Takva, İslam dinine göre çok önemli bir ayrıcalığa sahiptir ve takvalı müminler de seçkin kişiler olarak sayılmaktadır. Takva kelimesi ve ondan türeyen kelimeler Kur-an’ı Kerim, Nehcul Belağa ve hadis kitaplarında (özellikle Nehcul Belağa’da) çok tekrar edilmiştir.
Kur-an’ı kerim, insanların değerlerini ve üstünlüklerini takva olarak bildirerek şöyle buyurmaktadır:
Sizin, Allah katında en üstün olanınız, en takvalı olanınızdır.

TAKVA AHİRET YOLCULUĞUNUN AZIĞIDIR
Takva, ahiret yolculuğunun en güzel azığı ve mutluluğa ulaşmanın en güzel vesilesi olarak tanıtılmıştır. Kur-an’ı kerimde şöyle buyrulmaktadır:
Yanınıza azık alınız. Kuşkusuz azığın en iyisi takvadır.
Yine şöyle buyrulmaktadır:
Onlardan güzel davrananlar ve takvalı (Allahtan korkanlar) olanlar için çok büyük bir ecir vardır.
Yine şöyle buyrulmaktadır:
Takvalı olanlara ve düzelenlere korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Yine şöyle buyrulmaktadır:
Rabbinizden bir bağışa ve genişliği göklerle yer arası kadar olan, takvalı olanlar için hazırlanmış bulunan cennete koşun.
Yine şöyle buyrulmaktadır:
Takvalı olanlar cennetlerde ve nimet içindedirler. Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler.
Aynı şekilde Nehcul Belağa ve hadis kitaplarında, takva; ahlakın önderi ve mutluluğa ulaşmanın en büyük vesilesi olarak tanıtılmıştır. Örnek olarak imam Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Takva, ahlakın önderidir.
Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
Bir özellik bulunmaktadır. Kim ona sahip olursa dünya ve ahiret ona itaat edecektir. O kimse cennete de ulaşacaktır.
Ey Allah’ın Rasulü! O özellik nedir? denildi.
Şöyle buyurdu: O takvadır. Kim insanların en saygını olmak istiyorsa Allah’tan (azze ve celle) korksun. Sonra şu ayeti okudu:  Kim Allah’tan korkarsa, ona bir çıkış yolu yaratır. Ve ona hiç ummadığı yerden rızk verir.

BÜTÜN İYİLİKLER TAKVADA TOPLANMIŞTIR
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Allah’tan korkunuz. Çünkü bütün iyilikler, Allah’tan korkmak (takvalı olmak)’ ta toplanmıştır. Onun dışında bir iyilik yoktur. Dünya ve ahiret iyiliklerinden kazanılan şeyler onun vasıtasıyla elde edilir. Onun dışında başka bir şeyle elde edilmez.
İmam Seccad (a.) şöyle buyurmuştur:
Amellerin değeri ve şerefi, takva vasıtasıyla gerçekleşir. Yalnızca takvalı olanlar mutluluğa ulaşacaklardır. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Kuşkusuz mutluluk, takva sahiplerinindir.
İmam Ali (a.) şöyle buyurmuştur:
Ey Allah’ın kulları! Biliniz ki; takva sahipleri hem dünya ve hem de ahiret nimetlerine sahip olacaklardır. Dünya nimetlerinden yararlanma konusunda dünya ehli ile ortaktırlar. Ancak dünya ehli onlara Ahirette ortak olmayacaklardır. Büyüklük taslayanların yararlandıkları nimetlerin aynısından, dünyada en güzel bir şekilde faydalanacaklardır. Ancak bu dünyadan ahiret yurduna büyük bir kâr ve azıkla göç edeceklerdir. Dünyada züht lezzetine sahiptirler. Kıyamette de Allah’ın rahmeti içinde yaşayacaklarını bilirler. Yüce Allah’tan ne isterlerse kabul görecektir. Ve Onların lezzetlerden aldıkları doyum eksik olmayacaktır.
Bazı hadislerde, takva; nefis tezkiyesinin en önemli etkeni ve nefis hastalıkları için şifa verici bir ilaç olarak tanıtılmıştır.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmuştur:
Kuşkusuz Allah’tan korkmak; kalplerinizin hastalıkları için şifa verici bir ilaç, gönüllerinizin körlüğü için bir aydınlatıcı, göğüslerinizin bozukluğu için bir ıslah edici, nefislerinizin pisliği için bir temizleyici, gözlerinizin perdesi için bir cilalayıcı, içinizdeki sıkıntılar için bir huzur verici ve karanlıklarınızın karası için bir ışıktır.

