Anne ve baba, hayatlarının ürünü olan çocuklarını herhangi bir tehlike karşısında görseler, onları koruyacak çareler bulmaya çalışırlar.
Doğal olarak, her yapımcı yaptığı şeye karşı son derece duyarlıdır. Çünkü kendi güzelliklerinin onda ortaya çıktığına inanır. Dolayısıyla, onu korumak için gerekli olan çabayı harcar.
Bu konu hakkında şu içerikte çok meşhur bir örnekleme bulunmaktadır:
Bir kişi, testiciden bir testi satın alır. Testiyi testicinin önünde kırar. Bu olay birkaç defa tekrar edilince, testici çok öfkelenir. Satın alıcı şöyle der:
Niçin öfkeleniyorsun? Kırılan testilerin parasını sana ödemedim mi?
Testici şöyle der:
Doğru ödedin. Ancak, kendilerinin yapılması için çok zahmet çektiğim ve sağlam kalmasını istediğim şeylerin gözlerimin önünde kırılmaları oldukça rahatsız edecidir.
Yüce Allah, insana karşı anne ve babanın şefkatinden daha şefkatlidir. Çünkü her yapımcı yaptığı şeye karşı duyarlıdır. Kendi hikmet ve kudretini bu varlıkta göstererek onu mükemmelleştirmek istediği için, tevhit ve güzellik fıtratı üzere yaratıp kendi halifesi karar kılmıştır.
Yüce Allah, mükemmele ulaşmanın yolunu ayeti kerimede şöyle açıklamaktadır:
Ben, cinleri ve insanları, bana ibadet etmeleri dışında hiçbir şey için yaratmadım.
İmam Hasan (a.), ibadet etmek ve yaratılış sırları konusunda şöyle buyurmuştur:
Kuşkusuz, yüce Allah’ın üzerinize gerekli kıldığı farzlara ihtiyacı yoktur. Onları, üzerinize nimet vermesi ve rahmet etmesinden dolayı farz kılmıştır.

