Allame Murtaza ASKERİ

Halife Ömer’in İki Muta Hakkındaki İçtihadı
Ömer, muta haccını ve muta nikahını yasaklamıştır. Bu onun içtihadi meselelerinden sayılır. İbni Ebi’l Hadid Nehc’ül Belağa’nın şerhinde, Ahmed de müsnedinde Cabir b. Abdullah el-Ensari’den şunları söylediğini rivayet etmişler.” Resulullah (s.a.a) döneminde muta haccını ve nikahını yaptık. Ömer gelince bizi mutadan menetti ve biz de vazgeçtik. [1]
Suyuti’nin tefsirinde ve Kenz’ül Ummal’da Said b. Müseyyib’ten rivayet edildi ki Ömer iki mut’ayı nehyetti; kadın mutası ve hacc mutasını. [2]
Şerh’ün Nehc’il Belaga’da, Bidayet’ül Müctehid’te, Zad’ül Mead’da, İbni Kudamettin’in Mugni’sinde ve İbni Hazm el-Muhalla’sında Ömer’den rivayet edilmiş: “Rasulullah (s.a.a) döneminde iki muta vardı. Ben onları menedip, yasaklıyorum. İşleyeni de cezalandıracağım. Muta haccı ve muta nikahı. [3] Cessasın ve İbni Hazm’ın rivayetinde; “Resulullah (s.a.a) döneminde iki muta vardı. Ben onları men edip, yasaklıyorum ve onları işleyeni döveceğim. Bunlar kadın mutası ve hacc mutasıdır” denilmiştir. [4]
Gelecek rivayetler Halife Ömerin İslam ahkamından iki hüküm hakkındaki içtihadını gösteriyor. Muta haccının ve muta nikahının hükmü konusundaki içtihadı ve bunlarla ilgili açıklamalar yer alacak.
MUTAT’ÜL HACC
Mutat’ül hacc hacc’ut temettü kapsamına giriyor. Bunun açıklaması şöyledir. Şüphesiz ki hacc üç şekle ayrılır.
1- Hacc’üt temettu,
2- Hacc’ül ifrad,
3- Hacc’ül kıran
1- Muta Olarak Hacc Yapmak
Bu söylenenler, Mescidi Haram civarında oturmayanlar içindir.
İcra Şekli: Hacc aylarında (Şevval, Zilkaide ve Zilhicce) Mikat’tan başlamak üzere umre ile hacc niyetiyle ihrama girer. Sonra Mekke’ye gelip yedi defa Ev’i tavaf edecek, iki rekat tavaf namazını kılacak, Safa ve Merva arasında yedi defa sa’y edecek. Sonra saç kısaltılır. Ondan sonra ihrama girmekle kendisine haram olanların hepsi tekrar helal olur. Mekke’de ikamet eder, ta ki o yılın Terviye (Zilhicce’nin 8. ) gününde yeniden Hacc için ihrama girer, sonra Arafat’a çıkar.
Dokuzuncu günün güneşinin batmasını müteakip Arafat’tan el-Meş’ar’a, oradan da Mina’ya gider ve böylece Hacc menasıkını tamamlayıp, traş veya saç-sakal kısaltma ile ihramdan çıkar. Bu şekilde yapılan hacca, haccı temettu denir ve yapılan Umre’ye de Umret’ut Temettu denir. Allah-u Teala’nın şu ayetinden “Kim hacc günlerine kadar Umre ile faydalanmak isterse” bunu anlıyoruz. Hacc eden zat, umre ve hacc için iki ihram arasında yaptığı ile sevinir, ihramdan çıkmakla da sevinir. İşte bu iki ihram arasında (ihramdan çıkış) süresi mutat’ül hacc’dır ki Ömer ve ona bağlı olanlar onu yasaklamışlar. O günde büyük bir müslüman kitle onu uygular.
2 ve 3- Hacc’ul İfrad ve Hacc’ül Kıran:
Ehlibeyt fıkhındaki uygulaması: Mikat yerinde veya mikattan daha az mesafede ise evinde hacc niyetiyle ihrama girecek. Sonra 9. gün Arafe’ye geçip orada vakfeye duracak, sonra haccın bütün menasıkını sıra ile ifa edecek, sonra ihramını çözecek. Mikattan veya en yakın yerden kendisine lazım gelen umreyi eda edecek, böylece sünnetin tamamı sağlanmış olur. İkisi de ifrad veya müfreda ile isimlenirler. Çünkü haccın ikisini de ifraden ifa etmiştir.
Hacc’ül Kıran’ın Uygulama Şekli
O da hacc’ül ifrad gibi bütün nüsükleri sırasıyla yerine getirilir. Yalnız hacc’ül kıranın hac’ül ifrad’tan ayrıldığı tek husus, ihrama başlarken kurbanın da kesilmesidir. Yani kurban ile telbiyeyi birleştirir. Kurbanın sevki ile ona vacip olur. Hacc’ül ifrad ile asla kurban gerekmez.
Mescidi Haram’da oturanlar için kurban kesmek ihtiyardır. İsteğe bağlı olarak olur. [5]
Hulefa Ekolü Fıkhındaki Uygulama
Kıran: Hacc ile umrenin birleştirilmesidir. Yani bir niyetle haccı, umreyi ve telbiyeyi birleştirmektir. Bunu uygulayan kişi diyecek ki; Allah’ım, bir hac ve bir umreyi beraber yapıyorum, yahut hacc aylarında umre yapıp kurban keserek ve umrenin ihramından çıkmadan önce haccı ifa edecektir. Mescidi Haram civarında oturmayanlardan hacc’ül kıran yapana temettü kurbanı lazım olur. [6]
Buna hacc’ül ifrad denir. Bazı rivayetlerde “cerrede” soyutladı denir. [7]
***
Bunlar müslümanlar arasında geçerli hacc şekilleridir. Lakin cahiliye döneminde müşrikler nezdinde geçerli olanı, Buhari ve Müslim’in Sahihlerinde, Ahmed’in Müsnedinde, Beyhaki’nin Sünen-i Kübra’sında ve diğerlerinde -ifade baştakinin- İbni Abbas’tan rivayet ettikleridir.
O, cahiliyye dönemindeki müşriklerden haber verip demiştir ki; “Müşrikler hacc aylarında yapılan umreyi yeryüzünde yapılan en azgın amel ve sapıklık olarak görürlerdi. Muharrem ayını da kameri ikinci ayı olarak değiştiriyorlardı. Develerin sırtındaki yara sağalınca, ayak izleri silinince, Muharrem ayı geçince umre yapmak isteyene helaldi.” [8]
Rivayetin açıklanması: Nevevi, Sahihi Müslim’in şerhinde şöyle demiştir: Alimlerin şu rivayet konusunda dediler ki;
“Muharrem ayını Safer yapıyorlardı” cümlesinden kasıt, yaptıkları ertelemeden haber vermektir. Müşrikler Muharrem ayına Safer ismini takarak, mübah sayıp haramdan çıkarıyorlardı. Muharremi unutarak ondaki haramiyyeti Safer’den sonraki aya erteliyorlardı. Taki üç haram aylar peşpeşe gelip durumlarında bir sıkıntı oluşmasın. Yani soygun, talan ve diğer eylemlerine engel oluşmasın…
“Sırtlar sağalınca” ifadesiyle de, yolculuk meşakkatindan ve yük taşımaktan develerin sırtında meydana gelen yaraların bağlaması olarak ifade edilmiştir. Çünkü hacctan dönüşlerinde bu yaralar iyileşiyordu.
“İzler silinince” demekle de deve ve diğerlerinin geçtikleri yerlerden ayak izlerinin dağılarak kaybolmasını kastetmektedir.
İbn Hacer de bu işin illeti konusunda demiş ki; Safer ayı ve Muharrem ayı, hacc aylarından olmamalarına rağmen itimadın, güvenin cevazının Safer ayının geçmesine ta’lik etmelerinin nedeni gelince… Müşriklerin, Muharrem ayını Safer saymalarının sebebi onların develerinin sırtı Safer ayı geçmeden sağalmadığındandı. Böylece Safer ayını hacc aylarına tabi kılarak, ilhak ederlerdi. Aslında Muharrem ayı olup Safer adı verilen ayı, itimada şayan ilk ay sayarlardı. Halbuki, umre onlara göre hacc aylarının dışında olur. [9]
Bu anlatılanlar Kureyş’in umrede edindikleri adet ve töreleriydi. Peygamber (s.a.a) onlara bu konuda aşağıda anlatılacağı gibi muhalefet etmiştir.
Resulullah’ın (s.a.a) Umredeki Sünneti
İbni Kayyım demiş ki; Peygamber (s.a.a) hicretten sonra dört defa umre yapmıştır. Hepsini de Zilkade ayında yapmıştır. Bunu Enes’ten, İbni Abbas’tan ve Aişe’den rivayet ettiği ile teyid etmiştir. [10]
İbni Kayım der ki; “Maksad şudur ki Peygamber (s.a.a)’in bütün umrelerinin hacc aylarında olması, müşriklerin kurbanlarına muhalefetidir. Çünkü onlar hacc aylarında umreyi çok kerih görüyorlardı. Diyorlardı ki bu, sapıklığın ve azgınlığın en çirkin olanıdır. Şüphesiz ki bu, hacc aylarında umre yapmanın, Recep aylarında umre yapmaktan daha faziletli olduğunun delilidir.
İbni Kayyım demiş ki “Allah-u Teala, Resulü için umrelerinde en evla zamanı ve umreye en uygun olanı ihtiyar etmiştir. Halbuki hacc aylarında umre aynı aylarda vaki olan hacca denktir. Bu üç ayı Allah-u Teala bu ibadete tahsis etmiştir ve bu ibadetin eda zamanı kılmıştır. Umre de küçük bir hacctır. Onu en uygun zamanı da hacc aylarıdır. Zülkade ayının ortası normaldır. Bu Allah’ın seçtiklerindendir. Buna göre kendisinde üstün bir ilim olan irşadını yapsın [11]
Müşriklerin umredeki adet ve uygulamasından ve Peygamber’in (s.a.a) umredeki sünnetinin zikredilmesinden sonra Kitap ve sünnette geçen umrenin bahsine döneceğiz. Sonra da umre ile ilgili halifelerin içtihatlarının keyfiyyetini ele alıp anlatacağız.
Kitapta Mutat’ül Hacc
Allah-u Teala, hacc aylarında umre ile haccın birleştirilmesini meşru kılmıştır. İhramdan çıkmayı da meşru kılmıştır. Müşriklerin adetinin hilafına Kitabı Kerim’inde buyurmuştur ki; “Emin olduğunuz vakit, kim hacc günlerine kadar umre ile faydalanmak isterse, kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Kurban kesmeyen kimse hacc günlerinde üç, memleketine döndüğü zaman yedi olmak üzere oruç tutar ki hepsi tam on gündür. Bu söylenenler ailesi Mescidi Haram civarında oturmayanlar içindir. Allah’tan korkun, biliniz ki Allah’ın vereceği ceza ağırdır.” Bakara-196.
Allah-u Teala bu ayette hacc günlerinde umreden yararlanmayı güven ortamı olduğunda ailesi Mescidi Haram civarında oturmayanlara meşru kılmıştır. Onu takib eden ayette de “Hacc bilinen aylardır” buyurulmaktadır. Umre ile haccın, hacc aylarında birleştirilmesinin vacip olduğu beyan edilmiştir. Her iki ayette bütün aydınlık ve açıklığıyla bir nass olarak bu hükme delalet etmektedirler. Sahihi Buhari’de, sahabi İmran b. Hasin’den buna işaret ederek şunları söylediği rivayet edilmiştir:
Allah’ın kitabında, muta ayeti indirildi. Bizler de Peygamber’le (s.a.a) birlikte onu yaptık. Onu haram kılan bir ayet nazil olmadı. Peygamber (s.a.a) vefat edinceye kadar da ondan nehyedilmedik… [12]
Bu konudaki Müslim’in sözü şudur: Muta ayeti Allah’ın kitabında nazil oldu. Peygamber (s.a.a) onu yerine getirmemizi emretti. Sonra da muta haccının hükmünü uygulamadan kaldıracak bir ayet nazil olmadı. Resulullah (s.a.a) vefat edinceye kadar da onu yasaklamadı. [13]
Müfessirler ve diğer alimler bu konuda birleşmişlerdir, bunda ihtilaf yoktur. Allah-u Teala’nın, bu ayetin sonunu “Allah’ın vereceği ceza şiddetlidir” diyerek bitirmesi gariptir.
