Kur-an’a Göre Tevekkül
Kur-an’ı kerim, birçok yerde Allah’a tevekkül (dayanmak) etmeyi imanlı kişilerin özelliklerinden biri olarak kabul edip şöyle buyurmaktadır:
İman ediyor iseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin.
İman edenler, yalnızca Allah’a tevekkül etsinler.
İman edenler yalnızca o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman imanlarını artırır ve sadece rablerine tevekkül ederler.
Tevekkül Nedir?
İslam’ın aziz peygamberi (s.a.a.) tevekkülün anlamını Cebrail’e (a.) sorunca şöyle dedi:
Tevekkülün anlamı şudur: İnsan yarar ve zarar, vermek ve almanın insanların elinde olmadığına kesin olarak iman edip onlardan umudunu kesmesidir. Eğer bir kul; Allah’tan başkası için bir iş yapmayacak, ondan başka hiçbir kimseye umut bağlamayacak, ondan başka hiçbir kimseden korkmayacak, ondan başka hiçbir kimseyi arzu etmeyecek derecede bir bilgiye ulaşırsa, işte bu Allah’a tevekkül etmek demektir.
Hasan Bin Cehm adında bir kişi şöyle söylüyor:
Sekizinci İmamın (a.) huzuruna vardım ve “Canım size feda olsun. Tevekkülün sınırları nelerdir?”diye sordum.
Şöyle buyurdu:
Allah’a dayanarak hiçbir şeyden korkmaman tevekküldür.
Nitekim masumların (a.) sözlerinden de anlaşıldığı gibi; tevekkül, Allah’tan başka her şeyden kopmak ve yalnızca ona bağlanmaktır. Kuşkusuz insan ne kadar “her şeyden koparak Allah’a yönelme” konusunda ilerlerse rabbi ile olan içsel ve dışsal bağlantılarını da o kadar sağlamlaştırarak tevekkülün hakikatini kendi öz canında uygulamış olacaktır. O zaman, insan sanki sonsuz bir okyanusla birleşmiş bir damla gibi olacaktır.
Başka bir rivayette, Ali Bin Sevid, yedinci imama (a.) “Kim Allah’a tevekkül ederse, o ona yeter.”  ayetinin tefsirini sorunca şöyle buyurdu diye nakletmiştir:
Allah’a tevekkül etmenin birçok aşamaları vardır. Onlardan bazıları şunlardır: Bütün işlerinde yalnızca Allah’a dayanmalısın. Allah’ın senin hakkında gerçekleştirdiği şeye razı olmalısın. Allah’ın senin iyiliğinden başka hiçbir şey istemediğini bilmelisin. Bu işlerin hepsinde hâkimiyetin yalnızca ona ait olduğunu kabul etmelisin. Dolayısıyla işleri ona bırakarak Allah’a tevekkül etmelisin.
Damlanın Okyanusa Bağlanması
Özet olarak, insan her şeyin Allah’tan olduğunu ve kendisinin de onun bitmek tükenmek bilmeyen kudretine bağlı bulunduğunu bilmek zorundadır. Bu bağlantı ile kendisini büyük dalgalar içine atarak okyanusa bağlayan minik bir damla gibi, artık hiçbir şeyden korkmamalıdır.
Allame Tabatabai’nin (r.a.) Tevekkül Tanımı
Allame Tabatabai (r.a.) şöyle buyurmaktadır:
Bu konunun özü şöyledir; Madde âleminde amaca ulaşmak ve iradenin etkili olması için bir takım sebepler zincirine ve doğal nedenlere, aynı zamanda ruhi ve nefsi etkenler zincirine ihtiyaç vardır. İnsan iş meydanına çıktığı ve doğal etkenlerin hepsini ihtiyaç olunan konuda hazırladığı zaman, kendisi ile amaç arasına engel olan şeyler; yalnızca ruhsal etkenlerin bazılarıdır. (Örneğin: Nedenlerin ve illetlerin etkilerine oranla iradenin ve azmin tembel olması, korku, üzüntü, keder, acelecilik, dengesizlik, aptallık, tecrübesizlik ve kötü sanıda bulunmak… gibi şeyler.)

