1-Âdem (a.)

Hz. Âdem (a.), yüce Allah’ın imtihan ettiği ilk insandır. Müminlerin Emiri Ali (a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Yüce Allah’ın, Hz. Âdem’den (a.) bu dünyanın son kişisine kadar hepsini imtihan ettiğini görmüyor musun?
Kur-an’ı kerim, Hz. Âdem’in (a.) yeryüzüne gelişi konusunda şöyle buyurmaktadır:
Ve dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. İkinizde ondan, neresinden isterseniz bol bol yiyin. Ancak, şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. Sonra şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulunduklarından çıkardı.
Bu ayet, yüce Allah’ın Hz. Âdem’e (a.) ve eşine imtihan etme amacıyla orada bulunan bir yiyeceği yememelerini emretmektedir. Ancak onlar şeytanın vesvesesiyle onu yiyorlar. Bu konu onların cennetten çıkarılmalarına neden oluyor.

2-İbrahim (a.)

İbrahim (a.) bütün ufuklarını şirkin ve yıldıza tapıcılığın kapladığı bir bölgede yaşadı ve oranın halkını doğru yola çağırdı.
İbrahim (a.) baştan aşağı şirk ve küfür ile dolu olan bu bölgede, ister çok tehlikeli bir sorumluluk olsun, ister tahammül edilemeyecek kadar zor bir imtihan olsun, Allah dışında olan her şeye karşı mücadele etti. Yüce Allah bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Hani, İbrahim’i kelimeler ve olaylarla imtihan etmişti. O onları (başarıyla) tamamlamıştı.
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmuştur:
Kelimeler ile kast olunan anlam; İbrahim’in oğlunu kurban etme ile görevlendirilmesi ve onun güçlü azmi ile onu yerine getirmesine neden olan rüyanın içeriğidir. Yüce Allah ona şöyle buyurmuştur:
Dedi ki: Şüphesiz seni insanlara imam yapacağım. Dedi ki: Soyumdan da. Dedi ki: Zalimler benim sözüme erişemezler.
Kur-an ayetleri, rivayetler ve müfessirlerin çeşitli görüşleri incelendiği zaman, şöyle söylemek mümkündür:
Hz. İbrahim (a.) çok çeşitli zor imtihanlardan geçmiştir. Omzuna ağır sorumluluklar bırakılmıştır. Yüce Allah’ın bu ihlâslı peygamberi, bütün ağır imtihanları en mükemmel bir şekilde sonuçlandırmıştır. İşte onların bazıları şunlardır;
1-Oğlu İsmail’i (a.) kurban etmek istemesi.
2-Ailesiyle birlikte kurak ve susuz bir bölgeye göç etmesi.
3-Puta tapanlar karşısında kıyam ederek çok ciddi bir şekilde mücadeleye girişmesi.
4-Müşriklerin eziyetleri karşısında sabretmesi.
5-Ateşe atılma olayında ve öteki olaylarda yalnızca Allah’a tevekkül etmesi.
İbrahim (a.) bütün bu imtihanları en güzel bir şekilde sonuçlandırmıştır.
Kuşkusuz İbrahim’in (a.) imtihanları çok zor ve çok ağır imtihanlardandı. Çünkü onun yüce Allah katındaki makamı çok büyüktü. Ve kimin makamı büyük olursa imtihanı da o kadar ağır ve büyük olur.
Peygamber efendimiz (s.a.a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
İnsanların en ağır imtihan edilenleri peygamberlerdir. Sonra evliyalardır. Sonra onlara en çok benzeyenler ve sonra da onlara en çok benzeyenler.

3-İsmail (a.)