Allah-u Teala bu ayette hacc mutasını bütün açıklığıyla meşru kılmış, kanunlaştırmış; Resulü de (s.a.a) bununla amel ederek, veda hutbesinda sünnet kılmıştır. Gelecek satırlarda, mütevatir haberler ve Peygamber (s.a.a)’den rivayet edilen sahih hadisler zikredilmiştir.
Muta Haccının Sünnetteki Yeri
Cahiliyye döneminde Kureyşliler’in, hacc aylarında yapılan umreyi hakka muhalif en büyük azgınlık ve sapıklık olarak kabul etmesine karşılık Peygamber (s.a.a), peyderpey muta umresinin hükmünü tebliğde bulundu. Bu olay şu rivayetten de anlaşılmaktadır: Sahihi Buhari’de, Sünen-i Ebi Davud’ta, İbni Mace’de ve Beyhaki’deki Kitab’ül Hacc’ta Peygamber’in “Akik mübarek bir vadidir” sözü konusunda Ömer b. Hattab’ın şöyle dediği rivayet edilmiş: Akik vadisinde Resulullah’ı (s.a.a) dinledim, diyordu ki; “Bana Rabb’imden birisi geldi ve dedi; Bu mübarek vadide namaz kıl ve de ki Hacc içinde umre olsun.”
Diğer bir rivayette de; “Rivayetin sonunda, Umre kıyamete kadar hacca dahil oldu” denilmiştir.
Mucem’ül Büldan’da; “Akik” , hakkında “Sen Mübarek bir vadisin” emrinin geldiği yerdir. O, Zu’l Huleyfa Vadisi’nin içindedir. Orası, hakkında Irak ehlinin kurban kesip, yüksek sesle Allah’ı andıkları Zatı Irk’ta bir yerdir” şeklinde varid olmuştur.
İbni Hacer Feth’ül Bari’de hadisin şerhinde, Akik Vadisi ile Medine arasında 4 mil olduğunu söylemektedir. [14]
Resulullah (s.a.a), umre ile hacc birleştirilsin diye kendisine vahiy nazil olduğunu Halife Ömer’e bildirmiştir. Ömer’e tebliğ etmesinde hususi bir hikmet vardır ki onun dönemindeki umre ile ilgili icraatlardan anlayacağız.
Kendisine vahyin nazil olduğu Akik vadisinde Ömer’e bildirildi ve Asfan’da Suraka’ya, sorusuna cevaben bildirildi. Ebu Davud’un rivayet ettiğine göre şöyle demiş: Hatta Resulullah (s.a.a) Asfan’da iken Suraka b. Malik el-Müdlel O’na (s.a.a) dedi ki: Ya Resulullah, sanki bugün doğmuş bir kavme hüküm eder gibi bizlere hükmet.
Bunun üzerine Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: Allah-u Teala bu haccınıza umreyi dahil etti. Bundan sonra geldiğinizde kim Beytullahı tavaf edip, Safa ve Merve arasında sa’y yaparsa ihramını açabilir. Yalnız beraberinde kurbanlığı bulunanlar hariç. [15]
[16] Asfan, el-Cuhfet ile Mekke arasındadır. el-Cuhfe, Mekke’den 4 merhale uzağa düşer.
Mekke’nin altı mil veya daha çok uzakta bulunan Seref’te bütün ashabına tebliğde bulundu ki Onu, umre yapmak isteyen yapsın Hz. Aişe’nin rivayet edildiğine göre şöyle demiş: Hacc aylarında Resulullah’la beraber çıktık. Hacc geceleri ve hacc için yasaklarda idik. Ta ki Seref’e indik. Resulullah (s.a.a) ashabının arasına katıldı ve buyurdu ki “Beraberinde kurban bulunmayan kimse, umre yapmak isterse yapsın. Beraberinde Kurban bulunanlarsa yapmasın. Aişe Anamız dedi ki: Sahabeden umreyi yapanlar da, terkedenler de oldu. [17]
Anlatılanlardan anlaşılıylor ki umreyi terkedenler Kureyşli Muhacirlerdendir ki onlar, cahiliyye döneminde hacc aylarında yapılan umreyi sapıklık sayarlardı.
İbni Abbas’ın rivayetine göre Mekke’nin Batha mevkiine geldiklerinde Resulullah bu konuda tekrar tebliğde bulundu. İbni Abbas şöyle der: Zi’lhicce’den dört gün geçiyordu. Batha’da bize sabah namazını kıldırdı sonra buyurdu: “Dileyen umre yapsın.” [18]
Böylece Peygamber (s.a.a) hakkın tebliğini peyderpey tekrarladı. Ta ki Tavaf ve Sa’y’ı tamamladılar. Bu konuda O’na hüküm nazil oldu. Hepsine de onu emretti. Beyhaki’nin rivayet ettiğine göre dedi ki; Resulullah (s.a.a) Safa ve Merva arasında iken hüküm nazil oldu. Ashabına emretti ki; Onlardan hacc için başlayıp beraberinde kurban olmayan, onu umre olarak eda etsin. Ve buyurdu ki: “Eğer bıraktığımız vaziyetle karşılaşsaydım kurban sürüp getirmezdim.
Lakin ben saçımı, birbirine yapıştırıp bağladım ve kurbanımı kestim. Burası kurban kesme yerinden başka bir yer değildir. Burada Suraka b. Malik huzuruna vardı ve dedi ki; Ya Resulullah bu gün doğmuş olan bir kavim gibi bize hükmet. Bu umre, bu senemize mi mahsustur, yoksa edebe kadar mı? Resulullah (s.a.a) buyurdu ki: “Hayır, kıyamete kadar umre hacca dahil oldu. [19]
***
Geçen hadislerde Resulullah (s.a.a) Halife Ömer’e demiş ki; Rabbim bana ‘“hacc içinde umre” ye veya “umre ve hacc” a niyet etmemi emretti. Bu seferimde hacc ile birleştirilmek üzere umreye niyet ettim.
Asfan’da Suraka’ya cevap olarak Peygamber (s.a.a) buyurdu: Allah-u Teala bu haccımıza umreyi dahil etti. Onların bu haccına tebliği tahsis etti.
Sonra Seref’te maiyyetinde bulunan bütün hacılara ve Mekke’ye yakın Batha’da “dileyen umre yapar” sözü ile tebliğde bulundu. İlk umrenin ve haccın eda etme vakti ve umreden çıkış zamanı gelince hepsine tebliğde bulundu ve umre ilelebet hacca dahil edildi.
Suraka’nın iki kez, “bugün doğmuş bir kavme hüküm ver…” diyerek cahiliyye döneminde Kureyş’in yaptıklarından ve inandıkları şekilden göz yummaktır. Resulullah’ın (s.a.a) uygulaması ve hacca kadar umreden nasıl istifade edileceği hususundaki rivayetler de tevatür derecesindedir. İleride görüldüğü gibi…
Ahmed’in Müsned’inde ve el-Munteka’da rivayet edildiğine göre Enes demiş ki; Hacc için yüksek sesle bağırarak çıktık. Mekke’ye geldiğimizde Resulullah (s.a.a) bize onu umre olarak eda etmemizi emretti ve buyurdu ki; “Eğer geride kalan halim gelecekte olsaydı onu umre yapacaktım. Lakin ben kurbanı sürdüm ve hacc ile umreyi birleştirdim” . [20]
Müslim’in sahihinde ve Ahmed’in Müsned’inde olduğu gibi Ebu Said el-Hudri demiş ki; Hacc için sesimizi yükselterek Resulullah’la (s.a.a) beraber çıktık. Mekke’ye geldiğimizde Resulullah (s.a.a) bize yaptığımızı umre olarak eda etmemizi emretti. Yalnız Kurban getirenler hariç. Terviye (Zilhicce’nin 8. ) günü olunca Mina’ya gittik ve hacc için telbiyede bulunduk. [21]
İbni Kayyım’ın Zad’ül Mead’ında demiş ki Sahiheyn’de Aişe’den Resulullah’la beraber çıktık ve haccdan başka bir şey konuşmadık. Hadisi zikrederek onda biz. Mekke’ye geldiğimizde Peygamber ashabına buyurdu ki Onu umre olarak yapın. Beraberinde kurban bulunanlar hariç. Halk ihramdan çıktı… [22]
Dedi ki Buhari’nin ifadesinde de şöyledir: Resululah’la beraber çıktık ve haccdan başka bir niyetimiz yoktu. Mekke’ye geldiğimizde beyti tavaf etik. Bu meyanda Peygamber (s.a.a) emretti ki Beraberinde kurban getirmeyenler ihramdan çıksınlar. Beraberinde kurbanlık getirmeyenler ihramdan çıktılar. Bu arada onun hanımları da beraberlerinde kurbanlık getirmediklerinden ihramdan çıkanlar arasındaydılar. [23]
Sahihi Müslim’de İbni Ömer’den, o da Peygamber’in eşi Hafsa’dan dedi ki; Bana anlattı ki Peygamber ezvacına ihramdan çıkmalarını emretti. Veda haccı senesinde ben dedim ki; “Sizi ihramı açmanızdan alıyoyan nedir?” Buyurdu ki; “Ben başımı yapıştırıcı ile bağlamışım ve devemi hazırlamışım, onun için kurban kesilinceye kadar ihramımı açmam.” [24]
Dedi ki; Sahihi Buhari’de İbni Abbas’tan rivayet edildi: Muhacir, Ensar ve Peygamber hamınları veda haccında kurban kestiler, biz de kestik. Mekke’ye geldiğimizde onu umre olarak eda etmemiz emrolundu. Resulullah (s.a.a) buyurdu ki; “Hacc için yaptığınız telbiyeleri umreye sayınız. Fakat kurban getirenler hariç.” [25]
Bu konuda en sağlam şekilde varid olan Cabir b. Abdullah el-Ensari’nin rivayet ettiği ve sihah sahiplerinin ihrac ettikleridir. Biz onu burada Sahihi Müslim’den özetleyerek açıklamaya çalışacağız.
Sahihi Müslim’de Peygamber’in (s.a.a) haccı babında Cabir’den rivayet edilerek özetle şöyle denilmiştir: “Şüphesiz ki Resulullah (s.a.a) dokuz yıl bekledi, hac yapmadı. Sonra onuncu yılda ilan edildi ki Resulullah (s.a.a) hac yapmak üzeredir. Peygamber’le hacc yapmak isteyen çok sayıda halk Medine’ye geldiler ve Peygamber’e (s.a.a) katıldılar. Biz de, Peygamber’le yola çıktık. Zi’lhuleyfe’ye geldik. Peyamber (s.a.a) mescidte namaz kıldı.
Sonra Kusva’ya bindi ve devesi çöle doğru yönledi. Gözümün alabildiği kadar baktım ki; ön tarafı, sağ tarafı ve sol tarafı süvariler ve yayalarla dolmuştu. Resulullah da aramızda iken üzerine Kur’an ayetleri nazil oluyordu. Peygamber (s.a.a) Kur’an’ın tevilini biliyordu. O ne yaptı ise biz de onu yaptık. En sonunda tevhid kelimesi (Lailahe illallah) ile mübarek sesini yükseltti. Biz hacc yapmaktan başka bir şeye niyet etmemiştik. Biz umreyi bilmezdik ta ki maiyyetinde Beytullah’a geldik. Rüknü, Hacer’ül Esved’i ziyaret etti, öptü.”
