. Hâni Sebîi ve Said b. Abdullah Hanefi tarafından İmam Hüseyin’e (a) takdim edildi. Mektup şöyleydi:
“Bismillahirrahmanirrahim
Hüseyin (a) ve babası Emir’ül Mümin’in (a) şialarından Hüseyin b. Ali’nin (a) huzuruna;
Selamun Aleykum
İnsanlar sizi beklemekteler ve sizden başkasını istemiyorlar. Ey Peygamberin evladı, çok çabuk bize doğru hareket et. Çünkü bahçeler yeşile bürünmüş, meyveler
olgunlaşmış, bitkiler yeşermiş ve yeşil yapraklar ağaçların güzelliğine güzellik katmıştır. Bize gel, çünkü amade ve mücehhez orduna gelmiş olacaksın.
Allah’ın selamı, rahmet ve bereketi size ve babanızın üzerine olsun.
Hüseyin (a) mektubu okuduktan sonra onu getiren iki kişiye “Bu mektubu kimler yazdı?” diye sordu. “Ey Resulullah’ın (s) evladı, bu mektubu Şems b. Rib’î, Haccar b. Abcer, Yezit b. Haris, Yezit b. Rüveym, Urvet’ibn-i Kays, Amr b. Haccac ve Muhammed b. Ömer b. Utarid gönderdi” dediler.

MÜSLİM B. AKİL’İN KÜFE’YE GÖNDERİLMESİ
Hüseyin (a) kalkıp Rükn ile Makam arasında iki rekat namaz kıldı. Allah’tan bu olayı hayırlı kılmasını istedi. Daha sonra Müslim b. Akil’i çağırdı ve durumu anlattı ve halkın göndermiş olduğu mektupların cevabını yazarak Müslim’le gönderdi. İmam (a) mektubunda onların isteğini olumlu bulduğunu belirterek şöyle yazmıştı: “Ben, amcam oğlu Müslim b. Akil’i size gönderiyorum ki sizin hedefinizi öğrenip bana bildirsin.” Müslim mektubu alıp Küfe’ye geldi. Küfe halkı Hüseyin’in (a) cevap göndermesine ve Müslim’in gelmesine sevindiler ve Müslim’i Muhtar b. Ebi Übeyde-i Sakafi’nin evinde ağırladılar. Şialar Müslim’i görmek için grup grup geliyorlardı ve Müslim de gelen her gruba İmam Hüseyin’in (a) mektubunu okuyordu. Gözleri sevinçten yaşarıyordu ve biat ediyorlardı. Nitekim biat edenlerin sayısı onsekizbine ulaştı.

İBN-İ ZİYAD’IN KÜFE’YE VALİ TAYİN EDİLİŞİ
Abdullah b. Müslim-i Bahili, İmaret İbn-i Velid ve Ömer b. Sa’d Yezit’e bir mektup yazarak Müslim’in geldiğini bildirdiler ve Nüman b. Beşir’in Küfe valiliğinden azledilerek yerine bir başkasının atanmasını istediler. Yezit, Basra valisi olan Ubeydüllah b. Ziyad’a mektup yazarak Küfe valiliğini ona verdiğini bildirdi. Müslim ve Hüseyin’in (a) olayını da yazarak Müslim’i tutuklamasına ve öldürmesine dair kesin emir verdi. İbn-i Ziyad mektubu okuduktan sonra Küfe’ye gitmek üzere hazırlık
yapmaya koyuldu. Hüseyin (a), Yezit b. Mes’ud Nehşeli ve Münzir b. Carud-i Abdi gibi Basra büyüklerine mektup yazarak kendisine yardım ve emirlerine itaat etmeleri gerektiğini belirtmiş ve mektubu da kendi kölesi Süleyman’la göndermişti. Yezit b. Mes’ud Beni Temim, Beni Hanzele ve Beni Sa’d kabilelerini biraraya
toplayarak şöyle hitab etti:”Ey Temim oğulları, sizin aranızdaki makam ve mevkimi nasıl görüyorsunuz?” “Andolsun Allah’a ki çok iyi ve yüce bir makama sahipsin. Senin varlığınla kabilemiz varlığını korumuştur ve en büyük itfihar sana mahsustur. Herkesten yüce ve herkesten öncesin.” Bunun üzerine Yezit b. Mes’ud şöyle devam etti sözlerine: “Sizi buraya toplamamın bir sebebi var. Sizinle istişarede bulunmak istiyor ve yardımınızı bekliyorum.” Andolsun Allah’a, dediler; nasihat etmekten çekinmez ve düşüncelerimizi takdim ederiz. Şimdi amacını  söyle.” Yezit b. Mes’ud dedi: “Ey Temimoğulları, öncelikle bilmelisiniz ki Muaviye öldü. Andolsun Allah’a, çok alçak ve değersiz bir ölüdür ki yokluğunda üzüntü duyulmaz. Bilin ki onun ölmesiyle zulüm ve günah kapıları kırıldı, zulüm temelleri sarsıldı.
Muaviye halktan biat alarak oğlu Yezit’in saltanatını sağlamlaştırmak istedi. Heyhat, böyle olamaz. Andolsun Allah’a, çalıştı ve çaba harcadı ama iş zaafa uğradı ve sarsıldı, hilakarlarla meşveret etti ama rezil oldu. Şimdi de içkici ve fasid oğlu Yezit onun yerine oturmuş ve halifelik iddiasında bulunmaktadır. Müslümanların rızasını almadan kendini onların emiri olarak tanıtmaktadır. Oysa ki ne sabrı var ne de ilmi. Hak yolundan ayağını koyduğu kadarını bile bilmez. Öyleyse ümmeti nasıl yönetebilir? Kat’i olarak Allah’a yemin ederim ki dini muhafaza etmek için Yezit’le savaşmak müşriklere karşı cihad etmekten daha hayırlıdır. Peygamberimizin kızının oğlu Hüseyin b. Ali (a) ise yüce, asil ve iyi düşünceli biridir. Fazileti vasfedilemez ve ilmi de sonsuzdur. O, hilafete daha layıktır, çünkü İslam’daki geçmişi parlak, yaşı olgun ve Resulullah’a (s) olan yakınlığı da herkesçe bilinmektedir. Küçüklere karşı şefkatli ve büyüklere karşı da iyilikle davranandır. O en güzel İmam ve önderdir ki Allah onunla hüccetini sizlere tamamlamış ve saadet yolunu göstermiştir. O halde hakkın nuru karşısında gözlerinizi kaybetmeyin ve hidayet yolunu tanımadan batıl kuyularına düşmeyin. Sahr b. Kays Cemel savaşında sizin itibarınıza gölge düşürdü, ancak bugün Peygamberin evladına yardımda bulunarak o lekeyi silebilirsiniz. Andolsun Allah’a, her kim ona yardım etmezse çocukları zelil olur ve yakınlarını kaybeder. Bilin ki ben savaş için kuşanmış ve zırhımı giymişim. Şunu da
bilmelisiniz ki her kim öldürülmezse nitekim ölecektir ve firar insanı kurtarmayacaktır. Allah sizleri bağışlasın. Sözlerime müsbet cevap verin.” Beni Hanzele söze başlayarak şöyle dedi: “Ey Eba Halid, biz senin yayındaki oklar gibiyiz; hangi hedefe yöneltirsen oradan şaşmaz. Biz senin kabilenin süvari ve piyade askerleriyiz, bizi
hangi savaşa gönderirsen zafer ve fetih senin olacaktır. Andolsun Allah’a, hangi girdaba atılsan biz de seninle olacağız; hangi zorlukla karşılaşsan senin yanında yer  alacağız. Andolsun Allah’a, kendi kılıçlarımızla sana yardım edecek ve kendi bedenlerimizle seni koruyacağız. Şimdi ne yapmak istiyorsan gecikmeden yap.”
Onlardan sonra Beni Sa’d şöyle başladı söze: “Ey Eba Halid, senin emrinden çıkmak ve sana muhalefet etmek bizim yanımızda en çirkin ve en kötü düşmandır. Fakat Sahr b. Kays, bizi savaş yapmamaya emretmiştir ve bizce en doğru olanı budur ve şimdiye kadar da savaş yapmadığımız için izzetimizi koruduk. Madem durum bundan ibaret, istişarede bulunmamız için bize mühlet ver. Daha sonra görüşümüzü bildireceğiz.” Bu arada Beni Temim söze başladı:
“Ey Eba Halid, biz senin kabilendeniz ve seninle ant içmişiz. Eğer öfkelenirsen öfkelenecek ve sefere çıkarsan yanında olacağız. Emir senin elindedir, emret icabet ve itaat edelim.” Yezit b. Mes’ud Beni Sa’d’a dönerek şunları dedi: “Ey Beni Sa’d kabilesi, andolsun Allah’a, eğer Hüseyin’e (a) yardım etmezseniz, Allah aranızdan fitne ve kan dökmeyi kaldırmayacak ve her zaman birbirinizle savaşacaksınız.” Daha sonra Hüseyin’e (a) şu mektubu yazdı:
“Bismillahirrahmanirrahim,
Mektubunuzu ziyaret ettim ve beni emirlerinize itaat etme saadetine kavuşmak için davette bulunduğunuzu anladım. Allah, yeryüzünü, hayırda bulunan, kurtuluş ve saadete yönelten birinden boş bırakmaz. Siz Allah’ın insanlara hücceti ve yeryüzündeki emanetisiniz. Siz Tayyib Ahmedi (s) şeceresinin dallarısınız. Onun aslı Peygamber-i Hatem (s) ve siz de onun dallarısınız. Ferah ve neşat içinde bize gelin, çünkü ben Beni Temim’i size yardım etmek üzere hazırladım. Şimdi onların sana
yardımda bulunmak için olan meyilleri, suya doğru koşan çok susuz develerin suya meylinden daha fazladır. Beni Sa’d’ı da sana yardım etmeleri için hazırlamış bulunuyorum. Onların sinelerinde taşıdıkları kini, ateşin ve öğütle yoğrulmuş sözlerle yıkamışım. Hüseyin (a) bu mektubu okuyunca çok sevindi ve onun
hakkında şöyle dua etti:
“Allah, kiyametin korkutucu ve ürkütücü gününde seni korusun, aziz kılsın ve susuzluğun doruğa ulaştığı gün seni sirâb etsin.”
Bu mektubu gönderen Yezit b. Mes’ud, Hüseyin’in (a) huzuruna gitmek ve yardımda bulunmak için hazırlandı. Fakat Basra’dan hareket etmeden önce Hüseyin’in (a) şehid edildiği haberini aldı, çok ağladı ve çok üzüldü. Yezit b. Mes’ud Hüseyin’in (a) mektubuna böyle yanıt verdi. Münzir b. Carud ise -onun kızı Bahriyye İbn-i Ziyad’ın zevcesi idi- Hüseyin’in (a) mektubunu görence İbn-i Ziyad’ın bir komplosu olduğunu düşünerek, mektubu da mektubu getireni de İbn-i Ziyad’a teslim etti. Ubeydullah b. Ziyad hiç bekletmeden elçiyi dar ağacına astı, kendisi minbere çıkarak hutbe okudu ve Basra halkına muhalefet ettikleri ve ayaklanma başlattıkları taktirde tehditler savurmaya başladı. O geceyi Basra’da geçirdi. Sabah olunca kardeşi Osman b. Ziyad’ı kendi yerine bıkarak hızla Küfe’ye yöneldi. Küfe’ye yaklaşınca bineğinden indi ve güneşin batmasını bekledi. Akşamın ilk saatlerinde Küfe’ye girdi. Hava karanlık olduğundan Küfe halkı Hüseyin’in (a) geldiğini
zannederek birbirlerine müjde verdiler. Ona yaklaştıklarında İbn-i Ziyad olduğunu görüp dağıldılar. İbn-i Ziyad da valilik sarayına girerek geceyi orda geçirdi.
Sabahın ilk saatlerinde dar’ül emâretten çıkarak vaaz kürsüsünde hutbe okudu ve halkı Yezit’e muhalefet etmekten sakındırdı ve onu itaat etmeleri için ihsan vaadinde bulundu.
MÜSLİM’İN HANİ’YE SIĞINMASI
Müslim b. Akil İbn-i Ziyad’ın Küfe’ye geldiği haberi duyunca, kendisinin Kufe’de olduğundan haberdar ve kendisine engel olabileceğini düşünerek Muhtar’ın evinden çıkıp Hani b. Urve’nin evine gitti. Hani Müslim’i evine aldı. O günden sonra şialar onun evine gelip gitmeye başladılar. İbn-i Ziyad da Müslim’in yerini bulabilmek için casuslar görevlendirdi. Müslim’in, Hani’nin evinde saklandığını öğrenince Muhammed b. Eş’as, Esma b. Harice ve Amr b. Haccac’ı çağırarak onlara dedi: “Neden Hani bizi görmeye gelmiyor?” “Bilmiyoruz, dediler; ancak Hani’nin hastalandığını söylüyorlar.” İbn-i Ziyad: “İyileştiğini duydum, evinin kapısının arkasında oturuyormuş. Eğer hasta olduğunu bilseydim, görüşüne giderdim. En iyisi siz gidin, bizim hakkımızı zayi etmemesini ve görüşümüze gelmesini söyleyin. Ben, onun gibi Arap büyüklerinden olan birinin benden uzak durmasını ve hakkının heba olmasını istemem” dedi. Bu üç kişi gecenin girmesiyle Hani’nin evine gelip dediler: “Neden valiyi görmeye gelmiyorsun? Oysa ki o senin durumunu sordu ve eğer dedi, hasta olduğunu bilsem görüşüne giderim.” Hani, “Hasta olduğum için gelemedim”
dedi. Cevaben dediler ki İbn-i Ziyad, geceleri evinin kapısının arkasında oturduğunu öğrenmiş ve görüşüne gitmediğinden dolayı da sana kırgındır. Güç sahibi biri, senin gibi kabilesinin büyüğü olan kimsenin itinasızlığına tahammül edemez. Biz seni ant veriyoruz, giyin-kuşan birlikte onu görmeye gidelim.” Hani elbisesini giyip bineğine bindi ve beraberce gittiler. Emirlik sarayına yaklaştıklarında, acı olayların kendisini beklediğini hissediyor gibiydi. Bu yüzden Hisan b. Esma b. Harice’ye “Ey
kardeşimin oğlu, andolsun Allah’a ben bu İbn-i Ziyad’dan korkuyorum. Sen ne düşünüyorsun?” dedi. Andolsun Allah’a, amcacığım dedi, ben senin açından hiç korkmuyorum ve sen de bu düşünceleri kafandan çıkar. Ancak Hisan, İbn-i Ziyad’ın neden Hâni’yi çağırdığını bilmiyordu. Hani beraberindeki kişilerle İbn-i
Ziyad’ın yanına geldi. Ubeydullah b. Ziyad Hani’yi görünce “Hain kendi ayaklarıyla sana geldi.” dedikten sonra yanında bulunan Şureyh-i Gâzi’ye dönerek Hani’ye işaretle Amr b. Ma’di Kerb-i Zübeydi’nin şiirini okudu ve şunu anlatmak istedi: Ben Hani’nin yaşamasını istiyorum, o ise evinde oturmuş benim aleyhimde komplo kuruyor. Hani, ne demek istiyorsun? dedi. İbn-i Ziyad “sus, dedi, emir’ül müminin ve Müslümanlar aleyhinde evinde dönen dümen nedir? Müslim b. Akil’i evine
getirir ve onun için silah ve savaşçı tedarik eder ve komşularının evinde saklarsın öyle mi? Bunları bilmediğimi mi sanırsın? Hani, ben dedi, böyle birşey yapmamışım. İbn-i Ziyad, “Sen bunları  yapmışsın” dedi. Hani yine inkar etti. İbn-i Ziyad “Kölem Makil’isesleyin” dedi. Makil, İbn-i Ziyad’ın kölesiydi, Müslim ve adamları hakkında birçok bilgi edinmiş ve onların birçok sırrını çözmüştü.  Makil gelip İbn-i Ziyad’ın yanında durdu. Hani onu görünce casus  olduğunu anlayınca “Ey emir, Müslim’i ben davet etmedin, onun kendisi benim evime sığındı ve ben de onu reddedemedim. Bu yüzden onu ağırlamak ve korumak benim görevim. Madem
bundan haberin olmuş, izin ver gidip evimden çıkmasını isteyeyim ve böylece de yüklendiğim sorumluluktan çıkmış olurum. İbn-i Ziyad “Andolsun Allah’a, Müslim’i buraya getirmeden benim yanımdan ayrılamazsın.” dedi. Hani “Andolsun Allah’a, onu buraya getirmem, öldüresin diye misafirimi sana teslim etmem” dedi.
İbn-i Ziyad: Andolsun Allah’a, onu burada hazır etmelisin. Hani: Andolsun Allah’a, onu getirmem. Müslim b. Amr-i Bahili, Ey Emir, Hâni’yle yalnız kalmak ve
birşey söylemek istiyorum. Dedi ve Hâni’yi alıp dar-ul emarenin bir köşesine götürdü. İbn-i Ziyad onları görüyor ve yüksek sesle konuştuklarını duyuyordu.
Müslim b. Amr-i Bahili: Ey Hani, seni Allah’a ant veriyorum, kendi ölümüne sebep olma ve kabileni de belaya salma. Andolsun Allah’a, ben seni ölümden kurtaracağım. Müslim b. Akil bunların amcaoğludur, onu öldürmez ve zarar vermezler. Onu teslim et. Bu, sana ne ayıp getirir ne de horlanmana sebep olur.
Çünkü sen onu sultana teslim etmiş olursun ve sultana teslim etmek de ayıp değildir. Hani: Andolsun Allah’a, bu rezillik ve aşağılık getirir. Benim emanımda, misafirim ve Peygamberin evladının elçisi olan birini düşmana teslim etmek benim için bir lekedir, ayıptır. Oysa ki ellerim sağlam ve bir hayli de dostum var. Hatta kimse yardım etmese ve yalnız kalsam dahi, ölürüm de onu teslim etmem. Müslim b. Amr Hâni’yi yemin vermeye başlayınca Hani, andolsun Allah’a, dedi, onu İbn-i Ziyad’a teslim etmem. İbn-i Ziyad bunu duydu. İbn-i Ziyad, Onu yanıma getirin. Yanına götürdüler, İbn-i Ziyad yeniden söze başladı: Andolsun Allah’a, Müslim’i buraya getirmelisin, aksi taktirde başını bedeninden ayırırım. Hani: Eğer bunu yapacak olursan, evinin etrafı kılıçlarla çevrilir. İbn-i Ziyad: Bre zavallı, beni kılıçlarla mı korkutuyorsun? Hani kabilesinden olan adamların onun sesini duyuyor olduklarını sanıyordu. Ubeydullah İbn-i Ziyad “Onu yanıma getirin” dedi. Yanına götürdüler. Elindeki çubukla Hani’nin alnına, burnuna ve yüzüne vurmaya başladı. O kadar vurdu ki burnu kırıldı, elbiseleri kana bulandı. Alnından ve yüzünden ayrılan et parçaları sakalına sarktı ve sonunda İbn-i Ziyad’ın elindeki çubuk kırıldı. Hani elini uzatıp nöbetçilerden birinin kılıcını aldı ama nöbetçi sıkıca tuttu onu. İbn-i Ziyad, “Onu tutun” diye bağırdı. Hani’yi tutup sürüklediler ve odalardan birine kapattılar. İbn,i Ziyad’ın emriyle birçok nöbetçi dikildi kapıya. Bu arada Esma b. Harice ve bir görüşe göre de Hisan b. Esma yerinden kalkıp dedi “Ey emir, sen bize Hani’yi getirmemizi emrettin ve biz de getirdik. Yüzünü parçaladın, burnunu kırdın ve sakalını kanıyla boyadın, onu öldürebileceğini mi sanıyorsun?” İbn-i Ziyad öfkelendi ve “Sen de bizim yanımızda kalacaksın” dedi. O kadar dövüldü ki sonunda susmak zorunda kaldı. Daha sonra onu bağladılar ve sarayın bir köşesine hapsettiler. Kendini bu halde görünce “İnna lillahi ve inna ileyhi raciüne” dedi. Sanki birden saraya girmeden önce Hani’nin söylediklerini hatırlar gibi oldu ve “Ey Hani, şimdi ben öldürüleceğimi sana söyleyebilirim.” dedi. Amr İbn-i Haccac -kızı Rüveyha Hani’nin zevcesiydi- Hani’nin katledildiğini duyunca Mazhec kabilesini toplayarak dar’ül emareyi muhasara etti ve bağırdı: “Ben Amr İbn-i Haccac ve bunlar da Mazhec kabilesinin büyükleri ve süvarileri. Biz padişaha karşı muhalefet etmemiş ve müslümanların cemaatinden de ayrılmamışız. Ancak büyüğümüz ve efendimiz Hani’nin öldürüldüğünü duyduk.” İbn-i Ziyad onların toplandığından ve sözlerinden haberdar olup Şureyh-i Gazi’ye “Git Hani’yi gör ve ölmediğini de kabilesine söyle” dedi. Şureyh gidip Hani’yi gördü  ve kabilesine dönüp öldürülmediğini söyledi. Mazhec kabilesi de bu haberle yetinerek dağıldılar.
MÜSLİM İBN-İ AKİL’İN BAŞKALDIRISI
Müslim, Hani’nin öldürüldüğünü duyunca kendisine biat  edenlerle birlikte İbn-i Ziyad’la savaşmak için evden çıktılar. Ubeydullah dar’ul emareye sığındı, kapıları kapattı ve askerleri de Müslim’in dostlarıyla savaşmaya başladı. İbn-i Ziyad’ın adamları sarayın üstüne çıkarak Müslim’in ashabını Şam ordularının gelişiyle tehdit ediyorlardı. O gün böylece geçip akşam oldu, karanlık çöktü. Müslim’in dostları birbirlerine “Fitne ateşini neden biz körükleyelim? En iyisi evlerimizde oturalım, Müslim ve İbn-i Ziyad’ın işine karışmayalım, Allah onların arasını ıslah etsin” diyerek dağıldılar. On kişiden başka kimse kalmadı Müslim’in yanında. Müslim akşam namazını kılmak için mescide geldiğinde o on kişi de ayrılmıştı. Müslim durumu görünce kimsesiz bir halde mescitten ayrıldıktan sonra Küfe sokaklarında yürümeye başladı ve Tav’a diye bilinen bir kadının evinin önüne geldi. Ondan su istedi. Müslim kadının getirdiği suyu içtikten sonra ona sığınmak istedi. Kadın Müslim’i evine aldı ancak oğlu durumu İbn-i Ziyad’a bildirdi. Ubeydullah Muhammed b. Eş’as’ı sesledi ve bir grup askerle gidip Müslim’i getirmesini emretti. Bunlar kadının evinin
arkasına kadar geldiler. Müslim atların nal sesini duyunca zırhını giydi, atına bindi ve onlarla savaşarak birkaçını öldürdü. Muhammed b. Eş’as: “Ey Müslim, sen emandasın” diye bağırdı. Müslim “Hilekar ve günahkar insanların emanı eman olmaz” dedi ve savaşa devam etti. Hamran b. Malik-i Has’ami’nin şiirlerini okumaya başladı: And içmişim, ölüm şerbetini olanca zorluk ve acılığıyla içsem dahi mertlikle öleceğim. Bana hile yapılarak gururlandırılmak ve sonra da esir edilmekten hoşlanmam. Serin ve tatlı suyu acı suya karıştırmayı sevmem. (Yani, savaş meydanında şecaat ve cesaretten vazgeçip kendimi düşmanın eline teslim etmem)
Dünyada herkes birgün zorluğa düşer, ancak ben kılıcamla size vuracak, hiçbir ziyan ve zarardan da korkmayacağım. İbn-i Ziyad’ın adamları “Ey Müslim, Muhammed b. Eş’as sana yalan söylemiyor ve seni aldatmıyor” diye bağırdılar. Müslim hiç itina etmedi bunlara, bir süre daha savaştıktan sonra aldığı kılıç
ve mızrak yaraları sonucu halsız kalınca düşman da saldırısını yoğunlaştırdı. Namerdin biri mızrağıyla arkadan vurarak Müslim’i attan düşürdü. Esir alıp İbn-i Ziyad’a götürdüler, fakat Müslim ona selam etmedi. Nöbetçilerden biri: “Emire selam et” dedi. Müslim:Yazıklar olsun sana, o benim emirim değildir. İbn-i Ziyad: Ziyanı yok, selam etsen de etmesen de  öldürüleceksin. Müslim: Beni öldürecek olman pek önemli değil. Çünkü senden daha alçak olanlar benden çok daha üstün olanları
öldürmüşler. Ayrıca senin insanları kalleşce öldürmen, feci bir şekilde işkence etmen ve düşmana karşı galip gelince en kötü muamelede bulunman başkalarına bir şey bırakmıyor zaten. Hakikaten de bu habislikler için senden daha iyisi olamaz. İbn-i Ziyad: Ey günahkar isyancı, sen imamına başkaldırdın, müslümanların topluluğunu dağıttın, fitne ve isyan çıkardın. Müslim: Ey Ziyad’ın oğlu, yalan söyledin. Müslümanların topluluğunu Muaviye ve oğlu Yezit dağıttı. Fitneyi de sen ve baban Ziyad İbn-i Ubeyd – Ubeyd, Sakif kabilesinden olan Beni İlac’ın kölesiydi- çıkardınız. Allah’ın bana şehadet nasip buyuracağını arzulamaktayım ve bunu da en habis birinin eliyle gerçekleştirecektir. İbn-i Ziyad: Ey Müslim, bir makam elde etmek istedin ve bunun için de girişimde bulundun ama Allah bunu istemedi ve o makamı ehline bıraktı. Müslim: Ey Mercane’nin oğlu, o makama kim daha layıktır? İbn-i Ziyad: Yezit b. Muaviye. Müslim: El-hamdülillah! Bizimle sizin aranızda Allah’ın hükmetmesine biz razıyız. İbn-i Ziyad: Yoksa hilafette senin de payın olduğunu mu düşünüyorsun?  Müslim: Andolsun Allah’a, zannetmiyorum; buna yakinim var.
İbn-i Ziyad: Söyle, neden bu şehre geldin? Onun düzenle çalışan işlerini neden karıştırdın ve ihtilaf çıkardın? Müslim: Ben isyan ve ihtilaf çıkarmak için bu şehre gelmedim, ancak siz kötülüklerde bulundunuz, iyilikleri ortadan kaldırdınız, halkın rızasını almadan kendinizi onların emiri gösterdiniz, Allah’ın razı olmadığı işlere halkı yönelttiniz ve onların içinde İran ve Rum padişahları gibi davrandınız diye biz geldik, ki halkı iyiliklere davet ve fenalıklardan sakındıralım, insanları Kur’an-ın
emirleri ve İslam Peygamberinin kanunlarına itaat ettirelim ve biz bu liyakat ve yeterliliğe sahibiz. İbn-i Ziyad ona, İmam Ali (a), Hasan (a) ve Hüseyin’e (a)
küfretmeye başladı. Müslim “Küfredilmeye sen ve baban daha layıktır. Ey Allah’ın düşmanı, istediğini yap” dedi.

