İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Nehcü’l Belağa’nın Yazarı Seyyid Razi’nin Hayatı

    Nehcü’l Belağa’nın Yazarı Seyyid Razi’nin Hayatı

    Nehcü’l Belağa’nın Yazarı Seyyid Razi’nin Hayatı
    Rate this post

    Nehcü’l Belağa’nın Yazarı Seyyid Razi’nin Hayatı
    İmam Zaman Hz. Mehdi’nin (a.f) gaybetinin üzerinden yaklaşık bir asır geçmemişti ki Bağdat semalarında bir yıldız parladı.
    Seyyid Razi, hicri 395 tarihinde Bağdat’ın Şia Mahallesi olan Kerh’de mümin bir ailede dünyaya geldi. Ona Muhammed ismini verdiler.[1]Daha sonraları Seyyid Razi olarak meşhur oldu.
    Seyyid Razi’nin (r.a) anne ve babası İmam Hüseyin’in (a.s) soyundan gelen seyyitlerdendir.[2]Şeyh Müfid “Ahkâmu’n-Nisa” kitabında Seyyid Razi’nin (r.a) annesi Fatıma’nın makamı ve faziletine değinmiş ve kitabının önsözünde onu övgüyle anmıştır.[3]
    Ehlibeyt (a.s) Haber Ajansı ABNA- Dört ve beşinci asırlar Bağdat’ın en parlak dönemleri sayılmaktaydı. Çünkü o dönemlerde Bağdat ilim ve marifet açısından altın çağını yaşıyordu. O dönemlerde Bağdat dört bir yandan gelen ilim âşıklarıyla dolup taşıyordu. Şeyh Müfid gibi değerli üstatların ders sofralarının açıldığı yerdi.
    Bir gün o takva ve ilim üstadı tedris için Berasa Mescidine gitti. Dersten bir müddet geçmişti ki, Şeyh birden ayağa kalkarak ihtiram ve edeple selam vererek buyurun dedi.
    Öğrenciler şaşkınlık içinde arkalarına dönüp baktıklarında, saygın ve iffetli bir bayanı iki çocuğuyla görürler. Hanım, Şeyh Müfid’e dönerek:
    “Ey şeyh! Bunlar benim çocuklarım; birinin adı Seyyid Murtaza, diğerinin adıysa Seyyid Razi’dir. Bunlara fıkıh ve usul ilmilerini öğretmeni istiyorum.” Şeyh bu sözleri duyunca ağlamaya başladı.
    Öğrenciler büyük bir merak ile neler olup bittiğini anlamaya çalıştılar. Şeyh ağlayarak:”Hakikat güneş gibi aydınlandı ve rüyamın tabiri gerçekleşti dedi ve şöyle devam etti: “Dün dersten sonra istirahata çekildim. Öylece uykuya dalmışım.
    Rüyamda bu mescitte oturup ders verdiğimi gördüm. Hz. Fatıma (a.s) oğulları İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin’in (a.s) ellerinden tutup yanıma geldi. Bana: “Ey Şeyh! Evlatlarım Hasan ve Hüseyin’i getirdim. Senden onlara fıkıhlarını öğretmeni istiyorum diye buyurdu.
    ” Uyandığımda hayretle düşünceye daldım ve gördüğüm rüyanın manasını anlamaya çalıştım. Kendi kendime Allah’ım, benim o masum İmamlara ders öğretmem ne haddime diye dedim. Bu düşünce içerisinde mescide geldim. Sonra Fatıma’nın (s.a) soyundan olan şu iki pırlanta çocuğu gördüm. Böylece rüyamın tabirini anladım.
    Bu rüyadan sonra Şeyh Müfid (r.a), o iki çocuğun eğitimini üstlendi.
    Seyydi Razi (r.a) çocukluğundan beri ilim ve marifete oldukça düşkündü. Büyük bir aşk ve ciddiyetle tahsiline başladı.
    Şia ve Sünni ihtilafının nispeten azaldığı dördüncü ve beşinci asırda ortamdan istifade ederek tüm gücüyle Kuran, sarf, nahiv, hadis, kelam, belagat, fıkıh, usul, tefsir ve şiir ilimlerini öğrendi. 20 yaşlarında büyük bir başarıya imza atarak adını üstatlar ve araştırmacılar listesine yazdırdı.