İbrahim (a.) rüyasında, yüce Allah’tan emir aldığını, biricik yavrusunu kurban etme yerine götürdüğünü ve onu kurban etmek için elindeki bıçağı boğazına dayadığını görmektedir.
Bu emir, hem babanın ve hem de çocuğun imtihanını kapsamaktadır.
Tevhit kahramanı olan baba; Allah’ı veya kendi nefsini, imanı veya duyguyu, peygamber olmayı veya yalnızca babalık unvanını seçmek zorundadır.
Yüce Allah’ın bu Salih kulu, bu büyük imtihandan başarıyla çıkar. Sonunda Allah’ı seçerek İsmail’i kurban etmeye karar verir. Çünkü bunun, kendisini, yüce Allah’ın ihlâslı kulu olmaya çeken son ip olduğunu bilmektedir. Böylece İbrahim (a.) yüce Allah’ın bu büyük imtihanından başı dik olarak çıkar.
Ancak, imtihanı babasından daha büyük ve daha ağır olan İsmail!? O, canını feda etmek zorundadır. Allah’ın emrine teslim olmalıdır. Babanın sözünü dinlemelidir. Baba şöyle söylemektedir:
Oğlum! Dedi: Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünürsün?
İsmail kararlı bir şekilde şöyle söylemiştir:
Dedi ki: Babacığım, sana buyrulan şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.
Allame Tabatabai bu konuda şöyle söylemektedir:
Bu ayet çocuğun babaya verdiği cevapları içermektedir. “Babacığım sana buyrulan şeyi yap.” Tümcesi İsmail’in kurban edilmeye karşı olan hoşnutluğunu açıklamaktadır. “İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” Tümcesi de babaya karşı bir tür gönül alma ve onu memnun etmeyi belirtmektedir. Yani babasına şöyle söylemek istiyor;
Ben, beni kurban edeceğinden dolayı sabırsızlık etmeyeceğim.
İsmail, babasının rahatsız olmasına neden olacak hiçbir şey söylememiştir. Aslında bir babanın evladının kanlı cesedini görünce heyecanlanacak olmasından dolayı onun üzüntüsünü azaltacak şeyler de söylemiştir. Ve “İnşallah” kelimesiyle de samimiyetini daha da çok artırmıştır.
Yüce Allah, işte o zaman İbrahim (a.) ve İsmail’in (a.) imtihanlarını “Apaçık bir imtihan” olarak belirleyerek şöyle buyurmaktadır:
Kuşkusuz biz, iyilikte bulunanları böyle ödüllendiririz. Doğrusu bu apaçık bir imtihandı.

4-Eyyub (a.)

Tahammül edilemez ağır imtihanlara duçar olan peygamberlerden bir öteki de Hz. Eyyub’dur.
Kur-an’ı kerim şöyle buyurmaktadır:
Hani Eyyub rabbine şöyle çağrıda bulunmuştu: Şüphesiz bu sıkıntı beni sardı. Sen merhamet ederlerin en merhametli olanısın.
Ayeti kerimede yer alan “sıkıntı” kelimesi, insanın ister canı olsun ister beden, mal veya makamı olsun içinde bulunduğu darlık, kötü durum ve rahatsızlığını dile getirmektedir.
Dolayısıyla Hz. Eyyub (a.) hem beden olarak sıkıntı içindeydi, hem de çocuk, mal ve makam açısından sorunlar yaşamaktaydı.
Çünkü yüce Allah duasının kabul edilişini açıklarken “Biz, sıkıntısını gidererek ailesini ona geri verdik.” Şeklinde buyurmaktadır.
Bir sonraki ayette şöyle buyrulmaktadır:
Böylece onun duasını kabul ettik. Sıkıntısını giderdik. Ona katımızdan bir rahmet ve ibadet edenler için bir öğüt olmak üzere ailesini ve onlarla birlikte bir katını daha verdik.
İmam Sadık’tan (a.) Hz. Eyyub’un (a.) imtihan olmasının nedenleri hususunda şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir:
Eyyub’a (a.) gelen belalar, kendisine verilen nimet karşısında şükür etmesi ile ilgilidir. İblis, onu çekemeyerek yüce Allah’a şöyle dedi:
Onun nimetlere şükür etmesinin nedeni, rahat ve zengin bir yaşama sahip olmasından dolayıdır. Eğer dünya nimetlerini ondan alırsan bir daha sana şükür etmeyecektir. Bunun belli olması için, beni onun dünyasına musallat et.
Yüce Allah, şeytana izin verdi. O da gelerek Eyyub’un çocuklarını ve mallarını yok etti. Ancak bu sarsıcı olaylar onun şükür etmesini azaltmamıştır. Hatta daha da artırmıştır.
Şeytan, yüce Allah’tan onun koyunlarını ve tarlalarını da yok etmek için izin istedi… Sonra bedenine musallat olmak istedi. Yaraların ve hastalığın şiddetinden hareket edemeyecek oranda ona musallat oldu. Ancak yine de çok şükür ediyor ve sabrediyordu.
Eyyub (a.), imtihanları şükür eden ve sabır eden bir kul olarak sonuçlandırınca dua etmeye başladı. Yüce Allah’tan, edepli ve şikâyetten uzak bir şekilde sorunlarını düzeltmesi için yardım istedi. Yüce Allah’ın rahmet kapıları da ona açılıverdi.
Eyyub’un imtihan günleri boyunca gösterdiği samimi kulluğu ve zorluklara sabır etmesi; Allah’ı övme konusunda gevşeklik göstermeyecek, ondan başka hiçbir kimseye tevekkül etmeyecek ve onun dışında hiçbir kimseye umut beslemeyecek bir şekilde idi.
İbni Abbas şöyle söylemektedir:
Şeytan normal bir halde Eyyub’un karısına görünerek şöyle dedi;
Ben Eyyub’a, iyileştikten sonra “Bana sen şifa verdin.” Demesi şartıyla şifa verebilirim.
Eyyub’un karısı olayı ona anlatınca, Eyyub çok rahatsız oldu. Ve iyileştikten sonra yüz kırbaç vurmak için de yemin etti.
Yüce Allah, işte bu samimi tevekkül ve bilinçli sabır karşısında şöyle söylemektedir:
Gerçekten biz onu sabreden bulduk. O ne kadar güzel bir kuldu. Çünkü o çok tövbe ederdi.