Böyle bir durumda, eğer insan yüce Allah’a tevekkül ederse iradesi güçlü ve azmi dayanıklı olacaktır. Öte taraftan ruhsal engeller de onun karşısında etkisiz kalacaktır. Çünkü insan tevekkül makamında sebeplerin sebebi (bütün sebeplere galip gelen) ile bağlantı kurmaktadır. Böyle bir bağlantıyla artık endişeye ve tedirginliğe yer kalmamaktadır. Dolayısıyla amaca ulaşmak için kesinlikle bütün engelleri aşmaktadır.
Buna ilave olarak, tevekkül konusunda var olan başka bir husus da, fizik ötesi bir boyuta sahip olmasıdır. Yani, yüce Allah kendisine tevekkül eden kişiye “hesap etmediği yerlerden” görünmeyen yardımlarla destek olmaktadır. Bu yardımlar, doğal sebepler alanından daha üst bir konumda, yani; maddesel illetler sıralamasında yer almaktadır. Zaten ayeti kerimenin yüzeysel anlamı da bu yardımları müjdelemektedir:
Onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse O, ona yeter.
Masumların (a.) hadislerinde tevekkül konusunda nakledilen rivayetler de, Allame Tababai’nin (r.a.) sözlerini onaylamaktadır. Örnek olarak Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buymuştur:
Kim Allah’a tevekkül ederse zorluklar onun için kolay olur. Sebepler onun için hazır bir hale gelir. Rahmet ve keramet içinde yer alır.
Başka bir yerde de şöyle buyurmuştur:
Kim, eksikliklerden münezzeh olan Allah’a tevekkül ederse şüpheler onun için aydınlığa kavuşur. İhtiyacı olduğu şeye karşı yeterli olur. Musibetlerden korunur.
Bu hadisler, Allamenin açıklamasında değindiği ruhsal etkenler konusuna da işaret etmektedir. Açıkça Allah’a tevekkül eden kişinin de böyle sorunlara galip geleceğini vurgulamaktadır.
Bundan dolayı, olumsuz içsel etkenlerden biri olan kötü sanıda bulunmak, kişilerin birçoğunun ruhunda olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Ancak tevekkül eden insanların ruhlarında etkili olamamaktadır.
Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:
Kötü sanıda bulunmak şirktir. Bizden hiçbir kimse, tevekkül vesilesiyle Allah’ın kendilerinden uzaklaştırdığı kimseler hariç, bundan ayrı değildir.
Önemli Bir Konu
Âlem sebepler âlemi olmasına,  insan da yaşamını sürdürebilmesi için sebeplerden yararlanmaktan ve insanlarla bağlantı kurarak işlerini yapmaktan başka bir çaresi olmamasına karşın; çok önemli ve hassas bir konu bulunmaktadır. İnsan, yaşamını sürdürebilmesi için sebep ve vesile peşinde iken sebeplerin sebebini (Allah’ı) unutmamalıdır. Sebepleri ve vesileleri, onun zatının ve iradesinin nurları olarak bilmelidir. Yaratıkları kadir, yaratanı mağlup olarak hesap etmemelidir. Çünkü şöyle buyurmaktadır:
Kim ona tevekkül ederse O, ona yeter. Allah, emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü karar kılmıştır.
Örnek
Birçoğumuz bir gösteri veya bir filmi televizyonda ya da sinemada seyrettik. Bazen perde arkalarını da gördük. Sahne önünde gösteri sahnesi, oyuncular ve dekordan başka hiçbir şey görülmemektedir. Ancak perde arkasında birçok etken faaliyet göstermektedir. Bunlardan bazıları; yönetmenler, kameramanlar, sesçiler, ışıkçılar… ve bunlara benzer şeylerdir. Bunların hepsi de seyircilerin gözüne görülmeyen şeylerdir. Seyirciler seyir esnasında, perde arkasına ve etkenlerine ilgi gösteremeyecek kadar oyun ya da filme konsantre olurlar. Ancak birazcık ilgi gösterseler onların varlığına inanabilir ve onları zihinlerinde canlandırabilirler. Peygamberlerin hediyelerinden ve öğretilerinden olan “Allah’a tevekkül etmek ve görünmeyen yardımlar” ile amaç olunun şey de, kendi takipçilerinin ilgisini görünmeyen güçlere ve varlık âleminin perde arkasına çekmekten başka bir şey değildir. Bütün sebepler bizim duyu organlarımızın ulaşabileceği şeyler olmadığını, insan ve bilinen dış etkenlerin işin tamamını oluşturmadığını ve de işin içinde daha güçlü sebeplerin var olduğunu söylemek istemişlerdir.
