Müminlerin Emiri Ali (a. s) şöyle buyurmuştur: “ve şüphesiz ki biz sözün emirleriyiz. Sözün kökleri bizde saldı  ve dalları üzerimize sarktı.”
Sözümüzün konusu “Nehc’ul Belağa’da hitabenin ro-lüdür. Nehc’ül Belağa değerli alim Seyyid Razi’nin içinde müminlerin emiri Ali (a. s)’ın hutbelerini, mek-tuplarını ve kısa sözlerini topladığı ve bu isimle adlandır¬dığı bir kitaptır. Gerçekten de Müminlerin Emiri Ali (a. s)’ın bu seçilmiş sözleri, değerli ve yapıcı kelimeleri için  haklı olarak seçtiği çok güzel bir isimdir. Şüphesiz ki bu günün asıl sahibi olan Müminlerin Emiri Ali (a. s) Kur’an ve Peygamber (s. a. a)’in dengi, Müminlerin Ya’sub’u, ilmin ölçüsü, Cennet ve cehennemin paylaştırıcısı ve di¬nin kemale erme, nimetlerin tamamlanma ve Allah’ın İs¬lam’ı din olarak seçme vesilesi olan bir kimsedir.
Bu kelimelerin sahibinin kutlu doğum günü münase-betiyle burada hazır bulunan tüm herkese, özellikle de dış ülkelerden gelen misafirlere tebrik arz ederim.
Bu misafirler gerçekte cehalet, baskı ve sömürgeciliğin elinden kurtulan kendi ülkelerine gelmişlerdir. Bu ülkede sadece Kur’an’ın dedikleri denmekte ve sadece Kur’an’ın beyan ettikleri tekrarlanmaktadır. Bu özgürlük ve devrim güneşinin diğer İslam ülkelerine de yansımasını, Kur’an ve ümmetin Peygamberinin bayrağı altında tüm dünya¬daki insanların gönlüne oturmasını diliyorum.
Konuşmamın konusu hitabedir, hitabe; bir tür ko-nuşma ve beyan çeşididir. İnsanların dünyadaki diğer var¬lıklardan en önemli ayırımı beyan nimetidir. Beyan bir beyinden bir beyine düşüncelerin geçiş yoludur. Bazen bu beyan sıradan bir beyandır, tıpkı insanların ihtiyaçlarını, fikirlerini ve seçkin duygularını beyan ettikleri sıradan konuşmalar gibi. Burada önemli olan konu düşüncenin intikalidir. Ama bazen bunun yanı sıra bir takım duygular da muhatabına intikal etmektedir. Bu ikinci tür beyan hakların beyanı ve kanunların yazılımı makamında olan bir beyandır. Bu beyan türünde açıklamalar oldukça ince elenip sık dokunulmakta ve tüm sınıflandırmalara riayet edilmektedir. Bu makamda beyan, hakların darbe yeme¬yeceği; çatışma ve sürtüşmelerin gerçekleşmeyeceği bir tarzda ifade edilmektedir. Burada artık duygu, his ve he¬yecandan haber yoktur ama, hitabe gibi bir beyandır. Yani düşünce, fikir ve algıların intikaliyle muhatabın derk sahası, güçlü bir konuşmacının saldırı ve işgaline uğramakla birlikte duygu ve his iklimi üzerindeki haki¬miyetini de harekete geçirmektedir. Öyle ki muhatap cez¬beye kapılmakta, kendinden geçmektedir. Çok etkilendiği için iradesiz bir şekilde sözlerin anlamının ardı sıra hare¬ket etmektedir. Bazen de duyguları o kadar tahrik ol¬maktadır ki kendini tutamayarak feryat etmekte, gözyaşı dökmekte, kalbi çarpmakta ve kaybettiğini bulur gibi ol¬maktadır. Oysa bu söz sıradan bir  şekilde eda edilmiş ol¬saydı sadece fikir ve idrakler intikal etmiş olacaktı. Ama şimdi duygular konuşmacının hakimiyeti altına girmiş ve muhatap adeta kendinden gelmektedir. Öyle ki zamanın geçişini ve me-kanın durumunu unutmuş, belagatta güçlü bir konuma sahip olan hatibin sözünün sihrine kapılmış¬tır.
Müminlerin Emiri Hz.Ali (a. s)’ın Nehc’ul Belağa’sı da hitabe dalında işte böyledir. Siyaset, iktisat, İslami kültür, sosyal olaylar, mustaz’af insanların hakkını öde-mek, zalimlere darbe vurmak, uyuyanları uyandırmak, iradeleri harekete geçirmek, düşüncelere inanmak husu-sunda öylesine bir konuşmaktadır ki muhatabını tüm güçleriyle harekete geçirmektedir.
İşte hitabe böyle bir beyandır ve Nehc’ul Belağa’nın bu hususta çok büyük ve yaratıcı bayı vardır. Bu huzur verici şifa dağıtıcı ve oldukça berrak suya ve geniş kay-nağa ulaşan beyan önderleri ve söz büyükleri aciz olduk-larını itiraf etmişler ve şöyle demişlerdir: “Hz. Ali (a. s)’ın bu sözleri Allah’ın sözünden aşağı yaratılmışların kelamından yücedir. Ali  (a. s)’)ın sözleri gibi başka söz-ler bulunamaz.”
H. 3. asrın başlarında yaşayan Cahiz adında büyük bir şahsiyetin Abdusselam Harun’un tahkik ettiği “El-Beyan ve’t-Tebyin” adında bir kitabı vardır. Gençlik yıllarında bu kitabı inceleme imkanım oldu. Bu şahsın hatip bir in-san ve güçlü bir yazar olduğunu gördüm. Ama buna rağ-men kitabının birinci cildinde Müminlerin Emiri H.z Ali (a. s)’ın sözleri karşısında başını önüne eğmekte ve şöyle demektedir: “Allah’ın kısa sözlerine celalet elbisesini giydirdiği ve üzerine melekut nurunun perdesini attığı bu kimse kimdir? Öyle ki manası lafzından önce zihne yan-sımaktadır. “herkesin değeri güzel gördüğü şeyledir. Ben ömrüm boyunca yaptığım bunca araştırmalara rağmen henüz böylesine sözlere rastlamadım.”
Başka bir yerde Muaviye’ye isnat edilen söz hakkında feryat etmekte ve şöyle demektedir: “Muaviye nerede züht hakkında konuşmak nerede? Muaviye nerede, ibadet hususunda konuşmak nerede? Muaviye’nin ne zaman böyle bir anlayışı olmuştur? Bu söz Ali (a. s)’ın sözüdür. Bugünde güçlü, araştırmacı ve yazar olan Taha Hüseyin gibi yazarlar Cemel olayına ve Talha ve Zübeyir gibi bir grubun şahısları görüp manayı derk etmemesi, Peygam-berle bir müddet birlikte olması ve Ali (a. s)’ın karşısında yer alması olayını ele alınca sürçmüş ve şöyle demiştir: “Bize göre Ali’nin mi veya Peygamberle şöyle veya böyle bir konuma sahip olan ve bugün Ali (a. s)’ın karşı¬sında yer alan Talha ve Zübeyir’in mi doğru söylediğini anlamak çok zordur. Ama onlar İmam Ali (a. s)’ın şu sö-zünü de işitince şaşırıp kalmaktadırlar: “Sen hakkı tanı-mıyorsun ki ehlini tanıyasın ve batılı da tanımıyorsun ki ehlini tanıyasın.”  Yani; sen hak ve batılı ayırma ölçü-sünü kaybetmişsin. Hak ve batılı ölçüleriyle tanıman la-zım. Şahıslarla değil. Peygamber (s. a. a) ile bir kaç gün bulunmak hakkın ölçüsü olmaya kafi değildir.
Bu konuda Taha Hüseyin şöyle diyor: Allah’ın sözün-den sonra dünyada bu sözden daha güzel bir söz görme-dim ve tanımadım!
Naimi Bestani şöyle diyor: Ali (a. s) sadece savaş meydanlarının kahramanı; kalp sefası, ruh temizliği ve gerçek iman sahibi bir kimse değildir; o aynı zamanda mucizemsi bir beyan üslubuna da sahiptir.
Görüldüğü gibi bizzat söz üstatlarının da itiraf ettiği üzere Hz.Ali (a. s) harikulade ve mucizemi bir beyana sa¬hiptir. Sealebi’nin “Yetimet’ud-Dehr” adlı kitabında Kureyş’in en büyük şairlerinden saydığı Seyyid Razı bile İmam (a. s)’ın edebi ufukları karşısında huzu ve tevazu göstermektedir. Hz. Ali (a. s) bir yerde şöyle buyurmuş-tur: “Hak ve batıl…her ikisinin de ehli vardır. Batıl hük-mederse bu eskiden beri böyle olmuştur. Ama hak aza-lırsa çoğalması umulur. Yüz çeviren her şey sonunda yö-nelir.”
Seyyid Razi bu söz karşısında şöyle demektedir: “hiç bir dil bun beyan edemez ve hiç bir insan bu yüksek da¬ğın zirvesine tırmanamaz. Derinliğine kimse dalamaz.”
Hakeza Ali (a. s) bir yerde şöyle buyurmuştur: “İşin sonu önünüzdedir. (herkes sonunu görecek, cennet veya cehenneme girecek.) Sizi sevk eden/süren kıyamet (veya ölüm) de ardınızdadır. (O halde (yükü¬nüzü) hafifletin, katılın (sizden önce gidenlere erişin.) Çünkü son gideni-niz ilk gelecek kişiyi beklemektedir. (ki hep birlikte kı-yamet sahnesine çıksınlar.)
Seyyid Razi bu söz hakkında da şöyle diyor: “Bu söz de münezzeh olan Allah’ın ve Resulullah’ın sözünden sonra hangi sözle mukayese edilirse edilsin üstün gelecek ve öne geçecek bir sözdür.”
İmam’ın sözü ve belagatı karşısında böylesine huzu ve tevazu gösteren kimse Seyyid Razi gibi bir şahsiyettir. Razi’yi tanımak istiyorsanız Peygamber (s. a. a)’ın kısa sözleri hakkında “el-Mecazat’un Nebeviyye” adlı eserine bakmanız gerekir. Böylece onun kim olduğunu ve orada ne kadar büyük söz ve hitabe gücüne sahip olduğunu gö-rürsünüz. İşte bu Seyyid Razi Hz. Ali (a. s)’ın sözlerine gelince acziyetini ve kusurunu itiraf etmekte, tevazu göstermektedir. Hitabede söylediğim gibi insan büyülen-melidir. Bunu bizzat Peygamber buyurmuştur. Arapların önde gelenlerinden bir kaç kişi Peygamberin huzuruna vardır. Peygamber (s. a. a) onlardan biri olan Amr bin Ehtem’den, Zeberkan adlı başka birinin adını sordu.  Amr onun hakkında bir iki yüce kelime ifade etti. İtiraz edip, “Ya Resulullah benim hakkımda ihmalkarlık etti. Haslet¬lerim bundan daha fazladır.” diyince o şahıs bu defa onun aleyhine bir kaç cümle beyan etti. Bunun üzerine Pey¬gamber (s. a. a) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki beyan da bir tür büyüdür.”
Söylenildiği üzere Azududdevle Deylemi, veziri olan Ebu Tahir bin Bakiyye’yi dar ağacına asmalarını emretti¬ğinde Ebul Hasan Envari onu methederek şu şiiri okudu. “Ey Ebu Tahir sen hem hayatta ve hem de ölümde alnı dik, yüce bir insandın, o kadar yüceldin ki yanında duran halkın tümü sana ulaşmanın hediyesini beklemekteler. Sen adeta dar ağacı minberinin üstünde bulunan bir hatip¬sin ve hepsi senin namazını beklemektedir. Yer yüzü se¬nin yüce bedenine dar gelir. Feza seni içine almalıdır. Sana kefen bulmak olmaz, rüzgar zerrelerden senin için kefen örmelidir. Neden dar ağacına asılmayasın ki? Sen musibetleri, zorlukları, yetimlerin gözyaşını, dulların fer¬yadını ve borçluların borcunu ortadan kaldırmaktasın. Sen hayatın musibetlerini katlediyordun. Ama musibetler birleşerek üzerine saldırdılar.”
Ebul Hasan Envari bu sözleri deyince Ebu Tahir bin Bakiyye’nin katledilmesini emreden Azududdevle şöyle dedi: “Keşke ben dar ağacına gitseydim de bu şiir benim hakkımda söylenmiş olsaydı.”
Evet işte buna “beyan da bir tür sihirdir.” denir.
“darağacı”nı nitelendirerek şöyle demektedir: “Şim-diye kadar hiç bir ağacın bunca kerametlerle yaka paça olduğunu görmedim.”
Ama sen ey keramet kaynağı! Ey Müminlerin emiri sen sözlerinde bir çok büyüler yarattın.
Hakeza, 82. hutbenin sonunda da şöyle yazmaktadır:  “Hz. Ali (a. s) bu hutbeyi bitirince bedenler titredi göz-yaşları döküldü ve kalpler çarptı.”
Nehc’ul Belağa’nın sahası işte böyle bir sahadır.
Lütfen Hemmam diye bilinen 184.hutbeyi okuyunuz. Hemmam Ali (a. s)’ın yetiştirdiği insanlardan biridir. Hz. Ali (a. s)’Dan muttakilerin sıfatlarını beyan etmesini is-temektedir. Hz. Ali ona, “Allah şüphesiz sakınanlarla ve iyilik yapanlarla berâberdir.”  kısa cümlesiyle icabet etti. Ama Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı, faziletler kaynağı kur’an müfessiri, hakikatlerin hazinesi kabul eden Hem-mam ondan daha fazla açıklama istedi. Bu yüzden Hz. Ali takva sahiplerinin yüzden fazla sıfatını beyan etti. Hem-mam Hz. Ali’nin bu sözlerini duyunca cansız yere serildi ve öldü. Hz. Ali (a. s) bunun üzerine de şöyle dedi. “gerçek öğüt ehline işte böyle etki eder.”
İbn-i Ebil Hadid ise şöyle diyor: “bakınız fesahat nasıl da dizginlerini Hz. Ali’nin eline vermiş, kendini ona ıs-marlamıştır. Bakınız, belagat nasıl da kaynayan pınar gibi ellerinde akıp gitmektedir. Süphanellah bu nasıl bir in-sandır.”
Bu büyük beyan sahiplerinin çok önemli itiraflarıdır.
Bu makamda birazda bizzat Nehc’ul Belağa’nın feyiz dolu çeşmesinden içelim ve istifade edelim:
“Kavmin üçüncüsü başa geçince (çok yiyen develer gibi) iki yanını şişirdi; yediği ve çıkardığı yerin arasını.”
Arapça ibaresinde geçen “nesil” kelimesi hayvanın kirlettiği yer, “mu’telef” kelimesi ise yediği yer anlamın¬dadır. Bakınız ne kadar büyük bir belagat örneği sergile¬miştir. Burada “beyne nesilihi ve mu’telefihi” cümlesin¬den maksat şudur: onlar hayvan gibi faydalanır ve yerler.
Demek istemektedir ki bu ümmetin alimi olan ben ilahi değerlerin beyan edicisi olmalıyım.
“ve Allah zalimlerin çatlayasıya doyarken, mazlumla-rın açlıktan kırılmasına (mani olması) hususunda alimler¬den söz almasaydı hila¬fet devesinin yularını sırtına atar, terk ederdim.”
Sakın bir gün dahi olsa alim bir insan aç insanlardan gaflet etmemelidir. Alim insan işi gücü mal biriktirmek, şehvetlerini tatmin etmek, karnını tıka basa doldurmak ve refaha ulaşmak olan kimselerden de gafil olmamalıdır. Bu alimlerin Allah ile imzaladığı bir ahittir  ve bunu yapmadığı taktirde kendisini çetin günler beklemektedir.
Misafirimiz olan değerli ve aziz alimler! Nehc’ul Be-lağa’nın bu mesajını alıp götürün, tebliği edin ve deyin ki:  Günde on milyon varil petrol üretilirken neden henüz Medine ve Mekke’de elektriğin bulunmadığı karanlık evler vardır. Neden evlatlarına yüz binlerce riyal değe-rinde oyuncaklar alınırken bazı çocuklar aç ve yemeksiz yaşamaktadır. Alim insan alemin derdiyle dertlenen in-sandır. Namaz ve hutbesiyle yetinen bir alim daha çok kitap ve kağıt için işe yarar; toplum için değil. İşte bu Hz. Ali (a. s)’ın sözleridir. Hz. Ali (a. s) daha sonra Osman hakkında onun insanlara iyi davranmadığını beyan et-mektedir.
Biz, toplumdaki ayıpları dile getiren cesur ve tavizsiz alimlere muhtacız. İran neden bugün başı diktir. Zira put kıran İbrahim’in soyundan büyük bir alim Allah’tan başka hiç bir şeyden korkmayarak meydana çıktı. Bir za-manlar bazı dar düşünceli insanların ağzında gevelediği bir çok hususlar bugün pratik hayata geçirilmiş durumda¬dır. Örneğin; “Amerika hiç bir halt işleyemez.” sözü bu¬gün artık pratik hayatta da göze çarpmaktadır. İşte bu alim Nehc’ul Belağa’yı okuyan Ali’nin evladıdır.
Bir grup Cemel’de büyük bir velvele kopardılar, Hz. Ali’nin bu konudaki şu öldürücü beyanına bir bakınız: “Onlar fıskı ektiler, hile suyu ile suladılar ve sonunda ölüm biçtiler.”
Basra halkı hakkında da şöyle buyurmuştur: “Sizler bir kadının ordusu oldunuz ve bir hayvana uydunuz. Kaldırı-lınca  icabet ettiniz, öldürüldü kaçtınız, ahlakınız kırıcı, ahdiniz ayrılık, dininiz nifak ve suyunuz acı ve tatsız-dır.”
İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: Bu büyük insanın sözlerinin akışına bakınız: “Sizler bir devenin ordusu ol-dunuz, deve kaldırılınca geldiniz, boğazlanınca kaçtınız. Ahlakınız kötü, iradeniz nerede? Ahdiniz vefasızlıktır, dininiz nifaktır, suyunuz acı ve tatsızdır, ne dünyanız var ne de ahiretiniz. Sizlerin arasında bulunan kimse günahla¬rının rehinidir, aranızdan giden kimse ise kurtuluşa er¬miştir.”
Başka bir yerde ise Seyyid Razi’nin eşsiz saydığı bir şekilde Talha ve Zübeyir’e şöyle demektedir: “Beni Hi-caz’da tanıdınız Irak’ta inkar ettiniz, sana zahir olan o şeyden seni çeviren ne?”
Sözün güzellik ve zerafetine bakınız. “Sizleri tanı-maktan çeviren şey nedir? Para mı, ev mi, bin at mı?”
Yine de hitabenin heyecan verici güzelliklerinden bah¬sedelim. Hz.Ali (a. s) Muaviye’ye bir mektup yazarak şöyle dedi: “Orduma suyu kesme, onlar arasında yaşlı ve hasta olanlar var. Hepsinin suya ihtiyacı vardır.” Amr bin As Muaviye’ye şöyle dedi: “Ali bizlere suyu kesmeme-mizi söylüyor.” Muaviye şöyle dedi: “Bu bizim zafer bel¬gemizdir ve Ali şuanda güçsüz düşmüştür.” Amr bin As, “Ali hakkında böyle deme,” dedi. Muaviye suyu kesti. Bunun üzerine Ali (a. s) bir plâtform üzerine çıkarak şöyle dedi: “Sizden savaş yemeğini istiyorlar. Yemekle-rini hazırlayın veya zilleti kabul edin ve toplumda son sı¬ralarda yer alın, ya da dudaklarınızı Fırat suyu ile ıslat-madan önce oklarınızın ucunu bu soysuzların kanıyla su-varın, zira ölüm zillet dolu bir hayattan daha üstündür. İz¬zet bayrağını göklerde dalgalandıran toprağa düşmüş er¬lere selam olsun.”
Hz.Ali (a. s)’ın bu sözleri üzerine orada bulunanlar büyük bir heyecana kapıldılar, sonunda suyu ele geçirince de bazıları Muaviye’nin ordusuna suyun kesilmesini tek-lif etti. Hz. Ali şöyle buyurdu: “Hayır, onların susayanı, yaşlısı ve hastası var, suyu kesmeyin.”
Tarihte eninde sonunda bir gün Müslümanlar harekete geçecektir. Onlar Kur’an’a tabidirler. Aşağılanmayı asla kabul etmezler. Çok geçmeden satırları kandan, beyanı çocuk ve yetimlerin feryadından ve bayrağı al kanlara boyanan gömlekten ortaya çıkacak olan bir hutbeyle düşmanın kökü kazılacaktır. Eğer gerici devletlerin baş-ları, gaflet uykusundan uyanmazsa La ilahe illallah diye feryat eden bir milyarı aşkın gayretli Müslümanın ayak-ları altında çiğnenir, serinde boğulur. Onlar bugün veya yarın kendine gelecek uyanacaktır. Batıla, “Bir at koşumu olsun sizlere mühlet vermeyeceğim.” diyen İmam Hüse-yin (a. s) ve yetmiş iki ashabından ilham alarak gericileri de gaflet uykusundan uyandıracaktır. Hüseyin (a. s) in-sanların ruhuna asla sönmeyecek bir şekilde adeta barut dökmüştür. Ben bütün aziz misafirlerden, yüce düşünür-lerden, aziz halkımızdan, değerli öğrencilerden ve yazar-lardan Nehc’ul Belağa’ya daha fazla önem vermelerini rica ediyorum.  Nehc’ul Belağa Mısır müftüsü Muhammed Abduh’u öylesine bir sarstı ki bu kitabı oku-maktan büyülendi ve bu kitabın Mısır okullarında oku-tulmasını resmen istedi. Bu kitap insanlara siyaset ve azamet yolunu öğretmektedir. İnsanları doğru yola sevk etmektedir. Halkı yönetirken yöneticilerin halkın yü¬re-ğine yerleşmelerini sağlamaktadır. Malik Eşter, Muhammed bin Ebi Bekir ve Osman bin Huneyf ile ko-nuşmakta ve ihanet eden valilerine şöyle demektedir: “Sen bana göre ayak bağından daha aşağılıksın, zira iha-net ettin.”
Zikar bölgesinde ise İbn-i Abbas’a şöyle demektedir: “Benim gözümde sizlere yöneticilik etmek senin gözünde hiç bir değeri olmayan şu ayakkabıdan daha düşük-tür.meğer ki bir hakkı dirilteyim veya bir batılı ortadan yok edeyim.”
Halkı sınıflara ayırdığı bir konuşmasında da şöyle bu-yurmaktadır: “Bir grubu kapasitesiz kimselerdir, yöneti-ciliğe erince her türlü rezalet ve kötülükten çekinmezler. Bir grubu ise zahit görünümündedir ve bir makama eriş-mek için zühdünü bir tuzak gibi kullanmaktadır. Diğer bir grubu ise tüm himmetleri ve gayretleri ölünceye dek in-sanlara kılavuzluk etmeye çalışan çok değerli kimseler-dir.”
Dünyayı buğday kabuğundan daha aşağılık görünüz. Bunu evvela kendinizde uygulayınız. Daha sonra yöneti-ciliği kabul ediniz.
Hz. Ali başka bir yerde şöyle buyurmaktadır: “Ben de saf bal ve buğday ekmeği ile yaşayabilirim. Ama benim böyle yaşarken şehrin diğer köşesinde doymak nedir bil-meyen birinin var olması doğru değildir. Zor günlerde in¬sanların dertleriyle dertlenmek gerekir.”
İşte bu bizim efendimiz ve mevlamız Ali (a. s)’dır. Allah’ım biz onun tozu olamayız, ama en azından yolun-daki tozları yüzümüze kondur. Allahım nuraniyetinin be-reketiyle kalbimizi hulus, ihlas, halka hizmet, bir milyar Müslümana ve iki üç milyar dünya mustaz’aflarına hiz-met için hazırla.
Beni böylesine güzel dinlediğiniz için hepinize teşek-kür ederim ve size verdiğim zahmet sebebiyle de affınıza sığınırım.
Allah’ın selamı Muhammed’e ve temiz Ehl-i Beyt’ine olsun. Amin

Nehc’ul Belağa’yı Tanıtma
Dr. Seyyid Cevad Mustafavi

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.
Bendeniz Nehc’ul Belağa’nın çok çeşitli konularını 22 temel konuya ayırdım. Allah-u Teala’nın yardım ve ina-ye¬tiyle bu konulardan her biri hususunda bu sonsuz ilahi marifet okyanusundan kendi nakıs aklımla anladığım ka-darıyla bir veya bir kaç makale halinde yazı yazmak isti-yorum. Yaklaşık otuz makaleyi bulacaktır. Allah’ın yar-dımıyla asıl konuyu ele almadan önce bizzat kitabı kısaca bir tanıtmak istiyorum.
Nehc’ul Belağa Hz. Ali’nin kısa hilafeti döneminde irad ettiği 239 hutbeden 79 mektuptan ve 480 hikmet ve kısa sözden oluşan bir kitaptır. Seyyid Razi  diye meşhur olan ve büyük Şii alimlerinden biri sayılan Muhammed b. Hasan Musevi (359-406) ise bu değerli kitabı H. 400 yı-lında kaleme almıştır. Nehc’ül-Belağa yazarı Seyyid Razi, bu kitabı kaleme alma hedefi hususunda kitabın ön¬sözünde şöyle demektedir: “Ömrümün baharındayken ve ömür dalım henüz ta¬zeyken İmamların (a.s) özellikleri ve hususiyetleri hak¬kında bir kitap yazmaya başladım. Bu kitapta o zatların güzel ve değerli sözleri vardı. Elbette bu kitabın başında da belirttiğim gibi bu işe belli bir hedef ve niyetle giriş¬tim. Ama Hz. Ali’nin özgün hususiyetlerini yazdıktan sonra bu kitabı devam ettirmedim. Bu kitabı bölümlere ve kısımlara ayırdım. Son bölümünde uzun hutbeler ye¬rine, öğütlerini hikmetlerini, örneklemelerini ve kısa edebi sözlerini bir araya topladım.
Bazı dostlarım bu kitabı okuyunca çok beğenip öv¬dü-ler, fesahat ve belagatı ile eşsizlik ve özgünlüğüne hayran oldular. Bu yüzden benden Hz. Ali’nin çeşitli dallarda ve hususlardaki seçkin sözlerini bir araya ge¬tirmemi istedi-ler. Hz. Ali’nin öğüt, yazı, hutbe ve hik¬metli sözlerini toplamamı talep ettiler. Zira onlar Hz. Ali’nin bu sözleri¬nin fesahat ve belagatını, Arapça’nın incileri, dini- dün¬yevi sözlerin nuru olduğunu çok iyi biliyorlardı. Zira böylesi özellikler hiçbir beşeri söz ve kitapta bir araya gelmemiştir. Hz. Ali, fesahatin kapısı, belagatın kökü ko¬numundadır. Fesahat ve belagatın gizlilikleri onun sözle¬rinde tecelli etmiş ve onunla bir düzene girmiştir. Her ha¬tip onun örneklendirmelerini almış, her vaiz onun sözle¬rinden yardım görmüştür. Buna rağmen o herkesten iler¬dedir ve onlar Hz. Ali’den geri kalmışlardır. Zira onun sözlerinde ilahi ilmin izi ve Peygamberin kokusu vardır. Ben de bu isteklerine icabet ettim ve telif ettiğim bu eseri adını da Nehc’ul-Belağa koydum.”
Nehc’ül-Belağa kitabı 1000 yıl müddetince sürekli ilim, edep ve ilahi öğretiler semasında nurlu bir güneş gibi parlamış; ışık saçmış; İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Orduca ve Türkçe dillerine tercüme edilip basıl-mıştır. İslam bilginleri bu kitap için sayısız şerhler, talik¬ler, lügat açıklamaları lafız beyanları, seçmeler, özetler, Nehc’ül Belağa’da seyirler ve Nehc’ül Belağa’dan dersler adı altında sayısız kitaplar kaleme al-mışlardır.
“Hesais’il Eimme” kitabı, Merhum Muhaddis Nuri’nin dediği üzere bir nüshası Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde ve bir nüshası da Hindistan Rambor kütüphanesinde mevcuttur. Aynı zamanda H. 1369 yı-lında da Necef-i Eşref’te basılmıştır.
Yazılan her kitap hususunda yazıldığı ilk yıllarda hak¬kında doğru dürüst bir hüküm verilmemesi normaldir. Zira şahsi sevgi ve kinler, acil hükümler, zayıf ve güçlü noktaların gizli kalması ve benzeri sebepler gerçeklerin gizli kalmasına veya değişik gösterilmesine sebep olabi-lir. Ama bin yıldır bilginlerin fikirlerine ince görüşlü dü-şünürlerin bilgisine ve basiretli insanların görüşüne su-nulan bir kitapta bu tür ihtimaller düşünülümez. Hak-kında yapılan tüm hüküm ve eleştiriler beşerin bilgileri uyarınca hakikat ve gerçekleri yansıtmaktadır.

