Hz. Muhammed (s.a.a) Bedir savaşında Kureyş galip gelmişti. Kureyş’in büyükleri ölmüşlerdi, bu yüzden ölenlerin çocukları toplanıp Ebu Süfyan ve diğer Kureyş büyüklerine gidip dediler ki:
Ey Kureyş’liler! Muhammed  sizin büyüklerinizi öldürmüştür, onunla savaşabilmemiz için bize yardım edin.
Kureyş Peygamberle savaşmak ve kendi kardeş, baba ve çocuklarının intikamını almak için hep birlikte karara vardılar. Onların arasında Cubeyr’in amcası Hamza’nın eliyle ölmüş olan, Onun vahşi adında bir kölesi vardı, Cubeyr de onların aralarında idi vahşi mızrak atmada çok üstün kabiliyeti vardı. Cubeyr kölesine eğer Muhammed’in amcası Hamza’yı benim amcamın karşılığında öldürürsen seni hür edeceğim. Kureyş büyük teçhizatla ebu Süfyan’ın komutanlığında hareket etti. Ebu Süfyan’ın karısı Hind’de halkı Peygamberle savaşmaya tahrik ediyordu. Çünkü baba ve kardeşi Hz. Ali (a.s) ve Hamza tarafından öldürmüşlerdi. Hz. Muhammed (s.a.a) Kureyşin savaş için Uhud Dağı’nın kenarında oldukları haberini alınca ashabını toplayarak onlara buyurdu: Bizim şehirde kalmamız hakkındaki görüşünüz nedir? Onları geldikleri yerde bırakalım, şehire girerlerse savaşalım.
Peygamber düşmanları Medine duvarları arkasında bekletip onları ok yağmuruna tutmayı düşünüyordu. Bu doğru bir görüştü, çünkü gelen Kureyş ordusuydu onlarla göğüs göğüse gelmek kolay değildi. Eğer İslam ordusu şehirde kalsaydı, Kureyş ordusu şehre giremezdi. Bu görüş Müslüman gençler tarafından kabul olunmadı. Gençler düşmanla savaşmak için şehirden çıkmak istiyorlardı, bu yüzden. Ey Allah’ın elçisi izin  ver düşmanın tarafına hücum edelim, onlar kudretsiz ve korkak olduğumuzu sanmasınlar” diye haykırıyorlardı.
Peygamber Medine’ye hicret etmeden Medine halkının reisi olan Abdullah İbni Ubey dedi ki: Ey Allah’ın elçisi şehirde kal şehirden dışarı çıkma, düşmana hücum ettiğiniz zaman şehirden çıktığımızda hep bizler zarar görmüşüz. Ama şehirde kaldığımızda biz düşmanı yenmişiz. Ey Allah’ın elçisi onları geldikleri yerde bırak orada kalırlarsa büyük zorluklar çekecekler şehire girseler savaş erlerimiz göğüs göğüse gelip öldürecekler onları, kadınlar damların üzerinde onlara taşla vuracaklar, savaşmadan dönseler dahi yenik dönecekler dedi. Ama öte taraftan gençlerin itirazları yükseliyordu, feryat ediyorlardı: “düşmanın şehire girmesi bize ölümdür!!!”