Bundan dolayı, kur-anı kerim birçok yerde bu konuya değinerek şöyle buyurmaktadır:
Başkalarına itimat etmeyiniz. Sıkıntılarda ve zorluklarda Allah’a yöneliniz. Bütün işlerinizi Allah’a havale ediniz. Ona dayanarak işlerinizin başına gidiniz. Çünkü bütün işler onun hâkimiyeti altındadır.
Ey insanlar! Sizler Allah’a muhtaçsınız. Allah ise, işte zengin ve övgüye layık olan O’dur.
Deki: Gökleri ve yeri yaratan Allah’tan başka bir dost mu edineyim?
Allah sana bir zarar dokundursa, onu yine kendisinden başka açacak yoktur ve eğer sana bir hayır dokundursa, kuşkusuz O her şeye kadirdir.
Eğer Allah sana bir zarar dokundursa, yine ondan başka açacak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilese, onun lütfunu da geri çevirecek yoktur. Hayrını kullarından dilediğine verir. O bağışlayan, esirgeyendir.
Kur-ana Göre Tevekkülün Etkileri
Kuşkusuz tevekkülün insanın bireysel ve toplumsal yaşamının tamamına etki eden yararları bulunmaktadır. İnsan bu vadiye adımını atmadıkça, hakikatinin tamamını anlayamayacak kadar çok büyük etkileri vardır. Örnek olması bakımından kur-andan esinlenerek elde edilen etkilerinden birkaçına işaret edeceğiz:
1-Karar Verme Gücü
(Bir işe) Karar verdiğin zaman Allah’a tevekkül et. Kuşkusuz Allah tevekkül edenleri sever.
Öyleyse Allah’a tevekkül et. Kuşkusuz sen apaçık hak üzeresin.
Yani, üzerinde olduğun konuma dikkat ederek Allah’a tevekkül et. Sağlam bir azim ve kesin bir karar ile işini sürdür.
2-Cesaret
Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Onların eziyetlerine önem verme. Allah’a tevekkül et. Vekil olarak Allah yeter.
Öyleyse ben yalnızca Allah’a tevekkül ettim. Siz de ortaklarınızla birlikte toplanıp yapacağınız işi kararlaştırın da işiniz başınıza dert olmasın.
Yani siz, sahip olduğunuz her şeyi ortaya çıkarın. Ben de Allah’a tevekkül ederek tek başıma sizin ve ilahlarınızın ortasına çıkacağım. Benim hiçbir şeyden korkum yoktur.
3-Allah’a Tevekkül Edenlere Karşı Şeytanın Gücünün Olmaması
İman edenlere ve rablerine tevekkül edenlere karşı şeytanın hiçbir gücü yoktur.
Dolayısıyla, Allah’a iman ve tevekkül ettiğin oran miktarınca da şeytanın gücünün etkisinden kurtulmuş olacaksın. Sonuçta da yanlış yollara sapmalardan ve karanlıklardan korunacaksın.
4-İnsanların Kabul Etmesinden ya da Kabul Etmemesinden Etkilenmemek ve Olaylardan Endişelenmemek
Eğer yüz çevirirlerse, deki; Allah bana yeter. Ondan başka ilah yoktur. Yalnızca ona tevekkül ettim. O büyük arşın rabbidir.
Başarım yalnızca Allah’ın yardımı iledir. Yalnız ona tevekkül ettim. Ve yalnız ona yönelirim.