Bilginlerin İtirafları
Farklı İslam mezheplerinden bir çok edebiyatçı ve ilim erbabı kimseler Nehc’ul Belağa kitabını çok dakik bir şe¬kilde incelemiş hakkında değişik görüşler belirtmişlerdir. Araştırmalarının sonunda kısaca şu itiraflarda bulunmuş¬lardır:
1- İbn-i Ebil Hadid şöyle demektedir: Nehc’ul Bela-ğa’nın bir tek satırı İbn-i Nubate’nin bin satırına be¬deldir. Oysa İbn-i Nubate’de bilginlerin ortak görüşü esa¬sınca kendi asrının yegane hatibi ve usta konuşmayıcı¬sıydı.”
2- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “başka çaresi yok, açık bir şekilde itiraf etmeliyiz ki Nehc’ul Belağa muteber bir kaynaktan nakledilmiştir. Aksi taktirde ise şöyle dememiz gerekir: Şiiler yeryüzünde belagat ve fe-sahat şaheseri sözler söylemekte, insanların en üstünü-dürler.”
3- Alusi ise şöyle diyor: “Ali bin Ebi Talib’in hutbele¬rini içeren Nehc’ul Belağa ilahi kelam nurunun bir ışığı¬dır ve nebevi mantık fesahati ile parlayan bir güneştir.”
4- Üstad Halil Hindavi şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa gibi farklı bölümlere, bir tek üsluba ve bir tek yazara da-yanan bir başka kitap göremiyorum. Bu yüzden önemle vurguluyor ve tekrar ediyorum ki Nehc’ul Belağa bir tek şahıstan ortaya çıkmış ve ona bir tek nefes üflenmiştir.”
5- Mersefi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Kur’an’ın fesahat, mucize, hidayet, ilim, hikmet ve nuru için canlı bir örnektir. Bu kitap deha sahibi bilginlerin, seçkin filo-zofların ve büyük hikmet sahibi kimselerin kitapla¬rında görülmeyen nurlu öğütler, siyasi kanunlar ve yüce hik-metlerle doludur.”
6- Yazıcı ise şöyle diyor: “Eğer ilim, edep ve kompo-zisyon açısından rakiplerine üstün gelmek istiyorsan Kur’an ve Nehc’ul Belağa’yı ezberlemen gerekir.”
7- Alusi-i Bağdadi ise şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa Müminlerin emiri Hz.Ali (a. s)’ın hutbelerini içermekte olup, yaratıkların sözünün üstünde ve Allah’ın sözünün altında bir kitaptır. Mucize rütbesine çok yakındır. Haki-kat ve mecaz yollarını ortaya koyan bir eserdir.”
8- İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Fesahat ve belagat öğrenmek ve sözlerin üstünlüğünü bilmek isteyenler, Nehc’ul Belağa’daki hutbeler üzerinde düşünmelidir. Zira Allah ve Resulünün sözü dışında hangi sözle mukayese edilirse edilsin karanlık bir taş karşısında parlak bir yıldız gibi durmaktadır. Ayrıca bu kitaptaki aydınlığı nuraniyeti ve azameti görmeli; nasıl bir korku ve dehşet yarattığını algılamalıdır. Allah bu kitabın konuşmacısını (Hz. Ali’yi) en hayırlı mükafatlarla mükafatlandırsın. Hz. Ali bazen kılıcıyla İslam’ı savunmuş, bazen de dili beyanı, fikri ve kalbiyle İslam düşmanlarının karşısında durmuştur. Cihat hususunda o mücahitlerin efendisi, nasihatte vaz edenle¬rin en yetkini; fıkıh ve tefsirde fakih ve müfessirlerin re¬isi; adalet ve tevhitte adil ve muvahhidlerin önderidir.
“Allah’a hiç de zor değildir.
Bütün alemi bir insanda toplaması.”
9- İbn-i Ebil Hadid bir başka yerde ise şöyle demekte-dir: “Tevhid, adalet ve benzeri ilahi değerli konular bu ilahi şahsın sözleri olmaksızın asla anlaşılamaz. Zira; bü¬yük sahabilerin hiçbirinin sözünde bu tür konuşmalar mevcut değildir. Belki bu konuşmalar akıllarından dahi geçmiyordu. Zira akıllarından geçmiş olsaydı beyan ederlerdi. Evet bu Ali (a. s)’ın en büyük faziletlerinden biridir.”
10- Dr. Zeki Mübarek ise şöyle diyor: “Ben öyle ina-nıyorum ki Nehc’ul Belağa kitabını okumak insandaki cesaret ruhunu, mertliği ve nefis azametini güçlendir-mektedir. Zira Nehc’ul Belağa kitabı zorluklara aslanlar gibi göğüs geren güçlü bir ruhtan ortaya çıkmıştır.”
11- Muhammed Emin Nevavi ise şöyle diyor: “Ali (a. s) bütün Kur’an’ı ezberlemiş ve bütün sırlarından haber-dardı. Kur’an Ali’nin eti ve kanıyla karışmıştır. Bu ger-çeği sadece Nehc’ul Belağa’yı mütalaa edenler anlayabi-lir.”
12- Üstad Emin Nahle ise şöyle ediyor: “Her kim nefis hastalığının iyileşmesini istiyorsa Hz. Ali (a. s)’ın Nehc’ul Belağa’daki sözlerine yönelmeli ve o kitabın ışı¬ğında yü¬rümeyi öğrenmelidir.”
13- Muhammed Emin Nevavi İmam Yahya Ye-meni’den şöyle dediğini rivayet ettiğini nakletmektedir: “Her güçlü konuşmacı Ali (a. s)’ın sözlerinin manasından içmiş ve her belagat sahibi konuşmacı onun metoduyla konuşmaya çalışmıştır. Ali fesahat ve belagatın kaynağı; yüklü yağmurların bulutudur.”
14- Abbas Mahmud Ukad şöyle diyor: “Nehc’ul Belağa kitabında tevhit ayetlerinin ve ilahi hikmetlerin feyizleri vardır ve bu feyizler, ilahi öğretileri ve tevhidi ilkeleri öğrenmek isteyenlerin zihnini genişletmekte, ba-siret sahibi kılmaktadır.”
15- Muhammed Abduh ise şöyle diyor: “Nehc’ul Be-lağa’yı mütalaa edince fesahat devleti ve belagat aza¬meti gözümde tecessüm etti. Bu yüzden yakin ettim ki bu devletin yöneticisi bu azametin kahramanı ve muzaffer bayraktarı hiç şüphe yok Ali bin Ebi Talib’tir. Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali(a. s)’ın sözleri olduğuna şüphe eden-lerin boş hayalleri gözlerimde yok oldu; bozuk düşünce-leri ve batıl hayalleri silinip gitti.”
16-Corc Jardak ise şöyle diyor: “Ali bin Ebi Talib akıl açısından yegane bir insandı. Hz. Ali İslam’ın kutbu, İs-lami öğretilerin kaynağı ve Arap ilimlerinin çeşmesiydi. Araplar arasında varolan bütün ilimlerin temelini hiç şüphe yok Hz. Ali atmıştır ve ya en azından bu konuda büyük bir katkıya sahiptir.”
17-255 yılında vefat eden Cahiz ise Hz. Ali (a. s)’ın bir tek cümlesi hakkında şöyle demektedir: “Allah-u Teala bu kısa cümleye, sahibinin temiz niyeti ve takva¬sıyla uyum arz eden azametten bir elbise hikmet nurun¬dan bir perde giydirmiştir.”
Peygamber (s. a. a)’in ashabı arasında bir grup kimse ilahi ve manevi yüce makamların ve iyi bir adım sahibi olmuşlardır. Ama onlardan hiç birinden Nehc’ul Belağa gibi canlı ve olumlu bir eser bıraktığı görülmemiştir. Hatta nicelik açısından Nehc’ül Belağa’nın onda biri ni-telik açısından ise binde biri dahi başkalarından miras kalmamıştır. Bu yüzden gerçekçi olan bir araştırmacı başkaları hakkında nakl edilen o makam ve dereceler hu-susunda şüpheye düşer ve bu nakl edilenler hususunda bir takım bağnazlıkların, taraftarlığın, uydurma ve tahrifin rol oynadığını muhtemel görür. Ama Nehc’ül Belağa gibi aydın ve canlı bir eserin varlığı bir ışığın güneşin varlı-ğına delaleti gibidir. Zira ilim ve sanat uydurulacak bir şey değildir. Marifet ve ilimleri Ali b. Ebi Talib’in derece¬sine ulaşamayan bir insan Nehc’ül Belağa gibi bir kitab asla yazamaz. Nitekim hat sanatı bu makaledeki hat dere¬cesine ulaşamayan kimselerde bunun bir benzerini vü¬cuda getiremezler.
Dünyada bu üstünlük ve deha elde eden kimseler hiç şüphesiz insanların dar görüşlülüğü, haset, it¬ham ve kö-tülüklerinden emanda kalamaz
Deha sahibi insanların ve hatta ilahi peygamberlerin hiç birisi de bu kaideden müstesna değildir. Dolayısıyla Nehc’ül Belağa’yı telif eden ve beyan eden kimse de bu kınama ve eleştirilerden korunamamıştır. Ama yaptığım araştırmalarda da gördüğüm gibi hiç kimse Nehc’ül-Belağa’nın fesahat ve belagatı açısından da bir şek ve şüpheye asla düşmemiştir. Nitekim gördüğümüz gibi dünyada bir çok edebiyatçı ve belagat sahibi kimseler de Nehc’ül-Belağa’yı övmüş, yüce saymıştır. Kur’an ve Nebiyy-i Ekrem (s. a. a) sözünden sonra ve eşsiz benzer¬siz olduğunu kabul etmişlerdir. Arap edebiyat ve belagat¬çılarının Nehc’ül-Belağa kitabının belagatı hususunda hiçbir şüphe ve ithama düşmemelerinin nedeni, belki de onun bir benzerini getirmekten aciz ve güçsüz kalışları¬dır. İşte bu yüzden de Nehc’ül Belağa’nın üstünlüğünü ifade etmek zorunda kalmışlardır.
Daha önce de beyan ettiğimiz gibi bir şey hakkında bin yıl sonra verilen bir hüküm her türlü sapmadan ve kusur-dan uzaktır. Bu sözün daha iyi anlaşılması için değerli okuyucuların hatta Şii olmayan bir çok eleştirmen ve ede¬biyatçıların sözlerine dikkat etmelerini istiyorum.

Ali (a. s)’ın Sözünün Değerlendirilmesi
Bazı edebiyat ve belagat bilginleri Hz. Ali (a. s)’ın sözlerinin dünyadaki diğer edebiyatçıların sözleri ile mu¬kayese etmek, yorum ve tahlile tabi tutmak istemişlerdir ve bu yolda oldukça zarif ve derin araştırmalar yapmış¬lardır. Burada işte bunlardan bazısına yer vermek istiyo¬ruz:
1- İbn-i Ebil Hadid Mu’tezili Nehc’ül Belağa’nın hut-belerinden birini şerh edip açıkladıktan sonra “İmam Ali’nin sözü ile İbn-i Nubate’nin sözünün mukayesesi adı altında bir bölüm açmış ve şöyle demiştir:   “Burada bü¬yük hatip Abdurrahim b. Nubate’nin hutbelerinden bir bölümüne yer vereceğiz. Bu hutbeleri bazı açılardan diğer hutbelere daha incelikli ve üstündür. İnsanlar İbn-i Nubate’nin hutbelerinin aşığı olmuşlardır. Bütün uzman-ların ittifak ettiği üzere İbn-i Nubate’nin öğütleri son de-rece güzel ve çekicidir.”
Daha sonra İbn-i Nubate’nin şöyle başlayan öğüt dolu hutbelerinden birini nakl etmektedir: “Ey insanlar hazır-lıklı olun aranızda göç zili çalınmıştır. Önce çıkın şüphe¬siz ki teslim alınacağınız an yaklaşmıştır.”
Daha sonra bu hutbenin bazı kelimelerini inceleyerek şöyle demektedir: “Bir yerde “kahkari” kelimesi bir satı-rın yarısında tekrarlanmıştır ve bu edebi açıdan çok çir-kindir. İçindeki bu hutbelerden bazı kelimelerin duyul-ması kulağa asla hoş gelmemekte ve şehir görmemiş köylülerin sözlerini andırmaktadır.”
Diğer cümleleri hakkında ise şöyle diyor: “Bu cümle-lerin ne zarif bir anlamı vardır ve ne de lafız açısından tatlı ve akıcıdır.”
Evet eğer bu kelimelerden bir teki Nehc’ül-Belağa’da görülmüş olsaydı biz onu övmezdik ve dolayısıyla da bu kitap sıradan normal bir kitap sayılırdı.
2- Kalakşendi, Subh’ul A’şa adlı kitabında şöyle di-yor:  “Müminlerin Emiri Hz. Ali (a. s) şöyle buyurmuş-tur: “Her insanın değeri övdüğü şeyledir. Şairin biri de Hz. Ali’nin bu sözündeki anlamı aynısıyla şu şiirine yan-sıtmıştır:
“Ey beni kınayan bırak beni de değerim artsın
“insanların kıymeti övdüğü şeyledir.”
Sadece bu şiirin ikinci mısrası bir çok kusurlarıyla Ali (a. s)’ın sözünün anlamını içermektedir. Ama burada “kullu imrein” (herkes) lafzı yerine “kullunnas” (bütün insanlar) kelimesi kullanılmıştır ve iki “nun”, aralarında bir tek sakin harf yer alacak şekilde bir araya getirilmiştir. Cümlenin başındaki “fa” harfi ise çirkin ve faydasızdır. (dolayısıyla iki cümle aynı anlam içerdiği halde şairin sözü edebi açıdan bir çok eksiklikler içermektedir.)
3-Corc Cordak şöyle diyor:  “Ali bin Ebi Talib hürri-yet hakkında şöyle demiştir: “Asla başkasının kulu olma ve şüphesiz ki Allah seni hür yaratmıştır.” Ömer bin Hattab da bu anlamda şöyle demiştir: “İnsanları nasıl köle edersiniz. Oysa anneleri onları hür yaratmıştır.
Burada görüldüğü gibi Ali bin Ebi Talib’in sözü ile Ömer bin Hattab’ın sözü arasında temelde çok büyük farklılıklar vardır. Zira ilk olarak Ömer’in sözünde yer alan hürriyet kelimesi diğer çağdaşlarının kullandığı gibi kölelik kavramının karşıtı olarak kullanılmıştır, zira o zamanlar insanlar köle ve cariye olarak alınıp satılıyordu, ama Al bin Ebi Talib’in sözü geniş anlamda bir hürriyet ve özgürlüğü kapsamaktadır ve insan varlığının önemli bir boyutunu içermektedir. İkinci olarak Ömer sadece köle sahiplerine seslenmiş ve insanları neden köle ettikle¬rini sormaktadır. Oysa onlara nasihat etmenin hiç bir fay¬dası yoktur. Ali bin Ebi Talib ise burada bizzat kölelere seslenmekte, onlara özgürlük ruhunu hissettirmektedir. Onlara, kendilerine dayanmalarını ve yaratılış düzeninin aksine kendilerini köle edinenlere karşı kıyam etmele¬rini söylemektedir. Hz. Ali (a. s) bu kısa sözüyle kölelerin kalbine heyecan tohumu ve sömürgecilerin boyunduru¬ğundan kurtuluş ümidini ekmektedir. Üçüncü olarak ضmer insanların özgürlüğünü annelerinden doğuşuna bağlamıştır, oysa Ali bin Ebi Talib, özgürlüğün kökenin ilahi bir taktire, sünnete ve yaratılış alemine dayandır¬mıştır. Bu da şüphesiz ki anneden doğuştan kaynaklanan özgürlükten çok daha geniş ve köklü bir anlam ifade et¬mektedir.

Ali (a. s)’ın sözlerinin toplanması
Ali (a. s)’ın ashabı arasında büyük bir aşk ve tutkunlu¬ğun yanı sıra basiret ilim sahibi olan , aynı zamanda rical alimlerinin de ifade ettiği gibi, doğru sözlü doğru inançlı ve güvenilir olan bir grup vardı. İbn-i Abbas Kumeyl bin Ziyad, Haris A’ver, Reşit Hicri, Meysem-i Temmar, Hicr bin Adiyy, Esbağ bin Nubate, Sa’saa bin Suhan, Nuf’i Bekkali, Zirar bin Zamere, Zeyd bin Veheb gibi yüce makama ve büyük bir üne sahip kimselerdi bunlar. Ha¬yatlarının da tanıklık ettiği gibi aydın kalpli olan bu in¬sanlar bizzat kendi zamanlarında artık bundan böyle hila¬fet makamına Ali bin Ebi Talib gibi birinin  geçemeyece¬ğini anlamışlardı. Artık gökyüzü Ali gibi birinin sesini asla duymayacaktır. İşte bu yüzden sürekli Hz. Ali ile birlikte bulunuyor can-u gönülden sözlerini dinliyorlardı.
Sabırsız aşıklar Cuma, Bayram, Camiler, savaş mey-danları, genel toplantılar, ve özel oturumlarda Hz. Ali (a. s)’ın buyurduğu sözlerini Arapların yaygın adeti olduğu üzere hafızalarına kaydediyor, başkaları için naklediyor ve yavaş yavaş yazı, mecmua  ve kitap haline gelmesini sağlıyorlardı. Hatta Hz. Ali (a. s)’ın bulunduğu savaşlara katılmış olan ve herkesten daha çok Hz. Ali (a. s)’ı sözle¬rinin aşığı bulunan Zeyd bin Veheb Kitab’ul-Huteb adında ilk kitabı yazdı. H. 96 yılında vefat etti ve kitabı beşinci asra kadar da ulaşmıştır. Zira Şeyh Tusi kitabının fihristinde o kitaptan rivayette bulunmaktadır.
Ondan sonra yazılan, zahiren şuanda örneği bulunma-yan, sadece rical ve tercüme alimlerinin aslarını zikrettiği diğer kitaplar ise şunlardır:
1- Mus’ade bin Sadaka’nın yazmış olduğu “Huteb-i Emir’el Mü’minin” kitap ki İmam Sadık (a. s)’dan da bir takım hadisler rivayet etmiştir. Bu kitabın bir nüshası Seyyid bin Tavus’un eline ulaşmıştır ve Şeyh Hasan Hilli de Muntehab’ul Besair kitabında ondan bir takım na¬kil-lerde bulunmuştur. Bu kitap veya Mes’ade’nin diğer bir kitabı Seyyid Haşim Behrani’nin eline ulaşmıştır ve o da Burhan tefsirinde ondan bir takım hususlar nakletmiştir.
2- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise İsmail bin Mehran yazmıştır ve bu şahıs ta İmam Rıza (a. s)’ın as-habındandır.
3- Huteb-i Ali (a. s) adlı kitabı ise İbrahim bin Hakem Fezzari aslı şahıs yazmıştır ve de ikinci asrın yazarların-dan sayılmaktadır.
4- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise Seyyid Abdulazim Hasani adlı şahıs yazmıştır ve de İmam Ha¬san (a. s)’ın evlatlarındandır. Bu şahsın kabri Rey şeh¬rinde Ehl-i Beyt aşıkları tarafından ziyaret edilmektedir. Bu şa¬hıs sekizinci, dokuzuncu ve onuncu imamların za-manını da derk etmiştir.
5- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise on bir, on iki ve on üçüncü imamların zamanlarını derk eden  salih b. Hammad adlı şahıs yazmıştır.
6- Huteb-i Emir’el Müminin adlı kitabı ise üçüncü as-rın sonlarında yaşayan İbrahim bin Süleyman adlı kimse telif etmiştir.
7- Huteb-i Ali adlı kitabı ise H. 206 yılında vefat eden  Hişam b. Muhammed b. Saib-i Kelbi yazmıştır.
8- Huteb-i Ali ve Kutubuhu ila Ummalihi adlı kitabı ise H. 225 yılında vefat eden Ali b. Muhammed Medaini adlı kimse telif etmiştir.
9- el-Hutbet’uz Zehra adlı kitabı ise H. 157 yılında ve¬fat eden Ebi Mahnef, Lut b. Yahya adlı kimse yazmıştır.
10- Huteb-i Emir’el Mü’minin adlı kitabı ise H. 332 yılında vefat eden Ebu Ahmed Celludi adlı kimse yaz-mıştır. Bu kitap Hz. Ali’nin hutbelerini mektuplarını, şi-irleri, öğütlerini güzel sözlerini, dualarını ve şurada beyan ettiği sözlerini içermektedir.
11-14 Vakidi, İbrahim b. Hilal, Kadı Nu’man Mısri ve Nasr b. Müzahim adlı kimselerin kitabı ki açıklaması ri-cal kitaplarında yer almıştır.

Nehc’ül Belağa’nın Telifi
Seyyid Razi asil ve nefis kitaplara ulaşma açısından çok şanslı biriydi. Zira onun asrında ve yaşadığı yer Bağ¬dat’ta iki büyük ve zengin kütüphane mevcuttu ve bundan istifade etme imkanına sahipti. Bu iki kütüphane şunlardı:
1- Seyyid Razi’nin kendi kardeşinin kütüphanesi ki seksen binden fazla kitap bulunduruyordu. Bu veya başka sebeplerden dolayı Seyyid Murtaza’ya “Semanini” veya “Ebu’s-Semanin” diyorlardı.
2- Beyt’ul-Hikme adıyla bilinen kütüphane. Bu kütüp¬haneyi de Bahauddevle İbn-i Babeveyh Deylemi’nin ve¬ziri olan Şapur b. Erdeşir, H. 381 yılında Memun’ur-Reşid’in Beyt’ul-Hikme’sine benzer bir şe-kilde tesis et¬mişti. Şapur, bu kütüphaneyi Bağdat Kerh beldesinde, Beyn’us-Sureyn adlı mahallede tesis etmişti. Bu kütüpha¬nede on binden fazla İran ve Irak’tan getirilmiş asıl ki¬taplar ve Hindistan, Çin ve Rum’dan aslı üzerinden ya¬zılmış nüshalar mevcuttu. Bu kütüphane de Şiilere mah¬sus bir kütüphaneydi.
Yakut Hamevi şöyle diyor: “Bu kütüphaneden daha iyi bir kütüphane yeryüzünde yoktur.”
Bu kütüphane yaklaşık yetmiş yıl baki kalmıştır. Daha sonra H. 447 veya 450 yılında Tuğrul Bey’in Bağdat’a saldırısının ardından kötü ve dinsiz insanların eliyle yakı¬larak yıkılmıştır.”
Seyyid Razi bu iki kütüphanede mevcut olan kitap-larda gördüğü Hz. Ali (a. s)’ın hutbeler, mektuplar veya kısa sözlerinden fesahat ve belagat açısından beğendikle¬rini seçmiş ve bunun bütününü bir kitap haline getirip Nehc’ul Belağa olarak adlandırmıştır. Kitabı seçilmiş sözlerden oluştuğu ve daha çok edebi boyuta sahip ol¬duğu için de rivayetlerin senedini zikretmemiştir. Hatta bazen bir hutbenin bazı cümlelerini çeşitli yollardan bir araya getirmiş ve birbiri ardınca zikretmiştir. Öyle ki ba¬zen aralarında manevi bir bağ bile gözükmemektedir. 37, 38, 85, 106 ve 120. Hutbeler ile 10. Mektup gibi.
Ez-Zeria adlı kitabın sahibi şöyle diyor: “Seyyid Razi bir gün kütüphanesinin ateşe verileceğini ve binlerce yıl sonra insanların Ali (a. s)’ın sözlerini işitmeye muhtaç olacaklarını nereden bileceklerdi. Bu sözler şüphesiz İlam ümmetinin islahı ve hidayeti için beyan edilmiş sözlerdir. Seyyid Razi bilmediğinden dolayı elbette maruzdur. En azından bu Nehc’ul Belağa’yı bizlere hatıra bıraktığı için kendisine teşekkür borçluyuz.”
Ez-Zeria kitabının yazarı bazı bilgisiz bağnazların bu konuda şüphelerinin Şii bilginlerinin Nehc’ul Belağa’nın hatta Şıkşıkiye hutbesinin kaynaklarını baki kalan kitap-lardan da çıkarabileceğini bilemiyordu. Öyle ki Nehc’ul Belağa’nın dört katı içindeki sözlerinin kaynaklarını be-lirten kitaplar yazılmıştır.

Nehc’ul Belağa’daki mevcut Kaynaklar
Seyyid Razi on altı yerde Nehc’ul Belağa’nın kayna-ğını bizzat itiraf etmiştir. Bu yerler şunlardır:
1- 32. hutbeyi Cahiz’in el Beyan ve’t-Tebyin kitabın-dan nakletmiştir.
2- 89. hutbeyi Mes’ada bin Sadaka yoluyla İmam Sa-dık (a. s)’dan nakletmiştir. Nitekim İbn-i Ebil Hadid nüs¬ha¬sında da mevcuttur ve bu hutbe “Eşbah” olarak adlandı¬rılmıştır.
3- 180. hutbeyi Nevf-i Bekkali’den nakletmiştir.
4- 54. Mektubu Ebu Cafer İskafi’nin “Mekamat” kita-bından nakletmiştir.
5- 74. Mektubu Hişam Kelbi’nin “Hat” kitabından  nakletmiştir.
6- 75. Mektubu Vakidi’nin Cemel kitabından naklet-miştir.
7- 78. Mektubu Said bin Yahya el-Emevi’nin “Meğazi” kitabından nakletmiştir.
8- 88. mektubu İmam Muhammed Bakır’dan rivayet etmiştir.
9-  77. Hikmetli sözü “Zirar-i Zebbai’den nakletmiştir.
10- 104. Hikmetli sözü Nevf-i Bekkali’Den rivayet et¬miştir.
11- 147. Hikmetli sözü Kumeyl bin Ziyad-i Neh’i’den nakletmiştir.
12-  373. Hikmetli sözü Tarih-i Taberi’den nakletmiş-tir.
13-  375. Hikmetli sözü Ebi Cuheyfe’den nakletmiştir.
14- 434. Hikmetli sözü Saleb, İbn-i A’rabi’den nak-letmiştir.
15- 466. Hikmetli sözü Müberred’in “el-Muktezeb” kitabından nakletmiştir.
16- 4. Hikmetli sözü ise Ebu Ubeyd Kasım bin Se-lam’dan nakletmiştir.

Nehc’ul Belağa’nın Müstedrekleri
Daha öncede dediğimiz gibi Müminlerin Emiri Ali (a. s)’ın ashabı onun sözlerinin aşığıydı. Ali (a. s) da böyle-sine susuz insanlar görünce ilahi marifetleri gerçekleri ve dini ilkeleri onlara beyan etmeyi bir görev biliyordu. El-bette itiraf etmek gerekir ki Hz. Ali’nin buyurup da bize ulaşmayan sözleri mevcut sözlerden çok daha fazladır. Zira doğal olarak Hz. Ali(a. s)’ın tüm sözleri yazılmamış, yazılanların bir miktarı da tarihte yer alan bazı olaylar neticesinde ortadan kaybolmuştur. Ama ne mutlu, demek gerekir ki bugün elimizde var olanlar sadece Nehc’ul Belağa’ya özgü değildir. Bildiğimiz gibi Seyyid Razi, Hz.ali (a. s)’ın sadece edebiyat ve belagat özelliği taşıyan sözlerini ve mektuplarını kaydetmiştir. Bu yüzden İbn-i Ebil Hadid, Seyyid Habibullah Hui ve İbn-i Meysem gibi bazı Nehc’ul Belağa’yı şerh eden kimseler bazı hutbelerin şerhinde Seyyid Razi’nin önce veya sonrasından attığı bölümleri de asıl kaynağından nakletmişlerdir. Örneğin Hui yazdığı Şerhinde 29, 30, 37, 92 ve 180. Hutbeleri şerh ederken Seyyid Razi’nin attığı bölümlere de yer ver¬mişlerdir.
İbn-i Ebil Hadid de kendi nezdindeki mevcut kaynak-lara işaret etmiş ve Seyyid Razi’nin ilave ettiği ekleri zik-retmiştir.
Ali bin Hüseyin Mes’udi de şöyle diyor: “Ali (a. s)’ın farklı yerlerde irat ettiği hutbelerden 480 küsürü ezber-lenmiştir ve sözlü ve uygulamalı olarak insanlar arasında yaygın hale gelmiştir.”
Oysa Nehc’ul Belağa’daki mevcut hutbeler 239 tane-dir ki Mes’udi’nin dediğinin yarısından da azdır. Tu-haf’ul-Ukul adlı kitabının 163 sayfasını Hz. Ali (a. s)’ın hutbe, vasiyet ve öğütlerine ayıran Hasan bin Şube şöyle demektedir: “Eğer Hz. Ali (a. s)’ın sadece tevhit hakkın-daki söz ve hutbelerini hiç bir uydurma ve başka anlam vermeden bir araya getirecek olursak bu Tuhaf’ul –Ukul kadar kalın bir kitap olurdu.”
H. 588 yılında vefat eden İbn-i Şehraşub, Menakib-i Al-i Ebi Talib adlı kitabında Nehc’ul Belağa’da mevcut olan Şıkşıkiye, Tevhit, Kasıa, Eşbah, İstiska ve Garra aslı hutbelerinin yanı sıra bu kitapta olmayan başka hutbelerin adını da zikretmektedir. Örneğin; Lu’lu’, iftihar, Dürre-i Yetime, Ekalim, Vesile, Talutiyye, Kasbiyye, Süleymaniyye, Natıka, Dameğa, Fazıha hutbeleri gibi… Daha sonra Zeyd bin Veheb ve Süleyman bin Mehran’ın kitaplarını zikretmekte ve bu kitapların kendi zamanında da varolduğuna işaret etmektedir.
Bazı alimlerde Nehc’ul Belağa’nın müstedreki olarak başlı başına bir takım eserler yazmışlardır. Örneğin:
1- Şeyh Hadi, Kaşif’ul Gıta, 17 ila 188. Sayfalarda Nehc’ul Belağa’nın düzeninde olduğu gibi Hz. Ali’nin söz ve mektuplarını nakletmiştir.
2- Çağdaş bilgin Şeyh Muhammed Bakır Mahmudi, “Nehc’üs Saade fi Müstedrek-i Nehc’il Belağa” adlı bir kitap yazmıştır. Bu kitabın dört cildini bizzat ben gördüm üç cildini ise büyük hatip ve bilgin Seyyid Abduzzehra Hüseyni’ye bizzat kendisi göstermiştir. Bazı büyük bil-ginler de bu kitabın içeriğini Nehc’ül-Belağa’nın kay-nakları olarak tanıtmıştır. Öyle anlaşılıyor ki sanki “Me-sadir-u Nehc’il Belağa ve Esanidihi” kitabıyla karış-tırılmıştır.
3- Abdullah b. İsmail Halebi’nin yazmış olduğu Ki-tab’ut Tezyil
4- İbn-i Nake Ahmed b. Yahya’nın yazmış olduğu Mulhek-u Nehc’ül Belağa
5- Seyyid Ali Han Emir Ehvaz’ın babası olan Halef b. Seyyid Abdulmuttalip Meşaşi’nin yazmış olduğu en-Nehc’ut-Takvim kitabı
6- Seyyid Hasan Mir Cihani Tabatabai’nin yazmış ol-duğu Misbah’ul-Belağa kitabı
7- Abdulvahid Amedi’nin yazmış olduğu Gu-rer’ul-Hikem ve Durer’ul kilem kitabı… Bu kitapta Nehc’ül-Belağa’da çok azı yer alan Hz. Ali (a. s)’ın kısa sözleri yer almıştır. Bazılarının da farklı tabirleri ama tek an¬lamları vardır. “Edep güzelliği en üstün soyluluktur.”  Sö¬zünde olduğu gibi. Zira bu hadisin Arapça metninde “hüsn” kelimesi kullanmışken aynı anlamı ifade eden bir başka hadisde ise “ni’me” kelimesi kullanılmıştır ve her ikisi de “güzel” anlamındadır.  Hakeza “Edepten daha üs¬tün soy yoktur.” Hadisinde de aynı durum göze çarp-maktadır.  Zira bir başka yerde “Edep gibi soy yoktur.”  Veya “soyların en üstünü güzel edeptir.”  buyurulmuştur ve her üç hadis de aslında bir tek mana ifade etmektedir.
8- İbn-i Ebi’l-Hadid, kendi Nehc’ül Belağa şerhinin sonların Seyyid Razi’nin naklettiği kısa sözlere 998 tane daha ekleyerek bunu “el-Hikem’ul Menşure” diye adlan-dırmıştır.
9- Kadı Kudai’nin telif ettiği “Destur-u Mea-lim’il-Hikem” kitabı.
10- Ebil Abbas Simeri’nin telif ettiği “Kelam-u Ali ve Hutebuhu”kitabı
11- Şeyh Ali Vasiti’nin H. 457 yılında yazdığı “Uyun’ul Hikem ve’l Mevaiz” kitabı.
12- Mahmud b. Ebi Bekr Hafız Medini’nin telif ettiği Huteb-u Ali b. Ebi Talib
13- Fazl b. Hasan Tebersi’nin telif ettiği Nesr’ul-Leali
14- Fazl b. Ravendi’nin telif ettiği Nesr’ul-Leali
15- H. 553 yılunda vefat eden Reşid Vetvat’ın telif et-tiği “Metlub-u kolli Talib”kitabı
16- H. 841 yılında vefat eden İbn-i Faht Hilli’nin telif ettiği “İstihrac’ul-Vekayi’il Mustekbele” kitabı.
17- Mir Kasım Karabaği’nin hattıyla yazılmış olan “Monteheb-u Vesaya-i Emir’ul Muminin” kitabı.
18- Hacı Sultan İsfahani’nin hattıyla yazılmış olan “Vasaya-i Emir’ul Mu’minin  kitabı.
19- Kutb’ul-Ektab, Hüseyni Zehebi Şirazi’nin telif et-tiği “el-Lealil Menşure” kitabı.
20- Şeyh Abdullah Behrani Semahici’nin telif ettiği es-Sahifet’ul-Aleviye kitabı.
21- H. 1320 yılında vefat eden Hacı Mirza Hüseyin Nuri’nin es-Sahifet’ul-Aleviyyet’ul-Saniye kitabı
22- Hıristiyan bilginlerinden birinin yazmış olduğu Hikem-i Ali b. Ebi Talib, kitabı
23- Şeyh Muhammed Harz’ın, Şeyh Tayyib Ali hindi için dikte ettirdiği “Huteb-i Emir’ul-Muminin, fil Mela-him mea şerhiha” kitabı
24- Şeyh Servet Şerkavi Mısri’nin yazmış olduğu “Huden ve Nur” kitabı.
Şüphesiz bu yazarlar birbirinden haberdar olmadıkları için de kitaplarında bir çok ortak yönler göze çarpmakta-dır ve dolayısıyla hepsini Nehc’ül-Belağa’nın müstedreki hakkında kaleme alınmış bağımsız birer eser kabul etmek mümkün değildir.