TAKVA KULLUK ETMENİN HEDEFİDİR
İslam dinine göre, takva; kulluk etmenin hedefi ve ahlakın asil bir değeri olarak tanıtılmıştır. Örnek olarak Kur-an’ı kerim şöyle buyurmaktadır:
Ey insanlar! Sizleri ve sizden öncekileri yaratan rabbinize kulluk ediniz. Umulur ki takva sahibi olursunuz.

TAKVA ŞERİAT AHKÂMININ HEDEFİDİR
Kur-an’ı kerimde şöyle buyrulmaktadır:
Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılınmıştır. Umulur ki takva sahibi olursunuz.
Yine şöyle buyrulmaktadır:
Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşmaz. Ancak sizin takvanız ona ulaşır.
TAKVA AMELLERİN KABUL OLMA ŞARTIDIR
Anlaşıldığı gibi ibadetlerin bazılarının farz olmalarının nedeni, insanların onları yaparak takva sahibi olmalarını sağlamaktır. İslam’a göre, takva; o kadar önemlidir ki, öteki amellerin kabul edilme ölçüsü olarak tanıtılmıştır. Nitekim takvasız bir amel de ret edilmiş ve hiçbir faydası yoktur. Kur-an’ı kerim şöyle buyurmaktadır:
Allah yalnızca takva sahiplerinden kabul eder.
Kur-an’ı kerime ve hadislere göre, takva; asil bir değer, ahiret için en güzel azık, gönül hastalıklarına şifa veren en önemli ilaç ve nefis tezkiyesi için en büyük vesile olarak tanıtılmıştır. Onun önemi konusunda yalnızca şeriatın hedefi, ahkâmın yapılma nedeni, şeriat yasalarının amacı ve amellerin kabul şartı olması yeterlidir.
Şimdi takva kelimesinin anlamını açıklamaya çalışacağız.