Hz. Muhammed eve gitti. O hazretin gittiğini gören bir grup genç dediler ki o Hazretin şehrin dışarısında düşmanla hücum etmeği söylemeden önce biz ısrarla savaşa gidelim. Peygamber (s.a.a) savaş elbisesini giyinip evden çıktı, halk o’nun etrafına toplanarak dediler ki: Ey Allah’ın Elçisi! Emrettiğin gibi şehirde kal. Peygamber buyurdu: (Kendi ümmeti için savaş kararını alan Peygamber şehrin dışarısında düşmanla savaşıp dönmek için hazırlandılar) Ben sizi şehirde kalmaya davet ettim, ama siz düşmanla savaşmak için şehirden çıkmak istediniz. Buna göre zor durumlarda dayanmak, zor zamanlarda sabır, takva ve düşmanla mücadelede başarı gösterin. Tam Müslüman savaş olan camide toplandılar ve sayıları bin kişi idi. Peygamber kendi ordusunu gördü ve savaş bayrağını Nesb b. Emir’e verdi. Kendisi de tüm Medine’nin dışarısındaki güçlerin liderliğiyle görevlendi. Çünkü kendi Allah’larının Kabe’nin putlarından daha üstün olduğunu ispat edebilmek için. Abdullah İbn-i Emir Peygamber’in onun sözlerine amel etmediği ve toplumun gençlerinin görüşünü  kabul ettiği için sinirlendi. Peygamberle savaş meydanına giden kimselere dönerek söyledi: Peygamber gençlere uydu benim dediklerimi dinlemedi niçin kendinizi ölüme atıyorsunuz? Onun emrinde olan toplumun üçte biri döndüler, Peygamber ve geride kalanlar Uhud dağına varmak için yollarına devam ettiler. Peygamber ordusunu Uhud dağının eteğinde, okçulardan bir bölüğünü de diğer dağın eteğine yerleştirerek, Peygamber emir vermeyinceye kadar kendi yerlerinden ayrılmayacaklarını söylediler. Kılıçla savaşacakları, dayanıklı bir duvar gibi savaşmaları için hepsini bir sırada düzeltti. Hz. Muhammed (s.a.a) ordusu 700 kişi Ebu Sufyan’ın ordusu 3000 savaşçı idi.
Peygamber kendi ordusunun moralinin Ebu Sufyan’ın ordusunun moralinden çok daha iyi olduğuna emindi. Eğer Müslüman ordusu Peygamber’in emrine uyarlarsa düşmanı bozguna uğratacaklardı. Düşman ordusu Uhud dağının karşısındaki büyük bir tepede göründü, hızlı hızlı ilerleyerek Peygamber’in ordusunun karşısına geldiler.
Savaş meydanında Mübareze başladı. Kureyş’ten bir kişi meydana gelerek savaşacak er istedi. İslam’ın kahramanlarından olan peygamberin amcası Hz. Hamza ona doğru ilerleyerek kılıcıyla öldürdü. O zaman Kureyşin kahramanlarından olan (Abamtulanın oğlu) meydana gelerek bağırdı. Ey Muhammed! Benimle Mubarize edebilecek kim var? Hiç kimse ses çıkarmadı, tekrar bağırdı:
Ey Ebu’l Kasım benimle savaşacak olan kimdir? Müslümanlardan kimse ses çıkarmayınca yine bağırdı.
Ey Muhammed ashabı! Sizi cennette, bizim ölülerimizi de cennette mi sanıyorsunuz? Yalan söylüyorsunuz, böyle imanınız olsaydı sizden biriniz benim karşıma gelirdiniz.
Aniden Ali İbn-i Ebu Talib (a.s) kalkarak meydana gitti, iki tarafın arasında çarpışma başladı. Düşman Hz. Ali (a.s) karşısında duramayacağını anlayarak kaçtı. Hz. Ali (a.s) da onu izleyerek bir kılıçta yere serdi.
Daha sonra savaş hep birlikte başladı. Müslümanlarsa dağın tepesinde Marş söylüyorlardı. Müslümanlarla kafirler savaştıkları gibi, Kureyşin büyüklerinden ve süvarilerin başkanı olan (Halid b. Velide) Hz. Muhammed’in ordusu dağdan onları oklarla tarayınca geri kaçmaları mecbur oldu.
Düşman yenilgiye uğrayıp, kaçmaya başladılar. Müslümanlar düşmanların işini bitirecekleri yerde ganimet toplamaya başladılar. Dağın tepesinden bunu izleyen Müslümanlar (Müslüman ordusu) savaşın kazanıldığını anlayarak feryat ettiler: Ganimet, ganimet!
Onların komutanları bağırdılar: Hani Peygamber’e kendi yerlerinizi terk etmeyeceğinizi söylememiş miydiniz? Askerler; Artık düşman yenildi, kardeşlerimiz ganimet topluyorlar dediler, Peygamber’in emrini yerine getirmeden kendi yerlerini terk ederek ganimet toplamaya gittiler.  Müslümanların kendi siperlerini terk ettikleri görülünce Halid b. Velid süvarileri Peygamber’in ordusunu Uhud ve Keman daran dağları arasında yok etmek için Müslümanlara yaklaşarak okla taramaya başladılar.