Çare Yolu

Mükemmele ulaşma yolunda çeşitli iç ve dış engeller bulunmaktadır. Bu yolu aşma konusunda zorluklar da vardır. Ancak, en önemli etkeninin nefsi emare  olduğu günah işleme yolu ise, genellikle herkes tarafından çok kolay bir yol olarak kabul edilmektedir. Aynı zamanda insan hayatında, onu mükemmelleşmekten alıkoyarak bozuk yollarla çeken birçok engel de bulunmaktadır.
Dolayısıyla, nefis (iç engel olarak) ve birçok dış etken insanı yanlışlığa, günaha, çaresizliğe ve mükemmelden ayrılmaya sürüklemektedir.
Genellikle insanların çoğu, bu tür engellere müptela olmaktadırlar. Ve yalnızca bazıları çare bulabilmektedirler.
Peygamber efendimiz (s.a.a.) şöyle buyurmaktadır:
Bütün insanların yanılgıları vardır. Yanılanların en hayırlıları ise çok tövbe edenlerdir.
Yüce Allah, bu nedenlerin varlığından dolayı insanın umutsuzluğa düşmemesi, kişiliğini kaybetmemesi, geri dönüş yolunu seçerek insani kimliğini yeniden bulabilmesi, yüce Allah ile barışması, mükemmelleşmesi, iyilik ve hayır yolunu sürdürmesi için, çare ve geri dönüş kapısını insanının yüzüne açmıştır.
Yüce Allah’ın bu lütuf’u, şükür ve övgüyü gerektirmektedir. İmam Zeynel Abidin (a.) birçok övgü ile birlikte yüce Allah’a şöyle yakarmaktadır:
Allah’ım! Sen, kulların için bağışlama kapısını açarak adını tövbe koyan ve Allah’a geri dönün diye buyuransın.
Evet, yüce Allah’ın isyankâr kuluna günahlardan arınmasını, geri dönerek tövbe etmesi ve günahkâr kulun tövbe etmesinden hoşnut olmasının nedeni, sevgi ve şefkattir.
İmam Bakır (a.) şöyle buyurmaktadır:
Yüce Allah’ın günahkâr kulun tövbe etmesi karşısındaki hoşnutluğu, gecenin karanlığında (çölde) bineğini ve azığını kaybeden sonra da tesadüfen onu bularak hoşnut olan kişiden daha çoktur.
Tövbe Etmenin Aşamaları
Kur-an’ı kerim “tövbe” ve tövbe kelimesinden türeyen sözcüklerden 107 defa yararlanmıştır. 7 defa da “tövbe ediniz” şeklinde buyurarak günahlardan geri dönmeye ve kendisine uymaya çağırmıştır.
Ancak, birçok hadiste de vurgulandığı gibi tövbe etme konusunda üzerinde durulması gereken en önemli konu; tövbe etmenin bütün aşamalardan geçerek gerçek şeklini almasını, istenilen sonuca ulaşmasını ve kader belirleyici olmasını sağlamaktır.
Hz. Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
Tövbe dört direk üzere kuruludur;
—Kalp ile pişman olmak.
—Dil ile bağışlanma dilemek.
—Organlar yardımıyla amel etmek.
—Geçmişte kalan günahlara geri dönmemek üzere ciddi bir şekilde karar vermek.
Dolayısıyla, tövbe etmek yalnızca harflerden oluşmadığı anlaşılmaktadır. Öncelikle, kalp ile günahlar için pişman olmak ve günahlardan nefret etmek gerekmektedir.
Sonra, dil ile günahları terk etme sloganını başkalarına ve kendisine söyleyerek süreklilik kazandırmalıdır.
Sonra, önceki niteliklerden uzaklaşarak bedeninin organlarıyla günah işleyen bir insan olmak yerine, Salih ve güzel amellerde bulunanlar bölgesine girmelidir.
Son olarak da önceki günahlarla çirkinliklere ve kötülüklere bir daha geri dönmemek için kesin karar vermelidir.
Dolayısıyla, Hz. Ali’nin (a.) huzurunda yüce Allah’tan bağışlanma dileğinde bulunarak “Estağfirullah” kelimesini söyleyen bir kişiye karşı, Hz. Ali’nin (a.) “Annen, ölümüne gözyaşı döksün.” Şeklinde buyurarak onu eleştirmesi ve bağışlanma dilemenin yüce bir makamı olduğunu ve bu makamın altı aşaması bulunduğunu açıklaması da bunu doğrulamaktadır.
Bu altı makam şunlardan oluşmaktadır:
—Geçmişteki kötü amellerin hepsi için ciddi olarak pişman olmak.
—Bütün günahlardan sakınmak için ciddi olarak karar vermek.
—İnsanlara maddi ve manevi bütün haklarını geri vermek ve borçsuz olmak.
—Günü geçmiş farz amellerin ve ibadetlerin hepsini yerine getirmek.
—Haram yolla bedende oluşan bütün etleri eritmek.
—Günahın lezzetini tatmış olduğu ölçüde, Allah’a ibadet etmenin ve kulluk etmenin de lezzetini tatmak ve bu yolda sabırlı olmak.

Tövbe Etmenin Şartları

Tövbe etmeyi iki bölüme ayırmışlardır:
İlk bölüm, küçük günahlar içindir. Ve yalnızca “Esteğfirullah” diyerek ve kalp ile pişman olarak telafi edilebilmektedir.
Ancak ikinci bölüm, yok edici büyük kötülükler ve yapısal etkileri bulunan büyük günahlar içindir. Bu bölümde, kalp ile pişman olmaya ve de dil ile “Esteğfirullah” söylemeye ilave olarak, meydana gelen bozuklukları düzeltmek ve eksiklikleri onarmak için bazı amelleri de uygulamak gerekmektedir.
Başka bir bölümlendirme içinde, insanın müptela olduğu günahları üç kısma ayırmak da olasıdır. Kuşkusuz böyle bir kısımlandırmada tövbe etmek de üç kısım olacaktır. Şimdi bunlara kısaca değineceğiz:

A: Kendi Öz Benliğine Zulüm Etmek

Yüce Allah kur-an’ı kerimde, kendi öz benliklerine zulüm edenleri şöyle açıklamaktadır:
Onlardan bazıları kendi öz benliklerine zulüm ederler.
Bu bölümde yer alan günahlar, yanlışlıklar ve hatalar; ilk aşamada ve genellikle zararlı sonuçları insanın kendi öz benliğiyle ilgilidir.
Bu bağlamda, insan kendi öz canına, malına ve şerefine zarar vererek ilerlemeye ve başarıya engel olmaktadır. Sonuçta da çaresizlik, geri kalmışlık ve birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır.
Böyle durumlarda, günahkâr kişi kendi öz benliği hakkında zulüm etmiş olsa da, başkalarının hakkı söz konusu olmadığı için “Esteğfirullah” diyerek yanlışları düzeltmesi ve günahlardan geri dönmesi daha kolaydır. Dolayısıyla, dünya ve ahiret mutluluğunu kazanması da mümkündür.

B: Allah Hakkı

Yüce Allah’ın insanın doğasında karar kıldığı tertemiz fıtrat, onun için hazırladığı maddi ve manevi nimetler, beyninin içine yerleştirdiği on beş milyar sellül, bunlara ilave olarak kitaplar ve peygamberler göndermesinin de nedeni; bozuk yollara sapmaması, mükemmel yolda gitmesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklaşması içindir.
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Allah’ın ahlakıyla ahlaklaşınız.
Ancak insanın iç ve dış etkenlerin etkisi altında kalarak bunca nimetleri ve hidayetleri görmemesi, âlemlerin yaratıcısı olan yüce Allah karşısında isyan etmesi, Allah’ın hakkına ve ilahi dinin hükümlerine zulüm etmesi son derece üzücüdür.
Böyle günahlar için tövbe etme şekli ise; eğer inkâr ve şirk gerçekleşmişse onları terk ederek Allah’ı birlemektir. Eğer yüce Allah’ın dininin hükümleri konusunda gevşeklik göstererek terk etmiş ise onları yerine getirmektir.
Kuşkusuz, bazı amellerin telafisi çok zordur. Ancak yüce Allah merhametli ve şefkatli olduğu için kulları tövbe etmeye çağırmıştır. Bunların bağışlanabilmesi için de uygulama yani amel istemiştir.
Örnek olarak, Allah’ın kulları üzerinde hakkı olan orucu yiyen bir kimse konusunda risale kitabında şöyle okumaktayız:
Üzerine Ramazan ayının kefareti farz olan bir kimse, bir köle azat etmelidir. Ya da sonraki meselede söyleneceğe gibi, peş peşe iki ay oruç tutmalıdır. Ya da atmış fakir doyurmalıdır. Ya da yaklaşık on doyumluk olan bir “med” yani buğday, arpa ve ya bunlara benzer şeyler vermelidir. Söylenen şeyleri yapamayan bir kimse, verebileceği kadar fakirlere yemek vermelidir. Eğer yemek veremez ise, bir defa da olsa “Esteğfirullah” demelidir.
Dolayısıyla, Allah hakkı konusunda tövbe etmek çok kolaydır. Hatta “insan hakları” yönü olan günahlar gerçekleşmiş olsa da örneğin; açıklanması caiz olmayan “cinsel taşkınlıklar” ve “namusa aykırı davranışlar” gibi olayların kötü sonuçlarını önlemek için, Allah ile kendi arasında ciddi olarak tövbe edebilir.
Buna örnek olarak “Maiz Bin Malik” ile Beni Gamid kabilsinden bir kadının öyküsünü zikredebiliriz.
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Yüce Allah, Davud peygambere (a.) şöyle buyurmuştur;
Ey Davud! Mümin kulum günah işlediği zaman geri dönerek tövbe etsin. Sonra o günahı hatırladığı zaman benden utanırsa onu bağışlarım. Gözetleyici meleklerin günahını yazmalarını unuttururum. Sonra o günahı iyiliğe çevirim. Ve günahından geçerim. Çünkü ben merhamet edenlerin en merhamet edeniyim.
Sadi de bu konu hakkında şöyle söylemektedir:
Ne zaman, çaresiz günahkârlardan birisi, tövbe elini kabul edilecek umuduyla yüce Allah’ın dergâhına kaldırsa, yüce Allah ona ilgi göstermez. O tekrar ister. Yine ilgi göstermez. O ısrarla ağlayarak sızlayarak tekrar ister. Sonra yüce Allah şöyle buyurur;
Ey meleklerim! Kulumdan utandım. Onun benden başka hiçbir kimsesi yoktur. Onun için onu bağışladım.