Bu şekilde Cabir Peygamber’in haccı nasıl eda ettiğini tarif etmektedir; ‘Merve’de son tavafını yapıncaya kadar’ sözünden sonra Resulullah buyurdu ki; “Şayet geride kalan durumla karşılaşsaydım beraberinmde kurban getirmezdim ve ben bunu umre olarak eda edecektim. Sizlerden hanginiz beraberinde kurbanlık getirmemişse ihramdan çıksın ve onu umre olarak eda etsin.”
Cabir dedi ki; O esnada Suraka b. Malik, Ca’şem kalktı ve dedi ki; Ya Resulullah bu, sadece bu yılımız için midir? Yoksa her zaman için mi?. Resulullah (s.a.a) parmaklarını birbirine geçirerek buyurdu ki; “Umre hacca dahil oldu. Hayır ebedidir, hayır ebedidir.” Bunu iki defa tekrarladı. [26]
Buhari’deki rivayette Suraka dedi ki; “O yalnız bize mi özgüdür?” Peygamber buyurdu; “Hayır, sonsuza kadar.” [27]
Umreden yararlanmak hükmünü Sahabiler nasıl karşıladılar. Daha önce Resulullah’ın (s.a.a) umrenin hacc ile birleştirilmesinden yararlanmanın meşruiyetini onlara peyderpey nasıl tebliğ ettiğini anlatmıştık. Bundan sonra da sahabenin o hükmün tebliğini nasıl karşıladığını anlatacağız.
Sahihi Müslim’de İbni Abbas’tan rivayet edildi ki, Resullullah (s.a.a) beraberindeki ashabiyle Zilhicce’nin ilk on günün ilk dört gününe gelmişlerdi. Ashabı hacc için telbiye ediyorlardı. Bu esnada Peygamber (s.a.a) onlara yaptıklarını umre olarak eda etmelerini emretti.
Ondan sonrakinde de: Yanında kurbanlık olanların ihramlarını umre ile değiştirmelerini emretti. [28]
İkincisinde; Peygamber ve Ashabı dördüncü günün sabahında geldiler. Hacc için tehlil ve telbiyede bulunuyorlardı. Resulullah (s.a.a) onlara onu umre olarak eda etmesini emretti… Bu durum onlara ağır geldi ve dediler ki; “Ya Resulullah hangi ihramdan çıkış?” Buyurdu ki; “Tamamen, bütünü ile çözüp, çıkararak.” [29]
Dördüncüsünde; Resulullah (s.a.a) dedi ki; “Bu bir umredir. Ondan istifade ettik. Beraberinde kurbanlık bulunmayan tamamen ihramını çözsün. Çünkü umre kıyamete kadar hacca dahil edildi.” [30]
Buhari ve Müslim’in sahihlerinde Cabir’den yapılan diğer bir rivayet de şöyledir: Cabir, Resulullah’la beraber bir sene hacc yaptı. Beraberinde kurbanlık vardı ve hacc’ül ifrada niyet etmişlerdi. Resulullah (s.a.a) dedi ki ihranımızı çözün, Beyt’i ve Safa ile Merve arasını tavaf ediniz. Tevriye zilhiccenin 8. günü gelinceye kadar ihramınızda kalın. O zaman hacc için telbiyede bulunun. Daha önce yaptığınızı temettü olarak yapın, yani temettü umresi olarak eda edin.
Dediler ki; Nasıl umre olarak yaparız. Ki biz haccın adını getirmiştik, hacca niyet etmiştik. Peygamber dedi ki; Size emrettiğimi yapın. Kurbanlık getirmeseydim, size emrettiğimi kesinlikle kendim de yapacaktım. Lakin kurbanlık yerine ulaşmadan ihram açılmaz. [31]
İkincisi; Sahihi Buhari, Sünen-i Ebi Davud, Müsnedi Ahmed ve diğerlerinde geçen Cabir’in bir rivayeti de şöyledir: Birilerimizin zekerinden meni damlıyorken nasıl Mina’ya çıkarız? [32]
Üçüncüsü; Buhari ve Müslim’in sahihlerinde, Sünen-i İbni Mace’de, ve Ebu Davud’ta ve Müsnedi Ahmet’te Ata’dan şöyle söylediği rivayet edildi: Birçok kimse ile beraberken Cabir b. Abdullah’tan işittim: Biz sahabiler sacede umresiz hacca niyet ettik. Zilhicce’nin dördüncü günün sabahında Peygamber (s.a.a) geldi. Hacca doğru ilerlediğimizde Peygamber ihramdan çıkmamızı emretti. İhramlarınızı açın ve kadınlarınızla buluşun.
Cabir dedi ki; Kadınlarla yatmayı mecbur etmedi, sadece helal kıldı. Biz dedik ki; Arefe’ye beş gün kalmışken ihramdan çıkmamızı ve kadınlarımızla yatmamızı emretti. Halbuki biz Arefe’ye geldiğimizde penislerimiz damlıyordu. Cabir dedi ki; o meyanda Peygamber kalktı ve buyurdu ki; “Kesinlikle bilirsiniz ki içinizde gerçekten Allah’tan en çok korkan, en doğru ve hayırlı olan benim. Şayet kurbanlığım olmasaydı ihramdan çıktığınız gibi ben de ihramdan çıkacaktım, ihramdan çıkınız. Şayet geçmiş geri gelseydi, kurban getirmezdim. [33]
Dördüncüsü; Sahihi Buhari’de demiş ki; Peygamber (s.a.a) Zilhicce’nin 4. sabahında hacca niyet ederek, telbiyyeye başladı ki, ona başka bir şey karıştırmıyordu. İlerlediğimizde bize emretti ve biz de onu umre olarak yaptık. Kadınlarımızla yatmak üzere ihramdan çıktık.
Dedikodu yayılmaya başladı… Bu durum Peygambere (s.a.a) ulaştı. Hitab etmek üzere kalktı ve buyurdu ki; “Bazılarının şöyle şöyle dedikleri haberi bana ulaştı. Vallahi ben sizin en hayırlınız ve Allah’tan en çok korkanınızım.” [34]
Sünen-i İbni Mace, Müsnedi Ahmed ve Mecma’üz Zevaid’teki Sahabi Serra b. Aziz’den şöyle rivayet edilmiş: Peygamber (s.a.a) ve biz sahabileri yola çıktık, hacc için ihram bağlamıştık. Mekke’ye geldiğimizde buyurdu ki; “Haccınızı umre olarak yapınız.” Halk dedi ki; “Ya Resulullah, biz hacc için ihrama girdik. Onu nasıl umre yapabiliriz?”
Buyurdu ki; “Size neyi emrediyorsam, ona bakın ve yapın. Tekrar itirazda bulunanlara kızdı ve dışarı çıktı. O kızgınlıkla Aişe anamızın yanına gitti. Aişe O’nun kızgınlığını yüzünde gördü ve dedi ki; “Seni kızdırana Allah kızsın. Dedik ki; “Kızmamak elimde değil, ben bir emir veriyorum, halbuki kendim o emre uyamıyorum.” [35]
Sahihi müslim ve diğerlerinde Aişe’den rivayet edildi; Zilhicce’den dört veya beş gün geçmişti. Resulullah (s.a.a) geldi çok kızgındı. Ali içeri girdi. Ben dedim ki; “Ya Resulullah seni kim kızdırmışsa Allah onu ateşe atsın.” Dedi ki; “Yoksa anlamadın mı? Halka bir şey emrettim, onlar hala tereddüt ediyorlar.” [36]
İbni Ömer rivayetinde anlattıklarının bahsi geçiyor demiş ve dediler ki Ya resulullah zekeri meni akıttığı halde Mina’ya gidecekmidir? Buyurdu ki; “Evet ve bu kurbanlıklar güzel koku yaymaya başladı.” [37]
“Bu kurbanlıklardan güzel kokular yayıldı. Yani tütsülerden misk kokusu yayıldı…” cümlede erkeklerin kadınlarla mübaşeretinden ve kadınların buna amade olmalarından sonra bir kinaye var.
Sahihi Müslim, Cabir’in rivayetinde şöyle demişti: Resulullah’la beraber hacca niyet ettik. Mekke’ye geldiğimizde hacc ihramından çıkıp, onu umre olarak eda etmemizi emretti. Bu bize ağır geldi, göğüslerimiz daraldı. Peygamber bunu tebliğ etmişti. Fakat bunun bir ilahi bir emirle mi, yoksa halktan gelen bir şeyle mi olduğunu bilmiyorduk.
Buyurdu ki; Ey halk, ihramdan çıkınız. Keşke kurbanlıklar beraberimde olmasalardı, ben de yaptığınızı yapardım. Cabir dedi ki biz ihramlarımızı çözdük, hatta eşlerimizle yattık. İhrama girmeyenin yaptığını yaptık. Ta Tevriye (Zilhicce’nin 8. ) günü gelinceye kadar. Sonra Mekke’yi arkamıza aldık ve hacc için tehlil ve telbiyede bulunduk. [38]
Diğer bir rivayette de Cabir dedi ki hangi hal ihramdan çıkış buyurduki hallin bütün. İhramdan tamamen çıkış. Cabir dedi; kadınlarla buluştuk ve güzel kokular sürdük. Tevriye (Zilhicce’nin 8. ) günü geldiğinde hacca niyet ettik. [39]
***
Böylece hacc aylarında hacc ile umrenin birleştirilmesini kabul ettiler. Bütün zorluklara rağmen ikisinin arasında ihramdan çıkmakla sevindiler. Çünkü o cahiliyye döneminin adetlerine muhaliftir. Ümm’ül Müminin Aişe’nin haccdan önce adet görüp umreden yasaklanması sebebiyle Peygamber (s.a.a) haccdan sonra umre yapmasını emretmiştir. Bu durum gelecek rivayetlerde izah edilecektir.
Peygamber (s.a.a) Aişe’ye, umreyi yapamadığı için haccdan sonra umre yapmasını emretti.
Sahihi Müslim’de Aişe’den rivayet edildi ki; “Biz Resulullah’la beraber çıktık. Haccdan başka bir şeye de niyet etmemiştik. Safa veya ona yakın bir yere geldiğimizde hayza düştüm. Peygamber (s.a.a) yanıma geldi ve ben ağlıyordum. Dedi ki; “Adet mi gördün?” “Evet” , dedim. Buyurdu ki; “Bu, Allah-u Teala’nın, Adem’in kızlarına gerekli kıldığı bir durumdur. Hacıların yapacaklarını sen de yap. Yalnız yıkanıncaya kadar Beyt’i tavaf etme.” [40]
Ondan önceki bir rivayette; haccı da eda ettiğimizde Resulullah (s.a.a) Beni, Abdurrahman b. Ebubekir ile Ten’im’e gönderdi. Orada umre yaptım. Buyurdu ki; “Burası yapacağın umrenin yeridir.” [41]
[42] Sahihi Müslim ve Sünen-i Ebi Davud’ta daha önce anlatılanlardan daha sağlam bir başka rivayette Aişe şöyle demiştir: Peygamber’le beraber Veda haccında umreye de niyet ettik. Sonra Pegygamber (s.a.a) buyurdu ki; “Beraberinde kurbanlık olanlar hacc ve umreye birlikte niyet etsinler. Sonra ikisini de eda edince ihramını açmakla ikisinden de çıkmış olur.
Mekke’ye geldim ve adet gördüm. Ben Beytullah’ı ve Safa ile Merve’yi tavaf etmedim. Bu durumu Peygamber’e şikayet ettim. Dedi ki Başını boz, saç bağlarını çöz, saçını tara. Hacca niyet et, umreyi bırak. Aişe dedi ki; Peygamber’in dediğini aynen yerine getirdim. Haccı eda ettikten sonra Peygamber (s.a.a) beni, (kardeşim) Abdurrahman b. Ebubekir’le Ten’im’e gönderdi.