    SEYYİD RAZİ’NİN (R.A) ÜSTATLARI
    1- Ebu İshak İbrahim b. Ahmed Taberi: Fakih, edip ve Kuran üstadıdır.
    2- Ebu Ali Farisi (r.a): Sarf ve nahiv üstadı
    3- Ebu Said Sirufi (r.a): Bağdat kadısı
    4- Gazi Abdülcabbar Bağdadi (r.a): Hadis uzmanı
    5- Şeyh Müfid (r.a): İslam âleminin yetiştirdiği ender ve güzide âlimlerindendir.[4] Seyyit Razi zamanının büyük fesahat ve belagat âlimlerindendi. Küçüklükten şiir yazmaya ve okumaya büyük alaka ve aşkı vardı.
    İlk methiye içerikli şiirini 9 yaşlarında Ehlibeyt’e (a.s) ithafen yazdı. Şiire o kadar önem verdi ki ona Kureyş’in ve Arapların şairi lakabını verdiler.
    Seyyid Razi’nin babası Azudu’l-Devle Deylemi padişahlarının Şiraz’daki zindanındaydı. Seyyit Razi çocukluğunun sekiz yılını hüzün ve baba hasretiyle geçirdi.
    Babası Ebu Ahmed Samsamu’l-Devle hükümdarı zamanında serbest bırakıldı. Seyyid Razi (r.a), babasının gelişini ona bir şiir yazarak karşıladı.
    Seyyid Razi sorumluluk sahibi ve insanlara hizmeti kendine ilke edinmiş gerçek bir görev aşığıydı. Toplumu aydınlatmak ve müminlere hizmet için ilim tahsil ediyordu. Hiçbir zaman kendisini kütüphane ve mescit köşelerine hapsetmedi.
    Görevinin sadece araştırma, telif ve şiir yazmak olmadığını biliyordu. Ceddi İmam Ali (a.s) gibi fakirlerin elinde tutup mazlumların yardımına koşuyordu.
    Hiçbir zaman zalim ve zorba hükümetlerin yanında yer almadı. Kendini insanlara hizmet etmeye adamıştı. Hiçbir zaman makam ve dünya sevdalısı olmadı.
    Seyyid Razi (r.a), Abbasi halifelerinin tamamını gaspçı, gayrimeşru ve zalim hükümdar olarak telakki ediyordu. Abbasi halifelerinin içinde en zalimi el-Kadir’u-Billâh idi. el-Kadir’u-Billâh, kendini beğenmiş, gururlu, bağnaz ve kinci biriydi.
    Seyyid Razi’nin (r.a) toplumdaki konumunu ve şahsiyetini karalamak için fırsat kolluyordu. Büyük bir baskı altında olan Seyyid Razi (r.a) nefretini şiirlerle dile getiriyordu;
    Mısır’da Alevi hükümeti var iken, ben düşman diyarında zillet elbisesi mi giyineyim!
    Bu şiir halifenin kulağına ulaştığında halife bir toplantı düzenledi. Toplantıya Seyyid Razi’yi de çağırıp ona Abbasi hükümetinden duyduğu rahatsızlığın ve nefretin nedeni sormak istedi.
    Seyyid Razi (r.a) büyük bir cesaretle çekinmeden pervasızca halifenin davetini geri çevirerek toplantıya katılmadı. Bunun üzerine halife öfkelenerek Seyyid Razi’yi (r.a) üslenmiş olduğu tüm görevlerden azletti.
    Seyyid Razi (r.a) cesur ve korkusuz bir hatipti. Hiçbir makam ve güçten korkmuyordu. Tüm Abbasi halifelerini gaspçı ve zalim biliyordu.
    Ortamın uygun olmamasına rağmen zalim ve tağutu yıkmak için fırsat ve yardımcı peşindeydi. Hükümeti ele geçirip tekrar
    Hz. Ali (a.s) adaletini topluma hâkim kılmak istiyordu. Samimi ve sadık dostlarına şiirler okuyarak onlara inkılâpçılık ruhunu aşılıyordu.
    Seyyid Razi (r.a) ilginç bir yöntemle öğrenciler yetiştiriyor ve yetiştirdiği öğrencilerle de iftihar ederdi. Yetiştirdiği her bir öğrenci bir yıldız gibi parlıyordu.