C: Kul Hakkı

Gerçekleşmesi mümkün olan günah türlerinden bir diğeri de başkalarının haklarını çiğnemektir. Böyle günahlar için tövbe etme şartları çok daha ağırdır.
İmam Ali (a.) bu çeşit günah türünü “Kullara zulüm etmek” olarak açıklamıştır.
İmam Zeynel Abidin (a.) de bu çeşit günah türünü “Kardeş haklarını çiğnemek” olarak ifade etmiştir.
Bir hadisi şerifte şöyle yer almaktadır:
Peygamber efendimiz (s.a.a.) Allah’ın evi  Kabe’ye bakarak ona saygı gösterdi. Ve onun yüceliğini açıkladı. Sonra şöyle sürdürdü;
Bir müminin saygı ve hakkı, senin saygı ve hakkından daha üstündür. Çünkü yüce Allah, senin yalnızca bir tek şeyini haram kılmıştır. Oysa müminin malı, kanı ve onun hakkında kötü zanda bulunmak üzere üç şeyini haram kılmıştır.
Bu bağlamda, insanlar ve müminler üç çeşit hak, saygı ve hürmete sahiptirler.
Bu üç hak karşısında üç çeşit zulmün gerçekleşmesi mümkündür.
Sonuç olarak üç çeşit tövbe de farz olmuş olacaktır. Şimdi kısaca onları açıklamaya çalışacağız:

A-Mal Hakkına Zulüm Etmek

Peygamber efendimizin (s.a.a.) hadisi şerifinde de okuduğumuz gibi, mümin kişinin malı ve başkalarının malı saygındır. Ve koruma altındadır. Onu kullanmak, telef etmek ise caiz değildir.
Bu bağlamda bir kimse faiz, rüşvet, düzenbazlık, hırsızlık ya da doğru olmayan çeşitli yollarla başkalarının mallarını yemişse, tövbesinin kabul olması için; ya mal sahibinin gönlünü alarak razı etmeli ya da malı geri vermelidir.
Ümeyye Oğulları hükümetinde yer alan Haccac Bin Yusuf Sakafi döneminde sorumluluğu olan ve bir yığın servet biriktirmiş olan yaşlı bir adam, İmam Muhammet Bakır’a (a.) şöyle sordu:
Acaba benim tövbem kabul olur mu?
İmam Bakır (a.) biraz durakladıktan sonra şöyle buyurdu:
Hak sahiplerine haklarını geri vermedikçe, hayır olmaz.

B-Cana Zarar Vermek

Bir kimse, bir müslümanın canına vurarak veya başka bir şekilde zarar verirse ya da Allah korusun (yukarıdaki hadisi şerifte “kanı haramdır” şeklinde açıklandığı gibi) kanının dökülmesine ya da ölümüne neden olursa tövbesinin kabul olması için; diyet vermeli veya kısas uygulamalı ya da başka bir şekilde bunu telafi etmelidir.
Evet, bir kimsenin bedenine vurmak ya da bir kişinin canına kıymak, yüce Allah’ın bile bağışlamayarak azap etmesine neden olacak ölçüde öneme sahiptir.
İmam Ali (a.) şöyle buyurmaktadır:
İzzetime yemin ederim ki, eli ele vurmak ya da zulüm ederek bir eli sıkıştırmak ölçüsünde de olsa hiçbir kimsenin zulüm etmesine ruhsat tanımayacağım.
Başkalarının hakkına zulüm olan bedene zarar vermeye ilave olarak, eğer bir kimse başka bir kimseyi korkutmak, üzmek ya da incitmek gibi kişinin ruhu ve sinirleri ile ilgili olan yönlerine zarar verecek olursa, tövbesi bütün zararları telafi ettikten sonra kabul olacaktır.
Böyle yapmazsa uygunsuz davranışlarının cezasını dünyada ve Ahirette kesinlikle görecektir.