5-Süleyman (a.)

Andolsun, biz Süleyman’ı imtihan ettik. Ve onun tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra döndü.
Tefsirciler ve hadisçiler, Süleyman’ın imtihan edilmesinin içeriği hakkında birçok rivayet ve haber nakletmişlerdir. Mecmaul Beyan ve El-Mizan tefsirlerinde de geniş bir şekilde açıklanmıştır.
Ancak efsaneci ve hayalci yazarların bazıları, ayetlerin özet olmasını kötü amaçları doğrultusunda kullanarak, peygamberlik makamıyla ve ismetiyle bağdaşmayan öyküler de uydurmuşlardır.
Merhum Allame Tabatabai şöyle söylemektedir:
Rivayetler ve haberlerin arasından özet olarak kabul edilebilecek şeyler şunlardır;
Adı geçen ceset, bir çocuk cesedidir. Süleyman’ın (a.) ona karşı bazı umutları vardı. Ya da onun bu konudaki arzusu Allah yolu içindi. Ancak yüce Allah, Süleyman’ın kendine gelmesi ve işleri yüce Allah’a bırakması için, onu öldürerek cansız bedenini tahtın üzerine bırakmıştır.
Kur-an’ı kerim, Neml suresinde de Hz. Süleyman’ın imtihanına işaret ederek şöyle buyurmaktadır:
Tahtı yanında yerleşmiş görünce dedi ki: Bu rabbimin lütfundandır. Şükür mü edeciğim, yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni sınamak istiyor.
Süleyman (a.) burada, yüce Allah’ın imtihan etme hikmetlerinden birine işaret ederek şöyle söylüyor:
Bu imtihan, nimet karşısında yapılması gereken şükrün yahut nankörlüğün belli olması için yapılmaktadır.
Bu ayet ve öteki ayetlerden şöyle anlaşılmaktadır:
Yüce Allah, Süleyman’a (a.) birçok nimet vermiştir. Örneğin; Büyük bir saltanat , kuşların dilini bilmek , müminlerin birçoğundan üstün olmak , rüzgâra hâkim olmak , ilim ve hikmet … Ve öteki nimetler. Bu nimetlerin hepsi de onun imtihan vesileleriydi. Süleyman’ın (a.) dilinden ayetin geri kalan kısmında da şöyle buyrulmaktadır:
Şükreden kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük edene gelince, rabbim müstağnidir. O çok kerem sahibidir.
İmtihan vesilelerinden biri olan nimetlerle sınanan Süleyman’ın (a.) başarıyla çıktığı anlaşılmaktadır. Nitekim yüce Allah onu şöyle övmektedir:
Ne kadar güzel bir kuldu. O çok yönelirdi.