    Seyyid Razi’nin yetiştirdiği öğrencilerinden birkaçı:
    1- Seyyid Abdullah Curcani (r.a)
    2- Şeyh Muhammed Haluvani (r.a)
    3- Şeyh Tusi (r.a)
    4- Müfid-i Nişaburi (r.a)
    5-Ebu’l Hasan-i Haşim (r.a)[5]
    İLK YATILI MEDRESE
    Seyyid Razi (r.a) sahip olduğu basiretiyle toplumun sorunlarını iyi bir şekilde analiz edebiliyor ve sorunların da nasıl çözebileceğini iyi biliyordu. Tüm sorunlara rağmen yalnız başına üstlenmiş olduğu ağır sorumlulukların yanı sıra öğrencilerinin
    ilmi seviyesini yükseltmek için bir arsa satın alarak yatılı bir medrese yaptı. Öğrencilerin tüm masraflarını bizzat kendi üstlendi. Medreseye Daru’l-ilim ismini verdi. Böylelikle İslam âleminde ilk yatılı medrese sistemi başlatılmış oldu.
    Seyyid Razi (r.a), nefsini terbiye etmiş takvalı biriydi. İnsanların değer ve üstünlüğünün ölçüsünü de takva ve maneviyat olarak değerlendiriyordu. Sade ve gösterişsiz bir yaşam sürdü. Sahip olduğu kanaat ruhuyla varlık içinde yaşıyordu.
    Çıkarı için kimseye el açmadı. Seyyid Razi’nin (r.a) ahlaki yapısıyla ilgili birçok hikâyeler nakledilmiştir. Biz burada onlardan birini aktarmakla yetineceğiz:
    Beha-u-Devle’nin veziri Muhammed Muhlebi’den şöyle nakledilir: “Bir gün bana Seyyid Razi’nin (r.a) bir erkek çocuğunun olduğunu haber verdiler. Fırsatı ganimet sayarak çocuğu bahane ederek ona bir hediye vermek istedim. Hediye olarak hizmetçiyle iki bin dinar gönderdim. Ancak Seyyid Razi (r.a) hediyeyi geri çevirerek şöyle dedi:
    “Kimseden hediye kabul etmediğimi vezirin de bildiğini sanıyorum.” Hediyeyi bir şekilde ona ulaştırmak için hemşireler aracılığıyla ona gönderdim. Seyyid Razi (r.a) bu kez de “Hemşireler yabancı değil; kendi akrabalarımızdır, kabul etmiyor diyerek hediyeyi geri çevirdi. Üçüncü kez gönderdiğimde; kendin kabul etmiyorsan bari yanındaki öğrencilerine ver.
    ” dedim. Seyyid Razi (r.a) gönderilen altınları öğrencilerin önüne koyarak şöyle dedi: “İhtiyacı olan ihtiyacı kadar alsın.” Öğrencilerinden biri tabaktan bir miktar para aldı. Ancak diğer öğrenciler paraya dokunmadılar.
    Seyyid Razi(r.a), para alan öğrencisine şöyle sordu: Niçin bir miktar para aldın?
    Öğrenci: “Geçen akşam kandilin yağı bitmişti. Medrese görevlisi de yoktu. Ders çalışmak için yağı bakkaldan borç aldım. Bakkala olan borcumu ödemek için ihtiyacım kadar aldım.” Seyyid Razi (r.a) bu cevabı işitince tüm öğrencilere medrese deposunun anahtarının verilmesini söyledi.[6]
    OKYANUSTAN BİR DAMLA
    Seyyid Razi (r.a) çocukluğundan beri tefsir ve Kuran-ı Kerim’e büyük bir alaka duyuyordu. Kuran’a olan merak ve düşkünlüğü onu 30 yaş gibi kısa bir sürede Kuran hafızı yaptı. Seyyid Razi (r.a) ilahi ayetlerle ruhunu arındırıyor ve maneviyatını güçlendiriyordu.
    İlahi ayetlerden ilham alarak sonraki nesillere paha biçilmez üç değerli eser bıraktı;
    1- Talhisu’l Beyan en-Mecazatu’l Kuran
    2- Hakaikut-Te’vil fi-Müteşabihu’t Tenzil
    3- Maan’il-Kuran
    Seyyid bu eserlerin haricinde oldukça değerli eserler telif etmiştir. Burada o eserlerden birkaçına işaret ediyoruz;
    1-Nehcü’l-Belaga
    2-Hasaisu’l Eimme
    3-Şiir divanı[7]
    BÜYÜK GÖREV
    Seyyid Razi (r.a) gün geçtikçe İslam ve din yolunda isabetli ve bereketli adımlar atıyordu. Akıcı ve güçlü kalemiyle Kuran-ı Kerim’e tefsir yazmaya başladı
    . İslam âlemine büyük hizmetler vermesine rağmen kendisinde bir eksiklik görüyordu ve kendisinin daha büyük işler için yaratıldığı düşünüyordu.
