OKU VE AĞLA…
İmam Zeynel Abidin: “Ben Mekke ve Mina’nın, Zemzem ve Sefa’nın Oğluyum…”
Ey insanlar! Ben Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’im! Ben malı yağmalanmış, ailesi esir alınıp buraya getirilmiş adamın oğluyum; ben Fırat’ın kenarında şehit edilen, kimsenin kanını dökmeyen, boynunda kimsenin hakkı bulunmayan o büyük insanın oğluyum.
Ben Mekke ve Mina’nın oğluyum, Zemzem ve Sefa’nın oğluyum, Ben yüceler yücesi Rabbimin vahiy gönderdiği kimsenin oğluyum.
Ben Kerbela’da katledilen Hüseyin’in oğluyum. Muhammed Mustafa’nın oğluyum. Anam, Fatımatu’z-Zehra’dır benim. Haticetu’l-Kübra’nın evladıyım ben. Ve ben kanını son damlasına kadar Rabbi uğruna verip al kanlara boyanan o eşsiz yiğidin oğluyum…
Şüphesiz İmam Hüseyin’in (a.s) Ehlibeyti’nin esir alınmasının, İmam’ın (a.s) kıyamının hedefine ulaşmasında büyük payı vardır.
Zira onlar bu esaret yolculuğunda Kerbela faciasını büyük bir sabır ve metanetle anlatmasalardı ve halk onları yakından görüp dinlemeseydi şüphesiz imam Hüseyin’in (a.s) şahadeti asla amacına ulaşamaz; Emevîler ve özellikle de Yezid bu derece rezil ve rüsva olmazdı.
İmam Hüseyin’in (a.s) ailesi diğer alışılagelmiş esirlerin tam tersine ve o zamanki halkın tasavvurunun aksine (ki onlar İmam Hüseyin’in (a.s) ailesinin yenildiğine inanıyordu) kendilerini muzaffer ve düşmanı yenilgiye uğramış olarak tanıtıyorlardı.
Onların hedefi daima Allah’ın rızasını kazanmak olduğundan bunda şahadet veya yenilgi de bir zaferdi ve onlar Yezid ve Yezid taraflarının acınacak, zavallı ve yenik bir güruh olduğunu halka açıklıyorlardı.
Kerbela faciasında İmam Zeynelabidin ve Hz. Zeyneb-i Kübra (s.a) halkı bilinçlendirmede en büyük rolü oynamıştır.
İmam Seccad (a.s), babası şehit edilirken hastaydı ve bu hastalık tabiidir ki, bir süre onun vücudunda tesirini göstermişti. Babasıyla yarenlerinin şahadeti de onu fevkalade üzmüş ve kedere boğmuştur.
Fakat bütün bu üzüntüler onu bir lahza dahi vazifesini yapmaktan geri bırakmamış ve her fırsatta halkı uyandırmaya çalışmıştır.
Kûfe’de Hz. Zeynep (s.a) ve kardeşi Fatıma-i Suğra’nın ateşli konuşmalarını duyan halk utançla ağlıyor ve çığlıklar atıyordu. Bu sırada İmam Zeynelabidin (a.s) halka susmasını söyleyince herkes sustu.
İmam Allah-u Teala’ya hamd-ü sena ve Peygamber-i Ekrem’e (s.a.a) salât-u selamdan sonra şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Ben Hüseyin b. Ali b. Ebu Talib’im! Ben malı yağmalanmış, ailesi esir alınıp buraya getirilmiş bir insanın oğluyum; ben Fırat’ın kenarında şehit edilen ve kimsenin kanını dökmeyen ve boynunda kimsenin hakkı bulunmayan o büyük insanın oğluyum.
Ey İnsanlar! Allah aşkına babama sizler mektup yazıp onu Kûfe’ye çağırmadınız mı? O size geldikten sonra da onu öldürmediniz mi?
Ey insanlar! O büyük günde peygamberin yüzüne nasıl bakacaksınız? O zaman Peygamber sizlere: “Benim soyumu, ailemi öldürdünüz ve bana olan saygınızı bozdunuz, o halde sizler benim ümmetinden değilsiniz.” diyecektir.”
İmam Seccad’ın (a.s) bu sözleri Kûfe halkında büyük bir tufan yarattı. Ağlama sesleri duyulmaya başladı. Kûfe halkı hüngür hüngür ağlıyor ve birbirlerini suçlayarak; “Sizler artık helak oldunuz ve bunu bilmiyorsunuz.” diyorlardı.[1]
İmam böylece uyuyan vicdanları uyandırdı, Kerbela faciasının dehşetini insanların önünde tasvir etti ve Kûfelilere yaptıkları cinayeti anlattı.