Seyyid Razi’nin telifleri Nehc’ul Belağa’nın senet-lerinin sağlamlığını ortaya koymaktadır
Rical ve biyografi alimleri Seyyid Razi’nin telif ettiği kitaplar hakkında bir çok söz söylemişlerdir. Diğer ya-zarların eseleri gibi Seyyid Razi’nin  eserleri hakkında da yeterli bir araştırma yapılamamıştır. Bizde burada itibar ve güven açısından birinci derecede öneme sahip olan Neccaşi’nin sözünü nakletmek istiyoruz.
Neccaşi kendi fihristinde Seyyid Razi’nin kaleme al-dığı  on iki kitabı nakletmiştir ve onlar şunlardır:
1- Mecaz’ul-Kur’an; 2- ez-Ziyadat fi Şi’r-i Ebi Te-mam; 3- Ta’lik-i Hilaf’il Fukeha; 4- Ta’likat Ala izah-i Ebi Ali el-Farisi; 5- el-Ceyd min şi’r-i İbn-il Haccac; 6- Muhtar-u Şi’r-i Ebi İshak es-Sa’bi; 7- Madare Beynehu ve beyne Ebi İshak; 8- Ziyadat fi Şi’r-i Ebi’l Haccac; 9- Nehc’ul Belağa; 10- Hesais’ul Eimme; 11- Hakaik’ul Tenzil (Te’vil); 12- Mecazat’un Nebeviyye (Mecazat’ul Asar’in Nebiyye)
Merhum Allame Emini bu listeye beş kitabını daha eklemektedir.  Ama sözünü ettiğimiz konu için kaynak olan şey Hakaik’ut-Tenzil ve Mecazat’un Nebeviyye adlı iki kitaptır. Zira Nehc’ul Belağa’nın senetleri hususunda bir şüphe içine düşülmüş ise de bu iki kitap hakkında hiç şüphe etmemiştir. Bu iki kitabı Seyyid Razi’nin yazdığı hususunda hiç kimse şekke düşmemiştir. Ehl-i Sünnet alimlerinden olan İsmail Paşa bu iki kitabın adını zikret-mekte  ve Bağdadi ise Hakaik’ut Tenzil kitabı hususunda şöyle demektedir: “Seyyid Razi Kur’an’ın manaları husu¬sunda bir benzerini kaleme almanın mümkün olmadığı bir kitap yazmıştır ve öte yandan Seyyid Razi bu her iki kita¬bında da Nehc’ul Belağa adlı kitabından söz etmektedir. Şöyle ki:
1- Seyyid Razi Kitab’ul Mecazat’un Nebeviyye adlı kitabında beş yerde Nehc’ul Belağa’ya işaret etmektedir:
a)    “Benim nezdimde insanlardan en çok gıpta edil-mesi gereken kimse yükü hafif olan mümin¬dir.” hadisi hakkında şöyle diyor: Bu sözün beyanı ise müminlerin emiri Ali (a. s)’ın şu sözlerinde yer almıştır: “Yükünüzü hafif tutun  ve katılın…” ki biz bunu Nehc’ul Belağa adlı kitabımızda zikrettik.
b)    Seyyid Razi “Bana en çabuk ulaşacaklarınız eli uzun (cömert) olanlarınızdır.” Hadisindeki bu cümleyi Nehc’ul Belağa’dan naklettiği Hz. Ali (a. s)’ın şu sözüne benzetmektedir: “Kısa elle ihsan edilene uzun elle ihsan edilir.”
c)    “Şüphesiz ki dünya göçüp gitmiştir.” Ha¬disi husu-sunda ise bu kelamın müminlerin emiri Ali (a. s)’dan da nakledildiğini beyan etmekte ve burada Nehc’ul Belağa’yı zikretmektedir.
d)    “Kur’an’da hiç bir ayet nazil olmamıştır ki…” ha-disi ise Hz. Ali (a. s)’ın Nehc’ul Belağa’da yer alan şu sözünü hatırlatmaktadır: Kur’an çok yüzlü bir taşıyıcı-dır.”
e)    “Kalpler kaplara benzer, bazısı diğerinden daha çok alır.” Hadisini tabir farklılığıyla Nehc’ul Belağa’da Hz. Ali (a. s)’dan nakletmektedir.
2- Maalesef sadece beşinci cildi bulunan diğer ciltle-rinden ise haberimizin olmadığı Hakayik’ut Te’vil kitabı¬nın Necef’te basılan mevcut cildinde 167. sayfada şöyle demektedir: “Eğer birisi sözlerimizin delilini bulmak isti¬yorsa yazdığımız ve adını Nehc’ul Belağa koyduğumuz kitabı dikkatle incelemelidir.
Daha öncede dediğimiz gibi Nehc’ul Belağa kitabı Seyyid Razi’nin daha önce kaleme aldığı Hesais’ul Eimme kitabının bir bölümüdür. Bu kitabın bir nüsha¬sını merhum Muhaddis Nuri, Şeyh Hadi Al-i Kaşif’ul Gıta kütüphanesinde görmüş, diğer nüshası ise Hin¬distan Rambever kütüphanesinde mevcuttur. Dolayı¬sıyla bu ki-tabı Seyyid Razi’nin yazdığı kesin ve şüphe götürmez bir gerçektir ve H. 1369 yılında Necef’te ba¬sılmıştır.

Nehc’ul Belağa’nın Şerhleri
Haberdar olduğumuz kadarıyla Kur’an’ı Kerim’den  sonra Nehc’ul Belağa kadar dünyadaki kitaplar ara¬sında hiç bir kitap  İslam bilginlerinin dikkatini bu ka¬dar çeke-bilen bir başka kitap yoktur. Nehc’ul Belağa hakkında şerh, ta’lik, tercüme ve bir çok ilgili kitaplar yazılmış çok çeşitli dünya dillerine tercüme edilmiştir. Bir çok alimler tarafından bazı bölümleri şerh edilmiş, şiir diliyle ifade dilmiş, hakkında müstedrek kitapları yazılmış, lügatleri açıklanmış, seçmeler yapılmış, ke¬limelerinin anlamı izah edilmiş ve kaynakları belirtil¬miştir. Bütün bu hususlarda bir çok eserler kaleme alınmıştır ve henüz de alınmakta-dır. Evet işte canlı olmak, sürekli parlamak ve bilginlerin teveccühünü kazanmak budur.
Nehc’ul Belağa’yı merhum Muhaddis Nuri, Seyyid Muhsin Emin, Merhum Şeyh AbdulHüseyin Emini, Mer-hum Hacı Şeyh Ağabozorg Tehrani (Razi), Seyyid Ab-duzzehra Hatip Hüseyni ve benzeri bir çok ünlü alim¬ler de detaylı olarak şerh etmişlerdir ve şüphesiz gördük¬leri ve kendi zamanlarına yazılmış olan bir ta¬kım şerh¬lerde bulunmuşlardır.
Merhum Şeyh Tehrani tercüme ve şerh hususunda 147 eseri zikretmektedir.  Ama o sadece Şiilerin telif et¬tiği eserleri zikretmiştir. Dolayısıyla da ez-Zeria ki¬tabının di¬ğer ciltlerinde özel isimlerle yazılmış olan bazı şerhleri hesaba katmamıştır. Merhum Emini 81 şerh saymış,  Seyyid Abduzzehra Hatip ise 143 şerh ter¬cüme ve talika-tını zikretmiştir.  İbn-i Ebil Hadid’in Şerh-u Nehc’il Belağa kitabına yazılmış olan beş ta’lika eser gibi Nehc’ul Belağa’nın bazı şerhlerine yapılan taliklerin yanı sıra, eğer bir kimse bütün bu mecmuaları toplar ve birleş¬tirirse şüphesiz ki 250 den yukarı çıkmaz. Elbette bunlar arasında 20 cildi bulan eserler de vardır. Şerh-i Huyi ve Şerh-i İbn-i Ebil Hadid gibi.
Velhasıl Şeyh Nuri, Nehc’ul Belağa’yı şerh eden ilk kimsenin Beyhaki olduğunu ifade etmektedir.  Muhaddis Kumi’yi de el-Künye ve’l elkab adlı kita¬bında bu görüşü kabul etmiştir.  Bizzat Beyhaki de şöyle demiştir: “Ben¬den daha önce hiç bir alim Nehc’ul Belağa’yı şerh etme¬miştir.”
İbn-i Ebil Hadid ise, Nehc’ul Belağa’yı şerh eden kim¬senin Kutb-i Ravendi olduğunu söylemektedir.
Hakeza Riyaz’ul Ulema kitabının sahibi de bu gö¬rüşü kabul etmiştir. Ama hiç şüphe yok Seyyid Razi’nin çağ-daşı olan Ali bin Nasır’ın, A’lam-u Nehc’il Belağa kitabı Nehc’ul Belağa hakkında yazı¬lan ilk kitaptır. Seyyid Muhsin Emin ise onun “el-Mearic fi Şerh-i Nehc’il Belağa” adlı bir kitabı oldu¬ğunu da ifade etmektedir.  Şimdi de zahiren Ehl-i Sün¬net ve’l Cemaat’tan olan (kalplerini Allah daha iyi bilmektedir) ve Nehc’ul Belağa’yı şerh eden bazı alimlerin adını zikretmek istiyo¬ruz.
1-    Muhammed bin Amr, Fahr-u Razi diye meş¬hurdur, H. 606 yılında vefat etmiştir. Kıfti’nin Tarih’ul Hukema kitabında dediği üzere şerhi ya¬rım kalmıştır.
2-    İbn-i Ebil Hadid diye meşhur olan AbdulHamid bin Muhammed Mutezili Medayini ise 656 yılında vefat etmiş ve şerhini dört yıl sekiz ayda bitirmiştir. Bu şerhi oldukça kapsamlı tam ve hatta mevcut şerhlerin en iyi-sinden sayılmaktadır. Hatta bazı Şia alimleri ise onun ki-tabına özet eserler yazmışlardır: İkd’un-Nezid, Selasil’ul- Hadid ve er-Red-i Ali bin Ebil Hadid gibi.
3-    Yazarının sadece bazı Ehl-i Sünnet alim¬leri olduğu belirtilen ve Astane Kütüphanesinde bulunan en-Nefais fi Şerh-i Nehc’il Belağa adlı kitap.
4-    Mutevvel İrşad ve Tehzib’ul Mantık kitapla¬rının sa¬hibi olan ve hicri 792 yılında vefat eden Molla Saduddin Taftazani Şafii.
5-    Keşf’uz-Zunun kitabında yer aldığı üzere hicri 922 yılında ölen Kıvamuddin Yusuf bin Ha¬san Kazi-i Bağ-dadi.
6-    Sahihi Buhari’ye şerh yazan ve hicri 650 yı¬lında ölen lügat ve Hadis alimlerinden olan Ha¬san bin Mu-hammed Sagani Hanefi .
7-    Hicri 1322 yılında ölen Mısır Müftüsü Şeyh Mu-hammed AbduH.
8-    Muhammed Abduh’un şerhini, İbn-i Ebil Hadid’in şerhinden eklerle nakleden Muhyiddin Hayyat.
9-    El-Ezher ـniversitesinin Edebiyat fakül¬tesi öğre¬tim üyesi Muhammed Muhyiddin.
10-    Nehc’ul Belağa’nın zor kelimelerini şerh eden üs-tad Muhammed Hasan Nail Mersefi, Talik eseri hicri 1328 yılında Mısır’da basılmıştır.
11-    Muhammed Ebul Fazl İbrahim. Şerh-i iki cilt olup H. 1383 yılında Dar-u İhya’İl Kütüb’il Arabiyye’de ba-sılmıştır.
Sünni veya Şii bütün bu alimlerin hepsi de yazdıkları kitapların ön sözünde Nehc’ul Belağa kitabının Hz. Ali’nin sözleri olup Seyyid Razi tarafından bir araya geti¬rildiğine kesin bir şekilde inandıklarını dile getirmişlerdir. Hatta Şeyh Muhammed Abduh Nehc’ul Belağa’nın için¬deki kelimelere istinad etmekte ve bunlarla lügat ehli aleyhine istidlalde bulunmaktadır. 195. hutbenin içinde yer alan bazı cümleler hakkında edebiyatçıların yanıldı¬ğını ve Hz. Ali’nin sözünün hüccet olduğunu dile getir¬miştir.

Nehc’ul Belağa’nın Hafızları
Hadis ashabı alimleri sürekli Kur’an-ı Kerim’den sonra Nehc’ul Belağa’yı hıfzetmeye önem vermişlerdir. Burada onlardan bazısını zikretmek istiyoruz.
1-    Şeyh Muntecebuddin’in dediği üzere Seyyid Ra-zi’ye yakın bir zamanda yaşamış olan Kadı Cemalüddin Kaşani.
2-    İbn-i Kesir’in tarihinde ve İbn-i Cevzi’nin ise Muntezem adlı eserinde belirttiği üzere H. 564 yılında ölen Ebu Abdullah Muhammed Faruki.
3-    H. 1280 yılında vefat eden Seyyid Muhammed Mekki Hairi.
4-    Şeyh Muhammed Hüseyin Mürüvvet Hafız Amili
Elbette Nehc’ul Belağa’nın bütün hafızlarını saya¬bil-mek  mümkün değildir.  Zira bir çok insan bunu iz¬har et-memiş ve tarih de adını kaydetmemiştir. Bazıları ise yüzde doksan beşini ezberlediği halde hafız sayıl¬mamış-lardır. Nitekim bu son gruptan üç çağdaş alimi bizzat ta-nıdım ki içlerinden biri de vefat etmiştir.
Ayrıca yazarlık hususunda neredeyse darb-ı mesel ha-line gelen ve H. 2. Asrın başlarında yaşamış bulunan Abdulhamit Katip’de şöyle demektedir: “Ben Ali (a. s)’ın yetmiş hutbesini ezberledim daha sonra zihnim kayna-dıkça kaynadı.
Arap Hatiplerinin darb-ı meseli haline gelen İbn-i Nu-bate ise şöyle diyor: “Ben Hz. Ali (a. s)’ın sözlerin¬den yüz bölüm ezberledim ve bu benim için bitmeyen bir ha-zine oldu.

Nehc’ul Belağa’nın Kur’an’la ilişkisi;
Müminlerin Emir Ali (a. s) bazı yerlerde sözlerine de¬lil olarak Kur’an ayetlerini zikretmiştir. Seyyid Razi  bunlardan bazısını Nehc’ul Belağa’da zikretmiştir. Ör¬ne-ğin:
1-    “Bu ahiret yurdunu, yeryüzünde böbürlenmeyi ve bozgunculuğu istemeyen kimselere veririz. Sonuç Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.”
2-    “Kitapta Biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık.”
3-    “Eğer o Allah’tan başkasından gelseydi, onda çok aykırılıklar bulurlardı.”
4-    “Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk…”
5-    “Melekler şerefli kılınmış  kullardır. Allah’tan önce söz söyleyemezler; ancak O’nun emri üzerine iş işler¬ler.”
6-    “Dünya hayatı gökten indirdiğimiz su gibidir ki, onunla insan ve hayvanların yiyeceği bitkiler yetişip bir-birine karışmıştır.”
7-    “Gizliliklerin ortaya çıkacağı gün”
8-    “Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yarat¬maya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu Biz yaparız.”
Dr. Suphi Salih Nehc’ul Belağa’nın şerhinde bu Kur’an ayetleri için özel bir fihrist hazırlamıştır ve 110 ayete yer vermiştir.  Bunlardan bazısında birden fazla ayet şahit gösterilmiştir ve bazısında ise bir ayetin sadece bir bö-lümü şahit gösterilmiştir ama çoğu tam bir ayet ola¬rak şa-hit tutulmuştur. Bunların yanı sıra bendenizde Ra¬bıta-i Kur’an ve Nehc’ul Belağa adında bir kitap yazdım ve ge-çen yıl Bünyad-i Nehc’ul Belağa kurumu tarafından ba-sıldı. Bu kitapta anlam açısında Kur’an ile örtüşen Nehc’ul Belağa’nın 150’ye yakın sözlerini zikrettim. Ör-neğin:
1-    Nehc’ul Belağa: “sayıcılar nimetlerini sayamaz-lar.”
Kur’an: “Allah’ın nimetini sayacak olsanız bitiremez-siniz.”
2- Nehc’ul Belağa: “Sonra onu gezegenlerle ve ışılda-yan yıldızlarla süsledi.”
Kur’an: “Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldız-larla süsledik.”
2-    Nehc’ul Belağa : “Sizleri düşmanınızla cihada da-vet edince korkudan gözleriniz dönüyor, adeta ölümün çetinliği ve gaflet sarhoşluğu içinde çırpınıyorsunuz.”
3-    Kur’an: “Kalplerine korku gelince ölüm baygınlığı geçiren kimse gibi gözleri dönerek, sana baktıklarını gö-rürsün. “
Bendeniz Nehc’ul Belağa’nın Kur’an ile olan irtibatı-nın bu 150 husus ile sınırlı olduğunu iddia etmiyorum. Zira tümüyle sayabilmek için insanın evvela Nehc’ul Belağa’yı hıfzetmiş olmalı ve zihnine yerleştirilmiş bu-lunmalıdır. Böylece Kur’an ayetlerinden birini görünce Nehc’ul Belağa hazinesinden hıfzettikleri arasında ilgili cümleyi bulup ayırsın veya Nehc’ul Belağa’nın bütün ta-birleri arasında Kur’an’ın bu ayetiyle örtüşen bir söz ol-madığını ifade etsin. Bu uygulamayı Kur’an’ın bütün ayetleri hususunda hayata geçirsin. Veya bu tatbik işinde evvela Kur’an’ı hıfzetsin ve sonra da Nehc’ul Belağa’yı mütalaa ederek ilgili yerleri kaydetsin.
Hakeza Nehc’ul Belağa’nın bazı hutbeleri de Kur’an’dan bir ayet veya surenin tefsiri mesabesindedir. Örneğin: 219. hutbe Tekasür suresinin tefsiridir. 221. hutbe, “Ey insan çok cömert olan Rabbine karşı seni al-datan nedir?” ayetinin tefsiri konumundadır. 220 hutbe ise “Allah’ın yüksek tutulmasına ve içlerinden adının anılmasına izin verdiği evlerde, insanlar sabah akşam O’nu tespih ederler.”  ayetinin tefsiridir.
Bütün bu söylenenlerin yanı sıra çağdaş alimlerden biri de Mecellet’un Necef’te, “Elfaz’ul Kur’aniyye fi Nehc’il Belağa” adında çok güzel bir eser yazmıştır ama şuanda elimde olmadığından özelliklerini beyan edeme-yeceğim. Ayrıca Nehc’ul Belağa’da 21 yerde Kur’an’ın nitelikleri beyan edilmiştir. Bu Dr. Subhi Salih’in fihris-tinde de mevcuttur. Elbette bazı hususları da yine gözden kaçır¬mıştır ki bunlara da bendenizin yazdığı el-Kaşif ki-tabın¬daki “Kur’an ve Kitabullah” kelimesinin beyanında yer verilmiştir. Dolayısıyla altı yerinden Kur’an ile Nehc’ul Belağa kitabının irtibatını beyan eden “Rabita-i Kur’an ba Nehc’ul Belağa” kitabım bu hususta araştırma¬cılar için bir kılavuz konumundadır.

Nehc’ul Belağa’nın Lafızlarına İstinad Edilebilir mi?
Bilindiği gibi Nehc’ul Belağa Müminlerin Emiri Hz. Ali (a. s)’ın hutbeler, mektuplar ve kısa sözleri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır.  Hz. Ali (a. s)’ın mek-tup ve kısa sözleri hususunda hiç bir şüphe yoktur ve biz¬zat lafızları muteber ve istinad edilebilir bir konumdadır. Zira bir mektubu olduğu gibi korumak ve kısa sözleri ez¬berlemek kolay ve yaygın görülen bir husustur. Ama Nehc’ul Belağa’nın uzun ve detaylı hutbeleri hususunda şöyle denmektedir: “Eğer Ali (a. s) o hutbeleri bir minbe¬rin üzerinde veya savaş meydanlarında irad etmiş ise du¬yan kimselerin o kelimeleri olduğu gibi ezberlemesi ve yazması nasıl mümkündür? Dolayısıyla bu konuda şöyle demek gerekir ki hutbelerin ravileri anlam ve içeriğini ezberlemiş ama kendi fikir ve dikteleriyle birtakım ifa¬deler beyan etmişler ve yazmışlardır.”
Bu cevapta bir çok yönden kabul edilemez konumda-dır.
Birinci olarak daha öncede dediğimiz gibi Nehc’ul Belağa fesahat ve belagat açısından bilginlerin ve edebi-yatçıların şaşkınlığa düştüğü sözlerden oluşmaktadır. Zaten bu yüzden Nehc’ul Belağa’daki sözlerin yaratıkla-rın sözünün üstünde, Allah’ın sözünün altında yer alan sözler olduğunu beyan etmişlerdir. Ayrıca bilindiği gibi fesahat ve belagat lafız ile ilgili nitelikler değildir. Aksine cümlenin akıcı, revan, karmaşalıktan uzak, tiksinti ver¬meyen, garip kıyasa muhalif ve benzeri niteliklerden uzak olmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla eğer Nehc’ul Belağa’nın lafızlarını raviler inşa etmişlerse o halde Ali’yi değil bizzat inşa eden kimseleri fesahat ve belagat açısın¬dan övmek gerekir.
İkinci olarak Nehc’ul Belağa’da yer alan uzun hutbele¬rin bir benzerini Peygamber ve Ehl-i Beyt imamlarından öğüt ve delil gösterme noktasında nakledilen hadis ve ri¬vayetlerde de görmek mümkündür. İslam bilginleri özel¬likle de büyük fakihler Nehc’ul Belağa’nın lafız ve iba¬retlerinin bizzat kendisini şahit göstermişlerdir. Ha¬keza Nehc’ul Belağa’nın bütün şarihleri de hutbeleri şerh ederken kayıtlara geçen lafızların edebi ve lügavi özel¬liklerini zikretmiş ve açıklamışlardır. Hatta bazen şöyle demektedirler: “Eğer bu kelime yerine örneğin fa¬lan ke¬lime kullanılmış olsaydı şu ayıpları taşırdı.” Dolayısıyla açıkça görüldüğü gibi bütün alim ve bilginleri böylesine sorunlardan gafil bilmek mümkün değildir.
4-    Ayrıca Hz. Ali (a. s) zamanında yaşayan kimi şair¬lerden de oldukça uzun ve detaylı şiirler nakledilmiştir. Ayrıca bu şiirler irticali ve bir ya¬zıya dökülmeksizin be¬yan edilmiştir. Örneğin Ha¬san bin Sabit’in Gadir-i Hum’da okuduğu şiir on beş beyitten oluşmaktadır ve el-Gadir kitabında da nakledilmektedir. Ayrıca Kays bin Sa’d, Kemiyyet, Ferazdak gibi kimselerden uzun şiirler ve Sahban Vail ve Kays bin Harice gibi kimseler¬den ol¬dukça uzun hutbeler nakledilmiştir. Bunların hepside irti¬calen ve önceden bir yazıya dökülmek¬sizin beyan edilen şiir ve hutbelerdir. Şuanda da edebiyat ve tarih kitapla¬rında  kayıtlıdır.
Dolayısıyla bu şiir ve hutbelerin kaydedilmesi hu¬su-sunda şöyle demek gerekir: Arapların oldukça güçlü ve sağlam bir hafızası vardı. Şiirleri olduğu gibi ez¬berliyor-lardı ya da yazılarında hareke ve noktaların olmayışı yazmalarında kendilerine büyük yardımı do¬kunuyordu. Ya da raviler şair ve hatiplerin konuşma¬sından sonra kendilerine soruyor ve yazıyorlardı. Ya da bilemediğimiz bir tarzda ibare ve kelimeleri olduğu gibi kaydediyorlardı. Zira belli bir vezin ve kafiye öl¬çüsü olan şiirleri sadece anlamıyla nakletmek mümkün değildir. Nitekim Nehc’ul Belağa’daki hutbelerin çoğu da belli bir kafiye ve vezne sahiptir. Lafızları de¬ğiştirmek bu sözün kelam ve veznini bozmaktadır. Hatta bazen iki kelimeden sadece bir keli¬mesi kafiye ve vezne sahiptir. Nitekim aşağıdaki cümleler Hz. Ali (a. s)’ın Garra diye bilinen uzun hutbesinde yer almış¬tır. “O insan; rahimlerin karanlarında gizlice tasar¬lanıp kararlaştırılan dökülmüş erlik suyu ve yaratılışı noksan bir kan parçası, bir pıhtı değil miydi? Sonra ra¬himde bir yavru oldu. Çıkıp süt emen bir çocukken, er¬genlik çağına geldi. Sonra da kendisine duyduğunu bel¬leten bir gönül, konuşan bir dil, bakıp gören bir göz ve¬rildi ki duyup gördüğünü anlasın, ibret alsın ve  kötülük¬lerden kaçınsın. Ama o büyüyüp geliştiğinde tekebbüre kapıldı, yüz çevirdi, heva ve hevesine uydu, lezzetlere dalsın diye dünyası için çalışıp çabaladı, meşakkate düştü. Belaya düşeceğini ummaz, korkması gerekenden korkmaz oldu.”
Az da olsa Arapça bilen herkes  bu tür tabirlerin Sahban ve Kays gibi kimselerin olmasına imkan ver¬mez. Zira fesahat ve belagat dahilerinin kitaplarında bile böy-lesine cümleler görülmemektedir. Bu lafız ve ibaretlerin kafiye ve vezni korunduğu halde değiştiril¬mesi mümkün değildir. Örneğin hutbede geçen “yafien” kelimesi yerine “mürahiken” kelimesi koyu¬labilir veya “müzdeciren” ke¬limesi yerine “müntehiyen” kelimesi geçirilebilir. Ama bu değişiklik mana açısından doğru olsa da “ayn” ve “ra” harflerinin kafiye ve veznini ortadan kaldırmaktadır. O halde şöyle demek zorundayız: Bu kelime ve lafızlar ol¬duğu şekliyle İmam Ali (A’)’ın mübarek ağzından çıkan ke¬limelerdir.

Nehc’ul Belağa’nın Kaynakları
Bazı İslami fırkalar kendi araştırılmamış, kendile¬rine miras kalmış inançları esasınca Nehc’ul Belağa’da yer alan bazı konuları kendi inançlarıyla çeliştiğini sanmış-lardır. Dolayısıyla da Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali;(a. s)’ın sözleri olduğu hakkında şüpheye düşmüş ve bu kitabı Seyyid Razi ve kardeşi Seyyid Murteza’nın yazdığını söylemişlerdir. Bu yüzden bazı yazarlarımız ve araştır-macılarımız Nehc’ul Belağa’daki bütün hutbe, mektup, vasiyet ve kısa söz¬lerin Seyyid Razi daha doğmadan veya bizzat o asırda, yada sonraki asırda yazılmış olan kay-naklardan elde etmeye çalışmışlardır. Bu sözlerin sağlam, güvenilir kaynaklarla Hz. Ali (a. s)’a ulaşmış olmasına büyük özen göstermişlerdir. Bu konuda buldukları kitap¬ları, sayfa numaralarını ve kitabın diğer özelliklerini en ince detayına kadar zikretmişlerdir. Bu konuda büyük bir başarı elde etmişlerdir. Benim bu konuda tanıdığım kim¬seler şunlardır:
1-    Hadi Kaşif’ul Gıta, kendi Müstedrek-i Nehc’ul Belağa kitabının bir bölümünü Nehc’ul Belağa’nın kay-naklarına ayırmış 236. Sayfada 265. Sayfaya kadar bu kaynakları zikretmiştir. Ama sayfa numaralarını çok az açıklamıştır.
2-    Seyyid Hibbetütdin Şehristani “Mahuve Nehc’ul Belağa” adlı kitabında daha çok itiraz edilen Şıkşıkıyye hutbesinin kaynaklarını zikretmiş ve bu hutbeyi Seyyid Razi’den önce sonra ve ken¬disiyle çağdaş dokuz kaynak-tan nakletmiştir. Ay¬rıca ifade farklılıklarını da beyan et-miştir. Araştır¬malarım neticesinde bulduğum ve merhum Şehristani’nin görmediği kitaplardan biri de Sipt İbn-i Cevzi’nin Tezkiret’ul Hevas kitabıdır. Bu şa¬hıs adı geçen kitabının 124. Sayfasında şöyle di¬yor: “Nehc’ul Bela-ğa’nın sahibi İbn-i Razi Şıkşıkiye hutbesinin bir bö-lümünü zikretmiştir ve bir bölümünü de atmıştır. Ama ben bu hutbenin tümünü zikrediyorum.
Daha sonra da hutbenin senedini şeyhi olan Ebul Ka-sım Anbari’den İbn-i Abbas’a ulaşana dek zikretmekte-dir.
3-    Abdullah Nimet ise Mesadir-u Nehc’il Belağa ki-ta¬bının ikinci bölümünde 130 ila 320 . sayfalarda bu kaynakları sıralamakta, cilt ve say¬falarını bile belirtmek¬tedir.
4-    Ali Han Arşi ise “İstinad-u Nehc’il Belağa” adlı ki-tabında sadece Hindistan Ranbaver kütüp¬hanesinde bulduğu kaynakları zikretmiştir. Ali Han Arşı de bu kü-çük cüzvesinde  söz konusu kütüpha¬nelerdeki nüshalarda Nehc’ul Belağa’nın hutbe, mektup ve hikmetli sözlerin-den bulduklarını cilt ve sayfa numaralarıyla birlikte zik-retmiştir.
5-    Seyyid Abd’uz-Zehra Hüseyini Hatip ise, Mesa-dir-u Nehc’il Belağa ve Esanidihi aslı kita¬bında bütün gü¬cüyle Nehc’ul Belağa’daki sırama esasınca tüm Nehc’ul Belağa’nın kaynaklarını bulmaya ve zikretmeye çalışmış bu kitaptan göre¬bildiğim kadarıyla sadece dört cildi bası¬labilmiştir. Muhterem yazar, tüm Nehc’ul Belağa’nın kay¬naklarını 26 ila 37. Sayfalarında yer verdiği 109 kay¬nak kitaptan çıkarıp nakletmiştir.
Okuyucuların bu araştırmacının metodunu yakından tanıması için Nehc’ul Belağa’nın üç bölümünden beşer örnek vermek istiyorum. Bu beş kitabın tümü de şu anda yanımda mevcuttur. (Mesadir-i Nehc’ul Belağa ise tam dört cilttir.)

