İslam kaynakları

    1. home

    2. article

    3. Peygamberimizin (s.a.a) Değerli Kızı Fatıma (a.s)

    Peygamberimizin (s.a.a) Değerli Kızı Fatıma (a.s)

    • necefi
    • islamic-sources
    Peygamberimizin (s.a.a) Değerli Kızı Fatıma (a.s)
    Rate this post

    Allah Resulü onun hakkında buyurdu: Allah’ın ona vermiş olduğu en büyük nimet budur ki benim gibi babası Ali (a.s) gibi eşi ve hasan, Hüseyin gibi çocukları vardır. Mezarda ondan sorulduğunda Peygamberin kimdir? Söyleyecek: Babam ve yine soracaklar imamın kimdir? Söyleyecek: Eşim Ali (a.s).
    Onun hayat biçimi ve şekli tamamen örnek ve yücedir. İbadet yönünden ümmet içerisinde eşsizdir ibadet ettiğinde ayakları üzerinde o kadar çok duruyordu ki ayakları şişiyordu. Şu sorunun cevabındaki en iyi iş bir kadın için nedir? Babasına cevap verdi. Öyle ki o erkeği görmesin erkekte onu (yabancı erkek) bundan dolayı Allah Resulu onu bağrına bastı ve okşadı. Peygamberin irtihalinden sonra asla dudakları tebessüm görmedi. Yalnız bir defa o zaman ki kendi siparişine mahsus tabutun şeklini öylesine yapmışlardı ki bedenin şekli onda gözükmüyordu. Tebessüm etti.
    Fatime babasından sonra eşi Ali (a.s)ın hakkını almak için önemli çabalar sarfetti. Öyle ki denilebilir: Eğer yaşasaydı zaferi kesin alacaktı. 40 gün süresince Ali (a.s)la beraber muhacirlerin ve Ensar’ın evine gidiyorlardı. Onlardan yardım ve işbirliği yapmalarını talep ediyorlardı.
    Diyorlardı; Peygamberin kızı, bizim biatınız bu şahısla (Ebubekir’le) olmuştur. Nasıl müsaade edebilirsiniz. Peygamberin mirasını kendi evinden hariç etmelerini başkasının evine götürmelerine? Peygamberin kızı: Eğer eşin Ebubekir’den önce bize gelseydi biz onunla biat ederdik.
    İşte burada Ali (a.s) onlara buyuruyordu: Yakışır mıydı ki ben Peygamberi defin etmeyip makam elde etmek için rakiplerimle rekabet edeydim? Zehra (a.s) eşinin konuşmasının onayında buyuruyor; Ali vazifesi olanı yapmamıştır. Ancak onlar bir iş yaptılar ki Allah onları cezalandıracaktır.
    Fasih bir dille çok faydalı bir hutbe okudu ve çok değerli hakikatleri dile getirdi. Zehra (a.s)ın hem kanıttır hem yargıdır (mahkeme) ve de halka bir tavsiyedir ki gaspçı ve zorba bir rejimi devirmede susmamalıdırlar.
    Fatime’nin mücadelesi o kadar azimli ve kararlı idi ki hatta küçük çocuklar bile kendi çocukluk güçleriyle ona yardım ediyorlardı. Kamuoyunun düşüncesini aydınlatmak ve annelerinin nihal zaferi ümidiyle gerçekleri beyan etmek için tüm olanaklardan yararlanıyorlardı. Bir gün İmam Hasan (a.s) küçüklük devranında camiye geldi. Ebubekir minberde oturmuş idi. İleri gitti ve ona dedi: Aşağı in…. Hadi babamın minberinden aşağı in, git kendi babanın minberinde otur.
    Ebubekir minberde şaşkınlık içinde kalmış idi ve halk şaşkın şaşkın İmam Hasan’a bakıyorlardı. Çünkü o Peygamberin torunu ve yüreğinin bir parçası idi. Nasıl olabilir Peygamberin ümmeti onun narazılığını tahammül etmeleri? Ebubekir hilebaz bir beceriyle olayı kapattı.