    İnandığı ve gönülden tasdik ettiği hak Şia mektebini uygun zamanlarda tüm dünyaya yaymayı amaçlıyordu. Seyyid, İmametsiz risaletin bir değer taşımadığını ve
    Ali’nin (a.s) Resul-i Ekrem’in ilim şehrinin kapısı olduğunu iyi biliyordu. Kuran-ı Kerim’in masum İmam olmadan tefsir edilmeyeceğini de iyi biliyordu.
    Bu düşünceyle büyük bir işe koyuldu. Ümmete hediye olarak kalıcı Nehcü’l-Belaga’yı derlemeye başladı.
    İbni Ebi’l-Hadid’in tabiriyle Nehcü’l-Belaga, yaratıcının sözünün altında, insanoğlunun sözünün üstünde bir kitaptır.” Hz. Ali’nin (a.s) sözlerini içeren bu değerli kitap hadis, itikat, ilim, ahlak, toplum ve edebiyat olmak üzere başlıca üç bölümden oluşmaktadır;
    1- Hz. Ali’nin (a.s) Hutbeleri
    2- Hz. Ali’nin (a.s) Mektupları
    3- Hz. Ali’nin (a.s) Hikmetli sözleri ve öğütleri
    BAŞKALARININ GÖZÜNDE SEYYİD RAZİ (R.A)
    Seyydi Razi’nin (r.a) büyüklüğü ve İslam âlemine vermiş olduğu hizmet Şia ve Sünni âlimleri arasında tartışılmaz konulardandır. Ehlisünnet’in büyük ilim şahsiyetleri onu saygıyla anmışlardır.
    1- Seyyid Razi’nin (r.a) dönemindeki şairlerden olan Abdülmelik Salebi şöyle diyor: “10 yaşındayken şiir yazmaya başladı. O, asrımızın soylu, şerefli, âlim, edip şairlerindendir.”
    2- Hatibi Bağdadi: “Razi’nin Kuran hakkında yazdığı eşsiz kitaplara ender rastlanır.”[8]
    SEYYİD RAZİ’NİN (R.A) VEFATI
    Bağdat halkı mateme bürünmüştü. Halk bu acı ve üzücü haberi aldıktan sonra şaşkın bir şekilde bekliyordu. Seyidin ölüm haberine kimse inanamıyor ve inanmakta istemiyordu. Ancak insanlar istese de istemese de bu acı olay gerçekleşti.
    Hakikati kabullenmekten başka bir çare yoktu. Birbirleriyle karşılaşan herkes yavaşça Seyyid Razi öldü; “İnna lillah ve inna ileyhi raciun” diyerek birbirlerini teselli ediyordu.
    Seyyid Razi’nin (r.a) vefat haberini işiten kardeşi Seyyid Murtaza (r.a) derinden etkilendi ve büyük bir üzüntü duydu. Kardeşinin cenazesini görmeye dayanamadı.
    Acısını hafifletmek için türbesi Kazimeyn’de bulunan İmam Musa Kazım’ı (a.s) ziyarete gitti. Sey-yid Murtaza (r.a) kardeşinin ölümüne o kadar üzüldü ki hatta onun cenaze merasimine bile katılmadı.
    Seyyid Razi (r.a) hicri 469 Muharrem ayında 47 yaşında dünyaya gözlerini kapattı ve Şia âlemini büyük bir yasa boğdu.
    ABNA.İR
    ——————————————————————————–
    [1]-en-Nücumu’z-Zahire, c.4, s.240.
    [2]-Ayanu’ş-Şia, c.9, s.216.
    [3]-Ayanu’ş-Şia, c.9, s.216.
    [4]-Eş-Şerifu’r-Razi, s.60-76.
    [5]-Eş-Şerifu’r-Razi, s.112-122.
    [6]-Ayanu’ş-Şia, c.9, s.217.
    [7]-Ricalu’n-Neccaşi, s.283, “Ahmed b. Ali Neccaşi.
    [8]-Tarih-u Bağdat, c.2, s.240, “Ahmed b. Ali el-Hatib.”