C-Namusa Zarar Vermek

İnsanların namusları ve şerefleri de olağan üstü bir saygınlığa sahiptir. Eğer kişi gıybet, töhmet ya da ayıbının ortaya çıkmasına neden olan davranışlar yardımıyla zarar görürse, ona karşı büyük bir zulüm işlenmiş demektir. Saldırgan günahkârın tövbesi ise, ona verdiği zararları ve ayaklar altına aldığı şerefini ilk haline geri getirdiği takdirde kabul olacaktır.
Acaba böyle bir şeye olanak var mıdır?
Acaba bir müminin şerefi bu şekilde ayaklar altına alınarak halkın gözünde küçük düşerse, onu ilk haline geri getirmek mümkün müdür?
Saldırgan günahkârlar böyle işler karşısında nasıl tövbe edebilirler?
İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır:
Kim bir müminin şerefiyle oynarsa, onu telafi etmesi onun üzerine farzdır.
İmam Ali (a.) de şöyle buyurmaktadır:
Eksikliklerden yüce olan Allah, kullarının haklarını kendi hakkının önünde karar kılmıştır. Dolayısıyla, kim Allah’ın kullarının hakları karşısında durursa, Allah’ın hakları karşısında durmuş gibi olacaktır.

Nasuh Tövbe

Nasuh tövbe, kur-an’ı kerimin açıkladığı en mükemmel tövbe etme türüdür.
Ey iman edenler! Allah’a Nasuh (içten) olarak tövbe ederek geri dönün.
Nasuh tövbe etme nasıl gerçekleşir? Şimdi bu konu hakkında rivayet edilen hadisleri ve sözleri inceleyeceğiz:
1-İmam Musa Kazım (a.) şöyle buyurmaktadır;
Kulun tövbe etmesi, bir daha ona (geçmişte yaptığı günaha) geni dönmemesidir.
2-İmam Sadık (a.) şöyle buyurmaktadır;
Kişinin günahlardan tövbe etmesi, ebedi olarak onlara geri dönmeyeceğine niyet etmesidir.
3-Allame Tabersi şöyle yazmıştır;
Nasuh tövbe etme, yalnızca Allah rızası için gerçekleşen tövbe etme türüdür.
4-İbni Abbas’ın naklettiği rivayete göre, Muaz Bin Cebel peygamber efendimize (s.a.a.) Nasuh olarak tövbe etmenin anlamını sorunca şöyle buyurmuştur;
Günahkâr kişinin tövbe ettikten sonra, sütün memeye geri dönmemesi gibi, onun da günaha geri dönmemesidir.
5-Nasuh kelimesi, öğüt verme ve nasihat etme anlamında olan “Nasaha” fiilinden türemiştir.
Nasuh olarak tövbe etmenin anlamı ise; tövbe eden kişinin,  başkalarına da ibret ve öğüt olacak şekilde kendi hayrı ve iyiliği yolunda içtenlikle adım atmasına denir.
6-Nasuh kelimesi, elbiseyi Nasuh etme yani onarma kelimesindendir. Terzinin elbisenin yırtıklarını ve söküklerini yamayarak eksiksiz hale getirmesinde olduğu gibi onarmaktır.
Dolayısıyla, tövbe eden kişi de bozulmuş olan imanını onarmaktadır. Günahlarından dolayı, Allah ve Allah dostlarıyla kendi arasında ortaya çıkan ayrılığı yok etmektedir. İbadet ve itaat ederek dininde ortaya çıkan dağınıklığı düzene koymaktadır.
7-Said Bin Cübeyr şöyle söylemiştir;
Nasuh olarak tövbe etme, insanın günahı her zaman göz önünde bulundurarak bir daha onu yapmamasına denir.
Buna ilave olarak, dil ile “Esteğfirullah” diyerek ve kalp ile pişman olarak bedende bulunan organları günahlardan korumaya da denir.
8-Kellibi şöyle söylemiştir;
Nasuh tövbe etme, kabul edilmiş tövbeye denir. Tövbe ederken kabul olmayacağı korkusu olursa kabul edilmez. Dolayısıyla, kabul olacağına umutlanmalı ve sürekli itaat etmelidir.
9-İmam Hasan Askeri (a.) Ahmet Bin Hilal’in mektubuna cevap olarak Nasuh tövbe etme konusunda şöyle yazmıştır;
Nasuh olarak tövbe etme, kişinin içinin dışı gibi olmasına denir. Hatta içi dışından daha güzel olur.
Evet, şartları ve nitelikleri açıklanan böyle bir tövbe, dinsel hükümler bakımından gerçek olarak tövbe etme şeklini oluşturmaktadır.
Peygamber (s.a.a.) adı geçen tövbe etme konusunda şöyle buyurmaktadır;
Günahlar için tövbe eden kişi, hiçbir günahı olmayan kişiye benzer.
Günahlardan Allah tarafına geri dönmek ve tövbe etmenin üstünlüklerini göz önünde bulundurmamız gerekmektedir. Ancak İmam Sadık’ın  (a.) günahın insana verdiği ilk zarar hakkındaki buyruğunu da unutmamamız gerekmektedir.
Kişi günah işlediği zaman, kalbinin içinde siyah bir nokta ortaya çıkar.
Kur-an ayetleri, birçok hadis ve âlimlerin fetvalarında da olduğu gibi tövbe etmek farzdır. Hatta âlimler, tövbe etmenin farz olmasını nakil ve akıl açısından “öncelikli farz” olarak açıklamışlardır.