Hutbeler
Birinci Hutbe: Bu hutbe “Hamd Allah’a mahsustur ki övenler onu hakkıyla övemezler.” cümlesiyle başla¬mak-tadır ve bu hutbe aşağıdaki şu kitaplarda yer almıştır:
1-    İrşad-i Müfit
2-    Tuhaf’ul Ukul, Necef baskısı, s. 43
3-    Tevhid-i Saduk s.24 ila 28
4-    Emali-i Şeyh Tusi, (H. 460 yılında vefat et¬miştir) c. 1, s. 22
5-    Mecalis-u Müfit, s. 149,  Merhum Meclisi ise Bihar, c. 77, s. 302’de bu hutbenin büyük bir bölümünü Uyun’ul Hikmet-i Vasiti’den naklet¬mektedir.
İkinci hutbe: Bu hutbe de “Nimetini tamamladığı için ona hamd ederim” cümlesiyle başlamaktadır. El Müster-şid-u Taberi, kitabında s. 73’de birtakım fazlalık¬lar ve farklılıklarla nakledilmiştir.
ـçüncü Hutbe:  Bu hutbe ise meşhur olan “Şıkşıkıye” hutbesidir. İlal’uş Şerai’ s. 144, Mean’il Ahbar  404. bab, s. 361, Emali-i Şeyh Tusi, c. 2, s. 382- 384, Şafi-i Seyyid Murtaza (H. 426 yılında vefat etmiştir) s. 203, İr-şad-i Şeyh Müfit s. 166 ve bir başka baskısında s. 135, ve ha¬keza Şeyh Müfit bu hutbeyi el-Cemel s. 46 ve 76 da, el-İfsah kitabında ise s. 17’de nakletmiştir. Ebu Said Mansur ve H. 422 yılında ölen Zirabi Nesr’ud- Durer ki-tabında Nehc’ul Belağa’dan az bir farklılıkla bu hutbeyi naklet¬miştir.
Mezkur hutbe bu kitaplarda farklı ve İbn-i Abbas’a ulaşan senetleriyle nakledilmiştir. Senet zinciri arasında eHl-i Sünnet alimlerinden bir cemaatta göze çarpmakta-dır. Örneğin H. 303 yılında vefat eden Ebu Ali Cebai, H. 317 yılında vefat eden Ebul Kasım Belhi ve hakeza H. 606 yılında vefat eden İbn-i Esir Nihaye kitabında “Şıkşıkıye” lafzı hususunda şöyle diyor: “Bu kelimeyi Hz. Ali (a. s) bu hutbesinde kullanmıştır.”
Hakeza Firuzabadi de Kamus adl kitabında şıkşıkıye hutbesini Hz. Ali’ye isnat etmiş ve “Aleviyye” diye ad-landırmıştır. Bütün bu söylenenlerin yanısıra İbn-i Ebil Hadid de bu hutbeyi Ebul Kadım Belhi-i Mutezili’nin ki-tabından nakletmiştir ve bu kitap Seyyid Razi’nin do-ğumundan yıllar önce yazılmıştır.  Hakeza Musaddık Vasiti’den şöyle dediğini naklediyor: “Üstadım İbn-i Haşşab’a şunu sordum: “acaba bu hutbe yalan yere mi Ali’ye isnat edilmiştir?” üstadım şöyle dedi: “Allah’a and olsun ki ben bu hutbenin Hz. Ali’nin sözleri olduğu husu¬sunda yakin içindeyim.” Dedim ki: “halkın çoğu Behc’ul Belağa’yı Seyyid Razi’nin uydurup Hz. Ali’ye isnat etti¬ğini söylüyorlar.” Bunun üzerine üstadım şöyle dedi: “Seyyid Razi ve diğerlerinin böyle bir nefis üslupları ola¬bilir mi? Biz Seyyid Razi’nin yazılarını gör-dük. Onun söz ve şiirlerinin metodunun, tarzını biliyoruz.”
Dördüncü Hutbe: Bu hutbe de “karanlıklarda bizimle hidayete erdiniz” diye başlamaktadır ve el Müstedrek, s. 76 ile İrşad-i Müfit s. 119’da nakledilmiştir. İbn-i Ebil Hadid şöyle diyor: “Bu hutbe de Hz. Ali’nin en uzun hut-belerinden biri sayılmıştır.” Daha sonra hutbenin tümünü nakletmekte ve bazı kelimeleri hususunda görüş belirt-mektedir.
Beşinci Hutbe: Bu hutbe de “Ey insanlar fitne dalgala¬rına karşı direnin” diye başlamaktadır. İhticac-ı Tabersi, s. 127, Tezkiret’ul Havas, s. 128 de   senet zincirleriyle ve tabir farklılıklarıyla nakledilmiştir. İbn- i Ebil Hadid ise hutbenin okunuş sebebini, ön bilgilerini ve atılmış fazla¬lıklarını zikretmektedir.

Mektuplar
Birinci Mektup: Bu mektup da “Allah’ın kulu ve Mü-minlerin Emiri Ali’den  Kufe ehline” diye başlamaktadır. H. 286 yılında ölen İbn-i Kuteybe’nin El İmame  ve’s-Siyase kitabı s. 58 de, başka bir baskısında ise s. 67 de ve hakeza Şeyh Müfid’in el Cemel kitabı s. 115 ve bir başka baskısında ise s. 131 de nakledilmiştir.
İkinci Mektup: Bu mektup da Şeyh Müfid’in el- Cemel kitabı s. 200 ve en-Nasre, s. 215’de sened fazla¬lıkları ve farklılıklar ile zikr edilmiştir.
Üçüncü Mektup: Bu hutbe de “Ey Şureyh, ama şüphe-siz sana… gelecektir…” diye başlayan bu mektup da Emali-i Şeyh Seduk, s. 87, H. 654 yılında ölen Sibt İbn-i Cevzi’nin yazdığı Tezkiret’ul-Havas, s. 654 ve 185 ve H. 454 yılında ölen Kadı Kudai’nin yazdığı Destur-u Mea-lim’il-Hikem, kitabı s. 454 ve 135’de nakl edilmiştir.
Dördüncü Mektup: Bu hutbe de Tezkiret’ul-Havas, s. 157’de nakl edilmiştir.
Beşinci Mektup: Bu hutbede “Senin sorumluluğun, ekmek ve su vesilesi değil, boynundaki emanetin hakkını vermek için çalış¬maktır.”  diye başlamaktadır ve İbn-i Kuteybe’nin el-İmame ve’s-Siyase kitabı, c. 1, s. 79 bir-başka baskıda ise s. 91’de, İbn-i Abdurrabbeh’in  İkd’ul-Ferid, c. 2, s. 232 bir başka baskısında ise c. 3, s. 14 ve H. 212 yılında vefat eden Nasr b. Müzahim’in Siffin kitabı, s. 20’de nakl edilmiştir.

Kısa Sözler
1- “Fitneye karşı iki yaşındaki deve gibi ol”
H. 380 yılında ölen Ebu Hayyan Tevhidi, el-İm¬tina’ ve’l-Muanese kitabı c. 2, s. 31; Amedi’nin Gu-rer’ul-Hikem kitabı, “kaf” harfinde nakl edilmiştir. Ha-keza Al¬lame Hilli’nin kardeşi Şeyh Raziyuddin de el-Aded’ul-Kaviyye kitabında bu cümleyi detaylı başı ve sonuyla birlikte nakl etmiştir.
2- “Tamaha sarılan, kendini alçaltır.”  Tuhuf’ul-Ukul, s. 201’de nakl edilmiştir.
3-    “Cimrilik ardır (utançtır), korkaklık noksanlıktır.”  Tuhuf’ul-Ukul, s. 201’de nakl edilmiştir.
4- “İlim en değerli mirastır.” Emali-i Şeyh Tusi, c. 1, s. 114; Tuhef’ul-Ukul, s. 201; Mecalis-i Müfid, s. 295’de nakl edilmiştir.
5- “Dünya, bir kimseye ikbal gösterirse…”   H. 346 yı¬lında vefat eden Mesudi, Muruc’uz-Zeheb kitabı, c. 3, s. 434’de; Destur-u Mealim’ul-Hikem, s. 25 ve Amedi, Gu-rer ve Durer kitabı, s. 142’de nakl edilmiştir.

Nehc’ül-Belağa’nın Senetleri hususunda Şüphe Etmek
Şüphesiz muhterem okuyucular bu söylenenler ışı-ğında Nehc’ül-Belağa’nın senetlerinde şüphe etme husu-sunun söz konusu edilmesini şaşkınlıkla karşılayacaklar-dır. Ama bilmek gerekir ki bu tür şüpheler bir takım ya-zarların cehalet, bağnazlık yersiz boş inançlara taraftarlık etmek ve benzeri şeylerden kaynaklanmıştır ve de kitap-larda oldukça çok görülmektedir. Meşhur deyimle delinin kuyuya attığı taşı kırk akıllı çıkaramaz türünden şüphe-lerdir bunlar.
Tam ikiyüz elli yıl boyunca bütün Rical ve biyografi alimleri Nehc’ül-Belağa’yı Seyyid Razi’nin telif ettiği bir kitap olarak kabul etmiş ve içindeki söylerin Müminlerin emiri Hz. Ali’ye ait olduğu hususunda yakın için de ol¬muşlardır. Aniden Musul bölgesinde, Erbil kalesinde Şemsuddin İbn-i Hallekan adında birisi  Ortaya çıkarak eline kalemi aldı. Vefiyyat’il-A’yan kitabında Nehc’ül-Belağa’yı Seyyid Razi’nin kardeşi Seyyid Murtaza’nın kitabı olduğunu iddia etmiştir. Daha sonra da hiçbir delili olmadan şöyle demiştir: İnsanlar Ali b. Ebi Talib’in söz¬lerinden oluşan Nehc’ül-Belağa hususunda ihtilafa düş¬müşler ve bu kitabı Seyyid Murtaza’nın veya Seyyid Razi’nin kaleme aldığı hususunda şek etmişlerdir. Kitabı yazanın da toplayanın da bir olduğunu ve Ali’ye yalan yere isnad edildiğini söylemişlerdir.  İbn-i Hallakan’dan sonra Yafii , Zehebi , İbn-i Hacer , İbn-i İmad Hanbeli  ve Ahmed Emin  gibiler ortaya çıktı ve İbn-i Hallakan’ın sözünü tekrar ettiler. Ama Hatip Hüseyni’nin bu gruptan saydığı  Selahuddin Safedi ise İbn-i Teymiye’nin bunu in¬kar edip şöyle dediğini nakl etmektedir: “Nehc’ül-Belağa Seyyid Razi’nin diktesi olamaz, Nehc’ül-Belağa’da yer alanlar Ali b. Ebi Talib’in kelamıdır, Seyyid Razi’nin Nehc’ül-Belağa’daki sözleri (önsözü ve açıklamaları) ise bilinmektedir.
İbn-i Hallakan’ın yolunu takip etmek isteyen bazı kim¬seler sözde bu hayali iddialarına bir takım deliller de be¬yan etmişlerdir. Örneğin şöyle demişlerdir:
1-Nehc’ül-Belağa Peygamber’in ashabına hakaret ile doludur.
2-Gayb ilmini bildiğini iddia etmektedir.
3-Uzun hutbeleri vardır.
4-Lafzi kafiyesi ve… vardır.
5-Konuları oldukça dikkatli bir şekilde inceden inceye nitelendirmiş ve ayırmıştır.
6-Hıristiyanlarınkine benzer bir şekilde insanlara sü-rekli ölümü hatırlatmakta dünyayı terk etmeye davet et-mektedir.
Nehc’ül-Belağa’nın konuları Seyyid Razi’den çok ön-celeri telif olmuş kaynak kitaplardan çıkarılmadan önce bazı Şii yazarlar ve hatta Sünni yazarlar bu hayali itiraz-lara cevap vermeye kalkışmışlardır. Örneğin Seyyid Abduzzehra Hüseyni,  Seyyid Hibbetuddin Şehristani , Seyyid Abdullah Nimet,  Muhammed Muhyiddin,  ve Şeyh Hadi Kaşif’ul-Gıta  gibi bazı kimseler bu konuda bü¬yük çaba sarf etmişlerdir.
Alimlerin o gün verdiği bu tür cevaplar bize göre in-sanları suvaran, kuyuya atan taşa benzemektedir. Ama bugün artık Nehc’ül-Belağa, kelime kelime incelenmiş ve çok sağlam kaynaklardan çıkarılmıştır. Dolayısıyla artık böyle bir tartışma yersizdir ve insanın vaktini telef etmesi anlamına gelmektedir. Ama söylemek gerekir ki bu itiraz edenler evvela Ali b. Ebi Talib’i o yüce ilmi ve ilahi ma-kamından aşağı indirmiş ve onu kendileri ile eşitlemişler¬dir. Onun yüce ve Ruhani sözlerini kendi kısır akıllarıyla değerlendirmişlerdir. Dolayısıyla kafalarına takılan problemleri de hemen kağıda dökmüşlerdir.

Psikolojik Yorum
Gerçi daha önce de söylediğimiz gibi Nehc’ül-Belağa’nın senetlerinden şüphe etmek şaşırtıcı bir şeydir. Elbette bir açıdan fazla şaşırmamak da gerekir zira İbn-i Hallakan ve takipçileri daha çocuk iken anne ve babasın¬dan bütün sahabelerin adil, takvalı, doğru sözlü ve güve¬nilir insanlar olduğunu işitmişlerdir. Daha sonra kendi öğretmen ve üstatlarından da bunu duymuşlardır. Kitap¬la¬rında da bunu okumuşlar toplumlarında da bunu derk et¬mişlerdir. Bir ömür boyu sahabelerin tümünün mukad¬des ve münezzeh melekler olduğuna inanmışlardır. Dola¬yı¬sıyla bu tür insanlar ellerine kalem alıp da Nehc’ül_Belağa hususunda hüküm vermek istediklerinde kendi inançlarına aykırı olan Şıkşıkiye hutbesi gibi ko-nuları görünce, Ali (a. s)’ı ne tasdik edebilmekteler ve ne de tekzib! Zira o da sahabeden biridir. Dolayısıyla kalkıp da tek çare olarak şöyle diyorlar: “Bu kitap Ali’nin sözü değildir.”
Elbette onlar böyle derken bu acele hükümleri ile ken¬dilerinden sonra bir takım insanların çıkıp Nehc’ül-Belağa’da yer alan konuları bizim muteber ki-taplarımız¬dan da çıkarabileceklerini ve bu durumda rüsva olacakla¬rını düşünememişlerdir. Biraz daha anlayışlı ve uzak gö¬rüşlü olanlar ise böyle kötü bir akibeti görmüşler ve başka bir çare bulmaya çalışmışlardır. Onlara göre de Nehc’ül-Belağa, Hz. Ali’nin sözleridir. Ama kendi inançlarına ay¬kırı olan yerleri tevcih ve tevil etmeye ça-lışmaktadırlar. Yani bu tabirleri manevi doğruluğundan uzaklaştırmakta ve kendilerine miras kalan inançlarına uyarlamaya çalış¬maktadırlar.  İbn-i Ebi’l Hadid’in aşağı-daki cümleler hakkında yaptığı teviller gibi:
1- “Allah’a and olsun ki Ebi Kuhafe oğlu, hilafete göre yerimin, değirmen taşının mili gibi olduğunu bildiği halde hilafeti bir gömlek gibi giyindi.
2- “Baktım da, Ehl-i Beyt’imden başka yardım edip destekleyen, hakkımı savunan kimsenin olmadığını gör-düm.”
3-  “…Ve velayet hakkının hususiyetleri onlarındır.”
4- “Vasiyet ve veraset onlardadır.”
(İbn-i Ebi’l Hadid bazen bu tevilleri “ashabımız öyle diyor” diye nakletmektedir ve belki de kendisi buna inan¬mamaktadır.)
5-Kadi’ul Kudat’ın Şıkşıkıye hutbesindeki İbn-i Ebi Kuhafe kelimesi hakkında yaptığı tevcih ve te¬vil…
Diğer bir grup ise bu tür yerlerde sessiz kalmayı tercih etmekte ve hiç bir açıklama yapmamaktadır. Şeyh Mu-hammed Abduh, Mersifi, Muhammed Ebul Fazl ve ben-zeri kimseler bu gruptandır.
Allah, kullarının içinde gizlediklerini herkesten daha iyi bilmektedir.

Seyyid Razi’nin Şahsiyetine Kısa Bir Bakış

Muhammed bin Hüseyin Musevi Bağdadi, Seyyid Razi diye tanınmakta olup Hüseyin bin Musa Alevi’nin ikinci oğludur. Seyyid Razi hem anne ve hem de baba ta¬rafından Peygamber(s. a. a)’in soyundan gelmektedir. Babası Hü-seyin bin Musa, zamanının ünlü şahsiyetlerin¬den olup Ebu Talip soyundan ve Abbasi halifelerinin özel ilgisini kazanan bir kimseydi. Ülkenin bir çok problemle¬rini kendi tedbir ve idareciliğiyle hallediyordu. H. 403 yılında Bağdat’da vefat etmiş ve orada defn edilmiştir.
Seyyid Razi’nin Annesi ise Fatıma; Bağdat alevilerinin başkanı olan Hüseyin bin Ahmed alevinin kızı ve Nasır-i Kebir diye bilinen Hasan bin Ali Alevi’nin torunudur. Nasır-i Kebir ilim ve cihat ehliydi. Allah yo-lunda yaptığı cihad sebebiyle Gilan ve Mazenderan hal-kının bir çoğu Müslüman oldu. Orada bir çok cami yaptı ve İslam’ı yaymaya çalıştı. Nasir-i Kebir H. 301 yılında Mazenderan’a girdi Bağdat halifelerinin uşağı olan Sa-man Emirleriyle savaştı. Onları Mazenderen’dan çıkara-rak burada Şia mezhebini yaydı. H. 303 veya 304 yılında İran’ın Amul şehrinde vefat etti ve orada defnedildi. Na-sır-i Kebir ayrıca fıkıh, kelam ve hadis ilimlerinde de bir çok kitap yazmıştır. Örneğin; fıkıh dalında yazdığı “Sed Mesele” (yüz mesele) kitabını zikredebiliriz. Torunu ve aynı zamanda Seyyid Razi’nin büyük kardeşi olan Seyyid Murteza’da bu kitabı şerhetmiş ve son zamanlarda basıl-dığı şekliyle “Mesail-i Nasiriyat” diye adlandırmıştır. Seyyid Razi’nin annesi Fatıma asrındaki büyük faziletli kadınlardan biri sayılmaktaydı. Büyük Şia alimlerinden Şeyh Müfid de “Ahkam’un-Nisa” kitabını onun isteği üzere yazmıştır. Burada kadınlara özgü bilinmesi gereken konular yer almıştır.
İbn-i Ebi’l-Hadid-i Mutezili “Şerh-u Nehc’ul-Belağa” kitabının en sonunda şöyle yazmaktadır: “Tarihçilerin yazdığına göre Şeyh Müfid bir gün rüyasında Hz. Fatı-ma’yı gördü. Hz. Fatıma oğulları Hasan ve Hüseyin (a. s)’ın elinden tutarak yanına getirdi. Selam verdikten sonra şöyle dedi: “Ey Şeyh bunlar benim çocuklarımdır, onlara fıkıh ilmini ve dini hükümleri öğret.” Şeyh Müfid uykudan uyandı ve bu ilginç rüyanın ne anlama geldiğini düşündü. Ertesi gün her zamanki gibi Bağdat’da Şiilerin oturduğu “Kerh” mahallesindeki camide ders verirken aniden vakarlı bir kadının iki çocuğunun elinden tutarak camiye girdiğini gördü. Kadın selam vererek şöyle dedi: “Ey Şeyh bu ikisi benim çocuklarımdır, onlara fıkıh il-mini ve dini hükümleri öğret.” Yani o rüya aleminde gör¬dükleri sözlerin aynısını ifade etmişti. O kadın Hasan bin Musa Alevi’nin eşi Fatıma idi. Çocukları Seyyid Murteza ve Seyyid Razi’yi Şeyh Müfid’in yanına getirmiş ve ken¬dilerine fıkıh ilmini ve dini hükümleri öğretmesini iste¬mişti.
Şeyh Müfid o rüya ve bu tabir karşısında şaşkınlığa düşmüş, ağlamıştı. O kadına ve iki çocuğa saygı göstere-rek yerinden kalktı onları selamladı ve kendilerine gör-düğü rüyasını anlattı. Ardından büyük bir arzu ve ihlas ile o iki çocuğu terbiye görevini üstlendi. Onların yüksek ilmi ve ameli makamlara ulaşması hususunda büyük bir çaba harcadı. Böylece o iki kardeş zamanının büyük alimlerinden ve dahilerinden sayıldılar. Annesi Fatıma H. 385 yılında vefat ettiğinde Seyyid Razi 26 yaşındaydı. Seyyid Razi gam ve hüzün dolu bir şiirinde onun hak-kında şöyle demiştir: “Bütün anneler senin gibi iyi ol-saydı çocukların babaya ihtiyacı kalmazdı.”
Büyük kardeşi Alem’ul-Hüda Seyyid Murteza Ali bin Hüseyin bin Musevi H. 355 yılında Bağdat’ta dünyaya geldi. Şeyh Müfit ve diğer büyük alimlerden ders aldı. Böylece Şia ve hatta kendi asrındaki alimlerin en büyüğü,  mütekellimi ve fakihi oldu.
Seyyid Murteza akli ve nakli ilimlerde; fıkıh, usul, kelam, tefsir, hadis, şiir ve edebiyat dalında çok çeşitli kitaplar kaleme almıştır. Şeyh Tusi gibi bir çok büyük in¬san yetiştirmiştir. Aynı zamanda da büyük bir şairdi ve şiir divanı iki cilt halinde basılıp yayınlanmıştır. Seyyid Murteza H. 436 yılında Bağdat’ta vefat etti. Özetle Seyyid Razi’nin ailesi İmamiye Şiasının dini ve ilmi bü-yük aile¬lerinden biri olmuştur. Soyu baba tarafından beş göbekten İmam Musa Kazım (a. s)’a ve anne tarafından ise dört gö¬bekten İmam Zeynul Abidin (a. s)’a ulaşmak-tadır.

Seyyid Razi
Seyyid Razi diye meşhur olan Muhammed Hüseyin Musevi Bağdadi, Seyyid Murtaza’nın doğumundan dört yıl sonra H. 359 yılında gözlerini dünyaya açtı.
Seyyid Razi kendi asrının şairlerinden sayılıyordu. Gö¬rüş sahipleri onu Ebu Talib soyunun en büyük şairi kabul etmişlerdir. Seyyid Razi dini ilimlerde bir çok kitaplar ve nefis eserler kaleme almıştır. En meşhur eserlerinden biri olan Nehc’ul Belağa tarihe geçmiş, ebedileşmiştir.
Seyyid Razi Şii Ali Buye ve Abbasi halifeleri tarafın-dan zamanında büyük bir makam sayılan Seyyid ve Ale-vilerin başkanlığına tayin edilmişti. Aynı zamanda adliye başkanlığına getirilmiş ve bütün İslam dünyasından gelen hacıların başkanlığını yürütmüştür. Bütün bu makamlar akıl ve tedbirinin yanı sıra İslami ilimlerde de büyük bir üne sahip olan bu alimin uhdesine verilmişti bu makamlar Seyyid Razi’nin vefatından sonra da büyük kardeşi Seyyid Murtaza’ya verildi.
Seyyid Razi Dar’ul İlm diye bilinen bir  okul tesis etti. Öğrencilerin bütün ihtiyaçlarını karşılıyor, onlara aylık veriyordu. Büyük bir kütüphane kurmuş ve tam dona-nımlı bir anbar tesis edip talebelerin her birine birer anahtar vermişti. İsteyen herkes anbara gidiyor ve istediği her şeyi oradan alıyordu. Dar’ul İlm medresesinin anbar sorumluluğunu ise coğrafya ilminde büyük bir üne sahip olan Ebu Ahmet Abdusselam bin Hüseyin Basri’ye ver-mişti ama, herkese anbardan istediğini alma hakkını da tanımıştı. Dar’ul İlm medresesi Seyyid Razi’den sonra da kardeşi Seyyid Murteza tarafından idare edildi. Hatırlat-mak gerekir ki Seyyid Razi’nin tesis ettiği Dar’ul İlm medresesi, Hace Nizam’ul Mülk Tusi tarafından tesis edilen Nizamiye medreselerinden yüz yıl önce tesis edil-miştir. Sonunda Seyyid Razi bütün bu kıvanç dolu hayat ve üstünlüklerden sonra çok çabuk gelen ölüme yenik düştü ve 47 yaşında H. 408 yılında Bağdat’ta vefat etti.
Salebi Yetimet’ud- Dehr kitabında şöyle dyaor: “Şerif Razi on yaşında şiir söylemeye başladı. Bugün de asrının en büyük şairi Irak’ın ileri gelenlerinin en soylusu, hasep ve nesebi bulunan şerafet sahibi birisi, üstün bir edep apaçık bir fazilet ve bütün güzellikleri haiz biridir.”
Seyyid Razi’yi gençlik yıllarında gören Hatibi Bağ-dadi Tarih-i Bağdat adlı kitabında çeşitli yerlerde onun adını zikretmektedir. Örneğin vefat yılında (408) şöyle demiştir. “Seyyid Razi büyük bir fazilet, edep ve ilim sa-hibiydi. Ahmet bin Amr bin Ruh şöyle nakletmiştir: “Seyyid Razi çocukluk yıllarında Kur’an’ı öğrendi çok kısa bir sürede Kur’an’ı hıfzetti.” Hakeza şöyle diyordu: “Seyyid Razi Kur’an’ın anlamı hususunda çok az bulunur eşşiz kitaplar yazmıştır.”
H. 598 yılında vefat eden İbn-i Cevzi’de Ta-rih’ul-Muntezem adlı kitabında detaylı bir şekilde Seyyid Razi’yi anmakta ve büyük şahsiyetini överek şöyle de-mektedir: “Seyyid Razi fıkıh ilmi ve dini farizeler husu-sunda büyük bir makama sahipti. Seyyid Razi Fazilet sa-hibi bir bilgin, yazar, şair, temiz bir ruh sahibi, yüce bir himmet ehli ve dinine çok sıkı bağlı bir insandı.”
İbn-i Ebil-Hadid ise Şerh-u Nehc’il-Belağa adlı kitabı¬nın önsözünde şöyle demektedir: Seyyid Razi edip bir bilgin ve söz ehli bir şairdi. Şiirleri oldukça bu güzel uyumlu ve hoştu. Hiç kimseden ödül kabul etmezdi. Hatta babasının ödülünü bile almamıştı. Bu da onun ruh şerafetini göstermeye yeterlidir. Al-i Buye sultanları ken¬disine her ne kadar hediye vermek istediyse de o asla ka¬bul etmedi.

Seyyid Razi ve Ebu İshak Sabi
Ebu İshak Sabi Seyyid Razi’nin çağdaşı olan güçlü bir yazardı. Saltanatın bütün önemli mektupları onun kale-miyle yazılıyordu. Aynı zamanda da büyük bir şairdi. Seyyid Razi ile dost olmuş ve aralarında karşılıklı olarak çeşitli mektup ve kasideler yazmışlardır. Sa’lebi ise Sey-yid Razi ve Sabi arasında karşılıklı yazılan ilmi ve edebi mektupları tam üç cilt halinde bir araya gelmiştir.
Ebu İshak H. 384 yılında 91 yılında vefat ederken Seyyid Razi onun mateminde bir kaside yazdı ki birgün artık bir darb-ı mesel haline gelmiştir.
“Şu tabutlarda kimi götürdüklerini bildin mi?
Gördün mü nasıl da meclis ışıkları sönüverdi?”
Bağdat Şiileri Seyyid Razi’yi kınayarak neden onun gibi kafir biri hakkında böylesine kaside yazdığını söyle-diler. Seyyid Razi onlara şöyle dedi: “Ben onun fazilet ve kemalini övdüm bedenini değil.”
Seyyid Razi o zamanlar henüz 25 yaşındaydı. Bu da onun üstün zekasını ve nitelendirilmesi zor duygularını göstermektedir. O genç yaşında Ebu İshak gibi yaşlı bi-riyle yazışıyor, Müslümanların başkanı  olduğu halde Müslüman olmayan birini ilim ve fazileti sebebiyle övü-yor, vefatından dolayı büyük bir üzüntü duyuyordu.
Ebu İshak Kur’an-ı ezberlemiş ve yazışmalarında Kur’an ayetlerine yeren veren biriydi.
Seyyid Razi 7 yıl sonra H. 393 yılında bir grup ile bir-likte Bağdat Şunize mezarlığından geçerken gözü Ebu İshak’ın mezarına ilişti ve ona hitaben şu kasideyi okudu:
“Eğer yanımdakiler senin yanımda durmamı kınama-salardı
Yüksek bir sesle mezarını selamlardım ey Ebu İshak”

Seyyid Razi ve Abbasi Halifeleri
Abbasi Halifeleri de Emevi Halifeleri gibi İslami hila¬feti gasb etmiş kimselerdi. Onların çoğu hilafeti ele ge¬çirdikten sonra Ehl-i Beyt ve Seyyidlere oranla düşmanlık hususunda Emevilerden de kötü idi. Elbette onlardan bir kaçını istisna etmek gerekir. Seyyid Razi zamanında ya¬şayan Ettayilillah ve Elkaimbillah adlı iki halife bu istisna halifelerden idi.
Seyyid Murtaza ve Seyyid Razi’nin bu halife ile ara-ları oldukça iyiydi. Ayrıca bu halifeler Haşimi soyundan idiler ve Alevi Seyyidler ile kendilerini aynı boydan ka-bul ediyorlardı. Hilafet sarayını eline geçiren Şii Al-i Buye sultanlarının sultası sebebiyle de bu ilişkiler daha da bir güçlenmiş idi.
Sözü edilen halifeler de Al-i Buye sultanları gibi Sey-yid Murtaza ve Seyyid Razi’ye büyük bir ilgi duyu-yorlardı. Onlara saygı gösterme hususunda ellerinden geleni yapıyorlardı. Bu yüzden her iki kardeş de iki halife hakkında kasideler söylemişlerdir ki bu kasideler kendi divanlarında da yer almıştır. Onlar halife ile kurdukları bu ilişki sayesinde Şia camiasını korumayı amaçlıyorlardı. Halifeler ile şahsi bir alış verişleri yoktu.