İmam Hüseyin’in (a.s) ailesini İbn Ziyad’ın sarayına götürdüler. İbn Ziyad İmam Seccad’ı (a.s) gördüğünde onun kim olduğunu sordu:
– Ali b. Hüseyin’dir, dediler.
Ali b. Hüseyin’i Allah öldürmedi mi?! diye sorunca, İmam şöyle cevap verdi:
– Bir kardeşim vardı ve onun da adı Ali idi, onu öldürdüler.
İbn Ziyad dedi ki:
– Hayır, Allah onu öldürdü.
İmam şöyle buyurdu:
– Allah, kimseyi öldürmez, ancak ölüm vaktinde canları alır…[2]
İbn Ziyad öfkeyle:
– Benim önümde hâlâ cevap verme güç ve cesaretini kendinde buluyorsun demek? diyerek mağrur bir edayla askerlerine imamın katledilmesini emretti.
Bu sırada Hz. Zeyneb-i Kübra (a.s) öfkeyle ayağa kalkarak:
– Sen bizden hiç kimseyi sağ bırakmadın, dedi, Ali b. Hüseyin’i (a.s) öldüreceksen beni de onunla birlikte öldürmelisin.
İmam Seccad (a.s) Hz. Zeyneb’e (a.s) hitaben:
– Siz ona bir şey söylemeyin ben onun cevabını veririm, dedi. Daha sonra İbn Ziyad’a dönerek şöyle buyurdu:
Ey Ziyad’ın oğlu! Beni ölümle mi tehdit ediyorsun ve korkutmaya çalışıyorsun? Bilmez misin ki ölüm bizim âdetimiz ve şahadet kerametimizdir.[3]
Şam Şehrinde
Şam’da, İmam (a.s) ve Ehlibeyt’ten birkaçını bir halata bağlı olarak Yezid’in sarayına getirdiler.
İmam büyük bir cesaret ve yüreklilikle Yezid’e hitaben şöyle buyurdu:
Ey Yezid! Resulullah bizi böyle eli kolu bağlı bir halde görürse sizin hakkınızda ne düşüneceğini zannediyorsunuz?
Bu kısa ve kesin söz orada bulunanları öylesine etkiledi ki, oradakilerin hepsi hüngür hüngür ağlamaya koyuldu.[4]
Müslümanlardan biri şöyle anlatır: Şam’daydım, Âl-i Muhammed’in (s.a.a) esirlerini getirdiler. Şam pazarındaki caminin kapısının önünde, genelde diğer esirlerin toplandığı yere oturttular.
Şamlı bir ihtiyar öne çıkarak şöyle dedi:
– Sizi helak eden Allah’a şükürler olsun böylece fitneyi ortadan kaldırdı.”
Ve bu kabilden olmak üzere daha birçok kötü sözler sarf etti.
İhtiyar adamın sözleri son bulduğunda İmam Zeynelabidin (a.s) ona hitaben şöyle buyurdu:
– Söylediklerini dinledim. Yüreğinde ne düşmanlık ve kin varsa kustun. Şimdi de sen beni dinle.
İhtiyar:
– Konuş, dedi.
İmam buyurdu ki:
– Acaba hiç Kur’ân okudun mu?”
– “Okudum, dedi ihtiyar adam.
– O halde: “De ki ey peygamber, ben yaptığım işe (peygamberlik) karşılık sizden Ehlibeyt’imi ve yakınlarımı sevmeniz dışında hiçbir şey istemiyorum.” ayetini okudun mu?[5]
İhtiyar adam:
– Evet okudum, dedi.
İmam şöyle buyurdu:
– İşte Peygamber’in Ehlibeyt’i ve yakınları bizleriz!
Sonra da şöyle ekledi:
– “Akrabaya hakkını ver.” ayetini de okudun mu?[6]
İhtiyar:
– Evet okudum, deyince İmam (a.s) şöyle buyurdu:
– Allah Teala’nın Peygamberi’ne “onların hakkını ver.” diye buyurduğu akrabası bizleriz.
Adam ne diyeceğini bilemiyordu. Hayretle:
– Gerçekten onlar sizler misiniz? diye sordu.
İmam (a.s) şöyle buyurdu:
– Evet. Humus ayetini okudun mu?[7] “Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri, muhakkak Allah’ın, Resulün ve yakınlarınındır.” denilmekte…
– Evet okudum.
