Peygamber efendimiz ve Ehlibeyt imamları neden kitap yazmamışlardır?
Bildiğimiz kadarıyla hadis kitaplarında bazı çelişkiler bulunmaktadır. Neden Peygamber efendimiz ve Ehlibeyt İmamları kendileri hadis içerikli kitaplar yazmadılar ve ayrıca neden Kur’an için tefsir kitapları kaleme almadılar?
Peygamber efendimiz (s.a.a) çok özel şartların bulunduğu bir ortamda yaşamıştır. Allah’ın isteği ve takdiri üzere ders okumamış, hiçbir zaman bir üstadın yanına gitmemiş ve hiçbir kitap kaleme almamıştır. Bu ilahi takdirin nedeni de açıktır.
Zira Peygamber efendimizin ebedi mucizesi Kur’an-ı Kerim’dir. Normal olarak okuma yazması olan birinin kitap getirmesi olanaksız bir iş değildir. Dolayısıyla Efendimizin okuma yazması olsaydı en azından bazıları için şöyle bir şüphenin şekillenmesi söz konusu olabilirdi:
Bu kitap (Kur’an) Peygamber’in (s.a.a) zihni düşünceleri ve üstatlarının eğitimi neticesinde oluşturulmuş öğretilerdir. Zira Kur’an’da şöyle buyuruyor: “Sen bundan önce ne bir yazı okur, ne de elinle onu yazardın. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar kuşku duyarlardı. (Ankebut, 48)”
Okuma ve yazma bilmenin her insan için kemal sayıldığı doğrudur, ancak bazen, bazı şartlar gereğince okuma yazmanın olmayışı kemal sayılabilmektedir. Bu peygamberlere ve özellikle de Peygamber efendimizin (s.a.a) durumuyla birebir örtüşmektedir.
Eğer okumuş bir bilgin, bilgili ve deneyimli bir filozof nübüvvet iddiasında bulunarak semavi bir kitap adıyla bir kitap ortaya koyacak olursa; bu koşullar altında acaba bu kitap ve mektep onun düşüncelerinin ürünü olabilir mi diye insan şek ve şüpheye düşebilir.
Şayet peygamber efendimizin (s.a.a) hatta nübüvvetinden sonra bile bir şeyler yazıp çizmemesi İslam karşıtlarının eline bir koz vermemek içindir. [1] Ancak efendimizin ilminin tamamı vahiy kaynaklıdır. [2]
***
Ehlibeyt İmamları (a.s) neden kitap yazmadılar? Sorusunun cevabına gelince şunları dememiz mümkündür:
Mutlak bir şekilde Ehlibeyt imamlarının bir şeyler yazmadığını söylemek doğru değildir. Zira imamların babası olarak adlandırılan İmam Ali (a.s), meşhur bir kitap yazmışlardır. Bu kitap onun masum evlatlarının sözlerinde “Ali’nin (a.s) kitabı” şeklinde tanınmıştır.
[3] İmam Seccad’dan (a.s) da Sahife-i Seccadiye adlı dua kitabı elimize ulaşmıştır. Evet! Ali’nin (a.s) kitabı olarak bilinen kitap şu anda elimizde bulunmamaktadır. Kur’an tefsiri konusunda da,