MÜSLİM VE HANİ’NİN ŞEHADETİ
İbn-i Ziyad, Müslim’i dar-ul emarenin üstüne çıkarıp öldürmesi için Bekr b. Hamran-ı görevlendirdi. Müslim saayın  stüne çıkıncaya kadar Allah’ı zikrederek yürüyor, mağfiret diliyor ve Resulullah’a (s) selam gönderiyordu. Sarayın üstüne vardıklarında başını bedeninden ayırdılar. Onu şehid eden şahıs büyük bir korku ve panik içinde aşağı indi. İbn-i Ziyad: Ne oluyor sana? Katil: Ey emir, Müslim’i öldürdüğüm an siyah ve çirkin yüzlü biri karşımda durmuş parmaklarını  sırıyordu. Onu görünce  öylesine korktum ki şimdiye kadar hiç öyle korkmamıştım. İbn-i Ziyad: Belki de Müslim’i  öldürmekle bu korkuya kapılmışsın. Daha sonra Hani’yi getirmelerini emretti. Onu da öldürmek için İbn-i Ziyad’ın yanına götürdüler. Bu esnada Hani durmadan “Peki nerdesiniz ey Mazhec kabilesi, nerdesiniz benim yakınları ve kabilemden olanlar?” diyordu. Cellat “Başını uzat ve boynunu çek” dedi. Hani, andolsun Allah’a dedi, canımı vermekte pek de cömert sayılmam; beni öldürmenize yardım etmeyeceğim. İbn-i Ziyad’in Reşid adındaki kölesi kılıcını indirerek onu katletti. Abdullah b. Zübeyr-i Esedi Müslim ve Hani’nin mersiyesinde şu beyitleri okumuştur. (Bir görüşe göre Farazdak ve bazılarının dediğine göre de Süleyman Hanefi okumuştur bu beyitleri) “Eğer Küfe pazarında ölümün ne olduğunu bilmiyorsan, Hani ve Müslim b. Akil’e bak. O cesur yiğidin yüzü kılıçla yaralandı ve diğer yiğit ise öldürüldükten sonra sarayın üstünden atıldı. Habis İbn-i Ziyad onları tuttu ve o günün sabahı yoldan geçenlerin konusu oldular: “Görüyor musun bu naaşı, ölüm onun rengini değiştirmiş ve kanını yollara akıtmış. Öyle bir yiğitti ki o, haya eden kadınlardan daha iffetli ve her iki tarafı da bilenen kılıçlardan daha keskindi, Hani’yi İbn-i Ziyad’ın yanına götüren Esma b. Harice atına binecek rahatça dolaşacak mı? Oysa ki Mazhec ondan Hani’nin kanını alacaklıdır! Bu arada Murad kabilesi Hani’nin etrafında dolaşıyor ve birbirlerinden onu soruyorlardı. Ey Murad kabilesi, eğer kardeşiniz Hani’nin intikamını almazsanız, az para karşılığı razı olan kötü kadınlar olun daha iyi.” İbn-i Ziyad Müslim b. Akil ve Hani b. Urve’nin öldürüldüğü
haberini Yezit’e iletti. Bir süre sonra mektubunun cevabı geldi. Yezit gönderdiği mektupta hizmetlerinden dolayı ona teşekkür etmiş ve eklemişti: “Duyduğuma göre Hüseyin Küfe’ye doğru geliyormuş. Fakat sen şimdiden tedbirini almalı ve muhalefet edebileceğini düşündüğün kişileri zindana atmalısın.

HÜSEYİN’İN (A) IRAK’A HAREKETİ
Hüseyin (a) hicri altmış yılının Zi’l Hicce ayının üçü, salı günü, bir görüşe göre de sekizi çaşamba günü Müslim’in şehadet
haberini duymadan önce Mekke’den haric oldu. Çünkü Hüseyin (a) Müslim’in şehid edildiği gün Mekke’den çıkmıştı.
Rivayete göre İmam Hüseyin (a) Irak’a gitmeye karar verdiğinde insanların karşısına çıkıp şunları buyurdu: “Hamd Allah’a mahsustur, Allah’ın dilediği olur ve O’nun dışında güç kaynağı yoktur ve Allah’ın salatı Resulünün üzerine olsun. Ölüm hattı insan oğlu için çizilmiştir, kızların boynuna astıkları kolyenin izi gibi ziynettir onlara. Yakub’un Yusuf’u görmeğe olan isteği gibi ben de seleflerimi görmeye istekliyim. Benim öldürüleceğim yer belirlenmiştir ve ben de oraya
varacağım Nevavis ve Kerbela arasında bir yerde, çöl kurtlarının aç karınlarını doyurmak ve boş dağarcılarını  oldurmak için bedenimi parçaladıklarını adeta görüyor gibiyim. Kader kalemiyle çizilen yoldan baçmak imkansızdır. Biz Ehl-i Beyt’in rızası Allah’ın rızasına bağlıdır. O’nun göndereceği belaya sabredecek ve sabır ehlinin mükafatını alacağız. Resulullah’ın (s) bedeninin parçası olan bizler ondan ayrılmayacak ve cennette onunla beraber olacağız. Böylece Resulullah (s) razı olacak ve Allah’ın, Resulüne olan vaadi gerçekleşecek. Her kim bizim yolumuzda fedakarlık etmeğe hazırsa, şehadete ve Allah’ı mülakat etmeye hoşnutsa bizimle gelsin. Çünkü Allah’ın yardımıyla bu sabah Mekke’den çıkacağız.” Ebu Cafer Muhammed b. Cerir-i Taberi-i İmami “Delâil’ul İmamet” kitabında kendi senediyle şöyle nakleder: Ebu Muhammed Vakidi ve Züraret İbn-i Halc dediler: Hüseyin (a) Irak’a hareket etmeden önce biz onu mülakat edip Küfe halkının tutarsızlığını ve gevşekliğini anlattık. ve Küfe halkının kalbi, seninledir ancak kılıçları seni öldürmek için beklemektedir” dedik. Hüseyin (a) eliyle gökyüzüne işaret etti ve göküzü kapıları açıldı. Gökten o kadar melek indi ki sayılarını ancak Allah bilir. Daha sonra İmam buyurdu: “Eğer bedenimin Kerbela toprağıyla yakın olması Allah’ın takdiri olmasaydı ve eğer sevabımın yok olmasından korkmasaydım onlara karşı bu güçlü orduyla savaşırdım. Fakat yakinle biliyorum ki oğlum Ali hariç benimle birlikte bütün ashabım orada öldürülecektir.” Muammer b. Müsenna “Maktel’ül Hüseyin” kitabında şöyle rivayet eder: Zi’l Hicce ayının sekizinci günü, Hüseyin’le (a) savaşmak ve onu öldürmek için Yezit tarafından görevlendirilen Amr b. Said b. As büyük bir orduyla Mekke’ye girdi. Fakat Hüseyin (a) aynı gün Mekke’den çıktı. İmam Cafer Sadık’tan (a) şöyle rivayet edilmiştir: Muhammed b. Hanefiye, İmam Hüseyin’in (a) sabahı Mekke’den çıkmayı düşündüğü gece İmam’ın huzuruna gelerek dedi: “Canım kardeşim Küfe halkının babana ve kardeşine hile ettiklerini siz de biliyorsunuz ve korkum şundan ki size de aynı şekilde davransınlar. Eğer uygun görüyorsan Mekke’de kal, çünkü sen herkesten daha değerli ve daha azizsin.” İmam buyurdu: “Yezit b. Muaviye’nin ansızın beni haremde öldürmesinden ve benim yüzümden Allah’ın evine saygısızlıkta bulunmasından korkuyorum.” Muhammed b. Hanefiye, eğer bundan endişe ediyorsanız dedi, Yemen’e hareket edin. Çünkü orada ihtiramla yaşayacaksın ve Yezit te sana dokunamayacaktır. Ve ya çölün bir bölümünü seç ve orada kal. Hüseyin (a) “Senin bu teklifin hakkında düşüneceğim.” buyurdu.