TAKVA KELİMESİNİ ANLAMI
Genellikle takva kelimesini olumsuz bir program olarak yani; günahlardan uzak durmak, sakınmak ve çekinmek olarak tanıtmaktadırlar. Toplumsal işlerde takvanın korunmasını çok zor hatta imkânsız olarak sanmaktadırlar. Çünkü insan nefsi doğal olarak günaha eğilimlidir. Eğer toplumsal sorumlulukları kabul ederse doğal olarak günaha çekilmiş olur. Bundan dolayı, ya takvalı olmayı kabul ederek toplumsal işlerden uzak durmalı ya da toplumsal işleri kabul ederek takvayı yitirmelidir. Çünkü ikisinin bir arada olması olanaksızdır.
Bu şekil düşünceler; “İnsan toplumdan ne kadar uzak kalırsa o kadar takvalı olur.” anlayışını da zorunlu bir hale getirmektedir.
Oysa takva; Kur-an’ı kerimin bazı ayetlerinde ve Nehcul Belağa’nın bazı hadislerinde olumsuz bir değer değil, olumlu bir değer olarak tanıtılmıştır. Takva yalnızca günahları terk etmek anlamında değil, hatta sürekli alıştırmalar ve riyazetler sonucunda nefis için gerçekleşen içsel bir güç olarak tanıtılmıştır. Nefsi, yalnızca ilahi emirlere boyun eğecek bir oranda çok güçlü bir hale getirmektedir. Öyle güçlü bir hale getirmektedir ki, meşru olmayan nefsanî istekler ve eğilimler karşısında bile sapasağlam kalabilme ve doğru adımı atabilmektedir. Zaten takva kelimesinin sözlükteki anlamı da böyledir.
Takva kelimesi, koruma anlamında olan “vekaye” kelimesinden alınmıştır. Takva yani; “Kendini koruma ve nefsi kontrol etme” dir. Takva, olumsuz bir program değil olumlu bir özelliktir. Takva yani; insanın, ilahi yasalara itaat ederek kendisini kayıt altına almasıdır. Her terk edelin günaha takva demezler. Yalnızca günahı terk etmenin ve nefsi kontrol etmenin meleke haline gelmesine takva denir. Takva, ahiret yurdu için en güzel azıktır. Azık ise olumsuz değil olumlu bir iştir.
Örnek olarak, Müminlerin Emiri Ali’nin (a.) sözlerinden birkaç tanesine dikkat ediniz:
Ey Allah’ın kulları! Size takvalı olmanızı öğütlüyorum. Çünkü takva; nefsi iyiliklere doğru çeken bir yular konumundadır. Öyleyse sizi huzurlu refah menzillerine, geniş yurtlara, korunan sığınıklara ve yüce konaklara ulaştırması için takvanın sağlam zincirlerine ve hakikatlerine sımsıkı sarılınız.
Ey Allah’ın kulları! Biliniz ki, takva sağlam bir sığınaktır. Fücur (takvasızlık) ise çökkün bir evdir. İçinde oturanları koruyamaz. Ona sığınanlara da kale olamaz. Biliniz ki, takva ile günahların zehri kesilir.
Ey Allah’ın kulları! Kuşkusuz takva, Allah’ın dostlarını günahtan alıkoyar. Allah korkusunu, geceleri ibadet etmek için uyanık kalacak ve gündüzleri de oruç tutacak bir şekilde onların kalplerine yerleştirir.
Kuşkusuz takva; senin için dünyada sığınak ve Ahirette ise mutluluktur.
TAKVA VE TOPLUMDAN UZAK KALMAK
Toplumdan uzak kalmak ve toplumsal sorumlulukları kabul etmemek, takvanın alametlerinden sayılamaz. Hatta bunlar bazı konularda takvanın karşısında da yer almaktadırlar. İslam dininde ruhbanlık ve toplumdan uzak kalmak diye bir şey yoktur. İslam dini, insana günahtan kaçmak için inziva hayatını ve dünya işlerini terk etmeyi emretmemektedir. Tam tersine insandan sorumlulukları kabul etmesini, toplumsal işlere ortak olmasını, aynı zamanda takva vesilesiyle de nefsini kontrol etmesini ve günahlardan uzak tutmasını istemektedir.
İslam dini; “yasal olan bir makamı ve önderliği kabul etme” diye bir şey söylememektedir. Tam tersine “Kabul et. Ancak Allah rızası için kullarına hizmet et. Makamın kulu olma. Makamı nefsanî arzularına ulaşmak için bir vesile karar kılma. Hak yoldan çıkma.” diye emretmektedir.
İslam dini “Takvaya ulaşmak için elini işten çek. Helal rızk peşinde koşma.” diye bir şey söylememektedir. Tam tersine “Dünyanın esiri ve kulu olma.”diye emretmektedir.
İslam dini “Dünyayı terk et. İbadet etmek için bir kenara çekil.” diye bir şey söylememektedir. Tam tersine “Dünyada yaşa. Onun mamurlu olması için çalış. Ancak dünya ehli olma. Aldanma. Gönlünü ona kaptırma.” diye emretmektedir.
TAKVA VE BASİRET
Ayetlerden ve hadislerden takvanın, insana, kendi dünyası ve ahireti için hayırlı olan şeyleri belirlemesi ve onları takip etmesi için basiret gözü verdiği anlaşılmaktadır. Örnek olarak şunları söyleyebiliriz:
Hekim olan Allah şöyle Kur-an’ı kerimde şöyle buyurmaktadır:
Ey iman edenler! Eğer Allah’tan korkarsanız, sizin için bir Furkan (hakkı batıldan ayırt eden özel bir basiret) yaratır.
Yani kendiniz için mutluluk ve mutsuzluk olan yolu, hayırlı ve hayırsız olan yaşamı belirlemeniz için basiret gözü yaratır.
Başka bir ayette de şöyle buyrulmaktadır:
Allah’tan korkunuz. Allah size öğretecek. Allah her şeyi bilir.
Kur-an’ı kerim insanların geneli için inmesine karşın öğüt alanlar ve dosdoğru yola iletilenlerin yalnızca takva sahipleri olduğunu bildirmektedir. Bu bağlamda şöyle buyurmaktadır:
Bu insanlar için bir açıklamadır. Ancak takva sahipleri için bir hidayet ve öğüttür.
İslam peygamberi (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:
Eğer şeytan, insanoğullarının kalbinin etrafını çevirmeseydi, melekler âlemini görürlerdi.
Bu tür hadislerden, takvanın; akıl gözünün ve basiretin açılmasına neden olduğu, ayırt etme ve anlama gücünü kuvvetlendirdiği anlaşılmaktadır. Akıl; hayırlı ve hayırsız, iyi ve kötü, mutluluk ve mutsuzluk nedenlerini, sonuç olarak gerekli ve gereksiz olan şeyleri iyi tanıması ve ayırt etmesi için insan bedenine emanet olarak bırakılmış çok değerli bir mücevherdir.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Akıl, hakkın rasulü (elçi) dür.
Evet, aklın omuzlarına böyle önemli bir görev yüklenmiştir. Ve bunu yapabilecek gücü de bulunmaktadır. Ancak onun başarısı, duygular ve içgüdüler onun hükümetini kabul ederek muhalefet etmedikleri, bilmişlik taslamadıkları zaman gerçekleşecektir. Nefsanî arzular ve istekler aklın düşmanıdır. Dolayısıyla onun işini iyi bir şekilde yapmasını istememektedirler.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Nefsanî arzular, aklın düşmanıdır.
Yine şöyle buyurmuştur:
Kim şehvetine hâkim olamazsa, aklına da hâkim olamaz.