Seyyid Razi’nin Değerli Eseri Nehc’ül-Belağa
Daha önce de dediğimiz gibi Nehc’ül-Belağa Seyyid Razi’nin ebedi eserlerinden biridir. Seyyid Razi büyük bir edebiyatçı ve yüce bir şair olup daha kırk yaşlarında iken H. 400 yılında bu değerli eseri kaleme almıştır.
Seyyid Razi o zamana kadar kitaplarda yer alan, şii ve sünni alimlerin topladığı müminlerin emiri Ali (a. s)’ın sözlerinden seçerek üç bölüm halinde bir araya topladı. Birinci bölümde hutbe ve emirleri, ikinci bölümde kısa ve uzun mektupları, üçüncü bir bölümde ise hikmet ve öğütleri yer almıştır.
Seyyid Razi oldukça güzel bir tabirle Nehc’ül-Belağa’nın önsözünde şöyle demektedir: “Dost-lar benden Emir’el-Mü’minin Ali (a. s)’ın hutbelerini, mektuplarını, öğütlerini, hayat tarzını belirten ifadelerini bir araya ge¬tirmemi istediler. Onlar bu esas üzere yazıla-cak bir kita¬bın fesahat ve belagat açısından şaheser bir eser olacağını dini ve dünyevi sayısız sözleri barındıracağını biliyor¬lardı.
Bu sözler başka hiçbir yerde bulunmayacak, hiçbir ki-tapta görülmeyecekti. Müminlerin emiri Ali (a. s) fesahat ve belagat açısından kaynak durumdadır. Belagat ondan vücuda gelmiş, ondan türemiş ve kanunları ondan alın-mıştır.
Her konuşmacı konuşmalarında ondan istifade etmiş, her güçlü hatip onun sözlerinden güç almıştır. Buna rağ-men hiç kimse belagat ve fesahat açısından ona ulaşa-mamıştır. Hz. Ali (a. s)’ın sözleri ilahi ilmin bir örneğidir ve ondan Peygamber-i Ekrem (s. a. v)’in sözlerinin ko-kusu gelmektedir.
Seyyid Razi bu kitabını Nehc’ül-Belağa olarak adlan-dırmıştır ki gerçekten de adıyla müsemma bir kitaptır. Bundan daha iyi, daha çekici ve daha uygun bir isim hiç-kimsenin aklına gelmemiştir.
H. 573 yılında vefat eden büyük Fakih ve mütekellim Kutbuddin Ravendi Şerh-i Nehc’ül-Belaga’nın sonlarında şöyle diyor: “Seyyid Murtaza’nın kızı Nehc’ül-Belağa’yı amcası Seyyid Razi’den rivayet etmiştir.” Yani Seyyid Razi Nehc’ül-Belağa’yı kardeşinin kızı için ders vermiş-tir. Onun Arapçayı çok iyi bildiğini ve Nehc’ül-Belağa’daki derin anlamları kolayca anladığını görünce ona başkalarına da ders verebilmesi için izin vermiştir. Oysa bu ders ve izin o zamanlar ne erkekler ve ne de ka¬dınlar arasında görülmemiş bir şeydi.
Bu da İslam toplumu için çok değerli bir anlam ifade etmektedir. Bundan bin yıl önce Avrupa’da ortaçağ ka-ranlığında yaşarken İslam’da ilmin ulaştığı yüce zirveye bakın. Bir kadın Nehc’ül-Belağa’nın ilk ravisi olarak ta-rihe geçmektedir. Bundan da ilginci Biyografi alimlerinin yazdığına göre H. 548 yılında vefat eden kardeşinin oğlu Bağdadi de Şiraz’da Seyyid Murtaza’nın bu kızından ica¬zet alan biriydi. Bu icazet de şüphesiz Nehc’ül-Belağa’yı rivayet etme hususundaydı.

Nehc’ül-Belağa’nın bir kaç meşhur şerhi
Şii ve Sünni bir çok alimler H. 6. Asırdan günümüze Arapça veya Farsça olarak Nehc’ül-Belağa’ya bir çok şerh yazmışlardır. Bunlar yaklaşık 350 şerh olup günü-müzde de hala devam etmektedir.
Zamanımızda en meşhur olanı ise Ehl-i Sünnet alimle¬rinden olan İbn-i Ebil Hadid’in Şerh-u Nehc’il-Belağa kitabıdır. İbn-i Ebil Hadid H. 655 veya 656 yılında Bağ¬dat’ta vefat etmiştir. Bu değerli eserini son Abbasi hali¬fesi Mu’tasım’ın şii veziri olan İmad’ud-Din İbn-i Alkame için 20 cilt halinde şerh etmiştir. Bu şerhin Nehc’ül-Belağa’nın en iyi şerhi kabul etmişlerdir. İkinci olarak da İbn-i Ebil Hadid’in çağdaşı olan büyük şii alimi İbn-i Meysem Behrani’nin yazdığı şerhtir. Ayrıca da Mı¬sır el Ezher üniversitesinin reisi olan Muhammed Abduh’un yazdığı şerhtir. Muhammed Abduh daha çok Nehc’ül-Belağa’nın zor kelimelerini açıklamaya çalışmış ve çok da güzel bir önsöz yazmıştır. Ayrıca Mirza Habibullah Hui de 14 cilt halinde Nehc’ül-Belağa’yı şerh etmiştir.
Günümüz alimlerinden Hacı Şeyh Muhammed Taki Şuşteri de Behc’us-Sebağe adında 14 cilt halinde Arapça olarak Nehc’ül-Belağa’yı şerh etmiştir. Bu şerh araştırma, yenilik ve buluşlar açısından Nehc’ül-Belağa’nın diğer şerhlerinden daha üstündür.
Geçen çeyrek asırda İran’da Nehc’ül-Belağa’nın yay-gın bir şöhret elde etmesine neden olan şey Merhum Cevat Fazıl’ın yazdığı, Sohenan-i Ali adlı serbest bir uslub ile yapılmış tercümedir. Nehc’ül-Belağa’nın bu ter¬cümesi defalarca basılmıştır. Ayrıca Merhum Seyyid Ali Naki Feyz’ul-İslam’da Nehc’ül-Belağa’yı tercüme ve özel bir şekilde şerh etmiştir. Feyz’ul-İslam’ın bu ter-cüme ve şerhi diğer Farsça tercüme ve şerhlerden daha meşhurdur. Bu güne kadar Milyonlarca cilt basılmış ve satılmıştır. Bu kitaptaki Merhum Hacı Tahir Hoşnivis-i Tebrizi’nin hattı da kitaba ayrı bir güzellik katmıştır.
Mısır’ın Çağdaş alimlerinden, el-Ezher üniversitesi mezunu, Lübnan’da oturan ve orada Üniversite üstadlığı yapan doktor Suphi Salih’in Nehc’ül-Belağası da bu sa-hada yapılmış son işlerden biridir. Nehc’ül-Belağa’yı bu vesileyle evrenselleştirmiş ve özellikle Arapça bilenler arasında yaygın hale getirmiştir.
Süphi Salih’in Nehc’ül-Belağa’sı özel bir öneme sa-hiptir. Yıllarca süren bu çalışması neticesinde Nehc’ül-Belağa için çok kapsamlı bir fihrist hazırlamıştır. Hiç kimse onun kadar güzel ve derin bir çalışma ortaya ko¬yamamıştır.

Nehc’ül-Belağa’nın ve Şerhlerinin vakfedilmesi
Bir çok tarihi kaynaklarda ve dini kitapların fihristinde de görüldüğü gibi sürekli bir takım hayır sahipleri Nehc’ül-Belağa ve şerhlerinin nefis hat nüshalarını bir medreseye veya oradaki talebelere vakfetmiştir. Kur’an’dan sonra bu tür vakfedilen kitapların başında Nehc’ül-Belağa gelmektedir. Bu gerçekten de övülecek ve takdir edilecek bir şeydir.
Zira o zamanda hatta bu gün bile bir çok Medrese mescid ve kütüphaneleri kitap alımı hususunda yeterli bir bütçeye sahip değildir. Hayır sahiplerinin katkı ve yar-dımlarını beklemektedir. Dolayısıyla ilim Ehlinin Kur’an, Nehc’ül-Belağa, Sahife-i Seccadiye ve şerhlerine olan ih¬tiyacını bilen hayır sahipleri genele faydalı olsun diye onu gerekli yerlere vakf ediyorlardı. Böylece hem kitap¬ları korunuyor ve hem de vakf edenler sevaba ulaşıyor¬lardı.
Özel bir geçmişe sahip olan Nehc’ül-Belağa’nın bir çok nüshaları bu vakf edilen nüshalardır. Bu da hayır sa-hiplerinin ne kadar dini eserleri koruma düşüncesinde ol¬duklarını, İslam’ın kültür ve ilmin yayılması için çalıştık¬larını göstermektedir. Bu övülmesi gereken düşünce tar¬zının toplumumuzda da yaygın hale gelmesini ümid edi¬yoruz.