    İmam Hasan’ı muhatap alarak güler yüzle ve çok şefkatli davranarak ona dedi: Yemin ederim doğru diyorsun. Senin babanın minberi, benim değil, babanın minberi.
    Sadri İslam’ın hadiseleri, tarihin şaşkınlık yaratıcı hadiselerindendir. Herkes Zehra (a.s)ın Allah ve resulü indinde olan yüce makamını biliyorlardı. Dolayısıyla hayli kanıtlar mevcuttur ki İslam’ın ilk kadını babasından sonra kısa bir süre yaşantısında ne fakat rahatlığı mutluluğu olmadı belki tamamen acılarla yaşadı ve cismi ve ruhu acıların şiddeti onu ölüme sürükledi.
    İkinci halife bir grupla Fatime’nin evine gitti. Feryat ediyordu: Allah’a ant olsun, ev ehli dışarıya çıkmalıdırlar. Aksi halde evi ve içinde bulunanlarla beraber yakarım. Bazıları bu amaçla ki onu işin sonucundan uyarmak üzere şöyle dediler: Ama bu evde Fatime vardır. Onlara feryat ederek dedi: Fatime olsa dahi, Fatime olsa dahi, güya o anda henüz Allah Peygamberinin cenazesi toprağa verilmemiş idi. Zira görüyoruz ki tarih böyle diyor: Fatime dışarı çıktı ve şöyle dedi: Sizden daha kötü ahlaklı biri tanımıyorum. Allah Resulünün cenazesini bize bırakıp kendi işinizin peşine gittiniz. Neden bizi rahat bırakmıyorsunuz? Bizim hakkımızı bize iade etmiyorsunuz?
    Ömer uyanması gerekirken Ebubekir’e giderek ondan Ali’nin ihzar edilmesi için emir vermesini istedi. Bu defa Kunfuz aracılığıyla mesaj gönderdiler ki Ali (a.s) camiye gelsin. Ama Ali (a.s) camiye gitmekten kaçındı. Ömer geri döndü ve kapıyı çaldı. Fatime dışarı çıktı ve şikayet eder tarzında şöyle dedi: Baba ey Allah’ın Resulü!…. Senden sonra Hattab’ın oğlundan, Ebu Kuhafe’nin oğlundan neler çektik?
    Sonuçta Ali (a.s)ı camiye götürdüler ta tehditle ondan biat alsınlar. Mesudi yazıyor: Ali ve yaranları evde kaldılar ve Peygamberin ahdine vefa etsinler. Ancak ev saldırıya uğradı evin kapısını ateşlediler, Ali (a.s)ı zorla oradan çıkardılar ve Fatime’ye evin kapısı vasilesiyle darbe vurdularki “Muhsin” adında çocuğunu düşürdü.
    Camide istiyorlardı Ali (a.s) dan biat alsınlar. O biattan kaçındı. Onlar ise onu ölümle tehdit ettiler. Ali (a.s) şöyle diyordu: Beni eğer öldürseniz, ben Allah’ın kulu Peygamberin kardeşiyim. Elini açtılar yalnız o elini kapadı, onlar ellerini Ali (a.s)ın kapalı eline sürdüler bu vesileyle ondan biat aldılar. Fatime hastalandı ve yatağa düştü. Korktular dünyadan gitsin dolayısıyla herkes onun razı olmadığını biliyorlardı. Ama oyunun düşüncesi ve duyguları cihetinden beklenmedik sorunlar doğurabilir. Karar verdiler Fatime’yi ziyaret edip ondan özür dilesinler. İki defa Fatime’den randevu almak istediler ki ziyaretine gitsinler. Ancak o izin vermedi. Çaresizlikten Ali (a.s)a kapandılar ve ne yapıp yaptılar kendi amaçlarına ulaştılar. Ancak Fatime (a.s) bu fırsattan da istifade etti. O zaman ki huzuruna geldiler onların selamının cevabını vermedi ve onlardan yüz çevirdi. Fatime (a.s) şunu anlatmaya çalışıyordu ki zalimin selamının cevabı yoktur ve zalimle yüz yüze gelmek doğru değildir. Yalnız hakkını almak amacıyla. Onlar yalvarışa düştüler ve yine amaçları kendi mezalimleri meşru göstersinler ve Fedek’in (Ehli-beyte mahsus bağ) müsaderesini kanuni adilane bir uygulama olarak göstermek.