Orada umreye niyet ettim. Buyurdu ki; “Bu senin umreye başlayacağın mekandır.” Aişe dedi; “Umreye niyet edenler beyti tavaf ettiler. Safa ve Merve arasında da tavaf ettiler. Sonra da ihramlarını açtılar. Daha sonra da hac için Mina” dan dönüşlerinde başka bir tavaf yaptılar.” [43]
Başka bir rivayette de Aişe dedi ki; “Beni, O’na ait bir devenin üstünde terkisine aldı. Başımdaki peçeyi kaldırıp, onu boynumdan açardım. İkide bir açılan ayağımı elimle kapatıyordum.” Dedi ki; “Uhud’u veya herhangi bir kimseyi görüyor musun?” Aişe dedi; “Ben umreye niyet ettim.” Sonra dönüp Resulullah’ın yanına kadar geldik. O Hasbe’de idi. [44]
Sahihi Buhari’de Aişe’den rivayet edildi: Dedim ki; “Ya Resulullah siz umre yaptınız, ben yapmadım.” Buyurdu ki; “Ya Abdurrahman, bacını Ten’im’e götür, umre yaptır” ve Abdurrahman Aişe’yi bir deveye bindirdi ve O da umre yaptı. [45]
Sünen-i Ebu Davud ve Beyhaki’de İbni Abbas’tan nakledilmiştir. Peygamber’in (s.a.a) Hasbe gecesinde Aişe’ye umre yaptırması, sadece şirk ehlinin adet ve törelerini kesmek içindir. Çünkü onlar diyorlardı ki “Sırtlar sağalınca, izler silinince, ve Safer ayı girince umre, yapanlar için helal olur…”
Beyhaki’nin ifadesi ise şöyledir: Peygamber’in (s.a.a) Aişe’ye Zilhicce’de umre yaptırması, sadece şirk ehlinin adetlerini ve arzularını kırmıştır. Şüphesiz ki Kureyş’ten olan bu kabile ve onların dininden olanlar diyorlardı ki; Sırtlar sağalınca, izler silinince ve Safer ayı dahil olunca umre, yapanlar için helal olur… Onlar Zilhicce ve Muharrem ayları geçinceye kadar umre yapmayı yasaklamışlardı.
Tahavi de şöyle demektedir: Vallahi Peygamber’in (s.a.a) Aişe’ye Zilhicce’de umre yaptırması, cahiliye adetlerine muhalefet başka bir şey değildir. [46]
Hacc aylarında umreden yararlanma durumu ile ilgili anlattıklarımızın tamamı, Peygamber’in (s.a.a) hayatının son yılında, yani Veda haccında vaki olmuştur. Görülüyor ki, hacca kadar umreden yararlanmaktan imtina edenler ve bu durum kendilerine ağır gelenler, Peygamber’in (s.a.a) ashabından Kureyşi olup, hicret edenlerdir.
İbni Abbas’tan rivayet edilen hadis buna delalet etmektedir. Şüphesiz ki Kureyş kabilesinden olan ve onların dine intisab eden kimseler Zilhicce ve Muharrem ayları geçinceye kadar umreyi haram sayar, yasaklarlar. [47]
Onlar, batıl zanlarına göre bununla arkasında haccın saygınlığını kastediyorlardı ve halkın Mekke’ye senede iki defa gelmesini sağlıyorlardı: Bir defa hacc için, bir defa da umre için. Mekke’de oturanlar içinde Kureyşliler çoğunluktadır. Bu durum Ömer’in umreden yararlanmayı nehyettiği zaman söylediği bir hadisten anlaşılır. [48]
Ebubekir Döneminde
Kureyş, cahiliye döneminde hacc aylarında hac ile umrenin birleştirilerek yapılmasını yasaklamıştı. Onu sapıklığın ileri derecesi olarak addetmişlerdi. İslam ve Resulullah’ın (s.a.a) sünneti onu yasalaştırdı, meşru kıldı.
Peygamber’den sonra hiçbir Kureyş idaresinin onunla amel ettiği görülmemiştir. Onlar haccı umreden ayırarak eda etmişlerdir. Haccı ilk defa ifrad olarak eda edenler arasında zikredilen kişi, Kureyşli Halife Ebubekir’dir. Beyhaki’nin Sünen’inde Abdurrahman b. Esved’den, o da babasından rivayet edildi. Ebu Bekir ile beraber hacc yaptım. Haccı yalanladı. Yine Halife Ömer ile hacc yaptım. O da yalanladı. [49]
Halife Ömer Döneminde
Haccı ifrad olarak ilk eda eden Peygamber’den sonraki Kureyşli Halife Ebubekir’dir. Yine Peygamber’den sonra müslümanlara muta umresini yapmaktan ilk engelleyen kişi de Kureyşli Halife Ömer’dir. Şu rivayetler buna delalet etmektedir:
Sahihi Müslim’de, Müsnedi Teyalisi’de, Sünen-i Beyhaki’de ve diğerlerinde Cabir’den rivayet edildi: Peygamber’in (s.a.a) maiyyetinde temettü yaptık.
Ancak Halife Ömer idareci olunca dedi ki; Allah-u Teala, Peygamberine istediğini istediği ile helal ediyor. Şüphesiz ki Kur’an kendi makamında nazil olmuştur. Allah’ın size emrettiği gibi haccı ve umreyi Allah için eda ediniz. Şu kadınların nikahını kesiniz. Kesinlikle belli bir zaman için bir kadını nikahlayan adamı recmedeceğim.
Sahihi Müslim’deki ifade de şöyledir: Haccınızı umrenizden ayırınız, zira o haccınız ve umreniz için en tamamlayıcı olandır. [50]
Sünen-i Beyhaki daha yeterli bir rivayet ile irad etmiştir: Cabir dedi ki; Peygamber’in döneminde muta yaptık. Halife Ebubekir’in maiyyetinde de muta yaptık. Ancak, Halife Ömer idareyi ele alınca, halka hitap ederek dedi ki; Allah’ın Peygamberi bu Peygamber’dir. Şüphesiz ki Kur’an bu Kur’andır. Her ikisi de Peygamber’in döneminde mutayı caiz görüyorlardı. Ve ben ikisini de yasaklıyorum. İkisinden ötürü de cezalandıracağım. Bunlardan biri geçici nikahtır. Bir kadınla belirli bir süre için nikah yapan erkek elime geçerse onu taşlayıp recmetmekten başka birşey yapmayacağım. Diğeri de hacc mutasıdır. Haccınızı umrenizden ayırınız. Zira o, haccınız için daha tamamlayıcıdır. Umreniz için de daha kamildir. [51]
Halife ilk hadiste işaret ediyor ki; Allah-u Teala hacca kadar umreden yararlanmayı Peygamber’ine (s.a.a) helal kılmış, çünkü o Resul için istediğini istediği ile helal eder. Hacc ve umreyi birleştirilmesi haccın tamamından değildir. Öyle ise haccınızı umrenizden ayırınız. O, haccınız ve umreniz için daha tamamlayıcıdır.
Halife Ömer’in ondan sonra hacc ile umrenin birleştirilerek yapıldığını yasakladığı hadiseyi şu gelecek hadis çok iyi belirleyecektir.
Esved b. Yezid’den rivayet edildi ki; Ben, Arafe akşamı Halife Ömer b. Hattab’la beraber vakfeye durmuştuk. O esnada bir adam taranmış haldeydi ve ondan güzel bir koku yayılıyordu. Halife Ömer ona sordu.” Sen ihramlı mısın?” Dedi ki “Evet” , Ömer dedi; “Senin görünüşün ihramlılara benzemiyor.
Çünkü, ihramlı olan saçları az dağınık tozlu-topraklı, koltukları ter kokandır. Dedi ki; Eşimle beraber muta umresi yaparak geldim. Sadece bugün ihram yaptım. Bu esnada Halife Ömer dedi; “Bu günlerde muta yapmayınız. Eğer muta için onlara izin verirsem. Erak’ta kadınlarla sevişirler, sonra da onlarla hacc yapmaya giderler…” [52]
Bu rivayetin zikrettikten sonra İbni Kayyım demiş ki; Anlaşılıyor ki bu, halife Ömer’in iyi gördüğü, kendi görüşüdür. İbni Hazm demiş ki; Nasıl olur bu, bravo yani. Muhakkak ki, Peygamber (s.a.a) zevceleriyle buluşur, sonra ihrama girerdi. Hiçbir ihtilaf yoktur ki ihramdan bir saniye önce bile olsa sevişmek mubahtır.
Ebu Musa el-Eşari, muta haccı konusunda Halife ile aralarında cari olanı anlatırken Müslim ve Buhari’nin sahihlerinde ve diğerlerinde kendi eserlerinde aktardıkları gibi demiş ki; “Peygamber (s.a.a) beni Yemen’e gönderdi. Hacc yaptığı sene ona muvafakat etmiştim. Peygamber bana dedi ki; “Ya Eba Musa, ihram yaptığın zaman ne dedin? Lebbeyke rabbim. Peygamber’in niyet yaptığı gibi niyet ediyorum.” O zaman, Peygamber (s.a.a) buyurdu ki “Sen kurbanlık getirdin mi?” “Hayır” , dedi. Peygamber (s.a.a) buyurdu: “Çık Beyti tavaf et, Safa ve Merve arasını da tavaf et, sonra ihramdan çık.”
Hadisin tamamı ondan önceki bir rivayettedir. Ben Beyti tavaf ettim, Safa ve Merve’yi de. Sonra kavmimden bir kadına geldim. Saçımı taradı ve başımı yıkadı.
Bir rivayette de, sonra hacca niyet ettim.
Müsnedi Ahmed’te ona Terviye günü ilave edilmiştir. Demiş ki; Ben, halka Ebu Bekir’in ve Ömer’in emrettiğinde onunla fetva verirdim. Bir gün Mevsim’de duruyordum. Bir adam geldi ve dedi ki Emir’ül Müminin nüsük konusunda neler çıkardığını bilmiyorsun.
Beyhaki’nin lafzında Ben Hacerülesvad ile Makam arasında iken Peygamber’in bana emrettiği ile halka fetva veriyordum. O meyanda bir adam geldi. Bana çıkışarak kızdı ve dedi ki; Fetvalarında acele etme. Çünkü Emir’ül Mü’minin menasikte yeni şeyler icad etmiş… [53]
***
Dedim ki; ey halk, biz kime bir şeyler anlatmışsak, hazır olsun. İşte Emir’ül Müminin size doğru geliyor. Ondan öğrenip, tamamlayınız. Dedi Emir’ül Mü’minin gelince, dedim ki: Ya Emir’el Müminin!. . Nedir bu nüsükle ilgili yeni icadların?…
Beyhaki’nin sözü isep “Nüsükte yeni bir şey icad edilmiş. Halife Ömer ona çok kızdı, sonra dedi ki: Eğer Allah’ın kitabı ile amel ediyorsak Allah’ın kitabı tamamını emreder. [54]
Bir rivayette de: Allah-u Teala buyurmuş ki, hacc ve umreyi Allah için tamamlayınız. (204/3) (3) Bakara-196.
Eğer bir Peygamber’imiz (s.a.a) sünnetine uyuyorsak Peygamber kurban kesilinceye kadar ihramdan çıkmamıştır. [55]
Halife Ömer diğer bir hadiste “hacc ve umre için daha kamil olanı beyan etmiştir.” Onu Malik Muvatta’sında Beyhaki Sünen-in’de Abdullah b. Ömer’den rivayet ettiklerine göre demiş ki; Ömer dedi ki; Haccınız ve umreniz arasını açınız. Çünkü bu haccınız için daha kamil ve umreniz için daha iyidir. Eğer hacc ayları dışında umreye niyet etmişse… ilah. [56]
Diğer bir rivayette ise Halife Ömer dedi ki, Hacc ve umrenizin arasını açınızı. Haccı hacc aylarında yapınız, umreyi de hacc ayları dışındaki aylarda yapınız. Haccınız ve umreniz için daha hayırlıdır. [57]
Bu Hadislerde Geçenlerin Özeti
Şüphesiz ki Halife Ömer hacc ile umrenin ayrı ayrı yapılmasında ikisi için de daha hayırlı ve kamil kılar. Şöyle ki; hacc aylarında haccı ifa edecek, umreyi de başka aylarda yapacak. Kendi görüşüne delil olarak Allah’ın kelamından “Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın” ayetini ve sünnetten de Peygamber’in (s.a.a) hacc’ül veda’daki pratiğini gösterir ki kurbanlar kesilinceye kadar ihramını açmamıştır.