Nehc’ül-Belağa’nın Nefis Nüshaları
Merhum Seyyid Abdulaziz Tabatabai
1-) H. 469. Yıl Nüshası
Muarreb Huseyn b. Hasan el-Mueddeb’in Nesh hat-tıyla H. 469 Zilkade ayında yazılmıştır. Bu nüsha tashih ve mukabele edilmiş olup edebi ve lügavi Özet ta’lik ve haşiyeleri de haizdir. Bu nüsha en nefis ve en eski nüs-halardan biridir. İki cüze ayrılan bu nüshayı Muhammed b. Ali b. Ahmed b. Bendar adlı şahıs şii olan fakih eslah Ebu Abdillah el-Hüseyin’e okumuş ve 11. Asırda Ri-yaz’ul-Ulema kitabının sahibi olan Mirza Abdullah efen-dinin kütüphanesinde bulunmuştur. Bu kitabın ikinci cil-dinde yazarın biyografisi dört defa tekrar edilmiştir. Bu nüsha Kum şehrindeki Ayetullah’il-Uzma Necefi Mera-şi’nin kütüphanesinde 3827 numarada korunmakta¬dır. Ve bu kütüphane tarafından filmi alınarak yayınlan¬mıştır. (Fihrist-i Kitaphane/10-206)
2-) H. 485. Yıl Nüshası
Adnan b. İbrahim el-Birmali hattıyla H. 485 Ramazan ayının 20’si Pazartesi tarihli nüsha… Bu nüsha İsfa-han’daki Allame Seyyid Muhammed Ali Revzati’nin kü-tüphanesinde mevcuttur.
3-) H. 494. Yıl Nüshası
Fazlullah b. Tahir b. Mutahhar Huseyni hattıyla H. 494 4 Recep tarihli nüsha… Bu nüsha bir defadan fazla bazı bilginlere okunmuştur. Bu nüshada lugavi haşiyeler, Ali b. Ahmed b. Muhammed Fençkerdi Nişaburi’nin güya kendi eliyle yazdığı kasidesi de göze çarpmaktadır. Bu nüsha Doktor Ruknuddin Nasiri’nin kütüphanesine ait olup Allame Şeyh Hasan Said Tahrani tarafından ofset halinde basılmıştır.
4-) 5. Asır Nüshası
Bu nüsha Bağdat Üniversitesinde doğu dilleri bölümü başkanı ve edebiyat fakültesi üstadı olan Doktor Hüseyin Ali Mahfuz’un kütüphanesindedir. (Me’hed’ul-Mehtutat’il-Arabiyye dergisi, Kahire, c. 6, s. 47)
5-) 5. Asır Nüshası
Bu nüsha da tashih edilmiştir ve baş sayfaları düş-müştür. Sonunda ise Yakup b. Ahmed ile oğlu Hasan b. Yakub’un notları mevcuttur. Bu nüshayı Allame Seyyid Hibetullah Şehristani’nin kütüphanesinde görmüştüm.
6-) 5. Asır Nüshası
Bu nüsha da bir çok haşiyelere sahiptir. Bu haşiyeler-den bazısı sonradan ilave edilmiş ek sayfalarda yazılmış¬tır ve müellifin nüshasından nakl edilmiştir. Bu nüsha Tahran Sipehsalar Medresesinin kütüphanesinde 3083 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane: 155 ve 737)
7-) 5. Asır Nüshası
Bu nüsha da Bağdat’da alimlerden birinin kütüphane-sinde mevcuttur. Mürşid dergisinde (Yıl 2, sayı 2, H. 1346) zikr edilmiştir ve yaklaşık iki yıldır Londra’ya nakl edilmiş olup bazı Iraklıların yanındadır.
😎 5. Asır Nüshası
Oldukça değerli bir Nüsha olup sondan bir kaç sayfa düşmüştür. Fakih Sehl b. Emir er-Rekkaki’nin, Hasan b. Yakub b. Ahmed’in hattından H. 483, Cemadi’el-Ahir ta¬rihiyle mukabelede bulunduğunun belirtileri ilk sayfa-sında göze çarpmaktadır. Bu yazının Hasan’ın hattıyla mı olduğu veya hattından öykülendiği bilinmemektedir. Bu nüshada Seyyid Ali ateşinin şahsi kütüphanesinde olup Yezd şehrinde korunmaktadır. Bu nüshanın resimleri Ayetullah’il-Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphanesinde mevcuttur.
9-) 5. Veya 6. Asır nüshası
Bu Nüsha Hasan b. Zeyd Hasani Al-i Zebare-i Beyha-ki’nin hattıyladır. Bu nüsha Muhammed emin Şeyh Ali Ulumi’nin Yezd şehrindeki şahsi kütüphanesinde ko-runmaktadır. (Neşriyye-i Kitaphane-i Merkezi-i Daniş-gah-i Tehran 4/450)
10-) 5. Veya 6. Asrın Nüshası
Muarreb (harekeli) ve nefis nüsha beşinci veya altıncı asra aittir. Bu nüsha Muhammed Emin Hanci’nin Tah-ran’daki şahsi kütüphanesindedir. (Mecellet-u Ma’hed’ul Mehtutat, Kahire, 3/59)
11-) Beşinci veya Altıncı Asır Nüshası
Kufi hattıyla yazılmıştır ve bazı sayfaları düşmüştür. Bazı eksikliklerinin giderilmesine rağmen yine de nakıs-tır. Bu nüsha da eski şura meclisi kütüphanesinde 8059. rumarada korunmaktadır.
12-) 510 yıl Nüshası
Bu Nüsha da Gufranmeab Muntazil’ul Eman’ın Le-kehnu’daki kütüphanesinde korunmaktadır. Fotografisi Meşhed Üniversitesi ilahiyat fakültesinde ve Kum’da Ayetullah’il Uzma Gülpekani’nin kütüphanesinde 32/40 numarada kayıtlıdır.
13-) 512. Yıl Nüshası
Bu nüsha üstad Seyyid Muhammed Muhit Tabata-bai’nin kütüphanesindedir ve ez-Zeria 24/413’de adı geçmektedir.
14-) 525. Yıl Nüshası
Allame Şeyh Ağabozorg Tahrani bu nüshayı Seyyid Muhsin Keşmiri-i kitap Furuş’un yanında görmüş ve onu ez-Zeria 24/413’de tanıtmıştır.
15-) 529. Yıl’da okunan Nüsha
Bu nüshayı Mecid’ud Devle Ebu Muzaffed Muham-med bin Zeynul Abidin Ebi’l İzzi Ahmed bin Celaluddin Ebil Muzaffer Muhammed bin Abdullah bin Cafer adlı şahıs Musaddık bin Hasan bin Hüseyin’in ya¬nında okumuş ve Recep 529’da bunun diğerleri yanında da okunması için icazet vermiş ve defalarca mukabele ve tashih edilmiştir. Bu kitap Ayetullah’il Uzma Necefi Meraşi’nin kütüphanesinde 2310 numarada korunmakta-dır. (Fihristi Kitaphane 6/292)
16-) 538 yıl Nüshası
Bu nüsha Ali bin Ebil Kasım bin Ali el Hacc hattıyla 538. Yılın Şaban ayının ortalarında yazılmış ve edip Ef-zeluddin Hasan bin Fadar-i Kummi’nin nüshasıyla mu-kabele ve tashih edilmiştir.
17-) 544. Yıl Nüshası
Muhammed bin Muhammed Ahmed’en Nakib Hattıyla 544 yılı Sefer ayında Sebzevar şehinde yazılmıştır. Adeta Ebu Yusuf Yakmub bin Ahmed Nişaburi’nin nüshası üze¬rinden yazılmıştır ve bu yüzden de nüshanın sonunda onun hattıyla iki beyt şiir de not düşülmüştür.
Bu nüsha tashih ve mukabele edilmiş ve sayfa haşiye-lerinde tashih ve bilağ  eserleri göze çarpmakta¬dır. Birinci sayfa ile sonlardan bir kaç sayfa da düşmüş¬tür. Bu nüsha Fazıl Han medresesinin kütüphanesinde olup Astan-i Kuts-i Rezevi kütüphanesine nakledilmiştir. Orada ise 13847 numarada korunmaktadır. Resimleri Tahran üni¬versitesi merkez kütüphanesinde 2136 numa-rada mev¬cuttur. (Fihrist-i Faziliye s. 85; Meşhed Kütüp-hanesi s. 500; Fihrist-i Mikro Filmha-i Kitaphane-i Mer-kezi, 1/396)
18-) 553. Yıl Nüshası
Abul Cebbar bin Hüseyin bin Ebil Kasım Hacı Ferahani hattıyla ve H. 553 yılı Cemadiyel Evvel ayının 19’u Çarşamba günü Seyyid Ziyauddin  Ebi er-Rıza Fazlullah bin Ali bin Abdullah Hasani (Ravendi)’nin nüshası üzerinden gezmek için gittiği Ravend’in Cuskan köyünde yazılmış daha sonra kendisine okunmuş ve okunması 554 yılı Cemadiy… ayının Perşembe günü sona ermiştir.
Bu nüsha Rıza Hindistan Rıza Rampur kütüphanesi 1190 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane 1/631) Mikrofilimleri ise Tahran Üniversitesi kütüphane¬sinde 5046 numarasında mevcuttur. (Fihrist-i Mikrofilimha-i Kitaphane-i Merkezi 3/226)
19-) H. 556 Yılı Nüshası
H. 556 yılında Muhammed İbn-i Muhammed İbn-i Abbas-i Kumi’nin hattıyla yazılan bu nüsha mukabele edilmiş ve ondan sonra Seyyid Fazlullah b. Ali Hasani (Ravendi) H. 571 yılında onu okumuş ve sonunda Ali İbn-i Meysem-i Behrani’nin hattına H. 643 yılında bir ta¬kım faydalı eklemeler yapılmıştır.
Bu nüsha Irak’ın Bağdat kütüphanesinde 3784 numa-rada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, Edebi kitaplar bölümü, s. 642)
20-H. 565 Yılı Nüshası
Muhammed İbn-i Said-i Ameri’nin hattıyla 12 Şaban H. 565 12 Şaban Cuma akşamı yazılmıştır. (sonunda mü-ellifin nüshasından bir şeyler eklenmiştir) Fenckerdi tara¬fından bu kitaba bir takım notlar düşürülmüştür.
Bu nüsha Bağdat kütüphanesi müzesinde (el-Müthef’ul-Iraki) 356 numarada korunmaktadır. (Fih-rist-i Kitaphane, Edebi kitaplar bölümü, s. 624 ve Mesa-dir-u Nehc’ül-Belağa, c.1 s. 188-192)
21-)H. 566 Yılı Nüshası
Bu nüsha da Süleyman b. Mahmud b. Muhammed b. Keraber el-Bedri hattıyla H. 566 Şevval ayının 11’i Per-şembe günü yazılmıştır. Abdussamed Hanefi’nin hattıyla yazılan Haşiyeleri de H. 925 yılı Ramazan ayında yazıl-mıştır. Bu nüsha Mülk-Tehran Milli kütüphanesinde 874 numarada saklanmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, Arapça Nüshalar bölümü, s. 786) Mikrofilimleri ise Astan-i Kuds-i Rezevi kütüphanesinde mevcuttur.
22-)568 yılı Nüshası
Ali b. Muhammed b. Ebi Said b. Mansur’un hattıyla H. 568 yılı Rebi’ul-Evvel ayında yazılmıştır. Bu Nüshayı İstanbul Süleymaniye kütüphanesinde Reis’ul-Kuttab kütüphanesinde 442 numarada gördüm.
23-) 573 yılı Nüshası
Bu nüshada Kufi hattıyla karışık nesh hattıyla yazıl-mıştır ve sanki bu tarihten önce yazılıştır. Asıl sayfalar-dan sonra yazılmış olması gereken son sayfada H. 573 14 Şaban Salı günü tarihi kayıtlıdır. Kitabın Farsça tercü-mesi de satırlar arasında nestalik hattıyla yazılmıştır. Bu tercüme de en eski tercümelerden biri olsa gerek. Dolayı¬sıyla bu nüsha büyük bir öneme sahiptir. Bu nüsha Tah¬ran Üniversitesi Merkez Kütüphanesinde 4876 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 14/3917)
24-) 588 Yılı Nüshası
Ahmed b. El-Müeyyed b. Abdulcelil c. Muhammed’in güzel hattıyla H. 588 yılı Recep ayında haşiyedeki talik ve şerh ile birlikte yazılmıştır. Bu nüsha da Çesterbin-i Deblen Kütüphanesinde 5451 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 7/132)
25-) 591 Yılı Nüshası
Bu nüsha Tahran Milli Kütüphanesinde A/1843 nu-marada korunmaktadır.  (Fihristi Kitaphane 10/422
26-) 6. Asır Nüshası
Bu nüsha Tahran’da Fahruddin Nasuri Emini kütüpha¬nesinde mevcuttur. (Mecelle-i Ma’hed’il Mahtutat, Ka¬hire, c. 1, s 37-55)
27-) 6. Asır Nüshası
Bu nüsha da kitabın ilk cüzü olup tashih mukabele ve bilağa dair işaretleri de bulunmaktadır. Bu nüsha Ayetul-lah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphane¬sinde 3573 numarada korunmaktadır (Fihrist-i Kitaphane 9/360
28-) 6. Asır Nüshası
oldukça nefis olan bu nüsha alimlerden bir kaç kişiye okunmuş bilağ işaretleri yazılmış Mirza Abdullah İsfahani Riyazul Ulema kitabında bu nüshadan defalarca istifade etmiş ve icazetlerini nakletmiştir.
Kutbuddin Sait bin hibbe-i Ravendi kitabın rivayet se¬nedini nakletmiş Zeyd Ebu Cafer Muhammed bin Abdul Hamit bin Muhammed’e ve aynı zamanda oğlu Zehiruddin Ebul Fazl Muhammedi bin Said Ravendi’nin, Alauddin Cemalulhac Ali bin Yusuf bin Hasan’a verdiği icazeti kendi hattıyla yazmıştır.
Nüshanın başlangıcında da Necibuddin Ebu Zekeriya Yahya bin Said Hezeli Hilli’nin, İzuddin Hasan bin Ali bin Muhammed bin Ali’ye (İbn-i Eldebzir-i Hüseyni diye meşhurdur.) verdiği icazet ise 7 Şaban 655 tarihiyle ka-yıtlıdır.
Bu nüsha da Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphanesinde 5690 numarada korunmaktadır. (Fihristi Kütüphane 13/105)
29-) 6. Asır nüshası
Bu nüsha da oldukça nefis ve eski bir nüsha olup say-faları karışmıştır. Bu nüsha da Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphanesinde 4918 numarada korunmak¬tadır. (Fihristi Kütüphane 13/105)
30-) 6. Asır Nühası
Bu nüshada hutbelerden bir bölümüne yer vermiştir; aynı zamanda tashih ve mukabele edilmiştir. Bu nüsha da Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphanesinde 3341 numarada korunmaktadır. (Fihristi Kütüphane 9/117)
31-) 6. Asır nüshası
Bu nüshayı Fahruddin Nasiri Emini, Asdan-iKutsi-i Rezevi’ye hediye etmiştir ve 11736 numarada kayıtlıdır.
32-) 6. Veya 7. Asır Nüshası
Bu nüsha haşiye talik ve eski şerhlerden oluşmaktadır. Bu nüshayı Hacı Seyyid Muhammed Cezayir’inin ya-nında gördüm.ilk sayfası ve sondan birkaç sayfası düş-müştür.
33-) 601. Yıl Nüshası
Bu nüsha Yakut bin Abdullah Nuri’nin hattıyla 601 Zilkade, 10. Gün Çarşamba günü tarihinde yazılmıştır ve kitabın adının karşısında bu şahsın meşhur hattat Yakut Mutesemi Abbas olduğu yazılmış ve “Nuri” diye imza-lanmıştır. Bu da Bağdat Cüneydi Bağdadi’nin halifelrin-den biri olan Ebu Hasan Nuri ile sahip olduğu irtibat ve saygı sebebiyle olmuştur.
Bu mülüki ve nefis nüsha Hasan Paşa-i Celili Musuli kütühnesinden Evkaf-i Musul kütüphanesine inti¬kal etti-rilmiştir. Ve 27/25 numarada kayıtlıdır. (Fihristi Kitap-hane 1/224 Maktutat’il Mevsul, Davut Çelebi, s. 128)
Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphane-sinde Hasan bin Haydar Şirazi’nin 1099 tarihinde yazdığı nüsha da 774 numarada korunmakta olup Yakut’un bu nüshasından istinsah edilmiştir. (Fihrist-i Kitaphane, 2/382)
34-) 604. Yı l Nüshası
Musul’da yazılmıştır, daha sonra bağnaz bir insanın eline düşmüştür, bu şahıs tahrif edip “Aleyhisselam” cümlelerini değiştirip “razıyellahu anhu” diye yazmıştır.
Bu nüsha Medrese-i Nemazi Huy kütüphanesinde 3000 numarada korunmaktadır.
35-) 604 Yıl nüshası
Muhammed bin Ali Alevi Hüseyni Mametiri hattıyla H. 604 Zilkade ayı Pazartesi tarihiyle yazılmıştır. H. 706 yılı 8. Rebiulevvel Çarşamba günü tarihinde yazılmış olan Mevlana Hasan bin Hüseyin Şii Sebzevari’nin nüs-hasıyla tashih ve mukabele edilmiştir. Bu işi Cemal bin Şah Muhammed Fesai 1053 yılında sona erdirmiştir. Bu nüshayı eski milli şura meclisi kütüphanesinde 7075 nu-marada gördüm.
36-) 608 yıl nüshası
Bu nüsha Ali bin Tahir bin Ebi Sait hattıyla 608 yılı 7 Sefer tarihiyle yazılmıştır. Üstat Edip Ebu Yusuf Yakub   bin Ahmet Nişaburi’nin hattı üzerinden istinsah edilmiş ve onun nüshasıyla mukabele ve tashih edilmiştir. So-nunda da Ahd-i Musennef nüshasından eklemeler yapıl-mıştır. Bu nüsha Tahran Üniversitesi Merkez kütüphanesi 1783 numarada korunmaktadır. (Fihristi Kitaphane, 8/334)
37-) 615 yılı Nüshası
Bu nüsha Abdulgafur bin Abdulgaffar bin Ahmet hat-tıyla 615 tarihiyle yazılmıştır.
Bu nüsha Sultan 3. Ahmet kütüphanesinde-İstanbul Topkapı Sarayında- 2656 numarada korunmaktadır. Fih-risti Arabi-i Kitaphane, 4/221
38-) 631. Yıl nüshası
Ebu er-Rıza Seyyid Fazlullah Ravendi’nin torunu Ha-san bin Muhammed bin Abdullah bin Ali Caferi Hüseyni hattıyla 631 Zilkade tarihiyle yazılmıştır. Bu müluki Ve nefis nüshayı Seyyid Muhammed Kazim Tabatabai Yez-di’nin oğlu Seyyid Muhammed Yezdi’nin varislerinin yanında gördüm. Bu nüshada besmele ve bazı başlıklar kufi hattıyla yazılmıştır. Müstedrek’ul Vesail 3/494, ez- Zeria 24/413, Mesadir-u Nehc’il Belağa, 1/ 192
39-) 641. Yıl Nüshası
Bu nüshada Cafer bin Muhammed bin Sevid’in hat-tıyla 641 yılı Sefer ayı tarihiyle yazılmıştır. Sonuna da el Hutbet’ul Yetime eklenmiştir.
Bu nüsha Britanya-Londra müzesi kütüphanesinde OR. 6057 numarada korunmaktadır.
40-) 649. Yıl nüshası
Bu nüsha Kıvam’ul İslam diye meşhur oaln Ebi İhak İsmail bin Yakub el Cündi’nin hattıyla 649 yılı Zilkade ayının başlarında Cuma günü tarihiyle yazılmıştır. Kati-binin Harezm’in Beldehul köyünde tahsil ettiği zamanda yazılmıştır. Bu nüsha tashih edilmiş üzerine talik ve haşi¬yeler yazılmıştır. Bazı sayfaları ise 11. Asırda yazıl-mıştır. Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüp¬hanesinde 55 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kütaphane 1/65)
41-) 660. Yıl nüshası
Ebu Cafer Muhammed bin Muhammed bin Ebi Nasr bin Muhammed Ali hattıyla 660 yılının Recep ayının 4. Günü Cumartesi tarihiyle yazılmıştır. İhtimalen nüshanın katibi Seyyid Ziyauddin Fazlullah Ravendi’nin mektebi-nin öğ¬rencisi olan Allame Edip Zeynuddin Ebu Cafer Muhammed bin Ebi Nasr bin Muhammed bin Ali Kum-mi’nin torunudur. Tarihi tahrif edilmiştir. Sözde be¬şinci asırda yazılmış olduğu söylenen bu nüsha altıncı asır da yazılmış diye tahrif edilmiştir.
Bu nüsha çok güzel bir hat ile yazılmıştır. Besmele ve başlıkları Kufi hattıyla yazılmıştır. Bu nüsha eski şura meclisi kütüphanesinde 8344 numarada korunmaktadır.
42-) 667 veya 668. Yıl nüshası
Seyyid Necm’ud-Din Ebu Abdillah Hüseyin b. Erdeşir b. Muhammed Taberi Enderavezi hattıyla Hille’de Sahib-i Zaman (a. s) makamında H. 667 sefer ayı sonlarında sonları Cumartesi tarihiyle yazılmıştır. (Tarih-i Sahib-i Riyaz’ul-Ulema’nın ve Üstad Muhammed Taki Daneşpejuh’un okuduğu gibi bu şekilde okmak da müm¬kündür.)
Bu nüsha mukabele ve tashih edilmiştir. Büyük zatlar için defalarca okunmuştur. İçine icazetler ve bilağ ya¬zıl-mıştır. Bu cümleden olarak Yahya b. Ahmed b. Ahmed b. Yahya b. Hasan b. Said Hezeli Hilli’nin, Hille’de katibi için H. 667 (veya 677) tarihinde yazmış olduğu icazettir. Bu nüsha da katibin rivayeti şerif Razi’ye kadar zikr edilmiştir. Ama ne yazık ki icazetin bazı kelimeleri silin¬miş tümüyle okunmamaktadır. Bir müddet sonra bu nüsha Hille’den Necef-i Eşref’e intikal etmiş, Seyyid Muhammed b. Ebi’r-Rıza Avi’ye okunmuş daha sonra bu kitap Mü’minlerin Emiri Ali (a. s)’ın mütahhar türbesin-deki Sahih nüsha ile mukabele edilmiş ve üzerine bir çok haşiyeler yazılmıştır.
Ardından yeniden bu nüsha Necef’ten Hille’ye geri götürülmüş ve üzerine H. 728 Zilhicce tarihiyle Şeyh Ha¬san b. Hüseyin b. Hasan Serabeşunuy’un icazeti yazıl-mıştır.
Bu nüsha Ayetullah’ul-Uzma Hekim’in Necef’teki kütüphanesinde 139 numarada korunmaktadır.
43-) H. 669. Yıl Nüshası
669 yılının Recep ayı tarihiyle Tuğrul bin Abdullah’el Gizzi kütüphanesi için yazıldı.
Bu nüsha Amerika’daki Brinston kütüphanesinde 1902 numarada kayıtlıdır. (Fihristi Mah, s. 221)
44-) 673. Yıl nüshası
Akil bin Hüseyin bin Ebi el-Feth bin Ahmed bin Ab-dullah Hairi (Cabiri?) hattıyla birinci cildi 673 yılının Re-cep ayının 20. günü yazılmıştır. İkinci cildi ise aynı yıl Ramazan ayının yedinci günü Hille’de yazılmıştır. İlk  sayfasında katibi “Akil bin Abdullah” ın imzası vardır.
Bu nüsha Britanya müzesi 472 numarada ADD.23 adıyla kayıtlıdır. (Fihristi Riv, s. 658)
45-) 674. Yıl nüshası
Burhan en-Nizami diye tanınan Muhammed bin el-Hüseyin el-Keçi hattıyla, 674 yılının Zilhicce ayının 24. Salı günü tarihiyle yazılmıştır.
Bu nüsha Nasiriye-i Lekehnü kütüphanesinde korun-maktadır. (Abakat’ul Envar sahibinin kütüphanesi)
46-) 675. Yıl Nüshası
İsmail bin Yusuf bin Ali bin Muhammed bin Ed-din ? hattıyla H. 675 yılı,  Sefer ayının 2’si Perşembe günü ta-rihiyle yazılmıştır. Bu nüsha Astan-i Kuds-i Rezevi kü-tüp¬hanesinde 1862 numarada korunmaktadır. (Fihristi kü¬tüphane 1/97)
47-) 675. Yıl Nüshası
Hasan bin İsmail bin İbrahim bin Ali bin Ebi’z-Zeyn Said Taberi’nin H. 675 yılının Cemadiy’el-Evvel Aynın son Çarşamba günü tarihiyle yazdığı nüsha.
Bu nüsha Hamedan İ’timad’ud Devle kütüphanesinde korunmaktadır. (Tahran Üniversitesi Merkez kütüphanesi yayınları 5/346)
48-) 675. Yıl Nüshası
Bu nüshayı H. 1385 yılında Tebriz’de Hacı Hüseyin Ağa Nahcavani’nin yanında gördüm.
49-) 676. Yıl Nüshası
Bu nüsha Ali bin Selman bin Ebi el-Hasan bin ebi el-Ferec bin Muhammed bin Ebi el-Berekat’ın 676 yılının Şaban aynın 14’ü Salı günü tarihiyle yazdığı nüshadır.
Bu nüsha Kütüphane-i Milli-i Mülk’de 153 numarada kayıtlıdır. (Fihristi kütüphane Arapça bölümü, s. 785)
50-) 677. Yıl Nüshası
Hasan bin Mehdi Alevi Hasan-i Amuli Behlevi’nin 677 yılı Rebiulevvel ayının ortaları tarihiyle yazdığı nüs¬hadır.
Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi Mer’aşi kütüpha-nesinde, 3994 numarada korunmaktadır. (Fihristi Kütüp-hane, 10/372)
51-) 680. Yıl Nüshası
Muhammed bin Ebi el-Mekarim’in 680 tarihiyle yaz-dığı nüshadır. Nefis tezyin edilmiş; altın işlemeli ve hatlı başlık konmuştur.
Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi Mer’aşi kütüpha-nesinde korunmaktadır.
52-) 682. Yıl nüshası
Hüseyin bin Muhammed Hasani’nin Müminlerin Emiri Hz. Ali (a. s)’ın mutahhar kabrinde, Gıyas’ul-Hak Ve’d-Dünya Ve’d-Din Kütüphanesi için 682 tarihiyle yazdığı ve tehzib ettiği nüshadır. Bu nüsha güzel bir hatla yazılmış, nefis çizgilerle tezhip edilmiş ve yanık renkli bir ciltle kaplanmıştır.
Bu nüsha Kahire, Tal’at Efendi kütüphanesinde, Dar’ul Kutub’il-Mısriyye’de, 4840 numarada kayıtlıdır. Üstad Ebulfazl Muhammed İbrahim kendisinin tahkikiyle basılan Şerh-i İbn-i Ebil Hadid kitabının önsüzünde ta-nıtmıştır.
53-) 683. Yıl nüshası
Bu nüsha İbn-i el-Fahir diye tanınan Safiyuddin Ab-dulmümin bin Yusuf’un (Dr. Mustafa Cevad’ın yaz¬dığı üzere) H. 683 tarihiyle yazdığı nüshadır. O tarihlerde bu nüshanın katibi borçlu olduğu için hapisteydi.
Bu nüshanın yarısı Bağdat müzesi kütüphanesinde olup 1623 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane Edebiyat bölümü, s. 642)
54-) 684. Yıl nüshası
Niku Ali bin Muhammed’es-Sukuni’nin 684 tarihiyle yazdığı nüshadır.
Bu nüsha Süleymaniye kütüphanesinde olup Kitapha-ne-i Reis’il-Kitab bölümünde, 943 numarada ka¬yıtlı bu-lunmaktadır.
55-) 687. Yıl nüshası
Nizamuddin Hüseyin bin er-Reis Ebi Sa’d Muhammed bin Abdulkerim Eberkuhi’nin; H. 5 Rebi’ulevvel 687 yılı Perşembe günü tarihiyle yazdığı nüshadır. Bu nüsha tas-hih edilmiş ve üzerine haşiyeler yazılmıştır.
Bu nüsha Tahrandaki Kütüphane-i Milli-i Mülk’de olup 1176 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane Arapça bölümü, s.786)
56-) 692 . yıl nüshası
Ali bin Ebi Mansur’un 692 tarihiyle yazdığı nüshadır. Ama ne yazık ki bu nüshanın ilk sayfaları yoktur.
Bu nüsha Hüdabahş-Petene kütüphanesinde  3569 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane, Miftah’ul Kunuz’il-Hafiyye adıyla kayıtlıdır… 3/136)
57-) 693. Yıl nüshası
Hüseyin bin Muhammed Hüseyn-i Şirazi’nin H. 693 yılının Rebi’ulevvel ayı tarihiyle Bağdat’ın Medi-net’ul-İslam’da yazdığı nüshadır. Bu nüsha çok güzel hatla ya¬zılmış olup çok nefis çizgiler kullanılmıştır.
Bu nüsha Tahran, Kütüphane-i Milli-i Mülk’de olup 1798 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüp-hane Arapça bölümü, s. 786)
58-) 698. Yıl nüshası
Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi Meraşi kütüpha-nesinde olup 6851 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kütüphane, 18/43)
59-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Bu nefis nüshanın ilk sayfalarında rivayet senetleri vardır. Ayrıca  bu nüshada Nasruddin Tusi’nin (adı silin-miş)  Cafer bin Ali bin İsmail Alevi’ye bağışladığına; Muhammed bin Muhammed bin Muhammed Kari Cabiri de ona sahip olduğuna dair işaretler vardır.
Bu nüsha Eski Şura’da Meclis kütüphanesinde, 1235 numarada kayıtlıdır. (Fihrist-i Kütüphane, 4/20)
60-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Yemen’den gelen bu nüsha, 659 yılı tarihli olup  de-falarca tashih edilmiş haşiyelere sahiptir. Son sayfası onuncu yüzyılda  yazılmış olup içinde Hüseyin bin Hay-dar Kurgi  Amili’nin mülkiyeti ile Yakub bin Ahmed Nişaburi ve oğlu Hasan’ın notları  göze çarpmaktadır.
Bu nüsha Ayetullah’il İzma Necefi Meraşi’nin kütüp-hanesinde olup 154. Numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane, 1/174)
61-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Bu nüsha bir kaç hat ve çeşitli sayfalarla yazılmıştır.   Sonlardan yeni yazılan bir kaç sayfa dışında onların hepsi çok eskidir. Bu nüshanın ön sözü ve sonlardan bir kaç sayfası kaybolmuştur.
Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi Meraşi’nin kütüp¬hanesinde olup 4745 Numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane, 12/ 312)
62-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Olasılıkla Yakut’un hattıyla yazılmıştır.
Bu nüsha Şiraz üniversitesi tıp Fakültesi Allame Ta-batabai kütüphanesinde bulunmaktadır.
63-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Bu nüsha yedinci asırdan kalmış olup 670-686 (ihti-malen 690) yıllarından izler taşımaktadır. Cüneyd eş-Şibli tarafından güvenilir ve tashih edilmiş nüsha üzerin¬den mukabele ve tashih edilmiştir. Mukabele işi 9 Recep 735 yılında sona ermiştir. Bu nüsha İstanbul Köp-rülü kütüphanesinde 1407 numarada kayıtlı bulunmakta-dır.
64-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Hindistan’daki Salarcenk kütüphanesinde bulunmakta olup 993 numarada kayıtlıdır.  (Fihrit-i Kütüphane Akide-i Şia bölümü s. 62)
65-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Bu nüsha nefis bir şekilde tezyin edilmiştir, yedinci as¬rın hattatlarından birinin hattıyla yazılmış olup tashih edilmiş ve kısa haşiyeler yazılmıştır. Ayrıca adı anılma-yan bilginlerden biri tarafından da okunmuş ve tashih edilmiştir. Bu nüsha kitabın ikinci yarısını oluşturmakta-dır.
Bu nüsha Tahran’ın Milli Kültür kütüphanesinde olup 1159 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüp-hane, Arapça bölümü, s. 786)
66-) Yedinci yüzyıl Nüshası
Bu nüsha Kirman Cuma İmamı kütüphanesinden Ede-biyat fakültesine ve oradan da Tahran üniversitesi mer¬kez kütüphanesine nakledilmiştir. (Fihrist-i Kütüphane-i İmam Cuma, s. 109)
67-) Yedinci Yüzyıl nüshası
Bu nüsha Musul Vakıflar kütüphanesinde olup  3/8 numarada kayıtlı bulunmaktadır. Onun mikro filmleri Bağdad Üniversitesi merkez kütüphanesinde olup 7 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır.
68-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Bu nüsha çok güzel olup 683 yılında Abdullah bin Muhammed bin Mevdud Hanefi Beldeci Musuli’ye okunmuş, rivayet senetleri Şerif Razi’den alınmıştır.
Bu nüsha Ayetullah’il Uzma Necefi Meraşi’nin kütüp¬hanesinde olup 5705 Numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kütüphane, 5/107)
69-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Nesh ile karışık süls hattıyla yazılmış olup Malik Eş-ter’in ahdnamesinin sonuna kadardır. Bu nüshanın son sayfaları yoktur.
Bu nüsha eski Milli Şura Meclisi kütüphanesinde olup 7300 numarada kayıtlıydı.
70-) Yedinci Yüzyıl Nüshası
Kazımeyn’deki Dr. Hüseyin Ali Mahfuz kütüphane-sinde korunmaktadır. (Ma’hed’il Mahtutat  dergisi Ka-hire, 60/56)
71-) 7. Asır Nüshası
Doktor Hüseyin Ali Mahfuz’un Kazımeyn’deki kütüp-hanesinde bulunmaktadır. (Mecellet-u Me’hed’il-Mahtutat, Kahire, 60/56)
72-) 7. Asır Nüshası
Bu nüshada bir çok lügavi ve edebi açıklamalar ile ha¬şiyeler bulunmaktadır. Baştan ve sondan ol¬mak üzere 8 sayfası düşmüş ve yeniden yazılmıştır.
Bu nüsha Kum, İslam-i Tebligat Teşkilatı kütüp¬hane-sinde korunmaktadır.
73-) 7. Asır Nüshası
Bu nüsha mukabele ve tashih edilmiştir. H. 19 Zilhicce 686 tarihinde Necm’ul-Haceti (el-Hacibi) diye tanınan Mes’ud b. Şeref b. Muhammed’in ve  690 tarihinde ise Tac’ul-Eimme Sirac’ul-Umme İbn-i Mecduddin’in mülki¬yetinde bulunmuştur. Ayrıca bu nüshada 735 yılının Re¬cep ayının 9. gecesi tarihi itibariyle Hasan eş-Şibli’nin mukabele ettiğine dair alametler göze çarpmaktadır.
Bu nüsha İstanbul Köprülü Kütüphanesinde 1407 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane 2/122)
74-) 7. veya 8. Asır Nüshası
Ahmed b. Süleyman b. Muhammed el-Atayiki hattıyla 2 Recep Pazartesi Günü Bağdat Medinet’us-Selam’da mü¬ellif Şerif Razi’nin hattı üzerinden ya¬zılmıştır. Bu nüsha tashih edilmiş, bir çok haşiye ve açıklamaları bulunmak¬tadır. Bazı sayfalarını tamir etmek isterken tarihi de si¬linmiştir.
Bu nüsha eski Senato Meclisi kütüphanesinde 1393 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane 2/243)
75-)7. veya 8. Asır Nüshası
…el-Eşref b. Muhammed b. Cafer Alevi Hasani hat-tıyla, Sefer ayının ilk on günü tarihiyle yazıl¬mıştır. Defa¬larca mukabele ve tashih edilmiştir. bir kaç defa bilgin¬lere okunmuştur. Bazı haşiyelerinden de anlaşıldığı üzere müellif Şerif Razi’nin nüsha¬sıyla da dikkatli bir şekilde mukabele edilmiştir. Bazı sayfalarını tamir ederken kati¬binin adı ve kita¬bet yılı silinmiştir.
Bu nüsha Tahran Üniversitesi Merkez Kütüpha¬nesinde 3801 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane 12/2784)
76- )7. veya 8. Asır Nüshası
Bu nüshanın başı ve sonu düşmüştür. Bu sayfa¬ları Muhammed Eşref b. Melik Muhammed Sefer Ayı 1202 tarihi itibariyle tamamlamıştır.
Bu Nüsha Ayetullah’il-Uzma Gulpaygani’nin Kum’daki Genel Kütüphanesinde bulunmaktadır.
77-)7. veya 8. Asır Nüshası
Bu Nüshanın ilk 6 sayfası yeniden yazılmıştır ve so-nunda 715 yılının zilkade ayının başları itibariyle Hasan Taberi’nin Mülkiyetinde bulunduğuna dair işaretler var-dır.
Bu nüsha Tahran Bunyad-i İnkilab-i İslami ku¬rumunda korunmaktadır.
78-)7. veya 8. Asır Nüshası
Bu nüsha Dimeşk Zahiriyye kütüphanesinde 6759 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır. Daha sonra el-Esed, Kü-tüphanesine intikal etmiştir. (Fihrist-i Kitaphane-i Zahi-riyye-Edebiyat Bölümü, 2/368)