TAKVANIN SORUNLARI YENMESİ
Takvanın önemli etkilerinden biri de hayatın sorunlarını ve sıkıntılarını yenmesidir. Yüce Allah Kur-an’ı kerimde şöyle buyurmaktadır:
Kim, Allah’tan korkarsa onun için bir çıkış yolu yaratır.
Yine şöyle buyurmaktadır:
Kim, Allah’tan korkarsa işini onun için kolaylaştırır.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Kim takvalı olursa zorluklar ondan uzaklaşır, acılar onu için tatlı olur, peş peşe gelen sıkıntı dalgaları onun karşısında dağılır gider, çok acı veren işler onun için kolay olur.

ÇEŞİTLİ SORUNLAR KARŞISINDA TAKVANIN ROLÜ
Yaşamın zorluklarını ve sorunlarını genel olarak iki kısma ayırmak mümkündür:
İlk kısım; çözümlenmeleri bizim gücümüz dışında olan sorunlardır. Örnek olarak; organların eksikliği, tedavi olunması mümkün olmayan hastalıklar, önlenilmesi mümkün olmayan tehlikeler ve bunlara benzer şeyler. Bu tür şeylerin önlenmesi ve giderilmesi bizim gücümüz dışındadır.
İkinci kısım; çözümlenmeleri bizim isteğimize ve kararımıza bağlı olan hatta onları önleme konusunda etkili de olabileceğimiz sorunlardır. Örnek olarak; ruhsal, bedensel, ailesel, toplumsal, mesleksel ve bunlara benzer şeylerin geneli.
Takva, bu iki kısmın her birinin sorunlarını çözme konusunda önemli bir rol oynayabilir. Evet, ilk kısımda yer alan sorunların önlenmesi ve giderilmesi bizim için olanaksızdır. Ancak onlara karşı nasıl davranılacağı bizim gücümüz alanı içinde yer almaktadır. Kendi nefsine bütünüyle hâkim olan, dünyayı ve dünyalık sorunları geçici kabul eden, yalnızca ahireti kalıcı olarak bilen, yüce Allah’ın gücüne dayanan takva sahibi bir insan; dünyalık sorunları küçük ve geçici olarak kabul eder ve asla onlar karşısında ağlamaz. Hatta ilahi istek olduğundan dolayı yalnızca teslim olmayı tercih edecektir. Takvalı bir insan; Allah, dünya ve ahiret ile samimi bir dost gibidir. Gelip geçici sorunlar onun huzurlu kalbini rahatsız edemezler.
Çünkü musibetler, sorunlar ve olaylar zati olarak ağrı verici şeyler değildirler. İnsanın rahatsız olmasına neden olan şey nefsin sabırsızlığı ve kararsızlığıdır. İşte takva insana bu noktada yardım yapmaktadır.
İkinci kısım ise; yaşamı insana acı bir hale getiren sorunların ve sıkıntıların çoğu çirkin özellikler, nefsanî arzular ve şeytani isteklerin üstün gelmesinin ürünleridir. Genellikle ailesel sorunların çoğunu erkek veya kadın ya da her ikisi de nefsanî arzularına hâkim olamadıkları için oluşturmaktadırlar. Ve kendi elleriyle yaktıkları ateşte kendileri yanmaktadırlar. Ağlayıp sızlamaktadırlar. Öteki sorunlarda buna benzemektedir.