    Fedek olayını Fatime (a.s) kendi kırıcı konuşmasında herkese aydınlatmış idi. Bütün herkes ki Fatime (a.s) ın kanıtlı konuşmasını duymuş idiler. Yakin etmişlerdi ki Allah Resulünün kızı haklıdır. Yalnız hakkı duyan kulak mevcut idi. Artık bir gereksimi yoktu ki Fatime yine de Fedek konusunda konuşma yapsın. Bu defa gerekiyordu başka bir yoldan onların mahkumiyyetini imzalasın. Bu yüzden onlara şöyle buyurdu: Sizi Allah’a yemin veriyorum. Peygamberden duymamışsınız ki Fatime’nin hoşnutluğu benim hoşnutluğum ve Fatime’nin öfkesi benim öfkemdir. Her kim kızım Fatime’yi sevmiş ise beni sevmiştir ve her kim Fatime’yi hoşnut ederse beni hoşnut etmiştir ve her kim Fatime’yi öfkelendirmişse beni öfkelendirmiştir.
    Onlar Fatime’yi tasdik ettiler ve şöyle dediler: Evet, onun böyle buyurduğunu duymuşsunuzdur. Fatime ellerini havaya kaldırdı ve solmuş kalbiyle şöyle dedi: Ben Allah’ı ve melekleri şahit tutuyorum ki siz beni öfkelendirdiniz ve beni hoşnut etmediniz…. Eğer peygamberle görüşürsem sizin elinizden ona şikâyet edeceğim. Ebubekir ağladı. Fatime (a.s) şöyle buyurdu: Allah’a yemin olsun her namazımda senin hakkında nifrin (beddua) edeceğim.
    Bu sözler çelik kılıçlar gibi başlarına iner gibi oldular. Dinlenme ve huzur güçlerini kayıp ettiler. Anladılar ki Fatime’yi hoşnut etmek için tüm yollar tükendi. Fatime’nin öfkesi ve rızasızlığı öyle değil ki bir takım sembolik içi boş övgülerle bertaraf olsun. Ebubekir ağlamayı hakketmişti. Çünkü Peygamber değerli kızı buyurmuş idi: Allah senin öfkenle öfkelenir ve senin hoşnutluğunla hoşnut oluyor. Onun sebebi de açıktır. Fatime’nin hoşnutluğu yalnız zaferi içindi ve onun öfkesi de batılın zaferi demektir.
    Evet, Fatime’yi bir silsile ağır acılarla ve sonsuz üzüntülerle baş başa bıraktılar ve güç erkânlarını sağlamlaştırmaya çalıştılar. Bazen babasının türbesinin ziyaretine gidip, çokça üzülüp ağlayarak şöyle diyordu: Bana öylesine musibetler nuful etti ki eğer gündüzün aydınlığına nuful etseydi gece gibi karartırdı. Senden sonra hüzün arkadaşım ve gözyaşım sönmeyen alevlerimin söndürücüsü olmuştur.