Rivayetlere Göre Tevekkülün Etkileri
Masum imamlardan (a.) ulaşan hadisler ve rivayetlerde tevekkülün çok iyi etkileri olduğu zikredilmiştir. Şimdi onlardan bazılarını hatırlatmaya çalışacağız:
1-Güç ve Cesaret
Allah’a tevekkül eden kişi, var olan bütün yeteneklerinden ve kabiliyetlerinden faydalanarak güç ve cesaretinin ortaya çıkmasını sağlar. Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmuştur:
Kim insanların en güçlüsü olmak istiyorsa Allah’a tevekkül etsin.
İmam Bakır (a.) şöyle buyurmuştur:
Kim, Allah’a tevekkül ederse mağlup olmaz. Kim, Allah’a sığınırsa yenilgiye uğramaz.
Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmuştur:
Kalp gücünün aslı, Allah’a tevekkül etmektedir.
2-Tevekkül ve Yüce Himmet
İmam Cevat (a.) şöyle buyurmuştur:
Yüce Allah’a güvenmek, değerli şeylerin en değerlisi ve bütün yüceliklere (yüce makamlara) doğru olan bir merdivendir.
3-Tevekkül ve Çalışmanın Gerekliliği
Peygamber efendimiz (s.a.a.) ziraat yapmayan  (rızk peşine düşmeyen) bir topluluğu görünce onlara şöyle dedi: Sizler ne iş yapıyorsunuz? Dediler ki: Bizler, Allah’a tevekkül edenleriz. Peygamberimiz şöyle buyurdu: Hayır, sizler tevekkül edenler değilsiniz, sizler asalaklarsınız.
Tevekkül ve Cömertlik
Bir gün Müminlerin Emiri Ali (a.) sağlıklı ve sıhhatli olmalarına karşın işlerini bırakarak mescidin bir köşesinde oturmuş bir grup gördü. Onlara şöyle buyurdu: Sizler kimlersiniz? Dediler ki: Bizler, Allah’a tevekkül edenleriz. Buyurdu ki: Hayır, sizler tevekkül edenler değilsiniz, sizler (topluma engel olan ve başkalarının el emeğiyle geçinen) asalaklarsınız. Eğer Allah’a tevekkül ediyorsanız, onun alametleri nelerdir? Dediler ki: Ne zaman bir şey bulursak yiyoruz ve bir şey bulamadığımız zaman ise, sabır ediyoruz. Buyurdu ki: Bu işi köpekler de yapıyor. Dediler ki: Öyleyse ne yapmamız gerekiyor? Buyurdu ki: Bizim gibi hareket ediniz. Dediler ki: Sizler nasıl hareket ediyorsunuz? Buyurdu ki: Bizler, bir şey elde ettiğimiz zaman Allah yolunda bağışlarız. Bir şeyimiz olmadığı zaman ise Allah’a şükür ederiz.
İmam Seccad’ın (a.) Duası
İmam Seccad (a.) yüce Allah’ın dergâhında yalvararak şöyle söylemektedir:
(Rabbim!) yalnızca senden yardım bekliyor, sana umut bağlıyor, seni çağırıyor, sana sığınıyor, sana iman ediyor, sana tevekkül ediyor, senin cömertliğine ve keremine dayanıyorum.
Başka bir yerde de yüce Allah’tan kendisine; doğru, samimi ve ihlâslı bir tevekkül vermesini ve bütün varlığıyla yalnızca ona dayanmak istediğini dile getirmektedir:
Sana, dosdoğru bir şekilde tevekkül edebilmeyi bağışla bana.
Eğer bir kimse, dış görüntü olarak bütün kurtuluş kapılarının yüzüne kapandığı hayatın en bunalımlı ve en sıkıntılı şartlarında yer alsa da, yalnızca yüce Allah’a tevekkül ediyor ve onu bütün işlerin idare edicisi olarak görüyor ise, makam açısından kuşkusuz tevekkülün en yüksek derecesine ulaşmış demektir.
Hazreti İbrahim (a.) ve Allah’a Tevekkül Etmek
Halilullah Hz. İbrahim (a.) bu tür tevekkül için en güzel örneklerden biridir. Çünkü O, müşrikler onu ateşe atıp yakmak ve yok etmek istedikleri çok korkunç bir durum karşısında, yalnızca Rabbine tevekkül etmiştir.