Yoldan Çıkmaya Neden Olduğu İçin Tövbe Etmek

Yüce Allah’ı inkâr etmek ve ona ortak koşmaktan sonraki günahların en büyüğü, insanların doğru yoldan çıkmalarına neden olmaktır.
Başkalarını doğru yoldan çıkarmanın tehlikesi; İmam Sadık’ın (a.) “Kim, bir canı can karşılığı olmaksızın öldürürse…”  Ayetini “Kim, bir kişiyi doğru yoldan çıkararak sapıtmasına neden olursa, onu öldürmüştür.” Şeklinde tefsir ettiği ölçüde büyüktür.
Bu bağlamda, bir kimse sözüyle veya davranışlarıyla ya da başka bir şekilde, bir kişiyi ya da kişileri, Allah yolundan ayrılmalarına neden olacak bir inanca, düşünceye veya amele müptela kılarsa; onun tövbesi yüce Allah’ın dergâhında ancak onları içine sürüklediği sapıklıktan çıkararak doğru yola ulaştırmakla kabul edilecektir.
Vesail-uş Şia kitabının yazarı “İnsanların Sapmalarına Neden Olan Kişilerin Tövbelerinin Şartları” başlığı altında, İmam Sadık’tan (a.) şu içerikte bir rivayet nakletmiştir:
Geçmiş zamanlarda bir adam, bir din kurarak insanları ona çağırdı. Birçok insanın sapmasına neden oldu. Ancak, içinde bulunduğu büyük yanlışı ve fark edince, tövbe etmeye yöneldi. Yüce Allah, zamanın peygamberine o adama şunu bildirmesini vahiy etti:
Celalime yemin ederim ki, vücudunun organları birbirinden ayrılacak bir şekilde bana dua etmiş olsan da, davetinle sapıtarak ölen kişileri hak yoluna döndürmedikçe, tövbeni kabul etmeyeceğim.

Yazar: Huccetül İslam Vel Müslimin Ahmet Sadiki ERDİSTANİ

Çeviri: Mahmut ACAR


more post like this