79-)7. veya 8. Asır Nüshası
Bu Nüshanın sonundan bir kaç sayfa düşmüştür ve Zilhicce 878 yılında tamamlanmıştır.
Bu nüsha Şiraz Üniversitesi Tıp Fakültesi Al¬lame Ta-batabai Kütüphanesinde korunmaktadır.
80-)7. veya 7. Asır Nüshası
Amerika Los Angeles Üniversitesi Kütüphane¬sinde M. 199 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Tahran Üniversi-tesi Merkez Kütüphanesi Yayınları 11/380)
81-)701 Yılı Nüshası
Yakut Musta’semi’nin hattıyla Muharrem 701 Pazartesi tarihiyle yazılmıştır. Bu nefis nüsha ol¬dukça güzel hatlı, çizgili ve altın yaldızlıdır. Bir şahsiyet için yazılmıştır ve ilk sayfasının başında kütüphane-i Cemaluddin Fahr’ul-İslam ve’l-Müslimin Ebu İbrahim … (burada oynamalar ol¬muştur.) başlığı göze çarpmaktadır.
Bu nüsha Astan-i Kuds-i Rezevi Kütüphanesinde 1858 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 1/96)
82-)703. Yıl Nüshası
er-Reyyan diye meşhur olan Ahmed b. Muhammed b. Cafer b. Ahmed hattıyla ve 6 Rama¬zan 703 tarihiyle Bah¬reyn Eval adasında Şemsuddin Muhammed b. Haz’al’ın -ki iki seçkin nüshayla mu¬kabele edilmiştir.- nüshası üze¬rinden yazılmıştır.
Bu nüsha Ayetullah’il-Uzma Necefi Meraşi’nin kütüp-hanesinde olup 3741 numarada korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 10/137)
83-) 704 Yılı Nüshası
Bendar b. Muhammed b. Bendar Rimal Veramini’nin hattıyla ve 10 Ramazan 704 tarihi iti¬bariyle yazılmıştır. Nüshanın sonunda da bir kıta şiir yer almıştır.
Bu nüsha Bağdat Müzesi Kütüphanesinde 52/1662 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, Edebiyat bölümü, s. 643)
84-) 705 Yılı Nüshası
Ahmed b. Hasan b. Hüseyin b. Mesud Hilli’nin hattıyla ve 705 tarihi itibariyle yazılmıştır. Bu nüsha güzel bir hatla yazılmış olup Hille’den Mısır’a gitmiş, orada Ne-kib’ul-Eşraf, Seyyid Hasan Sahanzade’nin mülkiye¬tinde bulunmuştur.
Bu nüsha İstanbul Beyazıt kütüphanesinde 5572 Nu-marada korunmaktadır.
85-) 707. Yıl Nüshası
Bu nüsha tashih edilmiş ve 707 tarihi itibariyle muka-bele edilmiştir. Ama bunun doğru olduğunu sanmıyorum. Bana göre onuncu asrın başlarına ait¬tir. Buradaki tarih ise Bu nüshanın istinsah edildiği asıl nüshanın tarihidir. Bu nüshayı Muhammed Mü’min b. İsmail mukabele etmiş ve bu işi Cemadissani 1067 tarihinde sona erdirmiştir. Bu nüsha Ayetullah Necefi-i Meraşi’nin kütüphane¬sinde 4460 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane 12/48)
86-) 708 Yılında Mukabele Edilmiş Nüsha
Bu nüsha Mahmud b. Ebi’l-Mehasin b. Mahmud hat-tıyla asıl nüshayla mukabele ve tashih edilmiştir. Bu iş 708 yılı Rebiulevvel ayının sonlarında Kaşan’da sona er-miştir. Bu nüsha oldukça süsle¬meli, çizgili ve altın işle-melidir.
Bu nüsha Dimeşk Zahiriyye kütüphanesinde 9089 nu-marada kayıtlı iken el-Esed genel kütüpha¬nesine intikal ettirilmiştir. (Fihrist-i Zahiriyye, ede¬biyat bölümü 2/366; Fihrist-i el-Esed, s. 453)
87-) 708 Yılı Nüshası
Hasan b. Muhammed b. Ebil Hasan Avi hattıyla olup 20 Rebiulevvel 708, Çarşamba günü tarihiyle yazılmıştır. Bu nüshanın ilk yarısı tashih edilmiş ve bir takım bilağ alametleri göze çarpmaktadır ve geriye kalanı ise Kadı Kudai’nin eş-Şehab kitabında yer aldığı üzere aynı yılın Rebiulahir ayının sonla¬rında tamamlanmıştır.
Bu nüsha Ayetullah Necefi-i Meraşi’nin kütüp¬hane-sinde 4556 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane 12/129)
88-) 709 Yılı Nüshası
Bu nüsha İstanbul Topkapı Sarayı Sultan 3. Ah¬met Kütüphanesinde 2586 numarada kayıtlı bulun¬maktadır. (Fihrist-i Kitaphane, Arapça bölümü 4/222)
89-) 710 Yılı Nüshası
Hızır Ali hattı ve Muhammed b. Ali b. Ebi Ali Mehdevi Belhi’nin tashihi ile olup 718 yılı tarihi itibariyle Ali b. Muhammed Abdussamed Temimi Nişaburi’nin nüshası üzerinden yazılmıştır. sonunda da Ebi Yusuf Yakub b. Ahmed Nişaburi’nin Nehc’ül-Belağa hakkında söylediği bir takım fay¬dalı bilgiler yer almıştır.
Bu nüsha eski Milli Şura Meclisi Kütüphane¬sinde 5623 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane 17/77)
90-) 717 Yılı Nüshası
Muhammed b. Muhammed b. Ahmed b. İbrahim Zev-vari’nin hattıyla olup 28 Rebiulevvel 717, Per¬şembe günü tarihiyle yazılmıştır.
Bu nüsha eski şura Meclisi Kütüphanesinde 7471 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır.
91-) 718 Yılı Nüshası
Oldukça nefis bir nüsha olup 16 Şaban 718 yılı, Per-şembe günü İmam Ebu’l-Fezail Ali b. Muhammed b. Ali b. Abdussamed Temimi’nin asıl nüshasıyla mukabele edilmiştir. Bu asıl nüshayla mukabelenin sıhhatini bir kaç bilgin insan da onaylamıştır. ayrıca Ali b. Hilal Katib-i Bağdadi’nin hattıyla bir takım ilaveler ve şiirler de yazıl-mıştır.
92-) 720. Yıl Nüshası
Bu Nüsha Ayetullah’il-Uzma Hacı Ağa Hüseyin Ta-batabai Burucerdi’nin şahsi kütüphanesinde olup şu anda da evinde mevcut bulunmaktadır.
93-) 726. Yıl Nüshası
Bu nüsha tashih ve mukabele edilmiştir. Yazı¬lımı ise 726 yılının Şaban ayının sonlarında sona ermiştir.
Bu nüsha Tahran Üniversitesi edebiyat kütüpha-nesinde 63-Kitapha-i İmam Cum’a-i Kirman numa¬rasında kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane s. 109)
94-) 727. Yıl Nüshası
Muhammed b. Hasan b. Hüseyin Nesevi’nin hat¬tıyla olup Ramazan 727 tarihi itibariyle yazılmıştır.
Bu nüsha İstanbul, Süleymaniye-Laleli Kütüp¬hane-sinde 1956 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
95-) 728. Yıl Nüshası
Ahmed b. Yahya b. Muhammed b. Ömer b. Muham-med Suhreverdi (2. Şeyhzade) hattıyla olup 26 Şevval 728 Cuma günü tarihi itibariyle yazıl¬mıştır. Bu nüsha süslen-dirilmiş, altın yaldızla be¬zenmiştir. Bağdat Kadısı ve Irak Müftüsü Mirza Mahtum b. Seyyid Şerif Şerifi Gurgani’nin yazdı¬ğına göre levha yazıları Yakut’a mensuptur. Ama bana göre bu nisbet doğru değildir.
Bu nüsha eski Şura Meclisi Kütüphanesinde 4152 nu-marada vitrinde korunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane 11/155)
96-)729 Yılı Nüshası
Muhammed b. Muhammed b. Hasan b. et-Tevil Seffar Hilli Sakin Vasit’ul-Kasap hattıyla olup 12 Cemadilahir 729 tarihiyle yazılmıştır ve bu nüsha katibinin yazdığı 13. nüshadır.
Bu nüsha Astan-i Kuds-i Rezevi Kütüphanesinde 1860 numarada korunmaktadır.
97-) 735 Yılı Nüshası
Abdurrahim b. Ahmed Sadr Hunsari hattıyla olup 7 Sefer 735 tarihiyle yazılmıştır ve Seyyid Ahmed b. Ahmed Anduhudi’nin mülkiyetinde bu¬lunmuştur.
Bu nüsha Paris Milli Kütüphanesinde A. 2423 numa-rada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kadim-i Kitaphane, 1/425)
98-) 726. Yıl Nüshası
Seyyid Şemsuddin Muhammed b. Ebil Meali b. Ebil Kasım Alevi Musevi’nin hattıyla olup 29 Ra¬mazan 736 tarihinde yazılmıştır. Bu nüsha muka¬bele ve tashih edil-miş, haşiye ve sonunda bilağ işaretleri göze çarpmaktadır. ayrıca kitabın sonunda karardığı için okunamayan bir ta¬kım yazılar da var¬dır.
Bu nüsha İsfahan Sadr medresesi Rezeviyye kütüpha-nesinde 158 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır. (Tahran Üniversitesi, Merkez Kütüphanesi ya¬yınları 5/314)
99-) 771 Yılı Nüshası
Ebul Berekat b. İbn-i Ali b. Muhammed b. Fethi (Yahya) Vaiz Hattıyla olup 20 Şevval 771 tarihi iti¬bariyle yazılmıştır. Nüshanın ilk sayfası yeniden yazılmıştır ve bu nüshada 1153 tarihi itibariyle Şiraz’da Raziddin b. Seyyid Haşim Bahreyni ile Ebul Hasan Süleyman b. Ab-dullah Mahuzi Bahreyni’nin mülkiyetinde olduğuna dair işaretler görülmektedir.
Bu nüsha eski Senato Meclisi kütüphanesinde M. 876 numarada korunmaktadır.
100-) 773 Yılı Nüshası
Hasan b. Muhammed Taberi hattıyla olup 17 Rebius-sani 773, Salı günü tarihiyle yazılmıştır. Mevlana Şem-suddin Evliyaullah’ın nüshası üzerin¬den Kufi hattına benzer bir hatla yazılmıştır. Nüs¬hanın sonunda ise birkaç kıta şiir ve bir takım hut¬beler eklenmiştir.
Bu nüsha Tahran Üniversitesi Merkez Kütüpha¬nesinde 1176 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane 2/324)
101-) 773 Yılı Nüshası
Ebu Sa’d b. Ebi Said b. Hüseyin b. Ahmed b. Münebbeh et-Terzi el-Enzani’nin hattıyla olup yirmi şa-ban 772 tarihi itibariyle yazılmıştır. Sonunda da Hz. Ali’ye isnad edilen Munika -elifsiz- hutbesi ilave edilmiş¬tir.
Bu nüsha İsfahan Üniversitesi, Edebiyat Fakül¬tesi Kütüphanesinde 1313 numarada kayıtlıdır.
102-) 773 Yılı Nüshası
Ali b. Fahr b. Ali Musevi Taberi hattıyla olup 773 yı-lının Şaban ayının başlarında Cumartesi günü yazılmıştır. Bu nüshanın haşiyelerini de sözde nüs¬hanın katibi yaz-mıştır. Zor kelimeler hakkında açıklamalar yapılmış veya satırlar arasında tercü¬mesi verilmiştir.
Bu nüsha Astan-i Kuds-i Rezevi kütüphanesinde olup 9138 numarada kayıtlıdır.
103-) 785 Yılı Nüshası
Bu nüsha Ebu’l-Hasan Haydar b. Suud b. Ali Hasani hattıyla olup 12 Rebiussani 785 tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha müellifin yaşadığı çağda var olan bir nüsha üzerin¬den yazılmıştır. Bir çok haşi¬yeleri vardır. İlk sayfası 12. Asırda yeniden yazılıp tamamlanmıştır.
Bu nüsha Astan-i Kudsi Rezevi Kütüphanesinde 2183 numarada kayıtlıdır. (Fihrist-i Kitaphane, 5/200)
104-) 791 Yılı Nüshası
Ali b. Hüseyin b. Muhammed el-Amiri hattıyla olup 791 tarihiyle yazılmıştır.
Bu nüsha eski Şura Meclisi Kütüphanesinde 7943 nu-marada kayıtlıdır.
105-) 795 Yılı Nüshası
Bu nüsha Abdullah b. Hüseyin hattıyla olup 26 Şevval 795 tarihiyle yazılmıştır.
Bu nüsha Tahran Sipehsalar (Şehid Mutahhari) Med-resesi kütüphanesinde 7041 numarada kayıtlı¬dır. (Fihrist-i Kitaphane, 5/738)
106-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha İstanbul Topkapı Sarayı Sultan 3. Ah¬met Kütüphanesinde A. 2374 numarada kayıtlıdır.
Bu nüshanın mikrofilmi ise Kahire Ma’hed’il-Mahtutat’ta mevcuttur. (Fihrist-i Nüsha-i Aksi, Ma’hed’il-Mahtutat, 1/543)
107-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha altın yaldızlarla çizilmiş, iki cüzlük ne¬fis bir nüshadır. Bir çok hatla yazılmıştır. Bazı say¬faları 9. asır-dan kalmadır. Ama hepsi de birbirine benzemektedir. Birbirinden ayırt etmek çok zordur. Bu nüsha tashih ve mukabele edilmiştir. Bir çok ha¬şiyeleri vardır. Çeşitli hatları ve bilağ alametleri göze çarpmaktadır.
Bazıları Kaşan’da bulunup Tarih-i Selh’e göre 973 yı-lının Rebiulahir ayından kalmadır. Bu iki cüz San’a Cami-i Kebir Kütüphanesinde 1923 numarada kayıtlıdır. (Fih¬rist-i Kitaphane 4/24)
108-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha Hindistan-Petene Hudabahş kütüpha¬nesinde 1823 numarada kayıtlıdır. Bu nüshanın üçüncü babı 11 asırda yazılmıştır. (Fihrist-i Kitapha-ne-Miftah’ul-Kunuz’il-Hafiyye, 1/208)
109-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha Amerika Brinston ـniversitesi Kütüp¬hane-sinde olup 328-Mahtutat-i Gard numarasında kayıtlıdır. (Fihrist-i Kitaphane, s. 96)
110-) 8. Asır Nüshası
Bu nüshanın başlangıcı kaybolmuştur ve Meşhed Sü-leyman Han kütüphanesinde korunmaktadır. (Fih¬rist-i Çahar Kitaphane-i Meşhed, s. 23)
111-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha 883 tarihi itibariyle Muhammed b. Niza-muddin b. Hilal er-Ruban, (er-Rubal)’ın mülki¬ye¬tinde olmuştur ve ilk sayfası kaybolmuştur.
Bu nüsha Bağdat Müze Kütüphanesinde 7161 numa-rada kayıtlıdır. (Fihrist-i Kitaphane-Edebi Nüshalar bö-lümü, s. 643)
112-) 8. Asır Nüshası
Bu nüsha Muhammed Ali Hunsari’nin kütüpha¬nesinde idi. Bu nüshayı Tahran’da bazı Hunsarlıların yanında gör¬düm.
113-) 8. veya 9. Asır Nüshası
Yemeni veya Türki bir nüshadır ve katibi Ehl-i Sün-nettir. Müminlerin Emiri Hz. Ali (a. s)’ın adından sonra, “Raziyallahu anhu” veya “kerremellahu vechehu” tabirle¬rini kullanmıştır. İkinci babının so¬nunda müellifin çağ¬daşı olan bir nüshadan ilave na¬killer yapılmıştır. Bu nüs¬hayla birlikte bir kaç da ri¬sale yer almıştır. Ayrıca Hz. Ali (a. s)’a isnad edilen bir takım manzumeler de yer almıştır. Ama bu nisbet doğru değildir. Nüshanın ikinci sayfasında ise cetvel halinde kapsamlı bir fihrist mevcuttur. Nehc’ül-Belağa bu nüshada ikiye ayrılmıştır. Cüm¬lelerin fasılala¬rında ise Kur’an ayetleri gibi bir ta¬kım nişaneler yer al¬mıştır.
114-) 8. veya 9. Asır Nüshası
Oldukça güzel hatla yazılmış bir nüshadır. Bazı cüm-leleri Farsça’ya çevrilmiştir.
Bu nüsha lügatname-i Dehhuda kütüphanesinde 32 numarada kayıtlıdır. (Tahran Üniversitesi Mer¬kez Kütüp¬hanesi Yayınları 3/59)
115-) 8. veya 8. Asır Nüshası
Bu nüsha Şiraz Üniversitesi Tıp Fakültesi Al¬lame Ta-batabai Kütüphanesinde kayıtlı bulunmak¬tadır.
116-) 8. veya 9. Asır Nüshası
Bu nüsha Los Angeles Üniversitesinde M. 191 numa-rada kayıtlı bulunmaktadır. (Tahran Üniver¬sitesi Merkez Kütüphanesi Yayınları 11/381)
117-) 816. Yıl Nüshası
Ali b. Abdullah el-Ustademi el-Etrani hattıyla olup 5 Rebiulevvel 826, pazartesi gecesi tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha tashih ve mukabele edilmiş olup bir çok haşiyelere sahiptir.
Bu nüsha Ayetullah’il-Uzma Necefi Meraşi’nin kütüp-hanesinde kayıtlı bulunmaktadır.
118-) 816. Yıl Nüshası
Nesr b. Muhammed b. Nesr Mukirri Zübeydi Şa¬fii’nin hattıyla olup Şevval 816 tarihiyle yazılmıştır. Birinci say¬fası yeniden yazılmıştır ve müellifin çağdaşı nüshadan bir takım eklemeler nakl edilmiş¬tir.
Bu nüsha Astan-i Kudsi Rezevi Kütüphanesinde 2185 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
119-) 818. Yıl Nüshası
Muhammed b. Ali b. Hasan Huseyni Musevi hattıyla olup 18 Cemadilevvel 818 yılı Perşembe günü tarihiyle, ilk bir kaç sayfası yeniden yazılmış ve satırlar arasında Farsça tercümesi yapılmıştır. Meclis Kiya Azem’us-Seyf… (adı silinmiş ve yerine Muhammed Ali diye kayd edilmiştir.) adlı şahsa hediye ola¬rak kaleme alınmıştır.
Bu nüsha esasınca Kutbuttin Keyderi’nin Envar’ul-Ukul Kitabı yazılmış ve Muhammed Mü’min Razi 1902 yılında onu Allame Muhammed Bakır Meclis İsfahani’ye okumuştur o da kendisi için aynı yılın Recep ayında bir icazet yazmıştır.
Bu nüsha Meşhed Govherşad Meclisi kütüpha¬nesinde 103 numarada kayıtlıdır.
120-) 823. Yıl Nüshası
Bu nüsha Doktor Sati Erdekani’nin Tahran’daki kütüp-hanesinde mevcuttur.
121-) 837 Yılı Nüshası
İbrahim b. Muhammed hattıyla olup Zilhicce 837 tari¬hiyle yazılmıştır. Bu nüsha San’a Cami-i Kebir Batı Kü¬tüphanesinde 143 numarada kayıtlı bulunmaktadır (Fih¬rist-i Kitaphane, s. 624)
122-) 868 Yılı Nüshası
Ali Mürşid-i Şekkani hattıyla olup 20 Şaban 868 tari-hiyle yazılmıştır.
Bu nüsha Hindistan-Petene Hudabahş Kütüpha¬ne-sinde, 2574 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Nevadir Mahtutat-i Mektebet-i Hudabahş, Seyyid Hasan Uşir, s. 207)
123-) 871 Yılı Nüshası
Ala b. Hüseyin b. Ali Hafız Sebzevarinin hat¬tıyla olup 14 Cemadilahir 871 tarihiyle Hisn’us-Sultan’da 18 gün zarfında yazılmıştır. Bu nüsha Kum, Astane-i Hz. Masume Kütüphanesinde 95 numarada kayıtlı bulun-maktadır. (Fihrist-i Kütüp¬hane, s. 74)
124-) 875. Yıl Nüshası
Bu nüsha Yemen’den olup 875 yılının Cemadilahir ayının ortalarında, Cuma günü yazıl¬mıştır. Çizgili ve altın yaldızlı bir nüshadır.  3. Bab satırları arasında Farsça ter¬cümesi ile yazılmıştır. Başlangıcındaki elifsiz hutbeyi ve sonundaki Hutbet’ul-Beyan-ı Katibin kendisi eklemiştir.
Salih b. Ali Talagani bu kitabı mukabele etmiş ve bu işi Cemadilahir 1017 yılında sona erdirmiştir.
Bu nüshayı Kum’da Üstad Şeyh Hasanzade Amuli’nin yanında gördüm.
125-) 875. Yıl Nüshası
Salih b. Ahmed b. İbrahim b. Muhammed b. Sa¬lih En-sari’nin hattıyla olup 26 Muharrem 875 tari¬hiyle ya-zılmıştır. Bu nüsha Bağdat müzesi kütüp¬hanesinde olup 2772 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır. (Mesadir-u Nehc’il-Belağa, 1/195)
126-) 882. Yıl Nüshası
Hamza b. Pirhilal b. Kecheş b. Hilal Hasani hat¬tıyla olup 882 tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha büyük bir ha-cimle ve satırlar arasında Farsça tercümesiyle yazılmıştır.
Bu nüsha Vezir-i Yezd Umumi Kütüphanesinde 521 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 1/152)
127-) 885 Yılı Nüshası
Abdulhuseyn b. Abdulaziz Hafız Razi hattıyla olup 11 Recep 885, Cumartesi Tarihiyle yazılmıştır. Bir çok haşi¬yeleri bizzat katip tarafından yazılmış¬tır.
Bu nüsha Astane-i Kuds-i Rezevi kütüphane¬sinde 13813 numarada kayıtlı bulunmaktadır ve Medrese-i Fa-zıl Han kitapları arasında korunmak¬tadır.
128-) 891 Yılı Nüshası
Muhammed b. Sultan el-Hafız’ın hattıyla olup Rama-zan 891 tarihiyle yazılmıştır ve ikinci babdan başlamıştır. Satırları arasında Farsça tercümesi de verilmiştir. Farsçaya çeviri olan Kutbuddin Keyderi’nin Envar’ul-Ukul kitabı da bu nüshanın sonunda yazılmıştır.
Bu nüsha Ayetullah Necefi-i Meraşi’nin Kütüp¬hane-sinde olup 826 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır. (Fİhrist-i Kitaphane 3/26)
129-) 892. Yıl Nüshası
Muhammed Mahallati’nin güzel hattıyla ve  892 tari-hiyle yazılmıştır. oldukça güzel tezhiplerle nefis çizgilerle yazılmış bir nüshadır.
bu nüsha İstanbul İslami vakıflar müzesinde 2074 nu-marada kayıtlı bulunmaktadır. Mikro filmi ise Kahire Ma’hed’ul Mahtutat’il Arabiyye ‘de, 881 numarada mev-cuttur. (Ma’hed’ul Mah’tutat dergisi, 1/544)
130-) 897 yılı nüshası
Hasan bin Ebi Said bin Bayazıt Cami hattıyla ve Rebiulevvel 897 tarihiyle yazılmıştır. ayrıca Kadı Kuda’inin eş-Şehab kitabı ile Hz. Ali (a. s)’ın divanı ve İmam Seccad (a. s)’ın Nudbe duası da eklenmiştir.
Bu mecmua Allame Zerabadi’nin Kazvin’deki şahsi kütüphanesinde korunmaktadır.
131-) 9. Asır Nüshası
Bu nüsha Hindistan- Petene Hudabahş kütüpha¬nesinde olup 1854 numarada kayıtlı bulunmaktadır. bu nüsha da satırlar arasında farsça tercümesi de ve¬rilmiştir. (Fihrist-i Kitaphane-i Miftah’ul Kunuz’il Hafiyye, 1/208)
132-) 9. Asır Nüshası
Katibinin adı ve kitabet tarihi silinmiştir. Muslihi’nin nüshasıdır.
Bu nüsha Necef İmam Emir’el Müminin kütüp¬hane-sinde, 2200 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
133-) 9. Asır Nüshası
Oldukça güzel bir hatla yazılmıştır, başından ve so-nundan bazı sayfalar kaybolmuştur.
Bu nüsha ـstat Kazım Mudir Şancı’nin şahsi kütüpha-nesinde idi ve şuanda Astan-i Kuds-i Rezevi kütüphane-sinde verilmiştir.
134-) 9. Asır Nüshası
Bu nüsha Tahran Üniversitesi Merkez kütüpha¬nesinde 1340 numarada kayıtlıdır. (Fihrist-i Kitaphane, 8/27)
135-) 9. Asır Nüshası
Bu nüshanın Arapça ve Farsça bir çok haşiyeleri var-dır. üstad Şeyh Hasan Hasanzade Amuli’nin Kum’daki şahsi kütüphanesinde gördüm.kendisi büyük bir dikkatle eski nüshayla mukabele ve tas¬hih etmiştir.
136-) 9. veya 10. asır Nüshası
Bu Nüshanın sonları düşmüş ve bazı bilginlere ihti-malen pek çok defa okunmuştur. Haşiyelerinde bilağ, araz ve inha nişaneleri bulunmaktadır.
Bu nüsha Amerika Los Angeles üniversitesi kü¬tüpha-nesinde M. 822 numarada bulunmaktadır. (Tahran Üni-versitesi merkez kütüphanesi yayınları, 11/381)
137-) 9. veya 10. asır Nüshası
Bu nüshada bir çok Farsça ve Arapça haşiyeler bu-lunmaktadır, bu nüshayı Kum’da üstat Şeyh Ha¬san Hasan Zade Amulu’nin şahsi kütüphanesinde gördüm. Bu nüs-hayı, Şerif Razi’nin hattıyla yazılı nüsha üzerinden muka¬bele edilmiş olan nüshayla tashih ve mukabele etmiştir.
138-) 9. veya 10. asır Nüshası
Bu nüsha bir kaç levhayla süslendirilmiş nefis bir nüs¬hadır.
bu nüsha Astan-i Kuds-i Rezevi kütüphanesinde 1040 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
139-) 912. Yıl Nüshası
Bu nüsha Muhammed Mecduddin Muhammed bin Kı-vam el Ensari’nin hattıyla ve 15. Muharrem 912 tarihiyle yazılmıştır. satırlar arasında da Nehc’ul Fesaha fi Şerh-i Nehc’il Belağa kitabının sahibi Şeyh Kemaluddin Hüse-yin bin Hace Şerefuddin Abdulhak İlahi Erdebili’nin Farsça ter¬cümesine yer verilmiştir. (922 yılı)
Bu nüsha Tahran Üniversitesi merkez kütüpha¬nesinde M. 2398 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Ki-taphane, 9/ 1009)
140-) 912. Yıldan bir Bölüm
Bu nüsha Seyyid Muhammed Cezairi’nin kütüp¬hane-sinde bulunmaktadır.ve Kum Medinet’ul İlm kütüphane-sine intikal etmiştir.
141-) 918. Yıl Nüshası
Bu nüshada da satırlar arasında Farsça tercü¬meye yer verilmiştir. Dimeşk, Zahiriyye kütüpha¬nesinde 7775 nu-marada kayıtlı olan bu nüsha son¬radan el-Esed kütüpha-nesine intikal etmiştir ve orada aynı numarayla kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Zahiriye Edebi kitaplar bölümü, 2/367)
142-) 945. Yıl Nüshası
Bu nüsha Hattat Muhammed bin Ali Evhadi Tabib’in güzel hattıyla ve 10 Recep 945 tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha ilk sayfada yaldızlı başlıklarla süslenmiştir.
Bu nüshayı İstanbul Süleymaniye kütüphane¬sinde 490- el-Mektebet’ul Hamidiyye numarasında gördüm.
143-) 960. Yıl Nüshası
Bu nüsha Muhammed Hüseyin bin Muhyibah Deşti’nin güzel hattıyla ve 14 Cemadilevvel 960, Per¬şembe günü tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha çiz¬gili ve ne¬fis bir süsle-meye sahiptir. Satırları ara¬sında da katibin hattıyla Farsça tercümesi verilmiş¬tir. bu nüsha Astan-i Kuts-i Rezevi kütüphanesinde 8085 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
144-) 968. Yıl Nüshası
Bu nüsha bu kitabın tümünü eski milli şura meclisi kütüphanesinde gördüm.
145-) 973. Yıl Nüshası
Bu nüsha Abdullah bin Hüseyin’in güzel hattıyla ve 7 Şaban 973 tarihiyle yazılmıştır. oldukça süs¬lenmiş ve sa-tırları arasında Farsça tercümesi veril¬miş bir nüshadır. Şah Abbas Safevi tarafından İmam Rıza’nın Astane-i Mutahhar’ına vakfedilmiş¬tir.
Bu nüsha Astane-i Kuts-i Rezevi kütüphane¬sinde, 2180 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane, 5/ 200)
146-) 974 . Yıl Nüshası
Bu nüsha İstanbul Nuru Osmaniye kütüphane¬sinde 4361 numarada kayıtlı bulunmaktadır.
147-) 987. yıl nüshası
Bu nüsha Ala’ul Mülk bin Abdulkadir Hüseyni Mer’aşi’nin hattıyla ve
987 tarihiyle Kazvin’de Şeyh Saduk’un el-Hisal kita-bıyla birlikte yazılmıştır.
Bu nüsha Amerika Los Angeles Üniversitesi kütüpha-nesinde, M. 1041 numarada kayıtlı bulun¬maktadır. (Tah-ran Üniversitesi Merkez kütüpha¬nesi yayınları, 11/707)
148-) 996. Yıl Nüshası
Hüseyin bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Şetkam Hü-seyni Medeni’nin hattıyla ve 19 Muharrem 996, Cumar-tesi günü tarihiyle Habir adlı beldede yazıl¬mıştır. Bu nüs¬hanın yazılmasına 17 Rebiulevvel 994 tarihinde başlan¬mıştır. Bu nüsha çizgili ve yal¬dızlı başlıklara sahip olup kayıt ve tashihi için de diğer başka dört nüsha esas alın¬mıştır.
Bu nüsha Tahran Üniversitesi merkez kütüpha¬nesinde 78 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane, 2/322)
149-) 996. Yıl Nüshası
Bu nüsha İstanbul Topkapı sarayı Sultan Üçüncü Ah-met kütüphanesinde A. 2586. numarada kayıtlı bulun-maktadır. Bu nüshanın bir mikrofilmi de Ka¬hire Ma’hed’il Mahtutat’ta bulunmaktadır. (Fihrist-i Ma’hed’ul Mahtutat, 1/543)
150-) 996. Yıl Nüshası
Bu nüsha Şaban 996 yılında yazılmıştır. Ame¬rika Brinston Üniversitesi kütüphanesinde 1522 numarada ka¬yıtlı bulunmaktadır. fihristi yapılma¬yan yeni kitaplardan sayılmaktadır.
151-) 997. Yıl Nüshası
Bu nüsha Berlin Milli kütüphanesinde 8665 nu¬marada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane- İhlevers)
152-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha usta bir hattatın hattıyla yazılmıştır. süsle-meli ve çizgili bir nüshadır.
Bu nüsha Tahran Milli-i Mülk kütüphanesinde 5989 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane- Arapça nüshalar bölümü, s. 787)
153-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha Bağdat müze kütüphanesinde 1904 numa-rada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane- Edebi kitaplar bölümü, s. 645)
154-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha süslü ve çizgili bir nüshadır. yazılış ta¬rihi si¬linmiştir. sadece 23 sayısı kalmıştır ve ihtimalen 923 yı¬lına aittir.
Bu nüsha Kum’da Şeyh Ali Haydar’ın şahsi kü¬tüpha-nesinde bulunmaktadır.
155-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha Amerika Brinston üniversitesi kütüp¬hane-sinde 432 numarada kayıtlı bulunmaktadır. ilk bölümleri kaybolmuştur. (Fihrist-i Kitaphane, s. 222)
156-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha aynı kütüphanede, 1182 numarada, fihriste alınmamış kitaplar içinde korunmaktadır.
157-) 10. Asır Nüshası
Bu nüsha Meşhed Süleyman Han Medresesi kütüpha-nesinde korunmaktadır. Baş ve son tarafları kaybolmuş-tur. (Fihrist-i Çahar Kitaphane, s. 23)
158-) 10. Asır nüshası
Bu nüsha Vatikan kütüphanesinde 1176 numa¬rada ka-yıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, s. 178)
159-) 10. Asır Nüshası
Bu nüshanın ilk ve son sayfaları kaybolmuştur ve 1104 yeniden yazılarak tamamlanmıştır.
bu nüsha İsfahan Üniversitesi edebiyat fakültesi kü-tüphanesinde 1227 numarada kayıtlı bulunmak¬tadır. (Tahran Üniversitesi Merkez Kütüphanesi Yayınları 11/921)
160-) 10. Asır Nüshası
Mevlana Riyasuddin Muhammed Bu nüshayı Allame Molla Muhammed Bakır Meclisi İsfahani’ye okumuş ve sonunda sekiz Recep 1092 tarihi itiba¬riyle bir de inha yazmıştır.
Bu nüsha Ayetullah’il-Uzma Necefi-i Meraşi’nin kü-tüphanesinde 401 numarada korunmaktadır. (Fih¬rist-i Kitaphane, 2/3)
161-) 10 veya 11. Asır Nüshası
Bu nüsha Amerika Los Angeles Üniversitesi Kütüpha¬nesinde 826 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır. (Üstad Muhammed Taki Daneşpejuh’un not¬ları.)
162-) 1059. Yıl Nüshası
Muhammed Rıza Şuşteri’nin hattıyla ve Rebiulahir 1059 tarihiyle yazılmıştır. Bu nüsha mu¬kabele ve tashih edilmiştir. Bir çok haşiye ve talik¬leri vardır. Asıl nüsha-daki tashih ve mukabele not¬ları bu nüshaya da nakl edil-miştir. Seyyid Fazlullah Ravendi’nin haşiyelerine sahip olduğu için büyük öneme sahiptir.
Bu nüsha Doktor Hüseyin Ali Mahfuz’un kütüp¬hane-sinden Bağdat müze kütüphanesine intikal et¬miştir.
163-) 1099 Yılı Nüshası
Hasan Ali b. Haydar Şirazi’nin hattıyla ve 1099 tari-hiyle Şerif Razi’nin nüshası üzerinde yazılmış olan Yakut Musta’semi’nin hattı üzerinden yazıl¬mıştır.
Bu nüsha Ayetullah’il-Uzma Necefi Meraşi’nin kütüp-hanesinde 774 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır. (Fihrist-i Kitaphane, 2/382)
164-) 11. Asır Nüshası
Allame Hilli’nin öğrencisi olan Ebul Futuh Ah¬met b. Ebi Abdillah Belku Avi’nin nüshası üzerin¬den yazılmıştır.
Ayetullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüpha¬nesinde 4161 numara kayıtlı bulunmaktadır. (Fih¬rist-i Kütüphane 11/174)
165-) 11. Asır Nüshası
Oldukça güzel bir hatla yazılmış nefis bir nüsha¬dır. Feyz-i Kaşani’nin oğlu Muhammed Alem’ül-Hüda’nın is-teği üzerinde bazı alimlerin icazetine sa¬hip olan nüsha üzerinden yazılmıştır. Kendisi de 1094 yılında bu nüshayı tashih ve mukabele etmiş¬tir.
Bu nüsha Necef-i Eşref İmam Emir’el-Müminin kü-tüphanesinde 926 numarada kayıtlı bulunmakta¬dır.
166-) 1108. Yıl Nüshası
Usta bir hattatın güzel hattıyla 1108 tarihinde yazıl-mıştır. Oldukça süslü ve çizgili nefis bir nüs¬hadır. Şerif Razi’nin çağındaki nüsha üzerinden ve diğer bir kaç nüs-haya dayanarak yazılmıştır. katibi bizzat mukabele ve tashih edilmiştir ve bu nüsha Şeyh Lütfullah’a okunmuş-tur.
Bu nüsha Necef-i Eşref, İmam Emir’el-Mü’minin (a. s) kütüphanesinde  50 numarada kayıtlı bulun¬maktadır.
167-) 1132. Yıl Nüshası
Muhammed Sadık b. Muhammed Şefii Yezdi’nin hat-tıyla 1132 yılı tarihiyle Seyyid Fazlullah Raven¬di’nin nüshası üzerinden yazılan Şeyh Cemaluddin Ebu’l-Futuh Ahmed b. Ebi Abdillah Belkuh b. Ebi Talib b. Ali Avi’nin nüshası üzerinden kaleme alınmıştır. Seyyid Fazlullah’ın haşiyeleri ve tarikatı da bu nüshada mevcuttur.
Bu nüsha oldukça nefis ve dikkatle yazılmıştır. Aye-tullah’il Uzma Necefi-i Meraşi’nin kütüphane¬sinde 273 numarada kayıtlı bulunmaktadır. (Fihrist-i Kitaphane, 1/302)