HÜSEYİNİ (a) KAFİLENİN MEKKE’DEN HAREKETİ
Gecenin son saatlerinde Hüseyin (a) Mekke’den çıktı. Muhammed b. Hanefi’ye haberi duyar duymaz yetişip İmam’ın
bindiği devenin yularını tuttu. Muhammed: Canım kardeşim, hani sözlerim hakkında düşüneceğine dair söz vermiştin bana? İmam: Evet. Muhammed: O halde gitmek için neden acele ettin? İmam: Sen gittikten sonra Resulullah (s) yanıma geldi ve “Ey Hüseyin, Irak’a doğru hareket et, çünkü Allah seni öldürülmüş olarak görmek istiyor” buyurdu. Muhammed: İnna lillahi ve inna ileyhi raciûne. Madem öldürüleceksin, bu kadınları niye beraberinde götürüyorsun? İmam: Resulullah (s) buyurdu ki “Allah onları da esir olarak görmek istiyor.” Muhammed İbn-i Hanefiye bunları duyunca İmam’la vedalaştıktan sonra gitti.  Muhammed İbn-i Yakub-i Küleyni “Resail” kitabında Hamza b. Hemran’dan nakleder: “Biz Hüseyin’in (a) yola çıkışını ve Muhammed b. Hanefiye’nin de İmam’la hareket etmeyişini anlatıyorduk. O mecliste bulunan İmam Sadık (a) bana buyurdu: “Ey Hamza, sana bir hadis aktaracağım ki bu meclisten sonra Muhammed b. Hanefiye hakkında birşey sormayasın. Hadis şudur: Hüseyin (a) Mekke’den hareket edince bir kağıt istedi ve ona şunları yazdı:
Bismilliharrahmanirrahim
Hüseyin b. Ali’den Beni Haşim tayfasına:
(Hamdü selamdan) sonra; benimle gelecek olan herkes şehid
edilecek ve gelmeyenlerse maksadına varamayacaktır.
Vesselam

MELEKLERİN YARDIMA GELİŞİ
Şeyh Müfid Muhammed b. Muhammed b. Müman “Mevlid’ün Nebi ve Mevlid’ül Esfiya” kitabında kendi isnadıyla Hz. Sadık’tan (a) şöyle rivayet eder: “Hüseyin (a) Mekke’den hareket ettiğinde Resulullah’a (s) yardım etmiş olan melekler ellerinde savaş araçları ve cennet atları üzerinde gökten inip Hüseyin’i (a) mülakat edip selam verdiler ve Ey Allah’ın hücceti, dediler, mukaddes yüce yaratıcı birçok savaşlarda ceddin Resulullah’a (s) bizim vesilemizle yardımda bulundu ve şimdi de sana yardım etmek için bizi göndermiştir. Hüseyin(a) onlara buyurdu: Ben sizinle, öldürüleceğim Kerbela’da buluşacağım; oraya vardığımda yanıma gelin. Melekler, “Biz senin sözüne itaat etmekle görevlendirilmişiz Allah tarafından. Eğer düşmanlarının seninle karşılaşmasından endişe duyuyor isen hizmetinde kalalım”
dediler. Hüseyin(a) “Kerbela’ya varıncaya kadar onlar bana bir şey yapamaz” buyurdu. Daha sonra bir grup mümin  cinler Hüseyin’in (a) yanına gelip biz senin şia ve dostlarınız dediler, her ne istiyorsan bize emret, bütün düşmanlarını nabud edelim ve sen kendi vatanında kal Eba Abdillah’il Hüseyin (a) onların hakkında dua ederek buyurdu: Ceddim Resulullah’a (s) nazil olan Kur’an’ın “De ki: Evlerinizde de olsanız, öldürülmeleri yazılanlar, gene çıkarlar, öldürülüp yatacakları yerlere giderlerdi.” (Al-i İmran- 154) buyurduğunu okumamış mısınız? Medine’de kalmanın neticesi
yoktur. Eğer ben evimde kalsam bu şaki ve bedbaht insanlar neyle imtihan edilecekler? Benim kabrimde kim yatacak? Oysa ki Allah yeryüzünü serdiğinde onu benim için seçmiş, şialar ve dostlarımız için sığınak kılmıştır. Onların amellerini orada kabul ve dualarını icabet edecektir. Bizim şialarımız o toprakta ikamet edecek, dünya ve ahiretleri güvencede olacaktır. Siz Aşura’ya denk gelen Cumartesi günü benim yanıma gelin. Başka bir rivayette de İmam’ın(a) onlara şöyle buyuduğu nakledilmiştir. “Cuma günü benim yanıma gelin, çünkü o günün sonunda ben öldürüleceğim ve Ehl-i  Beyt’imden, yakınlarımdan ve kardeşlerimden de kimse kalmayacak ve başımı Yezit’e götürecekler.” Mümin cinler, andolsun Allah’a, dediler, eğer senin emrine itaat vacib olmasaydı sana muhalefet eder ve senin düşmanlarını, sana zarar vermeden önce öldürürdük. Hüseyin (a) buyurdu: “Andolsun Allah’a, onları öldürmek için bizim gücümüz sizden daha fazladır ama biz herkese hücceti tamamlamak istiyoruz ki helak olacaklar, hücceti görüp helak olsunlar ve saadete erecekler de hüccetle saadete ersinler.” Daha sonra İmam Eba Abdillah (a) yoluna devam etti ve Tan’im menziline vardı. Orada Yemen valisi Buhayr b. Yeşar’ın Yezit b. Muaviye’ye göndermiş olduğu hediyeyi götüren bir kafileyle karşılaştı. Müslümanların meşru hakim ve halifesi Hüseyin (a) olduğundan dolayı gönderilen hediyeyi aldı ve kafilede bulunan devecilere de “Bizimle Irak’a gelmek isteyenler gelebilir. Onun kirasını ödeyecek ve iyi davranacağız. Gelmek istemeyen  de buraya kadar gelmiş olduğu yolun kirasını alıp dönsün” buyurdu. Onların bazısı Hüseyin’le (a) beraber yola devam etti ve bazısı da geri döndü. Hüseyini (a) kafile daha sonra bir sonraki Zat-u İrk menziline vardı. Orada Irak’dan gelen Bişr b. Galib’i gördü. Ona “Irak halkının durumu nasıl?” diye sordu. Bişr, kalben seni severler dedi, ama kılıçları Beni Ümeyye’ye yardım etmektedir. İmam buyurdu: “Doğru söyledin. Allah dilediğini yapar ve irade ettiği her şeye hükmeder.” Kafile yoluna devam etti ve öğlenin girişinde Sa’lebe menziline ulaştı. Hüseyin (a) kısa bir uyuklamadan sonra uyanıp: “Bir münadi gördüm ki siz hızla ilerliyorsunuz, sesleniyordu ve ölüm de sizi hızla cennete götürüyor.” Oğlu Ali babacığım, dedi, biz hak üzere değil miyiz? Evet, dedi Hüseyin (a), andolsun ki biz hak üzereyiz. Ali, o halde dedi, ölümden korkmayız. Hüseyin (a) buyurdu: “Canım oğlum, Allah sana hayırlı mükafatta bulunsun.” O gece Sa’lebe menzilinde kaldılar.

HÜSEYİN’İN (a) EBA HİRRE İLE GÖRÜŞMESİ
Sabahın erken saatlerinde, künyesi Eba Hirre olan biri Küfe’den gelip İmam’a selam etti ve dedi: “Ey Peygamber evladı, Allah’ın ve ceddin Resulullah’ın (s) hareminden niye çıktın? İmam buyurdu: “Eba Hirre, Beni Ümeyye mallarıma el koydu, ben sabrettim; hakkımda kötü konuştu, ben tahammül ettim; şimdi de kanımı dökmek istediler ve ben de kaçtım. Andolsun Allah’a, bu zalim topluluk beni öldürecek, ama Allah onlara horluk ve aşağılık elbisesi giydirecek, keskin  intikam kılıcını onlara indirecek ve öyle birini musallat edecek ki Sebe kavminden -bir kadın musallat olmuştu onlara ve dilediği gibi mallarında ve kanlarında hükmediyordu- daha zelil olacaklar.” Bunu dedikten sonra o menzilden hareket etti.

ZÜHEYR B. KAYN’IN İMAM HÜSEYİN’İN (A) HUZURUNA GELİŞİ
Beni Firare ve Büceyle tayfasından bir grup şöyle nakleder: Biz Züheyr b. Kayn ile birlikte Mekke’den çıktık ve Hüseyin’in (a) kafilesinin gerisinde gidiyorduk. Yolda onunla karşılaştık. Fakat Züheyr o hazretle görüşmek istemediği için Hüseyin’in (a) konakladığı yerden uzak bir yerde konaklıyorduk. Bir gün Hüseyin (a) bir menzilde durdu ve biz de orada durmak zorunda kaldık. Yemek yediğimizde Hüseyin (a) tarafından bir kişi gelip selam etti ve dedi: “Ey Züheyr, Eba Abdillah beni gönderdi ve onun yanına gelmeni söylememi istedi. Bunu duyunca herkes elindeki lokmayı bırakıp düşünce deryasına daldı. Züheyr’in zevcesi (Daylem bint-i Ömer) söze başladı: “Sübhanellah! Peygamberin evladı seni
istiyor ve sen gitmiyorsun? Huzuruna gider ve sözünü dinlersen ne olur sanki?” Züheyr yerinden kalkıp Hüseyin’e (a) taraf gitti. Kısa bir süre sonra güleryüzle ve sevinçle dönüp çadırlarının toplanmasını ve Hüseyin’in (a) çadırlarının yanında kurulmasını emretti ve karısına, ben seni boşadım dedi, çünkü benim yüzümden sana bir şey olsun istemem. Ben Hüseyin’le (a) olmaya, canımı ve bedenimi ona feda etmeğe kararlıyım.Zevcesinin mallarını ödedikten sonra onu kendi akrabalarına götürmeleri için amcaloğullarına teslim etti. Daylem, Züheyr’in yanına gidip ağladı ve vedalaşırken şunları söyledi: “Allah yar-u yaverin olsun, seni mes’ud kılsın. Senden bir isteğim var, kıyamet günü Hüseyin’in (a) ceddinin yanında beni hatırla.” Daha sonra Züheyr kendi adamlarına dedi ki, benimle gelmek isteyen gelsin, aksi taktirde bu son görüşmemizdir. Hüseyin (a) o menzilden de hareket edip Zübale menziline geldi. Müslim b. Akil’in şehid olduğunu orada duydu ve ashabı da bundan haberdar oldu. Makam ve riyaset hırsıyla İmam Hüseyin’in (a) yanında gelenler geri öndüler. Hüseyin’in Ehl-i Beyt’i ve vefalı dostları onunla kaldı. Müslim’in şehadetine nale ettiler ve gözyaşı döktüler. Hüseyin (a) şehadeti kucaklamak için olduğu gibi devam ediyordu yoluna. Farazdak Hüseyin’i (a) mülakat ederek dedi: “Ey  Peygamberin evladı, amcanın oğlu Müslim b. Akil’i ve dostlarını öldüren Küfe halkına nasıl güvenirsin?” Hüseyin (a) ağladı ve buyurdu: “Allah Müslim’i bağışlasın. O ebedi hayata ve bol nimete kavuştu, cennete girdi ve Allah’ın rızasını kazandı. O kendi vazifesini yerine getirdi ve biz henüz bunu yapmış değiliz.” Daha sonra şu beyitleri okudu: “Eğer dünya değerli sayılırsa, Allah’ın sevabının daha iyi ve daha yüce olduğu kesindir. Bedenler ölüm için yaratılmışsa eğer, insanın Allah yolunda kılıçla öldürülmesi daha iyidir. Eğer insanların rızkı belirlenmiş ve takdir edilmişse, insanın kazanç elde etmek için daha az hırslı olması daha güzeldir. Eğer biriktirilen mallar tümüyle terkedilecekse bir gün, insan terk edeceği şeye neden hasis olsun”

KAYS B. MUSAHHAR’IN ŞEHADETİ
İmam Hüseyin (a) Küfe’de bulunan Süleyman b. Sured-i Huzai, Musayyib b. Neciye, Rüfaet İbn-i Şeddad ve bazı  şialarına bir mektup yazarak Kays b. Musahhar-i Saydavi ile gönderdi. Kays Küfe’ye yaklaşmıştı ki İbn-i Ziyad’ın memuru Husayn b. Nümeyr onu gördü. Üstünü aramak isteyince Kays Hüseyin’in (a) mektubunu çıkarıp parça parça etti. Husayn de Kays’ı İbn-i Ziyad’ın yanına götürdü. İbn-i Ziyad: Sen kimsin? Kays: Emir’ül Müminin Ali b. Ebi Talib (a) ve oğlunun şialarındanım. İbn-i Ziyad: Mektup kimdendi ve kime götürüyordun? Kays: Mektup Hüseyin’dendi (a) ve bir grup Küfe halkına götürüyordum ama isimlarini bilmiyorum. İbn-i Ziyad sinirlenerek: Andolsun Allah’a, onların  isimlerini söylemezsen ya da minbere çıkıp Hüseyin b. Ali (a), babası ve kardeşi hakkında kötü ve küfürlü konuşmazsan seni serbest bırakmam. kılıçla parça parça ederim. Kays: Onların ismini sana söylemem, ancak minbere çıkıp Hüseyin (a) ve babası hakkında konuşurum. Daha sonra minbere çıktı. Allah’a hamd-ü sena ve Resulüne (s) salat ettikten sonra Ali b. Ebi Talip (a), Hasan (a) ve Hüseyin (a)  için rahmet ve mağfiret dileğinde bulundu, Ubeydullah b. Ziyad’a, babasına ve Beni Ümeyye zalimlerine de lanet etti. Bunları dedikten sonra da “Ey insanlar, ben Hüseyin’in (a) size  gönderdiği elçiyim. Hüseyin (a) filan yerdedir, ona gidin ve yardımda bulunun. İbn-i Ziyad bu haberi alınca, onun emriyle dar’ul emarenin üstüne çıkarılıp yere atıldı ve böylece şehid edildi. Hüseyin (a) Kays’ın şehid edildiğini duyunca ağladı ve şöyle dedi: “Allah’ım! Bize ve  şialarımıza iyi bir makam bağışla, rahmetinle bizi ve onları bir yerde topla. Çünkü sen her şeye kadirsin.” İmam Hüseyin’in (a) bu mektubu Haciz menzilinden ve ya daha başka bir menzilden de gönderdiği rivayet edilmiştir.

HÜRR İBN-İ YEZİD
Hüseyini (a) kervan bu menzili de geride bıraktı. Küfe’ye iki menzil kalmıştı ki ansızın Hürr bin atlı askerle Hüseyin’in (a) karşısına çıktı.  Hüseyin (a): Bize yardım etmek için mi geldiniz, yoksa bizimle savaşmak için mi? Hürr: Ya Eba Abdillah, sizinle savaşmak için geldim. Hüseyin (a): La havle ve la kuvvete illa billah’il aliyy-il azim. Bir süre konuştuktan sonra Hüseyin (a) buyurdu: “Eğer gönderdiğiniz mektuplar ve elçilerin ilettiği mesajlardan döndüyseniz, geldiğim yere geri döneyim.” Hürr ve adamları buna engel oldular. Hürr dedi: “Ey Peygamberin evladı, bir yol seç ki sonu ne Küfe olsun ne de Medine. Böylece İbn-i Ziyad’a mazeret getirebilir ve “Hüseyin, benim göremediğim bir yoldan gitmişti” derim. Eba Abdillah da sol taraftaki yolu seçti ve Üzeyb-i Hicanat’a vardılar. Bu arada İbn-i Ziyad’ın mektubunu Hürr’e verdiler. Mektupta Hürr, Hüseyin’e (a) karşı davranışından dolayı azarlanmış ve baskıda bulunmaya dair emir almıştı. Hürr ve
adamları yolu kesip Hüseyin’in (a) hareket etmesine engel oldular. Hazret buyurdu: “Sen demedin mi yolumuzu  değiştirelim, gideceğimiz yol ne Küfe yolu olsun ne de Medine?” Hürr “Evet, öyle dedim; ama Ubeydullah mektubunda sert davranmamı emretmiş ve emirlerini yerine getirmem için bir de casus görevlendirmiş.” Bu olaydan sonra Hüseyin (a) ashabının arasında ayağa kalkıp Allah’a hamd-u sena ve ceddi Resulullah’a (s) da salat etti ve buyurdu: “Ey insanlar, karşılaştığınız olayları görüyorsunuz. Gerçekten de dünya değişmiş; kötülüklerini aşikar etmiş, iyiliklerine de sırt çevirmiştir. Her zaman insanın isteğinin aksine gider. Dünyadan kalan tek şey, suyu döküldükten sonra kabda kalan damlalar gibidir. Dünyadan kalan, alçakça bir yaşamdan başka bir şey değildir; o da tuzlak toprağa benzer. Görmüyor
musunuz, hakla amel edilmiyor ve batıl engellenmiyor. Bunun neticesinde de mümin hak yolda şehid düşmeyi arzular.
Şüphesiz, ben ölümü saadetten ve zalimlerle yaşamayı da zilletten başka bir şey görmüyorum.” Züheyr İbn-i Kayn kalkıp
dedi: “Ey Resulullah’ın (s) evladı, biz senin sözlerini duyduk. Bu fani dünyanın bizim yanımızda hiçbir değeri yoktur. Eğer dünya hayatı sonsuz olsaydı ve biz de ölümsüz, senin yolunda öldürülmeği o ebedi dünya yaşamından üstün tutardık.” Ondan sonra Hilal b. Nafi-i Beceli ayağa kalktı ve dedi: “Andolsun Allah’a, ölümden ve şehadetten korkumuz yok bizim; aynı niyet ve basiret üzerindeyiz. Senin dostlarınla dost, düşmanlarınla düşmanız.” Ondan sonra da Büreyr İbn-i Hüzeyr kalktı ve söze başladı: “Ey Peygamberin evladı, andolsun Allah’a, Allah senin varlığınla bize minnet koydu ki sana yardım etmek üzere savaşalım, bedenlerimiz senin yolunda parça parça doğransın ve karşılığında da ceddin Resulullah (s) kıyamet günü bizim şefaatçimiz olsun.”

HÜSEYİN’İN (A) KERBELA’YA GİRİŞİ
Hüseyin (a) atına binip hareket etti. Hürr’ün ordusu bazen ona engel oluyordu, bazen de onun peşinden hareket ediyordu. Nitekim Muharrem ayının ikinci günü Kerbela’ya vardılar. Hüseyin (a) oraya girince “Buranın adı nedir? diye sordu. Dediler: Kerbela” Hüseyin(a) “Allah’ım dertlerden ve belalardan sana sığınırım!” dedikten sonra şöyle devam etti: “Burası hüzün ve bela mahallidir, imin. Burası bizim inmemiz gereken yerdir. Burada kanımız dökülecek ve mezarımız olacaktır. Bunu ceddim Resulullah (s) bana bilridmiştir.” Herkes indi, Hürr ve dostları da bir köşeye indiler.