TAKVA VE ÖZGÜRLÜK
Bir kimse belki şöyle düşünebilir: “Takva, özgürlüğü yok etmektedir. Kayıtlar, şartlar ve sınırlar oluşturmaktadır. Hayatı yaşanılmaz bir hale getirmektedir.”
Ancak İslam dini bu inancı ret etmektedir. Hatta takvayı özgürlük, huzur, emniyet, saygınlık ve büyüklük nedeni olarak tanıtarak takvasız bir insanı (nefsin ya da şeytanın) esir ve köle olarak kabul etmektedir.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Allah’tan korkmak; dosdoğru yolun kilidi, ahiret yurdunun azığı, bütün köleliklerden özgür olma nedeni ve helaklerden kurtulma vesilesidir.
Yine Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
İslam’dan daha yüce bir şeref, takvadan daha saygın bir onur ve günahlardan kaçınmaktan daha güzel bir sığınak yoktur.
Dolayısıyla takva; insan için sınırlandırmaya ve özgürlüğünün yok olmasına neden olmak şöyle dursun,  hatta onun insanlık kişiliğini de diriltmektedir. Ve şehvetler, öfkeler, intikamcılık, kincilik, bencillik, kendini beğenmişlik, ırkçılık, inatçılık, hırs, mal sevgisi, nefsine tapmak, hevesine tapmak, makam mevki sevgisi, mide sevgisi ve şöhret sevgisi gibi esaret zincirlerinden de özgür kılmaktadır.
Kur-an’ı kerim, nefsinin arzularına boyun eğen, nefsanî isteklerin yerine getirilmesi konusunda çaba sarf eden ve emellerine ulaşmak için sınır tanımayan kişileri, puta tapıcı ve nefsanî arzulara tapıcı kimseler olarak tanıtmaktadır.
Bu konuda şöyle buyurmaktadır:
Heva ve hevesini ilah edinen ve Allah’ın bir bilgiye göre saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık ona Allah’tan sonra kim doğru yolu gösterecektir? Düşünmüyor musunuz?

TAKVA SINIRLANDIRILMA DEĞİL DOKUNULMAZLIKTIR

Nehcul Belağa’da, takvanın zincir, zindan ve sınırlandırılma değil sığınak olduğu konusu üzerinde çok durulmuştur.
Sığınak ve zindanın ortak özellikleri “engel” oluşturmalardır. Ancak sığınak tehlikelere engel olmakta, zindan ise nimetlerden yararlanmaya karşı engel oluşturmaktadır. Bu bağlamda imam Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Ey Allah’ın kulları! Biliniz ki, takva; büyük bir kaledir. Fücur ise çökkün bir evdir. İçinde oturanları koruyamaz. Ona sığınanlara da kale olamaz. Biliniz ki, takva vesilesiyle günahların zehri kesilir.
Ali (a.) bu harika açıklamasıyla, insan canına zarar veren günahları yılanın ve akrebin zehrine benzeterek şöyle buyurmaktadır: Takva gücü bu sürüngenlerin zehrini yok eder.
Ali (a.) bazı sözlerinde, takvayı özgürlüklerin temeli olarak açıklamaktadır. Yani özgürlüğe engel olmak, kayıtlar ve zincirler getirmek şöyle dursun hatta bütün özgürlüklerin de kaynağı olarak bildirmektedir.
İmam Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Allah’tan korkmak; doğrulukların kilidi, ahiret yurdunun azığı, bütün köleliklerden özgür olma nedeni ve helaklerden kurtulma vesilesidir.
Takva insana manevi özgürlük vermektedir. Yani onu nefsani arzulara ve isteklere kölelik yapmaktan özgür kılmaktadır. Hırs, tamah, haset, şehvet ve öfkenin kökünü boğazından çıkarıp almaktadır. Böylece toplumsal kulluğun ve köleliğin kökünü kazımaktadır. Paranın, pulun, rahatlığın ve makamın kölesi olmayan bir halk kitlesi de, hiçbir zaman toplumsal köleliklere ve esaretlere boyun eğmeyecektir.
Çeviri: Mahmut ACAR


more post like this