Bir an için ayette geçen hacc ve umrenin tamamlanmasından maksat, onların menasıkını eda etmek ve sünnetlerini hudutları dahilinde tamamlamaktan alıkonulmuş ve korkarak umreyi edaya güç getiremeyenlere mukabil olarak kabul edilse de halbuki bu cümleden sorna umreyi temettü olarak meşruiyetini ayet kesinleştiriyor. O da Allah-u Teala’nın şu emridir:
“Kim hacc günlerine kadar umre ile yararlanmak isterse…” sözüdür. Peygamber (s.a.a) de bunu ameliyle kesinleştirmiştir. Ki, ihramdan çıkmamış, çünkü kurbanlık getirmiş ve demiştir ki: “Şayet geride kalan durumum gelecekte olsaydı ben kurbanlık getirmez ve onu umre olaak yapacaktım.” Yine buyurdu ki; “Umre ilelebet hacca dahil oldu. Haşa Ebu Hafs’tan ki bunların hepsini idrak etmesin.
Özellikle ondan rivayet ettikten sonra olduğu gibi… Demiş ki İbni Ömer’den işittim, diyordu ki: Vallahi ben sizi mutadan nehyedeceğim. Halbuki o Allah’ın kitabında var. Ve ben de onu Peygamber’le (s.a.a) beraber yaptım. [58]
O zaman kitap ve sünnetle istişhat etmesi gayri makbuldür. Gerçi yaptığı ile savunup yaptığı sözünden daha açıklayıcıdır. Ebu Naif Hülyet’ül Evliya’da, el-Munteka Kenz’ül Ummal’da (ifade baştakinin) rivayet ettikleri onun diğer bir hadisinde demiş ki: Gerçekten Halife Ömer b. Hattab, hacc aylarında mut’ayı yasakladı ve dedi ki; Onu Resulullah’la beraber yaptım ve ben onu yasaklayacağım. Bu böyle. Eğer sizden biriniz hangi çevreden saçları dağınık, yorgun, argın umre ve hacc aylarında koku sürer. Ve eğer beraberinde iseler hanımlarıyla beraber olur. Ta Terviye (Zilhicce’nin 8. ) günü olunca hacca niyet eder. Minaya çıkıp, hacc için telbiyede bulunacak. Ne saç dağınıklığı, ne yorgunluk ne de telbiye vardır. Yalnız bir günden ibarettir. Halbuki hacc umreden daha faziletlidir.
Eğer onlarla bunun arasını serbest bıraksak Erak’ta (ağaçlar) altında kadınlarla kucaklaşacaklar ve Ehli Byetni sağılır hayvanları ne de ekili ekinleri vardır. Onların gücü ancak aniden çıkıp onlara gelenlerin içindedir. [59]
Diğer bir rivayette Halife Ömer demiş ki: Kesinlikle bilirim ki Peygamber (s.a.a) ve arkadaşları onu yaptılar. Lakin Erakların arasında kadınlarla yatıp kalktıktan sonra haccta başları ter damlayıp ortalığı kokutmalarından ikrah ettim. [60] Bu hadiste Halife Ömer açıkça söylüyor, Onun hacc konusunda yaptığını savunmaya neden olan iki şeydir.
Birincisi; Haccın saygınlığıdır. Bu konuda ileri sürdüğü delil, Veda haccında hacc gününe kadar umreden istifade etmeyi bu konuda Peygamber’e (s.a.a) karşı çıkan sahabilerin ileri sürdürleri dedillerin aynısıdır. Biz buradan anlıyoruz ki: Her iki makamda da bu sözü söyleyenler aynı kişilerdir. Onlar Kureyş Muhacirlerinden o kimselerdir ki temettü olarak umre yapmada muhalefeti öngörmüşlerdir. Cahiliye döneminde hacc ve umre ile ilgili adetlerinden vazgeçmediklerindendir.
İkincisi; Onu bir tek seferde hacc ile umrenin birleştirmesini menetmesini ön görün ikinci savunması bilinen iki hadisten birisinde açıklanmıştır ki “Şüphesiz ki ehli Beytin ne sağılır havanları, ne de ekili ekinleri vardır, lakin onların gelirleri onlara aniden gelenlerin yanındadır.”
O zaman halife emrediyor ki: Hacc ie umre ayrı ayrı yapılsın ve umre hacc aylarının dışında yapılsın ki müslümanlar Mekke’ye iki defa gelsinler. Bir kez hacc için, ikinci kez de umre için. Zira müslümanların gelişinde Haramda oturan Kureyş’ten olan soydaşlarının beklentileri, yararları vardır…
Sünen-i Beyhaki’de belirtildiğine göre Ali b. Ebu Talib’e verdiği cevabında da bunu kast ediyor. Beyhaki dedi ki: Ali b. Ebi Talib Halife Ömer’e dedi ki: Sen mutayı mı yasaklıyorsun? Ömer dedi: Hayır. Fakat Beytullah’ın ziyaretçilerinin çoğalmasını istedim.
O zaman İmam Ali (a.s) dedi ki: “Haccı ifraden umresiz yapan iyi ve güzel yapmış olur. Ve her kim haccı temettü olarak yaparsa gerçekten o Allah’ın kitabına ve Peygamber’inin (s.a.a) sünnetine uygun olarak yapmış olur.” [61]
Konu ile ilgili kaynaklrın elimizde az olmasına rağmen Halife Ömer’in umreden istifade etmeyi yasakladığını belirten ve bize ulaşan haberlerin tamamı bundan önce anlatıldı. Az olmasına rağmen anlattıklarımız Halife Ömer’in bu hükmü hakkında ve onu tevil eden savunmasına bir nebze ışık tutmuştur. Bütün bu anlatılanların hepsinden anlıyoruz ki; Halife Ömer’in temettü haccının yasaklaması çok sert olmuş ve bunun için halkı bizzat dövmüştür. [62]
İbni Kesir demiş ki; Sahabeler ondan çok korkuyorlardı. Ona muhalefet etmeye cesaret edemiyorlardı. Onun döneminde, ona muhalefet edene veya dudağının keranına onun hilafına tepretene rastlamadık. Yalnız İmam Ali’nin ona söylediği “ve her kim haccı temettü olarak yaparsa gerçekten Allah’ın kitabına ve Peygamber’in (s.a.a) sünnetine uygun yapmış olur.” [63] Bundan böyle de “Hacc’ul ifrada” sünneti Ömeriye denmiştir. Kureyşi halifeler de bu sünneti benimsediler. Bundan sonra halife Osman ve diğerlerinin siretinde göreceğimiz gibi…
Halife Osman’in Dönemi
Osman, Halife Ömer’e uyarak hacc ve umreyi ayrı ayrı yapılmasını benimsedi. Bunda şaşılacak bir şey yok. Çünkü ikisi de Kureyş muhacirlerindendir. İkisi arasında ve bu hükme dönük ahtleri arasında hiçbir fark yoktur.
Yalnızca bu konuda İmam Ali’nin halife Osman’a aşikarca muhalefeti olmuştur. Beraberindekilere Osman’a muhalefetlerini dışa vurmalarını emretmiş ki, bu konuda ona muhalefetini açıklamayakimsenin cesaret edemediği bir dönemde… Hem de halife Ömer’in Peygamber döneminde iki muta vardı Ben ikisini de yasaklıyorum ve onu yapana da ceva vereceğim. Bunlar hacc mutası ve kadın mutasıdır. [64] Sözünden ve bu kalkı dövmesinden sonra…
Bundan sonraki açıklamalarında İmam Ali (a.s) halifeye karşı çıkış keyfiyetini açıklayan rivayetlere yer vereceğiz.
Müsnedi Ahmed’e; Abdullah b. Zübeyr’den demiş ki: Vallahi ben Cuhfe’de Osman b. Affan’ın yanında idim ve yanında bir grup Şam ehli vardı. Aralarında Habib b. Musimet el-Fahri de vardı. O zaman Osman’a: Hacc gününe kadar umreden yasaklanma durumu hatırlatıldı. Cevaben dedi ki: Hac ve umrenin en mütekabil olanı ikisinin de hac aylarında olmamasıdır. Eğer bu umreyi erteleseniz dahi bu beyti iki defa eziyaret ederseniz daha efdal olur.
Zira Allah-u Teala hayrı geniş kılmıştır. Ali de vadinin içinde devesine yem veriyordu. Halife Osman’ın söylediği O’na ulaşınca hemen döndü Osman’ın yanına kadar gelip durdu ve dedi ki: Resulullah (s.a.a)’in benimsediği sünnetine ve Allah’ın kitabında kullarına müsaade ile ruhsat verdiğine mi isnad ettin ki onlara zorluk çıkarıyorsun ve onu yasaklıyorsun. Halbuki bu ihtiyacı olanlar ve evden uzak kalanlar içindir. Sonra hacc ve umreye birlikte niyet etti. O zaman Halife Osman halka dönüp dedi ki: Onu yasaklamadım ve onu yasaklayamıyorum ki. Ancak bir görüş olarak işaette bulundum. Dileyen onu kabul eder dileyen reddeder. [65]
Malik’in Muvatta’sında: Cafer b. Muhammed’ten, o da babasından; Mekdad b. el-Esved Ali’nin yanına gitti. İmam Sukya’da (köy) devesine un ve yaprak bulamacı ile yediriyordu. Mikdad ona dedi ki: Bu Osman b. Affan hacc ile umrenin beraber yapılmasını yasaklıyor. Hemen Ali b. Ebi Talib ellerinde un ve hurma yapraklarının kirli izi olduğu halde Osman b. Affan’ın yanına kadar geldi ve dedi ki: Sen hacc ile umrenin birleştirilerek yapılmasını yasakladın mı? Osman dedi: O benim görüşümdür. Ali kızarak oradan çıktı ve diyordu ki: “Lebbeyk Allah’ümme lebbeyk. Hacc ve umreyi beraber yapacağım.” [66]
Nesai’nin Sünen-i’nde, Sahiheyn’in Müstedreki’nde, Müsnedi Ahmed’te -söz baştakinin- Said el-Musayyib’den rivayet edildi: Ali ve Osman hacc ettiler. Bizler daha yolun yarısında iken Osman muta haccını yasakladı.
O zaman Ali dedi ki: Onun gittiğini gördüğünüzde siz de gidin. Ali ve arkadaşları “Lebbeyke” deyip umreye başladılar. Osman da onları nehyetmedi. O meyanda Ali Osman’a sordu: Ben, umreyi yasaklıyorsun diye haber vermedim mi?Osman “Evet” diye cevap verdi. Ali sordu: Sen, Peygamberin (s.a.a) muta haccını yaptığını işitmedin mi?Dedi: Evet, işittim. (208/2) [67]
İmam Es-Sindi şerhinde demiş ki: Ali’nin “O’nun gittiğini gördüğünüzde siz de gidin” sözünün anlamı onunla beraber umre için Lebbeyke deyip gidiniz ki sünneti onun sözünün üstünde tuttuğunuzu, sünnete karşı ona itaat edilmez olduğunu bilsin, demektir. (208/3) [68]
Ahmed onu diğer bir lafızla ihraç etmiş. Özeti şudur: Osman hacca başlamıştı. Daha yolda iken Ali’ye haber verildi ki Osman arkadaşlarını muta umresinden ve hacc’tan nehyetti. Ali arkadaşlarına dedi ki: O yürüyünce siz de yürüyünüz. Ali arkadaşlarıyla birlikte umre için niyyet ettiler.