ZEYNEB’İN KARARSIZLIĞI
Hüseyin (a) oturdu ve kılıcını hazırlarken şu şiiri okudu: Zeyneb bu şiiri duyunca dedi: “Canım kardeşim öldürüleceğine yakini olan biri bunları söyler.” Hüseyin (a) “Evet, canım bacım, öyledir.” buyurunca Zeynep “Duyuyor musunuz, Hüseyin şehadetinden haber veriyor, öldürüleceğini söylüyor. “Bu arada kadınlar ağlamaya, yüzlerine vurmaya ve yakalarını yırtmaya başladılar. Ümm-ü Külsüm de: “Va Muhammedah! Va Aliyyah! Va Ümmah! Va Hüseyinah! Aman senden sonraki çaresizliğimizden ey Eba Abdillah! Hüseyin (a) ona teselli verdi ve buyurdu: “Canım bacım, Allah yolunda sabırlı ol. Çünkü göklerdekiler fanidir, yeryüzü halkı da tümüyle ölecek ve bütün insanlar ölecektir.” Daha sonra da “Ey Ümm’ü Kulsüm, Ey Zeyneb, Ey Fatıma ve Ey Rübab! Aklınızda bulunsun, ben öldürüldüğümde yakanızı yırtmayın, yüzünüze
vurmayın ve Allah’a razı olmadığı bir söz söylemeyin.”Başka bir tarihle de şöyle rivayet edilmiştir: Zeynep Hüseyin’den (a) uzak, kadınların ve kızların arasında oturmuştu, bu şiiri duyunca yaşmaksız ve çarşafı yerde sürüklenir bir halde
kardeşinin yanına gelip dedi: “Keşke ölüm gelseydi de benim canımı alsaydı! Bu gün annem Zehra, babam Ali ve kardeşim Hasan dünyadan göçtüler ey geçmişlerin varisi ve kalanların sığınağı!” Hüseyin (a) ona bakıp buyurdu: “Canım bacım dahanıklı ol, sabrını şeytana kaptırma” Zeynep canım sana feda olsun, dedi, öldürülecek misin? Hüseyin (a) gam ve hüznünü kalbine gömdü, gözlerinden yaş süzüldü ve dedi: “Eğer avcılar katayı -bir kuş- kendi haline bıraksalar yuvasında yatar.” İma yoluyla demek istedi ki eğer Beni Ümeyye beni rahat bıraksalardı Medine’den çıkmazdım.
Zeyneb bunu duyunca dedi: “Canım kardeşim, düşmana giriptar olduğunu mu düşünüyorsun, hayattan meyus musun? İşte bu yüreğimi öylesine yakıyor ki buna dayanmak çok zor.” Daha sonra yakasını yırtıp bayıldı ve yere yığıldı. Hüseyin (a) kalkıp Zeyneb’in yüzüne su serpti. Zeyneb ayılınca, ona metanet ve teselli verdi. Kendi şehadetini küçük göstermek için de ceddi Resulullah’ın (s) ve babası Ali’nin (a) ölümünü hatırlattı. Hüseyin’in (a) kendi Ehl-i Beyt’ini ve ailesini beraberinde getirmesinin bir sebebi de belki şuydu: Eğer o hazret ailesini ve Ehl-i Beyt’ini Hicaz’da veya başka bir şehirde bırakmış olsaydı, Yezit b. Muaviye (lanet’ullahi aleyhima) bir ordu gönderir, onları esir ederdi ve Hüseyin’i (a) yolundan döndürmek ve Yezit’e muhalefet etmekten vazgeçirmek için onlara eziyet ederdi.

Aşuradaki Olaylar Şehidlerin Şehadeti Çadırların Yağmalanması
Ubeydullah İbn-i Ziyad insanları hak yoldan saptırarak Hüseyin (a) ile savaşmaya davet etti, bu daveti kabul gördü ve  ona itaat ettiler. Ömer b. Sa’d’ın ahiretini dünyası karşılığında aldı ve ordusuna başkomutan tayin etti. Ömer de bunu kabul ederek Hüseyin’le (a) savaşmak için dört bin atlı ile Küfe’den hareket etti. İbn-i Ziyad da peyderpey ona asker gönderdi ve nitekim Muharrem’in altıncı günü Ömer b. Sa’d’ın ordusu yirmibin süvariye ulaştı. Böylece Hüseyin’e (a) baskı üstüne baskı yaptılar. Hüseyin(a) ve ashabı susuzluğa yenik düştüler.

HÜSEYİN’İN (A) KERBELA’DAKİ İLK HUTBESİ
Hüseyin (a) kalkıp kılıcına dayandı ve yüksek sesle şöyle buyurdu: Sizi Allah’a ant veriyorum, beni tanıyor musuzun?
Evet, sen Peygamberin evladısın. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, ceddimin Resulullah (s) olduğunu biliyor musunuz?
Onlar: Allah’a andolsun ki evet. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, babamın Ali b. Ebi Talip (aleyh’is salatu ve’s selam) olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Andolsun ki biliyoruz. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, annemin Muhammed-i Mustafa’nın (s) kızı Fatımat’üz Zehra (a) olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Allah’a andolsun ki, evet, Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, Seyyid’üş Şüheda Hamza’nın, babamın amcası olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Evet, andolsun ki öyledir. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, Cafer-i Tayyar’ın benim amcam olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Evet, Allah’a andolsun. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, bu yanımda bulunan kılıcın, Resulullah’ın (s) kılıcı olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Evet, andolsun Allah’a, biliyoruz. Hüseyin: Sizi Allah ant veriyorum, başımdaki imâmenin Peygamberin imâmesi olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Evet, Allah’a andolsun. Hüseyin: Sizi Allah’a ant veriyorum, Ali’nin ilk  Müslüman olduğunu, halkın tümünden daha bilgili ve daha sabırlı, dayanıklı ve de her müslüman erkek ve kadının mevlası olduğunu biliyor musunuz? Onlar: Evet, Allah’a andolsun. Hüseyin: O halde kanımı akıtmayı niye helal  görüyorsunuz. Halbuki babam Kevser havuzunun sakisidir ve kıyamet günü hamd bayrağı onun elinde olacaktır.
Onlar: Biz bu söylediklerinin hepsini biliyoruz, ancak susuz can verinceye kadar senden el çekmeyeceğiz. Hüseyin (a) hutbesini bitirince onu duyan kızları ve bacısı Zeynep ağladılar, yüzlerine vurdular ve ağlayış sesleri yükseldi. Hüseyin (a) kardeşi Abbas ve oğlu Ali’yi onlara göndererek buyurdu: “Kadınları susturun, çünkü canıma andolsun ki bundan sonra çok ağlayacaksınız.” Ravi diyor ki: Ubeydullah İbn-i Ziyad, Ömer b. Sa’d’a gönderdiği mektupta savaşı çabuk başlatıp çabuk bitirmeye teşvik etmişti. Bu arada ordu atlarına binip Hüsey’in (a) çadırlarına doğru ilerledi. Şimr çadırların yanına gelip bağırdı: “Bacımın oğlulları Abdullah, Cafer, Abbas ve Osman nerdeler?” Hüseyin (a) buyurdu: “Şimrin cevabını verin; o, fasık olsa da sizin dayınızdır.” Abbas ve kardeşleri “Ne diyorsun?” dediler. Şimr, ey bacımın oğulları, dedi, siz emandasınız; kendinizi kardeşiniz Hüseyin’le ölüme atmayın ve gelin emir’ul müminin Yezit’e itaat edin. Abbas (a) buyurdu: “Ellerin kırılsın senin, ey Allah’ın düşmanı, ne de çirkin ve kötü bir eman getirmişsin bizlere! Fatıma’nın (a) oğlu kardeşimiz Hüseyin’den (a) el çekip de zinazadenin oğlu Yezit’e itaat etmemizi mi istiyorsun?” Şimr sinirli bir halde orduya geri döndü. Hüseyin (a); İbn-i Ziyad’ın ordusunun savaşmak için acele ettiğini, öğüt ve nasihatın onları etkilemediğini görünce kardeşi Abbas’a (a) buyurdu: “Eğer edebilirsen bugün savaşı başlatmaktan vazgeçir onları. Bu geceyi namaz kılarak geçirelim. Allah da biliyor ki namaz kılmayı ve Kur’an tilavet etmeği pek severim.” Abbas (a) gelip onlardan bunu istedi. Ömer b. Sa’d, savaşın gecikmesini istemediği için sustu, birşey söylemedi. Amr b. Haccac-i Zübeydi, andolsun Allah’a, dedi; eğer bunlar Türk ya da Daylem olsaydı bu isteklerini geri çevirmezdik. O halde bunların bu isteğini nasıl reddedebiliriz. Bundan sonra kabul ettiler ve savaş ertelendi. Hüseyin (a) yere oturdu ve bir ara uyukladıktan sonra uyanıp Zeynep’e buyurdu: “Canım bacım, ceddim Resulullah’ı (s), babam Ali’yi (a), annem Fatıma’yı (a) ve kardeşim Hasan’ı (a) rüyamda gördüm. Bana dediler ki: Ey Hüseyin (a) çok yakında yanımıza geleceksin.” Bazı
rivayetlerde de “Ey Hüseyin, yarın yanımıza geleceksin” buyurduğu söylenmiştir. Zeyneb bunu duyunca elini yüzüne vurdu ve yüksek sesle ağladı. Hüseyin (a) buyurdu: “Biraz yavaş ol, bu milletin bizi kınayacağı, alay edeceği bir şey yapma.”

HÜSEYİN’İN (A) SON GECESİ
Akşam gelip çattı. Hüseyin (a) ashabını topladı, Allah’a hamdü  sena ettikten sonra onlara hitaben buyurdu: “Ben kendi ashabım kadar salih bir ashab ve kendi ehl-i beyt’im kadar iyi ve üstün bir ehl-i beyt tanımıyorum. Allah hepinize hayırlı mükafat versin. Şimdi gecedir ve karanlığı sizi çevrelemiştir. Siz de onu yürüyen bir deve edinip (gecenin karanlığından yararlanıp) her biriniz ehl-i beytimden birinin elini tutup gecenin bu karanlığında dağılın ve beni bu orduyla yalnız bırakın. Çünkü bunlar benden başkasını istemiyorlar.” Hüseyin’in (a) kardeşleri, oğulları, Abdullah ve Cafer’in oğulları, neden seni yalnız bırakıp gidelim dediler, yoksa senden sonra yaşamak için mi? Allah o günü bize nasib etmesin asla. Bu sözü önce Abbas b. Ali (a) dedi ve diğerleri de onu izlediler. Hüseyin (a),  Akil’in oğullarına bakıp buyurdu: “Müslim’in şehid olması sizin için yeterlidir; ben size izin verdim, gidin.” Başka bir tarikle gelen rivayette de şöyle belirtilmiştir: Bu arada Hüseyin’in (a) kardeşleri ve ehl-i beyti söze başlayıp dediler. “Ey Peygamberin evladı, o zaman halk bize ne der ve bizim cevabımız ne olur? Efendimizi, büyüğümüzü ve kendi Peygamberiimizin evladını yalnız bıraktık, düşmana bir ok dahi atmadık, ele mızrak alıp savaşmadık ve bir kılıç bile savurmadık mı diyelim? Hayır, andolsun Allah’a, senden ayrılmayacak, senin yolunda öldürülünceye kadar bu canlarımızla seni koruyacak ve senin gibi şehid olacağız. Allah senden sonra yaşamayı haram etsin bize!” Müslim b. Avsece kalkıp dedi: “Ey Peygamberin evladı, etrafını saran bunca düşman arasında seni bırakıp gidelim mi? Hayır, andolsun Allah’a bunun imkanı yok, senden sonra yaşamayı Allah nasip eylemesin bize! Ben savaşacağım; mızrağımı düşmanın göğsünde kırıncaya ve elimdeki kılıcımı onlara indirinceye kadar. Savaşmak için hiç  bir silahım olmasa dahi taş alıp savaşacağım ve seninle birlikte ölmedikçe senden ayrılmayacağım.” Said b. Abdullah-i Hanefi konuşmaya başladı:  “Ey Peygamberin evladı, biz seni asla yalnız bırakmayız. Muhammed (s) Peygamberin senin hakkındaki vasiyetine uyduğumuzu Allah’a da göstermeliyiz. Eğer bilsem senin yolunda öldürülecek ve yeniden  dirileceğim ve bu defa da diri diri yakılacağım, yetmiş kere de bu tekrarlanacak olsa, kendi ölümümü senden önce görmedikçe senden ayrılmam. Nasıl senin yolunda can vermem, oysa ki ölüm birden fazla değildir ve ondan sonra ise ebedi izzet ve saadete kavuşmuş olacağım.” Ondan sonra Züheyr b. Kayn yerinden kalkıp dedi: “Ey Peygamberin evladı, andolsun Allah’a ki senin, kardeşlerinin, evlatlarının ve ehl-i beytinin sağ kalabilmesi için bin kez öldürülmeye razıyım!” Ondan sonra da Hüseyin’in (a) ashabından bir grubu aynı mazmunda sözler söyledi ve eklediler: “Bizim canlarımız sana feda olsun, biz seni kendi el ve yüzlerimizle koruyacağız. Eğer bu yolda öldürülürsek, Allah’In bize vermiş olduğu vazifeyi yerine getirmiş olacağız.” Aynı gece Muhammed b. Beşir-i Hazremi’ye “Oğlun Rey sınırında esir düşmüştür” haberi verilince “Onu Allah’a bırakıyorum. Andolsun canıma, ben yaşadıkça oğlumun esir düşmesine razı olmazdım.” dedi. Hüseyin (a) onun bu sözünü duyunca “Allah seni bağışlasın. Senden biatımı kaldırdım ben, (git) oğlunu kurtarmaya çalış” buyurdu. Muhammed b. Beşir “Yırtıcı hayvanlar diri diri yesinler beni, eğer senden ayrılırsam!” dedi. Hüseyin (a) de “O halde bu Yemen keteninden olan elbiseleri al ve oğluna ver ki kardeşini kurtarsın.” buyurdu ve bin dinar değerinde beş elbise verdi. Ravi şöyle diyor: Hüseyin (a) ve ashabı o geceyi yalvarıp yakararak, dua zemzemesiyle geçirdiler. Bazıları rüku, bazıları  secde ve diğer bazıları da ayakta ibadet ettiler. O gece Ömer b.Sa’d’ın ordusundan otuz iki kişi Hüseyin’in (a) ordusuna katıldı. Hüseyin’in (a) namazı ve kemal sıfatlarıyla ilgili seciyesi her zaman öyleydi.
İbn-i Abd-i Rabbih “İkd’ül Ferid” kitabının dördüncü bölümünde şöyle nakleder: Ali b. Hüseyin’e (a) “Babanızın evlatları ne kadar da azdır!” dediler. Ali b. Hüseyin (a) buyurdu: “Bu birkaç evlat sahibi olması bile şaşırtıcıdır. Çünkü hergün bin rekat namaz kılardı ve artık zevceleriyle birlikte olacak zamanı olmazdı.” Aşura sabahı Hüseyin’in (a) emriyle çadırlar kuruldu, ıtır dolu bir tabak hazırlandı ve Hüseyin (a) şahsi temizliğini yapmak için çadıra geldi. Rivayete göre Büreyr b. Hüzeyr-i Hamedani ve Abdurrahman b. Abd-i Rabbih-i Nesari, Hüseyin’den (a) sonra temizliklerini yapmak için çadırın arkasında beklediler. Bu arada Bereyr Abdurrahman ile şakalaşmaya başladı. Abdurrahman dedi: “Ey Büreyr, şimdi gülmek ve komik laflar etmenin zamanı mı?” Büreyr: “Benim tayfam da biliyor ki ben ne gençlikte ve ne de yaşlılıkta beyhude konuşmaktan hoşlanmamışımdır. Fakat şehid olacağımın sevinciyle şimdi böyleyim. Andolsun Allah’a, çok az bir zamanımız kaldı, kılıcımızı alıp bunlarla bir süre savaştıktan sonra hur-il ayn’in boynuna sarılacağız.”