– Burada da geçen yakınlar bizleriz. Ey Şamlı! Peki, Tathir Ayeti’ni okudun mu?[8] Hani Allah Teala: “Ey Ehlibeyt, gerçekten Allah, sizden kiri, günahı ve çirkinliği gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister.” buyuruyor ya…
Yaşlı adam ellerini göğe kaldırdı ve üç kez şöyle dedi:
– Allah’ım tövbe ettim. Allah’ım peygamberin soyuna yaptığım düşmanlıktan dolayı tövbe ediyorum ve onları öldürenlerden nefret ediyorum ben. Evet, ben bundan önce de Kur’ân okumuştum fakat bu gerçeklerden habersizdim.[9]
İmam Şam Camiinde
Yezid, Şam’daki merkez camiinde bir hatibe minbere çıkmasını, Emirü’l-Müminin Hz. Ali (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) hakkında kötü sözler söylemesini emretti. Hatip minbere çıktı, Yezid ve Muaviye’yi övüp İmam Ali ve İmam Hüseyin’e (a.s) küfür dolu çok kötü bir konuşma yaptı.
İmam Seccad (a.s) da orada bulunuyordu. Yüksek sesle şöyle buyurdu:
“Ey hatip! Yazıklar olsun sana! Yaratılmışın (Yezid’in) hoşnutluğuna karşın Yaradanın öfkesini satın aldın, böylece kendi yerini cehennemde hazırlamış oldun.
Daha sonra Yezid’e dönerek şöyle dedi:
Bırak minbere çıkayım da Allah’ın hoşuna gidecek ve burada bulunanlara da sevap olacak bir konuşma yapayım.
Yezid önce bunu kabullenmedi, fakat orada bulunanlar ısrar ettiler. Yezid: “Eğer o minbere çıkacak olursa, ben ve Ebu Süfyan soyunu rezil etmeden inmeyecektir.” dedi.
“O ne söyleyebilir ki?!” dediler.
Yezid: “O öyle bir soydandır ki, ona bilgiyi ana sütüyle içirmişlerdir.” dedi.
Halk bunda ısrar edince Yezid kabul etti ve İmam (a.s) minbere çıktı. Allah’ı övüp Peygambere selam gönderdikten sonra şöyle buyurdu:
“Ebedî ve ezelî olan Rabbime şükürler olsun. İlki olmayan ilk, sonu olmayan sondur O. Bütün mahlûkatın yok olmasından sonra O baki ve kalıcıdır.[10]
Ey insanlar! Rabbim bize ilim, sabır, cömertlik, güzel konuşma, yiğitlik, cesaret ve müminlerin gönlünde sevgiyi bağışlamıştır. Peygamber bizdendir. Bu ümmetin Sıddık’ı (sadık) Emirü’l-Müminin Ali bizdendir.
Cafer-i Tayyar bizdendir. Seyyidü’ş-Şüheda Hamza bizdendir. Hasan ve Hüseyin peygamberin sevgili iki torunu bizdendir…[11]
Ben Mekke ve Mina’nın oğluyum, Zemzem ve Sefa’nın oğluyum ben, Hacerü’l-Esved’i mübarek abasında taşıyarak yerine koyan o kutlu insanın oğluyum…[12]
İhram bağlayıp tavaf eden, sa’yedip hacceden mahlûkatın en hayırlısının evladıyım ben.
Bir gecede Mescidü’l-Haram’dan Mescidü’l-Aksa’ya götürülen o büyük insanın oğluyum ben.[13]
Ben yüceler yücesi Rabbimin vahiy gönderdiği kimsenin oğluyum. Ben Kerbela’da katledilen Hüseyin’in oğluyum. Muhammed-i Mustafa’nın oğluyum ben. Anam, Fatımatu’z-Zehra’dır benim. Haticetu’l-Kübra’nın evladıyım ben.
Ve ben kanını son damlasına kadar Rabbi uğruna verip al kanlara boyanan o eşsiz yiğidin oğluyum…[14]”
Cemaat heyecan içinde imamı dinliyordu. İmam söylediği her sözle soyunun yüceliğini ve İmam Hüseyin’in şahadetinin manasının derinliğini gözler önüne seriyordu. Artık yavaş yavaş gözlerde yaşlar birikmeye ve hıçkırıklar boğazlarda düğümlenmeye başlamıştı ve aniden ardı ardına her taraftan hıçkırık sesleri yükselmeye başladı.
Bunu gören Yezid korktu, İmamın konuşmasını engellemek için müezzine ezan okumasını emretti.
Müezzinin: “Allah-u Ekber” sesi ortalığı çınlattı.