    Enes bin Malik Peygamberin cenaze törenine katılmış idi. Karar verdi Fatime’nin huzuruna gitsin ve ona baş sağlığı dilesin. Fatime’den müsaade istedi ve müsaade aldı. O zaman ki Fatime’nin huzuruna vardığında ondan sarsıcı bir cümle duydu. Bu cümle onu öylesine sarsdı ki Fatime (a.s) ın evinden çıktığında yüksek sesle haykırarak ağlıyordu. O cümle şuydu: Nasıl gönlüne razı oldun ki Allah Resulünün üzerine toprak döktünüz? Elbette ki bütün herkes toprağa gitmelidir. Peygamberler dâhil. Fatime ki son derece İslami öğretinin ve terbiyenin içinde yer almış idi. Demek istemiyordu: Kimse Peygamberin üzerine toprak dökmemelidir. Maksadı şuydu ki emin peygamberlerine nispet sevgiden, aşktan, bağlılıktan söz eden insanlar bilmelidirler ki Peygamberin (Ehli-Beytine) yadigârına yapılan davranışlar tıpkı Peygamberin naaşına toprak döktük düşüncesiyle ağlıyorlardı. Nasıl kızına, torunlarına, damadına, eşine rastlanmamış zalimane davranılmasına rıza gösteriyordu. Fatime böyle bir şartlarda hakkıydı. Kendi duygularını boş bırakıp öylesine yakıcı aslansın ki onu nam yapmış dünyanın beş ağlayanından biri olarak adlandırır. (diğer dört tane Hz. Yakup, Hz. Yusuf, Hz. Âdemi Ebul beşer ve İmam-ı Seccad (a.s) dan ibarettir. Bu ağıtlar Fatime’nin haklı mücadelerinin bir bölümünü teşkil ediyordu.
    Cihefsiz (boşuna) değildi ki ağıtını da sansür etsinler ve o çocuklarıyla beraber şehrin dışına çıkıyordu, bir ağacın gölgesinde oturup ağlıyordu ve çocukları onu yolcu ediyorlardı. Akşamüzeri Ali (a.s) gidiyordu ve taziyeli eşini acı ve hüzün dolu kalbiyle eve getiriyordu. Ağacı bile kestiler. Fatime ve çocukları gidiyorlardı Medine’nin yakıcı güneşi altında oturuyorlardı ve mücadele programını suskunluk haliyle takip ediyorlardı. Bu nedenle Ali (a.s) bir kulübe yapmaya karar verdi ki “üzüntü ve ağıt evi” olarak adlandırıldı. Bu tür negatif mücadeleyi mazlum insanlar o zaman yapılanlar ki pozitif mücadele (hakkını güç kullanarak kazanmak) onlar için imkânsız oluyor.
    Fatime’ye bundan başka bir alternatif yok idi. Halk tehlikeye girmiş idi. Dini başka bir rüya kaydırmış idi. Ebubekir ve Ömer’in hilafetinin neticesi zorba baskıcı vahşi Emevi ve Abbasi hükümetlerinin gerçeği bilip inanan insanlar için böyle bir ortama (duruma) tahammül etmek çok acı da gerek, dolayısıyla Fatime bilinçli yüce bir limana sahiptir. Benaberin Fatime’nin iyi kim mücadelenin beyin merkezini oluşturabilir? Kesinlikle hiç kimsede İslam Camiasında Fatime’nin makamı ve avantajı yok idi. O Peygamberin yegâne yadigârıdır. O idi Peygamberin huzuruna vardığında peygamber yerinden kalkıyor ve elini öpüyordu. Odur Tethir ayetinde Peygamberin Ehli-beytin’den, Mubahele ayetinde ise yalnız kadındır ki Peygamberin Hristiyanlarla mubahelesine katılma iftiharına sahip olan. Bu nedenlerden dolayıdır ki şartlar icap ediyordu mücadelenin bayrağını Fatime kaldırsın. Diğerleri ise yani çocuklar, kadınlar ve az olan bir grup şialar Ebuzer, Salman, Ammar, Mikdad, Bilal ve gibileri de ondan himaye etsinler. Maalesef Fatime’nin hayatı sona erdi. Hakkın ve hakikatın bu yegâne savunucusu şah vilayetin yalnız güçlü yardımcısı bu dünyadan irtihal etti ve cihan güç makam ve mevkie susayanların hâkimiyetine geçti.