AŞURA SABAHI
Ravi diyor ki: Ömer b. Sa’d’in ordusu atına bindi ve Hüseyin (a)  onlara karşı Büreyr b. Hüzeyr’i gönderdi. Büreyr bir süre onlara nasihat etti, bazı konuları hatırlattı, fakat bu onları etkilemedi ve itina bile etmediler. Ondan sonra Hüseyin (a) kendi devesine –bir rivayete göre de atına- binip Ömer b. Sa’d’ın ordusunu susmaya ve sözlerini dinlemeye davet etti. Onlar susunca Hüseyin (a) en iyi şekilde Allah’a hamd-ü sena, Muhammed’e (s), Peygamberlere ve meleklere selam ettikten sonra buyurdu: “Ey cemaat! Allah sizi helak etsin, kalbinizi kederle doldursun. Şaşkınlık içerisinde olduğunuz bir halde, iştiyakla bizi yardıma çağırdınız, olumlu cevap verip süratle imdadınıza koştuk. Fakat siz, bizim amacımız doğrultusunda kullanacağınıza ant içtiğiniz kılıcı bizi öldürmek için ele aldınız. Bizim ve sizin düşmanınızı yakmak istediğimiz ateşi, bizi yakmak için körüklediniz. Bugün hepiniz kendi dostlarınızı öldürmek için, aranızda adaletle davranmayan ve kendilerine yardım etmekle saadet ve rahmet beklentiniz olmayan düşmanın safına geçmişsiniz. Vay halinize! Kılıçlar kınında, kalpler mutmain ve düşünceler sağlam iken neden bize yardım etmekten vazgeçtiniz. Fitne ateşini körüklemekte çekirgeler gibi acele ettiniz, pervane gibi delicesine kendinizi ateşe vurdunuz. Ey hak muhalifleri, ey gayr-i müslimler, ey Kur’an-ı terkedenler, ey sözleri tahrif edenler, ey günahkarlar güruhu, ey şeytanın vesveselerine uyanlar, ey şeriatı ve Peygamberin sünnetini söndürenler, Allah’ın rahmetinden uzak kalasınız! Bizi bırakıp bu zinazadelere mi yardım edersiniz? Andolsun Allah’a hile ve düzen eskiden beri vardı sizde, sizin aslınız da dalınız da hile suyuyla yoğrulmuş ve düşünceleriniz onunla güçlenmiştir. Siz, bakanların genzini yırtan en habis meyvesiniz ve gasıpların sizi midesine indirmesi için pek naçiz bir lokmasınız. Bilmiş olun ki, bu zinazade oğlu zinazede (İbn-i Ziyad) beni iki şey arasında serbest bırakmıştır; ya kılıcı çekip savaşmalıyım ya da zillet libası giyerek Yezit’e biat etmeliyim. Ancak zillet bizden uzaktır; Allah, Resulü (s), müminler, iffet eteğinde yetişenler, yiğit ve gayretli insanlar, alçaklara itaat etme zilletini izzetli ölüme tercih etmemize müsaade etmezler. Bilmiş olun ki ben, yar-u yaverimin az olmasına rağmen sizinle savaşacağım.” Daha sonra sözlerine Fervet İbn-i Müseyk-i Muradi’nin şiiriyle devam etti. “Eğer muzaffer olur ve düşmanı yenilgiye uğratırsak hiç şaşmayın, çünkü biz her zaman galip olmuşuzdur ve eğer yenilgiye uğrar, öldürülürsek bu bizden kaynaklanmaz ve korkudan öldürülmüş olmayız. Bu demektir ki ecelimiz gelmiş ve feleğin çarkının gereği zafer sırası başkalarına geçmiştir. Eğer ölüm birilerinin evinin kapısından ayrılırsa, diğerlerinin kapısına oturacaktır. Geçmiş asırlarda insanların öldükleri gibi benim kavmimin büyükleri de sizin elinizle ölüme düçar oldular. Eğer padişahlar dünyada kalıcı olsalardı, biz de kalıcı olurduk. Eğer büyük insanlar dünyada kalsalardı, biz de kalırdık. Bizi zemmedenlere de ki: “Kendinize gelin ve beyhude bizi yermeyin, bizim giriftar olduğumuz ölüme zemmedenler de mübtela olacaklar.” Daha sonra da şöyle buyurdu: “Andolsun Allah’a, beni öldürdükten sonra siz de fazla yaşamayacaksınız. Yaşama süreniz, yaya birinin (bineğe) binmesinden fazla olmayacaktır. Günler değirmen taşı gibi
dönecek ve sizi değirmen taşının mili gibi perişan edecektir. Babam Ali (a), bu haberi ceddim Resulullah’tan (s) duyup bana nakletmiştir. Şimdi siz dostlarınızla bir araya gelip meşveret edin ki gizli-saklı bir şey kalmasın. Daha sonra beni öldürmeye girişin ve bana mühlet vermeyin. Ben Allah’a tevekkül etmişim. O ki, benim ve siniz Rabbinizdir ve her canlı O’nun kudret kabzasındadır. Şüphesiz, benim Rabbim sırat-ı müstakim üzeredir.” Hutbeden sonra da o orduyu telin ederek buyurdu:
“Allah’ım! Onlara yağmur yağdırma, Yusuf’un yılları gibi yıllar yaşat. Sakafi genci (Sakafi’den kastedilen kişi Haccac b. Yusuf Sakafi de olabilir, Muhtar b. Ebi Übeyde-i Sakafi de. Allame Meclisi ve Muhaddis-i Kummi Muhtar’ın  kastedildiği ihtimal üzerinde durmuşlardır) onlara musallat kıl ki, ölümün acı şerbetini onlara içirsin. Çünkü onlar bize yalan söylediler ve aldattılar. Sensin bizim Rabbimiz, Sana tevekkül ettik ve dönüşümüz de Sanadır” Daha sonra inip Resulullah’ın (s) “Mürtecez” adındaki atını  istedi ve yarenlerini de savaşa hazırladı. İmam Bakır’dan (a) nakledilen rivayete göre Hüseyin’in (a) ashabı kırkbeş süvari ve yüz piyade idi. O hazretin ashabının sayısı hakkında daha başka rivayetler de mevcuttur.

ÖMER B. SA’D SAVAŞI BAŞLATIYOR
Ömer b. Sa’d ileri çıkıp Hüseyin’in (a) ashabına doğru bir ok fırlattı ve “Emir’in yanında, ilk ok atan kişinin ben olduğuma
tanıklık edin” dedi. Daha sonra Ömer b. Sa’d’ın ordusu ok  yağmurunu başlattı. Hüseyin (a) ashabına buyurdu: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun, kaçınılmaz ölüme doğru kalkın. Şüphesiz, bu oklar, bu cemaatin size (savaş) elçileridir.” İmamın ashabından bazıları şehid düştüler. Bu arada Hüseyin (a) elini yüzüne vurup buyurdu: “Yahudiler Allah’ın bir oğlu  olduğuna inandıkları için Allah’ın gazabı çetin oldu onlara. Nesara da O’nu üçün üçüncüsü kabul ettikleri için Allah’ın gazabı çetin oldu onlara. Allah’ın gazabı Mecusilere çetin oldu, çünkü onlar Allah’ı bırakıp güneş ve aya ibadet ettiler. Allah’ın gazabı, Peygamberlerinin kızının oğlunu öldürmek için sözbirliği eden kavme de çetin olacaktır. Ancak andolsun Allah’a, onların istediklerini kabul etmeyecek ve kendi kanımla boyanmış bir halde Allah’u Teala’yı mülakat edeceğim.”
Ebu Tahir Muhammed b. Hüseyin-i Taresi “Mealim’ud Din” kitabından İmam Sadık’tan (a) şöyle rivayet eder: Babamdan duydum, şöyle buyurdu: “Ömer b. Sa’d savaşı başlatmak için Hüseyin’in (a) karşısına dikildiğinde Allah ona yardım etmeleri için gökyüzünden bir grup melek gönderdi. Hüseyin’in (a) başı üzerinde uçuştular. Daha sonra Hüseyin (a) iki şey arasında muhayyer bırakıldı: Ya Hüseyin’e (a) yardım ederek düşmanlarını nabud etsinler, ya da Hüseyin (a)
şehid olup Allah’ın huzuruna varsın. Hüseyin (a) de Allah’ı mülakat etmeği kabul etti.” Daha sonra Hüseyin (a) feryad etti:
“Allah rızası için bize yardım edecek biri yok mu? Düşmanları, Resulullah’ın (s) hareminden, Ehl-i Beyt’inden uzaklaştıracak biri yok mu?” Hürr İbn-i Yezit-i Riyahi bunları duyunca Ömer b. Sa’d’ın yanına gelip “Onunla savaşacak mısın?” dedi. Ömer b. Sa’d: “Andolsun Allah’a, hem de öyle savaşacağım ki başlar uçacak ve kollar bedenlerden ayrılacak.” Hürr bunu duyunca dostlarından ayrılıp bir köşeye çekildi. Bedeni titriyordu. Muhacir İbn-i Avs dedi: “Ey Hürr, senin bu durumun beni şüpheye düşürdü. Eğer bana Küfe’nin en cesur adamı kimdir? diye sorulacak olsaydı senin dışında birinin adını ağzıma almazdım. Niye titriyorsun?” Hürr dedi: “Andolsun Allah’a, kendimi cennet ile cehennem
arasında görüyorum. Fakat Allah’a andolsun ki, eğer bedenim parça parça olup yakılsa dahi hiçbir şeyi cennete tercih etmem” dedi ve atına binerek Hüseyin’in (a) huzuruna varmak amacıyla hareket etti. İki elini başına koyarak “Allah’ım, Sana dönüyorum, tevbemi kabul et. Çünkü ben Senin dostlarını ve Peygamberinin kızının evlatlarını korkuttum” diyordu. Hüseyin’e (a) arzetti: “Canım feda olsun sana! Seni inciten ve Medine’ye dönmene engel olan adamım ben. Onların işi buraya vardıracağını bilmiyordum. Şimdi Allah’a tevbe ediyorum. Tevbem kabul edilir mi?” Hüseyin (a) buyurdu:
“Evet, Allah senin tevbeni kabul buyuracaktır. İn atından.” Hürr dedi: “Senin yolunda at üzerinde savaşmam, piyade
savaşmamdan daha iyi olur. Çünkü nasıl olsa attan düşürüleceğim. Senin yolunu kesen ilk kişi ben olduğumdan
ötürü, izin buyurursan, senin yolunda ilk ölen de ben olmak ve böylece de kıyamet günü ceddin Resulullah (s) ile musafaha edenlerden olmak istiyorum.” Müellif şöyle diyor: Hürr’ün amacı o andan itibaren ilk şehid olmaktı. Çünkü ondan önce bir grup öldürülmüştü. Bu hususta rivayetler de mevcuttur. Hüseyin (a) Hürr’ün bu isteğini kabul edince, Hürr bir kahraman gibi savaşarak düşmanın yiğitlerinden bir kaçını öldürdü ve bir süre sonra da şehid edildi. Hürr’ün bedenini
Hüseyin’in (a) yanına götürdüklerinde Hüseyin (a) bir yandan onun yüzündeki toprakları siliyor ve bir yandan da “Ananın bu adı sana verdiği gibi sen hem dünyada hem de ahirette âzadesin” buyurdu. Ravi diyor: Bu arada zahid ve abid bir insan olan Büreyr b. Hüzeyr savaş alanına girdi. Yezit b. Ma’kil onunla savaşmak için meydana koştu. Birbirleriyle mübahalede bulunarak her kimin, batıldaysa diğerinin eliyle öldürülmesine karar verdiler. Bu anlaşmayla savaşa başladılar. Büreyr onu öldürdü ve şehid edilinceye kadar savaşı sürdürdü. Ondan sonra Vahab b. Cenah-i Kelbi meydana gitti, yiğitçe savaştı ve cihadında bir hayli faaliyet gösterdi, sonra kendisiyle birlikte Kerbela’da bulunan anne ve ailesinin yanına dönüp dedi: “Canım anam benden razı oldun mu?” Anası “Hüseyin’in (a) yolunda öldürülmedikçe senden razı olmayacağım” dedi. Zevcesi ise “Seni Allah’a ant veriyorum, beni kendi müsibetine mübtela etme ve kalbimi incitme” dedi. Anası dedi: “Canım oğlum, onun sözüne kulak asma, dön ve Peygamberinin kızının oğlu yolunda savaş ki kıyamet günü ceddinin şefaatinden faydalanasın.” Vahab meydana dönüp savaştı ve nitekim iki eli de bedeninden koparıldı. Vahab’ın eşi eline bir çadır direği alarak onun yanına geldi ve “Babam, anam sana feda olsun, Athar Ehl-i Beyt ve Resulullah’ın (s) muhterem haremi uğrunda savaş” dedi. Vahab  onu kadınların çadırına geri götürmek için geldiğinde eşi,
Vahab’ın eteğine sarılarak “Ölmedikçe geri dönmem” dedi. Hüseyin (a) buyurdu: “Ehl-i Beyt’ime yardım ettiğiniz için Allah sizi hayırla mükafatlandırsın. Kadınların yanına dön.” Vahab’ın eşi geri döndü, ama Vahab şehadete kavuşuncaya dek savaştı. Vahab’dan sonra Müslim b. Avsece meydana çıktı. Büyük bir fedakarlıkla savaştı, zorluklara katlandı ve belalar karşısında sabretti ve nitekim attan düşürüldü. Henüz ölmemişti. Hüseyin (a) Habib b. Mezahir ile birlikte onun yanına geldi. Eba Abdillah (a) buyurdu: “Müslim, Allah seni bağışlasın” ve şu ayeti okudu: “İnananlardan öyle erler var ki Allah’a verdikleri sözde sadakat gösterirler; onlardan kimisi, adağını ödedi, kimisi de beklemede ve onlar sözlerini, özlerini hiçbir surette değiştirmediler.” (Ahzap -23) Habib Müslim’in yanına sokulup “Senin öldürülmen benim için çok çetindir, ancak cennetle sana müjdeler olsun” dedi. Müslim zayıf bir sesle, Allah seni hoşnut etsin dedi ve hayırla müjdelesin. Habib “Eğer senden sonra öldürüleceğime yakinim olmasaydı, her vasiyetini baha etmeni isterdim” dedi. Müslim de Hüseyin’i (a) işaretle “Ona yardım etmeye vasiyet ediyorum. Onun uğrunda ölünceye kadar savaş” dedi. Habib “Senin vasiyetine uyacak ve gözlerini aydınlatacağım” dedi. Bundan sonra da Müslim dünyadan göçtü. Amr b. Kırta-i Ensari öne gelip Hüseyin’den (a) savaş izni istedi. Eba Abdillah (a) izin verdi. Amr, mükafat arzusu çekenler gibi
savaştı. İbn-i Ziyad’ın ordusundan bazıları öldürdü, söz ve cihad dürüstlüğünü bir arada toplayarak o zalim insanlara karşı savaştı. Hüseyin’e (a) atılan her oka kendi elini siper etti ve savrulan her kılıcı kendi bedenine aldı. Son nefesine kadar Hüseyin’in (a) mukaddes bedenine bir zarar gelmesine engel oldu. Bilahare aldığı yaralarla zayıf düştü. Hüseyin’e (a) taraf dönüp dedi: “Ey Resulullah’ın (s) evladı, vefa ettim mi (ahdime)?” Hüseyin (a) buyurdu: “Evet, sen benden önce cennete gidiyorsun, ceddim Resulullah’a (s) selamımı ilet ve de ki Hüseyin de birazdan gelecek.” Amr yeniden savaşa başladı ve sonunda şehid düştü. Ondan sonra da Ebu Zer’in zenci kölesi Cevn öne çıktı. Hüseyin (a) “Ben sana izin verdim, git buradan ve kendini kurtar. Sen bizimle buralara kadar geldin ki rahat içinde olasın, şimdi kendini ölüme atma” buyurdu. Cevn “Ey Peygamber evladı, rahatlıkta sizin sofranızdan yemek ve zorluklarda da sizi yalnız bırakmak olmaz. Bedenim kötü kokar, soyum değersiz insanlara dayanır ve rengim de siyah. Ebedi cennetin huzururuna kavuşturun beni ki güzel kokayım, soyum şeref kazansın ve yüzüm ak olsun. Size minnettar olurum. Andolsun Allah’a, bu siyah kanımı o temiz kanlarınıza katmadıkça sizden ayrılmam” dedikten sonra savaştı ve şehadete ulaştı. Ondan sonra Amr b. Halid-i Saydavi Hüseyin’in (a) yanına gelerek dedi: “Ya Eba Abdillah (a), canım feda olsun sana, ben senin dostlarına katılmaya kararlıyım, onlardan geri kalmak ve ehl-i beytinin arasında yar-u yaversiz öldürüldüğünü görmek istemiyorum.” Hüseyin (a) “Haydi davran, birazdan biz de size  katılacağız” buyurdu. Amr saldırdı ve bir süre savaştıktan sonra şehid edildi. Hanzelet İbn-i Sa’d-i Şami Hüseyin’in (a) karşısına gelip yüzünü ve göğsünü kılıç, ok ve mızraklara siper ederek dedi: “Ey kavmim, ben bir bölük ümmetin uğradıkları azaba uğrayacaksınız diye korkuyorum; Nuh, Ad ve Semud kavimlerine ve onlardan sonrakilere olduğu gibi ve Allah kullarına zulmetmeyi istemez. Ve ey kavmim, ben, o feryadü figan, o boşuna bağırıp söylenme gönündeki halinizden korkuyorum; o gün, bir gündür ki arkanızı döndürüp kaçacaksınız amma doğru cehenneme gideceksiniz ve Allah’ın azabından sizi bir kurtaran olmayacak.” (Mümin-31 ile 34) Bu azap ayetlerini okuduktan sonra şunları ekledi: “Ey kavmim, Hüseyin’i öldürmeyin; çünkü Allah bir azap göndererek helak eder sizi. Şüphe yok ki Allah’a iftira eden hüsrandadır.” Bundan sonra da Hüseyin’in (a) yüzünden öptü ve dedi: “Rabbimize koşmayalım mı, kardeşlerimize katılmayalım mı?” Hüseyin (a) buyurdu: “Evet, dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha hayırlı olana koş. Ezeli ve ebedi sultana git.” Hanzele meydana çıktı yiğitçe, mertçe vuruştu, zorlukları sineye çekti ve nitekim o da şehid edildi. Öğle namazı vakti geldi. Hüseyin’in (a) emriyle Züheyr İbn-i
Kayn ve Said İbn-i Abdullah kalan adamların yarısını alarak Hüseyin’in (a) önünde bir saf oluşturdular. Hüseyin (a) de diğer ashabıyla birlikte havf namazı (korku halinde namaz) kıldı. Bu arada düşman tarafından Hüseyin’e (a) doğru bir ok fırlatıldı, Said b. Abdullah Hüseyin’in (a) önünde durarak gelen oklara kendini siper etti. Aldığı ok yaraları sonucu yere düşerken şunları diyordu: “Allah’ım, bu cemaate lanet et, Ad ve Semud kavmini azaplandırdığın gibi bunları da azaplandır. Selamımı Peygambere ilet ve bedenime isabet eden yaralardan haberdar et. Senin Peygamberinin zürriyetine yardım etmekle senin sevap ve mükafatını kazanmak istedim.”Bunları dedikten sonra dünyadan göçtü. Bedenine dikkatle baktıklarında kılıç ve mızrak yaralarından başka, bedenine isabet eden onüç ok gördüler. Ondan sonra, çok namaz kılan ve faziletli bir insan olan Süveyd İbn-i Amr İbn-i Ebi Muta’ meydana çıkıp cesur bir arslan gibi savaştı, zorluklara göğüs gerdi, acılara katlandı ve nitekim aldığı yaralar sonucu ölülerin arasına düşüp öylece hareketsiz kaldı. İbn-i Ziyad ordusundan “Hüseyin öldürüldü” sözünü duyunca bütün gücünü toplayarak ayakkabısından çıkardığı bir  bıçakla yeniden savaşa başladı ve şehid edildi. Bunu rivayet eden şöyle diyor: Hüseyin’in (a) ashabı, o hazrete yardım ederek şehid düşmek için birbirleriyle yarışıyorlardı adeta. Bir şair de onların bu halini şöyle dile getirmiştir:
“Hüseyin’in (a) ashabı o kimselerdir ki, belaları defetmek için çağrıldıklarında, mızraklı ve sırt sırta veren silahlı  düşmanlara aldırmaksızın böyle tehlikeli bir anda cesur kalplerini zırhlarının üstüne giyerek ölümün ağzına atılırlar.”