Kur’an’ın nüzul sebebi ve bazı tefsirlerinin yer aldığı bir kitap İmam Ali (a.s) tarafından yazılmıştır, ancak sadrı İslam’da gerçekleşen bazı olaylar sonucu halifeler ve onlara bağlı bazı kişiler tarafından bu kitap maalesef kabul görmemiştir!!
Masum imamlar (a.s) tarafından yazılan bu kitaplar dışında, onlardan başka bir el yazması rapor edilmemiştir. Bunun nedenini birkaç maddede özetleyebiliriz:
1. Halkın toplumsal yöneticiliği ve rehberliği bağlamında imamların vazifeleri:
Her zamanın İmamının omuzlarına yüklenmiş olan vazifeler o kadar geniş ve kapsamlıdır ki, kitap yazmak bunların yanında oldukça küçük kalmaktadır. İmamlar yazar veya müellif değillerdir. İmamlar halkın zahiri ve manevi rehberlik vazifesini üstlenmişlerdir.
Onların görevi İslam yolunda canlarını feda edecek mücahit ve temiz insanlar yetiştirmektir, halkın dünyevi ve uhrevi meselelerini denetlemektir.
Günümüzde her ne kadar kitap yazmakta önemli konulardan sayılıyor olsa da, Ehlibeyt imamları daha önemli şeylerle meşgul olduklarından bu işlere zaruretin icap ettiğinden daha fazla vakit ayırmamışlardır.
2. Halkın ilgisizliği: İmamların yaşadıkları dönemlerde halk, hükümeti işgal ve gasp edenler tarafından oluşturulmuş koşullar nedeniyle Ehlibeyt’e (a.s) gereken teveccüh ve ilgiyi göstermiyordu. Masum imamların (a.s) evlerine çekilme sebeplerinin asıl nedeni, (zalim yönetimler tarafından şiddetli baskılara maruz kalmalarının yanı sıra) halkın isteksiz ve ilgisiz olmalarıydı.
Elbette halkın bu isteksizliği Ehlibeyt’in (a.s) makam ve şanlarından her hangi bir şey eksiltmemiştir. bilakis bu durum halkın zararına olan bir durumdu. Her halükarda bir düşünce, fikir yâda bu içerikli bir metnin yazılıp insanlara sunulması başlı başına toplumsal olgunluk gerektiren bir konudur. Anlaşılan böylesine bir olgunluk o dönemlerde oluşmamıştı.
O dönemdeki takiye ortamının şiddetli olması. Bu baskıcı ve boğucu ortam ne sadece İmamların söylemiş oldukları sözlere ve yazdıkları mektuplara yönelikti, bilakis bu durum imamların (a.s) ashapları tarafından yazılmış kitaplar içinde geçerliydi.
İmam Cevad’ın (a.s) ashabından birisi imama şöyle diyor: “ Üstatlarımız, İmam Muhammed Bakır (a.s) ve İmam Cafer Sadık’tan (a.s) rivayetler nakletmiş ve yazmışlardır, ancak sıkı bir takiye döneminden geçtikleri için kitaplarını saklamış ve toplumda yaymamışlardır. Şimdi bu kitapları ne yapmamız gerekir? İmam şöyle buyurdu:
“O kitaplarda bir sorun bulunmamaktadır onları yayınlayabilirsiniz.” [4]  Dolayısıyla Ehlibeyt imamlarının (a.s) bir şeyler yazmamalarının en önemli delili budur. Çünkü bırakın kitap yazmayı ellerine kalem alıp bir mektup bile yazmaları onlar için çok sıkıntılar doğurmaktaydı. Bunun en önemli delillerinden bir tanesi o dönemlerde sıkı bir takiye ortamının var olmasıdır.
Emevi ve Abbasi hükümetleri tarafından masum imamlar imametleri boyunca şiddetli bir şekilde kontrol ve gözetim altında tutulmaktaydı. Bu durum ve koşullar bazen azalıyor ve bazen de şiddetleniyor olsa da onların tümü takiye gölgesi ve şemsiyesi altında yaşıyorlardı. Bu ortam o kadar şiddetliydi ki İmam Muhammed Bakır (a.s) takiyenin gerekliliğini şu sözlerle dile getiriyordu: “Takiye benim ve babalarımın dinidir.” [5]
3. Öğrenci ve hadis yazarlarının olması. İmamların (a.s) buyruk ve hadislerini yazma vazifesini, muhaddisler adıyla meşhur olan imamların bazı ashabı üstlenmişti. Bundan dolayı, İmamların rivayetleri onların ashabının zahmet ve çabalarıyla bize ulaşmıştır.
Yani imamlar (a.s) tarafından kitap yazılmamış olsa bile onlar tarafından alınan tedbirler hadislerin yok olmasını önlemiştir. Evet, belki şöyle diyebiliriz; eğer imamların (a.s) kendileri kitap yazmış olsalardı onlarda ihtilaf olmazdı. Ancak kesinlikle böyle bir durum söz konusu değildir;

zira eğer imamların (a.s) kendileri kitap yazmış olsalardı, diğer ashapların yazmış oldukları kitaplarda olduğu gibi onların yazdıklarına da kirli eller müdahale eder ve tahriften korunamazlardı.
Hatta ashaplarının kitaplarını tahrif etmek için gösterdikleri şiddetli çaba, onların kitaplarını tahrif etmekten çok daha şiddetli olurdu. İmamlara nispet edilen tahrif edilmiş bu kitaplarla halkın yoldan çıkması çok daha kolay ve şiddetli olurdu.
Çünkü halk ve hatta muhaddisler, bu kitapların Ehlibeyt imamları (a.s) tarafından yazıldığından hata ve yanlışlık olacağı ihtimalini vermez ve ashabın kitaplarında olduğu gibi tashih ve düzenleme düşüncesine kapılmazlardı.

Sonuç itibarıyla Ehlibeyt imamları (a.s) tarafından kitap yazılmasının bir anlamı ve faydası olmazdı.
Son olarak Hadis kitaplarında çelişkilerin olduğu sözü doğru değildir. Tam tersi zahiri olarak bazı rivayetler arasında kendisini gösteren çelişkiler İslam düşünürleri tarafından gösterilen çaba ve çalışmalar neticesinde çözülmüş durumundadır.
Bizim hadislerimiz tarih boyunca İmamların ashabı ve bizzat imamlarımızın (a.s) kendileri tarafından defalarca gözden geçirilmiş ve ayıklanmıştır. Fakihlerin görüşlerinde de aralarında zahiren çelişki var olan hadisler de çözülmüştür.
———-
[1] – Mutahhari, Murtaza, “Peygamber-i Ümmi”, Tahran: Sadra, 1378, h.ş. s. 6.
[2] – Mekarim Şirazi, Nasır, “Tefsiri Numune” Tahran: kitabi İslamiye, 1374 h.ş., c.16, s. 308, Dar-ul.
[3] – Kuleyni, Muhammed bin Yakup, Kafi, Tahran: Dar-ul kitabi İslamiye, 13651, h.ş. c. s. 41
[4] – “Kafi”, c. 1, s. 53.
[5] – “Kafi”, c. 2, s. 219.
[1] el-İrşad, 1/284
[2] Nehc’us Saadet, 2/448
[3] Şerh-u Nehc’il Belağa-i İbn-i Ebi’l Hadid, 4/103


more post like this