    Fatime’nin ölümü de muhaliflerin peykerine ağır bir darbe idi. Vasiyet etti cenazesinin devamlı gizli kalacak bir yerde toprağa gömmelerini ta aydın insanlar kendinden veya diğerlerinden sual etsinler: Neden Peygamberin yadigârı gizli olarak toprağa verildi ve mezarı halkın gözünden kayıp oldu? Yaşamının en son gününde, ölümünün geldiğini bildiği için hasta yatağından kalktı. Su hazırladı ve çocukları yıkandırdı ve onları Peygamberin mezarını ziyaretine gönderdi. Bu olay çocuklar için şaşırtıcıydı. Kendilerinden soruyorlardı annemiz Beytul Ehzan (ağıt evine) yalnız mı gidip ağlamak istiyordu? Geçmişte böyle olmamıştır. Yahut ta evde mi oturup ağlamak istiyor? Bu da yine yönetim tarafından yasaklanmıştır. Çocuklar çıktıktan sonra kendi su hazırladı yıkandı ve temiz elbise giydi. Daha sonra Fatime’ye bakıcılık onuruna sahip olan Selma’ya destur verdi yatağımı aç ki ölüm zamanı gelmiştir. Selma yatağı açtı ve Fatime uzandı kısa bir süre içinde bu yüce takva ve dindarlık örneği olan veda etti. Güçsüz acı ve çile çekmiş naşı ruhsuz kaldı.
    Çocuklar geldiler ve annelerini sordular Selma onlara annelerinin ölümünü haber verdi. Ağlayarak camiye gittiler ta babalarına yetim olduklarının haberini iletsinler. Fatime’nin ölümünün haberi Medine’de yayıldı. Allah Resulü’nün yadigârının cenaze törenine katılmak amacıyla halk büyük üzüntüleriyle ağlar gözleriyle bu büyük kayıbın evinin önünde toplandılar. Ancak Ebuzer dışarı çıktı ve cenaze töreninin sonraya ertelendiğini haber verdi ve halk dağıldı.
    Gecenin karanlığı her tarafı kapsamış idi ve derin üzüntü duyan halk hemen hadiseyi unuttular ve her zaman olduğu gibi uykularına dalı verdiler. Yalnız bir grup acılı yani Ali (a.s)ın çocukları ve birkaç sadık dostu ve fedakâr yarenleri uyak kaldılar. Aynı gecenin karanlığında Peygamberin kızının vasiyetini uygulamaya koyuldular ve cenazeyi toprağa verdiler.
    Cenazeyi ağırlayanlar geri döndüler Ali (a.s) ise cenazenin başında kaldı. Kendi değerli mücadele arkadaşı ve eşinin yokluğunda üzüntü ve acılarla dolup taşan kalbiyle şöyle dedi: Ey Allah’ın Resulü benim selamım ve şimdi de sana kısa bir zamanda kavuşan kızının selamı sana olsun. Ey Allah’ın Resulü seçilmiş kızının yokluğunda sabrım yok denilecek kadar azalmıştır. Şimdi emanet geri verildi ve rehin alındı. Benim üzüntüm ebedi ve gecelerim uyak olarak geçiyor…
    Ertesi gün geceyi rahat geçirmiş olanlar geldiler cenazeyi uğurlasınlar. Onlara denildi ki: Fatime vasiyyeti gereği gece toprağa verildi. İtirazlar yükseldi. Onlar Peygamberin yadigârının cenaze törenine katılarak kendi siyasi düşüncelerine meşruluk kazandırmak ve kendilerini haklı tanıtmak istiyorlardı. Bu işten zarar gördüler. Bu yüzden ve cesedin çıkarılmasını ilan ettiler ve böylece bir gerçek daha ortaya çıkmış oldu.
    Siyasi propakandalarla Ali (a.s)ı peygamberden sonra korkak güçsüz yeteneksiz olarak tanımlamışlar idi. Muhalif cephesinin Ali (a.s) ın yiğitliğinden Zülfikar’ından korkusu ve kaygıları olması için. Hâlbuki Ali (a.s) sırf İslam’ın gerçek özünün korunmasından ötürü ve maslahatı İslam’ı düşündüğünden kılıcına el sürmüyordu. O mezarın açılmasından söz edildiği zaman ve imamın eşinin naşına ihanet etmeğe karar verdiklerinde, Ali (a.s) savaş ilan etti. Bihude propakandaya adlanan bir takım saf yürekliler anladılar ki Ali (a.s) aynı Ali ve kılıcı aynı kılıçtır.