ALİ EKBER’İN MEYDANA GİDİŞİ
Hüseyin’in (a) vefalı ashabı pare pare olmuş bedenlerle topraklar üstündeydi ve ehl-i beytinden başka kimse kalmamıştı.
Bu arada herkesten cemal ve ahlak olarak daha güzel olan oğlu Ali, babası Hüseyin’in (a) yanına gelip savaş izni istedi. Hüseyin (a), hiç gecikmeden izin verdikten sonra ümitsizce baktı ona, istemeksizin gözyaşları damla damla aktı ve dedi:
“Allah’ım! Şahid ol, bu orduya karşı öyle bir genç gidiyor ki boy, ahlak ve konuşma tarzıyla Resulullah’a (s) çok benziyor. Biz Peygamberi arzuladığımızda ona bakardık.” Sonra da Ömer İbn-i Sa’d’a dönerek yüksek sesle “Ey Sa’d’ın
oğlu, benim rahimimi kestiğin gibi Allah da senin rahimini kessin” dedi. Bu arada Ali b. Hüseyin (a) düşmana yaklaşıp kanlı bir savaşa girişti. Düşman ordusundan bir grubu öldürdükten sonra babasının yanına gelerek “Babacığım, susuzluk beni öldükmek üzere; bu demirlerin ağırlığı da bir yandan beni zorlamakta, bir içimlik su verebilir misin?” İmam Hüseyin (a) ağlayarak buyurdu: “Aziz oğlum, dön ve kısa bir süre savaş. Çünkü artık ceddin Muhammed’i (s) mülakat etmene ve onun elinden tas dolusu su içmene çok az bir zaman kalmıştır. Artık ondan sonra asla susamazsın.” Ali savaş meydanına döndü. Canından el çekip şehadete hazırlandı. Çok ağır bir saldırıya geçti. Ansızın Münkiz İbn-i Mirra-i Abdi (lanetulahi aleyh) onu nişan alarak bir ok fırlattı. Aldığı ok yarasıyla savunma gücünü kaybederek yere düştü ve bağırdı. “Canım babam, benden selam olsun sana., Bu ceddim Muhammed’dir (s), sana selam yolluyor ve ‘Bize çabuk gel’ diyor”.
Daha sonra bir kez daha feryad etti ve can verdi. Hüseyin (a)  oğlunun cansız bedeninin yanına geldi, yüzünü yüzüne koyup buyurdu: “Seni öldürenleri Allah öldürsün, ne kadar da Allah’a karşı küstahlık ve Resulüne de saygısızlık ettiler. Senden sonra dünyanın başına kül olsun”. Rivayet edenin dediğine göre Zeyneb (a) kadınların çadırından çıkıp “Ey habibim, ey kardeşimin oğlu” diyerek meydana doğru ilerledi. Ali Ekber’in yanına gelip o pare pare olan bedeninin üstüne attı kendini. Hüseyin (a) Zeyneb’i geri gönderdi. Bundan sonra ehl-i beyt gençleri birbiri ardınca meydana çıkıp
savaştılar. Onlardan bir grubu şehid olunca Hüseyin (a) yüksek sesle dedi: “Amca oğullarım ve ehl-i beytim, sabırlı olun. Andolsun Allah’a, bu günden sonra artık asla horlanmayacaksınız.”

KASIM B. HASAN’IN (A) MEYDANA GİDİŞİ:
Ravi diyor ki:
Yüzü ay parçası olan bir genç meydana çıkıp savaşmaya başladı. İbn-i Fuzeyl-i Azdi bir kılıç darbesile onun başını yardı. O genç yüz üstü yere düşerek “Amcacığım!” diye bağırdı. Hüseyin (a) bir şahin gibi meydana atıldı, öfkeli bir arslan gibi orduya saldırdı. İbn-i Füzeyl’e bir kılıç savurdu. İbn-i Füzeyl elini siper edince kolu dirsekten koptu. Öyle bir bağırdı ki İbn-i Ziyad’ın ordusu onun sesini duydu. Küfe ordusu onu kurtarmak için saldırıya geçti, ancak o atların ayakları altında kalıp helak oldu. Etrafındaki toz-duman yatışınca Hüseyin’in (a), can vermekte ve ayağını yere sürmekte olan o gencin başı üstünde durduğunu gördüm. Hüseyin (a) buyurdu: “Allah’ın rahmetinde uzak olsun seni katledenler! Kıyamet günü onlarla husumet edecek olan, ceddin ve babandır. Andolsun Allah’a, amcanı seslediğinde cevap verememesi veya cevap vermesinin sana faydalı olmaması amcana çok çetin gelir. Andolsun, bugün öyle bir gün ki, amcanın düşmanı çok ve dostu ise azdır.” Sonra da o genci bağrına bastı ve alıp ehl-i beyt şehidlerinin yanına bıraktı.
Hüseyin (a) gençlerinin ve dostlarının öldürülüp yerde yattığını görünce Allah yolunda şehid olmak ve fedakarlık göstermek için hazırlandı ve yüksek sesle buyurdu: “Resulullah’ın (s) Ehl-i Beyt’inden düşmanları uzaklaştıracak biri yok mu? Bizim hakkımızda Allah korkusu taşıyan bir muvahhid yok mu? Allah rızası için bize yardım edecek kimse yok mu?” Çadırlarda bulunan kadınlar bunları duydu; bir kıyametti, koptu. Ağlamalar, sızlamalar başladı. Hüseyin (a) çadırın önüne gelip Zeyneb’e (a) buyurdu: “Küçük oğlumu getir de vedalaşayım.”Çocuğunu ellerinin üstüne alıp öpmek istedi, ansızın Harmelet İbn-i Kahil-i Esedi (lanetullahi aleyh) bir ok fırlattı. Harmele’nin oku çocuğun boğazına saplandı ve ölmesine sebep oldu. Hüseyin (a) “Çocuğu tut” buyurdu, kendisi de çocuğun boğazından akan kanın altında ellerini tutarak dolduruyor, gökyüzüne serpiyor ve buyuruyordu: “Bu müsibetler benim için âsandır; çünkü Allah yolundadır ve
Allah görmektedir.” Hz. Bâkır (a) buyurmuştur: “Hüseyin’in (a) gökyüzüne serptiği kanın bir damlası dahi yere düşmedi.”

EB’UL FAZL’IN قEHADETف
Hüseyin (a) çok susam‎‏t‎, karde‏i Abbas ile birlikte F‎rat nehrinin yan‎na geldi. فbn-i Sa’d ordusu harekete geçerek onlara engel oldu. Beni Darum kabilesinden biri فmam’a bir ok f‎rlatt‎. Ok Hüseyin’in (a) aًz‎na isabet etti. Hüseyin (a) oku ç‎kar‎p elini akan kan‎n alt‎na tuttu. Eli kanla dolunca dِküp buyurdu: “Allah’‎m! Peygamberinin k‎z‎n‎n oًluna yapt‎klar‎ bu sitemleri sana ‏ikayet ediyorum.” ضmer b. Sa’d’‎n ordusu Hüseyin (a) ile Abbas aras‎nda mesafe olu‏turdu. Her taraftan Abbas’‎n etraf‎n‎ sar‎p ‏ehid ettiler. Hüseyin (a) Abbas’‎n ‏ehadetinde çok aًlad‎. Bu hususta bir Arap ‏airi ‏ِyle demi‏: “فnsanlar aras‎nda aًlanmaya en lay‎k olan, Kerbela’da Hüseyin’i (a) aًlatan gençtir. O, Hüseyin’in karde‏i ve babas‎n‎n oًlu Eb’ul Fazl’d‎r. O ki Hüseyin’e kar‏‎ can‎yla e‏it davrand‎ ve hiç bir ‏ey onu bundan vazgeçiremedi. Susuzluًun kavurduًu bir anda F‎rat’a girdi ama Hüseyin susuz olduًu için ondan içmedi.”

ŞEHİDLER SERVERİ HÜSEYİN (A) MEYDANA ÇIKIYOR
Bu olaydan sonra Hüseyin (a) orduyu savaşa çağırdı. Savaşmak için gelen herkesi öldürüyor ve buyuruyordu:
“Zillettense öldürülmek daha iyi, zillet ise cehennem ateşine girmekten evladır.” Ravilerden biri şöyle der: Andolsun Allah’a, oğulları, ehl-i beyti ve ashabı öldürüldüğü ve kendisi de düşman ordusu tarafından kuşatıldığı halde Hüseyin (a) kadar cesur davranan birini hiç görmemiştim. Düşman saldırdıkça kılıcını çekip düşmana saldırıyordu ve onlar da kurt saldırısına uğrayan koyun sürüsü gibi dağılıyordu. O hazret, sayıları otuz bini bulan o topluluğa saldırdığında, onlar insanları görüp de uçuşan çekirgeler gibi Hüseyin’in (a) karşısından kaçıyorlardı. Daha sonra Hüseyin (a) merkezine dönüyor ve sesleniyordu: “La havle ve la kuvvete illa billah” Hüseyin durmadan savaştı onlarla ve nitekim ordu Hüseyin’le
(a) çadırlar arasında engel olunca buyurdu: “Eyvahlar olsun size, ey âl-i Ebi Süfyan havarileri. Eğer dine inanmıyor ve meaddan da korkmuyorsanız, en azından dünyanızda azâde ve hür kişiler olun. -Eğer Arapsanız, ki inancınızda bunadır, aslınıza dönün en azından-” Şimr: Ey Fatıma’nın oğlu, ne diyorsun sen? Hüseyin: Ben sizinle savaşıyorum, siz de benimle. Kadınların bunda suçu ne? Hayatta olduğum sürece içinizdeki serkeş, cahil ve zalimlerin benim haremime saldırmalarına izin vermeyin. Şimr: Bunu kabul ettik. Sonra da savaşmak ve Hüseyin’i (a) öldürmek için hazırlandılar. Karşılıklı olarak her iki taraf saldırıya geçti. Hüseyin (a) bir içimlik su istedi, düşman bundan çekindi ve su vermedi. Hüseyin (a) yetmiş iki yara aldığından biraz dinlenmek için durdu. Bu esnada bir taşın alnına isabet etmesiyle alnından kan aktı. Hüseyin (a) elbisesinin eteğini tutarak alnını temizlemek isterken üç ağızlı zehirli bir ok gelip kalbine saplandı. Hüseyin (a) buyurdu:
“Bismillahi ve billahi ve ala milleti Resulillah.” Sonra da başını gökyüzüne çevirip dedi: “Allah’ım, bu ordu öyle birini öldürüyor ki onun dışında bir peygamberin kızının oğlu yeryüzünde mevcut değildir.” Elini uzatıp sırtından çıkardı oku. Oluk gibi kan akmaya başladı, bunun neticesinde savaş gücünü kaybederek durdu. anına yaklaşan herkes, Allah katında Hüseyin’in (a) kanını boynuna almamak için uzaklaşıyordu. Kinde kabilesinden Malik İbn-i Yusr diye bilinen biri Hüseyin’in (a) yanına gelerek küfretmeye başladı ve kılıcını Hüseyin’in başına indirdi. Kılıç darbesiyle başındaki imâmesi yarıldı ve başını yaraladı. İmâme kanla boyandı. Hazret bir mendil isteyerek onu başına bağladı. Bir başlık istedi, onu da başına koydu ve imâmesini de onun üstüne bağladı. İbn-i Ziyad’ın ordusu biraz duraksadıktan sonra yeniden gelip Hüseyin’in (a) etrafını sardı.

ABDULLAH İBN-İ HASAN’IN (A) ŞEHADETİ
Henüz ergenlik çağına girmeyen Abdullah b. Hasan b. Ali (a)kadınların çadırından çıkıp Hüseyin’in (a) yakınında durdu. Zeyneb onu korumak için atıldı, fakat Abdullah şiddetle geri dönmekten sakındı ve andolsun Allah’a, dedi, amcamdan ayrılmam. Bu esnada Ebher İbn-i Ka’b, bir rivayete göre de Harmelet İbn-i Kahil (lanetullahi aleyhima) kılıcını Hüseyin’e (a) savurdu. Abdullah “Eyvahlar olsun sana ey haramzâde, amcamı öldürmek mi istiyorsun?” dedi. Ancak o habis tam kılıcını Hüseyin’e (a) indirirken, Abdullah kolunu siper etti ve kolu kesildi. “Vay anam!” diye bağırınca Hüseyin (a) kucağına alıp bağrına bastı ve buyurdu: “Ey kardeş oğlu, bu müsibete dayan ve Allah’tan hayır dile. Çünkü Allah seni salih babalarına ilhak edecektir.” Aniden Harmelet İbn-i Kahil bir ok fırlatarak Abdullah’ı amcası Hüseyin’in (a) kucağında katletti. Bu olaydan sonra Şimr İbn-i Zi’l Cûşen (l.a) çadırlara saldırarak çadırları mızrağıyla deldi ve dedi: “Ateş getirin, çadırları içindekilerle birlikte yakacağım.” Hüseyin (a) buyurdu: “Ey Zi’l Cûşen’in oğlu, ehl-i beytimi yakmak için mi ateş istiyorsun? Allah da seni cehennem ateşiyle yaksın.” Şebs gelip bu işinden dolayı Şimr’i azarladı. Şimr (l.a) utanıp vazgeçti. Hüseyin (a) buyurdu: “Elbisemin altından giymem için kimsenin rağbet etmeyeceği bir elbise getirin bana ki bedenim çıplak kalmasın.” Küçük ve dar bir elbise getirdiler. Hüseyin “Ben bunu istemiyorum, zillet ehli elbisesidir bu” dedi. Eski bir elbise alarak parçaladı ve elbisesinin altına giydi. Yemen kumaşından olan bir elbise de isteyip onu da parçalayarak giydi. Şehid olduktan sonra o elbiseyi üstünden çıkarmasınlar diye Hüseyin (a) parçalayarak giymişti. Fakat Hüseyin (a) öldürüldükten sonra Ebher İbn-i Ka’b gelip o elbiseyi Hüseyin’in (a) bedeninden çıkardı ve Hüseyin’i (a) yerde üryan bıraktı. Bu işinden dolayı yaz mevsiminde her iki kolu iki kuru çubuk gibi kuruyor ve kışda ise normal haline dönüyordu, ancak bu defa da ellerinden irin ve kan akıyordu. Ölünceye kadar bu durum devam etti. Rivayette şöyle varid olmuştur: Düşmanın okları her taraftan Hüseyin’in (a) bedenine saplanmıştı. Bu yaralar sonucu gücünü kaybeden Hüseyin (a), Salih b. Vahab b. Mezeni’nin (l.a) böğrüne isabet ettirdiği mızrak darbesiyle atından yere düştü. Bedeninin
sağ tarafı ve yüzü yere geldi. Bu durumda Hüseyin (a) “Bismillahi ve billahi ve ala milleti Resulullah” diyordu. Hüseyin (a) yerden kalktığı sırada Zeynep çadırdan çıktı, şöyle diyordu: “Vay kardeşim, vay serverin, vay ehl-i beytim! Keşke gökyüzü yerde parçalansaydı, keşke dağlar paramparça olup yere dökülseydi!” Bu sırada Şimr, ordusuna bağırarak “Ne bekliyorsunuz? Neden Hüseyin’in işini bitirmiyorsunuz?” dedi. Ordu her taraftan hücuma geçti. Zer’at İbn-i Şerik (l.a) Hüseyin’in (a) sol omuzuna bir kılıç indirdi. Hüseyin (a) de kılıcıyla ona vurarak öldürdü. Başka biri kılıcıyla Hüseyin’in (a) sırtına vurdu. Hüseyin (a) yüzüstü yere düştü. Buna rağmen kalkmak istiyordu, biraz kalkıyor sonra takatsızlığından dolayı yeniden yere düşüyordu. Senan b. Enes-i  Nehai (l.a) mızrağını Hüseyin’in (a) boğazına sapladı, sonra da çıkarıp göğsüne vurdu. Sonra da bir ok attı ve Hüseyin’in (a) boğazına saplandı. Hüseyin (a) okun boğazına isabet etmesiyle yere düştü. Sonra kalkıp oturdu ve boğazındaki oku çıkardı. Her iki elini akan kanın altında tuttu. Ellerinde toplanan kanı başına ve yüzüne akıttı ve buyurdu: “Hakkım gasbedilmiş ve kanıma belenmiş bir halde Allah’ı mülakat edeceğim.” Ömer b. Sa’d (l.a), sağ ratafında duran birine “Vah olsun sana, in ve Hüseyin’i rahat ettir.” Havli b. Yezit-i Esbahi (l.a) Hüseyin’in (a) başını kesmek istedi ama bedenine bir titreme düştü ve geri döndü. Senan b. Enes-i Nehai (l.a) atından inerek kılıcını Hüseyin’in (a) boğazına indirirken “Andolsun, senin başını bedeninden ayıracağım ve şunu da biliyorum ki sen Peygamberin evladısın; ana ve baba yönünden herkesten üstünsün” dedi. Sonra da başını bedeninden ayırdı. Bu hususta şair şöyle demiş: “Hangi müsibet Hüseyin’in (a) müsibetiyle kıyaslanabilir. O gün Senan b. Enes’in (l.a) cinayetkar ve habis elleri Hüseyin’i (a) öldürüp başını bedeninden ayırdı.” Ebu Muhammed b. Hasan Taresi “Mealim’ud Din” kitabında İmam Sadık’tan (a) şöyle rivayet eder: “Hüseyin’in (a) öldürüldüğü gün melekler haykırarak
Allah’ımız, dediler, bu insanların öldürdükleri Senin seçkin kulun ve Peygamberinin kızının oğlu Hüseyin’dir (a)! Allah-u Teala Hz. Kâim İmam-ı Zaman’ın (a) yüzünü onlara göstererek buyurdu: “Hüseyin’in intikamını bunun eliyle düşmanlarından alacağım.” Rivayete göre Muhtar, Senan b. Enes’i yakalayıp parmaklarını bent bent ve daha sonra el ve ayaklarını kesti. Büyük bir kazanı zeytin yağıyla doldurarak kaynattı, o habisi de kazana attı ve böylece öldürdü.
Ravi şöyle diyor: Bu sarıda karanlık ve katı bir toz kapladı gökyüzünü, o karanlıkta kızıl bir yel esti, gözler hiçbir şeyi ve hiç bir yeri görmüyordu. İbn-i Ziyad’ın ordusu azap indiğini sandı bir ara. Bir süre bu durum devam etti ve sonra hava aydınlanmaya başladı.