Osman onlarla konuşmuyordu. Ali dedi ki: “Sen umreyi yasaklıyor musun; Peygamber muta umresini yapmadı mı?” diye sormadım mı? Ravi der ki: Osman’ın ona ne cevap verdiğini bilmiyorum. (208/4) (4) Müsnedi Ahmed 1/60 Hd. 424 Bundan sonraki rivayetlerde Halife’den umre ile ilgili yumuşama ve müsamaha göreceğiz. Diğer bir rivayette de sertlik ve şiddet göreceğiz. Şu rivayetler gibi:
Sahihi Müslim’de, Müsnedi Ahmed’te, Sünen-i Beyhaki’de ve diğerlerinde -söz baştakinin-Şu’be’den, Katade’den ve Abdullah b. Şakik’ten rivayet edilir: Osman mutayı yasaklıyordu. Ali ise yapmasını emrediyordu. Osman Ali’ye bir söz söyledi. Ali de dedi ki: Kesinlikle bilirsin ki biz Peygamber’le (s.a.a) beraber umre yaptık. Osman dedi ki: Evet. Fakat biz korkuyorduk. Ahmed’in müsnedindeki bir rivayette de Osman, Ali’ye dedi ki: Sen şu, şu, şusun.
Diğer bir rivayette “Şu’be dedi: Katade’ye sordum; Korkuları neydi? Dedi ki; bilmiyorum.” (209/1) [69]
Bu hadiste Osman’ın, Ali’ye dediğini gizlemişler ve onu bir defasında “Sen şu, şu, şusun” sözleriyle geçiştirmişlerdir. Bir defasında “bir söz” ifadesiyle değiştirdiler. Fakat Osman’ın “evet, lakin biz korkuyorduk” dediği aktarılmıştır.
Katade onları korkutanın ne olduğunu bilmemiş. Ne ben, ne de münecimler, onları korkutan şeyin ne olduğunu bilirler. Halbuki Peygamber (s.a.a) Veda haccında muta umresini yapmalarını emretti ve onlar da eda ettiler. Peygamber’in hayatının son yılındaki bu umrenin edası, İslam’ın Arap yarımadasında yayılmasından; şirkin oradan ilelebet ayrılmasından sonra gerçekleşmiştir.
İbni Kesir demiş ki: Bu korkunun neye hamledildiğini bilmiyorum ve ne yönden olduğunu da…
Ondan önce demiş ki: Onun için İslam kuvvetlenmiştir. Beytülharam (Mekke) feth olunmuş, ondan önceki yıl hacc mevsiminin ayrı günlerinde Mina meydanlarında seslenilmiş ki: Bu yıldan sonra hiç bir müşrik hacc etmeyecek ve hiçbir uryan Beyt’i tavaf etmeyecektir. (209/2) (2) Tarihi İbni Kesir Sayfa 137.
Geçen hadiste Osman fetvasını sıhhatına delil olarak onlar umreyi temettüan eda etmişler ve korktuklarını gösteriyor. Gelecek hadislerde ise: Hiçbir şey delil gösterilmiyor ve daha çok azarlamada bulunuluyor.
Müslim ve Buhari’nin sahihlerinde, Nesai’de, Teyalisi’nin ve Ahmed’in Müsned’inde ve diğerlerinde -söz baştakinin- Said b. Museyyib’ten rivayet edildi: Ali ile Osman Asfan’da bir araya geldiler, Osman muta umresini yasaklıyordu. O zaman Ali dedi ki: Peygamber’in (s.a.a) yaptığı bir işten ne istiyorsun ki, yasaklıyorsun. Osman dedi ki: Bizden vazgeç. Ali dedi: Ben sizden vazgeçmem. Ali böyle görünce hacc ve umreye birden niyet edip başladı. (209/3) [70]
Sahihi Buhari, Sünen-i Nesai, Daremi, Beyhaki, Müsnedi Ahmet, Teyalisi ve diğerlerinde (söz baştakine ait) Mervan b. Hakem’den rivayet edilmiş; Osman ve Ali’yi bir arada buldum. Osman muta’yı yapılmasını, hacc ile umrenin birleştirilmesini yasaklıyordu. Ali durumu görünce ikisine de niyet edip başladı. Dedi ki: Ben, Peygamberin sünnetini bir kişinin sözüyle terk etmem. Emrin başım üstüne umre ve hacc beraber. Nesai’nin lafzı ise gerçekten muta’yı menetti. Umre ile haccı da birleştirilip beraber yapılmasını nehiy etti. O zaman Osman dedi ki ben yasakladığım halde sen onu nasıl yapıyorsun?Ali dedi ki “Peygamber’in (a.s) sünnetini halktan birisi için terkedecek değilim. Diğer bir rivayette de “senin sözün için” ifadesi kullanılmıştır. (210/1) [71]
***
Gelecek hadislerin zikrinden sonra İbni Kayyım demiş ki: Bu gösteriyor ki; Gerçekten kim umre ve haccı birleştiren sadece doğruyu yapmış olur. Gerçekten Peygamber’in yaptığı da budur. Halbuki Osman da Peygamber’in (s.a.a) bunu yaptığı konusunda ona muvafakat etmiştir. Zira Ali, Ona “Ne istiyorsun,
Peygamber’in (s.a.a) yaptığından nehyediyorsun?” deyince, Osman “Peygamber onu yapmadı” dememiştir. Şayet söylediklerini doğru bulmasaydı, inkar edecekti. Sonra Ali, Peygamber’e (s.a.a) uyup ona bu konuda tabi olmaya niyetlendi. Bu Peygamber’in (s.a.a) fiili sünnetinin de nesh olmadığının açıklamasıdır. Hac ve umre olmak üzere ikisine de birden niyet ederek Peygamber’e (s.a.a) iktida ettiğini göstermiştir. Osman’ın te’vil ederek yasakladığı bir sünnet için Kur’an’a mutabakatını ortaya koymuştur.” Hadis sona erdi. (210/2)
Geçen bütün rivayetlerden şunu anlıyoruz: Gerçekten İmam Ali, muta haccı hakkındaki niyetini dışa vurarak Halife’ye muhalefetini aşikar bir şekilde yürütmüştür. Halife de bu konuda bazen çok sert ve bazen de çok musamahalı davranmıştır.
Müsamahası, döneminin ilk başlarındadır; sertliği ise döneminin sonuna doğrudur. Rivayet edildi ki Halife gösterdiği sertlik gereği, onu yapanların saçını kesmiş ve dövmüştür. İbni Hazm rivayet ediyor ki: Osman işitti ki bir adam hacc ve umreye birden niyet etmiş.” Ali bunu uygun görmüş” diyormuş: Osman o adamı dövdü ve saçını kesti.
(211/1) [72] Halife o adamı, işkence olsun diye dövdü. Emsaline örnek olsun diye de saçlarını kesip, yaydı onu teşhir etti. Bütün bu sertliğe rağmen halkın karşı çıkışının başlangıcı bu döneme rastlar. İlk karşı çıkan ve muhalefetini açığa çıkaran da İmam Ali’dir. Kendi arkadaşlarına da bunu emretmiştir. Sonra muhalefet diğer halifelerin dönemine de yayıldı. Fakat İmam Ali’nin döneminde meydana gelenlerin izahı şöyledir:
İmam Ali’nin Dönemi:
Osman’ın döneminde gördük ki: İmam Ali şiddetli bir şekilde Peygamber’in (s.a.a) sünnetinin ikamesi konusunda Osman’a karşı çıkmıştır. (211/2) [73]
Keza o döneminde sünneti daha iyi ikame etsin. Çünkü bu esnada O’na karşı çıkan olmadı. Bu konuda müslüman topluluklarının rağbeti de ona muvafıktı. O dönemde muta haccı etrafında çıkan dedikoduları engelleyebilecek birisi de yoktu. Eğer bu konuda iddia sahibi biri varsa bize rivayet etsin. Hatta kitaplara geçirip tedvin ettirsin. Fakat ikinci kez dedikodular Muaviye’nin döneminde Halife Ömer’in sünnetini ihya etmek için çabaladığı bir zamanda yeniden çıkmaya başladı. Açıklaması yapılacaktır.
Muaviye’nin Dönemi:
Muaviye kendi döneminde bütün çabasını kullanarak Ebubekir, Ömer ve Osman’ın sünnetlerini ihya etmeye çalışmıştır. Özellikle Ehlibeyt’in aleyhinde olan ve Ekollerine muhalefet eden, hasseten İmam Ali’ye ters olan bir çizgideydi. . Onun genel siyaseti böyle idi. Özellikle bu hükme ait gelecek rivayetler onun ve avanesinin yaptıklarını açıklamaktadır. (211/3) [74]
Sünen-i Nesai’de İbni Abbas’tan rivayet edildi: Muaviye halkı muta’dan nehy ediyordu. Habuki Peygamber (s.a.a) muta yapmıştır. (Sünen-i Nesai, Muta bölümü. )
Sünen-i Daremi’de Muhammed b. Abdullah b. Nevfel’den edildi ki: Muaviye’nin hacc yılında Sa’d b. Melik’e şöyle sorduğunu işittik: Hacc gününe kadar umreden yararlanma hakkında ne diyorsun? Dedi ki, “İyi ve güzeldir” . Sonra dedi ki “Ömer onu yasaklamıştı ve sen ondan daha hayırlısın.” Muaviye dedi ki “Ömer benden daha hayırlıdır. Halbuki onu Peygamber (s.a.a) yapmıştı ki Peygamber (s.a.a) deÖmer’den daha hayırlıdır. (212/2) [75]
Bu rivayetlerin bazısında görülüyor ki bu çaba yalnız Muaviyenin dönemine özgü değildir. Fakat onun bazı yönetici ve polisleri de ona yardım etmişler. Gelecek rivayetin delalet ettiği gibi.
Muvatta-ı Malik, Sünen-i Nesai, Tirmizi, Beyhaki’de (ifade baştakinin) Muhammed b. Abdullah el-Haris’ten o da Sa’d b. Ebi Vakkas’tan ve ed-Dehhak b. Kays’tan işitmiş ki: Allah’ın emrini bilmeyenden başkası bunu yapmaz. Sa’d’a demiş ki ey kardeşimin oğlu senin dediğin çok kötü. . Ed-Dehak dedi ki “Kesinlikle Ömer bunu yasakladı.” Sa’d dedi “Halbuki Peygamber (a.s) onu yaptı, biz de onunla beraber yaptık.” (212/3) [76]
Dahhak b. Kays el Karşi el-Fehriy’dir. Onun için Sa’d ona; “Ey kardeşimin oğlu” demiş. Dahhak Peygamber’in (s.a.a) vefatından 7 yıl önce doğmuş? Muaviye’nin güvenlik gücünü yönetmiş. Muaviye’nin savaşlarda onunla büyük başarısı olmuştur… İmam Ali döneminde askerlerinin üstüne yürümüş. Irak toplumuna baskın yaparak talan etmiş ve rastladığı Bedevileri öldürmüştür. Hacılara baskın yaparak eşyalarını almış bazılarını da öldürmüştür. Muaviye’nin defin işini yönetmiş, öldüğünü Yezid’e o haber vermiş. Yezid’den sonra İbni Zübeyr’e biat etmiş ve Merecı Rahit’de Mervan ile savaşmış, kırkdördüncü senede orada öldürülmüştür. (212/4) [77]
İşte bu o Dahhak b. Kays’dir ki: Muaviye polislerinin amiridir. Bundan sonra onun, Muaviye’nin ipleriyle odun taşımasında, ona istediği her şeyde yardımcı olmasında hiç de şaşılacak bir durum yoktur.