Kur-an’ı kerim, bu olayı şöyle açıklamaktadır:
Dediler ki: Eğer yapacaksanız onu yakın ve ilahlarınıza yardım edin.
Odun toplama konusunda çok çalışıyorlar ve bu konuya çok önem veriyorlardı. Merhum Tabersi bu hususta şöyle yazmaktadır:
Çok ağır hasta olan ve yaşama umutlarını kaybederek vasiyetlerini yazdıran kişiler bile, vasiyetlerinin bir kısmını İbrahim’i yakmak için odun satın alma konusunda harcıyorlardı. Hatta yüncülükle uğraşan ( ve böylece geçim sıkıntılarını gidermeye çalışan) kadınlar dahi gelirlerinin bir kısmı ile odun satın alıyorlardı.
Fahri Razi şöyle yazmaktadır:
Eğer bir kadın hasta olursa, şifa bulduğu takdirde İbrahim’in yakılması için odun toplayacağı konusunda adak adıyordu.
Sonuç olarak, güçleri yettiği kadar odun topladılar ve üst üste yığdılar. Odunları yaktıkları zaman, ateşin büyüklüğünden ve hararetinden Hz. İbrahim’i onun içine atmak için yanına yaklaşamadılar. Nihayet şeytan onlara mancınık yapılmasını öğretti. İbrahim’i onun üstüne koydular. Ve ateşe doğru fırlattılar.
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmuştur:
İbrahim’i mancınığın üzerine koydukları ve onu ateşe atmaya hazırlandıkları zaman Cebrail onunla görüşmeye geldi. Selam verdikten sonra şöyle dedi: Yardıma ihtiyacın var mı? İbrahim dedi ki: Evet, ama senin yardımına ihtiyacım yok.
Cebrail, İbrahim’e şöyle bir öneride bulundu: (eğer benden yardım istemiyorsan) Öyleyse rabbinden iste.
İbrahim dedi ki: Onun benim halimden haberdar olması yeterlidir.
Sonunda, işini Allah’a bıraktığı ve ona güvendiği için ateş gül bahçesine döndü.
Dedik ki: Ey ateş! İbrahim’e serin ve esenlik verici ol.
Ateş öyle serin oldu ki: Eğer yüce Allah ateşe “İbrahim’e esenlik verici ol” diye buyurmasaydı, İbrahim’in canı soğuktan dolayı tehlikeye girecekti.
Evet, bir kimse bu derecede Allah’a tevekkül ederse, yüce Allah da onu sıkıntılardan ve zorluklardan kurtararak ateşi gül bahçesine çevirir.
Allah’tan Başkasına Güvenildiği İçin Birkaç Yıl Hapishanede Kalmak
Yüce Allah, Yusuf’un (a.) makamının büyüklüğü konusunda şöyle buyurmaktadır:
O, muhlis kullarımızdan idi.
Ancak kendisiyle birlikte hapishanede olan iki kişiden birinin özgür olacağını anlayınca şöyle dedi: Hapishaneden çıkıp Mısır kralının yanına gittiğin zaman beni hatırlat. Kur-anı kerim bu konuda şöyle buyurmaktadır:
O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye dedi ki: Beni efendinin yanında an. Şeytan o adama, efendisine söylemeyi unutturdu. Birkaç yıl zindanda kaldı.
Bir süre sonra hatırladı.
Netice olarak, Hz. Yusuf, Allah’tan başkasına güvendiği için İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Cebrail, Yusuf’un yanına gelerek dedi ki: Seni insanların en güzeli olarak karar kılan kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Cebrail dedi ki: Seni kardeşlerinin arasından babana en sevimli kılan kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Dedi ki: Kervanı (seni kuyudan çıkarmaları için) senin arkana gönderen kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Dedi ki: (Kuyunun üzerine koydukları) Taşı senden uzaklaştıran kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Dedi ki: Seni kuyudan kurtaran kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Dedi ki: Mısır kadınlarının hilesini senden uzaklaştıran kimdir?
Dedi ki: Rabbim.
Kuşkusuz Rabbin şöyle söylüyor: İhtiyacını benim değil de yaratılmışların önünde dile getirmene neden olan şey nedir? İşte bundan dolayı birkaç yıl zindanda kalacaksın.