HÜSEYİN’İN (a) SON ANLARI

Hilal İbn-i Nafi şöyle rivayet eder: Ben Ömer b. Sa’d’ın ordusuyla durmuştum. Biri gelip “Ey emir, müjdeler olsun sana!
Şimr, Hüseyin’i öldürdü” deyince ordu safından ayrılıp can vermekte olan Hüseyin’in (a) karşısında durdum. Andolsun Allah’a ki, bu güne kadar ondan daha güzel yüzlü kanına belenmiş bir şehid görmemiştim. Yüzünün nuru ve görünüm güzelliği karşısında onun şehadetini düşünemedim bile. Hüseyin (a) bu durumunda su istiyordu. Birinin şöyle dediğini duydum:  “Andolsun Allah’a, suyu tadamayacaksın; cehenneme gidip kaynar suyundan içeceksin.” Hüseyin (a) buyurdu:
“Ben ceddim Resulullah’ın (s) nezdine ve cennetteki makamına gidecek ve cennetin zülal suyundan içeceğim. Bana
yaptığınız zulümleri de ceddime şikayet edeceğim.” Hilal şöyle diyor:  rdu bu sözü duyunca çok hiddetlendi, öyle ki sanki  Allah hiçbirinin kalbinde acıma duygusunu karar kılmamıştı. Hüseyin onlarla konuşurken başını bedeninden ayırdılar. Onların bu denli acımasızlığından hayrete düştüm ve andolsun Allah’a, dedim, hiçbir hususta sizinle birlikte olmayacağım. Daha sonra İbn-i Sa’d’ın ordusu Hüseyin’in elbiselerini çıkarmaya giriştiler. Gömleğini İshak b. Harbe-i Hazremi (l.a) götürüp giydi ve çopur hastalığına yakalandı, bedenindeki tüyler döküldü. Rivayete göre o hazretin gömleğinde yüzondokuza yakın kılıç, ok ve mızrak yarası vardı. Hz. Sadık (a) “Hüseyin’in (a) bedeninde otuzüç mızrak ve otuz dört kılıç yarası görüldüğünü buyurmuştur.” Hüseyin’in (a) gömleğinin alt kısmına giydiği giysisini Ebhar b. Ka’b-i Temimi aldı. Onu aldıktan sonra felç olduğu rivayet edilmiştir. Hüseyin’in imâmesini Ahnes b. Mursid b. Alkame (l.a) ve bir rivayete göre de Cabir b. Yezit-i Avdi (l.a) alıp başına bağladı ve deli oldu. Ayakkabılarını Esved b. Halid (l.a) götürdü. Becdel b. Selim-i Kelbi (l.a) de o hazretin parmağını keserek yüzüğünü aldı. Muhtar Sekafi kıyam ettikten sonra Becdel b. Selim’i tutup her iki el ve ayağını kesti ve öylece ölüme terketti. Hüseyin’in (a) kadife giysisini Kays b. Eş’as (l.a), Betra
adındaki zırhını da Ömer b. Sa’d (l.a) aldı. Muhtar o zırhı Ömer b.Sa’d’ı öldüren Ebi Ümre’ye bağışladı. Hüseyin’in (a) kılıcını ise Cemi b. Hakl-i Avdi ve bir rivayete göre de Beni Temim kabilesinden Esved b. Hanzele aldı. İbn-i Ebi Es’ad’ın rivayetinde ise Hüseyin’in (a) kılıcını Felafes-i Nahşeli’nin aldığı söylenmiştir. Muhammed b. Zekeriyya bu rivayeti naklettikten sonra şöyle der: “O kılıç Nahşeliden sonra Habib b. Bedil’in kızına intikal etti.” Şunu da belirtmek gerekir ki ganimet olarak alınan bu kılıç Zü’l Fikar değildir. Çünkü Zü’l Fikar nübüvvet ve imametin diğer zahireleriyle birlikte mahfuzdur. Bunu rivayet ehli tasdik ve nakletmişlerdir.

ÇADIRLARIN YA⁄MALANIP YAKILMASI
Hüseyin’in (a) şehadetinden sonra çadırlardan bir kadın çıktı. Biri ona “Ey emetellah (Allah’ın cariyesi), efendin Hüseyin
öldürüldü” dedi. Bunu duyan kadın “Ağlayarak kadınların yanına döndüm, beni ağlar gören herkes ağlamaya ve nale etmeye başladı” der. Bundan sonra askerler, Peygamberin evlatlarının, Fatıma’nın (a) göznurlarının mallarını yağma etmek için süratle çadırlara yöneldiler, kadınların üzerlerindeki örtüleri bile çekip aldılar. Peygamberin kızları çadırlardan çıkıp, hamilerinin ve dostlarının ayrılığında nale ettiler, ağladılar. Hamid b. Müslim rivayet eder: Beni Bekr İbn-i Vâil kabilesinden bir kadın kocasıyla birlikte Ömer b. Sa’d’ın ordusundaydı. Ordunun kadınlara ve çadırlara saldırdığını yağma ettiğini görünce eline bir kılıç alarak çadırlara geldi ve “Ey Berk İbn-i Vâil kabilesi, sizin gözünüzün önünde
Peygamberin kızlarının giysileri yağma ediliyor; nerde gayretiniz, nerde yiğitliğiniz?” diye bağırdı. Kocası gelip kolundan tuttu ve çadırına götürdü. Çadırlar yağmalandıktan sonra ateşle yakıldı. Peygamberin kızları ve ailesi, giysileri yağmalandığından ötürü başı açık ve yalın ayak, ağlayarak ve nale ederek çadırlardan çıkarıldı ve horlanarak esir edildiler. Esirler “Sizi Allah’a ant veriyoruz, bizi Hüseyin’e (a) götürün” dediler. Hüseyin’in (a) öldürüldüğü yere geldiklerinde şehidleri gördüler ve sızlamalar, yakınmalar, dövünmeler ve ağlamalar başladı.

HÜSEYİN’İN (A) NAŞI YANINDA ZEYNEB
Ravi diyor ki:
Emir’ül Müminin Ali (a) kızı Zeyneb’in, kardeşi Hüseyin’in (a) başı ucunda ağlamasını, hazin bir ses ve acı dolu yürekle “Ya Muhammed, ey meleklerin selam gönderdiği yüce ceddim, bu Hüseyin’dir, kana belenmiş ve azaları kesilmiş. Bunlar da senin kızlarındır, esir edilmiş. Bu zulümleri Allah’a, Muhammed Mustafa’ya (s), Aliyy-i Murtaza’ya (a), Fatimet’üz Zehra’ya (a) ve Seyyid’üş Şüheda Hamza’ya şikayet ediyorum. Ya Muhammed! Bu senin Hüseyin’indir, Kerbela’da üryan bırakılmış ve seher yeli toprak serpiyor üzerine. Bu senin Hüseyin’indir, zinazâdelerin zulmüyle öldürülmüş. Aman bu hüzünden, aman bu beladan! Bu gün ceddim Resulullah’ın (s) dünyadan göçtüğü gündür. Ey Muhammed’in (s) yarenleri, bu esirler gibi götürdüğünüz insanlar sizin Peygamberinizin evlatlarıdır” dediğini hiç unutamıyorum. Başka bir rivayet de Zeyneb’in şöyle dediğini belirtir: “Ey Muhammed! Kızların esir edildi ve oğulların öldürüldü. Seher yeli o bedenlerin üzerine toprak savurmaktadır şimdi. Bu senin Hüseyin’indir; başını boynundan kestiler, imâme ve abasını yağmaladılar. Babam feda olsun ona ki, ordusu pazartesi katledildi ve yağmalandı. Babam feda olsun ona ki, çadırları
yıkıldı. Babam feda olsun ona ki, gittiği yolculuktan dönmeyecek ve yaralarına merhem sürülmeyecek. Canım feda olsun ona ki, seve seve uğruna feda olmak isterdim. Babam feda olsun, acı dolu bir kalple ve susuz olarak dünyadan göçene. Babam feda olsun ona ki, Allah’ın peygamberinin oğluna, Muhammed Mustafa (s) onun ceddidir. Babam feda olsun hidayet peygamberinin oğluna, Muhammed Mustafa’ya Hatice-i Kübra’ya, Aliyy-i Murtaza’ya, Seyyidet’ün Nisa Fatimet’üz Zehra’ya ve ona ki namaz kılması için güneş geri döndürüldü.” Ravi diyor: Andolsun Allah’a, Zeyneb ağlayarak konuşmasıyla hem dostlarını hem de düşmanlarını ağlattı. Daha sonra Sakine babasının bedenini kucakladı. Birkaç kişi gelip Sakine’yi babasından ayırdı. Sonra da Ömer b. Sa’d ordusundan aşağıda isimleri belirtilmiş on kişi atlarına binerek Hüseyin’in (a) naaşı üzerinde at koşturdular, göğüs ve sırt kemiklerini kırdılar:
1- İshak b. Harbe, (Hüseyin’in (a) gömleğini alan)
2- Ahnes b. Mursid
3- Hekim b. Tufeyl-i Sanbesi
4- Amr b. Sabih-i Seydavi
5- Recâ b. Münkiz-i Abdi
6- Salim b. Hasime-i Cufi
7- Vahiz b. Naim
8- Salih b. Vahab-i Cufi
9- Hani b. Şebs-i Hazremi
10- Üseyd b. Malik
Daha sonra bu on kişi Küfe’de İbn-i ziyad’ın yanına geldiler. İbn-i Ziyad “Siz kimsiniz?” dedi. Bunlardan biri olan Üseyd b.Malik şu cevabı verdi. “Biz sıkıca denetlenen atlarla göğüs ve sırt (kemiklerini) ufalayanlarız.” İbn-i Ziyad hiç itina göstermeden çok az bir ödül verdi onlara. Ebu Amr-i Zahid şöyle diyor: “Bu on kişinin kimler olduğunu bilince hepsinin zinazade olduğunu gördük.” Muhtar kıyamını gerçekleştirdikten sonra bu on kişiyi yakaladı, el ve ayaklarını yere çiviledi ve ölünceye kadar üzerlerinde at koşturuldu.

KÜFE ORDUSUNDAN BAZILARININ CEZALANDIRILMASI
İbn-i Riyah şöyle rivayet eder: Hüseyin’in (a) şehid edildiği gün Kerbela’da bulunan birini gördüm. Gözleri görmüyordu. Bunun sebebini sordum. Şöyle cevap verdi: Biz on arkadaştık. Hüseyin’i öldürmek için Kerbela’ya gitmiştik, ama ben ne kılıç, ne ok, ne de mızrak kullanmadım. Hüseyin (a) öldürüldükten sonra eve döndüm, yatsı namazını kılıp uyudum. Rüyamda biri gelip Resulullah (s) seni istiyor dedi, kalk gel yanına. Resulullah (s) ile benim ne işim var? dedim. Yakamdan tutup çeke çeke Resulullah’ın (s) yanına götürdü.  Resulullah’ı (s) gördüm, bir çölde oturmuştu. Elbisesinin kollarını  yukarı doğru toplamış ve elinde bir savaş aleti vardı. Yanında bir melek durmuştu, onun elinde de ateşten bir silah vardı. Dokuz  arkadaşımı öldürdü. Onların herbirine bir darbe indirdi, tepeden tırnağa ateş alıp yandılar. Ben Resulullah’ın (s) yanına gidip önünde diz çöktüm ve ‘Es’selamu aleyke ya Resulellah’ dedim, fakat o hazret cevap vermedi. Uzun bir süre bekledikten sonra başını kaldırıp buyurdu: ‘Ey Allah’ın düşmanı, bana ihanet ettin, itretimi öldürdün, hakkımı gözetmedin ve dilediğin her şeyi yaptın.’ Ya Resulallah, dedim, andolsun Allah’a ki, ben evlatlarının öldürülmesinde ne kılıç, ne mızrak, ne de ok kullanmadım. Buyurdu: ‘Doğru söyledin, ama Hüseyin’i (a) öldüren orduda sen de vardın, yaklaş.’ Yanına yaklaştım ve yanında kan dolu bir tabak gördüm. ‘Bu oğlum Hüseyin’in (a) kanıdır’  buyurdu. Sonra da o kandan benim gözüme sürdü. Uyandığımdan itibaren hiç bir şey göremiyorum.”

MAHŞERDE FATİMET’ÜZ ZEHRA (a)
Hz. Sadık’tan (a) rivayet edilen bir hadiste Resulullah (s) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü geldiğinde Fatıma (a) için nurdan bir kubbe yapılacak ve Hüseyin (a) de kesik başını eline alarak mahşer sahrasına gelecek. Fatıma (a) Hüseyin’i (a) görünce öyle bir nale edecek ki, bütün mukarreb melekler ve peygamberler onun ağlamasıyla ağlayacaklar. Ondan sonra Allah’u Teala, Fatıma (a) için Hüseyin’i (a) en iyi şekilde gösterecek. Hüseyin (a) başsız bir halde katilleriyle husumet edecektir. Allah’u Teala Hüseyin’in katillerini, katli için hazırlık yapanları ve öldürülmesinde parmağı olan herkesi Fatıma’nın (a) yanında toplayacak. Ben de onları tek tek öldüreceğim, yeniden diriltilecekler. Emir’ul Müminin, Hasan
ve sonra Hüseyin onları tek tek katledecekler ve onlar yeniden diriltilecekler. Bizim neslimizden olan herkes bir defa onları öldürecektir. Daha sonra gazabımız dinecek ve acılar unutulacaktır.” Daha sonra İmam Sadık (a) buyurdu: “Allah bizim şialarımıza rahmet etsin; onlar hüzünlenmeleri ve uzun bir süre hasret çekmeleriyle bizim müsibetimize ortaktırlar.” Resulullah’tan (s) rivayet edilmiştir: “Kıyamet günü olduğunda Fatıma (a) bir grup kadınla mahşere gelecektir. Cennete gir denecektir ona. Diyecektir ki, benden sonra oğluma ne yaptıklarını öğrenmedikçe cennete girmem. O zaman hitab edilecek, kıyametin kalbine bak. Baktığında başı kesik halde duran Hüseyin’i (a) görüp nale edecek, ben ve melekler de onunla birlikte sızlıyacak ve nale edeceğim.” Başka bir rivayette de şöyle belirtilmiştir. Fatıma (a) Hüseyin’i (a) görünce feryad edecek; “Yavrucuğum! Kalbimin meyvesi!” diyecektir. Bu esnada Allah, Fatıma’nın (a) hürmetine gazaplanacak ve Hubhub adındaki ateşi Hüseyin’in katillerini yok etmekle görevlendirecek. Ateş onları halkın arasından seçip çıkaracak ve kendi içine alacaktır. Ateş kükreyip körüklenecek ve onlar da feryat ederek diyecekler: Allah’ım, neden putperestlerden önce bizi ateşe atıp azaplandırdın? Hitab gelecektir: Şüphesiz bilen bilmeyen gibi değildir.”
İbn-i Babuye bu iki rivayeti “İkab’ul A’mal” kitabına nakletmiştir. Muhamme b. Neccar Şeyh’ul Muhaddisin-i Bağdad Muhammed b. Neccar da “Tezyil” kitabının otuzuncu cildinde onları Eb’ul Abbas Azdi kızı Fatıma hakkında nakletmiştir. Kendi isnadıyla Talha’dan şöyle nakleder: “Resulullah’tan (s) duydum ki buyuruyordu: Musa b. İmran ölen kardeşi Harun için Allah’tan yarlıganma diledi. Allah ona vahiy indirdi: Ya Musa, eğer geçmiş ve gelecek bütün insanları bağışlamamı istersen eğer icabet ederim. Fakat Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib’in katillerini asla affetmem.”

KERBELA KERVANININ KÜFE VE ŞAM’A HAREKETİ VE MEDİNE’YE DÖNÜŞÜ
Ömer b. Sa’d (l.a) Aşûra günü ikindi vakti Hüseyin’in (a) mukaddes başını Havli b. Yezit-i Asbehi (l.a) ve Hamid b. Müslim-i Azdi (l.a) ile İbn-i Ziyad’a (l.a) gönderdi. Diğer Beni Haşim gençlerinin ve esir dostlarının da başlarının kesilmesini emretti ve onları Şimr b. Zi’l Cuşen (l.a), Kays b. Eş’as (l.a) ve Amr b. Haccac (l.a) ile birlikte Küfe’ye gönderdi. Kesilen başları İbn-i Ziyad’a götürdüler. Ömer b. Sa’d (l.a) Aşûra günü ve ondan bir gün sonra öğleye kadar Kerbela’da kaldı. Daha sonra Hüseyin’in (a) kalan ehl-i beytini alıp Küfe’ye hareket etti. Kadınları düşmanları arasında yüzü açık bir halde ve çıplak develer üzerinde götürdü. Halbuki onlar enbiyanın emanetleriydi. Onları da Türk ve Rum esirleri gibi en kötü şartlar altında esir götürdüler. Bir Arap şairi bunu şöyle dile getirmiştir: “Ne ilginçtir?! Beni Haşim’den seçilen Peygambere salat ederler ve onun evlatlarıyla da savaşırlar.” Başka bir şair de şöyle demiştir:
“Hüseyin’i öldüren güruh, kıyamet günü ceddinin şefaatine nail olacaklarını nasıl ümid ederler.” Hüseyin’in (a) ashabının kesilen başlarının yetmiş sekiz tane olduğu rivayet edilmiştir. Kerbela’ya katılan kabileler İbn-i Ziyad (l.a) ve Yezit b. Muaviye’ye (l.a) yakınlaşmak için kesilen başları aralarında taksim ettiler. Kinde tayfası Kays b. Eş’as (l.a) liderliğinde onüç, Şimr b. Zi’l Cuşen (l.a) riyasetinde Hevazin kabilesi on iki, Beni Temim tayfası on yedi, Beni Esed kabilesi on altı,  Mazhec kabilesi yedi ve diğerleri de on üç kesik başı alıp Küfe’ye götürdüler.