Zikredilen rivayetlere bakılırsa Muaviye muta haccını yasaklamak için hadis uydurma isteğinde bulunmuştur. Beyhaki, Ebu Davud ve diğerleri sünenlerinde -ifade baştakinin- rivayet ettiklerine göre: “Muaviye bir grup sahabiye sordu: “Peygamber’in elbise altında giyilen zırhı veya aslan postuna bürünmeyi nehy ettiğini biliyor musunuz?” Dediler; “Vallahi evet…”
Muaviye dedi: “Ben de şehadet ederim. Biliyor musunuz, Peygamber (s.a.a) altın takmayı nehyetmiş, yalnız seçilmiş parçalar hariç…” Dediler: “Vallahi evet…”
Muaviye dedi: “Peygamber’in (s.a.a) hacc ile umrenin birlikte yapılmasını nehyettiğini biliyor musunuz?” Dediler ki: “Hayır.”
Muaviye dedi: “Vallahi o da onların arasındadır.” Hadisin iradından sonra İbni Kayyım demiş ki: “Biz şehadet ederiz ki bu, Muaviye’nin bir vehmidir. Yahut aleyhine uydurulmuş bir yalandır.” Çünkü Peygamber (s.a.a) hiçbir zaman bunları yasaklamadı. (213/1) [78]
İbni Kayyım’in Muaviye’ye olan hüsnü zannından böyle söylemiştir. Muaviye nadiren de olsa, Peygamber’den kendisiyle çelişen başka şeyler de rivayet etmiştir. Onun bu rivayeti Müslim ve Buhari’nin Sahih’lerinde ve Ahmed’in Müsnedinde -ifade baştakinin- İbni Abbas’tan rivayet edilmiş: Muaviye bana dedi ki: “Merve’de Peygamber’in (s.a.a) saçlarını makasla (veya yassı oklarla) kısaltığımı bilir misin?” Ben ona dedim: “Bilmiyorum. Yalnız bunu senin aleyhine hüccet (delil) olarak alıyorum.”
Munteka’nın lafzında ise: “Haccın ilk günlerinde yassı okla…” şeklindedir.
İbni Kayyım dedi ki: Bu, Muaviye aleyhine söylenen, halk tarafından hoş görülmemiş bir konudur. Halkın yanıltıldığı şeylerdendir. (213/2) [79]
İlk rivayette sahabeler, Peygamber’in (s.a.a) nehyettikleri arasında umre ile haccın bareber yapılmasının olmadığına hep beraber şahitlik ediyorlar. Muaviye de yemin ediyor ki bu da nehyettikleri arasındadır. Böylece Muaviye’nin görüşüne uygun olarak rivayet edilmiştir. Muaviyenin döneminde uydurulmuşlardır. Bu konunun sonunda onları da okuyacağız. Ama birinci rivayete ters düşen ikinci rivayette deMuaviye Peygamber’in (s.a.a) yakınlığı ve hizmetinde olmakla sevinmek, gururlanmak istemiştir. Halbuki bu rivayet onun ilk rivayetiyle ters düşmüştür. Şübhesiz ki Muaviye, Halife Ömer’in sünnetini ihya etmek yolunda Sa’d b. Ebi Vakkas’tan sert muhalefete uğramıştır. Müslim, Sahihinde şunları zikreder: Gunyem b. Kays’tan rivayet edildi: Sa’d b. Ebi Vakkas’tan mutayı sordum. Dedi ki: “Onu yaptık. Ama bugün bu adam Urş’u inkar etti. (214/1) [80]
Ravi dedi ki: Urş Yani Mekkenin evleridir. Diğer bir rivayette ise: Yani Muaviye’dir.
Müellif dedi ki: “Urş” kelimesini iki ütre ile kullanmışlar ki “urş” un çoğulu olsun. Ayn harfi ütreli ve Mekke’nin evleri anlamına gelsin. Belki Sa’d onu, aynı fetha ile (üstün), “ra” yı da sakin (cezimli) : Yani “ARŞ” olarak telaffuz etmiştir. Ki o gün, o arşın Rabbini inkar eden bir kafir olduğunu kastetmiştir.
Bu şekilde birçok yerde Sa’d, Muaviye’ye muhalefet etmiştir. Sair sahabeler, Sa’d b. Ebi Vakkas’ın, Irak fatihinin yerini tutamamışlardır. Kalan altı kişi ki Ömer b. Hattab onları hilafet için seçmiş ve tavsiye etmişti. O gün için muhalefetle hilafetin taraftarlığını açıkça savunabilsinler. Lakin onların içinde Hasin oğlu Umran adlı bir sahabi de vardı. O, hayatı boyunca nefesini tuttu, bildiklerini gizledi, sakladı. Ta ki kendini ölüm döşeğinde görünce görüşünü aşikar etti. Müslim ve diğerlerinin zikrettiği gibi, Mutarref’ten rivayet edildi: Umran b. Hasin vefat etmeden önce beni çağırttı ve dedi: Ben sana birkaç hadisi anlatacağım.
Umulur ki Allah-u Teala benden sonra seni onunla yararlandırır. Eğer yaşarsam da o hadisleri benden işittiğini sakla, gizli tut. Şayet ölürsem onları açıklayabilirsin. Çünkü o bana zarar vermez. Gerçekten Peygamber (s.a.a) hac ile umreyi birleştirdi. Ondan sonra da onun hakkında herhangi bir şey nazil olmadı ve Peygamber (s.a.a) de bizi ondan men etmedi. Ancak bir adam, görüşünü ileri sürerek bunu kural haline getirmiştir. Dilediği gibi hüküm sürmüştür.
(214/2) [81] Diğer bir rivayette: Hakikaten bu gün ben sana bir hadis anlatacağım ki bu günden sonra Allah Taala seni onunla yaralandıracak. Şübhesiz ki Peygamber (s.a.a), ehlinden bir taifeye Zilhicce’nin ilk onunda umre yaptırdı. Ondan sonra da bu hükmü kaldıran bir ayet nazil olmadı. Peygamber (s.a.a) de, vefat edinceye kadar onu yasaklamadı. Ondan sonra herkes görüşünü dilediği gibi açıkladı.
Başka bir rivayette de: Bir adam kendi reyi ile (görüşü ile) amel yaptı. Yani: Ömer. (214/3) [82]
Muaviye’nin döneminde durum böyle devam etti. Ta ki vefat edinceye kadar. Oğlu Yezid’e biat edildi. Hilafetinin ilk yılındaki tüm gayretleri Hüseyn ile savaşmaya, Ehlibeyt’inin kökünü kesmeye yönelikti. Sonra da Peygamber’in Medine’sinde (kentinde) bulunan sahabeler ve tabiinlerle savaşa döndü, hatta fethetti ve Medine’de yapabileceği ne kadar iğrenç şey varsa yaptı. Sonra Mekke’deki İbni Zübeyr’le savaşmaya döndü, sonra da geberdi. Abdullah b. Zübeyr’e biat edildi ve Abdullah b. Zübeyr de muta umresi konusunda halifelerin hükmünü ihya etmeye gayret etti. Açıklaması şöyledir:
Abdullah b. Zübeyr Dönemi:
Ebubekir veEbu Habib (Hubeyb) Abdullah b. Zübeyr el-Karşî el-Esedî’dir. Anası Esma binti Ebubekir, teyzesi Aişe’dir. Hicretten sonra Medine’de doğmuştur. Teyzesi ile beraber Cemal Vakasına katıldı. İmam Ali onunla ilgili olarak şöyle demişti: Zübeyr, oğlu Abdullah yetişinceye kadar biz Ehlibeyt’ten ayrılmadı.
Abdullah Mekke civarına yerleşti. Muaviye’nin ölümünden sonra Yezid’e biat etmekten imtina etti. İmam Hüseyin’in katlinen sonra halkı kendine biat etmeye çağırdı. Yezid bir ordu gönderdi: Medine ehlini Hurre günü düşürdüler. Sonra Mekke’de İbni Zübeyr’le savaşa tutuştular. Bu, Muharrem’den dört gün kala altmış dördüncü yılında olmuştur. Onu Harem’in içinde muhasaraya aldılar. Bu saldırılar sırasında Ka’be yıkıldı ve İsmail Peygamber için feda edilen koç’un boynuzları da yandı. Yezidin ölümünden sonra Hicaz, Yemen, Irak ve Horasan’da halife olarak kendisine biat edildi. Ve Abdülmelik b. Mervan halifeliği ele geçirince Haccac’ı onunla savaşmaya gönderdi. Haccac onu Cemaz’il aher ayının yarısında Hicri 73 yılında öldürdü. Esad’ül Gabe (3/161-163. )
***
İbni Zübeyr, Mekke’yi on yılı aşkın bir süre yönetti. O ve kardeşleri halkı muta umresini yapmaktan men etmeye çalıştılar. Onlarla İmam Ali ekolüne bağlı olanlar arasında tartışmalar ve münazaralar vaki oldu. Gelecek rivayetlerde beyan edileceği gibi:
Sahihi Müslim’de: İbni Abbas mutayı emrediyordu ve o da yasaklıyordu. … Hd. (215/1) [83]
Müslim’de ve Buhari’de Ebu Hamza el-Dubai’den rivayet edildi: Umre mutası yapmak istedim. Halktan bazıları beni engellediler. İbni Abbas’a geldim ve bu durumu ondan sordum. Bana onu yapmamı emretti. Dedi ki: Sonra eve geldim ve uyudum. Rüyamda biri bana geldi ve dedi: Umren makbul ve haccın geçerli oldu. İbni Abbas’a gittim ve gördüğümü aktardım. Dedi ki: Allahu Ekber. Ebu’l Kasım’ın (s.a.a) sünneti … (216/1) [84]
Müsnedi Ahmed ve diğerlerinde (ifade Ahmed’in) İbni Abbas’ın Mevlası Karib’ten şöyle rivayet edildi: Ona dedim ey Abbas’ın babası, şu sözünüze bakınız: “Beraberinde kurbanlık olmayın haccı, mutlaka ihramdan çıkmış ve beraberinde kurbanlık bulunup umreyi tavaf eden hacı da mutlaka hacc ile umreyi birleştirmiştir.” Halbuki böyle demiyorlar…
Dedi ki: Vay haline, Peygamber (s.a.a), beraberindeki sahabelerle birlikte sadece hacc niyetiyle çıktılar. Peygamber (s.a.a) emir verdi ki: Beraberinde kurbanlık olmayanlar Beyti tavaf etsin ve umre için ihramını açsın. O esnada onlardan bir ikşi “Ya Resulallah!. .” diyordu: “Biz sadece hacc için niyyet etmiştik.” Peygamber (s.a.a) buyurdu: “O, kesinlikle hacc değildir. O umredir.” (216/2) [85]
ABNA.İR
[1] – Şerh’ün Nehc’il Belaga 3, s. 363, Sekizinci Eleştirinin cevabında.
[2] – Tefsiri Suyuti; 2, s. 141, Kenz’ül Ummal Bs. 8, s. 293, Bkz. Tahavi’nin Müşkil’ül Asar adlı s. 375 ve Said b. Museyyib b. Kerşi, el-Mahzumi, Tabiinlerin büyüklerindendir. Sahihlerin sahipleri hadisini ihraç etmişler. Doksanıncı yıldan sonra vefat etmiş ve seksen yaşını aşmıştı. Tekrib’ut Tehzib 1, s. 306
[3] – Bideyet’ül Müctehid; 1, s. 346 Muta Konusu. Zad’ül Mead, 2, s. 205, Fasıl “kadın mutasının mübahlığı” “Ben onları işleyeni cezalandıracağım” sözü tahrif edilmiştir. Şerh’ün Nehc’il Belaga 3, s. 167, İbni Kudame el-Mugni 7, s. 527, İbni Hazm el-Muhalla’sı 6, s. 107, Tefsiri Kurtubi ve Tefsiri Razi 2, s. 167, 3, s. 201-202, Kenz’ül Ummal 8, s. 293-294, Cahiz’in el-Beyan ve’t Tebyin 2, s. 223 Bkz. Tahavi’nin Şerhi Mean’il Asarı, Menasik’ül Hacc s. 374, İbni Ömer’den ve Kenz’ül Ummal 8, s. 293-294.