Allah’a Güvenmemenin Sonuçları
Allah’tan yüz çevirerek insanlara güvenmenin sonuçlarını İmam Sadık’tan (a.) nakledilen bir hadisle açıklamaya çalışacağız:
Hüseyin Bin Ulvan adında bir kişi şöyle söylemektedir:
İlim tahsili için katıldığım bir toplantıda yolculuk param bitmiş bir halde oturmuştum. O toplantıda olanlardan biri şöyle dedi: Bu problem için kime umut bağlıyorsun? Dedim ki: Filan kişiye. Dedi ki: Allah’a yemin ederim ki, ihtiyacın giderilmeyecek. Arzuna ulaşamayacaksın. Amacın gerçekleşmeyecektir. Dedim ki: Allah seni bağışlasın. Nereden biliyorsun? Dedi ki: Ben imam Sadık’ın (a.) şöyle buyurduğunu duydum:
Yüce Allah’ın kitapların birinde şöyle buyurduğunu okudum: İzzet, azamet, şeref, büyüklük, hâkimiyetim ve mümkün olanların hepsine yemin ederim ki, benden başkasına umut besleyen kimsenin arzusunu umutsuz kılacağım. Ona zillet ve alçaklık elbisesini giydireceğim. Onu yanımdan kovacağım. Fazlımdan uzaklaştıracağım. Sıkıntıları gidermek benim elimde olduğu halde, sıkıntılı anlarda benden başkasını mı çağırmaktadır?
Bütün kapalı kapıların anahtarları benim elimde olmasına ve beni çağıran kişinin yüzüne evimin kapısı açık olmasına karşın, benden başkasına mı umut beslemekte ve benden başkasının mı kapsını çalmaktadır?
Sıkıntılı anlarda umudunu bana bağladığı halde umudu kesilen kişi kimdir?
Ben, kullarımın arzularını kendi yanımda korumaktayım. Ancak onlar benim koruyuculuğuma razı olmadılar. Gökleri beni tespih etmekten yorulmayan kimselerle (meleklerle) doldurdum. Ve onlara benim ile kullarımın arasında olan kapıları kapatmayın diye emir verdim. Ancak onlar (kullar) benim sözüme güvenmediler.
Benden başkasına umut besleyen kişi, eğer başına bir olay gelse, benden başka benim iznim olmaksızın onun sorunlarını giderebilecek birini tanıyor mu? Öyleyse benden niçin yüz çevirmektedir? Hâlbuki ben ona keremimden ve fazlımdan istemediği halde verdim. Onları ondan alacağım. Onların geri verilmesini benden istemeyecek mi, yoksa benden başka birinden mi isteyecek?
O, benim hakkımda neler düşünmektedir? Oysa ben ona istemeksizin bağışlıyorum. Yoksa benden istediği zaman ona cevap mı vermiyorum? Yoksa kulumun beni cimri sanacak bir cimriliğim mi var?
Yoksa bütün güzellikler ve cömertlikler benden değil mi? Yoksa rahmet ve bağış benim elimde değil mi? Yoksa ben arzuların yeri değil miyim?
Dolayısıyla, benden başka umutlarını kesebilecek kimdir?
Eğer bütün gökyüzü ve yeryüzü halkı bana umut bağlasalar, onların her birine umutları oranında versem de bir karıncanın organının bir tanesi ölçüsü kadar, mülkümde ve kudretimde azalma olmaz. Benim sorumlusu olduğum bir mülk nasıl azalabilir?
Dolayısıyla, yazıklar olsun rahmetimden umutsuz olanların durumlarına. Yazıklar olsun günah işleyen ve benden korkmayanlara.
Bu bağlamda, insan yalnızca Allah’a güvenerek başkalarına umut bağlamamak zorundadır. Müminlerin Emiri Ali (a.) şöyle buyurmuştur:
Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.
Yine şöyle buyurmuştur:
Ben Allah’a tevekkül ediyorum. Tövbe ile olan tevekkül, ona döner.

Çevirmen: Mahmut ACAR


more post like this