ŞEHİDLERİN DEFNEDİLİŞİ VE ESİRLERİN KÜFE’YE GİRİŞİ
Şöyle rivayet edilmiştir:
Ömer b. Sa’d (l.a) Kerbela’dan uzaklaştıktan sonra Beni Esed tayfasından bazıları gelip o kanlı bedenlere namaz kıldılar ve bu gün meşhur olan yere defnettiler. İbn-i Sa’d âl-i Peygamber esirleriyle Küfe’ye yaklaşınca, Küfe halkı onları seyretmek için toplandılar. Küfe kadınlarından biri “Siz hangi esirlerdensiniz?” diye seslendi. “Biz âl-i Muhammed esirleriyiz” dediler. Kadın evin çatısından inerek örtünmeleri için evinden giysi götürüp ehl-i beyte verdi. Esirler arasında Ali b. Hüseyin (a) hastalığından dolayı çok zayıflamıştı. Esirler arasında Hasan b. Hasan-i Müsenna da vardı. -İmam ve
amcası Hüseyin’e yardım etmek için Kerbela’da savaşmış, ancak almış olduğu kılıç ve mızrak yaralarına rağmen yaşıyordu.- “Mesabih” kitabının yazarı şöyle rivayet eder: “Hasan b. Hasan-i Müsenna Aşûra günü Hüseyin’in (a)
huzurunda onyedi kişiyi öldürdü ve on sekiz yara alarak atından düştü. Esma b. Harice onu alıp Küfe’ye ve iyileştikten sonra da Medine’ye götürdü. Ayrıca İmam Hasan-ı Mücteba’nın (a) oğulları Zeyd ve Amr da esirler arasındaydı.
Küfe halkı âl-i Muhammed (s) esirlerini görünce ağlamaya ve sızlamaya başladılar. Ali b. Hüseyin (a) buyurdu: “Bizim için mi ağlıyor ve yakınıyorsunuz? Peki bizi katleden kimdi?”

ZEYNEB’İN (A) HUTBESİ
Beşir b. Hüzeym-i Esedi şöyle diyor: Emir’ul Müminin kızı Zeyneb’e baktım, andolsun ki ondan daha güzel nutkeden bir
kadın görmemiştim. Ali’nin (a) sözleri dökülüyordu dilinden. Halka, susmaları için işaret etti. Nefesler tutuldu, develerin
boynundaki çıngıraklar durdu. Sonra konuşmaya başladı: “Hamd Allah’a mahsustur ve salat olsun babam Muhammed’e, tertemiz kılınmış ve seçilmiş âline. Ey Küfe halkı, ey hile ve düzen ehli bize mi ağlıyorsunuz? Gözyaşlarınız dinmesin ve naleleriniz susmasın! Siz, iplerini iyice ve sıkıca dokuyan ve sonra da (dokuduğunu) söken bir kadın gibisiniz. Yeminlerinizi hile ve hiyanetinize siper edindiniz, iman bağı kurup sonra kopardınız. Kendinizi övmekten ve fesattan başka birşey bilmezsiniz. Cariyeler gibisiniz, içiniz kin ve yağcılık dolu ve düşmanlara gammazlık edersiniz. Siz pisliklerde yeşeren bitkiler gibisiniz, yenmez; kabirleri süsleyen gümüş gibisiniz, kullanılmaz. Öbür dünyanız için öylesine kötü bir yol zarihesi aldınız ki, Allah’ın gazabına sebep oldu ve ebedi azap hazırlandı sizler için. Bizi öldürdükten sonra bir de kalkıp bize ağlıyor ve kendinizi zemmediyorsunuz öyle mi? Evet, andolsun Allah’a, çok ağlayın ve az gülün. Çünkü siz öyle bir leke ve zilleti kabullendiniz ki hiç bir suyla yıkanmaz. Cennet gençlerinin efendisi olan Peygamber evladının, savaşlarda ve sıkıntılarda sığındığınız insanın, düşmanlar karşısında hüccet ve kılavuzunuz, din ve şeriatı kendisinden öğrendiğiniz insanın öldürülmesi ve bu leke bir suyla nasıl temizlenebilir? Bilmiş olun, büyük bir günah işlediniz ve vebaliniz çok büyüktür. Allah’ın rahmetinden uzak olun, kahrolun. Çabalamanız sizi meyus etti, elleriniz ziyankar oldu, muameleniz de hüsranınıza sebep oldu. Şüphesiz Allah’ın gazabına döndünüz, zillet ve meskenet çevreledi sizi. Eyvahlar olsun size ey Küfe ehli! Resulullah’ın (s) ciğerini parelediniz, haberiniz var mı? Hicab ardında bulunan ismet ailesini perdenin dışına çıkardınız. Onun nasıl bir kanını akıttınız, bilir misiniz? Hürmetini ayak altına aldınız! Ne kadar da kötü yaptınız, ne de
büyük bir müsibet çıkardınız! Yer ve gök büyüklüğünde bir zulüm işlediniz! Gökyüzünün kan yağmasına hayret mi ettiniz? Şüphesiz kıyametin azabı daha çetin ve aşağılayıcıdır, o gün size yardım edecek olmayacaktır. Allah’ın size vermiş olduğu bu mühlet sizi hafifletmesin, haddinizi aştırmasın, çünkü Allah intikam almada acele etmez ve intikam hakkını kaybetmekten de korkmaz. Şüphesiz ki Rabbiniz pusudadır.” Ravi diyor: Andolsun Allah’a, bu sözler karşısında halkın hayrete düştüğünü gördüm, ağlıyor ve ellerini ısırıyorlardı. Yanımdaki yaşlı adam o kadar ağlamıştı ki yüzü ıslanmıştı ve “Babam ve anam size feda olsun. Yaşlılarınız yaşlıların en hayırlısı, gençleriniz gençlerin en hayırlısı, kadınlarınız kadınların en hayırlısı ve hanedanınız da hanedanların en hayırlısıdır ki ne zelil olur ne de mağlub” diyordu.

HÜSEYİN KIZI FATIMA’NIN HUTBESİ

Zeyd b. Musa b. Cafer (a) babalarından rivayet eder: Fatıma-ı Suğra Küfe’ye gelince şu hutbeyi okudu: “Hamdediyorum Allah’a, kum ve çakıl taneleri adedince, yerden arşa kadar olan şeylerin ağırlığınca. O’na hamd ve iman
ediyorum ve tevekkülüm O’nadır. Allah’ın birliğine ve şeriki olmadığına şehadet ediyorum. Şehadet ediyorum ki Muhammed (s) O’nun kul ve Peygamberidir ve onun evlatları suçsuz oldukları halde Fırat kenarında öldürüldü, başları kesildi. Allah’ım, Sana yalan isnadından ve iftira etmekten Sana sığınırım. Peygamberine ‘Kendi vasiyyin Ali b. Ebi Talib için halktan biat al’ buyurduğunun hilafına bir şey söylemekten Sana sığınırım. O Ali b. Ebi Talib ki hakkını gasbettiler ve suçsuz yere öldürdüler. Dün de onun oğlunu Kerbela’da, dilde müslüman ve kalpde kafir olan bir topluluk öldürdü. Ona yönelen zulümleri, canlarını vererek defetmeleri gereken insanlar bunu yapmadılar. Eyvahlar olsun onlara ve büyüklerine. Nitekim Sen yüce menkıbeleri ve pak tabiatıyla, mezkur maarif ve meşhud menakibiyle kendi yanına aldın onu. Allah’ım, hiçbir zemmedicinin yermesi onu Senin ubudiyet ve kulluğundan alıkoymadı. Sen onu çocukluğunda İslam’a yönelttin ve büyüdüğünde de menkıbelerini methettin. O hep Senin yolunda ve Peygamberinin hoşnutluğu için ümmeti nasihat etti ve (zamanı geldiğinde de) onun ruhunu kabzettin. O, dünyaya itina etmedi ve ahirete rağbet gösterdi. Senin yolunda düşmanlarınla savaştı, cihad etti. Sen ondan razı olup seçkin kıldın ve doğru yola hidayet ettin. Ey Küfe halkı, ey hile ve düzen ehli! Allah bizi sizinle ve sizi de biz ehl-i beytle imtihan etti. Bizim karşılaştığımız belayı güzel kıldı, ilim ve idrakını bizde karar kıldı. Biz ilim, idrak ve hikmetinin mahzeniyiz, yeryüzünde Allah’ın hüccetiyiz; şehirlerinde ve kulları arasında Allah kendi lütfuyla bize ikramda bulundu ve peygamberi Muhammed (s) ile de bizi yarattıklarının bir çoğundan açık bir şekilde üstün kıldı. Siz ise bizi yalanladınız, tekfir ettiniz. Bizimle savaşmayı helal saydınız, mallarımızı yağmalamayı câiz gördünüz. Türkistan ve Kâbul esirlerine gösterdiğiniz muameleyi bize gösterdiniz. Dün de ceddimizi öldürmüştünüz. Biz ehl-i beytin kanı kılıçlarınızdan halen damlamaktadır. Allah’a iftira ettiniz ve yaptığınız hile ile gözleriniz parladı ve kalpleriniz ferahladı. Ancak Allah hileleri en güzel şekilde bozandır. Kanımızı akıttığınızdan ve mallarımızı yağmaladığınızdan dolayı sevinmeyin. Çünkü bu müsibetler daha  önceden Allah’ın kitabında yazılmıştı. “Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah’ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez.” (Hadid-23) Ey Küfe ehli, eyvahlar olsun size! Şimdi Allah’ın çok yakında gökten inecek lanet ve azabını bekleyedurun. Yaptığınız işlerden dolayı azap edileceksiniz. Birilerinizi diğerlerine müptela ederek intikamını alacaktır. Bizim hakkımızda yapmış olduğunuz zulümlerden dolayı da kıyamet günü cehennemin elim azabında ebediyen kalacaksınız. Bilmiş olun Allah’ın laneti zalimler kavminin üzerinedir. Eyvahlar olsun size, ey Küfe halkı! Bilir misiniz hangi elle bize ok atıp kılıç salladınız, hangi nefesle bizimle savaştınız ve bizimle savaşmak için hangi ayakla geldiniz? Andolsun Allah’a, kalpleriniz kasavete bürünmüş, yüreğiniz katılaşmış, kalpleriniz ilimden nasibini almamış, göz ve kulaklarınız görmez ve duymaz olmuş. Ey Küfe ehli, şeytan sizi aldatmış, doğru yoldan saptırmış ve gözlerinizin önüne cehalet perdesi çekmiştir ve siz artık hidayet olmazsınız. Kahrolasınız, ey Küfe ehli! Resulullah’ın (s) hangi kanının sizin boynunuzda olduğunu biliyor musunuz? Onu sizden isteyecektir. Kardeşi Ali b. Ebi Talib’e (a), evlatlarına ve ıtretine yapmış olduğunuz düşmanlıkların hesabını soracaktır sizden. Oysa ki bazılarınız bu cinayetle iftihar ederek diyorsunuz: “Ali’yi ve evlatlarını Hint kılıçlarıyla ve mızraklarla biz öldürdük, Türk esirleri gibi esir aldık kadınlarını ve öyle bir tosladık ki meydanın dışına attık.” Allah’ın her türlü pislikten arındırdığı insanları öldürmekle iftihar edenler, ağızlarınız taşla ve toprakla dolsun. Ey habis, öfkenle patlayasın! Baban nasıl yerinde oturduysa, sen de köpek gibi yerinde otur. Şüphesiz herkes yaptıklarına ve önceden (ahirete) gönderdiklerine sahiptir. Vay olsun size! Allah’ın bizi üstün kıldığı şeye hased mi ediyorsunuz? “Bu Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah büyük fazl sahibidir.” (Hadid-21) “Allah kime nur vermemişse, artık onun için nur yoktur.” (Nur- 40) Fatıma’nın (a) hitabesi buraya varınca halk yüksek sesle ağlayıp dediler: “Ey pak ve atharların kızı, kalp ve sinemizi ateşledin. Ciğerlerimizi hüzün ve ıstırap ateşiyle yaktın. Yeter artık.” Fatıma da sustu.

ÜMMÜ KÜLSÜM’ÜN HİTABESİ
Ravi şöyle diyor: Emir’ul Müminin’in (a) kızı Ümmü Külsüm yüksek sesle ağladığı halde tahtrevanın perdesi ardından o gün şu hutbeyi irad etti:”Vay halinize Küfe halkı! Neden Hüseyin’i (a) aşağılayarak öldürdünüz, mallarını yağmaladınız, kadınlarını esir aldınız ki şimdi de kalkıp ağlayasınız? Vay olsun size, kahrolun, bedbaht olun? Nasıl bir felakete sebep oldunuz, nasıl bir facia çıkardınız, biliyor musunuz? Nasıl bir cinayetin sorumluluğunu yüklendiniz, hangi kanları haksız yere akıttınız, hicab ardındaki hangi kadınları dışarı çıkardınız, hangi hanedanın ziynet ve süslerine el koydunuz ve hangi malları yağmaladınız, haberiniz var mı? Öyle birini öldürdünüz ki Resulullah’tan (s) sonra kimse onun makamında değildi. Merhamet kalbinizden alındı sizin. Bilmiş olun ki kurtuluşa erecek olanlar Allah’ın hizbidir, hüsrana uğrayacaklar ise şeytanın.” Daha sonra şu şiiri okudu: “Zecirle öldürdünüz kardeşimi. Vay olsun analarınıza! Öyle bir
ateşle azaplanacaksınız ki alevi her an yükselecek. Allah’ın, Kur’an’ın ve Muhammed’in (s) haram kıldığı kanları akıttınız.
Bilmiş olun, ateşle müjdelenmişsiniz. Şüphesiz ki, yarkın siz ateşte ebediyen kalacaksınız. Yakinim var buna. Ben ise  hayatım boyunca Peygamberden sonraki en hayırlı insan kardeşime ağlayacağım. Gözlerime batacak gözyaşlarım ve yanaklarım asla kurumayacak.” Bu esnada milletin feryadı koptu, ağlayışlar coştu. Kadınlar saçlarını yolarak başlarına toprak serptiler, yüzlerini yırttılar, dövündüler. Erkekler ağladı ve sakallarını yoldular. Halkın o gün ağladığı gibi ağladığı hiç görülmemiştir.

DÖRDÜNCÜ İMAM’IN (A) HUTBESİ

Ümmü Külsüm hitabesini bitirdikten sonra Zeyn’ül Abidin (a) işaret ederek halkı susturdu. İnsanlar susunca İmam kalkarak Allah’a hamd-u senâ ve Resulüne salat etti ve buyurdu: “Ey insanlar! Beni tanıyan, tanıyor; tanımayanlara ise kendimi tanıtacağım. Ben Ali b. Ebi Talib oğlu Hüseyin oğlu (selamullahi aleyhima) Ali’yim. Ben, hürmeti ayak altına alınan, nimeti zorla alınan, malı yağmalanan ve ehl-i beyti esir edilenin oğluyum. Ben, Fırat nehri yanında zibhedilen (boğazı kesilen)in oğluyum. Oysa ki kimsenin (onun boynunda) kan alacağı yoktu. Zecr ve eziyetle öldürülenin oğluyum. Bu iftihar bizim için kâfidir. Ey insanlar! Sizi Allah’a ant veriyorum, babama yazmış olduğunuz mektuplardan haberiniz yok mı? Size doğru geldiğinde de hile yaptınız. Babam herhangi bir istekte bulunmadan siz kendiniz ahid ve peymanda bulundunuz, biat ettiniz sonra da kalkıp savaştınız. Kahrolasıcalar, ne de kötü bir zahire gönderdiniz (ahiretinize), ne de çirkin ve habis görüşleriniz (ve düşünceleriniz) var sizin. Resulullah (s) “Itretimi öldürdünüz ve hürmetimi ayak altına aldınız siz benim ümmetimden değilsiniz” dediğinde hangi gözle bakacaksınız ona.” Her yandan ağlama sesleri yükseldi, birileri diğerlerine “Helak oldunuz ve bilmediniz” dediler. Hz. Seccad (a) buyurdu: “Benim nasihatimi kabul eden, Allah, Resulü ve Ehl-i Beyt’i uğruna vaziyetimi riayet eden kula Allah merhamet buyursun. Çünkü bizim için Resulullah’ta (s) güzel bir örnek vardır.” Herkes bir ağızdan dedi: “Ey Peygamberin evladı, biz emrini dinliyoruz. Sana itaat edeceğiz, ahid ve peymanını koruyacağız, senden yüz çevirmeyecek ve emrettiğin her şeye itaat edeceğiz. Seninle savaşan herkesle savaşacak ve barışta olduğun insanlarla barışta olacağız ki Yezit’ten intikam alalım, sana ve bize zulüm edenlerden beri olalım.” Hz. Seccad (a) buyurdu: “Heyhat! Heytah! Ey düzenbaz ve hilekarlar, sizde hile ve düzenden başka bir şey yoktur. Babalarıma yaptıklarınızı bana da mı yapmak istiyorsunuz. Andolsun bunun imkanı yok. Babamın ehl-i beytinden dolayı kalbimde açılan yaralar henüz iyileşmemiştir. Ceddim Resulullah’ın (s), babamın ve kardeşlerimin müsibeti unutulmamıştır, acısı halen ağzımdadır, göğüs ve boğazımı tıkamıştır. Derdini sinemde taşımaktayım. Ben sizden şunu istiyorum ki ne bize yardım edin ve ne de bizimle savaşın.” Daha sonra şu beytleri okudu: “Hüseyin’in (a) öldürülmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü Hüseyin’den daha yüce ve daha kerim babası da öldürülmüştür. Ey Küfe halkı, Hüseyin’e (a) isabet eden müsibetler sizi sevindirmesin, onun müsibeti herşeyden büyüktür. Canım feda olsun Fırat yanında öldürülene, onu öldürenlerin cezası cehennem ateşidir.” Daha sonra da şu beyti okudu: “Sizden razı olmamız başabaştır ne bizimle olun, ne de aleyhimize. Ne bize yardım edin, ne de bizi katledin.


more post like this