İmam konuşmasını sürdürerek şöyle dedi:
Evet, Allah-u Ekber, Allah her şeyden büyük, her şeyden aziz ve her şeyden daha üstündür; ben O’ndan çekinir ve O’ndan korkarım.
Müezzinin her cümlesiyle birlikte, İmam da gizlenenleri açıklamaya başladı:
“Eşhedü enla ilahe illallah”
Evet, şahadet ederim tüm şahadet edenlerle birlikte ki, O’ndan başka bir mabud ve Rab yoktur.
“Eşhedü enne Muhammeden Resulullah!
Bu cümle müezzinin ağzından dökülürken bütün başlar aşağıdaydı. Cemaat ezanı ve İmam’ın buna karşılık vereceği harikulade cevabı dinliyordu. Hz. Muhammed’in (s.a.a) adı gelince gözler İmama kilitlendi, gözyaşları bir perde teşkil ederken gözler İmamın çehresinde Peygamberi arıyordu âdeta…
İmam başından sarığını çıkardı ve şöyle feryat etti:
Ey müezzin! Sözünü ettiğin Muhammed aşkına birazcık dur.
Müezzin susmuştu, ancak cemaat ondan da suskundu. Yezid’in rengi uçmuştu, çaresizdi, ezan da İmamı susturmayı başaramamıştı.
İmam Yezid’e dönerek şöyle buyurdu:
“Ey Yezid! Bu aziz ve yüce Resul benim mi dedem yoksa senin mi? Eğer senin deden dersen herkes yalan söylediğini anlar, eğer benim dedem olduğunu söyleyecek olursan o zaman neden babamı öldürdün ve malını yağmalattın ve ailesini utanmadan esir aldın?!
Ey Yezid! Bize bunları yaptıktan sonra, hiçbir şey olmamış gibi kalkıp Muhammed’i Allah’ın peygamberi kabul edip, kıbleye dönüp namaz kılarsın öyle mi? Yazıklar olsun sana! Kıyamette dedem ve babam sana düşman olacaktır.”
Yezid çaresiz kalmıştı, öfkeyle müezzine kamet okumasını emretti. Fakat bu durumdan cemaat o kadar rahatsız olmuştu ki, içlerinden bir kısmı namaz kılmadan camiyi terk etmişti.[15]
Bu yolculukta İmamın hutbelerinin ne kadar tesirli olduğunu tarih ispat etmiştir. Nitekim Yezid Şam’da İmam Seccad’ı (a.s) öldürmeyi planlamıştı fakat bunu başaramadı.
İmam ve Ehlibeyti’ne dokunamadan hepsini göstermelik bir saygı ve ikramla Medine’ye geri göndermek zorunda kaldı.
Bu olaydan kısa bir süre sonra Irak’da ve Hicaz’da Emevî rejimine karşı kıyamlar başladı. Binlerce insan şehitler efendisi İmam Hüseyin’in (a.s) intikamı için kıyam etti.
İmam Hüseyin’in (a.s) ailesinin esir alınması olayı ve onların etrafındaki insanlarla olan konuşmaları ve özellikle de İmam Seccad’ın (a.s) her fırsatta Kerbela olayını ve Peygamberin Ehlibeyti’ne yapılan zulmü açıklaması İmam Hüseyin’in (a.s) şahadetinin hedefine ulaşmasını sağlamış oldu.
ABNA.İR
——————————————————————————–
[1]- el-İhticac, Tabersî, s.166, Necef h. 1350 basımı.
[2]- Zümer Suresi, 42.
[3]- el-Luhuf, İbn Tavus, s.144, h.1317 basımı.
[4]- Tezkiretu’l–Havas, s.149. Ferhad Mirza basımı.
[5]- Şûrâ Suresi, 23.
[6]- İsrâ Suresi, 26.
[7]- Enfâl Suresi, 41.
[8]- Ahzâb Suresi, 33.
[9]- el-İhticâc, Tabersî, s.167, Necef h. 1350 basımı.
[10]- Kamilu’z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.
[11]- Nefsu’l-Mehmum, Muhaddis Kummî, s.284, İslâmiyye basımı.
[12]- Âmu’l-Fil olayından 35 yıl sonra Haceru’l-Esved’in Hz. Resulullah (s.a.a) tarafından yerine konulması.
[13]- Hz. Resul-i Ekrem’in (s.a.a) Miracı
[14]- Kamilu’z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.
[15]- Kamilu’z-Ziyarat, Şeyh Behai, 2/300.


more post like this