Allah’a inanan bilginler maddenin sonradan meydana geldiğini, materyalistler ise maddenin ezeli olduğunu iddia etmektedirler. Allah’a inanan bilginler nezdinde maddenin sonradan yaratılmış olduğuna dair deliller nelerdir?

Cevap
Her şeyden önce şu gerçeği hatırlatmak gerekir ki Allah’ın varlığını isbat meselesi maddenin sonradan yaratılmış olduğunu isbat etmeye bağlı değildir. Başka bir açık ifadeyle şöyle söylemek mümkündür: maddenin ezeli olduğunu bilen bir kimse aynı zamanda Allah’a inanıyor da olabilir. Zira maddenin ezeli olduğunu kabul etsek dahi şuanda bu âlemde var olan maddi niteliklerin ezeli olduğunu hiç kimse iddia edemez.
Örneğin güneş sistemi içindeki varlıklar, yeryüzünde yaşayan canlılar ve ihtimalen diğer gezegenlerde var olan canlı türleri başlangıçta böyle olmamıştır. Bütün bu niteliklerin ve oluşumların kendine özgü bir tarihçesi vardır. Uzak veya yakın bir zamanda bu şekle bürünmüşlerdir. Öte yandan şuanda varlık âleminde hakim olan düzen kesinlikle bir tesadüfün eseri değildir. Zira bir çok delillerin de isbat ettiği üzere tesadüf hiç bir zaman bir düzen ve intizamın kaynağı olamaz.
Bu açıdan filozoflar arasında bazı kimseler maddenin ezeli olduğunu savundukları halde Allah’a inanan filozoflar arasında yer almışlardır. Ama şüphesiz bu âlemin sonradan yaratıldığına inanan kimseler Allah’ın varlığını isbat için daha fazla delillere sahip bulunmaktadır.
Bütün bu söylenen sözler ışığında şimdi de maddenin ezeli olup olmadığını incelemeye çalışalım ve bu iki görüşten hangisinin gerçeklerle uyuştuğunu tesbit edelim.
Felsefi ve ilmi deliller maddenin sonradan yaratılmış olduğunu isbat etmektedir.
1-Filozoflar maddenin sonradan yaratıldığına dair birtakım deliller ortaya koymuşlardır, bu delillerin tümü de hareket meselesinden kaynaklanmaktadır. Bunun açıklaması şudur: bildiğimiz gibi âlemdeki bütün maddeler hareket halindedir. Hareket ise bir şeyin iki zamanda iki halette veya iki noktada var olması demektir. Dolayısıyla hiç bir hareket öncelik ve geçmiş olmaksızın gerçekleşemez. Daha açık bir ifadeyle hareket sürekli bir sonradan oluşla birliktedir.
Ayrıca bilindiği gibi eğer bir şey hadis (sonradan oluşan) niteliklere sahipse bizzat kendisi de sonradan oluşmuş sayılır. Dolayısıyla sürekli hareket ve değişim halinde olan madde de sonradan oluşmuştur. Başka bir ifadeyle her madde sürekli olarak olaylara ve değişimlere maruz kalmaktadır. Maddenin değişim geçirmediği bir gün asla düşünülemez. Ezeli olan bir şeyin kaçınılmaz ve sürekli özellikleri hadis olabilir mi?
Bu filozoflar ve kelamcılar arasında iki kısa cümle şeklinde ifade edilen meşhur delilin ta kendisidir. Ve o delil şudur: Âlem değişkendir. Her değişen şey hadistir (sonrada oluşmuştur) o halde âlemde hadistir.
2-Bugün de bilim adamları ilmin yardımıyla maddenin sonradan vücuda geldiğini isbat etmişlerdir. Zira ilim bize şunu söylemektedir: Bu âlemdeki maddeler ve enerjiler hızla bir tükenmeye doğru ilerlemektedir. Daha açık bir ifadeyle âlem yaşlandıkça daha fazla atomlar parçalanmaktadır. Örneğin güneş gezegeni gece gündüz boyunca yaklaşık üç yüz milyon ton değerinde ağırlığını kaybetmektedir. Yani güneşi teşkil eden maddeler atomun parçalanması yoluyla ısı ve ışık enerjisine dönüşmektedir. Şüphesiz bu durum devam ettikçe dir süre sonra güneş tümüyle ortadan kalkacak ve bütün maddeleri enerjiye dönüşecektir.
Elbette maddenin enerjiye dönüşümü güneşe özgü bir gerçek değildir. Aksine âlemdeki bütün maddeler bu özelliğe sahiptir. Yani tedrici bir şekilde parçalanmakta, dağılmakta ve enerjiye dönüşmektedir. Bu da maddenin sonradan yaratılmış olduğunun en iyi delilidir. Oysa eğer güneş veya diğer gezegenler ezeli olmuş olsalardı yani sonsuz bir zaman tünelinden geçmiş olsalardı şimdiye kadar bütün varlıklarını kaybetmiş olmaları gerekirdi. Onların şuanda var olduğunu görmemiz de, onların bir tarihçeye sahip olduğunun ve uzak veya yakın bir zamanda sonradan vücuda geldiğinin apaçık bir delilidir. Bu sözler felsefi bir ifade kalıbında şöyle beyan edilebilir..
İlim bize şöyle demektedir: Âlemdeki bütün maddeler parçalanmakta ve dağılmaktadır o halde ezeli değildir.
Felsefe ise bize şöyle denmektedir: Ebedi olmayan bir şey asla ezeli de olamaz.
Öte yandan âlemdeki enerjiler de tükenmeye ve sönmeye yüz tutmaktadır. Yani tedrici bir şekilde etkin olmayan bir enerjiye dönüşmektedir. Çok kolay bir örnekle bu ilmi konuyu şöyle açıklamak mümkündür. Sıcak su ile dolu büyük bir kabı odanın orta yerine koyalım su kabı ile odanın havasının ısı derecesinin farklılığı bu su kabının etkin bir enerji kaynağı haline gelmesine sebep olmaktadır. Etrafındaki havayı ısıtmakta ve yukarıya doğru hareket etmesini sağlamaktadır ama ardından etraftaki soğuk hava yerine geçmekte ve etrafında ve üstünde hava akımı cereyan etmektedir. Söz konusu enerji kaynağı ısısını etrafa dağıtınca ve her iki ısı da aynı kıvama gelince bütün bu faaliyet ve hareketin yerini dinginlik ve hareketsizlik almaktadır. Böylece kısa bir süre sonra etrafta hiç bir hareket göze çarpmamaktadır. Artık ölü bir enerji haline dönüşmektedir. Güneş, semavi gezegenler ve diğer enerji kaynakları da aynı halete sahiptir. Bir süre sonra bu faaliyet ve hareketin yerini sessizlik ve dinginlik alacaktır.  Meğerki tabiatüstü bir etken yepyeni bir hareket vücuda getirsin ve yepyeni bir diriliş meydana getirsin.
Bu açıklamadan şu sonucu elde etmekteyiz şuandaki bütün enerjiler sonradan meydana gelmiştir ve belli bir tarihçeye sahiptir. Zira eğer ezeli olmuş olsalardı o tekdüzelik haletinin şimdiye kadar vücuda gelmiş olması gerekirdi. Sonuç şudur: Madde âleminin tümü ve hatta bütün enerjiler sonradan oluşmuştur ve de ezeli değildir.
Ayetullah Cafer Sübhani


more post like this