Nehc’ul-Belaga’nın Senetleri Hakkında
ضnemli Bilgiler
ـstad Hasan Hasanzade Amuli

Bizleri hanedanların en iyisi olan Peygamber (s. a. v)’in hanedanına hidayet eden Allah’a hamd olsun. bu ha-nedanın ilki Peygamberi (s. a. v) sonuncusu ise vahiy haznedarı ve gaybın kilidi Hüccet İbn-i Hasan, Al-i Mu-hammed’in Kaim’i Hz. Mehdi (a. s)’dır. Rezzak olan Allah bizlere doğru ve her türlü hatadan uzak konuşan kimsenin (Hz. Ali’nin) söz deryasına dalmayı nasip etti. Nitekim Hz. Ali (a. s) şöyle buyurmuştur: “Biz sözün emirleriyiz, sözün ipleri bizden sarkar, dalları bizden sar¬kar.” Hz. Ali (a. s)’ın birer inci olan sözlerini beş cilt ha¬linde düzenleyip bir araya topladık ve adını da “Tekmilet-ü Minhaci’l Beraa fi- Şerh-i Nehc’il Belağa” koyduk. Şimdiye kadar bir  defadan fazla basılmıştır. Bu kitapta önemli olan husus da Nehc’ul Belağa’nın muhtevasını ve kaynaklarını rivai kitaplardan ve Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa kitabından çok önceleri yazılmış eserlerden çıka¬rılmış olmasıdır. Bu kaynakların başlıca önemli olanları şunlardır:
1- Kitab-i Cami-i Kafi, (Şeyh’ut Taife Tusi’nin iki gö-rüşünden biri  esasınca) H. 328 yılında Neccaşi’nin dediği esasınca da 329 yılında) vefat eden Hüccet’ul İslam Ku-leyni.
2- H. 285 yılında vefat eden  Ebi Osman Ömer bin  Bahrul Cahiz’in el-Beyan ve’t-Tebyin  adlı eseri.
3- Müberret diye meşhur olan ve H. 285 yılında vefat eden Ebil Abbas Muhammed bin Yezid’in el-Kamil adlı eseri.
4- Muhaddis Kumi’nin el-Künye ve’l Elkab kitabında yazdığı esasınca h. 246 yılında (başka bir görüşü göre de H. 292 yılında) vefat eden  Ahmed bin Ebi Yakub el-Katip’in, Tarih-i Yakubi diye meşhur olan kitabı.
5- H. 310 yılında vefat eden Cafer Muhammed bin Cerir et-Taberi el-Amuli’nin Tarih-i Taberi diye meşhur olan Tarih’ul Umem ve’l-Mulük adlı eser.
6- Şeyh-i Ekdem Ebu’l-Fazl Nasr bin Mezahin el Mu-nekkeri et-Temyini el-Kufi’nin Kitab-u Siffin adlı eseri. Şeyh-i Ekdem kadim ravilerdendir, hatta Tabiin’den sa-yılmıştır. İmam (Bakır’ul Ulum)  Muhammed bin Ali bin Hüseyin (a. s)’ın çağdaşıdır ve hatta  yakın şahsiyetle-rinden biri sayılmıştır. Hatta Ravendi’nin Haraic adlı ki-tabında yer aldığı esasınca İmam Ali b. Musa Rıza (a. s) zamanını da derk etmiştir. H. 212 yılında da vefat etmiş-tir.
7- H. 413 yılında vefat eden Şeyh Mufid’in kitapları, özellikle de kitaplarında H. 297 yılında vefat eden meşhur tarihçi Muhammed b. Ömer b. Vakid Vakidi’ye isnad ederek naklettikleri…
8- H. 346 yılında vefat eden Abdullah b. Müslim b. Kuteybe ed-Dinveri’nin Tarih’ul-Hulefa diye meşhur olan el-İmame ve’s-Siyase adlı kitabı
9-H. 346 yılında vefat eden Ebi’l-Hasan Ali b. Hüseyin b. Ali el-Mesudi’nin yazdığı Muruc’uz-Zeheb ve Mea-din’il-Cevher fi’t-Tarih adlı eseri.
10- H. 381 yılında vefat eden ve Şeyh Seduk diye meşhur olan Ebi Cafer Muhammed b. ALi b. Hüseyin b. Babeveyh Kummi’nin kitapları
11- H. 283 yılında vefat eden Ebi İshak İbrahim b. Muhammed b. Said es-Sakafi el-Kufi Isfahani’inin el-Garat adlı kitabı.
Ayrıca bundan başka Nehc’ul Belağa’yı telif eden ve  406 yılında vefat eden Seyyid Razi’den çok önceleri  ya-şamış olan bir çok bilginlerin güvenilir ve asil kitapları saymak mümkündür. Bunların sayısı iki yüzü bulmakta-dır.
Bu saydığımız sayılı kaynaklar sadece inşaallah Nehc’ul Belağa’nın senetlerini naklettiğimizde zikredece¬ğimiz sadece örnek kaynaklardır. Bizi bu işe zorlayan en önemli etken geçmiş ve çağdaş bazı düşmanların bu ko¬nudaki boş kınamaları ve yergileridir. Hepsi bir ağızdan  Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali (a. s)’ın sözü olmadığını Seyyid Razi veya kardeşi Murtaza’nın uydurup Hz. Ali’ye isnat ettiğini iddia ediyorlar.
Kadı Nurullah Şehit, Mecalis’ul Müminin kitabında Nehc’ul Belağa’nın müellifi Seyyid Razi’nin kardeşi olan Alemul Hüda Şerif Murtaza’nın Biyografisini yazarken Tarih-i Yafii’den şöyle naklediyor: “İnsanlar Nehc’ul Be-lağa kitabının Ali bin Ebi Talib (a. s)’ın eseri olup ol-madığı hususunda ihtilaf etmişlerdir. Nehc’ul Belağa’yı Seyyid Murtaza’nın mı yoksa kardeşi Seyyid Razi’nin mi topladığı hususunda farklı görüşler beyan etmişlerdir. Hatta Nehc’ul Belağa’nın Ali bin Ebi Talib’in sözleri ol-madığı onlardan birinin uydurup Hz. Ali (a. s)’a isnat et-tiği söylenmiştir.”
Şüphesiz Yafii bu eleştiriyi İbn-i Hallakan’ın Vefiyat’il A’yan kitabından almış ve kelimesi kelimesine tarihinde nakletmiştir. dolayısıyla  bunu söyleyen tek kişidir.  Alem’ul Hüda’nın biyografisini yazarken Kadı İbn-i Hal-lakan bunu iddia etmiştir. Yafii 768 yılında ölmüş, İbn-i Hallakan ise 681 yılında ölmüştür. İbn-i Hallakan insan-ların Nehc’ul Belağa’nın Hz. Ali (a. s)’a ait olduğu husu-sunda ihtilaf ettiğini beyan ettikten sonra şöyle de¬miştir: Nehc’ul Belağa Hz. Ali’nin sözleri değildir, onu toplayan ve Hz. Ali’ye isnat eden kimse uydurmuştur.
Dolayısıyla Yafii ile İbn-i Hallakan arasındaki fark şu¬dur: Yafii’ye göre Nehc’ul Belağa’yı uyduran Alem’ul Huda veya kardeşi Razi’dir. Ama Kadı İbn-i Hallakan’ın Vefiyyat’il Ayan kitabında beyan ettiğine göre başka biri de olabilir.
Sonra bu şüphe Yafii’nin dediği gibi tüm insanların ih¬tilaf ettiği husus değildir. Sadece rivai kitapları ve eski eserleri incelememiş olan küstah ve inatçı kimseler bu şüpheye düşmüşlerdir.
Alim, bilgin ve araştırmacı bir insan; sözleri Allah’ın sözünün altında, insanların sözünün üstünde olan bir in-sanın sözlerini sıradan bir insanın sözleriyle asla eşit tu-tamaz öyle ki bu iki sözü mukayese edecek olursak siyahı beyaz ile mukayese etmiş oluruz. diller Hz. Ali (a. s)’ın hutbelerinden birini -hem lafız hem de muhteva açısın-dan- aciz kalmıştır. Hatta parmaklar ile gösterilen ve meclislerde övgü ile gösterilen ünlü hatipler bile hepsi onun çocukları sayılmakta ve hepsi de ondan istifade et-mişlerdir. Yazıları, mektupları, hutbeleri ve hikmetli sözleri karşısında akıllar hayrete düşmüş; sözleri hikmetli incelikler, akli gerçekler ve Vasi’nin kelamından başka hiçbir kelamın marifetinin yüceliklerine ulaşamayacağı Allah’ın tevhidi ile ilgili ilahi meseleler içerdiği için yüce fikirler karşısında boyun eğmiştir. “Allah muhlis kullar¬dan başkalarının nitelendirdiklerinden münezzehtir.”
İbn-i Hallakan Vefiyyat’il-A’yan kitabında Abdulhamid hakkında şöyle demektedir: “Ebu Galib Abdulhamid b. Yahya b Said el-Katip adlı kimse belagat sahibi meşhur birisidir. Bu şahıs Beni Ümeyye melikleri¬nin sonncusu olan Mervan b. Hakem’in katibiydi. Belagat ilminde adeta bir Darb-ı Mesel haline gelmiş ve şöyle demiştir: “Yazı yazma sanatı Abdulhamid ile başlamış ve Abdulhamit ile bitmiştir.” o yazma, edep ve ilim husu¬sunda herkesin imamıydı. Yazarlar ondan istifade ediyor, herkes onun yolunu takip ediyor ve eserlerine uyuyordu. yazı yazma yolunu kolaylaştıran odur. Yazdığı mektup ve yazılar bin sayfayı geçmektedir. Uzun mektuplar yazan ve kitabın fasılalarında övgüler kullanan ilk kimse odur. İnsanlar bunu ondan sonra kullanmaya başlamışlardır.”
İşte bu Abdulhamid Nehc’ül-Belağa hakkında şöyle demiştir: “Ön saçları dökülmüşün (Hz. Ali’yi kastetmek-tedir.) yetmiş hutbesini ezberleyince zihnim açıldıkça açıldı.”
Hakeza İbn-i Hallakan Menamiyye Hutbesinin sahibi olan İbn-i Nubate hakkında Vefiyyat’il-A’yan kitabındada şöyle demektedir: “Ebu Yahya Abdurrahim b. Muhammed b. İsmail b. Nubate meşhur hutbelerin sahi-bidir. Edebiyat ilminde gerçekten İmam sayılmaktadır. Yetki insanların eşinin olmadığı hususunda icma ettikleri saadet ve mutluluk veren hutbeler onundur. Bu hutbeler onun derin ilmini ve zevkini göstermektedir.”
İşte bu İbn-i Nubate Hz. Ali hakkında şöyle demekte-dir: “Ben hutbelerden infak edildildiğinde dahi sadece genişliği ve çokluğu artan hazineler ezberledim. Ali b. Ebi Talib’in öğütlerinden yüz bölüm ezberledim.” İbn-i Nubate H. 394 yılında ölmüştür ve Seyyid Razi’nin üstadlarından biridir.
Hakeza Cahiz diye meşhur olan Ebu Osman Amr b. Bahr b. Mehbub el-Kenani el-Leysi el-Basri de meşhur bir alimdir. Bir çok dalda eserleri vardır. İbn-i Hallakan Vefiyyat’il-A’yan kitabında ondan bahs etmiştir. Bu ma-kalede de daha önceden de adı zikr edildi. Eserlerinden biri el-Beyan ve’t-Tibyan kitabıdır. Bu kitap edebiyat ki-taplarının imamları sayılan dört kitaptan biridir. Diğer üç kitap ise şunlardır: el-Kali’nin el-Emali kitabı, İbn-i Ku-teybe Dinveri’nin Edeb’ul-Katip kitabı ve Müberred’in el-Kamil kitabı… İşte bu Cahiz diye meşhur olan bilgin kimse el-Beyan ve’t-Tibyan adlı kitabında şöyle demiştir: “Ali (a. s) şöyle buyurmuştur: Her insanın değeri övdüğü şeydir.” Hz Ali  (a. s)’ın hiç bir sözünü dikkate almasak ve sadece bu kısa sözüne bakacak olursak bize yeterdir. in-sanı hedefe ulaştırmada yeterlilikten de üstün bir ma-kamdadır. Azı seni çokluğundan müstağni kılan manası lafzının zahirinde olan en güzel sözdür. Allah-u Teala ona celaletini giydirmiş, sahibinin takvası ve iyi niyeti sebe-biyle hikmet nuruna boğmuştur.
Cahiz’in eserlerinden biride Hz. Ali (a. s)’ın yüz sö-zünü bir araya getirdiği risalesidir. Muhammed Reşid Vetvat bu risaleyi Farsça’ya çevirmiş ve “Ali bin Ebi Talib (a. s)’ın sözlerini taleb edenlerin matlubu” diye ad-landırmıştır. Evet bu Cahiz Hz. Ali (a. s)’ın sözleri hak-kında ne de güzel demiştir: “Nehc’ül-Belağa’nın her keli-mesi Arapların en güzel sözlerinden binine değer.”
Hakeza h. 346 yılında ölen Ebul Hasan Ali b. Hüseyin b. Ali el-Mes’udi de Seyyid Razi’nin doğumundan yakla-şık 13 yıl önce vefat etmiştir. Zira Seyyid Razi 359 yı-lında doğmuştur. İşte bu Mes’udi Muruc’uz-Zeheb adlı kitabında şöyle demektedir: “İnsanlar Hz. Ali (a. s)’ın 480 küsur hutbesini ezberlemiştir. Hz. Ali bu hutbeleri dur durak demeden irad etmiş, insanlar da söyleyerek ve amel ederek birbirlerine aktarmışlardır.
İlginç olanı da şu ki Seyyid Razi Mes’udi’ye yakın bir zamanda yaşadığı halde Nehc’ül-Belağa’da, Mu-ruc’uz-Zeheb yazarının yarısı kadar hatta daha az bir miktarda hutbe toplaya bilmiştir. Benimle Nehc’ül-Belağa’nın müstedrekinden topladıklarım Nehc’ül-Belağa’daki sayıya denk düşmektedir. İnşaallah Nehc’ül-Belağa’da olanların kaynağını zikr ettikten sonra onların da kaynağına işaret edeceğim ve hepsini zikr edeceğim.
Ama bazı muhalifler Seyyid Razi’ye iftira ederek Nehc’ül-Belağa’nın üçüncü hutbesi olan ve sünni şii fır-kaların bir çok yolla rivayet ettikleri şıkşıkiye hutbesini onun uydurduğunu, Ali (a. s)’a isnad ettiğini ve Nehc’ül-Belağa’nın hutbeleri arasına kattığını söylüyorlar. Musaddık b. Şebib ile şeyhi İbn-i Haşşab arasında bu ko¬nuda geçenler meşhur ve maruftur. İbn-i Ebi’l-Hadid ve Behrani de bunu nakl etmişlerdir. İbn-i Ebil Hadid Şerhi’¬nin sonunda bu hutbenin şerhinin sonunda Behrani ise evvelinde nakl etmiştir. İbn-i Cumhur el-İhsai de el-Mücelli adlı kitabında zikr etmiştir. Daha önce dediğimiz gibi bu hutbe şii ve sünni raviler tarafından bir çok yolla nakl edilmiştir. Bu hususta Bihar’ul Envar, 8. cilde müra¬caat ediniz. Kadı İbn-i Hallakan’ın Vefiyyat’ul A’yan’da Yafii’nin ise Tarih kitabında sözünü ettiği insanların Nehc’ul Belağa’yı Seyyid Murteza veya Seyyid Razi’nin uydurduğu hususundaki ihtilaf Seyyid Razi’nin Nehc’ul Belağa’nın ön sözünde söyledikleri şu sözler ışığında çü¬rütülmekte, batıl olmaktadır: “Ben gençlik yıllarımda İmamlar (a. s)’ın  özellikleri hususunda onların sözlerinin güzelliğini ve cevherini içeren bir kitap yazmaya koyul¬dum.”
Hakeza 21. hutbenin sonunda da şöyle demektedir: “Biz el-Hesais kitabında gerçekten imamların yüce değe-rini ve cevher şeravetini anlamış olduk.”
Hesais’ul Eimme kitabının ise Seyyid Razi’nin olduğu hususunda hiç bir şüphe yoktur. Bu hususta yine Bihar’ul Envar kitabına müracaat ediniz. Seyyid Razi Hesais’ul Eimme kitabında İbn-i Abbas’a dayanarak konuşmakta-dır.
Seyyid Razi’nin Hesais’ul Eimme kitabının bir nüshası da Rampur e-Rizaiyye kütüphanesinde mevcuttur. kitabet tarihi ise H. 6. asıra uzanmaktadır. Şii ve Sünni güvenilir muhaddisler ve büyük tarihçiler Nehc’ul Belağa’nın Ali (a. s)’ın sözleri olduğu ve Seyyid Razi’nin bunları sadece bir araya getirdiği hususunda icma etmişlerdir. Bu hu-susta ilmi olmayanların ortaya attıkları şüphelere itina edilemez.
Ayrıca icazet ve isticazet şeyhlerinin senet silsilesi de Nehc’ul Belağa’da, Seyyid Raz’ye ulaşması hiç bir şek ve şüpheye izin vermeyen bir tevatür derecesine ulaşmıştır. Biz bu makamda Seyyid Razi’nin nüshasıyla mukabele edilen antik ve değerli nüsha ile yetiniyoruz. Bu bir çok faydalı bilgileri de barındıran nüsha inat ehli kimseler için kesin bir delildir. Bu nüshanın bir çok özellikleri vardır, bu nüsha Kum’da Seyyid Mehdi Hüseyni Laciver-di’nin şahsi kütüphanesinde bulunmaktadır. Seyyid Mehdi Hüseyni bu konuda cömert davranarak bu nüshadan isti¬fade etmemizi sağladı ve uzun bir süre emanet vererek bizlere gerçekten ikramda bulundu. Bu nüshanın nefisli¬ğini ve kudsiyetini görünce Allah’ın yardımıyla bizdeki  H. 421 yılında yazılan eski bir nüsha ile mukabele etmeye azmettik. harf harf mukabele ettik,ve birinci nüshanın içinde bulundurduğu faydalı hususları bu nüshaya da ek¬ledik. Böylece Allah’ın yardımıyla çok güvenilir bir nüsha ortaya çıktı. Bu nüs-hanın mukabelesi ilim şehri Kum’da 4 Zilhicce 1385 yılı, Pazartesi gecesi sona erdi. Bu nüshanın en önemli fayda-ları şunlardır: ”
1- Seyyid Razi Nehc’ul-Belaga’da en son olarak Hz. Ali’nin şu sözünü nakletmektedir: “Mümün kul kardeşini kızdırınca ondan ayrılmış olur.” Seyyid Razi ardından da şöyle demektedir: ” Bu Hz. Ali’nin sözlerinden toplaya-bildiğim seçkin sözlerin en sonuncusudur. Allah’a, beni bu konuda başarılı kılmasından dolayı hamd-u sena ede-rim.
Biz başta her babın sonunda kitaba beyaz sayfalar ek-lemek ve böylece yeni bir söz gördüğümüzde orada yer vermek istedik. Hatta Hz. Ali (a. s)’ın sözleri hakkında yeni bir yorum bulduğumuzda da onu da buraya eklemeyi amaçladık. Bu konuda sadece Allah’tan yardım diler ve ona dayanırız. O bize yeter ve o en iyi velidir ve bu iş Recep 400 tarihinde sona erdi. Allah’ın selamı, Muham-med (s. a. v)’e ve Ehl-i Beytine olsun.”
Nehc’ül-Belağa’nın bazı nüshaları bu nurani ve faydalı bilgilerden mahrumdur. Bu yüzden Nehc’ül-Belağa’yı toplama hususundaki Seyyid Razi’nin bu sözlerini bir çok nüshada olduğu gibi bizde bu nüshaya ekledik.
2-Seyyid Mehdi Hüseyni Laciverdi’nin nüshası şu sözler ile bitmektedir: Bu nüshayı Rebiulevvel 587 yı-lında değerli üstadım Muhammed b. Ebi Nasr’a okudum. Daha sonra Allame Seyyid Ziyauddin Alem’ul-Hüda’ya okunan nüshayla mukayse ettim. onda bulduğum ince nükteleri bu nüshaya da nakl ettim. En güzel şekilde tas-hih ettim. Gözümden kaçan veya gözlerimi derk etmekten aciz kaldığı hususunda tümünü düzelttim. Hamd Allah’a mahsustur ve o bana yeter. O ne iyi bir hesaplayıcıdır.”
3-Seyyid Razi’nin nüshasıyla mukabele işi sona erdi. Bu yüzden Allah’a hemd ederiz. Peygamber (s. a. v) ve Ehl-i Beyt’ine salat ve selam gönderiniz.
Burada Seyyid’den maksat İmam Seyyid Ziyauddin Alem’ul-Hüda’dır. Seyyid geçmişte iyilik ve saygıyla anılmış, gelecekte de böyle anılacaktır.
4-Bu mukabele işinde haşiyelerde ve bazen de metnin içinde kırmızı renk ile yazılmış sözler Seyyid Razi’ye ait¬tir. Allah’a verdiği başarılar nimetinin çokluğu ve bize gösterdiği sevgi ve muhabbeti sebebiyle hamd ederiz. Beş bab dışında tüm bablarda aslını yazdıktan sonra kırmızı renklerine ve haşiye düzenine de riayet etmeye çalıştım. Bu beş babı ise henüz mukabele edemedim. Kopyalanmış nüshanın haşiyelerini de siyah veya kırmızı renklerine ri¬ayet ederek nüshama nakl ettim. İbn-i Babacan eş-Şirazi’nin “Ben küçüklerin en küçüğüyüm.” cümlesini ya¬zarken de iki nüshayı birbiriyle metin ve haşiye açısından dikkatlice mukabele ettim. nüshamı tashih ettikten sonra diğer nüshadan istifade ederek metin açısından asıl nüs¬hayla mukayese ettim. Mukabele, tashih ve mütalaa etti¬ğim her babın sonuna siyah ve kırmızı yazılarına riayet ederek bu nüshanın Seyyid Razi’nin nüshasıyla mukabele ettiğine dair işaretler koydum. Başka oturumda da bu nüshamı asıl nüshayla mukabele ettim. Allah’a hamd ol¬sun bu iş böylece bitti.
5-İstinsah eden İbn-i Babacan Şirazi şöyle diyor: nüs-hayı yazmadan önce kopyada yer alan herşeyi aynı şek-liyle tam mukabilinde nakl etmeye çalıştım. Zira bunları nakletmekle esas aldığım nüshanın değerinin bilinmesini istedim, Allah bana yeterdir ve o ne güzel vekildir. bu esas üzere Ali bin Muhammed bin Hüseyin Nehc’ul Belağa kitabını bana okudu ve bu iş onun lutüf ve bağı-şıyla gerçekleşti. Ben de ona kendimden, el-Mevla Said’den, Ebi Ma’bed el-Hasani’den, Ebi Cafer Tusi’den ve Seyyid Razi’den rivayette bulunması için icazet ver-dim.
Ayrıca da ona Şeyh İmam Abdurrahim bin el-Uhuvve el-Bağdadi, Şeyh Ebil Fazl, Muhammed bin Yahya en-Natili, Ebi Nasr Abdulkerim bin Muhammed (Buşr ed-Dibaci’nin torunu) ve Seyyid Razi’den kendisi için ri-va¬yette bulundum.
Seyyid İmam Ziyauddin Alemul Hüda; Şeyh Mekki bin Ahmed el-Mehalliti’den, o da Ebi’l Fazl en-Nati’den (önceki senette de adı geçmişti) o da Ebi Nasır’dan, o da Razi’den benim için nakletmiştir.
Babam da Şeyh İmam Ebi Cafer Muhammed bin Ali bin Hasan Mukirri Nişaburi’den, o da Hasan bin Yakub el-Edib’den, o da Seyyid Razi’den duyan birinden benim için nakletti. Ali bin Fazlullah el-Hasani de hamdü sena-dan ve selat-ü selamdan sonra H. Receb ayı 589 yılında onu yazdı.
Onda şöyle yazılıydı: “Değerli oğlum Cemaluddin Ebu Nasr Ali bin Muhammed bin Hüseyin el-Mutatabbib bu Nehc’ul Belağa kitabını baştan sona bana okudu.  Bende ona kendimden, Seyyid Ziyauddin Tac’ul-İslam Alemul Hüda Ebi’r-Rıza Fazlullah bin Ali bin Abdullah el-Hü-seyni er-Ravendi’den rivayet edebileceği hususunda ona icazet verdim. O da bana Ebi Mabed, Ebi Cafer Muham-med bin el-Hasan bin Ali et-Tusi, Razi el-Muse¬vi’den, benden, üstad Said Eminuddin Ebi’l Kasım Merzbanan bin Hüseyin, Med’u bin Kemic, babamın da¬yısı Edib Ebil Hasan Muhammed bin Edib Ebi Muhammed Hasan bin İbrahim’den, Şeyh Cafer Devristi ve Seyyid Razi’den; onlardan ve bizden tümümüzden ica¬zetli olarak okudu. Muhammed bin Ebi Nasr bin Muhammed bin Ali H. Re-ceb ayı 587 yılında Peygamber (s. a. v)’e ve Ehl-i Beytine selat-u selam gönderdiği bir halde yazdı.”
Hakeza onda şöyle yer almıştır: “Zayıf kul Ebu Nasr Ali bin Ebi Sa’d bin Hasan bin Ebi, Sa’d Tabib de Seyyid Ziyauddin şöyle diyor: “Seyyid İmam Ziyauddin Alem’ul Hüda bana Seyyid Razi Ebul Hasan Muhammed bin Hü-seyin bin Musa bin Cafer bin Musa bin İbrahim bin Musa bin Cafer bin Muhammed bin Ali bin Hüseyin bin Ali bin Ebi Talib’in Nehc’ul Belağa’sında tasarrufta bulunma hakkını Seyyid Murtaza bin Dai el Hüseyni, Şeyh Ebi Abdillah Cafer bin Muhammed ed-Devristi adına tanıdı. Batılılar ise Nehc’ul Belağa’yı Şeyh Tahir Nişaburi Müs-temli, Ebi Osman Sabuni, Ebi Ubeyd Herevi’den alıp yazmışlardır. Hakeza İmam Hüseyin (a. s)’ın dergahının hizmetçisi Seyyid Hamza bin Ebi’l Ağarr’ın Gurer’ul Fe-vaid ve Durer’ul Kalaid kitabından da rivayet icazeti var-dır. Ayrıca Bin-i Kudame, Seyyid Alemul Hüda ve benzeri kimselerden de rivayet için icazet verdi. Ayrıca Ebi Ubeyd Kasem bin Sellam Bağdadi, Ebi Ali Hasan bin Ahmed bin Hasan Hattad, Ebi Nuim el-Hafız, Süleyman Taberani Şami, Ali bin Abdulaziz Bagavi, Ebi Ubeyd’den akli ve nakli tüm naklettiklerini rivayet etme hususunda beni yetkili kıldı. Receb 587 yılında Allah’a şükreder ve Peygamber’e salat-u selam gönderir bir halde yazdı. O bana yeter  ve O ne güzel hesab görücüdür.”
Ayrıca bu nüshada aciz, Allah’ın affını ümit eden ve günahlarının büyüklüğünden korkan bendeniz Ebi Nasr Ali b. Ebi Sad Tabib’in şu şiiri de vardır:
“Nehc!ul Belağa kitabı fesahat ve belagat ehlinin çeş-mesidir.
Belagat ehlinin ve bilginlerin sığınağıdır.
Takva sahiplerinin problemlerini halledicidir.
şüphesiz ki metninde vardır.
içinde tüm ilimler mevcuttur.
Cifr kitabı gibi ki evlatlarına işaret etmektedir.
Nehc’ul Belaga’nın metoduna uyanlar
ilerleyerek yüksek makamlara ererler.
İlahi ilimden nurlar aşikar ve tecelli etmiş
güneş ışınları gibi düzenli yansımakta.
ondan nübüvvet kokusu alınmakta
ilerleme araçlarını o hazırlar, temin eder
güzel ve iyi hikmetler bahçesidir.
yakınlaşıp uzaklaşma bir nur gibidir.
Nehc’ül-Belağa Allah’ın halifesi ilim nurudur.
O ölüleri ve canlıları koruyandır.
Büyük bir ağaç gibi dal ve kolları
Bakışıyla kesinlik, ciddiyet, şeksiz hasıl olur.
Allah’ın seçkin nurudur. ilmin çeşmesidir.
Bu nur Mekke’den seçilmiştir.
O ilim ve hakikatin çocuğudur ki dalları
büyüklere gölge etmiştir.
O en iyi Peygamberin halifesidir.
Bütün düşmanlar istemese de
Allah Peygambere ve ona selam gönderir.
Ta ki karanlıklar aydınlıklar ile yok olur gider.
Selam olsun onların evladı Seyyid Muhammed Razi’ye
Fesahat ehli arasında ciddi ve ihlaslı idi.”
Hakeza bu nüshada İmam İzzuddin Seyyid Murtaza b. Seyyid İmam Allame Ziyauddin Alem’ul-Huda’ın şiiri yer almıştır:
“Nehc’ül-Belağa kitabı belagat ehli için aşikardır.
Sözleri büyükler için meşhurdur.
İlmi çok fazileti en üstündür.
Allah’ın gizli sırları onda aşikardır.
Yumuşak bir dille insanları uyarmıştır.
Tüm insanlar yanlışlıklarını gidermek için ona sarılır
Nehc’ül-Belağa bir kuyu gibi çok suya sahiptir.
Ama biten kuyu sularına benzemez.
Hiçbir övücü onun yüce zirvesine ulaşamaz.”
Şüphesiz Seyyid Razi Nehc’ül-Belağa’da su arayan ve avuç avuç içen kimse gibi en güzel sözleri bir araya ge-tirmiştir. Nehc’ül-Belağa bir çok islam ülkesinde büyük bir ilgi ile karşılanmış, gönüllere taht kurmuştur.
Ebu Nasr bu nüshada şöyle diyor: “Allah’ım bu gü-nahkar kuluna merhamet et. Allah bana yeter ve o azim ve yücedir. hayatım boyunca kendime zulm ettim. Ebu Nasr Ali b. Ebu Sa’d Muhammed b. Hasan b. Ebi Sa’d Tabib Bendeniz şöyle diyorum: “Bu nüshayı İmam Kebir Allame Zeynuddin Seyyid’ul-Eimme ve Ferid’ul-Asr Muhammed b. Ebi Nasr’a okuduktan sonra Sa’d Ziyauddin Alem’ul-Hüda’nın nüshasıyla mukabele ettim ve en iyi şekilde tashih ettim. En güzel şekilde süsledim. Sahip olduğum ilim ve bilgiler ışığında çok güzel uygun haşiyeler yazdım. Daha sonra oğlu Seyyid İmam Kebir İzzuddin Murtaza’ya okurken manasına dikkat ediyor ve dinlerken güçlü anlamlarını derk ediyordum. Sonunda ha¬şiyeleri ile yetinmedim, daha sonra alimlerin okyanusuna dalarak, oradan edindiğim inciler ile süsledim. Bu keli¬melerin çoğunu İmam Sa’d Kutbuddin Ravendi’in Minhac’ul-Berae fi şerhi Nehc’il-Belağa kitabından aldım. Her sayfasını süslemede ve her satırını gözden geçirmede büyük zahmetlere katlandım. Sonunda bilmeden gözden kaçırdıklarım dışında hepsini bu esas üzere tashih ettim. öyle ki bu gözden kaçırdığım yerleri de ancak belagatın zirvesine yükselenler ve belagat meydanında yarışta bü¬yük ter dökenler anlayabilir. Bu okuma işi H. 61 yılın, Rebiulevvel ayında sona erdi. Allah’a and olsun Allah bana yeter o en iyi hesap görücüdür.”
Bu nakl ettiğimiz önemli faydaların sonuncusu idi. Kendi nüshamızı da Seyyid Razi’nin nüshasıyla ciddi ve dikkatli bir şekilde mukabele ettik. Asıl nüshadaki kır-mızı ve siyah yazılmış yerleri de olduğu gibi aktardık. Hamd Allah’a mahsustur. Hamd olsun o Allah’a ki ilham verici nimetlerin sahibidir.
Bil ki yazarlardan bir çoğu hatta sahabe ve tabiiler bile Hz. Ali (a. s)’ın hutbelerine, sözlerine itina etmişler ve büyük önem vermişlerdir.  Değerli üstadım Mevla Ebul Hasan Şarani,  Nehc’ul Belağa şerhimize bir önsöz olarak yazdığı Arapça makalesinde onlardan bazısının adını saymıştır. ayrıca Ali bin Abdulazim Tebrizi Hiyabani de (Vekay’ul Eyyam fi-Ehval-i Şehr-i Siyam) adlı kitabında bunlardan bir grubunun adını saymıştır. ay¬rıca biz de “İnsan-i Kamil ez didgah-i Nehc’ul Belağa” adlı Farsça makalemizde bunlardan bazısını tanıtmaya çalıştık. Nehc’ul Belağa’yı şerh ederken dostlardan bazısı benden bu kitapta yer alan sözlerin kaynaklarını da bul-mamı istediler. ben de gücüm oranına onların bu dediğini yapmaya çalıştım ve bu konuda elimden geleni yaptım. ama bazı insanların ilahi hakikatleri ve insan-i kamilin azametini derk edemediğini gördüm. Bu cahiller sözde Hz. Ali zamanında insanların düşünce a.ısından bu derece kemale ermediğini bahane ederek bu değerli kitabı inkar etmektedirler.  O cahiller Kur’an’da yer alan yüce konular hakkında ne diyorlar? Allah kime nur vermemiş ise onun için bir nur düşünülemez, İnsan-i Kamil zahiri beşerin ötesinde bir varlıktır. Nehc’ul Belağa”da yer alan sözler Hz Ali (a. s)’ın diğer sözlerine oranla denizde bir damla mesabesindedir. Seyyid Razi ise sahip olduğu fesahat, belağat, hitabe ve zevk esasınca bu sözlerden sace çok edebi olanlarını seçmiş ve Nehc’ul Belağa olarak adlan-dırmıştı.
şüphesiz Hz. Ali (a. s)’ın sözleri fesahat ve belağat ehli için bir ışıktır. konuşmacıların dili bu tür sözleri beyan-dan ve hutbelerin benzerini irad etmekten acizdir. bü-yüklerin kalemleri böylesine yazılar yazmaktan acizdir. bilginler HZ. Ali (a. s)’ın nasihat ve hikmetleri karşısında hayretler içinde kalmışlardır.
Nasıl böyle olmasın ki!? Hz. Ali ilahi nurlardan na-siplenmiş ve Peygamber (s. a. v)’in nuraniyeti ile aydın-lanmıştır. sözleri ilahi cevherlerden ve Peygamber (s. a. v)’den faydalanmıştır.
dolayısıyla Hz. Ali (a. s) Kur’an’ın devamı ve kuranın hemen akabinden gelen bir eserdir. Eski ve yeni bir çok alimler bu inci gibi sözleri anlamak için derinliklerine dalmışlar ve mümkün mertebe bu değerli eseri açıkla-maya çalışmışlardır. Her birisi kendi metoduyla şerh ve tefsir etmeye çalışmıştır. Şüphesiz herkes kabiliyetleri esasınca kemaline ulaşış. “De ki: “Herkes kendi meto-duna (mizaç ve meşrebine) göre iş yapar.”  Hz. Ali (a. s)’ın sözleri, hutbeleri, mektupları, duaları ve verdiği hü-kümleri karşısında Nehc’ul Belağa dediğimiz gibi deniz-den bir damla gibidir ve bunların hepsi de insanlara ulaş-mış kulaklarına değmiştir. oysa Ümeyyeoğulları tüm ça-balarıyla Hz. Ali (a. s)’ın eserlerini yok etmeye çalışmış-lardır. oysa Allah-u Teala bizlere şunu vadetmiştir: “Putperestler istemese de, dinini bütün dinlerden üstün kılmak için, peygamberini, doğruluk rehberi Kur’an ve Hak diniyle gönderen O’dur.”
Hunsari’nin Revzat adlı kitabında (ki mütercimi Ki-tab’ul Uruz’un yazarı ve Sibeveyh’in üstadı olan Halil bin Ahmed el-Basri’dir- şöyle yer almıştır: “Ona (yani Halil’e) Ali bin Ebi Talib’in faziletleri soruldu, o ise şöyle cevap verdi: “Dostların korkudan, düşmanların ise kinden dolayı iyiliklerini gizlediği insan hakkında ne diyeyim? Buna rağmen Haz. Ali (a. s)’ın faziletleri doğuyu ve batıyı kaplamıştır.”
Fahr-u Razi ise Mefatih’ul Gayb kitabında şöyle de-mektedir: “Herkes Ali (a. s)’ın Besmeleyi yüksek sesle okuduğu hususuna ittifak etmişlerdir. bu konuda aşırı hassasiyet göstermiştir. Hükümet Beni Ümeyye’nin eline geçince de Hz. Ali (a. s)’ın etkisini yok etmek için bes-melenin yüksek sesle okunmasına dahi engel olmaya ça-lıştılar. Oysa akli deliller de bizi ve Hz. Ali (a. s)’ı teyit etmektedir. her kim Hz. Ali (a. s)’ı önder edinirse şüphe-siz sağlam bir ipe sarılmıştır.”
O halde akıllı olan hiç bir insan Nehc’ul Belağa’yı Seyyid Razi’nin yazdığını ve Hz. Ali’ye isnat ettiğini dü-şünemez. bu düşünce oldukça nakıs ve hafif bir düşünce-dir ve örümcek ağından daha da gevşek bir düzeydedir.
Ebu’l Kasım Haz’ali


more post like this