Böylelikle Muhacirin ve Ensar etkisiz hale geldiler, müslümanların kazanmasıyla sonuçlanan savaş kafir bir gurubun komutanı döndü. Müslümanlar ümitsizce kendilerini koruyorlardı, Mızrak atmada çok başarılı olan Vahşi Hamza’yı nişan alarak yaklaştı, Aniden Hamza vurularak düştü ve bedeninden çok kan akıttıktan sonra şahadete erdi. Vahşi Hamza’nın cesedine yaklaşarak Mızrağı aldı ve Bedir savaşında Hz. Hamza tarafından baba ve kardeşi öldürülen Hindin yanına gitti.
Hind aniden Hamza’ya yaklaşıp kalbindeki kinini gidermek için göğsünü keserek ciğerini ağzına aldı. Bu sırada peygamberin yanında Hz. Ali (a.s) ve canlarını feda eden bir kaç müslümanlardan başka Müslümanların hepsi dağılmıştı.
Bir Müslümanın karşısı olan Emare Müslüman yaralılara su getiriyordu, Müslümanların peygamberi yalnız bıraktığını gördüğü zaman su testisini bırakarak kılıcı eline alarak peygamberin yanına geldi ve peygamberin canını koruyan bir guruba karıştı. Düşman savaşçılarından biri, Peygamber’i; bulup öldürmek için ilerliyordu. Amere ona doğru koştu o savaşçı ona kılıçla hamle ederek yaraladı, ama Amere ona öyle iki darbe vurdu ki kaçmağı durmağa tercih etti. Aniden birisi bağırdı Muhammed öldü. Ebu Süfyan Hz. Muhammed’in öldüğünü sanarak savaşı durdurdu. Hz. Muhammed’in ölümü onun için Mühim değildi, karısı Hind’in Hamza da intikamı vardı bu yüzden bayrağını ve halkını kendi etrafına topladı. Müslümanlardan birisi Peygamberin savaşta öldüğünü sanıyordu. Aniden gözü Peygambere iliştiğinde sevinçle bağırdı. Ey Müslümanlar bu Allah’ın Peygamberidir. Peygamber onun susmasını istedi. Ebu Süfyan ölülerin arasında Hz. Muhammed’in cesedini aramaya başladı. Peygamber’den bir eser görülmediği zaman, müslümanlara dönerek bağırdı. Muhammed sizin aranızda mı? Peygamber buyurdu cevap vermeyin. Ebu Sufyan cevap almayınca dedi. Muhammed ölmüştür sağ olaydı cevap verirdi. Müslümanlar kendilerini dağın tepesine ulaştırdılar. Bir daha savaşmak istiyorlardı Ebu Sufyan kabul etmedi. Ebu Sufyan bağırarak şöyle dedi: Bu gün Bedir gününün karşılığı, yaşasın Hebel putu, biz put sahibiyiz sizin putlarınız yoktur. Ashapdan birisi cevap verdi: Allah bizim mevlamızdır sizin mevlanız yoktur. Ebu Sufyan:
Gelecek yıl Bedir Meydanında sizinle savaşa kararlıyız dedi. Müslümanlar şöyle cevap verdiler:
Gelen yıl için anlaşmamız çok iyidir.
Ebu Sufyan kendi ordusunu toplayarak Mekke’ye hareket etti. Peygamber müslüman ölülerini görmek için dağdan çıktı, Hamza’nın cesedini görünce gözleri dolarak düşünceye kapıldı. Müslümanların Peygamber’in emrini yerine getirmemeleri onlara etkili bir yenilgi olmuştu. Bu ayetin nazil olmasıyla rahatladılar.
Gevşeklik etmeyin Mahrum olmayın siz inanmışsınızsa üstünsünüz. Size bir yara değdiyse o kavimde sizin gibi yaralıdır. Bu günler öyle günler ki onları insanlar arasında sırayla döndürür dururuz. Böylece de Allah bilgisini insanlara açıklar içinizden şehitler edinir ve Allah zalimleri sevmez.
Allah insanları arıtır tertemiz bir hale getirir, kafirleri de helak eder. Yoksa Allah içinizden savaşanları belli etmeden, sabredenleri bildirmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz.? Al-i İmran/139-143) -Son-


more post like this