Müminlerin İmtihan Edilmeleri

Allah, müminleri üzerinde bulunduğunuz halde bırakacak değildir. Temizi pisten ayıracaktır.
İmtihan yasası genel bir yasadır. Ve bütün insanları içine almaktadır. Bu ayeti kerimede de, müminlerin imtihan olmaksızın serbest bırakılmayacakları açık bir şekilde hatırlatılmaktadır. Hatta samimi mümin, samimi olmayandan ayrılıncaya kadar çeşitli imtihanlarla sınanacakları da bildirilmektedir.
Kur-an’ı kerimde yer alan birçok ayet, müminlerin iman etmelerinin, yüce Allah’ın imtihan yasasından istisna edilecekleri anlamına gelmediğini bildirilmektedir.
Çünkü yüce Allah, bu yolla onların sabrının ve dayanıklılığının ölçüsünü sergileyerek samimi mümini münafıktan ayırt edecektir.
Kur-an’ı kerim, müminlerin imtihan yasasından istisna olmayacaklarını bildirerek şöyle buyurmaktadır:
Eğer cennete gitmek istiyorsanız, zorluklara, sıkıntılara ve meşakkatlere müptela olacaksınız. Ve bu konuda görmüş geçirmiş olacaksınız ve sapasağlam kalacaksınız.
Yoksa siz, sizden önce geçenlerin durumu başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle yoksulluk ve sıkıntı dokunmuştu, öyle sarsılmışlardı ki…
Allame Tabatabai şöyle söylemektedir:
Ayette yer alan “Be’sa” kelimesi, insana dıştan ulaşan zorluklara ve meşakkatlere denir. Örneğin; mal, makam, kadın ve çocuk tarafından insana ulaşan rahatsızlıklar gibi.
“Zara” kelimesinin anlamı da insanın kendisiyle ilgili olan sıkıntılara ve meşakkatlere denir. Örneğin; öldürme, yara ve hastalık gibi.
Ali (a.), müminleri, kendilerinden önceki müminlerin durumlarını düşünmeye çağırarak Kasıa hutbesinde şöyle buyurmaktadır:
Kendinizden önceki müminlerin imtihan zamanlarında ve sıkıntılarda nasıl oldukları konusunda düşününüz. Acaba yükleri bütün yaratıklardan daha ağır, bütün kullardan daha sıkıntılı ve yaşamları dünya halkından daha zor değil miydi? Firavun onları kendine kulluğa zorladı. Azabın çetinliğini tattırdı. Acıyı yudum yudum içirdi.
Dolayısıyla müminler her zaman yüce Allah’ın imtihan sahasındadırlar. Her zaman sıkıntılar ve sorunlar içindedirler. Bu durumda imanları ne kadar çok ve derin olursa sıkıntıları ve sorunları da o kadar çok olacaktır.
Nitekim imam Musa Kazım (a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Müminlerin durumu terazinin iki gözü gibidir. İmanları ne kadar çok olursa belaları da o kadar çok olur.
Bu bağlamda, fakirlik, hastalık gibi sorunlar müminlerin özelliklerindendir. Çünkü sessizlik ve durgunluk, huzur ve refah, rahat ve sağlıklı olmak imanın ve itikadın yok olma nedenlerini hazırlamaktadır.
Kur-an’ı kerim şöyle buyurmaktadır:
İnsanlar yalnız “inandık” demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?
Kur-an, başka bir ayette de müminleri uyararak şöyle buyurmaktadır:
Siz gelecekte de imtihan olarak kâfirler, müşrikler ve Yahudiler tarafından zulüm göreceksiniz.
Mallarınız ve canlarınız hususunda deneneceksiniz; sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve ortak koşanlardan çok incitici şeyler duyacaksınız. Ama sabreder, korunursanız; işte bunlar yapmaya değer işlerdendir.
Yine yüce Allah mübarek Bakara suresinde müminlerin imtihan edilmelerinden dolayı karşılaştıkları sıkıntılara değinmektedir. Ve onlara musibetler dolayı meydana gelen yılmalar karşısında sabır ve namaz ile yardım istemeleri gerektiğini buyurmaktadır.
Andolsun sizi korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmek gibi şeylerle deneyeceğiz. Sabredenleri müjdele.