[4] – Cessas’ın Ahkam’ül Kur’an 1, s. 207, İbni Hazm el-Muhalla 7, s. 107, İhtilafın kaynağının lafızda olduğu sanılıyor. Halife onu iki defa söylemiştir. Bir defasında vuracağım, bir defasında da cezalandıracağım, demiş.
[5] – Delil’ün Nasik Seyyid Muhsin el-Hakim s. 37, 45. Bs. Necef, Sene 1477 H.
[6] – Malik’in bazı arkadaşları buna muhalefet etmişlerdi. Bidayet’ül Müctehid’in naklettiğine göre, hacc’ül ifrad ise, hacc’üt temettü ve hacc’ül kıran niyetiyle olmayacak, fakat yalnız hacca başlamış olacak.
[7] – Beyhaki’nin Sünen-i 5, s. 5 İfradı seçen babı…
[8] – Kafiyeli anlatılmıştır.
[9] – Nevevi’nin Sahihi Müslim’e yaptığı şerhte ilgili hadisin şerhine bakınız. Bkz. Feth’ül Bari İbni Hacer’in şerhi.
[10] – Zad’ül Mead 1, s. 209, Peygamber’in hacc ve umresindeki kurban bölümü; Sahihi Buhari’de rivayetlerin tafsilatı 1, s. 212 bab, Peygamber (s. a.a) kaç defa umre yapmıştır. Sahihi Müslim’de bab Peygamber’in umreleri, zamanları kitab’ül hacc, Hd. 217-220. S. 916-917; Beyhaki, Sünen-i Kübra 4, s. 357, bab, Ci’rane’den umre için İhram giymenin mubah oluşu 5, s. 1012, İbni Kesir 5, s. 109.
[11] – Age. 191, s. 2, Zad’ül Mead 1, s. 211, Bkz. s. 223. Beyhaki 4, s. 3343, 345 Hacc aylarında umre babı.
[12] – Sahihi Buhari’de ayetin tefsiri 3, s. 71, ve Sünen-i Beyhaki 5, s. 19.
[13] – Sahihi Müslim Hd. 172 Mutanın cevazı babı. s. 900; Tefsiri Kurtubi 2, s. 338. Ayrıca bkz. İbni Kayyim, Zad’ül Mead, 1, s. 252, Tabakatı İbni Sa’d 2, s. 28 Avrupa baskı.
[14] – Sahihi Buhari 1, s. 186, İkinci Rivayet Peygamberin bahsettiği ve Kitabül İ’tisam’da Kitap ve Sünnetten delil getirerek ehli ilmin bu konudaki ittifaklarını teşviki babı 4, s. 177; Sünen-i Beyhaki 5, s. 13-14; Sünen-i Ebi Davud el-Menasık 2, s. 159; İbni Mace Hd. 2976 s. 991. Umre ve haccla temettü babı. Feth’ül Bari 4, s. 135 ve Tarihi İbni Kesir 5, s. 117-118-126.
[15] – Sünen-i Ebi Davud 1, s. 159, Kıran’da bir bab. Hd. 1801 Menasikten. İbni Teymiye, el-Muntaka, Hacc ile umrenin beraber yapılması feshi ile ilgili varid olanlar babı. Hd. 2427 Devamı s. 163.
[16] – Süraka b. Malik b. Ca’şem Ebu Süfyan el-Müdleci’dir. Eskiden Mekke’nin yakınında otururdu. Peygamber (s. a.a) Medine’ye hicret ettiğinde O’nu Kureyş’e geri getirmek için peşine düşen kişidir. Bu eylemi ile 100 deve ücret alacaktı. Ancak atının ayakları yere batınca geri döndü. Mekke Fethi senesinde Müslüman oldu. Hicri 24 yılında vefat etti. Müslim dışındakiler ondan 19 hadis rivayet etmişlerdir. Takrib’üt Tehzib 1, s. 284, Cevamı’us Sireh sh. 283; Sireti İbni Hişam 3, s. 103-250-309.
[17] – Sahihi Buhari 1, s. 189 bab “Hacc bilinen aylardır” ve Sahihi Müslim s. 875 Hd. 121-123 özetle; Sünen-i Beyhaki 4, s. 356 bab Elmüfred ev elkarn yuridu elmureh. Musannif İbni Şeybe 4, s. 102.
[18] – Sünen-i Beyhaki 5, s. 4.
[19] – Sünen-i Beyhaki 5, s. 6; Saçı yapıştırmak (telbid’üş şa’ri) ; yapıştırıcı bir şeyi saça sürüp, ihram esnasında dağılıp, dökülmesini önlemek içindir. Ancak ihramda uzun süre kalanlar yapıştırırlar.
[20] – el-Munteka Hd. 2393 Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inden nakledilmiştir.
[21] – Sahihi Müslim Hd. 211, s. 212 Cabir’den s. 914; Müsnedi Ahmed 3, s. 3 ve 5, s. 71-5-1348-266; el-Munteka Hd. 2418 İfade baştakinin.
[22] – Bu hadis ve onu takip eden üç hadis İbni Kayyım Zad’ül Mead’ta, ‘beraberinde kurban getirmeyenin faslı’nda zikretmiştir. Yine bkz. ‘Kurban getirmeyenin ihramdan çıkışı bölümü’ 1, s. 246-247 Bu konuları açıklayacağız. (A) Hadisi Sahih Müslim’de sh. 120 873-874 İbni Mace 2981.
[23] – Sahihi Buhari Kitab’ul Hacc, Temettü babı, Hacc’da kıran ve ifrad bölümü. 1. Hd. 1, s. 189; Sahih Müslim Hd. 128, s. 877. Sünen-i Ebi Davud 2, s. 154 İfrad’ül hacc babı. Hd. 1783 Onun lafzında; “ve hanımları…” yoktur.
[24] – Sahihi Müslim Hd. 177-179, s. 902. Sünen-i Ebi Davud 2, s. 161, Hd. 1806.
[25] – Sahihi Buhari 1, s. 191 Kitab’ul Hacc, bab 36.
[26] – Sahih Müslim, Peygamber’in Haccı babı. Hd. s. 147 886-888; Sünen-i Ebi Davud, el-Menasık 2, s. 182; Sünen İbni Mace el-Menasık s. 1022, Sünen-i Daremi, el-Menasık, Hacc yılı babı. 2, s. 44, Ahmed’in Müsnedi 2, s. 32, Sünen-i Beyhaki 5, s. 7, Peyamberin bir tek İhram yaptğı babı. Munhat’ul Ma’bud Hd. 991; Muhalla 7, s. 100 Hadiste “Li’ebedin, li’ebedin, s. ebede kadar, ebede kadar” geçer. Bazılarına göre “Li’ebedi ebedin , s. Zamanın sonuna kadar” şeklindedir.
[27] – Sahihi Buhari, Kitab’ut Temenniy, Peygamber’in, ‘Şayet geçmişim karşıma gelseydi’ sözü babı. 4, s. 166.
[28] – Sahih Müslim Hd. 201-203, Hacc aylarında umrenin cevazı babından s. 910-911, Sünen-i Ebi Davud 2, s. 156 Hd. 1991. İbni Abbas’tan Peygamber’in (s. a.a) şöyle buyurduğu rivayet edildi: “Kişi hacc için telbiyede bulunur, sonra da Mekke’ye gelip, Beyti, Safa ve Merve’yi tavaf ederse, ihramını açmış olur ve o umre olarak kalır…”
[29] – Sahihi Müslim Hd. 198 s. 909 Umrenin cevazı babı. Sahihi Buhari 1, s. 191; Zikrettiğimiz bu üç rivayet İbni Kayyım’ın Zad’ül Mead’ında 1246.
[30] – Sahihi Müslim s. 911, Hacc aylarıda Umrenin cevazı babı. 201-203, Sünen-i Ebi Davud 2, s. 156; Beyhaki 5, s. 18, Hd. 2423; el-Munteka ve İbni Ebi Şeybe’nin Musannef’inde 4, s. 202.
[31] – Sahihi Buhari, 1, s. 190, Haccda temettü, kıran ve ifrad babı. Sahihi Müslim s. 884-885, İhramın çeşitlerinin beyanında bir bab. Hd. 143, Zad’ül Mead 1, s. 248, Hacca niyet faslı.
[32] – Sahihi Buhari 1, s. 213, 4, s. 166 Kitab’üt Temenniy, “Şayet geçmişim karşıma gelseydi babı. Sünen-i Ebi Davud 2, s. 156. İfrad haccı Hd. 1789. Küçük bir ihtilafla Müsnedi Ahmed 3, s. 305; Sünen-i Beyhaki 5, s. 3, İfradı seçenler babı. 4, s. 338, Zad’ül Mead 1, s. 246. Kurbanlık getirmeyenin ihramı faslı.
[33] – Feth’ül Bari 17, s. 108, s. 109, Nehy’ün Nebiyyi Ala’t Tahrimi babı, İ’tisam Kitabından, kitap ve sünnete , Sahihi Müslim s. 883, İhramın çeşitleri babı. Hd. 141. Sünen-i Ebi Davud, İfrad haccı babı. İbni Mace, Umreyle temettü babı Zad’ül Mead 1, s. 247, İbni Mace, Umreyle temettü babı, Zad’ül Mead 1, s. 297, 5, s. 19, 3, s. 246; Müsnedi Ahmet 3, s. 356.
[34] – Buhari 2, s. 52, Kitab’üş Şerik Kurbanda ortaklık babı. Sünen-i İbni Mace 1, s. 992 Hd. 298.
[35] – Sünen-i İbni Mace, 993, Fazlülhacc babı. Müsnedi Ahmed 4, s. 286, Mecma’üz Zevaid 2, s. 233, Haccı fesh ve umreye geçiş babı. Hd. 2428; Mecma’üz Zevaid, bab Zad’ül Mead 1, s. 247 Hd. 1, s. 247.
[36] – Sahihi Müslim, S. 879, İhramın çeşitlerinin Beyanı babı. Halbuki hacc ifradan de caizdir. H. 130. Zad’ül Mead 1, s. 47, Sünen-i Beyhai 5, s. 19 bab Haccütemattü, Haccı ihtiyar edenler. Munhatül 1051.
[37] – Sahihi Müslim s. 884 bab ihram çeşitlerini beyanı, hadis 142, Ona yakın Zad’ül Mead’ın sözü 1, s. 248, Fasl Hacca niyeti Sünen-i Beyhaki 4, s. 356 , 5, s. 4 el-Münteka Hd. 2426 Mecma’üz Zevaid 3, s. 233.
[38] – Sahihi Müslim s. 882 Hd. 138; Münteka Hd. 2415, Haccın umrele dahil edilmesi babı.
[39] – Zad’ül Mead 1, s. 246.
[40] – Seref Mekke ile Medine arasındadır. Mekke’ye bir kaç mil uzaktadır. Sahihi Müslim, Hd. 119 İhramın çeşitlerinin beyanı babı. sh. 873; Sünen-i Ebi Davud 2, s. 154; Yine az bir ihtilafla İbni Mace, Hd. 2923.
[41] – Ten’im, Mekke’ye üç ve dört mil uzakta bir yerdir. Kabeye, ihramın açılması için en yakın çevredir. Ten’im ile adlandırılması Na’im dağının onun sağında olmasındandır. Keza sonunda Na’im dağı vardır ve onu çevrelemiştir.
[42] – Hadis ihramın çeşitleri beyanı babındadır. Sahihi Müslim s. 870, Hd. 111. Tarihi İbni Kesir’de konu ile ilgili hadisler irad edilmiştir. 5, s. 138-139.
[43] – Sünen-i Ebi Davud 2, s. 153, İfrad haccı babı. Hd. 1781, Munhat’ül Ma’bud Hd. 990, Sahihi Müslim, İhramın çeşitlerinin beyanı babı. Hd. 111 s. 870.


more post like this