    Fatime’ye selam olsun ölümünde dahi yine özel bir tedbirle imanın kutsal mevkiini savunarak ve batıl propagandaları tesirsiz kıldı. Fatime (as)ın mücadelesi öylesine faydalı görkemleridir bizim başka konulara girmemize mani oldu. Buna rağmen haksızlık olur eğer Fatime’nin yaşamının çok önemli meselelerinden biri olan evliliği hakkında bir şey yazmadıysak.
    Peygamber Fatimeye şöyle buyurdu: Ali faziletini tanıdığın biridir ben Allah’tan istemişim seni en faziletli erkeklerden biriyle evlendirsin. O istiyor seninle evlensin. Senin düşüncen nedir? Fatime sustu. Peygamber dışarı geldi ve dedi: onun suskunluğu razılığın manasıdır. Bu esnada minbere çıktı ve böyle buyurdu: Allah’a senalar olsun niyetiyle övülmekte ve gücüyle tapılmaktadır. Bir ilah ki tüm mevcudat onun itaatındadır ve ondan çekinmekte ve ona ümitlidirler ve de fermanı gökte ve yerde uygulanmaktadır. İnsanları, gücüyle yarattı, hükümleriyle onları üstün kıldı ve kendi dinine izzet verdi ve de kendi Peygamberi Muhammedin (s.a.a) saygınlığını farz kıldı. Allah “insanın soyunun devamı için evliliği kesin bir sebep olarak nitelendirdi” buyuruyor: Fatime’yi Aliyle evlendirmemi Allah (c.c) bana emretmiştir. Ben onu 400 dirhem mehir üzere Aliyle evlendirdim. Ali (a.s) dedi: Razı oldum.
    Rivayettir Allah Resulu Ali (a.s)a buyurdu: Kızımı Allah’ın iradesi üzere sana terviç ettim (evlendirdim) Allah’ın razı olduğu şeye razı oldum. Şimdi eşin senin yetkindedir ve benim yetkimden çıkmıştır.
    Ali (a.s) bu uğurlu evliliğinin şükranlığını secdeye kapandı ve şöyle dedi: Allah’ım bana lütuf ettiğin nimetinin şükrünü yapabilmem için başarı ver. Allah’ın Peygamberi “amin” dedi. Ali (as)i secdeden kaldırdıktan sonra Allah Resulu buyurdu: Allah (c.c) bu evliliği size uğurlu ve bereketli kılsın ve sizin aranızda ülfet icat etsin ve size çok değerli evlatlar nasip eylesin. Peşine Allah Resulü destur verdi.
    Bir tabak hurma hazır bulunanlar arsında getirilip dağıtıldı. Peygamber (s.a.a) hanımları neşelendirmeleri için destur aldılar. Fatime’yi Zahra’nın cehiziyesi bir kilim ile bir koyun derisi idi. Allah Resulü ölüm yatağında iken Ali (a.s)a buyurdu: Ey iki deste gül olan Hasan ve Hüseyn’in babası selam olsun sana. Sana kızıma bu dünyada mihriban olmanı sipariş ediyorum. Yakında hayatında en güçlü iki tutanağın tahrip olacaktır. Sabırlı ol.
    O zaman ki Resulü Ekrem dünyaya veda etti, Ali (a.s) buyurdu: Bu iki tutanağımdan biri idi ve Fatime (a.s)da dünyadan göç ettiği zaman buyurdu: Bu da diğer tutanağım. Resulü Ekrem (s.a.a) ölüm yatağında Fatime’yi yanına çağırdı ve onunla konuştu. Fatime ağladı. İkinci defa çağırdı ve aheste onunla konuştu. Fatime şad oldu. Sonraları ondan sordular:
    -Baban ne buyurdu?
    -Bana ölümünün geldiğini haber verdi. Ben ağladım.
    -Daha sonra benim ailesi içerisinde ona kavuşan ilk fert olacağımı bana haber verdi. Ben şad oldum. Bu öz geçmişim hazırlanmasında Hayatu li men Hasan ibni Ali c 1 5 158 den sonra kitaplarından istifade olunmuştur.