Müminlerin İmtihanlarının Zorluğu

İmtihan vesileleri olan zorluklar, mutluluk için zeminedir. Sıkıntılar altında sabretmek ise insani yüce yeteneklerinin terbiyesi edilmesine ve nefislerin olgunlaşmasına neden olacaktır. Dolayısıyla Allah dostları için bela, öfkeli yüzdeki lütuftur. Azap elbisesi içindeki nimettir. Aynı şekilde düşmanları için nimet, lütfun yüzündeki öfkedir.
Dolayısıyla, kim daha çok seviliyor ise sıkıntısı da o kadar çok olacaktır. Nitekim imam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Yüce Allah mümin kulunu,  kişi yokluğunda ailesini hediyelerle koruyup gözettiği gibi,  bela vererek koruyup gözetir.
Yüce Allah, müminleri layık oldukları yere ulaşmaları için sıkıntılarla ve sorunlarla imtihan etmektedir.

Belaların Felsefesi

Belaların felsefesi, yalnızca kişilerin derecelerini ölçmek için değildir. Aynı zamanda kulların manevi derecelerinin yükseltilmesi de göz önünde bulundurulmaktadır. Dolayısıyla kim yüce Allah’ın inayetinde daha çok yer alırsa imtihanı da daha ağır olacaktır. İmam Ali (a.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Mümin güzel amellerinin ölçüsüyle denenir. Dolayısıyla ameli ve dini güzel olan kişinin sıkıntıları daha ağır olur. Kuşkusuz yüce Allah dünyayı müminler için ödül ve kâfirler için de ceza olarak karar kılmamıştır. Kimin dini ve ameli zayıf olursa sıkıntıları da o ölçüde az olacaktır.
Evet, insanın bedeni rahat olursa ruhu bozulur. Sıkıntıyı tanımayan bir kimse, ne şefkatin ve ne de merhametin lezzetini bilebilir. Böyle bir kimsenin kalbi hiçbir şeyden etkilenmeyecektir. Dünyanın güzelliğini asla anlayamayacak ve ilahi lütufların lezzetini sezemeyecektir.
Sıkıntı, bela ve musibet, her zaman gerçek müminle birliktedir. Bunlar onun olgunlaşmasına, ruhunun temizlenmesine ve günahlarının yok olmasına neden olmaktadır.
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Mümin dağın zirvesinde de yer alsa, yüce Allah mükâfat vermek için ona eziyet edecek birini onunla birlikte karar kılar.
Mümin için musibetler ve sıkıntılar, ruhunun olgunlaşma yiyeceği konumundadır. Dolayısıyla yüce Allah mümin kulunu bu yiyecek ile doyurmaya hak sahibidir.
Peygamber efendimiz (s.a.a.) bu konuyu ne kadar güzel açıklamıştır:
Yüce Allah mümin kulunu, annenin çocuğunu süt ile gıdalandırması gibi, belalarla gıdalandırır.
Bu bağlamda sıkıntılar ve zorluklar müminler için nimettir. Öyle bir nimet ki yüce Allah hediye etmektedir.
İmam Hasan Askeri (a.) şöyle buyurmaktadır:
Yüce Allah, bütün belalarda, onları kaplayacak bir hayır gizlemiştir.

Belanın Çokluğu ile Sevabın Çokluğunun İlişkisi

Müminlerin Emiri Ali (a.) belaların çokluğu ile yüce Allah’ın vereceği sevabın büyüklüğü arasındaki ilişki konusunda şöyle buyurmaktadır:
Büyük mükâfat büyük bela ile birliktedir. Dolayısıyla ne zaman yüce Allah bir kavmi severse onlara bela verir.
Yine şöyle buyurmaktadır:
Takvalı bir mümine inen belalar, yağmur damlalarının düzgün bir zemine inmesinden daha hızlıdır.
Vesail-uş Şia kitabının sahibi imam Sadık’tan (a.) şöyle nakletmektedir:
Büyük belanın büyük ödülü vardır. Yüce Allah bir kulunu sevdiği zaman ona büyük bir bela verir. Dolayısıyla kim razı olursa yüce Allah da ondan razı olur. Kim razı olmazsa yüce Allah da ondan razı olmaz.
Müminlerin olgunluklarının birçoğu; zorluklarla karşı karşıya kalmadan, şiddetli çarpışmalar geçirmeden, sorunlarla er meydanında mücadele etmeden ve belalarla karşı karşıya gelmeden sahip olunmamaktadır.
Yüce Allah onları, müminlerin layık oldukları yere varabilmeleri ve layık oldukları kemale ulaşabilmeleri için yaratmaktadır. Dolayısıyla bunlar azap şeklindeki nimettir. Şer görünümündeki hayırdır.

Çeviri: Mahmut ACAR


more post like this